VİTAMİNLERİN İNSAN SAĞLIĞINDAKİ ÖNEMİ
Prof. Dr. M. Emel Tüfekçi Alphan
VİTAMİNLER
Vitaminler, vücudun normal metabolizması için küçük miktarda gerekli olan ve
vücudun hücrelerinde yapılamayan organik bileşiklerdir. Vitaminler, vücutta,
büyüme-gelişme, enerji harcama ve yeni dokuların yapımı için kullanır. Diyetle
yeterince alınmadığı zaman, özgün metabolik bozukluklara neden olabilirler.
Vücudun vitaminlere olan gereksinimi, yaş, büyüme hızı, egzersiz düzeyi ve
hamilelik gibi faktörlere göre değişiklik gösterir. Her vitamin, vücutta özel bir enzim
sistemiyle ilgili olup, kendine özgü fonksiyona sahiptir. Bazı B grubu vitaminleri,
enzimlerin koenzim veya prostetik grubunu oluştururlar.
Vitamin nedir?
Vücudumuz, ihtiyacı olan her şeyi kendisinin yapabildiği komple bir makinedir.
Vücudumuz, sadece vitaminleri kendisi yapamaz, bu yüzden vitaminlerin, yenilen
besinlerle alınması gerekir. Vitaminler, vücuda enerji vermeyen, fakat bir çoğu enerji
elde edilmesinde görevleri olan, çok az miktarlarına gereksinim duyulan ve
yokluklarında vücudun çalışmasında aksaklıkların oluştuğu besin öğeleridirler.
Vitaminler, karbon, oksijen vb. çeşitli elementlerden oluşan organik bileşiklerdir.
Vücut, ihtiyacı olan vitaminleri besinlerden alabilir, değişik yiyeceklerde, değişik
vitaminler vardır. Besinlerdeki vitaminler, diğer besin öğeleri ile birlikte
bulunduklarında vücutta daha etkin çalışırlar.
Bugün bilinen vitaminlerin çoğu, 1900’lü yılların ilk yarısında keşfedilmişlerdir. İlk
kez, 1911 yılında Londra’daki Lister Enstitüsü’nde çalışan Polonyalı kimyacı Casimir
Funk, pirinç kabuğundan elde ettiği molekülün yapısında amin bulunduğunu ve
canlıların yaşamı için elzem olduğunu görmüş ve “vital amin” (yaşam için gerekli
amin) deyimini kullanılmıştır. Daha sonraları bu deyim, vitamine dönüşmüştür.
Önceleri (1906-1913), bilim adamları, vitaminleri fiziksel özelliklerine göre (suda ve
yağda erime) A ve B diye gruplaştırılmıştır. Vitaminler, bulunuş sıralarına veya vücut
çalışmasındaki görevlerini tanımlayan kelimelerin baş harflerine göre harflerle
adlandırılmışlardır. 1932-1948 yıllarında, kimyasal yapılarının gösterilmesi ile
kimyasal isimleri de belirlenmiştir.
Vitaminleri tanımlamak için iki özelliğinin olması gereklidir. Vitamin; karbonhidrat,
protein ve yağ olmayan yaşamsal, organik bir madde olmalıdır ve özel metabolik
fonksiyonları yapabilmesi için sadece küçük miktarlarda olması veya yetersizliğinde
oluşan hastalıkları önlemesi gereklidir. Vücutta yaşamı sürdürecek miktarlarda
üretilememesi ve besinlerle alınması gereklidir. Sağlıklı bir kişinin her gün ihtiyaç
duyduğu vitaminlerin tamamı miligram veya mikrogram düzeyinde ölçülebilecek
kadar az miktarlardadır ve bir çay kaşığını bile doldurmaz.
Vitaminlerin Fonksiyonları,
Her vitaminin özel metabolik görevleri olmasına karşın genel fonksiyonları;1)
Koenzimlerin komponenti, 2) antioksidan özellikleri 3) gen ekspresyonlarını etkileyen
1
hormonlar 4) hücre membranlarının komponenti ve/veya gözlerde ışığa duyarlı
rodopsin molekülünün bir komponenti (vitamin A).
1. Metabolizma: Enzimler ve koenzimler
Vitaminlerden türeyen koenzimler, bazı enzimlerin ayrılmaz parçasıdırlar, enzimler
olmadan metabolik reaksiyonlar katalize edilemez. Örneğin; B vitaminleri (tiamin,
niasin ve riboflavin) koenzimlerin bir bölümünü oluştururlar. Bu koenzimler, enerji
metabolizmasında, glikoz, yağ asitleri ve amino asitleri metabolize eden enzimlerin
yapısında bulunurlar.
2. Doku yapısı ve koruma
Bazı vitaminler, dokularda ve kemiklerin yapısında bulunurlar. Örneğin; Vitamin C,
deride, ligamentlerde ve kemiklerdeki yapısal bir protein olan kollajenin sentezinde
görevlidir. Vitaminler, hücre yapılarını korurlar ve serbest radikallerin neden
olabileceği hasarları önlerler.
3. Yetersizliklerinde oluşan hastalıkları önlerler
Herhangi bir vitamine bağlı yetersizlik oluştuğu zaman, o vitaminin spesifik
fonksiyonuna bağlı olarak hastalık ortaya çıkar. Örneğin; klasik vitamin eksikliği olan
Skorbüt, vitamin C eksikliğinden kaynaklanır. Skorbüt, normal kan basıncı ile
kapillerlerin yıkımına bağlı olarak eklemlerde ve diğer dokularda kanama ile
karakterize olan hemorajik bir hastalıktır ve bu hastalıkta bütün semptomlar, kapiller
duvarlardaki kollajenin üzerindeki C vitamininin rolü ile ilişkilidir. İnternal membranları
parçalayarak ölüme yol açabilen bu hastalık, eski zamanlarda İngiliz askerlerinde
belirlenmişti. Gelişmiş ülkelerde, bugün, skorbüt görülmez, fakat vitamin C eksikliği,
düşük gelirli popülasyonda malnütrisyonla birlikte görülebilir (Tablo 6).
Vitaminlerin sınıflandırılması
Vitaminleri başlıca iki grupta inceleyebiliriz. Bunlar;
♦ Yağda eriyen vitaminler
♦ Suda eriyen vitaminler
Yağda eriyen vitaminler, vücudun yağ dokularında ve karaciğerde depolanırlar.
Vücudun ihtiyacı olana kadar, yağ dokusunda beklerler. Kullanılacakları zaman, özel
taşıyıcılar sayesinde gerekli yerlere giderler. Vitamin A, D, E ve K, yağda eriyen
vitaminlerdir. Gereksinimden fazla alınırsa, vücutta birikim olur ve toksik etkileri
gözlenebilir.
Suda eriyen vitaminler farklıdırlar. Suda eriyen vitaminler vücutta depolanmazlar,
vücutta kullanılmadığı zaman idrarla atılırlar, vücutta birikmezler. Bu yüzden, bu
vitaminler her gün gerektiği kadar alınmalıdır. Suda eriyen vitaminler; C vitamini ve
büyük bir grup olan B Grubu vitaminler’dir. B1 (tiamin), B2 (riboflavin), niasin, B6
(piridoksin), Folik Asit, B12 (kobalamin), Biotin ve Pantotenik Asit’tir.
1.Yağda eriyen vitaminler
1.1) A VİTAMİNİ
Suda erimez, kolay okside olur. Isıya dayanıklıdır. Hayvansal dokularda; retinol
yapısında (en çok karaciğer, süt, süt yağı, yumurta sarısında), bitkilerde; karoten
2
şeklinde (havuç, domates, kayısı, portakal ve ıspanak gibi yeşil ve sarı renkli sebze
ve meyvelerde) bulunur .
Vitamin A’nın ön maddeleri, vücutta üç şekilde metabolik aktivite gösterir; retinol
(alkol), retinal veya retinaldehid (aldehid) ve retinoik asid (asid). Retinol genellikle,
yağ asidine esterifiye olur ve retinil palmitat adını alır. Retinil esterler, besinlerde
proteinlerle kompleks halde bulunurlar. Vitamin A’nın bu aktif formu, sadece
hayvansal ürünlerde bulunur.
Vitamin A’nın bitkilerde bulunan şekli karotenlerdir (A provitamini). Karotenler,
vücutta retinoidlere dönüşür. Besinlerde A vitamini aktivitesi gösteren çok çeşitli
karotenoidler vardır. En önemlisi β-karotendir.
β-karoten intestinal mukoza
hücrelerinde vitamin A’ya dönüşür. Karotenoidlerin emilimi, proteinlerle kompleks
halinde olmalarına, diyetteki yağın tipi gibi değişik diyet faktörlerine bağlı olarak çok
değişkenlik gösterir (%5-50). β-karotenin % 90’ı retinil palmitat şeklinde karaciğerde
depolanır. Karotenoidler ayrıca yağ dokusunda depolanabilirler. Vücudun, 1 mcg
retinole, 12 mcg diyetle alınan β-karotene, 2mcg supleman şeklinde alınan βkarotene ihtiyacı vardır. Bazı kaynaklarda, Vitamin A gereksinimi, International Unit
(IU) şeklinde de belirtilebilir. Bir IU vitamin A, 0.3 mcg retinole veya 0.6 mcg βkarotene eşdeğerdir.
Vücuttaki Fonksiyonları
Vitamin A’nın vücuttaki fonksiyonları aşağıdaki gibi sıralanabilir.
1. Görme
Vitamin A’nın kimyasal ismi retinol’dur, çünkü en büyük fonksiyonu gözdeki retina ile
ilgilidir. Aldehid formu olan Retinal, rodopsin adı verilen retinal hücrelerdeki ışığa
duyarlı pigmentin bir parçasıdır. Rodopsin, gözün, değişik ışık durumlarına
ayarlanmasına olanak vererek, özellikle gece görmesini sağlar. Ilımlı düzeydeki bir
vitamin A eksikliği, gece körlüğü, karanlığa adaptasyonun yavaşlaması veya saydam
körlüğe neden olabilir. Vitamin A benzeri bileşikler -karotenoidler, lutein ve
zeaksantin- özellikle, yaşa bağlı maküler dejenerasyonu önleyebilir.
2. Doku Dayanıklılığı ve İmmün Sistem
Retinoik asit ve retinol gibi diğer retinoidler, sağlıklı epitel dokunun sürdürülmesi için,
vücudu saran dokuların korunması (örneğin; deri ve burun, boğaz, gözler, gastro
intestinal sistem, ve genito üriner sistemin iç mükoz membranı). Bu dokular,
infeksiyonların primer bariyeridir. Vitamin A, aynı zamanda bir antioksidandır ve
bakteriyel, parasitik ve viral saldırılara karşı koymak için immün hücre cevabının
üretimi için de önemlidir.
3. Büyüme
Retinoik asid ve retinol iskeletin büyümesinde ve yumuşak doku büyümesinde rolü
olan protein sentezi ve hücre membranlarının stabilizasyonunda etkilidir. Kemiklerin
matrikslerinde, Gastro intestinal sistemdeki eskimiş hücrelerin yerine yenilerinin
konulması işlemi, yeterli A vitamini almakla mümkün olabilir.
