441
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
ORTA ASYA’DA RADİKALİZM TEHDİDİ: GERÇEK Mİ? EFSANE Mİ?
İrfan Kaya Ülger*
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde Moskova yönetimi tarafından
sıkı bir şekilde denetim altında tutulan Orta Asya dünyadan tecrit edilmişti. SSCB’nin aniden ve
dramatik biçimde ortadan kalkması, Orta Asya’da 150 yıldır Rus baskısı altında yaşayan
halklara yeni bir başlangıç yapma fırsatı verdi.432 Eski rejim dönemindeki idari sınırlar,
bağımsızlıkla birlikte uluslararası sınır haline gelirken, Orta Asya Cumhuriyetleri bir yandan
Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGIT) gibi uluslararası
kuruluşlara üye oldular, öte yandan pek çok ülke ile doğrudan diplomatik ilişki kuruldu;
Moskova bağlantısı olmayan uçak seferleri başladı.
Bağımsızlıktan
sonra uluslararası toplumun dikkatinin Orta Asya üzerinde
odaklanmasında rol oynayan faktörleri üç ana başlık altında toplamak mümkündür: Bölgedeki
zengin doğal kaynaklar, SSCB’nin dağılmasından sonra bölgede ortaya çıkan güç boşluğu ve
radikal islam tehdidi. Orta Asya’da doğal kaynak zenginliği bakımından diğerlerinden daha
avantajlı olan ülkeler Kazakistan ve Türkmenistan’dır.
İkinci olarak, bölgede Rusya’nın boşluğunun ne şekilde doldurulacağı, bir tampon bölge
görünümünde olan Orta Asya’nın geleceğinin nasıl şekilleneceği bağımsızlıktan sonra çeşitli
platformlarda geniş biçimde tartışılmıştır.433 Gerçekten de 1991 yılı itibariyle Rusya’nın Orta
Asya üzerindeki egemenliği hukuken ortadan kalkmıştır. Ancak Rusya, kimi kez eski rejim
döneminde tesis edilen bürokratik yapı ve ekonomik bağımlılık ilişkileri kanalıyla, kimi kez Orta
Asya Cumhuriyetlerinde yaşayan Rus azınlıkların haklarını gündeme getirmek suretiyle bölge
üzerinde etkisini sürdürmektedir. Bununla birlikte yeni dönemde başka güçler de Orta Asya’ya
ilgi göstermektedir. ABD; global güç mücadelesinde avantaj temin etme ve enerji kaynaklarını
dolaylı olarak da olsa denetim altına alma düşüncesiyle bölgeyle yakından ilgilenmektedir.
Bağımsızlıktan sonra Fransa ve İngiltere, bölge ülkelerinden Kazakistan ve Özbekistan gibi
coğrafya veya nüfus bakımından büyük ülkelerde temsilcilik açma yolunu seçerken, Almanya
herhangi bir ayrım yapmadan bölgedeki tüm ülkelerle doğrudan ilişki kurmuştur. Avrupa Birliği
de Orta Asya ile ilgilenmeye başlamış ve ilk temsilciliğini 1994 yılında Kazakistan’da açmıştır.
Orta Asya aynı zamanda Çin, İran, Türkiye ve Pakistan gibi bölge ile coğrafi veya
kültürel yakınlığı olan devletlerin ilgi alanı içerisindedir. Bölgenin Rusya’nın arka bahçesi
konumunun çok fazla değişmediğini düşünen Çin yönetimi pragmatist yöntemi benimseyerek
Orta Asya’da ekonomik hegemonya kurmaya çalışmaktadır. Çin aynı zamanda siyasi olarak da
Orta Asya’dan endişe etmektedir. Zira 1949 yılından beri işgal ettiği Sincan Özerk Bölgesinde
yaşayan Uygurlar, Orta Asya Türkleri ile aynı kökenden gelmektedir.
*
Doç. Dr., Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
Bu çalışmada Orta Asya kavramı Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Tacikistan devletlerinin coğrafi sınırlarını
içine alan Batı Türkistan karşılığı olarak kullanılmaktadır. 1949 yılından beri Çin Halk Cumhuriyeti işgali altında bulunan Doğu
Türkistan ile bir Güney Kafkasya ülkesi olan Azerbaycan çalışmanın kapsamı dışındadır.Orta Asya kavramının değişik anlamları
için bakınız. Oliver Roy, The New Central Asia: The Creatin of a Nation, New York University Press, New York, 2000, s. 1-2.
433
Bu konuda yapılan çalışmaların bazıları şunlardır: Ahrari Ehsan, “The Strategic Future of Central Asia: A View from
Washington”, Journal of International Affairs, Spring 2003, Vol: 56, Issue 2, s. 157-167; Alec Rasizade, “New Great Game in
Central Asia After Afghanistan,” Turkish Journal of International Relations, Summer 2002, Vol: 1, Issue: 2, s. 125.146;
Smith, Dianne L, “Central Asia: A New Great Game?” , Asian Affairs: An American Review, Fall 96, Vol: 23, Issue: 3, s. 147172; Celeste A Wallender, “Silk Road, Great Game or Soft Underbelly? The New US-Russia Relationship and Implications in
Eurasia”, Journal of Southeast European & Black Sea Studies, Sep2003, Vol: 3 Issue: 3, s. 92-104
432
442
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
1979 devriminden sonra İran yönetiminin başlattığı devrim ihracı politikası aynı zamanda
Orta Asya’yı hedef almıştı. SSCB döneminde başlayan radyo yayınları bağımsızlık sonrası
aşamada artarak devam etti. Ancak İran’ın mesajı kültürel farklılık nedeniyle Orta Asya’da
yankı bulmamış; İran, sadece Fars dili konuşan Tacikistan ile yakın ilişki kurabilmiştir. Orta
Asya Cumhuriyetlerinin bağımsızlığına hazırlıksız yakalanan Türkiye ise bölgeyi yakından
tanımamanın, bu alanda önceden strateji geliştirememenin sıkıntılarını yaşamıştır. 1990’ların
başında büyük heyecanla başlayan çalışmalar, stratejik derinlikten yoksun ve plansız olduğu için
hem Türkiye’de, hem de bölge ülkelerinde hayal kırıklığı yaşanmasına neden olmuştur.
Günümüzde tampon bölge konumu çok fazla değişmeyen Orta Asya üzerinde hakimiyet tesis
etme mücadelesi tüm hızıyla devam etmektedir.
Dikkatlerin bölge üzerinde odaklanmasının bir diğer nedeni de yaklaşık on yıldır Orta
Asya isminin radikal islamla birlikte telaffuz edilmesidir. Uluslararası basın yayın organlarında
sıklıkla bu konuya ilişkin haber ve yorumlar yer almakta, herhangi bir Orta Asya ülkesinde
Cuma namazı için bir araya gelen insanların fotoğrafları dahi radikal islamın güçlenmesine
karine gösterilebilmektedir. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı ülkelerinde bu yönde hazırlanan
raporlar ve araştırmaların sayısı artmıştır. 434
Bu çalışma “Orta Asya İslamı”nı incelemeyi amaçlamaktadır. Bölgede radikal islam
tehlikesinin bulunup bulunmadığı objektif olarak sorgulanacaktır. Bir durum tespiti yapmayı
amaçlayan çalışma kapsamında şu sorulara cevap aranacaktır. SSCB sonrasında gerçekten iddia
edildiği gibi Orta Asya Cumhuriyetlerinde radikal islam tehlikesi var mıdır ? Eğer böyle bir
tehlike var ise halen Rusya, Çin ve Batı arasında bir tampon görünümü taşıyan Orta Asya’da
insanların temel hak ve özgürlüklerinin yönetimler tarafından yer yer Sovyet rejimini
aratmayacak biçimde sınırlandırılması, en masum dini ritüellerin dahi baskı altında tutulması ve
demokratikleşmenin engellenmesi radikal eğilimleri güçlendirmeyecek midir ? Bölgenin isminin
radikalizmle birlikte telaffuz edilmesinden siyasal olarak kim yahut kimler yarar sağlamaktadır ?
Çalışmanın ilk bölümünde Orta Asya islamının tarihsel arkaplanı ve karakteristik
özellikleri üzerinde durulacaktır. Müteakip bölümlerde ise bağımsızlık sonrası evrede bölgedeki
devletlerin islam politikası, siyasal islam düşüncesi ve bölgede faaliyet gösteren radikal örgütler
incelenecektir.
