T.C
Ege Üniversitesi
Tıp Fakültesi
Adli Tıp Anabilim Dalı
POSTMORTEM İNTERVAL TAYİNİNDE ADLİ ENTOMOLOJİNİN
YERİ VE ÖNEMİ
BİTİRME TEZİ
Stj. Diş Hekimi: Selda KALIN
Danışman Öğretim Üyesi: Yrd. Doç. Dr. Ender ŞENOL
İZMİR - 2014
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ …….……………………………………………………………………………………1
ÖLÜM NEDİR?..............................................................................................................1
GENEL BİLGİLER………………………………………………………………………...….2
1. ÖLÜM TANISI VE ÖLÜM BELİRTİLERİ..............................................................4
1.1. Dolaşım Sistem Muayenesi..........................................................................5
1.2. Solunum Sistem Muayenesi.........................................................................7
1.3. Santral Sinir Sistemi Muayenesi..................................................................8
2. AGONİ.....................................................................................................................10
2.1. AGONİ BELİRTİLERİ.............................................................................11
2.2 AGONİNİN ADLİ TIP İÇİN ÖNEMİ.......................................................11
3.ÖLÜM BELİRTİLERİ..............................................................................................12
3.1. Erken Belirtiler...........................................................................................12
3.1.a.Fonksiyonel Belirtiler...................................................................12
3.1.b. Kasların Gevşemesi.....................................................................12
3.1.c. Su Kaybı......................................................................................13
3.1.d.Cesedin Soğuması........................................................................15
3.1.e. Ölü Kanın Pıhtılaşması................................................................21
3.1.f. Otoliz...........................................................................................23
3.1.g. Kandaki Değişiklikler.................................................................25
3.2. Geç Belirtiler.............................................................................................32
3.2.a. Ölüm lekeleri..............................................................................33
3.2.b. Ölü katılığı..................................................................................41
3.2.c. Çürüme.......................................................................................47
Çürüme Dönemleri…………………………………...52
4.ÖLÜM ZAMANI VE POSTMORTEM İNTERVALİN
SAPTANMASI.............................................................................................................66
4.1. Erken Postmortem Dönemde PMİ Saptanması..........................................68
4.1.a. Ölü Sertiği ...................................................................................68
4.1.b. Ölü Lekeler…..............................................................................68
4.1.c. Ölü Soğuması...............................................................................68
4.1.d. Otopside Saptanan Bulgular........................................................69
4.1.e. Cesetteki Travmatik Lezyonların Karakteri................................72
4.2. Geç Postmortem Dönemde PMİ Saptanması.............................................76
4.2.a. Çürüme…....................................................................................76
4.2.b. Entomolojik İncelemeler.............................................................81
Adli Entomoloji…………….....................................................82
SONUÇ....................................................................................................................................90
ÖZET........................................................................................................................................91
KISALTMALAR………………………………………………………………………….....92
KAYNAKLAR........................................................................................................................93
ÖZGEÇMİŞ.............................................................................................................................95
ÖNSÖZ
Hazırlamış olduğum tezin; konu seçiminde, araştırmasında ve uygulama
sürecinde yardımlarını esirgemeyen Yrd. Doç. Ender Şenol’a, hazırladıkları çalışma
notlarıyla mezun olmamda büyük etkisi olan Derya Temel, Tuğçe Kaliçoğlu, Müge
Bayraktar ve Çağlayan Duman’a ve maddi manevi desteklerini esirgemeyen aileme
teşekkür ederim.
İZMİR -2014
Stj. Diş Hekimi Selda KALIN
GİRİŞ
ÖLÜM NEDİR?
Ölüm her canlı varlığın yaşamının sonunda karşılaştığı bir olaydır. Ancak
canlılık özeliklerinin ortadan kalkması elektrik akımının kesilmesi gibi birden olmaz.
Ölü; canlılık halinin yavaş yavaş yok olması ile oluşan biyolojik bir olaydır.
Ölüm kişiden kişiye, ölüm şekline ve sebebine göre değişen bir süre devam
eden, başlangıcı ve sonu olan olaylar zinciridir.
Gerçekte vücudumuz parça parça öldüğünden ölüm olayının başladığı ve
yaşamsal fonksiyonlardan birinin geri dönülmeyecek şekilde ortadan kalktığı an,
ölüm zamanı olarak belirlenebilir.
Üç büyük sistemden (solunum, dolaşım ve santral sinir sistemi) birinin
fonksiyonunu kaybetmesi, diğer sistemler çalışsa bile ölüm meydana getirecektir(1).
