. Mehmet CANBULAT
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
■ ^ r uşkusuz toplumun ihtiMâ yaç duyduğu şeyler çok
M* JL
olduğundan, va­
kıflar da bu ihtiyaçlara göre çe­
şitlenmiştir. Ayrıca bu ihtiyaç­
lar, zamana ve yere göre de de­
ğişmektedir. Çeşitli hizmet alan­
ları düşünülerek İslâm dünya­
sında binlerce vakıf kurulmuş
ve bunlar sayesinde toplumun
hemen her kesimine çok önemli
hizmetler götürülmüştür.
16
DİYANET AVRUPA AYLIK DERGİ SAYI: 44
asır ortalarından XIX. asır sonlarına kadar
uzanan bir dönemde İslâm memleketleri§nin, özellikle Selçuklular ve Osmanlılar za­
manındaki Türk dünyasının sosyal, kültürel ve ekonomik
hayatında oldukça önemli bir rol oynamış olan vakıf müessesesinin pek çok tanımı yapılmışsa da en yaygın tanı­
mı şudur: “Vakıf, bir mülkün menfaatini halka tahsis
edip aynını Allah Teâlâ’nın mülkü hükmünde olarak,
temlik ve temellükten ebediyyen menetmektir” .01 Bu ta­
nıma göre, insanların yararlanmaları için bir malın Cenâb-ı H akk’ın mülkü hükmünde düşünülerek ebedi ola­
rak alım, satım, rehin, hibe, vasiyet, miras gibi temlik ve
temellük ile sonuçlanacak her türlü hukuki tasarrufun dı­
şına çıkararak, bir tarafa tahsis edilmesine vakıf adı ve­
rilmektedir.
Tarihin her döneminde, insanların hayır kastiyle bazı
ibadethaneleri inşa ettiği ve bu yerlere münferit bağışlar-
SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA MUESSESESİ OLARAK
da bulunduğu bilinen bir gerçek­
tir. insanın sosyal bir varlık olu­
şundan ve özünde taşıdığı yardım
severlik ve cömertlik duyguların­
dan beslenen vakıf müessesesinin
menşeini en eski devirlere kadar
götürenler mevcuttur. Gerçek şu
ki, vakfın ilk defa hangi tarihte
başladığı konusunda kesin olarak
bir şey söylemek mümkün değil­
dir. Kadim toplumlarda da bir kı­
sım vakıflar mevcuttu. Örneğin,
İskenderiye kütüphanesi, Kudüs
havuzları, Zemzem kuyusu, yol­
lar, köprüler, mabetler hep birer
vakıftır® ve bütün bunların, men­
faatinden insanların yararlanma­
ları için meydana getirildiklerinde
kuşku yoktur. Ancak bugünkü an­
lamda hukuki bir müessese olarak
vakfın ortaya çıkışı İslâmiyet ile
olmuştur.®
Vakıf, yardımlaşma ve daya­
nışmanın kurumlaşmış bir halini
ifade eder.
Bu itibarla, vakıf müessessin!
iyice kavrayabilmek için Islâm ’ın
yardım anlayışını iyi bilmek gere­
kecektir. Islâm ’a göre, evrende
bulunan her şey fanidir, baki olan
yalnız Allah’tır.(4> “Göklerin ve
yerin mülkü 0 ’nundur...H er şeyi
O yaratmış, ona düzen vermiştir”(5>, “Eşya da, insan da Allah’a
aittir. Mülk mutlak manada sade­
ce 0 ’nundur”<6), “Dilediği kimse­
ye rızkı genişletir ve daraltır”'7',
“Y eryüzünü insanların emrine
âmâde kılan”®, “Yerde olan her
şeyi insanların yararı için yara­
ta n ...”<9> O ’dur. “Yeryüzünde
hiçbir canlı hariç olmamak üzere
hepsinin rızkı Allah’ın üzerine­
dir... ”(l0), “Yegâne rızık veren
O ’dur”'1". Bu itibarla, “Kişi, kar­
deşinin ihtiyacıyla meşgulse, Al­
lah da onun ihtiyacıyla meşgul­
dür”"2’, “Kul, kardeşinin yardı­
mında olduğu sürece, Allah onun
yardımındadır.”<13) “İnsanlan-n en
hayırlısı,
insanlara
yararlı
olan”,<l4>“Malın en hayırlısı Allah
yolunda
harcanan
(vakfedi­
len)”0®, vakfın en hayırlısı da, in­
sanların en çok ihtiyaç duyduğu
şeyi karşılayandır.
Kuşkusuz Yüce Yaratıcı­
yı sevenler, yaratılanları; insanla­
rı, diğer canlıları, bitkileri de se­
verler. Şefkatin, merhametin, in­
DİVANET AVRUPA AVLIK DERGİ
17
Gündem
saf ve adaletin, nezaketin, zara­
fetin, iyilik ve yardımın kaynağı
Allah sevgisidir. Vakfın teme­
linde de genellikle bu sevgi var­
dır. Esasen vakıf da bu sevginin
kurumlaşmış halinden başka bir
şey değildir. Vakıflar, insanları
her türlü olumsuz etkilere ve
şartlara karşı korumada âdeta
paratoner görevi üstlenerek,
sağlıklı bir toplumun oluşması­
na katkıda bulunurlar.