“Orta Asya İslamı”nın Tarihsel Arkaplanı
Günümüzde Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan’dan oluşan
Orta Asya’da yaşayan hakların nüfusu 50 milyonun üzerindedir. Bölgedeki devletlerin herbirinde
ve bir bütün olarak Orta Asya genelinde yaşayanların ezici çoğunluğunu Türk kökenli müslüman
halklar oluşturmaktadır. İkinci sırada yer alan Ruslar, bölgedeki en büyük azınlık grubudur.
Resmi verilere göre, Ruslar en yoğun bulundukları Kazakistan’da genel nüfusun oranı % 30
oluşturmaktadırlar.435 Kırgızistan’da Rusların oranı % 12,5 diğer Cumhuriyetlerde ise daha
düşük seviyededir.
434
Örnek olarak şu çalışmalara bakılabilir: Vitaly V. Naumkin, “Militant Islam in Central Asia: The Case of the Islamic
Movement of Uzbekistan” http://bps.berkeley.edu/publications/2003_06-naum.pdf/ ; Zeyno Baran, S. Frederick Starr, Svante E.
Cornell, “Islamic Radicalism in Central Asia and the Caucasus: Implications for the EU”, Silk Road Paper, July 2006,
http://www.silkroadstudies.org/new/docs/Silkroadpapers/0607Islam.pdf/ , Martha Brill Olcott, “The Roots of Radical Islam in
Central Asia”, Carnegie Endowment, http://www.carnegieendowment.org/files/olcottroots.pdf/,
435
Bu rakam World Factbook’tan alışmıştır. Bağımsızlıktan hemen sonra Kazakistan’da Rusların oranı % 40’ın üzerinde
bulunuyordu. Rusya’ya göçler ve Kazakların doğurganlık oranının yüksek olması nedeniyle rakam düşmüştür.
https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/kz.html#People/
443
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Ülke ayrımı yapmaksızın Orta Asya genelinde bölge insanının kimliğini oluşturan
faktörlerin başında islam gelmektedir. VII. Yüzyılda İran ile mücadele eden Arap ordularının
Maveraünnehir’i aşması sonucunda Orta Asya halkları ilk kez islam ile karşılaşmışlardır. 750
yılında Talas Savaşında Çin ordusunun yenilmesi ile bölgenin tamamı İslam etkisine
açılmıştır.436 Buhara ve Semerkand, Türklerin müslümanlığı kabul etmesinden kısa bir süre
sonra, tıpkı Bağdat, Kahire, İspanya’daki Kurtuba gibi islam kültür ve sanatının önemli
merkezleri haline gelmişler ve bu durum yüzyıllar boyu devam etmiştir. Müslümanlığı kabul
eden Orta Asya halkları, Abbasiler döneminde bilim ve teknolojide önemli ilerlemeler
kaydetmişlerdir. El Harezmi, Buruni, Farabi ve İbni Sina gibi ünleri günümüzde de devam eden
bilim adamları o dönemde Orta Asya’da yetişmiştir. Geçerli kabul edilen edilen 6 hadis
kitabından (kutub-u sitte) ikisi, Buhari ve Tirmizi, Orta Asya’da İmam İsmail el Buhari (810870) ve İsa Muhammed el-Tirmizi (825-892) tarafından hazırlanmıştır. Genel olarak ifade etmek
gerekirse Orta Asya yüzyıllar boyu islam kültürünün ana merkezlerinden biri olmuştur. Burada
yaşayanlar müslüman kimlikleriyle birlikte var olmuşlardır. Günümüzde de islam dini Orta Asya
halklarını bölgede azınlık olarak yaşayan Ruslardan ayıran en önemli unsurdur.
Ne var ki, 19. yüzyılın ortalarından itibaren Orta Asya, Rus Çarlığının egemenliği altına
girmiştir. Orta Asya halkları Çarlık idaresi altında bile inanç ve geleneklerini yitirmemişlerdir.
Bölge halklarını dinden uzaklaştırma ve kimliklerini unutturmayı hedefleyen kesif faaliyetler, 20.
yüzyılın ilk çeyreğinde Rusya’da
komünizmin hakim olmasıyla birlikte başlamıştır.
Müslümanların inançlarına, geleneklerine ve dini kurumlarına devlet tarafından organize ve
sürekli saldırılar yapılmıştır. SSCB yönetimi, komünist ideoloji ilkelerine göre “afyon” olarak
nitelendirdiği dini tamamen ortadan kaldırma ve onun yerine ateizmi hakim kılmayı
hedeflemiştir. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak da güzide islam eseri kabul edilen binlerce cami
tahrip edilmiş, din adamları “rejim karşıtı faaliyetlerde bulundukları” suçlamasıyla tutuklanıp
çalışma kamplarına gönderilmiş veya kurşuna dizilmiştir. 437
Bölgenin daha önceden Türkistan olan adı 1924-1936 yılları arasında yapılan idari
reformlarla değiştirilmiş, yeni sınırlar ihdas edilerek SSCB’ye bağlı Cumhuriyetler
kurulmuştur.438 Orta Asya’nın idari bakımdan farklı cumhuriyetlere ayrılmasında kabile, dil, ve
coğrafi kriterlerin hiçbiri dikkate alınmamış, temel hedef bölgenin bütünlünüğü ortadan
kaldırmak olmuştur. Stalin tarafından Orta Asya kendi tarihinden ve kültüründen uzaklaştırılmış,
uydurma Sovyet tarihi resmi eğitim kanalıyla yeni nesile aktarılmıştır. Orta Asya’da ve
Rusya’nın diğer yerlerinde komünizm döneminde islam tamamen baskı altında tutulmuştur.
Kesif ateizm propogandası İkinci Dünya Savaşı sonrasında kısmen hafifletilmiş ise de varlığını
sürdürmüş ve 1980’li yıllara kadar devam etmiştir.439
1943 yılında Stalin’in emriyle Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te Orta Asya
Müslümanları Yüksek Müftülüğü adıyla bir merkez açılmasıyla birlikte baskı kısmen hafiflemiş
ise de genel durumda değişme olmamıştır. Merkezin faaliyetleri Sovyet çıkarlarına uyumlu din
anlayışını yerleştirmek ve islamı kontrol altında tutmak olmuştur. Sovyet rejimi tarafından
yürütülen kesif propoganda o kadar ilerlemiştir ki, 1990’ların başında SSCB dağıldığında Orta
Asya halklarının kendi tarihleri ve islam hakkında hiçbir sahih bilgiye sahip olmadıkları
436
A History of İslam in Central Asia, http://islamawareness.net?CentralAsia/ca.hist1.html/
Edward W. Walker, “Islam, Islamizm and Political Order in Central Asia”, Journal of International Affairs, Spring 2003, s.
23.
438
Türkistan’ın idari bakımdan parçalanması 1924 yılında Özbekistan ve Türkmenistan’ın kurulmasıyla başlamıştır. Tacikistan
1929’da, Kazakistan ve Kırgızistan ise 1936’da kurulmuştur. Daha fazla bilgi için bakınız. Şirin Akıner, “Struggle For Identity”,
in Jed Synder ed, After Empire, The Emerging Geopolitics of Central Asia, National Defence Institute Press, Washington, s.7.
439
Akiner, op.cit, s.10.
437
444
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
görülmüştür.440 Rejimin yürüttüğü islam karşıtı kampanya ortalama insanın günlük hayatında
islamın etkilerini tamamen silmiş, dini eğitimin yasaklanması nedeniyle islami bilgi sadece
illegal olarak faaliyet gösteren sufi tarikatlar kanalıyla ve sınırlı biçimde yeni nesle
aktarılabilmiştir. Bu dönemde izin verilen dini faaliyetler ramazan ve kurban bayramları,
evlilik/nikah törenleri, erkek çocukların sünnet edilmesi ve cenaze töreni gibi alanlarla sınırlı
kalmıştır.
