Tarihten Günümüze İslamcılık Akımları I-Çağdaş Mürcie ve Çağdaş Haricilik Düşüncesi
Çarşamba, 05 Mart 2014 09:44
İslamcılığın doğuşu sadece islam ülkelerinin işgaline verilen bir tepkisellik değil, aynı zamanda
klasik ulemanın islam anlayışının eleştirilip geleneksel islamla hesaplaşmadır. Siyasal islam
söylemi aslında sünnetin şarkiyatçı söylemle geleneğe indirilmesi, islah ve tecdid düşüncesinin
dine eklemlenmesi, dinin ilerlemeciliğe karşı olduğu fikrini empoze edip yenilikçi ve reformcu
görüşlerle ictihad kapısının kapanmadığı vehmine kapılmaktan başka bir şey değildir.
Rasyonalist akli özgürlüğün nakillere üstünlüğü, sözde ehl-i sünnetin statikliğinden dem vurup
ictihad kapısının kapandığını bahane ederek modern islamın dinamiklerine sarılmadır.
İslam dininin tasavvuru alanını daraltarak onu İslamcılık kılıfında bir ideolojiye sokmaya çalışan
yaklaşımlar sakat, tutarsız ve tarihi yanlış okumadan kaynaklanır. Kendinden önceki 1400 yıllık
tarihi ve irfani tecrübeyi yok sayan İslamcılık anlayışları ideolojik ve sloganik olmaktan öteye
varamayacaktır. Eğer karşı çıktıkları taklidi imandan neşet eden bidat ve hurafelerin
temizlenmesiyse zaten bizde bunu destekleriz, hatta diyebiliriz ki, tahkiki imanın kendisinden
sudur ettiği ehl-i sünnetin akidesinin temelinde bidatler ve hurafelerle mücadele vardır. Yok,
karşı çıktıkları geleneksel islam üzerinden ehl-i sünnet anlayışına saldırmak ve bu anlayışı
tahkir etmekse buna dur demek boynumuz borcudur. Unutmayalım ki, gelenek olmadan din
olmaz, ama İslamcılık olmasa da din olur, diyerek sözlerimize devam edebiliriz. İşin vahim tarafı
da gelenek kavramının dışardan ithal edilip islami terminolojiye sokulmasıdır. Zira gelenek
kavramı oryantalistlerin sözlüğünden bizim dilimize geçmiştir. Ebubekir Sifil hocanın ifade ettiği
gibi: Müsteşrikler, Batı dillerinde yaptıkları İslâmiyat çalışmalarında “Sünnet” ve “Hadis”i
“tradition” (gelenek) kelimesi ile ifade ettiler. Bu, onların, Sünnet ve Hadis’i (tıpkı kendi
geçmişlerinde olduğu gibi) Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz’den sonra gelenlerin O’na atfettiği ve
fakat aslında O’na ait olmayan bir yığın söz ve uygulamalar olarak ya da toplumun zaman içinde
oluşturduğu örf, an’ane , adetlerle aynı özelliğe sahip, onlardan farklı ve üstün bir yanı
bulunmayan bir olgu olarak nitelendirmelerinin sonucuydu.
Batı, İslam’ı içten parçalamak için yeni bir söylem geliştirerek geleneksel İslam, ılımlı İslam,
modern İslam ve radikal İslam gibi sınıflandırmalara girişerek İslam’ı algılamada zihinlerde fitne
ve şüphe tohumları ekmeyi hedefliyor. Müslümanları potansiyel düşman olarak gören batı kendi
medeniyetinin bekası için ılımlı islam ve büyük Ortadoğu projesini yürütüyor, misyonerliğe kapı
aralayan medeniyetler ittifakı- dinlerarası diyalog aldatmacalarını sahneliyor, modern
İslamcıların aklını işgal ederek onları emperyalizmin keşif kolu olan oryantalizme yakınlaştırma
çabalarını sürdürüyor, el-Kaide, Taliban Örgütü ve Vahhabi - Selefi örgütlerin tekfircilik ve şiddet
propagandası yaparak islamı terörizmle lanse etmelerini sağlıyor.