Sosyal yardımlaşma ve daya­
nışmanın sağlanmasında vakıf­
ların önemi büyüktür. Vakıf tat­
bikatı Hz. Peygamber zamanın­
dan itibaren başlam ış, gerek
kendisi gerekse ashabı en değer­
li mülklerini vakıf haline getirmişlerdir. M edine’de inşa olu­
nan ilk mescidin yani Mescid-i
Nebevi’nin arkasındaki bir bö­
sosyal yardımlaşma ve
dayanışmanın sağlanma­
sında vakıfların önemi bü­
yüktür. Vakıf tatbikatı Hz.
Peygamber zamanından
itibaren başlamış, gerek
kendisi gerekse ashabı en
değerli mülklerini vakıf
haline getirmişlerdir.
DİYANET AVRUPA AYLIK DERGİ SAYI: 44
lümün yersiz ve yurtsuz kimse­
lere ayrıldığını biliyoruz. İs­
lâm ’da ilk vakfı Resulullah, bir
Yahudi âlimi olan ve daha sonra
Müslüman olan M uhaynk tara­
fından kendisine vasiyet edilen
bahçelerden yapm ıştı. Bunlar
yedi bahçeden ibaretti. Âlim bir
zat olan M uhaynk ise katıldığı
Uhud savaşında şehid edilmiş­
ti.06’ Ebu Hüreyre’nin rivayetine
göre Hz. Peygamber şöyle bu­
yurmuştur: “İnsan ölünce şu üç
şeyden başka ameli sona erer:
Devam eden sadaka (hayır), fay­
dalanılan ilim ve kendisine dua
eden hayırlı evlat.” (17) Bu hadis­
te geçen “sadaka-i cariye”yi, fukaha vakıf olarak tefsir etmişler­
dir. Bir kimsenin ölümünden
sonra da devam eden ve Allah
nzası için insanların istifadesine
sunulmuş bulunan hayır müesseseleri sadaka-i cariyedir.0®Bu
hadis, pek çok kimseyi ölümden
sonra da sevap kazanmak ama­
cıyla vakıf yapmaya sevk etmiş­
tir. Böylece insanlar, servetleri­
ni sürekli hayır getiren bir saha­
ya aktarmış olmaktadırlar. Nite­
kim pek çok vakfiyede ve vakıf
kitabesinde, kişiyi vakıf yapma­
ya yönelten ayet ve hadisler ya­
zıldığını müşahede etmekteyiz.
Meselâ, Müslümanların 672 ta­
rihli İstanbul muhasarası sıra­
sında surlar önünde şehid olan
ve oraya gömülen Ebu Eyyûb
el-Ensarî’nin kabri çevresinde,
Fatih
Sultan
M ehm ed’in
1458’de inşa ettirdiği Eyüp Sul­
tan Külliyesi’nin imareti, bugün
belli ölçüde fonksiyonunu sür­
dürebilen iki imaretten birisi­
dir.09’Türkiye’nin mânevi mer­
kezlerinden biri haline gelen
Eyüp’deki bu imaretin kapısı
üzerinde, “M aşallah” yazısı ve
onun altında da, “Biz size sırf
Allah rızası için yediriyoruz.
Sizden bir karşılık ve teşekkür
beklem iyoruz”'20* m eâlindeki
ayet-i kerime yazılıdır. Söz ko­
nusu kitabeye bu ayetin yazıl­
mış olması, düşünenler için ol­
dukça manidardır.
Hz. Peygamber’in ashabın­
dan pek çok kimsenin vakıf yap­
tığını görüyoruz. Kuşkusuz on­
lara vakıf yapma arzu ve düşün­
cesini veren Kur’an ayetleri ve
Hz. Peygamber’in mübarek söz­
leridir. “Sevdiğiniz şeylerden
Allah yolunda harcam adıkça
iyiliğe asla erişemezsiniz. Her
ne harcarsanız Allah onu bilir”(2i), “Kimdir Allah’a güzel bir
borç verecek o kimse ki, Allah
Gündem
da o borcu kendisine kat kat ilk aile vakıflarının, Hz. Pey­ mülküne bir şey geçirmeksizin,
ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve gamber’in Rûme kuyusu hak- normal ölçüler içinde (örfe göre)
genişletir. Ancak ona döndürü­ kındaki hadisine ve ashabın söz -vakıftan- yemesi ve yedirmesi
leceksiniz”02’ mealindeki ayetler konusu tatbikatlarına dayandığı serbesttir.” Rivayete göre bu
nazil olunca, Medineli Müslü- anlaşılmaktadır.