1
GENEL BİLGİLER
I- Somatik Ölüm(=Fizyolojik Ölüm=Klinik Ölüm=Fonksiyonel Ölüm)
II- Hücresel Ölüm (=Biyolojik Ölüm=Moleküler Ölüm)
Somatik Ölüm: Spontan solunumun ve dolaşımın tam durmasından sonra beyin
sapındaki vital merkezlerin fonksiyonlarının kesilmesi ile meydana gelir. Somatik
ölümün meydana gelmesi ile dokularda yaygın anoksi olur. Daha sonra kalp,
solunum ve beyin fonksiyonlarının kalıcı olarak durmasıyla hücrelerdeki metabolik
olaylar sona erer(1).
Hücresel Ölüm: Organ, doku ve hücrelerin foksiyonlarının son bulmasına denir. Bu
da dokunun ya da organın oksijen tüketmesi ile doğru orantılıdır. En duyarlı
hücreler–dokular birkaç dakika yaşayabilir. Bunlar; nöronlar, ganglion hücreleri,
beyin dokusudur. Dokuların oksijensizliği, enzimlerin, fermentlerin parçalanması
hücresel ölümü getirir. Deneysel olarak kas dokusunun somatik ölümünden 3 saat
sonra uyarı verildiğinde kasılabildiği, pupillerin 20 saate kadar açılıp kapanabildiği,
karacigerin alkolü asetik aside dönüştürebildiği (anaerob kimyasal reaksiyon)
gösterilmiştir(1).
Hücresel ölüm
Ganglion hücreleri 3-4 dakika, bağ dokusu saatlere içinde

Somatik ölümden sonra kaslarda elektirik akımı ile 1-2 h kasılma
oluşmuş.(Popwassilev)

Adranalin yapıldığında ölümden 48-72 h sonra damarlarda kotraksiyon .Mg
2

Kc’de glikojen yapımı sürebilir.

Böbrek idrar süzmeye devam edebilir.

Testislerde sperm üretimi devam edebilir.(lorenzen lawson 1971)

Titrek tüylü epiteller hareketlerini 13-14 h koruyabilir.

Göze ; atropin=adrenalin uygulandığında pupiller dilate olur.
pilokarpin=fizostigmin uygulandığında pupiller miyozis olur.

Subkutan adrenalin uygulandığında 90 dakikaya kadar ter salgısı meydana gelir.
Sindirim işlemleri devam edebilir(1).
Yalancı ölüm:
Bazı durumlarda dolaşım çok yavaşlar, solunum yüzeyelleşir ve bazı
refleksler azalabilir. Nadir görülen bir durumdur. Ancak bu gibi durumlarda özellikle
ileri yaştaki kişilerde hipotermi, Cheyne-Stokes solunumu ile birlikte olan böbrek
yetmezliklerinde, uyuşturucu madde alarak komaya girenlerde, birden meydana
gelen kollaps, suda boğulma, elektirik çarpması, hipoksik ya da anoksik durumlar,
yeni doğanlarda, anastezi altındakilerde de görülebilir. Dış-iç kanama, yüksek ateşli
hastalıklar(tifo-tifüs) durumlarında da görülebilir(2).
Bazen kalp ve solunum birden bire fonksiyonel bir şekilde durabilir. Çok
nadir görülen bir durumdur. Derin bir senkop şok halinde bu durumda yüz solar,
duyu ve hareketler kaybolur.
Hiçbir canlılık belirtisi görülmez. Yeni doğanlarda bazen solunum çok geç açılır,
çocuk ölü sanılabilir.
Böyle bir olasılık olduğunda hekimin yapması ilk gereken durum hayat
kurtarmak olduğundan derhal kardiopulmoner resultasyona başlamalıdır. Kesin ölüm
belirtileri ortaya çıkmadan ceset gömülmemelidir.
3
İki tür yalancı ölüm vardır.
1-Kısa süreli yalancı ölüm.(Daha çok inhibisyonda, senkop, şoklarda görülür)
2-Uzun süreli yalancı ölüm.(Daha çok zehirlenmelerde ve asfiksi durumlarında
görülür)
Hibernasyonda
(canlı
vücudun
soğutulması)
yaşam
temposu
yavaşlayacağından yalancı ölüme benzer bir durum meydana gelir(2).
1. ÖLÜM TANISI VE ÖLÜM BELİRTİLERİ
Her hekim ölüm vakası ile karşılaştığında ölüm halini belirlemek ve rapor
düzenlemekle yükümlüdür(1,2).
Bu muayene ölümün erken ve geç belirtilerinden yararlanılarak yapılır.
Ölüm raporunda (defin ruhsatı) gerçek ve temel ölüm nedeni yazılmalıdır.