1/5
Tarihten Günümüze İslamcılık Akımları I-Çağdaş Mürcie ve Çağdaş Haricilik Düşüncesi
Çarşamba, 05 Mart 2014 09:44
Tüm bu islami anlayışların tarihteki ehl-i bidat mezheplerle ortak benzeyen yönleri var. Mesela
ılımlı İslamcılarda çağdaş mürcie görüş ve düşüncelerini, el-Kaide, Taliban Örgütü ve Vahhabi Selefilerde çağdaş harici görüş ve düşüncelerini, modern İslamcılarda hem çağdaş mutezili,
hemde çağdaş harici görüş ve düşüncelerini görmek mümkündür. Yine selefi-akılcı, selefi –
devrimci, akılcı-devrimci gelenekçi - mezhepçi, selefi-mezhepçi, gibi basmakalıp
adlandırmaların yanında rasyonalist islam, liberal islam, laik - sekülarist islam, sosyalist islam ,
antikapitalist islam, fundamentalist islam, gibi argümanlar da duymak mümkündür.
Bugünü daha iyi anlamak ve kavramak istiyorsak düne yani geçmişe bakmak lazım gelir.
Özellikle bugünkü güncel itikadi sapmaların özelliklerinin geçmişteki itikadi fırkaların
özelliklerinden farksız olduğu aşikârdır. Mesela klasik mürcie mezhebi imanı amelden ayrı tutar,
günah işlemenin imana zararı olmayacağını, vaad eden ve umut veren ayetleri almışlardır, modern çağın mürciesi ılımlı İslamcıları başörtüsü füruattir diyerek laik eğitim kurumlarında ilim
okumak için başörtüsünün çıkarılmasına bile fetva verirler, aynı zamanda dinde küfür sayılan
söz ve amelleri dikkat etmez, islama göre dost ve düşman kavramlarını es geçerler.
Yine küfrü ve şirki basit gördükleri için laik demokratik yönetim sistemlerini ve beşeri kanunları
savunurlar, cihad ruhunu yok edip kafirlerle dostluk kurmanın adı diyalog, safını belli etmemenin
adı barışa katkı, emperyalizm ve siyonizmle uzlaşmanın adı medeniyetler arası ittifakıdır onlara
göre. Ilımlı muhafazakar kapitalist çağdaş mürcieler azılı islam düşmanlarına gösterdiği
hoşgörünün binde birini müslüman kardeşlerine göstermezler, kartel medyanın terörist damgası
vurduğu Müslüman kardeşlerine iftira ve hakaret etmekten imtina etmezler. Tebliğ vazifesi
yapılması gerektiği yerde bunun yerine diyalog kavramı üretilerek muharrref din mensuplarına
yakın durmayı yeğlerler.
Dini devletten ayrı gören İslam’ın siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel hükümlerini kale almayıp
dinden sadece ibadeti anlayan bu sığ ve kıt düşünceli çağdaş mürcie bir bakıma dini vicdanlara
hapseden laik-seküler Müslüman tipi üretmeye namzet görünüyor. Laiklik, sekülarizm
kavramlarının Arapçaya tercümesindeki karşılığı el-ilmaniye’dir. El-ilmaniye kelimesinin Türkçe
karşılığı dinsizlik veya dünyeviliktir. Hristiyan terminolojide dinin bilim ve akla karşı olduğu, din
ve ilmin birbiriyle zıt iki kutbu temsil ettiği varsayılarak bu kelime kullanılmıştır.
Bakın dinin devletten ayrılması konusunda Osmanlının son dönem şeyhulislamlardan Mustafa
Sabri Efendi ne diyor. Şeyhul İslam Mustafa Sabri Efendi’ye, göre din ve devletin ayrılması işi
öncelikle halifeliğin kaldırılmasına zemin hazırlamak için yapılmıştır. Bundaki maksadın da
sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olmadığını, bunun dini ortadan kaldırmak için
bir tuzak olduğunu savunmuştur. (Mustafa Sabri (1998). Hilafetin İlgasının Arkaplanı, Çeviren:
Oktay Yılmaz, İstanbul: İnsan Yayınları). Şeyhul İslam devamla bu bakımdan millet dinli,
hükümet dinsiz kalamaz. Bu mümkün değildir (Mustafa Sabri, (11 Mayıs 1928) “İslâm’da
İmâmet-i Kübrâ Yani Hilafet-i Muazzama-i İslamiye” Yarın Gazetesi, İskeçe (Xhanti). S. 21, s.