A vitamini Yetersizliği
Yeterli A vitamini alımı, gözle ilgili iki hastalığı önler: Birincisi Kserozis; veya
gözlerde, kaşıntı, yanma ve kızarma şeklinde kendini gösteren göz kapaklarındaki
3
inflamasyon, İkincisi; Kseroftalmi; veya ciddi eksikliğin neden olduğu körlük. Diyetle
alınan vitamin A eksikliği, tüm dünyada, çocuklarda körlüğe neden olabilir.
Eksiklik belirtileri, doğrudan vitamin A’nın fonksiyonları ile ilişkilidir. Bu nedenle,
diyetle alınan vitamin A eksikliği, epitel ve immün sistem bozukluklarına yol açar.
Genç sıçanlarda A vitamini eksikliği, büyümenin duraklamasına, zayıflamalarına ve
sonunda ölümlerine neden olur.
A vitamin yetersizliğinde, gece körlüğü dışında, gözde kuruluk, kuru ve sert deri, diş
çürümeleri, büyümede gerilik de olabilir. A vitamini yetersizliğinin anemi (kansızlık)
ile ilgisi olduğu bildirilmiştir (Tablo 6).
Vitamin A eksikliğinin göstergeleri
Subklinik vitamin A durumunu belirlemek için pratik biyokimyasal metotlar bulunur,
fakat hemen hepsinde bazı kısıtlılıklar mevcuttur. Her metot, toplumda eksikliği
belirlemek için yararlıdır fakat, bu göstergelerden herhangi birisi kesin değildir veya
hastalığın varlığı ile ilgili olarak sayısal bir sonuç vermez. Bütün bu göstergelerde
halen kısıtlılıklar olmasına rağmen toplumun değerlendirilmesinde serum vitamin A
(serum retinol) biyokimyasal gösterge olarak kabul edilir. Sadece düşük düzeylerdeki
kan seviyesi (<0.35 µmol/l), korneal hastalık prevalansı ile ilişkilidir. 0.35-0.7 µmol/l
değerleri subklinik eksiklik için belirlenmiş olmakla birlikte, 0.70 ile 1.05 µmol/l
arasındaki değerlerde de subklinik eksiklik halen bulunabilir. Bu nedenle, 0.5 ile
1.05µmol/l değerleri arasında kan değerleri olanlar da eksiklik belirtileri içinde
değerlendirilmelidir.
Tablo 1. 71 aylık çocuklarda ve annelerinde subklinik Vitamin A Eksikliği
göstergeleri (7)
Gösterge
Eksiklik belirtilerini kesme noktası
Gece körlüğü (24-71 aylık)
≥ %1 gece körlüğü hikayesi raporu
Biyokimyasal
Anne-sütü retinol
≤ 1.05 µmol/l / (≤ 8 µg/g süt yağı)
Serum retinol
≤ 0.70 µmol/l
Relatif doz yanıtı
≥ %20
Değiştirilmiş relatif doz yanıtı
Oran ≥ 0.06
Kaynakları
A vitamini (retinol) kaynakları: Balık, yumurta, karaciğer, süt, süt yağı, peynir. Beta
karoten kaynakları: Havuç, kayısı, bal kabağı, kavun, şeftali gibi sarı renkli, ıspanak,
brokoli, maydanoz, dereotu, roka, tere gibi yeşil renkli sebze ve meyvelerdir. A
vitamini kaynağı olan besinler, yağla birlikte alınırsa, A vitamininin etkinliği artar.
Havucu, zeytinyağlı havuç salatası şeklinde yemek, iyi bir seçim olacaktır.
75 gram karaciğer; 7 günlük gereksinmeyi, 1 adet yumurta; günlük gereksinimin %
32’sini, yarım adet havuç; günlük gereksinimin % 67’sini ve 1 porsiyon yeşil yapraklı
sebze yemeği; 2 günlük A vitamini gereksinimini karşılar. Genellikle bebeklere A
vitamini kaynağı olarak önerilen 10 gram tereyağı, günlük gereksinimin yalnızca %
10’unu karşılar. Bu nedenle, doymuş yağ içeriği yüksek olan tereyağının bebeklere
yedirilmesi uygun değildir.
4
A Vitamini Gereksinimi
Her yaşta A vitamini ihtiyacı farklıdır. Tablo 3’te yaş gruplarına göre belirlenmiş A
vitamini gereksinimleri gösterilmektedir. Yalnız bitkisel yiyeceklerle beslenen bir
yetişkinin A vitamini gereksinimi için, retinolün 6 katı, yani 4500 mcg karoten alması
gerekir.
Toksisitesi
Sürekli olarak, gereksinimin üzerinde alınırsa, eklem ağrıları, uzun kemiklerde
kalınlaşma, deride kalınlaşma, saç dökülmeleri gibi belirtiler görülebilir. Aşırı A
vitamini alınması karaciğerde hasara dolayısıyla portal hipertansiyona ve ascitlere
veya abdominal bölgede sıvı birikimine yol açabilir. Yetişkinlerde toksisite, günde
3000 mcg alınması ile oluşabilir. Eksiklik belirtileri dünyada aşırı alımdan daha
yaygındır ve aşırı alım ABD’de genellikle, suplementlerle ve zenginleştirilmiş
besinlerle alınmasına bağlıdır. Toksisite belirtileri, genellikle, karotenoidlerle değil,
vitamin A ön maddelerinin aşırı alımıyla oluşur. Diyetle alınan karotenoidlerin
emilimi, yüksek seviyelerde doza bağlıdır., Aşırı beta karoten alımı, deride geçici
sararma yapar, fakat toksik etki göstermez. Beta karoten suplemanları vücutta,
oksidatif hasara, hücre bölünmesine ve vitamin A’nın diğer formlarının tahribatına
neden olacak konsantrasyonlara ulaşabilir. Eğer A vitamini depoları yeterli ise,
gebelikte ek olarak A vitamini alınmasına gerek yoktur. Vitamin A, fetüste, kranio
fasial, merkezi sinir sistemi, kardiyovasküler ve timik malformasyonlara neden
olabilir. Gebeler bu konuda uyarılmalıdırlar (Tablo 7).
1.2) D VİTAMİNİ
Vücut dokularındaki D vitamini ön öğelerinin (7 dehidrokolesterol) güneş ışınları ile
deride sentezlenen D vitamini, böbrekte ikinci defa hidroksillenerek aktif D vitaminine
(kalsitriol) dönüşür. 1922’de raşitizmin, vitamin D’nin doğal kaynağı olan balık yağı
ile tedavi edildiğinde keşfedildi ve yanlışlıkla vitamin olarak sınıflandırıldı. Vücudun
deri gibi farklı bir bölgesinde yapılıp, kemikler gibi başka bir bölgesinde etkili
olmasından dolayı, D vitamini hormon olarak da düşünülmektedir .
Fonksiyonları
1. Kalsiyum ve Fosforun emilimi ve kemik mineralizasyonu
Kalsitriol, fizyolojik olarak kalsiyum ve fosfor metabolizmasını kontrol eden tiroid
hormonu kalsitonin ve paratiroid hormonu gibi iki hormonla aktive olur. Kalsitriol; 1)
kalsiyum ve fosforun intestinal hücre emilimi, 2) kalsiyum ve fosforun böbreklerde
reabsorbsiyonu ve 3) trabeküler kemiklerden kalsiyum ve fosforun osteoklastik
taşınması gibi kan kalsiyum ve fosfor konsantrasyonlarını yükselten mekanizmaları
stimüle eder.
2. Osteoporoz Tedavisi
5
Spontan kırıklara ve kırılabilir kemiklere yol açan kemik yoğunluğunun kaybı ile
karakterize olan klinik olarak osteoporozisi tedavi etmek için kullanılan, kemiklerden
kalsiyum ve fosforun rezorbsiyon hızını kalsitriol regüle eder.
D vitamininin vücuttaki görevi ve yetersizliğinde görülen hastalıklar nelerdir?
Kalsiyum ve fosforun kana emilimi ve taşınması ile ilgili görevlerinden dolayı D
vitamini eksikliğinde iskelet sisteminde hastalıklar görülür. Bu hastalıklar; raşitizm,
osteomalasi ve osteoporoz dur (Tablo 6).
Raşitizm: Kemiklerin gelişme ve büyüme dönemlerinde gözlenir. Kemiklere
kalsiyumun çökememesi sonucu kemikler yumuşar, kemik uçları genişler
(büyüme yerleri), dişler geç ve bozuk çıkar, fontanel geç kapanır. İlk süt dişlerinin
gecikmesi, genellikle anne karnında iken, annenin kalsiyum ve D vitamini
yönünden eksik beslenmesi nedeniyle oluşur. Çocukların güneşe çıkartılması,
sadece yüz, el, kol gibi vücut yüzeylerinin direkt olarak 10-20 dakika güneş
görmesi, D vitamini sentezi için yeterlidir.
2.
Osteomalasi: Yaşlılarda görülür. Raşitizmin, erişkinlerde gelişen tipidir.
Vücuttaki kalsiyum, fosfor oranı bozulur, kalsiyum azalır. Sık doğum yapanlarda
ve dengesiz beslenenlerde daha çok oluşur.
3.
Osteoporoz: Kemiğin mineral yoğunluğunun azalmasıyla kırılabilir duruma
gelmesi. Menapozda vücuttan kalsiyum atımı hızlanır. Bu, kemik kütlesinin
kaybını hızlandırır. Eğer kişi çocukluk ve gençlik döneminde yeterince kalsiyum
almazsa, kemik zaten zayıf olduğundan, kırılma riski daha da artar. Bu duruma
osteoporozis denir. Osteoporozisin oluşumundaki diğer faktörler; kalıtım, etnik
farklılıklar, cinsiyet, yaş ve antiasit, kortizon gibi ilaçlar, D vitamini yetersizliği,
aşırı protein ve fosfor alımı, hareketsizlik, sigara, alkol, aşırı tuzlu yeme
alışkanlığı ve aşırı zayıflıktır.
1.
Kaynakları
Vitamin D’nin en iyi besinsel kaynağı yağlı balık ve mayadır. Diğer hayvansal
kaynaklı yiyeceklerde çok az bulunur. Bazı ülkelerde, süt ve yağlar, D vitamini
eklenerek zenginleştirilmiştir. Ülkemizde de son zamanlarda D vitamini ile
zenginleştirilmiş ürünleri bulmak mümkündür. Vitamin D‘nin en iyi kaynağı güneşten
gelen ultraviyole ışınları ile deride sentezlenmesidir. Bunun için de günde 10-20
dakika süre ile yüz ve ellerin direkt olarak güneşe tutulması yeterlidir.
D Vitamini Gereksinimi
D vitamini gereksinimi 0-3 yaş arasında artar. Yiyeceklerle karşılanamadığı için, ek
olarak D vitamini vermek gerekir. Alkoliklerde, böbrek yetersizliği olan kişilerde,
güneşi az bölgelerde yaşayanlarda veya güneşten yararlanamayan kapalı giyinen
kadınlarda gereksinim artar (Bakınız Tablo 3 ) .