vakfı Hz. Ömer’in oğlu Abdul­
manlar arasında en çok hurma
Oğlu Abdullah’ın rivayetine lah idare ederdi.07’
bahçesine sahip bulunan Ebu göre Hz. Öm er’in payına HayBu ve benzeri rivayetlerin
Talha, Hz. Peygamber’in yanma ber’den bir arazi düşmüştü. Hz. açıkça ifade ettiği hükümler ile
giderek M escid-i N ebevi’nin Ömer de Hz. Peygamber’e gele­ bunların ışığı altında oluşan ictikarşısında bulunan ve içindeki rek, “Ey A llah’ın Resulü ! Hay- haddan doğan hükümlerin topla­
tatlı suyu Hz. Peygamber tara­ ber’den elime bir toprak parçası mı, İslâm hukukunda vakıf müfından beğenilen Beyruhâ adlı geçti ki, şimdiye kadar bundan essesesinin esas ve şeklini orta­
bahçesini, Allah rızası için dile­ daha değerli bir mala sahip ol­ ya koymaktadır.08’
diği şekilde kullanmasını istedi. mamıştım. Bana neyi tavsiye
Dört halife devrinde başla­
Onun bu davranışını takdir eden buyurursunuz?” dedi. Hz. Pey­ yan ve Emeviler döneminde ge­
Resul-i Ekrem, bahçeyi akraba­ gamber de, “İstersen aslını ken­ lişen fetihlerden sonra müslülarına vermesinin daha uygun dine bırakır -m enfaatini- tasad- manlar ekonomik bakımdan ol­
olacağını söyledi. Bunun üzeri­ duk edersin” buyurdu. Bunun dukça zenginleşmişler ve bunun
ne Ebu Talha, onu Übey b. K a’b üzerine Hz. Ömer, “Satılm a­ neticesinde büyük bir refaha ka­
ve Hassân b. Sâbit gibi am ­
vuşm uşlardır. Bu durum
cazadelerine ve yakın akra­
A bbasiler dönem inde de
balarına bağışladı.03'
aynı istikamette gelişerek
ilk vakfın, Hz. Osman
devam etti. Bu iktisadi re­
(r.a) tarafından yapıldığını
fahla İslâm ’daki yardımlaş­
söyleyenler de vardır. Zira
ma ve dayanışma ruhu birHz. Peygamber M edine’ye
leşince, vakıflarda büyük
hicret ettiği zaman orada Rûbir artış m eydana geldi.
me denilen kaynaktan başka
Öyle ki hemen her alanda
tatlı su yoktu. Hz. Peygam­
hizmet veren, yüz binlerce
Kuşkusuz toplumun ihtiyaç duy­ insanın yararlanma imkânı
ber, bu kuyuyu satın alıp
Müslümanlara bağışlayacak duğu şeyler çok çeşitli olduğundan,
bulduğu vakıflar ortaya
olanın cennete gireceğini
çıktı. Ancak, şurası bir ger­
vakıflar da bu ihtiyaçlara göre çeşit­
çek ki, bu alanda asıl geliş­
m üjdelem esi üzerine, Hz.
me Selçuklular ve Osman­
Osman onu satın almış ve lenmiştir. Ayrıca bu ihtiyaçlar z.çı­
M üslüm anlara vakfetm iş­
lIlar döneminde olmuştur.
mana ve yere göre de değişmektedir.
tir.04»
Bu devirde yardımların in­
Sa’d b. Ubade (r.a), Hz.
sanları da aşarak hayvanla­
ra kadar götürüldüğünü
Peygam ber’e
danışarak
M ihrab denilen bahçesini
görmekteyiz.
Kuşkusuz toplumun ih­
annesi adına vakıf yapmış­
tiyaç duyduğu şeyler çok
tır.05’ Ashaptan Enes, Züçeşitli olduğundan, vakıflar
beyr, Abdullah b. Ömer gibi
ileri gelenlerinin evlerini vakfet­ mak, hibe edilmemek, mirasçı­ da bu ihtiyaçlara göre çeşitlen­
tikleri görülmektedir. Bu yerler­ lara intikal etmemek üzere; fa­ miştir. Ayrıca bu ihtiyaçlar, za­
den, ihtiyaç duyduklarında ken­ kirler, akraba, köleler, m isafirler mana ve yere göre de değişmek­
dilerinin ve aile fertlerinin de ve yolcular için tasadduk etti. tedir. Çeşitli hizmet alanları dü­
yararlanma şartlan vardır061 ki Onu idare edenin (mütevelli) şünülerek İslâm dünyasında bin­
,
DİYANET AVRUPA AYLIK DERGİ
19
lerce vakıf kurulmuş ve bunlar
sayesinde toplumun hemen her
kesimine çok önemli hizmetler
götürülmüştür. Değerlerin müşahhaslaşarak müesseseleşmesi
olgusunun bir ürünü olan vakıf,
İslâm toplumlannı bazı dönem­
lerde, sosyal, kültürel ve ekono­
mik hayatın her cephesinde ken­
disini hissettiren bir yapıya ka­