Sovyet rejiminin dışa kapalı olması nedeniyle ülke sınırları içerisinde yaşayan halklar 70
yıl boyunca her bakımdan dış dünyadan tecrit edilmişlerdir. Bölge halklarının dış dünya ile
temas kurmasında en önemli kilometretaşı 1979 yılında SSCB’nin Afganistan’ı işgal etmesi
olmuştur. Sovyet ordusu içerisinde bulunan müslüman askerler, savaş ve işgal yıllarında cephede
karşı karşıya savaştıkları Afgan halklarıyla doğrudan irtibat kurarak etnik ve dinsel bakımdan
yakınlıklarının farkına varmışlardır. Orta Asya müslümanları bu dönemde vatanlarının Ruslar
tarafından nasıl ele geçirildiğini ve inançlarını sorgulamaya başlamışlardır.441
Orta Asya’nın dış dünyaya açılmasında ikinci önemli dönüm noktası 1980’lerin
ortalarında SSCB’de Mihail Gorbaçov’un başlattığı perestroika ve glasnost uygulamaları
olmuştur. Bu dönemde rejimin baskıcı niteliğinin azalmasına paralel olarak Özbek, Tacik ve
Kırgız halkları arasında komünist Sovyet ideolojisinden ve Slav kültüründen uzaklaşıp kendi
kültür ve inancı temeline dayanan bağımsız devlet fikri yaygınlaşmaya başlamıştır. Bununla
birlikte Orta Asya’da milliyetçilik, SSCB’ye bağlı diğer Cumhuriyetlerden farklı olarak kitleleri
harekete geçirecek ölçüde güçlü olmamıştır. O kadar ki, SSCB’nin son döneminde Orta Asya
yönetimlerinin hiçbirisi bağımsızlık fikrini telaffuz etmemiştir. Bunun nedeni SSCB tarafından
yapay olarak oluşturulan devletlerde ulusal bilincin Ermenistan, Gürcistan ve Estonya örnekleri
kadar güçlü olmamasıdır. Orta Asya devletlerinin yöneticileri ayrıca bağımsızlık halinde
Rusya’dan gelen sübvansiyon desteğinin azalacağı, takasın ortadan kalkacağı ve ekonominin
çökeceği endişesi taşımışlardır.442 Milletler hapishanesi görünümü taşıyan SSCB’de
müslümanlara hac ibadeti için ülke dışına çıkma izni ilk kez 1980 yılında ve sınırlı biçimde
verilmiştir.
1991 Sonrasında Orta Asya İslamı
1991 yılında SSCB’nin dağılmasından sonra Orta Asya’da ilk yıllarda siyasal akımlar ve
bu arada din üzerindeki baskı ortadan kalkmıştır. Orta Asya halkları kendi kültürel mirasını
keşfetmeye yönelmişler, yönetimlerin de desteği ile yeni cami ve mescitler açılmış, Kuran’ı
Kerim’in aslı ve Rusça çevirileri halka dağıtılmıştır. Bu faaliyetlere Pakistan gibi bölge
ülkelerinine ilave olarak Türkiye, İran, Suudi Arabistan gibi devletler de resmi veya gayri resmi
düzeyde destek sağlamışlardır. Yeni dönemde aynı zamanda siyasal hayat canlanmış, “komünist
partinin iktidar tekeli ve öncü rolü”nün sona ermesiyle birlikte yeni partiler ve dernekler
kurulmuştur. Bölgesel veya kabile temelli örgütlenmeler yanında yanında dini referans alan
siyasal partiler de kurulmuştur. Çok partili parlamenter sistemin türevi diyebileceğimiz siyasal
ortamda Özbekistan’da “Birlik”, Tacikistan’da “İslami Rönesans Partisi” adlarıyla dini niteliği
ağır basan partiler kurulmuştur.443
440
Shoshana Keller, To Moscow, Not Mecca: The Soviet Campaign Against Islam in Central Asia, 1917–1941, Preager
Publication, London, 2001, passim; Alexandre Bennigsen and S. Enders Wimbush, Muslims of the Soviet Empire, London,
1986, s. 70.
441
Ahmet Rashid, Jihad: The Rise of Militant Islam in Central Asia, Yale University Press, New Havens, 2002, s.6.
442
Walker, op.cit. s.26
443
Rashid, op. cit. s. 5.
445
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
1990’lı yıllarda Orta Asya’da yaşanan bu gelişme bir çok Batılı tarafından islamın
yeniden dirilmesi, radikal islamın yükselmesi olarak nitelendirilmiştir. Bu durum aslında hem
doğru, hem de yanlıştır. 70 yıl boyunca yasaklanan ibadet ve eğitimin serbestleşmesi sonucunda
Orta Asya halkları aniden birbirinden farklı islami anlayışlarla karşı karşıya kalmışlardır.
Müslümanlığın ne olduğu, islamdan ne anlaşılması gerektiği konusunda Sovyet idaresi altında
olmayan islam coğrafyalarında bile tartışmaların devam ettiği dikkate alındığında Orta Asya
halklarının yeni dönemdeki liberal ortamda kimliklerini ve inançlarını yeniden keşfetme
çabalarını tek boyuta indirgemek ve radikal islamın yükselişi olarak nitelendirmek abartma
olarak görülmelidir.
Üzerinde durulması gereken bir önemli husus da bağımsızlık sonrası evrede Orta Asya
halklarının çoğunluğunun kendi kimliklerini müslüman olarak deklare etmeleridir. Bununla
birlikte ortalama halkın islam hakkında asgari bilgiye sahip olduğu kuşkuludur. Zira Orta
Asya’da müslümanlık kişinin bireysel inancından farklı olarak örneğin Kırgız veya Kazak olarak
doğmuş olmakla kazanılan bir kimliktir. Halkın geneli islamı rejim karşıtı devrimci bir düşünce
olarak algılamamaktadır. İslami ritüelleri yerine getirenlerin sayısı son derece sınırlıdır.444 Alkol
kullanma, domuz eti hassasiyeti göstermeme gibi eski rejim döneminin hayat biçimi ve
alışkanlıkları toplumda varlığını devam ettirmektedir. Kırsal bölgelerde yaygın olan örtünme dini
hassasiyetten kaynaklanmamakta, gelenek olarak varlığını korumaktadır. Zira müslüman
kadınların yanında Rus, Ukraynalı, Belarus gibi Hıristiyan kadınlar da başörtüsü kullanmaktadır.
Tüm bunlar dikkate alındığında Orta Asya genelinde kendini müslüman olarak
nitelendirenleri radikal islamcı değil, sosyolojik müslüman kavramı ile açıklamak daha doğru
gözükmektedir. Zira ortalama insan bakımından İslam denilince geleneksel yaşam biçimi, din
ile içiçe girmiş gelenekler, erdem ve ahlak anlaşılmaktadır. Siyasal islamın gündemindeki
konular halkın ilgi alanında değildir. Buna karşılık normal ibadetini yapan insanlar baskı ile
karşılaştıklarında radikal görüşlere ilgi duyabilmektedir.445 Zaten Orta Asya halklarının siyasal
islam yahut radikal islam olarak nitelendirilebilecek anlayışlara ilgisi son derece sınırlıdır. İran’ın
bölgeye yönelik kesif propoganda faaliyeti anlaşılamadığı için başarısız olmuştur. Mezhep
farklılığına ilave olarak İran’ın yürüttüğü propogandada kullandığı “Kudüs’ün kurtarılması”,
“siyonizmle mücadele” gibi söylemler 70 yıl dışa kapalı yaşayan, dünya gündeminden kopan
Orta Asya’da taraftar bulamamıştır.
Orta Asya müslümanlarının büyük çoğunluğu sünnidir; Hanefi ekolüne mensuptur.
Bölgede Şii nüfusun yoğun bulunduğu tek ülke Tacikistan’dır. Tacikistan’ın dışında sadece bölge
ülkelerinde azınlık olarak yaşayan Hazaralar, Azeriler, İsmaililer ve bazı Türkmen gruplar Şii
mezhebine mensuptur. Bölge halklarının günlük hayatında islamın etkisi ülkeden ülkeye farklılık
göstermektedir. Kazak, Kırgız ve Türkmenler arasında islam öncesi inançlar yer yer islamla
karışmış halde varlığını korumaktadır. Özbekler ve Tacikler, islami konulara hassasiyet
bakımından diğerlerinden daha duyarlıdır.446
Orta Asya Cumhuriyetlerinde bağımsızlık sonrasında din devlet ilişkilerinin nasıl olacağı
büyük tartışma yaratmıştır. Yeni dönemde küçük revizyonlarla Sovyet sistemini devam ettirmek
isteyen yönetici elitle dinin siyasi ve toplumsal hayatta daha büyük rol oynaması gerektiğini
savunan kişi ve gruplarla karşı karşıya gelmişlerdir. Bununla birlikte şunu ifade etmek gerekir
ki, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri yeni devlet modeli oluştururken laikliği esas almışlardır.