Toksisite
Fazla alınan D vitamini, özellikle bebeklerde toksiktir. Hipervitaminozis D, böbrek ve
akciğer gibi yumuşak dokularda kalsifikasyon ve kırılabilir kemikler gibi semptomlarla
kendini gösterir. Kolekalsiferolün yüksek miktarlarda alınması, bebeklerde kan
kalsiyum konsantrasyonlarının yükselmesi ve bebeklerin ve yetişkinlerin böbrek
nefronlarındaki kalsiyum depolarının yükselmesi ve böbrek fonksiyonlarının zarar
görmesi ile sonuçlanabilir. Örneğin; bebeklerin, zenginleştirilmiş sütlerle vb.
besinlerle beslenmeleri ve suplemanlar verilmesi, aşırı miktarlarda kolekalsiferol
almalarına yol açabilir. Bir bebeğin, günde sadece, 5 mcg kolekalsiferole ihtiyacı
vardır. Yağlı balıkları ve zenginleştirilmiş sütleri çok fazla tüketen, ilaveten vitamin D
6
içeren suplemanları alan kişiler, vitamin D toksisitesi riski altında olabilirler (Tablo
7).
1.3) E VİTAMİNİ
E vitamini, tokoferoller adı verilen ve her biri farklı düzeyde aktivite gösteren
maddelerden oluşur. Bu nedenle tokoferol ölçümleri sıklıkla mg alfa tokoferol
eşdeğeri üzerinden belirlenir. Yağda eriyen bir vitamin olduğu için E vitamininin
emilmesi için, diyette yağ ve safra salgısına ihtiyaç vardır.
Vücuttaki Fonksiyonları
Hücreleri, oksijen moleküllerinin zarar vermesinden koruyan, kuvvetli antioksidan bir
vitamindir. Kanser, kalp hastalıkları ve yaşlılık döneminde ortaya çıkan katarakt,
oksidasyon ile oluşan hücre hasarı sonucunda oluşur. E vitamini, C vitamini ve
selenyum gibi diğer antioksidanlarla birlikte çalışarak bazı kronik hastalıklara karşı
vücudu korur.
E vitamini, A vitamininin emilimine yardımcı olur ve A vitaminini, okside olmaktan
koruyarak etkinliğini artırır. Yağ asitlerinin oksidasyonunu önler. Kasları onarır.
E vitamini Yetersizliği
Bitki ve hayvan dokularında yeterince bulunduğundan, insanlarda yetersizlik
belirtilerine sık rastlanmaz. Doğal yiyeceklerden oluşan bir diyetle yeterli E vitamini
alınır. Tavuklarda ve laboratuar hayvanlarında E vitamini eksikliğinde çeşitli
hastalıklar oluşur. Son yıllarda E vitamini yetersizliğinin, insanlarda da özellikle
prematüre bebekler ile yağ emilim bozukluğu olan kişilerde sinir sisteminin
etkilenebildiği gösterilmiştir. E vitamini, LDL kolesterol oksidasyonunu önlediğinden,
kalp- damar hastalığı riskini azaltır.
Yetişkinlerde ve çocuklarda, vitamin E durumu ile ilgili biyokimyasal kanıtlar çok
azdır. Avrupa ülkelerinde toplanan bulguların meta analizinde, vitamin E’ nin plazma
konsantrasyonlarının α-tokoferolün 25-30 µmol/l ve üzerinde olduğu zaman optimum
alım anlamına gelebileceğini göstermiştir. Bununla birlikte, bu bulguya dikkatle
yaklaşılmalıdır. Plazma vitamin E konsantrasyonları, vitamin E alımını veya doku
rezervlerini yansıtmaz, çünkü, vücuttaki tokoferolün sadece %1’i kanda bulunabilir ve
sirküle edilen miktar, sirküle edilen lipidlerle direkt ilişkilidir; bununla birlikte, 2.25’den
(µmol/mmol olarak hesaplanmıştır) daha büyük olan lipidlerle standardize edilmiş
vitamin E konsantrasyonlarının (örneğin; α-tokoferol-kolesterol oranı) tatmin edici
vitamin E durumu olduğuna inanılır.
Kaynakları
E vitamini en çok soya, mısırözü, pamuk yağı ve ayçiçek yağı gibi bitkisel yağlarda,
salata soslarında, margarinlerde ve bu yağlarla işlem görmüş besinlerde bulunur.
Buğday özü, tam tahıl ürünleri, fındık, fıstık, ceviz gibi sert kabuklu meyvelerde ve
susamda da E vitamini vardır. Yeşil yapraklı sebzelerde az miktarlarda E vitamini
vardır. Genellikle, doymamış yağlardan zengin besinler, E vitamini için de iyi
kaynaktır. Bitkisel yağların, fındık, fıstık, ceviz gibi sert kabuklu meyvelerin içinde
bulunan E vitamini bu besinlerin içindeki doymamış yağları oksidasyona karşı korur.
E vitamini, besinlere koruyucu olarak da eklenir. Kızartma yağlarında, ısı etkisiyle E
vitamininde kayıplar oluşur.
7
E vitamini Gereksinimi
9-11 yaşları arasındaki kızlar ve erkekler için önerilen Günlük Besin Öğeleri Alım
Miktarı (RDA) 11 mg alfa tokoferol eşdeğeridir. Diğer yaş gruplarındaki E vitamini
gereksinimi 5-15 mg arasında değişir (Tablo 3). Fazla alınırsa, bazı hormonların
metabolizmasını bozabilir ve kanamalara yol açabilir.
Toksisite
Besinlerden kaynaklanan α-tokoferolün insanlarda toksik etkisi bilinmemektedir.
Supleman olarak alınan α-tokoferolün 1000 mg/gün düzeyinde aşırı alımı ile
vitamin K aktivitesi ve kanın pıhtılaşması arasında ilişki bulunabilir.
1.4) K VİTAMİNİ
1929 yılında, bir biyokimyacı olan Henrik Dam, bütün lipidleri çıkararak beslediği
tavuklarda hemorajik bir hastalığı keşfetti. Dam, bunun, tavukların besinlerinden
çıkarılan bilinmeyen bir lipid faktöründen kaynaklandığı hipotezini öne sürdü. Dam
buna koagulasyon vitamin veya vitamin K adını verdi, hala bu şekilde
kullanılmaktadır. Dam daha sonra, K vitaminini alfalfa dan izole etmesi nedeniyle
fizyoloji ve tıp alanında Nobel ödülü kazanmıştır. Dam tarafından başlangıçta
alfalfadan ve bitkilerden izole edilen major formu, phylloquinone’dur. Phylloquinone,
vitamin K’nın diyet formudur. Menaquinone, intestinal bakteriler tarafından sentez
edilen ikinci formudur. Menaquinone, alınması gereken günlük vitamin K’nın yarısını
oluşturur. Menadione vitamin K’nın sentetik prekürsörüdür, fakat, toksik etkisi
nedeniyle diyet suplemanı olarak kullanılması FDA tarafından yasaklanmıştır.
Fonksiyonları
Vitamin K’nın vücutta iki fonksiyonu vardır: Kanın pıhtılaşması ve kemik gelişimi.
1. Kanın pıhtılaşması
Vitamin K’nın en iyi bilinen fonksiyonu kanın pıhtılaşması sürecidir. Vitamin K, normal
kan konsantrasyonunu sağlayan 11 kan pıhtılaşma etmeninden dördü için elzemdir.
Tanımlanan Vitamin K’ya bağlı faktörlerden birincisi, protrombindir (pıhtılaşma
faktörü II). Phylloquinone, aşırı antikoagulan ilaçların dozlarının etkileri için bir
antidottur ve genellikle belirli tipteki hemorajinin kontrolü için kullanılır. Çünkü, bu
yağda çözünen vitamin, safra varlığında emilir, ince barsaklara safra salgılanması
durumunda kanın pıhtılaşması için gerekli zaman uzar. Safra tuzları, vitamin K
yoğunluğu ile verildiği zaman kanın pıhtılaşma zamanı normale döner (3,4).
2. Kemik gelişmesi
Vitamin K’nın son zamanlarda keşfedilen fonksiyonu kemik gelişimi ile ilgilidir.
Kemiklerdeki en çok bulunan ikinci protein olan osteokalsinin sentezi için vitamin K
gereklidir. Vitamin K, osteokalsinin glutamik asid kalıntılarını modifiye ederek
kalsiyuma bağlı glutamik asid kalıntısı formuna dönüştürür. Kanı pıhtılaştıran
proteinlerdeki gibi, osteokalsin kalsiyumu bağlar. Kanı pıhtılaştıran, proteinlerdekine
benzemeyen, kemik kristalleri formuna dönüştürülmesidir.
K vitamini Eksikliği
İnsanlarda, K vitamini eksikliğine rastlanmaz. Eksiklik, kan pıhtılaşması ile ilgili
malabsorbsiyon veya intestinal bakteriler tarafından vitamin K’nın sentezlenememesi
gibi klinik durumlar dışında mümkün değildir. Örneğin bebeklerin barsak florası
gelişmediğinden ve kan pıhtılaşma etmenleri yetersiz olduğundan; yenidoğanın
hemorajik hastalığını önlemek amacıyla, göbek kordonu kesildiğinde, phylloquinone
tüm bebeklere verilir. Uzun süreli antibiyotik kullanımı durumunda ince barsaklarda K
8
vitamini üreten barsak bakterilerinin yok olması sonucunda yetersizlik oluşabilir
(Tablo 6)
Kaynakları
K vitamini, D vitamini gibi vücut tarafından sentezlenebilen bir vitamindir. K
vitamininin organizmadaki sentez yeri ince barsaklardır. K vitamini hayvansal ve
bitkisel yiyeceklerin çoğunda bulunur. En zengin kaynakları; ıspanak, brokoli gibi
yeşil yapraklı sebzelerdir. Ayrıca, süt ve ürünleri, et yumurta, tahıllar, sebzeler ve
meyveler az miktarlarda K vitamini içerirler.
Gereksinimi
Değişik yaş gruplarına göre K vitamini gereksinimleri, Tablo 3’de gösterildiği gibidir.
Bebeklerde yeterli K vitamini düzeylerini sağlamak için yenidoğanlara K vitamini
enjeksiyonu yapmak gerekir. Gebelik ve emziklilik dönemlerinde ek K vitamini
önerilmez . Aşırı kanama, doğum, yaralanmalarda, barsak florası bozulduğunda,
uzun süreli antibiyotik kullananlarda, kronik ishalde gereksinme artar.
Tablo 2. K vitamini bulunan besinler (6)
K vitamini
Besinler
Ölçü
(mcg)
Ispanak (çiğ)
240 gram
400
Brokoli (çiğ)
240 gram
205
Lahana (çiğ)
240 gram
145
Yumurta
1 adet
25
Buğday
30 gram
25
kepeği
Buğday özü
30 gram
10
Süt
240 gram
10
Çilek
120 gram
10
Portakal
1 orta boy
5
Toksisite
Yüksek doz K vitamini tüketimi durumunda herhangi bir bulguya rastlanmamakla
birlikte, bu konu hala araştırılmaktadır (Tablo 7). Kanı sulandırıcı veya
antikoagulan ilaç kullanan bireylerin K vitamini tüketimi kontrol altında tutulmalıdır.