İhtimali nedenler ve orijin yazılmamalıdır.(kardiopulmoner arrest, akciger ödemi,
beyin ödemi, kalp yetmezliği, solunum yetmezliği gibi)
Dünya Sağlık Örgütü ölümün tıbbi nedenlerinin iki bölüme ayrılarak yazılmasını
önermektedir.
1.Bölümde →Herbiri bir sonrakine bağlı olmak üzere ölümde etkili temel bulgular

Miyokard infarktı.

Koroner tromboz.

Koroner arteroskleroz.
2.Bölümde→Tespit edilen ölüm nedenleri ile doğrudan ilişkisi bulunmayan sekonder
bulgular yazılır.

Karaciğer yağlanması.

Kronik glamerulonefrit.

Hidrosel gibi.
4
Ölümden sonraki erken dönemde ilk önce temel yaşamsal (solunum, dolaşım ve
SSS.) foksiyonlarının kaybı tespit edilmelidir(1,2).
1.1.Dolaşım Sistem Muayenesi:
Ölümün temel kriteri dolaşım sisteminin geri dönüşsüz kaybıdır. En doğru
saptama dolaşım sistemi muayenesiyle olur(1,2).
1-Palpasyon: Nabız atımları kontrol edilmedir. Özellikle karotis nabzı çok önemlidir.
Periferik nabızlar da kotrol edilebilir. Ancak kalp atımları periferik damarlara
yansımayabilir.
Hatta
parmak
ucundaki
kendi
nabzımızı
bile
hissederek
yanılabiliriz(1).
2-Periferal dolaşımın olup olmadığının kontrolü; (kapiller dolaşım=mikro dolaşım)
1. Magnus testi: Parmaklardan biri iple sıkıca bağlanır ve parmak ucunda
morarma olup olmadığı kontrol edilir. Morarma yoksa kişi canlıdır.
2. Tırnağa ya da kulak memesine basılınca canlı tırnak veya kulak memesi
beyazlaşır. Tazyik kaldırıldığında eski rengine geri döner, ölüde bu olmaz.
3. Diafanaskopi: Deney ağız içinde sokulan, el içinde tutulan, kulak veya
parmak önüne- arkasına tutulan el feneri yakıldığında pembe kırmızı renk
oluşur. Özellikle karanlıkta bu durum daha belirginleşir. Eğer kişi ölüyse sarı
renktedir.(Bu
deney
kan
kaybetmiş
kişilerde,anemiklerde
belirgin
olmayabilir. Ayrıca CO,siyanür,nitrit zehirlenmesinden ölenlerde de pembe
kırmızı renk oluşabilir.)
4. Yakma testi: Cilt çakmakla vb. yakılırsa kızarıklık, bül meydana gelir.
3-Sol 4. inter kostal aralıktan bir enjektör iğnesi batırılır. İğne sabit bırakıldığında
dışta kalan kısmında titreşim varsa kalp çalışıyordur, titreşim yoksa kalp
durmuştur.(Kardiyo puncture)
5
Ayrıca iğne çıkarıldığında da kanama görülecektir. Bu deneyde koroner damarların
yaralanma riski vardır(2).
4-Arteriotomi yapılabilir. Pratik olarak radial veya temporal artere yapılır. Kan akımı
yoksa kişi ölmüştür. Arteriotomi sırasında önce damar içinde biriken kan (1-2 damla)
gelebilir. Ancak kişi ölmüşse damlalar silindiğinde kan çıkışı olmaz(1).
5-Rebouillant deneyi: İntrakutan birkaç cc eter verildiğinde önce şişlik ve sertlik
meydana gelir.Kişi canlı ise (dolaşım varsa) eter absorve edilir ve şişlik sertlik
kaybolur. Ölü ise kaybolmaz(1,2).
6-İcard metodu: İV veya subkutan amonyaklı flurescine (5gr. Fluosein natrium 20cc.
distile suda eritilir.) 0,07cc/kg verilir. Eğer kişi canlı ise dolaşım varsa en az yarım
saat en fazla 2 saat içinde konjoktivalarda sarı-yeşil (zümrüt yeşili) renk meydana
gelir(2).
7-EKG çekilmesi: Eğer kişi ölmüşse izoelektirik hat düz traje çizer. Ölüm tanısında
kesin bir yöntemdir. Cihaz varsa mutlaka yapılmalıdır.
8-Radyoskopi: Kalp hareketsizdir(2).
9-Yakma testi: Eğer cilt sıcak bir şeyle (kirit,çakmakla) yakılırsa canlıda kızarıklık,
sonra bül oluşumu meydana gelir. Bu dolaşımın varlığını gösterir. Hatta ciltte hafif
tahriş oluşturmak dahi canlıda o bölgede kan akımı olup olmadığını belirliyebilir(2).