Siyasal islamı savunan dernek ve partilerin kurulması hukuken yasaktır. Bunun tek istisnası
Tacikistan olmuştur. İç Savaşın ardından varılan uzlaşma gereği İslami Rönesans Partisi bu
444
Walker, op. cit. s.24.
Rashid, op.cit. s. 11.
446
Walker, op.cit. s. 29.
445
446
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
ülkede yasal bir parti olarak parlamentoda temsil edilmektedir. Bağımsızlık sonrası dönemde
Orta Asya Cumhuriyetlerinde islamın yelpazesi geleneksel sufi anlayıştan şiddeti dışlamayan
radikal islami hareketlere kadar geniş bir çerçeve oluşturmaktadır.
Orta Asya Yönetimlerinin İslam Politikası
Bağımsızlıktan sonra Orta Asya yönetimlerinin hiçbirisinde yeni dönemde nasıl bir islam
politikası izleneceği muaccel bir sorun olarak görülmemiştir. Genel eğilim bazı değişikliklerle
Sovyet modelini sürdürme anlayışı olmuştur. Ancak zaman içerisinde fark edilmiştir ki,
yönetimlerin islam politikasına sahip olması veya olmaması siyasal sistemin istikrarını doğrudan
etkilemektedir. Zira yeni dönemde başka alanlarda olduğu gibi dine yaklaşım konusunda da
hiçbir şeyin aynı kalmayacağı anlaşılmıştır. Geleneksel yaşam biçimi, Sovyet mirası, dış
dünyadan gelen akımlar gibi bir düzineye yakın faktör Orta Asya islamını etkilemektedir. Tüm
bu alanlarda Cumhuriyetlerin ortaya koyduğu pratik birbirinden farklılık göstermektedir.
Türkmenistan
1991 sonrasında Orta Asya Cumhuriyetleri içerisinde en baskıcı rejim Türkmenistan’da
kurulmuştur. Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov’un (Türkmenbaşı) ismi etrafında yaratılan
kült, ülkenin tüm kurumlarını etkilemiştir. Topraklarının büyük bölümü çöllerle kaplı olan 4
milyonluk Türkmenistan’da hükümeti eleştirmek bile tutuklanma nedenidir. Ülkede muhalefet
tamamen sindirilmiş, tüm siyasal faaliyetler yasadışı ilan edilmiştir. Türkmenler geleneksel
olarak İslamın sünni mezhebine mensuptur. Bununla birlikte göçebe dönemine ait şamanist
inançlar halk islamı veya gelenekeksel islam olarak varlığını korumaktadır.
Türkmenistan hükümeti dini faaliyetleri sıkı biçimde denetlemektedir. Ülkede radikal
islami hareketler son derece sınırlıdır. Din hizmetleri bir devlet kurumu olan umumi müftülük
kanalıyla yürütülmektedir. SSCB döneminde sadece 4 caminin açık olduğu Türkmenistan’da
2003 yılı itibariyle cami sayısı 318’e ulaşmıştır.447 Niyazov, cami inşaatı için milyonlarca dolar
harcamıştır. Bu politikanın gerisinde kendini yüceltme düşüncesi öne çıkmaktadır. Niyazov
tarafından hazırlanan Ruhname adlı kitap sadece orta dereceli okullarda ve üniversitelerde ders
kitabı olarak okutulmamakta, aynı zamanda camilerde de okunmakta ve Kuran’ı Kerim ile
eşdeğer saygı görmektedir. Niyazov, kendi yarattığı külte herkesi saygı göstermeye
zorlamaktadır. Camilerde imamların ibadet sonrasında devlet başkanının sağlığı için dua
etmeleri zorunlu hale getirilmiştir.448
Türkmenistan’da 1991 tarihli Dini Müesseselere Özgürlük Yasasında ülkede inanç
özgürlüğünü bulunduğu ifade edilmiş ise de Adalet Bakanlığı tüm dini faaliyetleri sıkı biçimde
denetlenmektedir. Ülkede sınırlı biçimde Sünni İslama ve Rus Ortodoks kilisesine izin
verilmektedir. Türkmenistan’da dini eğitim yapan tek yükseköğretim kurumu Aşkabat Devlet
Üniversitesine bağlı ilahiyat fakültesidir. Her yıl 15 öğrenci alan fakültenin temel ders kitabı ise
Ruhname’dir.449
Türkmenistan doğalgaz bakımından zengin kaynaklara sahip olmasına rağmen hayat
standardı oldukça düşüktür. Niyazov yönetiminin keyfi uygulamalarından etkilenmeyen kurum
veya müessese kalmamıştır. Devlet Başkanı ile anlaşmazlık yaşayan eski bakanlar ve bürokratlar
447
U.S. Department of State, “International Religious Freedom Report 2002: Turkmenistan”.
“Central Asia: Islam and State”, International Crisis Group Report, Brussel, 2003.
449
Jean-Christophe Peuch, “Turkmenistan: Leader tightens grip on unofficial Islam”, RFE/RL, 28 June 2001,
www.rferl/org/
448
447
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
ülke içerisinde tutunamadıkları için muhalefet çalışmalarını diasporada yürütmektedir. 1999
yılında kendisini ömür boyu devlet başkanı seçtiren Niyazov’un 2006 yılı Aralık ayında vefat
etmesinden sonra yeni Devlet Başkanı seçilen Kurbanguli Berdimuhammedov’la birlikte
Türkmenistan’da baskı hafiflemiştir.
Türkmenistan’da islamın günlük hayatı etkilediğini söylemek güçtür. İslamı en son
benimseyen halklardan olan Türkmenlerde göçebe hayatı dinin günlük hayatta etkisini sınırlayan
faktörlerin başında gelmektedir.450 Türkmenistan’da yönetim karşıtı muhalefet hareketlerinin
siyasi islamla ilgisi bulunmamaktadır. Keza radikal örgütler bakımından Türkmenistan hedef
olmaktan uzaktır . Ülkede yasadışı olarak faaliyet gösteren Hizbüt Tahrir örgütü siyasi sistemden
memnun olmayanlardan destek sağlamaya çalışmaktadır.
Kazakistan
Kazakların yüzyıllar boyunca devam ettirdikleri göçebe hayatı onların islam anlayışına da
yansımıştır. Kendi yaşam biçimlerine uyum sağlayacak şekilde islamın daha çok mistik boyutunu
günlük hayatlarına uyarlamışlardır. Örneğin vefatın ardından 7. ve 40. günlerde yemek verilmesi,
kem bakışlardan korunmak için nazar boncuğu takılması gibi otantik geleneklerini islami kültür
içerisinde sürdürmüşlerdir.
Komünizm döneminde Kazaklar, 1943 yılında ihdas edilen Taşkent müftülüğüne bağlı
kalmışlardır. 1990 Ocak ayında o dönemde Kazakistan Komünis Partisi Genel Sekreteri olan
Nazarbayev tarafından Kazakistan Ulusal Müftülüğü açılmıştır. Dinin önündeki tüm engellerin
kaldırıldığı duyurulmuştur. Ancak çok kısa süre sonra siyasal ve dini özgürlükler kısıtlanmıştır.
1990 Nisan ayında Aron Atabek ve Raşid Yetoşhev tarafından Kazakistan Ulusal Bağımsızlık
Partisi Alaş, SSCB öncesi Alaş hareketinin devamı olduğu için takibata uğramıştır. Partinin
ideolojisi Kazak milliyetçiliği ile ılımlı islamın karışımına dayanmaktadır. Tüzükte Kazakistan’ın
bağımsızlığının Türkistan’ın kurtuluşu için ilk adım olacağı ifade edilmiştir.451 Aralık 1991’de
Alaş partisine mensup bazı üyelerin Kazakistan müftüsünü yolsuzluk yapmakla suçlamaları
üzerine parti üyeleri tutuklanmış ve liderleri Bakü’ye sürgünü gönderilmiş ve Hak isimli
gazeteleri kapatılmıştır.