Fazla alım durumunda kan pıhtılaşması, olması gerekenden daha hızlı
gerçekleşebilir. Antikoagulan ilaç alan hastalar, diyetisyenlere yönlendirilerek,
diyetlerindeki vitamin K’dan zengin besinlerin azaltılması sağlanmalıdır (Tablo 2)
9
Tablo 3. Yağda Eriyen Vitaminlerin (A,D,E,K) Yaşlara Göre Gereksinimleri
(9,10,11,14)
Vitamin D (10)
Vitamin E (11)
Yaş grupları
Vitamin A (9)
AI (µg/gün)
RDA
Vitamin K
RDA (µg/gün) Kaynak No:10 (mg α-TE/gün)
(9)
AI (µg/gün)
Bebekler
0 - 6 ay
400
5
4
2
6-12 ay
400
5
5
2.5
Çocuklar
1-3 yaş
300
5
6
30
4-8 yaş
400
5
7
55
Erkekler
9-13 yaş
600
5
11
60
14-18 yaş
900
5
15
75
19-50 yaş
900
5
15
120
51-70 yaş
900
10
15
120
≥70 yaş
900
15
15
120
Kadınlar
9-13 yaş
600
5
11
60
14-18 yaş
700
5
15
75
19-50 yaş
700
5
15
90
51-70 yaş
700
10
15
90
≥70 yaş
700
15
15
90
Gebelik
≤ 18 yaş
750
5
15
75
19-50 yaş
770
5
15
90
Emziklilik
≤ 18 yaş
1200
5
19
75
19-50 yaş
1300
5
19
90
RDA: Recommended Daily Intake (Önerilen günlük miktar)
AI: Adequate Intake (Yeterli alım)
2) SUDA ERİYEN VİTAMİNLER
2.1) C VİTAMİNİ (ASKORBİK ASİT)
Bir monosakkarit türevidir. 6 karbonlu basit şekerlere benzer. Vitaminlerin en
dayanıksızıdır. Çabuk okside olur. Bitkilere uygulanan kesme, soyma ve ezilmelerde
vitamin kaybı olur. Suda çok kolay erir. Pişme suyuna geçer. Pişme suyu atılırsa
veya sebzeler tuz ile ovulup sıkılırsa vitamin kaybı çok olur.
10
Fonksiyonları
Vitamin Canin, vücutta çeşitli kritik fonksiyonları vardır. C vitamini, antioksidan olarak
hastalıklara karşı koruyucu, enzimlerin kofaktörü olarak, pek çok metabolik ve
immünolojik aktivitelerde rolü vardır.
Bağ Dokusu
Askorbik Asit, bağ dokularından olan kollajenin sentezinde görev alır. Kollajen,
mezodermal orijinli dokularda, bağ dokuları (ligamentler, tendonlar, kemik matriksi ve
birlikte tutmaya yarayan çapraz bağların ve dokulara gerilme gücü veren) ve
bağlayıcı dokuları içeren mezodermal orijinli diğer dokular (örneğin; kartilaj, dişlerin
dentini, ve kapiller duvarlar) için özellikle önemlidir. Hücre ribozomunda kollajen ön
proteini sentezlendikten sonra gerçek kollajen özelliği gösterebilmesi için
bileşimindeki prolin ve lizin amino asitlerinin “kollajen prolin–hidroksilaz” enzimi
aracılığı ile hidroksiprolin ve hidroksilizine dönüşmesi gerekir. Bu enzimin tepkimeyi
yürütebilmesi için askorbik asidin yardımı ve oksijen gereklidir. C vitamininin bu
tepkimedeki fonksiyonu, enzim molekülündeki demirin indirgenmesi ile ilgilidir.
Askorbik asidin bulunduğu ortamda, kollajen ve bağ dokuları gelişimi hızlanır. Kapiller
duvarları ve kan damarlarının yapısını sağlamlaştırarak yaralanmalara karşı
korunmasında önemli olan kollajenin sentez edilmesi, askorbik asidin rolüne bağlıdır.
Genel Vücut Metabolizması
Adrenal bezler, beyin, böbrek, karaciğer, pankreas, timus ve dalak gibi metabolik
olarak daha aktif olan vücut dokularında yüksek miktarlarda C vitamini bulunur.
Adrenal bezlerdeki askorbik asid, bez, stimüle edildiği zaman kullanılır. Adrenalin
stimüle edildiği zaman kullanılan askorbik asid nedeniyle, stres durumunda askorbik
asid ihtiyacı artar. Bir çocuğun aktif olarak büyüdüğü dönemde, yetişkinlerden daha
fazla askorbik aside ihtiyacı olur.
Aşağıdaki dönüşme reaksiyonlarında enzimlerle birlikte, askorbik asid de gereklidir.
(1) Nörotransmitterlerin birbirine dönüşümünde (dopamin’in norepinefrin’e)
(2) Yağ asidlerinden enerji oluşumunu sağlayan bir mitokondriyal yağ asidi
transportu olan Karnitinin sentezinde,
(3) Tirozin ve fenilalaninin katabolizmasında ve
(4) Bazı biyolojik olarak aktif nöral ve endokrin peptitlerin matürasyonunda.
Ayrıca, askorbik asid, demir eksikliği anemisini önleyen hemoglobin üretiminde
biyolojik olarak aktif olan nonhem demirin (bitkisel kaynaklı demir), hem formuna
dönüştürmek yoluyla, vücuda emilmesine yardımcı olur. Yeterli düzeyde alınan C
vitamini, bitkisel besinlerden alınan nonhem demirin emilimini 2-4 kat artırabilir.
İhtiyaçları olan demiri bitkisel besinlerden sağlamak durumunda olan vejeteryanların
aldıkları C vitamini düzeyine dikkat etmeleri gerekir. Genel olarak askorbik asidin
klinik ihtiyaçları, yaraların kapanması, ateş ve infeksiyonların iyileşmesi ve büyüme
periyodu ile ilişkilidir.
Antioksidan Fonksiyonu
Bir antioksidan olarak beta karoten ve Vitamin E’nin fonksiyonuna benzer bir şekilde
askorbik asid, vücudu, kanser ve kalp hastalıklarının gelişme riskini arttırıan serbest
radikal hasarlarından koruyucu olarak görev yapar. C vitamininin en önemli farkı,
vücut sıvılarında serbest radikallere karşı savaşmasıdır.
Yetersizliği
11
Askorbik asid eksikliğinin belirtileri; doku kanamaları (örneğin; kolay yaralanmalar,
hemorajiler), kemik ve eklem kanamaları, kemiklerin kırılmalarına karşı hassasiyet
oluşur, yara kapanması gecikir ve diş etlerinde şişme, kanama, diş kaybı şeklinde
görülür. Aşırı C vitamini eksikliğinde skorbüt hastalığı görülür. C vitamini eksikliği
Ülkemizde hafif ve orta derecede görülebilir (1) (Tablo 6).
Kaynakları
C vitamini kaynakları; sebze ve meyvelerdir. Bunlar, ülkemizde her mevsim bulunan
yiyeceklerdir. Ancak, hazırlama ve pişirme sırasında oluşan kayıplar, eksikliğe neden
olur. En çok, maydanoz, şalgam yaprağı, asma yaprağı, yeşil biber, kara lahana,
karnabahar, ıspanak, çilek, portakal, limon greyfurt, mandalina, şeftali, domates, taze
fasulye ve patateste bulunur. 1 günde yenilen 2 adet portakalla gereksinim rahatlıkla
karşılanır.
Gereksinimi
C vitamini gereksinimi, günde kadınlarda 75 mg, erkeklerde 90 mg’dir. Ayrıca hızlı
büyüyen çocuklarda, gebe ve emziklilerde gereksinim artar. Sigara içmek, vücutta
oksidatif stresi arttırır ve vücutta serbest radikallerin artmasına yol açar. DRI; komitesi,
sigara içenlere 35 mg/gün fazla askorbik asit alımını önermektedir. Enfeksiyon, yanık
ve ameliyatlarda 5-10 kat daha fazla miktarda verilebilir. Tablo 5’te C vitamininin yaşa
göre gereksinimleri verilmiştir.
Toksisite
Sağlıklı insanlar için Askorbik asidin en yüksek alım düzeyi 2000 mg/gün’dür. Suda
eriyen vitaminlerin aşırı tüketilmesi sonucunda idrarla atıldığı bilinir, fakat, 2000
mg/gün’ ün üzerinde alınan askorbik asit idrarla daha az atılır ve gastrointestinal
bozukluklara ve ozmotik diyareye neden olur. Tıp Enstitüsü, ABD’de C vitamininin
yüksek düzeyde alımının popüler olması nedeniyle, askorbik asidin toksik etkileri ile
ilgili daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtmiştir.
2.2) B1 VİTAMİNİ (TİAMİN)
Tiamin, büyüme ve metabolizma için gerekli olan karbonhidratlardan enerji
oluşumunda ve yağ depolarındaki yağların sentezi için gerekli enerji
metabolizmasında görevi olan bir koenzimin, tiamin pirofosfat’ın (TPP) bir
komponentidir. Antiberiberi etmeni de denir. Suda kolay erir. Aside dayanıklıdır fakat,
yüksek ısıya duyarlıdır. Yiyeceklerin pişme suyuna geçer. Besinlerin, yüksek sıcaklıkta
pişirilmemesi ve sularının dökülmemesi gerekir. Yiyeceklerle alınan tiamin ince
barsakta emilir. Karaciğere ve diğer dokulara taşınır.
Fonksiyonları
1. Gastro intestinal sistem
Diyetle alınan tiaminin eksikliği, iştahsızlık, sindirim zorluğu, konstipasyon ve gastrik
hidro klorik asidin azlığı yanında, mide kas tonüsünün yetersizliğine bağlı olarak
gelişebilen mide problemlerine yol açabilir. Düz kas hücrelerinin ve sekresyon
bezlerinin çalışabilmesi, ihtiyaç duydukları enerjinin sağlanması ile mümkündür.
Enerji temini için de tiamin gereklidir (3,4).
2. Sinir Sistemi
Merkezi sinir sistemi için glikozdan enerji sağlanması çok önemlidir. Yetersiz tiamin
alınması, reflekslerde azalmaya, apatiye, yorgunluk ve bitkinlik, irritabiliteye neden
olur. Eğer tiamin yetersizliği sürerse, sinir irritasyonları, ağrı ve karıncalanma veya
hissizlik duyuları sonucunda felçlerin gelişmesine kadar gidebilir.
12
3. Kardiyovasküler sistem
Sürekli enerji yetersizliği, kalbi zayıflatır ve en sonunda yetersizliğe götürür. Damar
duvarlarındaki düz kasların zayıflamasıyla birlikte kan sirkülasyonu da etkilenir.
Zayıflamış venlerin, kanın kalbe akımını zorlaştırması, dilate olmasına ve alt
ekstremitelerde sıvı birikimine yol açar.
Tiamin Yetersizliği
Tiamin yetersizliğinin hafif belirtileri, iştahsızlık ve yorgunluktur. Klinik olarak, sinir ve
sindirim sistemi bozuklukları görülür. Tiamin yetersizliğinde, alt ekstremitelerde ödem,
kalp büyümesi, kalp yetmezliği gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Özellikle Asya
ülkelerinde, tiamin eksikliği, temel olarak kardiyovasküler ve sinir sistemini etkileyen
beriberi (polinevritis) hastalığına yol açabilir. Endüstrileşmiş ülkelerde, tiamin eksikliği,
tiamin yönünden fakir beslenme ve alkolizm sonucunda oluşabilir. Alkol, tiaminin
absorbsiyonunu çeşitli yollarla inhibe eder. Alkole bağlı tiamin yetersizliği, Wernicke
ensefalopatisi olarak adlandırılan, mental uyanıklığı, kısa dönem hatırlamayı ve kas
koordinasyonlarını etkileyen ve beyinin zayıflaması ile kendini gösteren bir bozukluğa
neden olur. (Tablo 6).