vuşturmuştur. Örneğin, “Osmanlı imparatorluğu devrinde
pek büyük bir inkişafa mazhar
olan vakıflar sayesinde, bir
adam vakıf bir evde doğar, vakıf
bir beşikte uyur, vakıf mallardan
yer ve içer, vakıf kitaplardan
okur, vakıf bir mektepte hocalık
eder; vakıf idaresinden ücretini
alır ve öldüğü zaman kendisi va­
kıf bir tabuta konur ve vakıf bir
mezarlığa gömülürdü. Bu suret­
le beşeri hayatın bütün icapları­
nı ve ihtiyaçlarını vakıf mallarla
temine pek âlâ imkân vardı.”09’
Bu cümleden olarak camiler,
mescitler, namazgâhlar, kütüp­
haneler, mektepler, medreseler,
tekkeler, zaviyeler, kervansa­
raylar, hanlar, hamamlar, dârülacezeler, herkese açık hastahaneler; fakirlerin, misafirlerin ba­
rınıp yararlandığı imarethaneler,
çeşme ve sebiller, su yollan,
yollar, köprüler, limanlar, deniz
fenerleri, kale ve istihkâmlar,
bedestenler, umumi helâlar, ça­
maşırhaneler, spor saha ve tesis­
leri, mesireler gibi vakıf müesseseleri yapıldı. Bu sayılanların
dışında dul kadınlar ve kimsesiz
çocuklar için bakımevleri aç­
mak, öksüz çocuklara süt anne
tutmak, bayramlarda çocukları
sevindirmek için top atmak, ev­
lâtlıkların, hizmetçilerin, köle
ve cariyelerin sahipleri tarafın­
2 0
DİYANET AVRUPA AYLIK DERGİ SAYI: 44
dan ezilip hırpalanmamaları için
kırdıkları eşyayı tazmin etmek,
yoksul kızlara çeyiz hazırlamak
ve düğünlerini yapmak, halkın
alış-verişte kandırılmasını önle­
mek için çarşı ve pazar yerlerine
ölçü ve tartı aletleri koymak, ha­
pishanelerde bulunan mahkum­
lara çeşitli yardımlarda bulun­
mak, çalışma kudreti kalmamış
yaşlı ve sakat meslek ve sanat
erbabı için yardım fonları kur­
mak, borçlanıp da ödeme imkâ­
nı olmayanların borçlarını öde­
mek, kışın et fiyatlarının artma­
ması için tedbirler almak, ıslah
edilm iş koyunhaneler kur­
mak,halka yararlı olan kitapları
yazdırmak ve ücretsiz dağıtmak,
hatim, mevlid, aşir, Buhâri okut­
mak, yemek yedirmek, fukaraya
(odun ve kömür gibi) yakacak
yardım ı yapmak, halka sıcak
günlerde soğuk su ve şerbet da­
ğıtmak ve bu amaçla kâr temin
etmek,çocuklar için oyun alan­
ları yapmak, yetim lere aylık
bağlamak, askeri silah ve teçhi­
zatla donatmak, donanmaya yar­
dım etmek, kışın geçit vermez
dağ başlarına, vadilere sığınak
yapmak, yollarda gelip geçenle­
ri rahatsız eden, sağlığa zararlı
olan pislik ve balgam gibi şeyle­
rin üstünü kül ve kireçle kapat­
mak, kış aylarında kuşları, hasta
ve garip leylekleri beslemek ve
tedavi etmek, sahipsiz kedi ve
köpekleri doyurmak... gibi son
derece farklı konularda kurulan
vakıflara rastlam ak mümkün
olabilmektedir.131” Örneğin, bazı
vakfiyelerde, Ramazan ayında
akşam namazına gelen cami ce­
maatine iftar etmeleri için şerbet
dağıtılması, ayrıca fakirlere ve
öğrencilere iftar yemeği veril­
mesi hususunda şartlara rastlanmaktadır. Diğer taraftan, Kur­
ban Bayramı ile ilgili bir takım
vakıfların da kurulduğunu gör­
mekteyiz. Bazı vakıflar bu bay­
ram da, vakıfların gelirleriyle
koyun ve öküz satın alınarak ke­
silmesini ve etlerinin ihtiyacı
olanlara dağıtılmasını şart koş­
muşlardır.00
Belediye teşkilatı, XIX. yüz­
yılda II. Mahmud devrinde baş­
layan reformlarla bugünkü yapı­
sına kavuşmuştur. Kuşkusuz da­
ha önce de Osmanlı ve diğer Is­
lâm şehirlerinde böyle bir teşki­
lât ve bu görevleri yerine getiren
memurlar olmuştur. Doğu Islâm
şehirlerinde belediye nizamının
temeli hisbe müessesesidir. Bu
müessesenin görevi ise şehirler­
de dinen yasaklanan fiillerin iş­
lenm esini engellem ektir. Su,
ulaşım, aydınlatma, temizlik...