Kazakistan’da 1990’lı yıllarda Kuranı Kerim, Kazakça ve Rusça’ya çevrilmiş ve halka
dağıtılmıştır. Bu arada çok sayıda cami ve mescit açılmış, dini ve dindışı eğitim için yurtdışına
binlerce talebe gönderilmiştir. Bu arada 1990 ortasında yapılan bir araştırmaya göre Kazakların
% 79’u kendisini Müslüman olarak tanımlamaktadır.452 Ancak ülkede islama ilginin yüksek
olduğunu söylenemez. Kazakların günlük hayatında dinin rolü son derece sınırlıdır.
Kazakistan’da Din İşler Konseyi tüm dini faaliyetlerden sorumlu tek devlet kuruluşudur.
Müftülükler hiyerarşik bakımdan Konseye, camiler de müftülüklere bağlıdır. Camilerde islamın
temel ilkeleri ve Kuran’ı Kerim dersi verilmektedir. Evlerde yapılan dini eğitim şikayet halinde
takibata uğrayabilmektedir.
Ülkede yaşayan Rus azınlık genel olarak kuzey bölgelerde yoğunlaşmıştır.
Bağımsızlıktan hemen sonra Rus nüfusun oranı % 37 düzeyinde bulunuyordu. Bu rakam göçler
nedeniyle % 30’a gerilemiştir. Kazakistan’ın 1995 tarihli anayasasında her ne kadar Kazakçanın
resmi dil olduğu ifade edilmiş ise de günlük hayatta ve kamu kurumlarında Rusça yaygın
biçimde kullanılmaktadır. Anayasaya göre Kazakistan’da Ortodoksluk ve İslam eşit düzeydedir.
450
Shahram Akbarzadeh, Political İslam in Krygyzstan and Turkmenistan”, Central Asia Survey, 2001, 20(4), s. 451-465.
Ludmila Polonskaya and Alexei Malashenko, Islam in Central Asia , Ithaca Press, 1994, s. 136.
452
Emmanuel Karagiannis, “Rise in Political İslam in Kazakhstan”, Nationalism and Ethnic Politics, Year: 2007, Vol: 13, s.
301. 297–322
451
448
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
İslam resmi din değildir. Yönetim islamın toplumsal hayatta öne çıkmasının bir yandan
Kazaklarla Ruslar, öte yandan geleneksel eğilimli Kazaklarla, ülkede yaşayan dindar Özbekler
arasında gerilim yaratacağı endişesi taşımaktadır. Bu nedenle ulus oluşturma faaliyetlerinde
dinden daha çok ulusal temalara ağırlık verilmektedir. Zaman zaman aksi yönde yorum ve
analizler yapılmış olmasına rağmen gerçekte Kazakistan’da rejmi tehdit eden radikal islami
akımlar bulunmamaktadır. Marjinal faaliyetlerin resmi görevlilerin yaptığı açıklamalar
abartılmasını ihtiyatla karşılamak gerekmektedir.453
Kırgızistan
Kırgızistan Orta Asya’da demokrasi adası olarak tanınmaktadır. Siyasi muhalefete
hoşgörü gösteren ve komşu ülkelerde baskılardan kaçanların sığındıkları bir ülke olan
Kırgızistan’da değişik eğilimli islami grupların yanında misyonerler de rahat biçimde faaliyet
gösterebilmektedir. Halkın dine ilgisi ülkenin kuzeyi ile güneyi arasında farklılık göstermektedir.
Hizbut Tahrir’in çalışmalarına Fergane vadisinde bulunan Kırgızların dışında ülkede azınlık
olarak yaşayan Özbekler, Dunganlar ve Uygurlar da ilgi göstermektedir. Bununla birlikte İslam,
ülkenin aydınlarının günlük tartışmalarının gündeminde yoktur.
Hükümet bir yandan dini inanç ve ibadet özgürlüğü tanımakta, öte yandan sıkı bir şekilde
müftülükler kanalıyla camileri denetlemektedir. SSCB döneminde Kırgızistan’da cami sayısı 33
iken günümüzde bu rakam 2000’in üzerine çıkmıştır. Kırgız vatandaşları hiçbir kısıtlama
olmadan hac ibadeti için yurtdışına çıkabilmektedir. Keza yurt dışındaki üniveresitelerde dini
öğrenim görmek de yasak değildir.
Baskı ve sınırlamalar nedeniyle Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’dan ve
Özbekistan’dan yurtdışına çıkamayanlar önce Kırgızistan’a gelmekte ve buradan hac için dışarı
çıkmaktadır.454 Özbekistan yönetimi Fergana vadisinde sınır kontrollerinin Kırgız yönetimi
tarafından gerektiği biçimde yapılmadığı görüşündedir. Benzer şikayetler ileri süren Çin Halk
Cumhuriyeti ile sınır denetimlerinin sıkılıştırılmasını öngören anlaşma imzalanmıştır. Buna
rağmen anılan ülkeler Kırgızistan’ı siyasi muhaliflere göz yumma ve destek sağlamakla
suçlanmaktadır.
Ülkede yasadışı olarak faaliyet gösteren Hizbut Tahrir güneyde bölgelerde etki sağlamaya
çalışmaktadır. İslami grupların ülkenin kuzeyinden destek sağlamaları güçtür. Bişkek dini bir
atmosfer hissedilmeyen klasik Sovyet kenti görünümündedir. Ülkenin kuzeyi ile güneyi
arasındaki gelişmişlik ve temsil uçurumu zaman zaman şiddet olaylarına neden olmaktadır.
Kırgızistan’da islamcıların günün birinde yönetimi kontrol etmeleri ihtimali bulunmamaktadır.
Tacikistan
Tacikistan, islamcı bir siyasal partinin parlamentoda hukuken temsil edildiği tek Orta
Asya ülkesidir. Tacikler geleneksel olarak İslamın sufi tarikatına ilgi göstermektedir. Sovyet
rejimi zamanında illegal olarak faaliyetlerini sürdüren dini kurumlar nedeniyle Tacikler, Kazak
ve Kırgızlardan daha dindar bir toplumdur. Taciklerlerin ülke dışında en yoğun bulundukları
ülke Afganistan’dır. 1980’li yıllarda Sovyet işgali ile mücadele eden Afganlı mücahit gruplara
Tacikler gayri resmi düzeyde destek sağlamışlardır.
453
“Central Asia: Islam and State”, International Crisis Group Report, Brussel, 2003.
Bu konuda daha fazla bilgi için bakınız. “Krygyzstan at Ten. Trouble in the Island of Democracy”, International Crisis
Group Report, Bıshkek, 28 Ağustos 2002.
454
449
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Ülkede ilk siyasal islami parti olan İslami Rönesans Partisi, SSCB dağılmadan önce 1990
yılında kurulmuştur. Kurulduktan sonra yasadışı ilan edilen parti, bağımsızlıktan sonra legal
olarak faaliyet göstermeye başlamıştır. İslamı Rönesans Partisi, başlangıçtan beri ılımlı
çizgidedir. Dini özgürlüklere saygı gösteren demokratik ve laik bir idare oluşturulmasından
yanadır. Bununla birlikte parti, şeriat yönetimine geçişi dışlamamakta, bunun adım adım olması
gerektiği görüşünü savunmaktadır.
Tacikistan’da 1992 yılı başında yapılan devlet başkanlığı seçimlerini eski Sovyet rejimini
bürokratlarından Rahman Nabiyev’in kazanması üzerine muhalif kanatta yer alan demokrat,
milliyetçi ve islamcılar seçim yolsuzluğu iddiasıyla kollektif gösterilere başlamışlardır. Hükümet
göçleriyle göstericilerin çatışması giderek yaygınlaşmış ve 1997 yılına kadar sürecek olan iç
savaş patlak vermiştir. Muhalefet çatışmaların başında başkent Duşanbe’yi kontrol etmiş, ancak
Nabiyev’in istifasından sonra yerine geçen İmamali Rahmanov güçleri, başkentin bazı
bölümlerinde kontrol sağlamayı başarmışlardır. Muhalefet ise başkentin Kuzey ve Dogu
bölümlerinde tutunmuştur.