10-Brom timol mavisi deneyi
Bu maddenin alkoldeki eriği;
Nötr ortamdaYEŞİL
Asit ortamdaSARI
Alkali ortamdaMAVİ
6
Bu solüsyondan birkaç cc intra musküler yapıldığında ½ saat sonra enjeksiyon
yerinde sarı- yeşil renk meydana gelirse kişi canlıdır. Mavi-yeşil renk meydana
gelirse kişi ölüdür(1).
11-Göz dibi muayenesi: Göz dibi eğer kişi canlı ise pembe renktedir. Bu retina
damarlarında dolaşımın varlığını gösterir. Eğer göz dibi sarı renkte ise ölüdür. Ayrıca
göz dibi ölülerde segmenterdir(2).
12-Osiloskopi: Damarların basıncını ölçen cihazla damar basıncı kontrolü yapılabilir.
Basınç olmayışı ölümü gösterir. Birkaç farklı damardan (karotis, femoral, tibial vb.)
yapılmalıdır.
13-Serebral anjiografi: Beyin ölümünün en iyi göstergesidir. Beyin kan dolaşımını
gösterdiğinden güvenilir bir yöntemdir. Ancak zor, riskli ve pahalı bir yöntem
olduğundan pek kullanışlı değildir(2).
14-Kalbin oskültasyonu: Kalp tüm alanlarda dinlenmelidir. En az 5 dakika
dinlenmelidir. Emin olunmadığında en az 5 kez yinelenmelidir. Ancak yalancı ölüm
hallerinde veya kişi çok şişmansa bu yöntem yetersiz kalabilir(1).
1.2.Solunum Sistem Muayenesi:
Öncelikle
solunum
hareketleri
dikkatlice
gözlenmelidir.(inspeksiyon)
İnspeksiyonda kişinin eğer yüzeyel solunumu varsa, epigastriuma bakılmalıdır.
Çünkü yüzeyel solumunda abdominal solunum yapılır. Oskültasyonda steteskop
mutlaka larinksin üzerine konularak solunum sesleri dinlenmelidir. Çünkü yüzeyel
solunumda akciğer sesleri alınamaz. Ayrıca akciğerin hem önden hem arkadan tüm
alanlarını dinlemek gereklidir.
Ayrıca klasik kitaplarda yer alan solunum fonksiyonlarını değerlendirecek farklı
yöntemlerde vardır. Bunlar;
7
1-Ayna deneyi(Testi): Oda şatlarında bulunan bir ayna kişinin ağız burun deliklerine
tutulur. Aynada buğulanma olup olmadığı kontrol edilir.Kolay ve anlamlı bir
yöntemdir.
Bu
test
için
kokuşma
olmamalıdır.
Kokuşma
gazları
yanlış
değerlendirmeye neden olabilir. Ayrıca ayna ortam ısısında olmalıdır(2).
2-Su testi: Kişinin göğsü ya da karnı üzerinde su bulunan bir kap konduğunda eğer
kişi canlı ise suda dalgalanma olacaktır(1).
3-Mum alevi testi: Kişinin ağız burun deliklerine mum alevi yaklaştırıldığında alevin
hareket edip etmediği kontrol edilir. Çok yanıltıcı bir yöntemdir(2).
1.3.Santral Sinir Sistemi Muayenesi:
Ölüm meydana geldiğinde sinir sisteminin etkisinden kurtulan kaslar gevşer
tonusunu kaybeder. Kişi olduğu yere yığılır kalır. Alt çene düşer, göğüs çöker, üst
göz kapakları yarı kapanır. Kol ve bacaklar gevşer kaldırılıp bırakıldığında
düşer.(primer kas gevşemesi)
Yüz kaslarının gevşemesine bağlı kırışıklıklar düzleşir, kişi daha genç
görünebilir. Yüz anlamsız boş bir ifade gösterir. Kişinin yüz görüntüsüne bakılarak
ölümünden önce kederli, neşeli, korkulu vb. olup olmadığı anlaşılamaz(1).
Düz ve çizgili kaslar birkaç dakika içinde tamamen gevşer, kasların konveks
kısımları, özellikle gluteal ve cruris bölgeleri bu primer gevşeme nedeni ile düz
yüzeylere temas ederse düzleşir. Sfinkterler gevşer, bunun sonucu idrar, gaita, sperm
atılımı olabilir. Kas tonusu kaybolduktan sonra oluşturulan yaralar canlı iken
oluşturulan yara boyutlarına ulaşamaz(3).
Somatik ölüm meydana geldiğinde tüm kaslar tonusunu kaybederek gevşer. Bu
değişime primer kas gevşemesi (primer muskuler flaksidite) denir. Bu değişme önce
ölünün duruş pozisyonunu bozar. Kişi oturuyor ya da yürüyorsa düşer yani yere
8
yığılır. Bu düşme sırasında vücutta bir takım lezyonlar (sıyrık, ekimoz, kemik kırığı
gibi) meydana gelebilir(3).