gibi hizmetler o dönemde hep
Gündem
vakıf müessesesince karşılanır­
d ı/32’
Su kanalları, su kemerleri,
maksemeler, kuyular, çeşmeler,
sebiller, hamamlar tamamen va­
kıf kuruluşlardı. Örneğin, hayrat
olarak Türklerin yaptıkları çeş­
meler şehir, kasaba ve diğer yer­
leşim birimlerinde olduğu gibi
ana yolların kenarlarında, açık­
lık ve kırlık yerlerde de inşa
edilmiştir. Yerleşim birimleri
arasındaki yollarda bulunan çeş­
meler “menzil çeşmeleri” olarak
adlandırılır. Bunların, insanların
ihtiyaçlarını karşılayan lüle ve­
ya musluklarından başka hay­
vanların sulanması için ayrı lü­
leleri ve önlerinde yalaklan var­
dı.03’ Fakirlerin, kimsesizlerin
ücret ödemeksizin yıkanabile­
cekleri hamamlar mevcuttu. Se-
su,
hatta şerbet dağıtı­
lırdı. Yol, kaldınm
ve. köprü yapımını
vakıflar sağlıyor­
du. Bazı hayır sa­
hipleri kurdukları
vakıflarla “kandilciler” tutuyor,
yine vakıf geliri ile kandil ve
yağ satın alarak sokakları aydın­
latıyordu. Cadde ve sokakların
temizlenmesi ve umumi helâlar
için vakıflar kurulmuştu. Gece
bekçilerinin ücretlerini vakıflar
karşılıyordu. Vakıf hastanelerin­
de her dinden ve ırktan insan te­
davi görebiliyor, ekonomik du­
rumu iyi olmayanlara ücretsiz
ilaç veriliyor, doktor temin edi­
liyordu. İmaretlerde yoksullara,
yolcu ve misafirlere her gün bir
veya iki öğün yemek yediriliyordu. D ’Ohsson’a göre sadece
İstanbul imaretlerinde her gün
parasız yemek yiyenlerin sayısı
30.000 idi. Böylece vakıflar bir
taraftan binlerce görevliye maaş
ödüyor, öte yandan yüz binlerce
insana ırk ve inanç farkı gözet­
meksizin hizm et
götürüyordu.
Böylece vakıflar
yolu ile gelir da­
ğılımındaki den­
gesizlikler asgari­
ye indirilirken,
yine buna bağlı
olarak ortaya çık­
ması m uhtemel
sosyal patlamalan n da önüne ge­
çilm iş
oluyordu.(34)
Vakıf­
lar, devlet bütçesi
gibi, gelir dağılı­
mına büyük ölçü­
de etki eden müesseselerdir. Nasıl ki devlet büt­
çe aracılığıyla varlıklı kesimden
vergi alıp, toplumun bütün ke­
simlerine ve bu arada hiç geliri
olmayan veya düşük gelirli kim ­
selere hizmet götürüyorsa, va­
kıflar aracılığıyla da aynı şey
yapılmaktadır. Vakıf olmasaydı
kişinin serveti tamamen mirasçılanna kalacaktı. Oysa vakıf
yolu ile mirasçılara kalacak olan
servetler törpülenmekte ve azal­
tılmaktadır. İslâm dünyasındaki
toplam vakıf varlığının bugün
para karşılığı değerini ortaya
koymak mümkün değildir.<35) Bu
durum, vakıfların gelir dağılı­
mında ne denli büyük rol oyna­
dığını göstermesi bakımından
önemlidir.
V akfiyelere toplu bir göz
gezdirildiği zaman, vakıf gelir­
lerinin tahsis edildiği alanlardan
birinin de, eğitim ve öğretim ol­
duğu kolaylıkla anlaşılır. İs­
lâm ’ın eğitim ve öğretime verdi­
ği değerin bilincinde olan ilk
Müslüman Türk devletleri, bu
DİYANET AVRUPA AYLIK DERGİ
21
rıyla birlikte söz konusu gelir
kaynaklarını da vakfediyorlar­
dı.07’ Hemen her Osmanlı şehri­
nin merkez camii çevresinde kü­
melenen medrese, imaret, çeş­
me, sebil, kütüphane, hastane ve
bunun gibi diğer kuruluşlardan
oluşan ve “binalar ve hizmetler
kompleksi”, “sosyal teşkilatlar
bütünlüğü” olarak nitelendirebi­
leceğimiz Osmanlı külliyeleri,
Vakıflar, insanların
toplu olarak yaşadıkları
şehir, köy ve kasaba gibi
yerleşim birimlerinin teş­
kilatlanmasında önemli
rol oynadıkları gibi] Ana­
dolu’nun Türkleşmesi ve
İslâmlaşmasında da büyük
ölçüde etkili olmuşlardır.