Kaynakları
En zengin kaynakları; karaciğer ve diğer sakatatlar, kurubaklagiller ve tahıllardır
(buğday, çavdar, mısır, pirinç). Ceviz, fındık, fıstık, süt ürünleri, yumurta, et ve
sebzelerde daha az miktarlarda bulunur. Tahıllardaki tiamin, tohumların dış
kısımlarında ve embriyolarında yoğundur. Öğütülme esnasında kepeği ayrılan beyaz
unlarda tiaminin %65-90’ı kaybolmuştur. Pirincin, dışındaki sarı kısımları (kabuk)
ayrıldığı için tiamin de atılmış olur. Ancak bulgurun kepeğinden atılmaz. Çünkü,
kaynayan bulgurun iç kısmına emilir. Yemeklerin pişme suları atılırsa, tiamin kaybı
artar .
Gereksinimi
Tiamin doğrudan enerji ve karbonhidrat metabolizması ile ilişkilidir. Sağlıklı kişilerde,
RDA’nın tiamin için önerisi erkekler için 1,2 mg/gün ve kadınlar için 1.1 mg/gün’dür.
Çocuklar, daha az tiamine ihtiyaç duyarlar. Çocuklar için yeterli alım (AI) 0.2 mg-0.3
mg/gündür. Tablo 5’te yaşlara göre belirlenmiş gereksinimleri görebilirsiniz.Tahıla
dayalı beslendiği için Türk toplumunda tiamin yetersizliği pek görülmez. Enfeksiyonlar,
gebelik ve emziklilik ve alkolizm gibi enerji metabolizmasının hızlandığı durumlarda
tiamin ihtiyacı artar.
Toksisite
Fazla alınan tiamin böbrekler yolu ile atıldığından, toksisite ile ilgili herhangi bir
bulguya rastlanmamıştır.
2.3) B2 VİTAMİNİ (RİBOFLAVİN)
Thiaminden daha fazla sıcağa dayanıklıdır. Işığa ve alkaliye çok duyarlıdır.
Riboflavinin en iyi kaynaklarından biri olan sütün, cam şişeler yerine, karton kutularda
saklanması ışıktan zarar görmesini önler.
Fonksiyonları
13
Riboflavin ismi kimyasal yapısından kaynaklanır. Süt, karaciğer, yumurta ve yeşil
bitkilerde bulunan riboflavin, sarı-yeşil floresans pigment veren riboz adı verilen bir
şeker içerir. Riboflavin enerji üretiminde ve doku-protein yapımı için gerekli flavin
adenin dinükleotid ve flavin mono nükleotid koenzimlerinin bir bölümünü oluşturur.
Riboflavin bir antioksidan enzim olan glutation peroksidaz için elzem olan bir faktördür.
Organizmada triptofan amino asidinden niasin oluşumuna yardımcı olur
Riboflavin eksikliği
Riboflavin yetersizliğinde biyokimyasal ve fiziksel olmak üzere çeşitli belirtiler görülür.
İdrarla atım 40 mcg/24 saat idrarın altına düşer. Eritrosit glutatyon redüktaz (EGR)
aktivitesi artar. Riboflavin yetersizliğinin klinik bulgularının başında; deride kuruma ve
çatlama ile dilde kırmızı renk özellikle dudak, burun ve göz kenarlarındaki yaralar gelir.
Bunun dışında, göz damarlarında genişleme, yanma, görme zorluğu, sinir sistemi
bozuklukları riboflavin yetersizliğinin belirtilerindendir. Ağır malnütrisyonu görülen
kişiler dışında riboflavin eksikliğine pek rastlanmaz. Yetersizliğinde, mikroplara karşı
antikor oluşumunda, azalma olur. Nadir riboflavin eksikliği hastalığı durumuna genel
olarak ariboflavinosis adı verilmiştir. Ariboflavinosis’in belirtileri, dokularda
inflamasyon ve yıkım ve yaraların geç iyileşmesi (küçük yaralanmalar bile kolayca
kötüleşebilir ve iyileşemez) .
Kaynakları
Kaliteli protein içeren diyetlerde riboflavin yeterli miktarda bulunur. En zengin
kaynakları; süt ve süt ürünleri, karaciğer, böbrek, et ve benzeri besinlerdir.
Zenginleştirilmiş ekmek ve diğer tahıl ürünleri, yumurta, mantar ve yeşil yapraklı
sebzeler (ıspanak, avokado) ile fındık, fıstık vb. sert kabuklu meyveler de az
miktarlarda riboflavin sağlarlar.
Gereksinimi
Günlük gereksinimin belirlenmesinde; idrar ve eritrositlerdeki riboflavin düzeyi ve
klinik belirtileri iyileştiren miktarlar esas alınmıştır. Riboflavin gereksinimi diyetin
bileşimine göre değişmektedir. Diyette kaliteli protein yeterli olduğu zaman
yetişkinlerde günlük 0.6-0.8 mg düzeyinde alınan riboflavin, yetersizlik belirtilerini
önlemektedir. Tiamin gereksiniminde olduğu gibi, riboflavin gereksinimi de (RDA)
enerji ihtiyacına göre belirlenir. Yetişkin erkeklerde günlük gereksinim 1.3 mg,
kadınlarda ise 1.1 mg olarak belirlenmiştir. Gebe ve emzikli kadınların gereksinimi
biraz daha fazladır. Tablo 5’te yaşlara göre belirlenen riboflavin gereksinimleri
verilmiştir. Düşük kalorili diyetlerde, en az
günde 1.2 miligram alınmalıdır.
Ülkemizde okul çağı çocukları, askerler ve kadınlarda eksikliği görülmektedir.
Riboflavin ışığa karşı duyarlı olduğu için, yiyecekler uzun süre ışıkta bekletilirse ve
sebzelerin pişme suları atılırsa vitaminin bir kısmı kaybolur.
Toksisite
Besinlerden veya supleman olarak aşırı alınan riboflavinle ilgili herhangi bir yan etki
rapor edilmemiştir.
2.4) NİASİN (Vitamin B3) (Nikotinamid, Nikotinik Asit)
Sıcaklığa, ısıya ve oksidasyona dayanıklı olan niasin, yiyeceklerde, serbest olarak
veya proteinlere bağlı olarak bulunur. Mısıra dayalı diyetle beslenenlerde pellegra
hastalığı görülebilir. Çünkü niasinin ön maddelerinden biri olan triptofan mısırda
yetersizdir. Pellegra, yoğunlaştırılmış maya ile tedavi edilebilmiştir. Pellegrayı önleyici
14
bu etmene Pellegra Preventive (pellegrayı önleyen) anlamında “PP” adı verilmiş,
daha sonra niasin olarak isimlendirilmiştir. Elzem aminoasitlerden triptofandan, niasin
elde edilir.
Fonksiyonları
Niasin iki koenzimin bir bölümünü oluşturur. Niasin içeren koenzimlerden birisi olan
nikotinamid adenin dinükleotid’in (NADH) rolü; riboflavin ve tiamin içeren
koenzimlerde olduğu gibi, yağlardan, karbonhidratlardan ve proteinlerden enerji
oluşturmasıdır. Diğer niasin içeren koenzim nikotinamid adenin dinükleotid fosfat
(NADPH), vücutta kalsiyum mobilizasyonunu ve DNA onarımını sağlar.
Yetersizliği
Niasin eksikliği, zayıflık, iştahsızlık, hazımsızlık, vücutta yanma hissi, halsizlik gibi
belirtilerle ve deride simetrik yaralar ve sinir sisteminde görülen bozukluklarla kendini
gösterir. Güneşe maruz kalan deri alanlarında, koyu, pullu dermatitler oluşur. Uzun
süren niasin eksikliği, konfüzyon, apati, oryantasyon bozukluğu, ve nörit
ile
sonuçlanan merkezi sinir sistemi hasarları oluşabilir. Sinir sistemi hasarlarının bu
belirtileri, kronik alkolizmde de görülür. Niasin eksikliği hastalığı, dört D (Dermatit,
Diyare, Demans ve Death-ölüm) ile karakterize olan pellegra’dır. Tedavi edici dozlarda
niasin verildiği zaman pellegra semptomları iyileşir. Pellegra’nın, ondokuzuncu yüzyılın
ilk yarısında, temel besinleri mısır (niasinden fakir) olan, Amerika Birleşik Devletleri
(ABD) ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde yaygın olduğu belirtilmiştir. Sadece 1900 ile
1940 yılları arasında ABD’nin güney bölgesinde yaşayan 100.000’den fazla insan
pellegradan hayatını kaybetmiştir. Pellegra, endüstrileşmiş ülkelerde artık
görülmemekle birlikte, Hindistan, Çin ve Afrika’nın bazı bölgelerinde hala rastlanabilir.
Triptofanın niasine (60 mg triptofandan 1 mg niasin oluşur) dönüşümünün
bozulmasında pellegrayı andıran dermatitis, ışık duyarlığı ve psikiatrik değişiklikler
oluşur. Hastalık niasin verilerek iyileştirilir. Diyetle alınan protein yetersizliğinde oluşan
üriner metabolitlerin profilinin değişmesinde, muhtemelen triptofanın niasine
dönüşümünde oluşan değişikliklerin rolü vardır.
Niasin son yıllarda, kolesterol düşürücü bir etmen olarak da kullanılmaktadır. 50
mg/gün ve daha yüksek dozlarda verilen niasinin, kardiyovasküler hastalıkların risk
faktörlerinden olan total kolesterolle birlikte, LDL-kolesterolü ve trigliseridleri düşürücü
etkileri olduğu bildirilmiştir . Tedavi edici dozlarda verilen niasinin yan etkileri, toksisite
belirtileri ile benzerdir (Tablo 6).
Kaynakları
Et ve benzeri besinler, niasinin en zengin kaynaklarıdır. Niasin yönünden zengin
yiyecekler; maya, karaciğer, böbrek, yürek, et, balık, ceviz, fındık, fıstık vb.
kurubaklagiller, bulgur, süt ve yumurtadır. Yiyeceklerin kaynatma suyu atılırsa, niasin
kaybı olur. Ülkemizde, kurubaklagiller ve bulgur çok tüketildiği için, pellegra hastalığı
nadiren görülür.
Gereksinimi
Yaş, enerji ihtiyacını etkileyen büyüme, gebelik ve laktasyon, hastalık, doku
travmaları, vücut yapısı ve fiziksel aktivite gibi faktörler, niasin gereksinimini belirler.
Vücut, triptofan aminoasidinden niasini yapabildiği için, niasin gereksinimi, niasine
eşdeğer (NE) olarak belirlenmelidir. Yaklaşık, 60 mg triptofandan 1 mg niasin yapılır,
15
böylece, 60 mg triptofan, 1 NE olarak düşünülmelidir. Besin Önerileri Rehberinde
(Dietary Recomended Intake-DRI), niasin gereksiniminin 14 yaş ve üzerindeki erkekler
için 16 mg NE/gün, kadınlar için 14 mg NE/gün olarak belirtilmiştir. Yaşlara göre NE
gereksimler, Tablo 5’te verilmiştir. Son zamanlarda yayınlanmış rapora göre, ABD’de
besinlerden alınan niasinin ortalama olarak erkeklerde 28 mg NE/gün, kadınlarda 18
mgNE/gün olduğu bildirilmiştir.