Primer kas gevşemesinin neden olduğu travmatik bir lezyonu, başkasının yaptığı
bir travmaya ya da darpa bağlamak büyük hatalara yol açacaktır. Böyle bir durumda
ölüm nedeni ile bu travma arasında illiyet (nedensellik) bağı kurulduğunda suçsuz bir
kişi suçlanabilir.
Primer kas gevşemesine bağlı meydana gelen travmalar;
1-Genellikle yüzeysel ve hafiftir. Sıyrık ve çok geniş olmayan ekimozdan öteye
geçemez(3).
Bir başkası tarafından yapılan travma hafif olabileceği gibi geniş ve çok sayıda
ekimoz, hematom, kemik kırığı, organ rüptürü gibi ağır bulgular saptanabilir. Ancak
primer kas gevşemesi hafif travmalar meydana getirir(3).
2-Primer kas gevşemesine bağlı meydana gelen travmatik lezyonların lokalizasyonu
genellikle tipiktir. Vücudun çıkıntılı kısımları alın, burun sırtı, çene, diz kapakları,
sağ ve sol şakak kısımları, omuz, dirsek, diz yan kısımları, ayak bileği dış yanları ile
düşülen tarafta meydana gelir. Başkası tarafından yapılan travmalar vücudun çeşitli
yerlerinde meydana gelir.
Bunların ayırt edilmesinde olay yeri incelemesi ve anemnez (görgü tanıkları), her
olayın kendine özgü özellikleri dikkate alınarak yorumlanmalıdır(3).
Kaslarda ölümden sonra 3 değişiklik görülür.
1. Primer kas gevşemesi(Primer muskuler faksidite)
2. Ölü sertliği(Rigor Mortis)
3. Sekonder kas gevşemesi(Sekonder muskuler faksidite)
9
2.AGONİ
Agoni: Can çekişme demektir. Yaşam ile ölüm arasındaki canlılığın son
dönemine denir(4).
“Sönmüş bir mumun fitilindeki kalan son ışık” Jules Parrot.
“Agoni ağır seyreden bir asfiksiye benzetilebilir.” Ölüm şekli ne olursa olsun her
ölümde uzun ya da kısa süren bir agoni dönemi vardır. Sadece nükleer patlama
benzeri kısa süren olaylarda agoni dönemi olması beklenmez. Agoni süresi birden
ölümlerde çok kısa, kronik hastalıklardan ölenlerde saatlerce hatta günlerce sürer(14).
Agoni döneminde bazı hukuki hak ve görevleri yerine getirme zorunluluğu
doğabilir. Özellikle uzun süren agoni döneminde kişilerin yaptığı yasal işlemlerin
geçerli olup olmaması bakımından hukuki bir önemi vardır. Agoni döneminde
bilinçte ve iradi hareketlerde bozulma olduğundan; kişinin yaptığı mal satma,
vasiyetini düzenleme, miras bırakma, evlat edinme, gayri meşru bir çocuğu tanımak,
evlenme, bir sırrın açıklanması vb. hukuki işlemler hukuk bakımından geçersiz
sayılır(1-4).
Herhangi bir hukuki akdi geçerli bir şekilde hazırlayabilmek için o akdin
hareketlerini ve etkilerinin değerini ölçebilecek bir durumda bulunmak ve hür olarak
onu kabul etmek gereklidir. Bu nedenle bu işlemlerin geçerli olup olmadığına
sonradan karar verecek hekimin bu akitlerin agoni döneminde yapılıp yapılmadığını
ayırt etmesi gereklidir(1-4).
Bazı kişilerde (çok nadir) bilinç sona kadar belli ölçülerde açık kalabilir. Bu
durumda kişinin verdiği ifade vb. diğer kanıtlar ile uygunluğu varsa hukuki açıdan
önem kazanır.
Agoniye girmiş bir kişinin ölümden kurtulması imkansızdır(1-4).
10
2.1. AGONİ BELİRTİLERİ
Agonide SSS, dolaşım ve solunum sisteminde ağır fonksiyon bozuklukları
meydana gelir. Bu durum kişinin kısa süre sonra öleceğini göstergesidir. Ancak
bazen agoni anında ve preagoni devresinde geçici ve yanıltıcı bir iyileşme hali ve
efori görülebilir. Bu durum
geçicidir ve ölüm kaçınılmazdır. Bu duruma “ölüm iyiliği” denir. Ölüm iyiliği; yanan
bir mumun tam sönmeden önce ansızın parlamasına benzer(1-4).