alanda yoğun bir çalışma içeri­
sine girm işlerdir. Selçuklular
döneminde konunun daha ciddi
şekilde ele alındığını görmekte­
yiz. Sultan Alparslan ve Melik
şah dönemlerinde vezirlik yap­
mış olan Nizamülmülk’ün bü­
yük masraflarla kurduğu Niza­
miye medreseleri, fonksiyonu
ve etkileri ile haklı bir şöhrete
kavuştu. Daha sonra bu medre­
seler örnek alınarak, hemen
Anadolu’nun bütün şehir ve ka­
sabalarında m edreseler inşa
olundu. Aynı geleneğin, Osman­
lIlar devrinde de daha ilk sultan­
lardan itibaren sürdürüldüğünü
görmekteyiz. Sıbyan mektepleri
(ilkokullar), m edreseler, tıp
m edreseleri, D aru’l-H adisler,
Daru’l-Kurralar ve kütüphaneler
yapıldı. Böylece, zamanla eği­
tim ve öğretim kurumlarının sa­
22
DİYANET AVRUPA AYLIK DERGİ SAYI: 44
yısı binleri buldu. Ayrıca, bunla­
rın hemen hepsi yatılı okullar
olarak düzenlenmişti. Bu ilim
yuvalarında dönem in m eşhur
ilim, fen ve sanat adamları yetişti.(36)
Kuşkusuz eğitim ve öğretim
hizmetlerinin yürütülmesi için
yalnızca bina yapmak yeterli de­
ğildir. Başta müderrisler (öğre­
tim üyeleri, öğretmenler) olmak
üzere, m edreselerde görevli
asistanlar, hizmetliler vb. kurum
çalışanlarının maaşları, öğrenci­
lerin harçlıkları, kitap ve kırtasi­
ye giderleri, iâşeleri ve binaların
her türlü bakım ve onanm ı için
paraya ihtiyaç vardı. İhtiyaç du­
yulan bu para, gelirleri eğitim ve
öğretim kuram larına vakfedilen
çiftlik, ev, dükkan, değirmen,
han ve hamam gibi akarlarla
sağlanıyor; hayırseverler binala-
yalnızca ibadet yeri, eğitim ve
öğretim merkezi veya fakir mut­
fağı değil, aynı zamanda çevre­
lerinde başka toplantı yerlerinin
gelişm esine önayak oldukları
için sosyal katalizör rolü oynu­
yorlar, sosyal ve kültürel bütün­
leşmeyi teşvik ediyorlardı. Külliyenin merkezinde yer alan ca­
mi ile şehrin diğer cami ve med­
reseleri, dönemin üniversitesi
durum unda olan m edresenin
halka açılan kapıları mesabesin­
de idi. Medresede elde edilen ve
üretilen bilgiler, medresenin ho­
caları ve öğrencileri tarafından
cami ve mescidlerde halka aktarılabilm ekteydi. M edreselerde
eğitim ve öğretime her sene üç
ay ara verilmekte, öğrenciler
yurdun çeşitli bölgelerine dağıl­
makta ve söz konusu camiler
aracılığıyla medresede elde et­
tikleri bilgileri memleketin en
ücra köşelerine kadar yaymak­
taydılar. Herkes okuma imkânı
bulamamasına rağmen, yurdun
her yanında ortak bir kültür
oluşmaktaydı. Böylece vakıf
külliyeler sayesinde, aynı kültür
değerlerini ve aynı davranış
normlarını benimseyen halk, or­
tak kimliğine kavuşuyor ve so­
nuçta sosyal bütünleşmenin sağ­
lanm asına katkıda bulunmuş
oluyordu. Ayrıca, vakıflar saye­
sinde medreseler tam muhtari­
yete sahip birer eğitim müessesesi haline gelmişlerdir.'38’
Vakıflar, insanların toplu
olarak yaşadıkları şehir* köy ve
kasaba gibi yerleşim birimleri­
nin teşkilatlanmasında önemli
rol oynadıkları gibi, A nado­
lu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaş­
masında da büyük ölçüde etkili
olmuşlardır. Anadolu’nun fethi
ve Osmanlı devletinin kuruluşu
sırasında ele geçirilen şehirlerde
devlet adamları ve hayırsever
zenginler derhal imar faaliyeti
başlatıyor ve kısa zamanda bu
şehirlerde camiler, medreseler,
hanlar, hamamlar, yollar, köprü­
ler, çeşmeler, tekkeler, imaret­
ler, hastahaneler vb. yapılıyor­
du. Bunlara zengin gelir kay­
naklan da bağlanınca kalabalık
bir “mürtezika (vakıflann gelir­
lerinden yararlanan kişiler)”
zümresi, hatta tâ Orta Asya’dan
gelen Türk göçmenler bu şehir­
lere yerleştiriliyordu. Böylece
bu vakıf kuruluşlan sayesinde
şehirlerin fiziki çehresi hızla de­
ğişiyor, artan Türk nüfusu ile
Türkleşme ve İslâmlaşma sağla­
nıyordu. Osmanlılar, bir iskân
ve kolonizasyon metodu olarak
da vakıflara başvurm uşlardı.