Gebelikte laktasyonda, fazla alkol
tüketenlerde, niasin gereksinimi artar.
kullananlarda
ve
diyetlerinde
mısırı
çok
Toksisite
Tiamin ve riboflavinin yüksek düzeyde alımlarının tersine, aşırı niasin alınması ile
fiziksel yan etkiler oluşabilir. Günde 35 mg’ın üzerinde niasin alınmasıyla, deride
kızarıklıklar oluşabilir. Besinlerle alınan niasinle ilgili herhangi bir yan etki
gözlenmemiştir. Yan etkilerin, niasinin supleman olarak alınması veya niasinle
zenginleştirilmiş besinlerin tüketilmesi ile ortaya çıktığı belirlenmiştir. İlk belirtiler,
yüzde, kollarda ve omuzlarda, yanma, sızlama ve kaşıntı ile birlikte görülen
kızarıklıklardır. Bu reaksiyonlar, niasinin tedavi edici dozlarını alan hastalarda da
oluşur. (Tablo 7).
2.5) B6 VİTAMİNİ (PRİDOKSİN)
Vitamin B6 (Pridoksin) suda erir. Isıya karşı duyarlıdır. Asit ve alkalilere dayanıklıdır.
Hayvansal kaynaklı yiyecekler, örneğin; mamalar ve kahvaltılık tahıllar, yüksek ısıda,
sıvı olarak hazırlanırsa B6 vitamini % 50 oranında kayba uğrar.
Vitamin B6 piridoksin, piridoksal, piridoksamin ve onların aktive edilmiş fosfat formları
gibi altı bileşikten oluşan bir grubu içerir. Fosforlanmış bileşiklerden ikisi piridoksal 5
fosfat ve piridoksamin 5 fosfat gibi koenzimlerdir. Piridoksinin ismi, yapısındaki piridin
halkasından kaynaklanır.
Fonksiyonları
Vitamin B6, protein metabolizmasında ve amino asitleri içeren pek çok hücre
reaksiyonlarında elzem rolü vardır. Beyinde ve merkezi sinir sistemindeki
nörotransmitter sentezinde de Vitamin B 6‘nın rolü vardır. Suda eriyen vitaminlerin
çoğunun tersine, vitamin B6 özellikle kaslarda olmak üzere vücudun pek çok
dokusunda yaygın olarak depolanır. Vitamin B 6 amino asid emiliminde, enerji
oluşumunda, hemoglobinin hem bölümünün sentezinde ve triptofandan niasin
oluşumunda görev alır. Linoleik asidin araşidonik aside dönüştürülmesinde,
protoporfirin sentezinde, kükürtlü amino asitlerin metabolizmasında (homosisteinin,
sisteine dönüşmesinde), böbreklerde, okzalat taşlarının oluşumunun önlenmesinde
de rolü vardır (1). Vitamin B6 koenzimleri, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında da
kullanılırlar.
Bağışıklık sistemi için de gereklidir. Yetersizliğinde lenfoid dokuda bozulma, antikor
oluşumunda azalma, nötrofil işlevinde azalma görülür.
16
Yetersizliği
Vitamin B6 yetersizliğinde biyokimyasal ve klinik belirtiler ortaya çıkar. Biyokimyasal
belirtilerin başında triptofandan metabolizmasındaki bozukluk gelir. Vitamin B 6
yetersizliğinde, idrarda “ksantürenik asit” atımı artar. Kan ve idrarda vitamin B 6 ve
idrarda 4-piridoksik asit miktarları azalır. Metioninden oluşan homosistein, sisteine
dönüşemediği için kanda düzeyi yükselir (homosisteinemi) ve idrarla homosistein atılır.
Hemoglobin miktarında azalma görülür (mikrositik hipokromik anemi). Glikolattan glisin
yapımı engellendiği için böbreklerden okzalat atımı artar.
Yetersizliğinde, mental sarsıntı görülür. Ayrıca, depresyon, mide bulantısı, deride
yağlanma ve çatlama bulgular arasındadır. Bebekler için, anne sütündeki ve uygun
olarak hazırlanmış formulalardaki B6 vitamini miktarı yeterlidir.
Yetersizliğinde, merkezi sinir sistemi bozukluğuna bağlı konvulsiyonlar, hipokromik
anemi ve deride pellegraya benzer yaralar görülür. Ülkemizde, okul çağı çocuklarında
görülen aneminin demir yetersizliği kadar, vitamin B 6 yetersizliği ile de ilgili olabileceği
bildirilmiştir (Tablo 6).
Kaynakları
Vitamin B6 besinlerde yaygın olarak bulunur. Tahıllar, özellikle zenginleştirilmiş tahıllar,
tam buğday unu, karaciğer, böbrek ve diğer etler, balık, bulgur, pirinç gibi yiyecekler
B6 vitamini yönünden zengindir. Süt ve ürünleri, yumurta ve sebzelerde daha az
miktarlarda bulunur.
Gereksinimi
Vitamin B6 amino asit metabolizmasında rolü olduğu için, gereksinimi, protein alımı ile
doğrudan ilişkilidir. RDA, 50 yaş üzerindeki sağlıklı erkekler ve kadınlarda günlük
vitamin B6 alımını 1.3 mg/gün olarak belirlemiştir. Yaşlılarda, gebelikte, laktasyonda ve
oral kontraseptif kullananlarda ihtiyaç artar. Tablo 5’te yaşlara göre belirlenmiş vitamin
B6 gereksinimlerini görebilirsiniz.
Vitamin B6 tahıla dayalı diyetle beslenenlerde, hazırlama ve pişirme esnasında oluşan
kayıpların önüne geçilirse, yeterli olabilir.
Toksisite
Besinlerle aşırı miktarlarda alınan B6 vitamininin yan etkileri görülmemiştir fakat,
yüksek miktarlarda supleman olarak alınması, kontrolsüz davranışlar ve sinir
hasarına neden olabilir. Supleman kesildiğinde bu belirtilerde iyileşme görülür (Tablo
7).
2.6) FOLİK ASİT (FOLAT)
Fonksiyonları
Folat ismi Latince yaprak anlamına gelen Folium’dan gelir, çünkü folatın önce koyu
yeşil yapraklı sebzelerde olduğu bulunmuştur. Beslenmede, folat, bitkisel ve
hayvansal kaynaklarda bulunan fiterolglutamik asit’ten türemiş büyük bir sınıftan
oluşur. Folat, folik asidin karboksilat anyonu gibi spesifik bir molekülün de adıdır. Folik
asidin en stabil formu olan folik asit, besinlerde çok nadir bulunur fakat, bu formu,
supleman olarak ve zenginleştirilmiş besinlerde kullanılır. Vücuttaki folat,
17
tetrahidrofolat’a (THF) dönüşür ve koenzim olarak kullanılır. THF, timidilat sentetaz
enzimi ile birlikte DNA sentezinde rol alır. Folik asitin vücut çalışmasındaki işlevi tek
karbon metabolizması ile ilgilidir. Tek karbon, folik asit yardımcı enzimleri aracılığı ile
belirli moleküllere taşınarak, nükleik asitlerin yapımı ve bazı amino asitlerin birbirine
dönüşmesi sağlanır (örneğin; serin amino asidinin glisine, sisteinin metionine
dönüşmesi). Bu tepkimeler, nükleik asitlerin ve kemik iliğinde kan hücrelerinin yapımı
ile ilgilidir. Böylece folik asit yardımcı enzimi, kan hücrelerinin yapımı ve hücre
çoğalması için gerekli olmaktadır. Ayrıca, bağışıklık sisteminde lenfositlerin işlevleri ve
antikor oluşumu için gereklidir.
Folik asidin aktif şekli, tetrahidrofolik asittir, ışık ve oksidasyona duyarlıdır. Yemeklerin
pişme suyu atılırsa vitamin kaybı olur.
Yetersizliği
Primer folat yetersizliğinde özellikle gebelikte ortaya çıkan bir anemi olan
megaloblastik anemi görülür. Kemik iliğinde megaloblastik değişiklikler oluşur. Folik
asitten yetersiz beslenen gebe kadınların bebeklerinde Nöral Tüp Defekti ve sakat
doğum görülür. Folattan yetersiz beslenen insanların kan homosistein düzeyinin
yüksek olduğu, bunun da koroner kalp hastalığı veya yaşa bağlı bazı nörolojik
hastalıklar için risk oluşturduğu bilinmektedir. Yapılan bir çalışmada, yaşlılarda her
gün uygulanan folik asit suplemantasyonunun plazma homosistein seviyelerini etkili
bir şekilde düşürdüğü belirlenmiştir. Üç yaşından küçük çocuklarda demir
eksikliğinden sonra, folik asit eksikliğine bağlı anemi, önemli sorun yaratır. C vitamini
eksikliğinde de, folik asit etkin şekline dönüşemez ve dolayısıyla folik asit eksikliğine
neden olur (Tablo 6).
Kaynakları
Folat, pek çok besinde bulunur. En zengin kaynakları; yeşil yapraklı sebzeler,
portakal suyu, kurubaklagiller, karaciğer ve diğer iç organ etleridir (Tablo 4). Çeşitli
besinleri içeren sağlıklı bir beslenme ile doğal yollardan folatın alınması çok
önemlidir. 1998 yılından beri, ABD’de FDA, Nöral Tüp Defektlerinin oluşumunu
önlemek için bütün üreticilere, beyaz unun, pirincin, mısır ürünlerinin, kahvaltılık
ürünlerin, ekmeğin, folatla zenginleştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu taleple,
ABD’de nöral tüp defekti nedeniyle hastaneye yatışların %21 oranında azaldığı
bildirilmiştir. DRI ‘nın, gebe kadınların çeşitli beslenme ile doğal besinlerden
sağlanan folik asitle birlikte, supleman olarak veya zenginleştirilmiş besinlerle
alınması gerektiği konusunda önerileri vardır. Yaşlıların vitamin B 12’yi supleman
olarak alması gerektiği konusunda da öneriler vardır.
Gereksinimi
Pişirme ile folik asitte kayıplar oluşur. Özellikle yeşil yapraklı sebzelerin kısa sürede
ve az suda pişirilip, pişirme suyunun atılmaması gerekir. Normal bir diyetle, günlük
gereksinme karşılanabilir. Yetişkinlerde normal olarak günde, 400 mikrogram folik
asit almak yeterlidir. Metabolizma hızının arttığı durumlarda (hipertiroidi), büyüme
çağında, gebelik ve emziklilikte ve kan kaybında gereksinim artar ve normal diyet
yeterli olmayabilir. Gebelikte 600 mikrogram/gün, emziklilikte 500 mikrogram/gün
alınması gerekir. Gebelikte folik asitin preparat şeklinde verilmesi uygun olabilir.
Tablo 5’te yaşlara göre belirlenen folat gereksinimleri verilmiştir.
Tablo 4. Folattan zengin besinler
18
Besin
Karaciğer
Ispanak (haşlanmış)
Kuru Fasulye
Mercimek
Buğday Özü (ruşeym)
Avokado
Portakal
Ekmek (folatla
zenginleştirilmiş)
Tam buğday ekmeği
Yer fıstığı
Marul
Ölçü
100 gram
125 gram
100 gram
100 gram
60 gram
½ adet
1 orta
boy
1 dilim
100 gram
30 gram
3
yaprak
250 gram
Folat
(mcg)
276
130
125
107
80
55
45
40
30
30
15
Süt (kaymağı alınmış)
15
Toksisite
Besinlerden alınan folatla ilgili hiçbir negatif bulguya rastlanmamıştır. Bununla
birlikte, supleman veya zenginleştirilmiş ürünleri kullanarak alınan fazla folik asitin
problemlere neden olabileceği konusunda bazı kanıtlar vardır. Supleman olarak
alınacak folik asitin de 1000 mcg/gün’ü geçmemesi şeklinde öneriler de vardır.