Rahmanov rejimine karşı mücadele edenler bir süre sonra Birleşik Tacik Muhalefeti adı
altında bir araya gelip cephe kurmuşlardır. Muhalif cephenin liderliği görevini Said Abdullah
Nuri üstlenmiştir. 1992 ylında Afganistan’da Sovyet yanlısı rejimin yıkılmasından sonra
Tacikistan’daki iç savaş daha da genişlemiş, Afganistan’da Rusya’ya karşı savaşan mücahit
gruplardan bazıları Tacik muhalefeti lehine çatışmalara katılmıştır. Yaklaşık 50 bin kişinin
hayatını kaybettiği iç savaş 1997 yılında barış anlaşmasıyla sona ermiştir. İslami Rönesans
Partisini meşru kabul eden anlaşma, Tacikistan silahlı kuvvetlerinde tüm grupların temsil
edilmesisini de kayıt altına almıştır. 455
Tacikistan’da siyasal hayat Afganistan’daki gelişmlerden doğrudan etkilenmektedir.
Kendisi de bir Tacik olan ve Panşir Arslanı adıyla tanınan Ahmet Şah Mesut’un Afganistan’da
Taliban karşıtı cephede yer alması, Tacikistan’da İslami Rönesans Partisi içerisinde hiziplerin
oluşmasına neden olmuştur. 2000 yılında yapılan seçimlerde İslami Rönesans Partisi kullanılan
oyların % 7,5’ini almıştır. Bu rakam İmamali Rahmanov’un partisi ve hatta Komünist Partinin
sağladığı destekten daha düşüktür.
Tacikistan’da İslami Rönesans Partisine ilave olarak Hizbut Tahrir de faaliyet
göstermektedir. Genelde bu ülkede yaşayan Özbekler tarafından desteklenen Hizbut Tahrir,
şiddetin bir siyaset biçimi olarak kullanılmasına karşı çıkmaktadır.
Özbekistan
25 milyonu aşan nüfusuyla Orta Asya’nın en güçlü ülkesi olan Özbekistan, bölgenin
geleceğinin şekillenmesinde belirleyici rol oynayacak kapasiteye sahiptir. Özbekistan, SSCB
döneminde Komünist Partisi Genel Sekreteri olarak görev yapmış olan İslam Kerimov tarafından
idare edilmektedir. Kerimov’un başkanlığı, 1991 yılında ilan edilen bağımsızlıktan bugüne
kesintisiz biçimde sürdürmektedir. Tutucu bir lider olan Kerimov, Özbekistan’da yasama
yürütme ve yargıyı sıkı biçimde kontrol altına almıştır.
Orta Asya’nın geleceğinde islamcı akımların söz sahibi olup olmayacağı büyük oranda
Özbekistan’a bağlı olarak şekillenecektir. Zira, Kazakistan ve Kırgizistan örneklerinden farklı
olarak Özbekistan’da halkın dini hassasiyetleri oldukça güçlüdür. Klasik dönemde islam
medeniyetinin önemli kültür merkezleri kabul edilen Buhara ve Semerkant, Özbekistan sınırları
içerisindedir. Stalin tarafından 1943 yılında Orta Asya müslümanlarını kontrol altında tutmak
455
Walker, op.cit. s. 31-33.
450
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
için Sovyet rejimi tarafından açılan müftülüğün merkezinin Taşkent olarak belirlenmiş olması da
Özbeklerin eskiden beri dindar olduklarını göstermektedir. Gorbaçov iktidarının son döneminde
kapatılan veya şarap deposu olarak kullanılan camilerin yeniden açılması için ilk gösteriler de
1989 yılında Özbekistan’ın Andican ve Namangan kentlerinde yapılmıştır. 456
Bağımsızlıktan sonra Rusya’nın bölge üzerinde yeniden etki kurmasına güçlü biçimde
direnen Kerimov rejimi, 1990’ların ikinci yarısında ABD ile yakınlaşmıştır. Bu ilişki NATO
güçlerinin Afganistan’a yaptıkları müdahaleden sonra daha da derinleşmiştir. İki taraf arasındaki
bahar havası 2005 yılında meydana gelen Andican olaylarına kadar devam etmiştir.
Orta Asya’da Özbekistan’ı nüfusunun dışında önemli kılan bir başka husus bölgedeki tüm
devletlere komşu olmasıdır. Bölgenin en münbit topraklarının bulunduğu Fergane Vadisinin
büyük bölümü de Özbekistan sınırları içerisinde kalmaktadır. Bağımsızlıktan sonraki ilk yıllarda
Özbekistan’da dini hayat üzerindeki baskının kalktığı duyurulmuştur. Bu dönemde İslam
Kerimov’un desteği veya izni ile çok sayıda cami inşa edilmiş ve halka Kuran’ı Kerim
dağıtılmıştır. Eski bir komünist olan İslam Kerimov, 1992 yılında hacca gitmiştir.457
Ne var ki, çok kısa bir süre Özbekistan’da aslında çok fazla bir şeyin değişmediği ortaya
çıkmıştır. Kerimov rejiminin baskıcı karakterinin belirgin hale gelmesinde ilk olay 1991’de
Namangan kentinde yerel yöneticilerin yolsuzluklarına karşı direnen, gösteri yapan Adalet
Örgütü mensuplarının tutuklanması olmuştur. Bu olayın ardından parti yasadışı ilan edilmiştir.
Çok kısa bir süre sonra da SSCB döneminde Kerimov tarafından atanan Özbekistan müftüsü
Muhammed Yusuf, “yıkıcı faaliyetlerde bulunduğu” öne sürülerek görevden alınmıştır.
Kerimov yönetimini eleştiren muhalefet güçleri etnik, bölgesel veya kabile düşüncesi ile
hareket etmiş olsalar dahi yönetim tarafından rejim muhalifi ve Vahhabi olmakla
suçlanmaktadırlar. Bağımsızlıktan sonra halkın büyük ümit beslediği özgürlük ortamının ortadan
kalkması üzerine bazı muhalif güçler, Tacikistan’a gidip iç savaşta hükümet karşıtı koalisyona
güçlere destek vermişlerdir.
Özbekistan İslam Hareketi, Tacikistan savaşında hükümet karşıtı güçlere destek veren ve
Özbekistan’da tutunamayan muhalif güçler tarafından 1998 yılında kurulmuştur.458 Partinin
liderliğini daha önce ismini Adalet hareketi vesilesiyle duyurmuş olan Tahir Yoldaşev
üstlenmiştir. Partinin ikinci lideri olan Cuma Namangani ise Tacikistan’da ikamet etmektedir.
Partinin Namangani tarafından yönlendirilen güçleri zaman zaman sınırı geçerek hükümet
hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemektedir. Bu şekilde şiddete başvuranların sayısını
Özbekistan hükümeti 2-3 bin olarak açıklamakta ise de Walker bu rakamı abartılı bulmaktadır.
Walker’a göre şiddete başvuran militan sayısı 200 civarındadır ve bunlar Afganistan’da
yerleşmişlerdir.459
Özbekistan İslam Hareketi ile mücadele adı altında İslam Kerimov rejimi ülke genelinde
temel hak ve özgürlükleri o kadar sınırlandırmıştır ki, herhangi bir şekilde yönetimi eleştiren
siyasi veya dini gruplar, hiçbir ayrıma tabi tutulmadan rejim karşıtı ilan edilmekte ve hapse
atılmaktadır. İbadet için bir araya gelen ortalama insanlar dahi yıkıcı faaliyetlerde bulunma
suçlamasıyla gözaltına alınıp ve aylarca hapiste tutulmaktadır.460 2003 yılı itibariyle
456
Anna Zelkina, “Islam and Security in the New States of Central Asia: How Genuine is the Islamic Threat?”, Religion State
and Society; Vol: 27, Sayı: 3-4, s. 359. (355-372)
457
“Central Asia: Islam and State”, International Crisis Group Report, Brussel, 2003
458
Raşit, op. cit. s. 148.
459
Walker, op.cit. s. 37.