Öyle ki, kurulan bir tekke yeni
bir köyün çekirdeğini oluşturabiliyordu. Bazen de kurulan va­
kıf müesseseleri sayesinde kü­
çük bir köy, şehre dönüşebil­
mektedir. Nitekim, Lâle Dev­
r i’nde Dam at İbrahim Paşa,
doğduğu köy olan M uşkara’yı
büyütm ek ve güzelleştirm ek
için köyünde pek çok eser yap­
tırdı. Muşkara kısa zamanda bü­
yüdü, bir şehir oldu ve köyün
eski ismi değiştirilerek “Yenişe­
hir” anlamına gelen Nevşehir
denildi. N evşehir, vakıfların
Türk şehir hayatında oynadığı
rol için güzel bir örnektir.'39*
Vakıflar, iç ve dış ticaretin
gelişmesinde de etkili olmuşlar­
dır. Şehirlerarası yollarla önem­
li stratejik noktalara yapılmış
bulunan kervansaraylar, sürekli
işler halde tutularak yolcu ve ta­
cirlere konaklama imkânı ve yol
güvenliği sağlanmıştır. Kervansaraylann vakfiyelerinden bura­
lara yerli, yabancı, erkek, kadın,
hür, köle, müslim, gayrimüslim
herkesin kabul edildiği; yolcula­
ra yiyecek, ilaç hatta ayakkabı
sağlandığı ve hayvanlanna ba­
kıldığı anlaşılmaktadır. Ücretsiz
hizmetlerin sunulduğu kervan­
saraylar, bânilerinin vakfı olan
gelirleri ile bu fonksiyonlannı
yüzyıllar boyu hiç aksatmadan
sürdürmüşlerdir.'40’ Konunun bu
yönüne temas eden Osman Tu­
ran şöyle demektedir: “Şurasını
unutmamak icabeder ki, Selçuk
devrinde iç ve dış ticarette gör­
düğümüz büyük faaliyetler, bu
kervansaraylar olmaksızın bu
derece inkişaf edemezdi.”'40
V akıfların kültür hayatına
olan etkileri küçümsenemeye­
cek boyuttadır. Başta büyük sa­
nat değeri olan mimari âbideler
olmak üzere, hat, taş, ağaç ve
DİYANET AVRUPA AYLIK DERGİ
23
Gündem
maden işçiliği, tezhip, çini, ki­
tap, cilt, ebrû gibi değişik sanat
dallarında ibdâ edilmiş vakıf şa­
heserleri, kütüphane ve müzele­
ri doldurmaktadır. Ayrıca, vak­
fiyelerin dil, tarih, kültür, hukuk
ve iktisat tarihi, sosyoloji hatta
folklor açısından taşıdığı önemi
burada belirtmeye bilmem gerek
var mı?
Bugün bu hizmetlerin tama­
mına yakını devlet eliyle ve ayrı
ayrı bakanlıklarca yürütülmek­
tedir. Geçmişte bu tür hizmetler
ve hatta devlet bütçesinin her
zaman için tahsisat ayıramayacağı bir çok hizmet hayırsever
şahıslar tarafından yürütüldü­
ğünden, devletin o ölçüde-yükü
hafiflemiş olmaktadır. Bundan
dolayıdır ki vakıf yapmak, şahsi
gelirlerle devlet bütçesine yar­
dımcı olmak anlamına gelmek­
tedir.
Vakfın XVIII. yüzyıl Türk
toplum hayatındaki etkilerini
belirlemek amacıyla yapılan bir
araştırmada, bu yüzyılda vakıf
gelirlerinin neredeyse devlet ge­
lirlerinin yarısına eşit olduğu or­
taya konulmuştur. Bu gelirlerin
%37.75’i din alanına, %28.16’sı
eğitim ve öğretime, % 10.51’i
sosyal hizmetlere, % 6.50’si as­
keri harcamalara ayrılmıştı.142’
Kanuni döneminin ünlü ta­
rihçisi ve devlet adamı Lütfi Pa­
şa, Asafnâme adlı eserinde, ide­
al bir devlet adamının gelirleri­
nin üçte birini ailesinin giderleri
için harcamasını, üçte birini ta­
sarruf olarak biriktirmesini, üçte
birini de hayır işlerine yatırması
gerektiği görüşünü savunmakta­
d ır/43’ XVIII. yüzyılda İstan­
bul’da bulunan ve Türk toplum
hayatını çok yakından tanıyan
DİYANET AVRUPA AYLIK DERGİ SAYI: 4 4
tarihçi D ’Ohsson, Türk insanı­
nın yardımseverliğinin nedenini
Islâm dininde görerek şöyle de­
m ektedir: “K ur’an, Türkleri
dünyanın bütün milletlerinin en
hayır ve insan severi haline ge­
tirmiştir.”'44’Anadoluyu bir baş­
tan bir başa gezen ünlü seyyah
Ibn Batuta, Seyahatnamesinde
Anadoluyu, merhametli insanla­
rın diyarı olarak nitelendirmek­
tedir. Adı geçen şahıslardan baş­
ka, ülkemize gelen yabancıların
da benzeri sözler söylemiş ol­
maları, milletimizin yardımse­
verlik anlayışında herhangi bir
değişiklik olmadığı konusunda
bize bir fikir vermesi açısından
önemlidir.
1- Bilmen, Ö m er Nasuhi, Hukuki Islâm iyye ve Istılahatı F ıkhiyye K am u­
su, tstanbul, 1985, IV, 284; K a ra ­
man, H ayreddin, M ukayeseli İslâm
Hukuku, İstanbul, 1991, I, 216; Yediyıldız, Bahaeddin, “V a k ıf ’,İslâm
A nsiklopedisi (M .E.B yayını), K i­
li, 153.