Kişinin bu evrede kendisinin iyileşmekte olduğunu, hastalığından eser
kalmadığını, sadece hafif halsizlik dışında herhangi bir şikayeti kalmadığını söyler.
Bu durum özellikle kanserlilerde ve kronik hastalığı olanlarda sık görülür.
Agoni döneminde kişinin aktivitesinde büyük bir azalma olur. Kişi hareketsiz
ve sakin görülür, kişi derin mutlak bir sessizlik içindedir(1-4).
2.2. AGONİNİN ADLİ TIP İÇİN ÖNEMİ:
1. Kişinin ölmek üzere olduğunun göstergesidir.
2. Kişinin akli durumu saptanmamışsa yapmış olduğu akitler geçersizdir.
3. Kişi agoni sırasında işlediği suçlardan sorumlu değildir.
Agoninin kısa ya da uzun zaman devam edip etmediğinin teşhisi;
karaciğerdeki glikojen ve glikoz durumunun incelenmesi ile konulur(1-4).
Eğer glukoz ve glikojen yok ise → uzun süreli agoni
Eğer glukoz ve glikojen var ise → kısa süreli agoni(1-4).
11
3.ÖLÜM BELİRTİLERİ
Ölüm belirtilerini, araştıran bilim dalına Tanatoloji denir. Ölüm belirtilerini
değişik otoritelerce farklı şekilde sınıflandırılır. Bazı yazarlar erken belirtileri
fonksiyonel, fiziksel, kimyasal belirtiler ve dokuların otolizi şeklinde ayrılırken
bazıları erken belirtilerin bazılarını (örneğin sıvı kaybı, otoliz) geç belirtiler şeklinde
değerlendirmektedir.
Ölüm belirtilerini iki ana gruba ayırabiliriz(1-4).
3.1. ERKEN BELİRTİLER
→Fonksiyonel
Bulgular
(solunum,
dolaşım
durması,
reflekslerin
kaybı)
→Fiziksel Bulgular (hareketsizlik, soğuma, su kaybı)
3.2.GEÇ BELİRTİLER
3.1. ÖLÜMÜN ERKEN BELİRTİLERİ
İlk üç saate kadar görülen fonksiyonel ve fiziksel bulgulardır(1-4).
3.1.a. FOKSİYONEL BELİRTİLER: Bu belirtiler kişiye canlılık veren, SSS,
solunum ve dolaşım sistemlerinin çalışmasının son bulması ile ortaya çıkan irreversbl
belirtilerdir.(bu belirtiler daha önce anlatıldı)
3.1.b. KASLARIN GEVŞEMESİ: Ölüm meydana gelince kaslar gevşer ve tonusunu
kaybeder. Alt çene düşer, göğüs çöker, kol ve bacaklar gevşer. Yüz kaslarının
gevşemesine bağlı kırışıklıklar düzleşir ve kişi daha genç görünebilir. Yüz anlamsız,
boş bir ifade gösterir. Kasların konveks bölgeleri(özellikle gluteus, cruris) gevşeme
nedeni ile düz yüzeylere temas ederse düzleşir(1-4).
12
Kas gevşemesi düz kaslarda da meydana gelir. Sfinkterler açılır. İdrar, gaita
atılımı olabilir.
Ölümde meydana gelen kas gevşemesine PRİMER KAS GEVŞEMESİ
(primer muskuler flaksidite)denir.
Ölü sertliğinin kaybolması ile görülen gevşemeye de SEKONDER KAS
GEŞEMESİ denir.(sekonder muskuler flaksidite).
3.1.c. SU KAYBI: Ölümden sonra buharlaşma yoluyla su kaybı olur. Su kaybı
sırasında cesedin bulunduğu ortam çok önemlidir. Sıcak, nemli, az, kuru ortamlarda su
kaybı fazladır. Soğuk ortamda su kaybı yavaştır. Çok soğuk havada su kaybı
buharlaşma durduğundan olmaz(1-4).
Su kaybı genel olarak şu şartlara bağlıdır.
a-Havanın nem derecesi ve ısısı
b-Atmosfer basıncı
c-Cildin permeabilitesi
d-Kişinin beden yapısı, yaşı ve cinsiyeti
Vücudunda fazla su bulunanlarda kayıp daha fazladır(1-4).
Cesedin su kaybetmesi sonucu bazı değişiklikler ve belirtiler şunlardır:
1-Ağırlık kaybı: Ölümden sonra suyun buharlaşması sonucu cesedin ağırlığı yavaş
yavaş azalır. Bu azalma derecesi her cesette bulunmasına karşın, erişkin cesetleri için
önemli değildir. Ancak yeni doğmuş bir bebek cesedinde su kaybı çok önemlidir.