2.7) B12 VİTAMİNİ (KOBALAMİN)
Pernisyöz anemi, 1926 yılına kadar tedavisi olanaksız bir hastalık olarak
bilinmekteydi. Dr. Minot ve Dr. Murphy, çok miktarda karaciğer yedirerek pernizyöz
anemiyi iyileştirdiklerini rapor etmişlerdir. Rickes ve arkadaşları, 1948 yılında,
karaciğerden kırmızı renkli kristal bir öğe ayırdıklarını açıklamışlar ve buna vitamin
B12 adını vermişlerdir. Vitamin B12 suda ve alkolde erir. Isı ile kayıplar oluşur. B 12
vitamininin etkin olabilmesi için, mide mukozasından salgılanan intrinsik faktöre
gereksinme vardır. B12 vitamini intrinsik faktör ile birlikte ince barsaktan emilir. İnce
barsaktaki emilme bozuklukları, ilaçlar, barsak parazitleri, emilimi engeller.
Fonksiyonları
Vitamin B12 biyolojik olarak syanokobalamin etkinliği gösteren korrinoid türevlerinin
jenerik adıdır. Beslenmede, biyolojik aktif iki koenzim türevi metilkobalamin ve
deoksiadenosilkobalamin, bütün kobalamin türevleri için kullanılır. Ticari formu
siyanokobalamindir. Vitamin B 12 nöral myelin zarlarının sentezi için elzemdir.
Kobalaminin ismi, kobalaminin corrin halkasının ortasındaki bir element olan
kobalttan türetilmiştir.
Metilkobalamin,THF’nin
katalize
ettiği,
metionin
sentetaz
ve
serinhidroksimetiltransferaz enzimlerini katalize etmek için gereklidir. Böylece, THF
metilkobalamin ile birlikte;1)Kan homosistein düzeylerinin düşürülmesinde ve indirekt
olarak da gen ekspresyonunda, 2)Hemoglobinin içeriğinde bulunan “hem”in sentezi
için
gerekli
olan
glisin
amino
asidinin
sentezinde
görev
alır.
Deoksiadenosilkobalamin, tek karbon atom sayısına sahip olan yağ asitlerinin
metabolizması için gerekli olan mitokondriyal bir enzim olan metilmalonil-koenzim A
mutaz’ın koenzimidir.
19
Yetersizliği
Bazı insanlarda hem genetik olarak, hem de tıbbi nedenlerle B 12 vitamini yetersizliği
sonucunda pernisyöz anemi gelişir. Çünkü bu bireylerin mide duvarlarında intrinsik
faktör yetersizdir. Mide sindirim sekresyonlarından birisi olan intrinsik faktör, vitamin
B12‘nin intestinal hücrelerden emilmesi için gereklidir. İntrinsik faktörün ve hidroklorik
asidin hasara uğradığı gastrointestinal bozukluklarda, oluşan B 12 vitamini yetersizliği,
B12 vitamini enjeksiyonu ile tedavi edilir.
Eksikliğinde, anemi, yorgunluk, yaralı ağız ve dil, dilde düzleşme, amonere, sinirlerde
hasar, ve deride hassasiyet oluşur. Eğer tedavi edilmezse, geri dönüşü olmayan sinir
hasarları oluşabilir. Anemiyi önlemek ve tedavi etmek amacıyla ek folat alındığında B 12
vitamini yetersizliği maskelenebilir ve hatta ilerleyebilir. Kırmızı ve beyaz kan
hücrelerinin yapısı bozulur, sayısı azalır. Sinir sistemi bozuklukları artar. B 12 vitamini
yeterince alınamazsa veya emilimi engellenirse, eksikliği ortaya çıkar. Karaciğer ve
böbrek hastalıklarında vitamin B12 deposu azalabilir. Mide ve barsak hastalıklarından
sonra 3-5 yıl içinde B12 eksikliğine bağlı anemi görülebilir.
Hiç hayvansal kaynaklı besin tüketmeyen veganlar ve bebekleri B 12 vitamin yetersizliği
riski taşırlar. Bu durumda şiddetli anemi ve geri dönüşsüz sinir hasarı oluşabilir.
Yaşlılar da yetersizlik riski altındadırlar. B 12 vitamini ile zenginleştirilmiş besinleri
tüketmek veya supleman olarak bu vitamini almak, yaşlılarda yetersizliği önleyebilir
(Tablo 6).
Kaynakları
B12 vitamini en çok hayvansal kaynaklı yiyeceklerde bulunur. B 12 vitamini, besinlerde,
proteine bağlıdır. Bütün diyetle alınan B 12 vitamininin orijini, otobur hayvanların
gastrointestinal sistemlerindeki bakterilerdir. İnsanların barsaklarındaki bakteriler de
B12‘yi sentezlerler, fakat bunların biyoyararlılığı yoktur. En zengin kaynakları, sığır eti
ve tavuk karaciğeri, yağsız et, midye, istiridye, ringa balığı ve yengeçtir.
Gereksinimi
Aslında B12 vitamini normal insan metabolizması için günde birkaç mikrogram
düzeyinde ihtiyaç duyulan bir vitamindir. Normal bir diyetle ihtiyaç karşılanabilir.
RDA, 19 yaş ve üzeri kadın ve erkekler için günlük gereksinmeyi 2.4 mcg olarak
belirlemiştir. Gebelikte ve laktasyonda gereksinim biraz artar. Kanıtlar, 50 yaşın
üzerindeki insanların %10-30’unda besinlerden alınan B 12 vitamini emiliminin
azaldığını göstermiştir. Bu nedenle, DRI, 50 yaş üzeri kadın ve erkeklerin B 12
vitamini için özel bir öneriye ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden B 12 vitamini ile
zenginleştirilmiş besinleri veya supleman almaları önerilmektedir (3,6). Bitkisel
yiyeceklerle beslenen (vejetaryen) emziren annelerin bebeklerine, ek olarak B 12
vitamini verilmelidir. Tablo 5’te yaşlara göre belirlenen B 12 vitamini gereksinimleri
verilmiştir.
Toksisite
Besinlerden, ihtiyaçlarından daha fazla B 12 vitamini alan veya supleman kullanan
sağlıklı kişilerde, aşırı B12 vitaminininden kaynaklanan yan etkiler gösterilmemiştir.
Bu yüzden bu vitaminin aşırı tüketiminden kaynaklanan toksik etki için belli bir
miktar belirlenmemiştir.
20
2.8) PANTOTENİK ASİT
Fonksiyonları
Pantotenik asitin vücutta çok yaygın fonksiyonları vardır ve besinlerde de yaygın
olarak bulunur. İsmi, her taraf anlamına gelen Yunanca bir kelimeden pantoten’den
gelir. Pantotenik asit, her canlıda vardır ve hayatın bütün formları için elzemdir.
Pantotenik asit, asetil veya açil parçaların bir taşıyıcısı olan Koenzim A’nın (CoA)
içeriğinde yer alır. CoA, (1) hücre metabolizmasında ve (2) proteinlerin asetillenmesi
ve açillenmesinde görev alır.
Asetil CoA, glikoz, yağ asitleri ve amino asitler gibi, yakıt moleküllerinden enerji
oluşumu için gereklidir. Asetil CoA‘nın;
(1) nöral dokuda bulunan sfingolipidlerin,
(2) leusin, arginin ve metioninin,
(3) izoprenid türevlerinin (kolesterol, steroidhormonlar,vitamin A,vitamin D),
(4) hemoglobindeki porfirin halkasının, elektron transport zincirinin sitokromlarının ve
B12
vitamininin korin halkasının prekürsörü olan δ-aminolevülinik asidin,
(5) asetilkolin nörotransmitterin ve
(6) serotonin transmitterinden türeyen melatoninin; biyosentezlerinde rolü vardır.
Yetersizliği
Doğal olarak çok yaygın bulunduğundan pantotenik asidin yetersizliği mümkün
değildir. Yetersizlik sadece, hiç pantotenik asit içermeyen sentetik diyetlerle
beslenen kişilerde görülür.
Kaynakları
Pantotenik asid, bütün yiyeceklerde bulunur. Özellikle, hayvan dokularında bol
miktarda ve tam tahıllarda ve kurubaklagillerde olmak üzere, hayvansal ve bitkisel
besinlerde yaygın olarak bulunur. Daha az miktarlarda, süt, sebze ve meyvelerde de
bulunur. Eksikliğine pek rastlanmaz. Ancak yiyeceklerin pişirme ve hazırlanması
sırasında kayıplar oluşabilir.
Gereksinimi
DRI rehberlerinde pantotenik asid için hiçbir RDA önerisi yoktur. Amerikalıların
diyetlerinde aldıkları pantotenik asid 4-9 mg/gün’dür. Gebelik ve laktasyonda
gereksinim biraz yükselir. Yaşlara göre belirlenmiş pantotenik asid gereksinimleri
Tablo 5’’te verilmiştir.
Toksisite
İnsanlarda ve hayvanlarda pantotenik asitle ilgili herhangi bir yan etki gözlenmemiştir.
2.9) BİOTİN
Fonksiyonları
Biotin, 5 karboksilaz enziminin koenzimidir. Karboksilaz enzimleri, karbondioksidi
(CO2) bir molekülden diğerine transfer eder. Vücudumuzdaki çeşitli metabolik
reaksiyonlarda yardımcı enzimdir. Biotin içeren koenzimler;
1.
Yağ asidi sentezinde görevli Alfa-asetil CoA Karboksilaz
21
2.
Nişasta, sukroz, veya fruktoz tüketildikten sonraki saatlerde yağ asidlerinin
yıkılmasını inhibe eden Beta-asetil CoA Karboksilaz,
3.
Açlık sırasında, gliserol veya glukojenik amino asidlerden glikozu sentezleyen
veya kısa enerji patlamaları esnasında, Pürivat Karboksilaz,
4.
Bir amino asid olan leusinin degradasyonunda Metilkrotonil-CoA Karboksilaz,
5.
3 karbonlu yağ asidi propiyonik asidin yıkımında Propionil-CoA Karboksilaz
Yetersizliği
Vücut için çok küçük miktarlarda gereksinimi olduğundan, eksikliği pek görülmez.
Çiğ yumurta akındaki avidin denilen bir protein, biotinin emilimini engeller. Çiğ
yumurta tüketildiğinde biotinin emilimi engellenir. Yumurta pişirilirse, bu özelliği yok
olur. Biotin suplemantasyonu yapılmayan ve uzun süre total parenteral beslenme
uygulanan hastalarda biotin eksikliği görülebilir. Nadiren, yenidoğanlarda, biotin
metabolizmasında bozukluk olduğu bildirilmiştir .
Kaynakları
Biotin, doğal besinlerde bolca bulunmasına rağmen, tüm besinlerde bulunan biotin
eşit olarak emilmez. Örneğin; mısırdaki ve soyadaki biotinin biyoyararlılığı yüksektir.