2- Bilmen, a.g.e, IV,304; P akalın M.
Zeki, Osm anlı Tarih D eyim leri ve
Terim leri Sözlüğü, İstanbul, 1993,
III, 577-578; Şeker M ehm et, İs­
lâm 'da Sosyal D ayanışm a M üesseseleri, Ankara, 2000, 144.
3- Yeniçeri, Celal, İslâm İktisadının
Esasları, İstanbul, 1980,458.
4- Rahmân, 26-27.
5- Furkân, 2.
6- Â l-i İmrân, 109
7 - R a ’d, 26.
8Mülk, 15.
9- Bakara, 29.
10- Hûd, 6.
11 - Zariyat, 58.
12- Tirmizi, “H u d û d ”, 3; M üsned, II, 9.
13- Tirmizi, “Hudûd, 3; Ebû Dâvûd,
“E d e b ”, 60.
14- Aclunî, K e şfü ’l-hafa, H adis No:
1220, 1254.
15- Bilmen, a.g.e, IV, 302.
16- K etta n i, e t-T e r â tîb u ’l-ld â r iy y e
(Trc.
A h m et
Ö zel),
İsta n ­
bu l,1991,II,160; H am idullah Muham m ed, İslâm P eygam beri (Trc.
Salih Tuğ), İstanbul, 1993, II, 981982.
17- M üslim, “V asiyyet”, 3; Ebu Dâvûd,
“ V esâyâ”, 14.
18- Bilmen, a.g.e, 11,301; Karam an,
a.g.e, I, 215.
19- Yediyıldız, “İslâ m ’da Vakıf”, (D o ­
ğuştan Günümüze Büyük İslâm Ta­
rihi içinde), Konya, 1994, XIV, 53.
20- İnsan, 9.
2 1 - Â l-i İmrân, 92.
22Bakara, 245.
2 3 - Buhârî, “ V ekâle" ,1 5 ; “ V esâ­
y â " ,10; K ettani,a.g.e, 11,161-162.
24- M iras, Kam il, Sahih-i Buhâri M uh­
ta sa rı T ecrîd-i Sarîh Tercem esi,
Ankara, 1969, VIII, 240.
25- Buhârî, “Vesâyâ", 15, 20, 27.
26- Kettani, a.g.e, II, 160-167.
27- M eselâ bk. Buhârî, “Şu rû t”, 19;
“ V e sâ y â ”, 22, 28, 29; M üslim,
“V esâyâ",15.
28- Karam an, a.g.e, I, 216.
29- Arsebük, Esat, M edeni Hukuk, B aş­
langıç ve Şahsın Hukuku, İstanbul,
1938, I, 298; Yediyıldız, “İslâ m ’da
V a k ıf’, a.g.e, XIV,19.
30- Bilmen, a.g.e, V, 302-303; Yediyıldız, “V a k ıf’, 1. A, XIII, 168-171;
Çetin, Osman, “V akıf”, S osyal B i­
lim ler Ansiklopedisi, IV, 203-204;
Y eniçeri, a.g.e, 4 6 1 -4 6 2 ; E rtu ğ
Z eyn ep Tarım , “İ m a re t”, DİA;
XXII, 219-220.
31- Yediyıldız, "İslâm ’da V akıf”, a.g.e,
XIV, 43.
32- O rtaylı, llber, “B e le d iye ”, DİA, V,
398.
33- Eyice, Semavi, “Ç eşm e", DİA, VIII, 278.
34- Y ediyıldız, "Vakıf", XIII, 171;
a.mlf. "İslâm ’d a V akıf”, a.g.e, XIV,
53; Çetin, " V a k ıf’, a.g.e, IV, 205;
Yeniçeri, a.g.e, 462.
35- Yeniçeri, a.g.e, 462.
36- Yediyıldız, “Vakıf" , I.A., XIII, 169;
Çetin, a.g.e, “V a k ıf’, IV, 204.
37- Çetin, “ V a k ıf’, a.g.e, IV, 205.
38- Yediyıldız, “İslâ m ’d a V a k ıf’, a.g.e,
XIV, 45-49.
39- Yediyıldız, “İslâ m ’da V a k ıf , a.g.e,
XIV, 51; Şeker, Fetihlerle A n ado­
lu ’nun Türkleşm esi ve İslâm laşm a­
sı, A nkara, 1 9 9 9 ,9 9 vd.; Çetin,
“V akıf”, a.g.e, 205.
40- Şeker, S osyal Dayanışm a, 169; Çe­
tin, “V a k ıf , 206; Yediyıldız, “Va­
k ı f , I.A., XIII, 171.
41- Yeniçeri, a.g.e, 462.
4 2- Çetin, “V akıf”, a.g.e, IV, 204.
43- Çetin, “V a k ıf, a.g.e, IV, 204.
44- Çetin, " V a k ıf, a.g.e, IV, 204.
Download

^r uşkusuz toplumun ihti- Mâ yaç duyduğu şeyler çok M