1-4). İslâm kanunlarından kurtulmuş ve dinden uzaklaşmış bir hükümet, şer’i hükümleri
uygulamada gevşeklik gösterir. Bu durum da günah işlemeye müsait fırsatlar doğurur. Devletin
2/5
Tarihten Günümüze İslamcılık Akımları I-Çağdaş Mürcie ve Çağdaş Haricilik Düşüncesi
Çarşamba, 05 Mart 2014 09:44
dini, ancak siyaset ve diğer işlerinde dinin bir otorite olmasıyla gerçekleşir (Mevkifu’l-Akl ve’lİlim ve’l-Âlim min Rabbi’l-Âlemin ve İbâdihi’l-Mürselin, Beyrut: Dâru İhyai’t-Turasi’l-Arabî, IV,
291). Hükümet, dini kendinden çıkarıp attığında yalnız kendisi kâfir olmaz. Bu küfür, toplumuna
da sirayet eder. Çünkü küfre rıza küfürdür (Mevkifu’l-Akl ve’l- İlim ve’l-Âlim min Rabbi’l-Âlemin
ve İbâdihi’l-Mürselin, Beyrut: Dâru İhyai’t-Turasi’l-Arabî, IV, 286). Ma’rufu emr ve münkeri nehy
vazifesi, Müslümanların en birinci ayırıcı sıfatıdır. Bu vazifenin ciddi ve mükemmel bir şekilde
yerine getirilebilmesi için, islâm’ın devlet gücünü elinde bulundurması gerekir. Bundan dolayı
islâm, hükümet ve siyaseti asla ve kat’a elden bırakamaz (Mustafa Sabri, (25 Mayıs 1928).
“islâm’da imâmet-i Kübrâ Yani Hilafet-i Muazzama-i islamiye” Yarın Gazetesi, İskeçe (Xhanti).
S. 22, s. 2.; Mustafa Sabri (1992). Hilafet ve Kemalizm, Yayına Hazırlayan, Sadık Albayrak,
İstanbul: Araştırma Yayınları, 183). Öyle ya çağdaş ılımlı mürcieler siyasi olarak laik -sekülarizmi, ekonomik olarak kapitalizmi,
sosyal ve kültürel olarak liberalizmi benimsemiş gözüküyor. Devletin islami kanun ve hükümlerle
yönetilmeyip İsviçre’den alınan İslam dışı medeni kanunlarla yönetilmesi, faiz sistemiyle
ekonomiyi ayakta tutması, toplumda içki ve zinanın serbest olması, laik eğitimin erkek – kız
ayrımı olmadan karma olması nedense onları pek ilgilendirmiyor. İslam’da parçacı anlayış
yoktur, ayetlerin bir kısmın kabul, bir kısmını reddetmek hepsini yok saymakla eştir. Bazı
hükümleri kabul edip bazılarını reddetme yoktur, iman ve ibadetle ilgili hükümlerini kabul edip
muamelat ve ceza hükümlerini yok saymak, devlet idaresiyle ilgili ayetlerin olmadığını söylemek
kişiyi küfre sokar. Böyleleri şu ayetin kapsamına girerler. “Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne
inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki
cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına
uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara Suresi / 85)
Çağdaş ılımlı mürcienin islami bir devlet talebi olmadığı için bu fikri savunanların belki Kuran
ahkâmının her alanda olduğu gibi devlet kurumunda da geçerli olmasını isteyen çağdaş
haricilerden daha tehlikeli olduklarını göstermektedir. Nitekim selefin büyüklerinden İbrahim
en-Nehâî : “Bu ümmet için Mürcie fitnesi, Haricîlerin fitnesinden daha korkunçtur.” demiştir.
Klasik dönemin Haricileri ibadete çok düşkündüler, nafileleri kaçırmamaya özen gösterirlerdi, o
kadar ibadet ederler ki, alınları nasırlaşırdı. Onlara göre büyük günahlardan birini işleyen İslam
dininden çıkar, kâfir olur, ebediyyen cehennemde kalır. Onlara göre zalim devlet başkanına
başkaldırmak farzdır, ne kadar dindar olursa olsun Harici olmayan herkes kâfirdir. Bu
inançlarından dolayı da Hz. Ali gibi seçkin bir sahabeyi kâfir ilan etmekten çekinmemişlerdir.
Hâricîler Kur’ân’ın mahlûk olduğunu, emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l münker ilkesini silah, kılıç
vb şiddet yollarıyla müslümanlara tatbik etmişler. Her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte
onlar kâfirlerin ta kendisidirler. (Maide / 44), Hüküm yalnız Allah’ındır. (Yusuf / 40) ayetlerini
slogan yaparak ehl-i kıbleyi tekfir etmişler. Hz. Ömer r.a.’ ın oğlu Hz. Abdullah’ın Haricîler
hakkında buyurduğu gibi, “gerçekte onlar müşrikler hakkında nazil olan ayetleri müslümanlar
için kullanmışlardır” (Buharî).