Bununla birlikte, buğdaydaki biotinin biyoyararlılığı yoktur. Biotin için en iyi kaynaklar,
karaciğer, yumurta sarısı, soya unu, tahıllar (buğdaydaki bağlı formları hariç), etler,
domates ve mayadır.
Gereksinimi
Biotin gereksinimi, metabolizmada mikrogram düzeylerinde ölçülebilecek kadar
küçük miktarlardadır. DRI rehberlerinde biotin için RDA belirlenmemiştir. Sağlıklı
yetişkinlerin günde 30 mikrogram düzeyinde biotin almaları yeterlidir. Gebelik
döneminde de aynı olan biotin gereksinimi, laktasyonda 35 mikrograma yükselir.
Tablo 5’te yaşlara göre belirlenmiş biotin gereksinimleri verilmiştir. Barsak
hücrelerinde normal olarak bulunan bakteriler tarafından da biotin sentezlenebilir.
Toksisite
Hayvanlar ve insanlar tarafından tüketilen biotinle ilgili bilinen herhangi bir yan etki
ve toksik etki yoktur.
Tablo 5. Suda Eriyen Vitaminlerin Yaşlara Göre Gereksinimleri (4,5,11,14)
Ribo Niasin
Pant.
Yaş
Thiam Flavin
mg Vit. B6* Vit.B12 Folat Asit Bioti
Vit.C
Grupl
in
mg/g NEs/g mg/g
mg/g µg/g mg/g
n
mg/g
arı
mg/
mg/g
g
Bebekle
r
0 - 6 ay
0.2
0.3
2
0.
0.4
80
1.7
5
30
1
7-12 ay
0.3
0.4
4
0.
0.7
80
1.8
6
35
22
3
Çocukla
r
1-3 yaş
0.5
0.5
6
4-6 yaş
0.6
0.6
8
7-9 yaş
0.9
0.9
12
1.1
1.0
1.2
1.3
Adölesanl
ar
Kadınlar
10-18
yaş
Erkekler
10-18
yaş
Yetişkinler
Kadınlar
19 yaş +
Erkekler
19 yaş +
Gebe
kadınlar
Emzikli
kadınlar
0.
5
0.
6
1.
0
0.9
150
2.0
8
15
1.2
200
3.0
12
25
1.8
300
4.0
20
45
16
1.
2
2.4
400
5.0
25
75
16
1.
3
2.4
400
5.0
25
90
2.4
400
5.0
30
75
2.4
400
5.0
30
90
2.6
600
30
85
1.1
1.1
14
1.2
1.3
16
1.4
1.4
18
1.5
1.6
17
1.3
1.5*
1.3
1.7*
1.
9
6.0
2.
2.8
500 7.0
50
0
* İşaretli değerler, 51 yaş ve üzerindeki gereksinimleri göstermektedir.
120
Tablo 6. Vitaminlerin Yetersiz Tüketimi (16)
Beslenmenin
değerlendirildiği
Beslenme tanılanmasında olası göstergeler
kategori
(bir veya daha fazlası bulunmalıdır)
• Vitamin A : Serum retinol <10µg/dl (0.35µmol/L).
• Vitamin C : Plazma konsantrasyonları <0.2 mg/dl (11.4
µmol/L).
•
Vitamin D : İyonize kalsiyum < 3.9 mg/dl (0.98
mmol/L) yükselmiş paratiroid hormonları ile birlikte, normal
serum kalsiyum ve serum fosforu < 2.6 mg/dl (0.84 mmol/L).
Biyokimyasal bulgu, •
Vitamin E : Plazma alfa-tokoferol <18 µmol/g (41.8
Tıbbi Testler
µmol/L)
•
Vitamin K :Yükselmiş protrombin zamanı: gecikmiş
INR (antikoagülan tedavi olmadan).
•
Tiamin:eritrosit transketolaz aktivite > 1.20 µg/mL
/saat.
23
•
•
Fiziksel muayene
bulguları
Riboflavin : Eritrosit glutatyon redüktaz > 1.2 IU/g.
Niasin: N’metil-nikotinamid ekskresyonu < 5.8
µmol/gün.
•
Vitamin B6 : Plazma piridoksal 5’fosfat < 5 ng/mL(20
nmol/L).
•
Vitamin B12: Serum konsantrasyon < 24.4 ng/dL (180
pmol/L); homosisteinin yükselmesi.
•
Folik asit: Serum konsantrasyon < 0.3 µmg/dL
(7nmol/L): kırmızı hücre folat <315 nmol/L.
• Vitamin A: gece körlüğü, Bitot lekesi, kseroftalmi, folliküler
hiperkeratosis.
• Vitamin D: uzun kemiklerin uçlarında genişleme.
• Vitamin C: folliküler hiperkeratosis, peteşi, ekimozis,
sarmal saçlar, dişetindeki kanamalar ve inflamasyon,
perifoliküler hemoraji, eklemlerde sızıntı, artralji ve yaraların
geç iyileşmesi.
• Riboflavin: ağrılı boğaz, hiperemi, faringeal ödem ve oral
mükoz membranlar, keylosis, angular stomatitis, glosit, morkırmızı dil, seboreik dermatit ve kemik iliğindeki eritrositlerin
hasarı ile karakterize normokromik, normositik anemi.
• Niasin: güneşe maruz kalan bölgelerde simetrik renk
değişiklikleri, parlak kırmızı dil.
• Vitamin B6: seboroik dermatit, stomatit, keylosiz, glositis,
konfüzyon, depresyon.
• Vitamin B12 : ekstremitelerdeki deride yanma ve hissizlik,
uyuşma, vibrasyona azalmış duyu, yürümeyi etkileyen motor
bozukluklar,
Tablo 7. Vitaminlerin Aşırı Tüketimi (16)
Beslenmenin
değerlendirildiği
Beslenme tanılanmasında olası göstergeler
kategori
(bir veya daha fazlası bulunmalıdır)
•
Vitamin D : İyonize kalsiyum > 5.4 mg/dl (1.35
mmol/L) yükselmiş paratiroid hormonları ile birlikte, normal
serum kalsiyum ve serum fosforu > 2.6 mg/dl (0.84 mmol/L).
Biyokimyasal bulgu, •
Vitamin A: serum retinol konsantrasyonları > 60 µg/dL
Tıbbi Testler
(2.09 µmol/dL).
•
Vitamin K :Yavaşlamış protrombin zamanı: değişmiş
INR (antikoagülan tedavi olmadan).
•
Niasin: N’metil-nikotinamid ekskresyonu > 7.3
µmol/gün.
Vitamin B6 : Plazma piridoksal 5’ fosfat > 15,7 ng/mL (94
nml/L).
Antropometrik
Ölçümler
•
Vitamin D: Büyümede gerileme
24
Fiziksel muayene
bulguları
• Vitamin A: deri ve mükoz membranlardaki değişiklikler;
kuru dudaklar; erken-nazal mukoza ve gözlerdeki kuruluklar;
geç-kuruluk, eritem, deride pullanma ve dökülme, saç
dökülmesi, ve tırnak kırılması. Başağrısı, kusma, ve bulantı.
Bebeklerde, fontanel şişebilir; çocuklarda kemik değişiklikleri
gelişebilir.
• Vitamin D: serum kalsiyum (hiperkalsemi) ve fosfor
(hiperfosfatemi) seviyelerinin yükselmesi. Böbrek, akciğerler,
kalp, hatta, sağırlıkla sonuçlanabilen kulaktaki timpanik
membran gibi yumuşak dokularda kalsifikasyon (kalsinozis).
Başağrısı ve bulantı. Bebeklere aşırı miktarlarda verilen
vitamin D, gastrointestinal bozukluklara, kemiklerin kolay
kırılmasına neden olabilir.
• Vitamin K: yetişkinlerde hemolitik anemi veya bebeklerde
nadir olarak ciddi sarılık.
• Niasin: flaşing nedeni ile histamin salınımı, astımın
şiddetlenmesi veya karaciğer hastalığı.
25
YARARLANILAN KAYNAKLAR
• Baysal A. Beslenme. Yenilenmiş 9. Baskı, Hatiboğlu Yayınevi, Ankara, 2002.
• Kavas A. Sağlıklı yaşam için doğru beslenme. 1. Basım. Literatür Yayınları:37, İstanbul 2000.
• Nix Staci.Vitamins (chapter 7). In Williams’ Basic Nutrition & Diet Therapy. 13th Edition.
Page:92-115.Mosby Elsevier, St. Louis, Missouri 2009.
• World Health Organization and Food and Agricultural organization of the United Nations.
Vitamin and Mineral requirements in human nutrition, Second edition. Printed in China, Sun
Fung. 2004.
• Krausse MV, Mahan LK. Vitamins (Chapter 4). Food Nutrition and Diet Therapy, A Textbook of Nutritional
Care. 11th edition, WB Saunders Company, Philadelphia, London, Toronto, Mexico City, Rio de Janeiro,
Sydney, Tokyo, 2004.
• Duyff RL. Vitamins and Minerals. In American Dietetic Association Complete Food and Nutrition
Guide. 2nd edition. John Wiley & Sons, Inc., Hoboken, New Jersey and Canada, P:52-67, 2002,
Printed in USA.
• Indicators for assessing vitamin A deficiency and their application in monitoring and evaluating
intervention programmes. Geneva, World Health Organization, 1996 (WHO/NUT/96.10;
http://whqlibdoc.who.int/hq/1996/WHO_NUT_96.10.pdf, accessed 24 June 2004).
• Alphan ME. Sağlıklı Beslenme, Sağlıklı Lezzetler. Geliştirilmiş 2. baskı. Nobel Yayınları
İstanbul, 2005.
• Institute of Medicine, Food and Nutrition Board: Dietary reference intakes for vitamin A,
vitamin K, arsenic, boron, chromium, copper, iodine, iron, manganese, molybdenum, nickel,
silicon, vanadium and zinc, Washington, DC, 2001, National Academy Press.
• Institute of Medicine, Food and Nutrition Board: Dietary reference intakes for calcium,
phosphorus, magnesium, vitamin D, and fluoride, Washington, DC, 1997, National Academy
Press.
• Institute of Medicine, Food and Nutrition Board: Dietary reference intakes for vitamin C,
vitamin E, selenium, and carotenoids, Washington, DC, 2000, National Academy Press.
• Gey KF, Vitamin E and other Essentials antioxidants regarding coronary heart disease: risk
assessment studies. In: Packer L, Fuchs J, eds. Vitamin E in health and disease. New York,
NY, Marcel Dekker, 1993:589-634.
• Thurnham DI et al. The use of different lipids to express serum tocopherol: lipid ratios for the
measurement of vitamin E status. Annals of Clinical Biochemistry, 1986, 23:514-520
• TC Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü. Türkiye’ye
Özgü Beslenme Rehberi, Ankara 2004.
• VA van Oort F, Melse-Boonstra A, Brouwer IA, Clarke R, West CE, Katan MB, Verhoef P.
Folic acid and reduction of plasma homocysteine concentrations in older adults: a doseresponse study American Journal of Clinical Nutrition 2003 ;77: 1318-1323.
• Dr.Esther Myers.Pocket Guide For International Dietetics & Nutrition Terminology (IDNT)
Reference Manual (Standardized Language for Nutrition Care Process). First Edition.
American Dietetic Association, 2008.
26
Download

Vitaminlerin İnsan Sağlığındaki Önemi