460
İslam Kerimov rejiminin dini hayat üzerinde kurduğu baskı ve insan hakları ihlalleri hakkında bağımsız hükümetlerdışı
uluslararası örgütler tarafından onlarca rapor yayınlanmıştır. Andican olaylarından çok önce dini hayat üzerinde yoğun baskı
bulunduğunu gösteren rapor için bakınız http://www.euronet.nl/users/turkfed/febr05.htm/
451
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Özbekistan’da yasadışı
yargılanmıştır.461
islami
örgütlere
üyelik
nedeniyle
6500
kişi
mahkemelerde
Meşru zeminde kendini ifade edemeyen muhalefet hareketleri ve bölgede eskiden beri
güçlü olan dini gruplar, İslam Kerimov’un Sovyet rejimini hatırlatan baskıları nedeniyle
radikalizme itilmektedir. Özellikle 1999 Şubat ayında başkent Taşkent’te patlatılan seri
bombaların hedefinin İslam Kerimov’a suikast olduğunun açıklanması sonrasında ülkede baskı
ve şiddet daha da artmıştır. Walker’e göre, Özbekistan’da radikal islamın rejime karşı tehdit
olarak ileri sürülmesi bir yönetim anlayışıdır. İşbaşında olan yönetim muhaliflerini sindirmek ve
dış destek sağlamak için bu argümana başvurmaktadır.462 Netice olarak Özbekistan günümüzde
“üstü açık hapishane” haline gelmiştir. Devletin baskısı tıpkı Sovyet döneminde olduğu gibi
ülkenin tüm kurumlarına yansımıştır.
Bu arada 2001 yılında, Özbekistan İslam Hareketi ABD tarafından terörist örgüt ilan
etmiştir. Washington yönetiminin İslam Kerimov’a bu jestinin hedefi, Afganistan operasyonunda
Özbekistan’ın desteğini sağlamayı hedeflemiş ve bu başarılmıştır. Özbekistan sınırları içerisinde
ABD üssü kurulmasına izin vermiştir.
Siyasal İslam Düşüncesi ve Orta Asya’daki Radikal Hareketler463
Bu bölümde önce siyasal islam düşüncesinin ideolojik arkaplanı üzerinde durulacak
ardından Orta Asya’da faaliyet gösteren islami hareketler/partiler incelenecektir. Orta Asya’da
faaliyet gösteren islami hareketler çoğu kez Vahhabilik veya selefi olmakla suçlanmaktadır.
Dolayısıyla öncelikle bu kavramlara açıklık kazandırmak gerekmektedir.
Vahhabi hareketinin temeli, 18. yüzyılda Muhammed bin Abdulvahap’a dayanmaktadır.
Bu kişinin siyasal islam olarak nitelendirilebilecek düşünceleri sonradan Vahhabilik olarak
adlandırılmıştır. Muhammed bin Abdulvahap, islam dünyasındaki gerilemesini önüne
geçilebilmesi için islamın orijinal haline dönülmesi, tarih içerisinde ortaya çıkan tarikat ve
mezheplerin terk edilmesi görüşünü savunmuştur. Bu düşünceler zamanla ideoloji niteliği
kazanmış 1925 yılında Suudi Arabistan’ın kurulmasıyla birlikte siyasal destek bulmuştur.
Bununla birlikte günümüzde Suudi Arabistan’ın iç ve dış politikasının islamın özüne dönmeyi
amaçlayan bu düşünce ile ne derece uyumlu olduğu tartışmaya açıktır. Suudi Arabistan’ın
politikalarından farklı olarak Vahhabi düşüncesi devrimci /dönüştürücü karakter taşımaktadır.464
19. yüzyılda siyasal islam düşüncesinin ikinci önemli dalgası kabul edilen Reformcu
İslam gündeme gelmiştir. Bu akım, Batı karşısında tutunabilmek için islamda reform yapılması
görüşünü savunmaktadır. Kuran’ı Kerim ve Sünnet esas alınmak suretiyle islam hukuk düzeni
zamanın gereklerine göre yeniden yorumlanmalıdır. İslamın eski dönemlerdeki uygulamalarının
dondurulup değiştirilemez hale getirilmesi doğru değildir. Doğru olan zamanın gereklerine göre
temel kaynakları esas kabul etmek suretiyle reform yapmaktır.
Reformcu düşünce,
Vahhabilikten farklı olarak hedeflerine ulaşmak için şiddete başvurulmasını meşru kabul etmez.
Siyasal islamın üçüncü ideolojik dalgası ise Selefiye düşüncesidir. 20. yüzyılda ortaya
çıkan bu hareket islamı bağımsızlık için yürütülen mücadelenin temel unsuru olarak ele
almaktadır. Selefi hareket, başlangıçta islamin siyasal yönünden çok kültürel ve eğitim boyutları
üzerinde durmuş ve yoksullara destek sağlanması gibi sosyal alanda faaliyet gösterilmesi
461
The Economist, May 15, 2003.
Walker, op.cit. s.28.
463
Bu çalışmada radikal kavramıyla Batı karşıtı islami hareketler kastedilmektedir. Bu hareketlerin karakteristik özelliği laik
rejimleri ortadan kaldırıp yerine islam hukukuna (şeriat) dayalı bir rejim kurmaktır.
464
Vahhabilik hakkında bakınız. http://www.law.umaryland.edu/marshall/crsreports/crsdocuments/RS2169501222003.pdf/
462
452
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
görüşünü savunmuştur. Selefi hareket yerel düzeyde örgütlenmeye büyük önem vermektedir.
1928 yılında Mısır’da Hasan el-Benna tarafından kurulan Müslüman Kardeşler hareketinin
kökeninde selefiye düşüncesi bulunmaktadır. Müslüman Kardeşler ilk yıllarda radikal ve siyasi
bir örgüt görünümde değildir. Ancak 1950’lerin ikinci yarısında Mısır lideri Cemal
Abdunnasır’ın hareketin faaliyetlerini sınırlandırması ve mensuplarına işkence yapması üzerine
örgütün siyasi boyutu öne çıkmış ve şiddet kullanma bir mücadele metodu olarak kabul
görmüştür. Bununla birlikte Müslüman Kardeşler hareketi son dönemde şiddeti dışlayan siyasal
mücadele yöntemini benimsemiştir.465
Günümüzde siyasal islam düşüncesinin temelinde yer alan bu üç akım arasında ayrım
yapmak güç hale gelmiştir. Daha kolay bir sınıflandırmayı belki şiddete başvurmayı meşru kabul
eden hareketler ve buna karşı çıkanlar şeklinde yapmak mümkündür.
Özbekistan İslam Hareketi, bağımsızlıktan sonra Özbekistan’da İslam Kerimov’un
otoriter yönetim anlayışına ve dini baskı altında tutmasına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Partinin
temeli 1990’da Namangan’da kurulan Adalet örgütüne dayanmaktadır. Kurucuları Cuma
Hocayev (Namangani) ve Tahir Yoldaşev’dir. 1992-1097 yılları arasında devam eden Tacikistan
iç savaşında Cuma Hocayev, İmamali Rahmanov güçlerine karşı Tacikistan islamcı muhalefet
lehine çatışmalara katılmıştır.
Özbekistan İslam Hareketi bünyesinde Özbeklerin dışında Tacik ve Kırgız gibi diğer
uluslara mensup olanlar da yer almaktadır. Partinin amacı öncelikle İslam Kerimov rejimini
yıkıp, Özbekistan’ı kurtarmak, ardından diğer ülkeleri Orta Asya İslami Hilafeti çatısı altında bir
arada toplamaktır. Özbekistan İslam Hareketi bu hedefe ulaşmak için Hizbut Tahrir’den farklı
olarak şiddete başvurmayı meşru kabul etmektedir. Mensuplarının büyük bölümü işsiz
gençlerden ve İslam Kerimov rejimi tarafından gözaltına alınan ve tutuklanan ılımlı eğilimli iken
radikalizme yönelen gençlerden oluşmaktadır. 1999 yılında Taşkent’te patlayan bombalardan
dolayı yönetim Özbekistan İslam Hareketini suçlamış, bunun üzerine kuşku duyulan dindarlar
sempatizan kabul edilerek tutuklanmış ve ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu olay üzerine
Özbekistan İslam Hareketi rejime karşı silahlı mücadele başlattığını duyurmuştur. 2001 yılında
Cuma Hocayev’in Afganistan’da öldürülmesiyle teşkilat eski gücünü kaybetmiştir.