C.M.K.’na göre (C.M.K. Md.88): Yenidoğanda otopsisi yaparken, bebeğin canlı
13
doğup doğmadığı, miadında(vaktindeliği) doğup doğmadığı, miadında doğmuşsa
yaşama kabiliyeti gösterip göstermediği araştırılmaktadır.
Bebeğin yeni doğup doğmadığı, miadında doğup doğmadığının sorusuna
verilecek cevap aranırken Başvurulan yöntemlerden biride bebeğin kilosudur.
Normal olarak 2,5-3,5 kg. arası doğan bebek eğer ölürse günde kg. başına 18-20 gr.
su kaybeder. Eğer ölümün üzerinden 8-10 gün geçmişse toplam su kaybı 500 gr’ı
geçer. Bu durumda böyle bir bebeğin sadece vücut ağırlığına bakılarak miad tayini
yapılırsa hatalı sonuca varılır. O zaman su kaybı dikkate alınmalı ve hesaplanarak
genel vücut ağırlığına eklenmelidir veya diğer miad kriterlerine başvurulmalıdır(4,5).
Örn: 2.500 gr. doğan bir YD 10 gün su kaybına (dehidratasyona) maruz kalırsa,
Günde : 18 x 2.500 = 45 gr → 10 günde = 450 gr.
Günde : 20 x 2.500 = 50 gr → 10 günde = 500 gr.
2-Derinin parşömenleşmesi : Su kaybının lokal belirtilerinden birisi de derinin
kuruyarak parşömenleşmesidir. Sonuçta “parşömen plağı” denilen oluşumlar mg.
parşömen kağıdına benzeyen görünümünden dolayı bu ismi alırlar. Parşömen plağı,
epidermisin ölümden hemen önce veya ölümden sonra çizilme, sıyrılma, sürtünmesi
sonucu bu bölgede derinin su kaybetmesine bağlı ortaya çıkan esmer kahverengi
kuru ve ince bir tabaka şeklindeki oluşumlardır(5).
Kişinin canlı iken meydana gelen epiderm sıyrılmasında kapiller damardan
kan ve plazma çıkarak bir kabuk meydana gelir. Altındaki derm tabakası daima
nemli kalır. Oysa ölümden hemen önce veya hemen sonra sıyrılan ve epidermi
14
kalkan derinin derm tabakası açık kalır, kan-plazma üzerini örtmez, nemini kaybeder,
kurur ve bir parşömen tabakası meydana gelir..
Parşömen plağının adli tıptaki önemi, ölümün doğal belirtisi olan bu
oluşumların kişinin canlıyken maruz kaldığı travma belirtisi olan ekimoz ile
karıştırılmasıdır. Ekimoz kişinin canlı iken maruz kaldığı travma sonucu kapillerin,
arteriol ve venüllerin yırtılarak kanın dışarı çıkması ve doku aralıklarına yayılarak
pıhtılaşması sonucu meydana gelir ve travmanın canlı iken yapıldığının kesin bir
göstergesidir. Parşömen plağında ise, epidermisi ortadankaldıranolay travma olsa
bile bu ölüme çok yakın ya da ölümden sonra yapılmış bir travmadır.Parşömen
plakları cebir ve şiddet belirtisi olarak kabul edilmemelidir(4,5).
Derinin parşömenleşmesi için mutlaka epidermisin kalkması da gerekli
değildir. Bazen epidermisin iri gözenekli ve ince olduğu, fazla nemli olan sürünme
ve sürtünmeye elverişli bölgelerinde kendiliğinden parşömen plakları meydana
gelebilir. Bu bölgeler erkelerde skrotum, yenidoğanlardalarda ağız ve genital organ
mukozalarıdır. Bu şekilde oluşmuş parşömen plaklarının ekimozla karıştırılması adlitıbbi çok önemli hatalara yol açar(5).
3.1.d. CESEDİN SOĞUMASI (Algor Motris): Ölümden sonra ısı üretimi durur ve
vücut ısısı çevre ısısı ile aynı düzeye gelinceye kadar soğur. Sheard’a göre ısı kaybı 3
yolla olur:
i-Radyasyon
ii-Konveksiyon
iii-Buharlaşma
15
İntravital olarak konduksiyon yoluyla ısı kaybı önemli değildir. Fakat soğuk
zeminde yatan ceset, konduksiyon yolu ile büyük miktarda ısı kaybedilebilir. Vücut
yüzeyi, içinden daha hızlı soğur ve ölümden birkaç saat sonra vücut dokunmakla
soğuk olabilir. Vücut ısısının bu şekilde tahmini güvenilir bir yöntem değildir. Vücut
ısısını belirlemek için hiçbir zaman yüzey ısısı ölçülmez(5).