3/5
Tarihten Günümüze İslamcılık Akımları I-Çağdaş Mürcie ve Çağdaş Haricilik Düşüncesi
Çarşamba, 05 Mart 2014 09:44
Hâricîler bu görüşleriyle Mu’tezile’ye tesir etmişlerdir. Bu kıt görüşlülük ve sığlıkları nedeniyledir
ki Hariciler, kendilerinden olmayanları müslüman saymıyor, onların kestiği eti yemiyor, onlarla
evliliği haram biliyorlardı. Kuran ayetlerine görünen ilk zahiri manasını veriyorlar, zanlarınca tevil
edip şeriatın maksadını göz ardı ediyorlardı. Klasik hariciler ve mutezile mezhebi korkutma ve
cezalandırmayla ilgili ayetleri delil olarak almışlardır.
Görüldüğü gibi kabileci, şiddet yanlısı, tartışmacı, dışlayıcı, isyancı ve provakatif cihad
söylemleri özellikleriyle bilinen Haricilerin bugünkü devamı çoğunlukla Amerika’nın
güdümündeki cihadcı tekfirci el - Kaide ve Suudilerin yaptığı parasal yardımlarla eğitilen Taliban
örgütü ile Selefi – Vahhabilerdir. El - Kaide ve Taliban örgütünün masum sivilleri hedef alan
bombalı saldırılar ve kaçırma eylemeleriyle, kanı, malı ve canı kendisine haram olan Müslüman
kardeşlerine karşı savaşmaları onları çağdaş harici kılıyor. Yine başka bir harici grup olan Selefi
- Vahhabiler aşırı fanatizm duygularıyla sahabelerin kabirlerini dümdüz etmişlerdir. Tarihin
‘Mabed yıkıcıları’ olarak kaydettiği Vahhabiler yanında türbe olan tüm mescidleri yıkmışlar, bu
tahribattan sadece Makam-ı İbrahim, Mescid-i Nebevî ve Peygamber Efendimiz s.a.v’in türbesi
olan Ravza-i Mutahhara kurtulabilmiştir. Ardından da mezarlık ziyaretlerini yasaklayarak
Ashab-ı Kiram’a ait ne kadar mezar varsa yerle bir etmişlerdir. “Vehhabiler şiddetli çatışmalar
neticesinde 18 Şubat 1803’de Taif şehrini ele geçirdiler. Çok sayıda Taifli öldürüldü ve malları
talan edildi. Türbe ve mezarlar tahrip edildi. Abdullah b. Abbas’ın türbesi de yıkılan binalar
arasındaydı. Mekke ise, 30 Nisan 1803 günü Vehhabilerin eline geçti….Başta Hz. Hatice’nin evi
olmak üzere ileri gelen sahabilere ait oldukları bilinen ve hatıra olarak korunan evler yıkıldı.”
(Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan’dan Cüheyman’a Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet
Yayınları, İstanbul, 2004,s.32)
Yapılan katliamların ve yağmaların temel sebebi, kendileri gibi Vehhabi olmayanları müşrik
olarak görmeleridir.
Vehhabiler, pek çok sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Kuran ve
Hadisler dışındaki kaynakları bidat kabul ettikleri için dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar,
İslam büyüklerinin ve ashabın mezarlarını yıktılar. … Kerbela, Taif, Mekke, Medine ve Hicaz’ı
alıp yağmaladılar.” (Prof. Dr. Erman Artun, 19. Yüzyıl Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal
Tarihine Bir Kaynak : Aşık Esrari’nin Vehhabi Destan,Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü)
Halbuki islam canı, malı, nesli, aklı ve dini korumak için gelmiştir. Bu beş zaruri şey korunduğu
sürece dünya güven ve barış içinde olacaktır. Fakat bunlar ihlal edildiğinde suçların ve
cinayetlerin çoğalacağı muhakkaktır. “insanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin
sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar.
4/5
Tarihten Günümüze İslamcılık Akımları I-Çağdaş Mürcie ve Çağdaş Haricilik Düşüncesi
Çarşamba, 05 Mart 2014 09:44
Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır. O, (senin yanından ) ayrılınca yeryüzünde
bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesil yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.”
(Bakara / 204-205) Ayrıca Allah’u Teala: “düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk
yapmayın.” (A’raf / 56) buyurmuştur. Bu ayetin tefsirinde İbn Kesir şöyle demektedir: Allahu
Teâla yeryüzünde fesad çıkarmayı yasaklamaktadır. İslah olmuşken fesad çıkarma ne kadar
zararlıdır.
5/5
Download

Tarihten Günümüze İslamcılık Akımları I-Çağdaş