Hizbut Tahrir, Suudi Arabistan ve Ürdün kökenli bir örgüttür.466 Sadece Orta Asya’da
değil Rusya’da, Batı Avrupa’da dünyanın her yerinde faaliyet göstermektedir. Hizbut Tahrir’in
amacı hilafet devleti kurmaktır. Ancak bu hedefe şiddete başvurulmadan barışçı yöntemlerle
ulaşmak gerekir. Örgütün Orta Asya’daki faaliyetleri hemen her ülkeyi kapsamaktadır. Ancak
hedef kitle Tacik, Özbek ve Kırgızlardır.
Hizbut Tahrir örgütünün mesajı son derece basittir: Ruhi bakımdan uyanma ve islam
devleti çatısı altında refah içerisinde yaşama. Bu mesaj kötü yönetim, yolsuzluk ve işsizliğin
yaygın olduğu bölgede gençlerin ilgisini çekmektedir. Hizbut Tahrir ayrıca Çin işgali altında
yaşayan Uygurları kurtarmayı vaat etmektedir. Örgüte destek İslam Kerimov rejiminin baskısının
artmasına paralel olarak yükselmektedir. Bowyer’e göre Andican olaylarından sonra Fergane
vadisinde örgüte katılım artmıştır. 467
465
466
Bakınız: Müslüman Kardeşler resmi web sitesi, http://www.ikhwanweb.com/
Hizbut Tahrir konusunda kapsamlı bir analiz için bakınız: Dider Chaudet, “Hizbut Tahrir: An İslamist Threat to Central
Asia?”, Journal of Muslim Minority Affairs, Vol. 26, No.1, April 1996, s. 113-125.
467
Antony C. Bowyer, “Islamic Movement and Democracy in Central Asia: Integration or Isolation?”, International Foundation
for Election Systems, May, 2008.
http://www.ifes.org/publication/247475edefe5e2d597c691c7bb0863eb/IslamDemocracyPaperBOWYER.pdf/
453
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
İslami Rönesans Partisi, SSCB döneminde 1990 yılında kurulmuştur. 1992-1997 yılları
arasında devam eden iç savaşın ardından varılan anlaşma gereği olarak Tacikistan’da yasal olarak
faaliyet göstermektedir. İslami Rönesans Partisi parlamento seçimlerinde Tavildara, Karatekin
ve Fergane Vadisinden destek sağlamaktadır. 2005 yılında yapılan seçimlerde 63 üyeli ulusal
parlamentoda sadece 2 milletvekii kazanmıştır.468 Kasım 2007’de yapılan seçim anketinde ise
Tacikistan Rönesans Partisinin kamuoyu desteği % 4.55 olarak belirlenmiştir. Ülkede halkın
çoğunluğu İmamali Rahmanov’un Demokratik Halk Partisini desteklemektedir. Tacikistan’ın 7.3
milyonluk nüfusunun yarısı 20 yaşın altındadır. Gelecek yıllarda seçime katılma hakkı kazanacak
olan yeni neslin partiyi iktidara taşıması ihtimali mümkün gözükmemektedir.
İslami Rönesans Partisinin 2006 yılında yapılan kongresinde Said Abdullah Nuri
başkanlık görevinden ayrılmış ve yerine Muhittin Kabiri seçilmiştir. Daha ılımlı çizgide olan
Kabiri, İslami Rönesans Partisinin çizgisini “muhafazakar hükümet politikaları ile radikal dini
akımlar arasında itidal yolu” şeklinde tanımlamaktadır. 2006 yılında hükümetin okullarda
başörtü yasağı uygulaması, camilere kadın ve çocukların girmesini yasaklaması, Kabiri’ye göre,
aşırı eğilimleri güçlendirecektir.469 İslami Rönesans Parti’yi eleştiren aşırı eğilimliler ise partinin
devletin çıkarlarına hizmet ettiği ve davayı sattığını ileri sürmektedir.
Sonuç
Orta Asya müslümanlarının, 70 yılı kesif ateizm propogandası altında olmak üzere, 150
yıl devam eden Sovyet egemenliğinin ardından otantik kültürlerinin ayrılmaz bir parçası olan
islama ilgi göstermelerini radikal islam tehdidi olarak görmek ve yansıtmak doğru değildir.
Bölgedeki gelişmeleri uzun bir ara dönemden sonra asli kimliğe dönme sancıları olarak
değerlendirmek gerekmektedir.
Başka islam toplumlarında olduğu gibi bağımsızlıktan sonra Orta Asya’da yaşayan
müslüman halklar da geleneksel islam, resmi islam, siyasal islam gibi birbirinden faklı islami
anlayışlarlarla karşı karşıya gelmişlerdir. Gerçekten de bölgede siyasal islam eğilimli örgütler
vardır. Bunlardan ilki olan Hizbut Tahrir, Londra merkezlidir, sadece Orta Asya’da değil,
dünyanın her tarafında faaliyet göstermektedir. Hizbut Tahrir hedeflerine ulaşmak için şiddete
başvurmayı reddetmektedir. Örgüt, Orta Asya’da Fergane vadisinde etkili olmaya çalışmaktadır.
İkinci örgüt olan İslami Rönesans Partisi, ardındaki halk desteği % 6 civarında olan Tacikistan
yasalarına göre faaliyet gösteren bir siyasal partidir. 63 kişilik ulusal parlamentoda 2 milletvekili
ile temsil edilmektedir. Üçüncüsü olan Özbekistan İslam Hareketi ise liderlerinin 2001 yılında
öldürülmesi üzerine etkisini kaybetmiş, dağılma aşamasına gelmiştir. Örgütü ayakta tutan yoksul
ve işsiz gençlere, dini ritüelleri yerine getiren ortalama insanlara Kerimov yönetimimin
uyguladığı baskıdır.
Orta Asya genelinde anılan örgütler halktan sınırlı biçimde destek sağlayabilmektedir.
Türkmenler, Kazaklar ve Kırgızlar anılan örgütlerin faaliyetlerine mesafeli çizgidedir. Ortalama
bölge insanı bakımından islam rejim karşıtı radikal bir ideoloji değil, asli kimliğinin bir
unsurudur. Bununla birlikte, anılan örgütlere desteğin arttığı bölgeler baskının yoğun olduğu
veya eskiden beri dindarlığı ile tanınan yerlerdir. Bölgedeki kimi yönetimlerin temel hak ve
özgürlükleri sınırlandırmaları, muhalefet hareketlerinin her türünü baskı altında tutmaları, dini
hayat üzerinde eski rejim döneminde olduğu gibi tahakküm kurmaları ortalama insanı radikal
eğilimlere itmektedir.
468
469
https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ti.html/
http://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=19214821/
454
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Netice olarak mevcut koşullar dikkate alındığında Orta Asya’da radikal tehdidin
bulunduğu veya bulunmadığı şeklinde net bir sonuca varmak mümkün gözükmemektedir.
Bölgede hukuken veya illegal olarak faaliyet gösteren radikal gruplar ve partilerin var olduğu
açıktır. Ancak bunlar toplumsal destek bulamamaktadır. Olağan muhalefet hareketlerine izin
verilmemesi, dini hayat üzerinde tahakküm kurulması ortalama insanları aşırı eğilimlere
itmektedir. Dolayısıyla Orta Asya’da radikal islam tehdidinin bölge yönetimleri tarafından
abartılması mevcut antidemokratik uygulamaları meşrulaştırma amacı taşımaktadır.
Radikal islamdan şikayet edenler, ortalama insanları aşarı eğilimlere yönelten sosyoekonomik yapıyı değiştirmek için çaba göstermemekte, tam aksine Sovyet rejiminin türevi
uygulamalarla dolu mevcut duruma dış destek sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede Rusya
ve Çin, sınırları içerisinde yaşayan müslüman azınlıklar nedeniyle, ABD ise de 11 Eylül
sonrasında fobi haline getirdiği “islam tehdidi” gerekçesiyle bölgede baskıcı yönetimlere destek
sağlamaktadır. Orta Asya’nın otoriter yönetim anlayışından ve radikal islam tehlikesinden
uzaklaşabilmesi ancak demokratikleşmeyle mümkün olabilecektir.
Download

indirmek için tıklayınız