Postmortem vücut ısısının saptanmasında en güvenilir yöntem visseral ısının
ölçülmesidir. Bunun için batın boşluğuna orta hattan insizyonla girilir ve derecenin
civa haznesi karaciğer alt yüzeyine konur. Okuma insitu yapılmalıdır(4,5).
Ancak rektal ısı ölçümü daha pratiktir. 0-50 dereceye kadar ölçüm yapabilen
civalı termometre kullanılmalıdır. (Koltuk altı ve ağızdan ısı ölçümü önerilmez,
çünkü ortamın etkileri ile büyük ölçüde değişiklikler oluşur. Derece kulak meatusuna
ya da burun deliklerine derince yerleştirilebilir. Giysileri bozmaksızın bu gibi
yerlerden ısı ölçülebilir.) Termometre yarım dereceyi bile gösterecek kadar hassas
olmalıdır. 3-5 dk. beklenir ve ısı kaydedilir. Termometre en az 7-10 cm. rektum içine
sokulmalıdır. Dijital elektronik termometre de kullanılabilir. Isı cesedin yeri
değiştirilmeden ölçülmeli, aralıklarla birkaç kez ölçüm yapılacaksa ceset aynı yerde
en az birkaç saat bırakılmalıdır. Ölçümden hemen sonra çevre ısısı da ölçülmelidir.
Ölüm zamanının belirlenmesi olguda önem taşıyorsa, rektal ısı ve saati ölü bulunur
bulunmaz kaydedilmelidir. Postmortem ısı düşüşü hesaplanırken ısının, ölüm anında
normal olduğu kabul edilir(4,5).
Konjestif kalp yetmezliği, masif kanamalarda, sekonder şoklarda ısı düşüşü
daha çabuk olur.
16
Enfeksiyonlarda (sepsis, menenjit, tetanoz, kızıl, tifo, pnömoni gibi), güneş
çarpmalarında, striknin zehirlenmesi, alkol zehirlenmesi, SSS hastalıklarında
(serebral hemorajiler) ölüm sonu vucüt ısısı bir süre yüksek kalabilir(5).
Cesedin soğuma hızı :
Ölü soğumasının seyri çeşitli faktörlere bağlıdır. Bunlar :
1-Çevre (ısı, cereyan, nem, kapalı ortam, elbiseler, su)
2-Yaş (çocular ve yaşlılar daha çabuk soğur)
3-Ölüm sebebi (enfeksiyon, sepsis vd.)
4-Cesedin vücut yapısı
5-Ceset üzerinde giysi olup olmaması(5).
Isı düşüşü bütün ölüm olaylarında aynı şekilde değildir. Azalma fiziksel
etkilere ve şartlara bağlıdır. Ölüm sırasında vücut ısısı 37,2 derecedir.(99 F) Vücut
homojen yapıda bir kitle olmadığından ve değişik fiziksel özellikler gösteren
dokulardan meydana geldiğinden, postmortem soğuma bütün vücutta eşit hızda
gelişmeyen kompleks bir süreçtir. Vücut ısısı kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.
Ölümden önce egzersiz yapılması veya boğuşma gibi durumlar vücut ısısının 3-4
derece yükseltebilir. Uyku sırasında ısı uyanık duruma göre 1-2 derece daha
düşüktür(5).
Vücudun erken postmortem süredeki ısısı, ölüm zamanının tahmininde en
güvenilir kriterlerden biri olarak kabul edilir.
17
Çocuklar erişkinlere göre daha çabuk soğur. Kaşektik, yaşlı, anemiklerin
cesedi daha çabuk soğur. Kişi spor-efor yaparken ölmüşse daha çabuk soğur. Çünkü
depolar tükenmiş ve moleküler ölüm daha çabuk meydana gelmiştir. Suda
boğulmalarda soğuma çabuk olur. (sudaki ceset iki kat hızlı soğur.) Ceset şişmansa
yağ ısının birden azalmasına engel olur. Geç soğur. Vücutta bir enfeksiyon durumu
varsa ölüm sırasında ısı yüksek olabilir. Soğuğa maruz kalanlarda vücut ısısında
azalma olabilir(5).
Simpson’un postmortem interval hesaplamadaki formulü :
Ortalama koşullarda (NŞA), giysili vücut havada ilk 6 saatte saat başına 2,5 derece,
ilk 12 saatte ortalama 1,5-2 derece ısı kaybeder.
Taylor’a göre, ölümden hemen sonra ısı saat başına 2,2-2,4 derece düşer. Bu
düşüş gittikçe azalır ve 20 saatten sonra saat başına 1 derece ısı kaybolur.
Henssge’nin nomogramlarının en kullanışlı olduğu iddia edilmiştir. Ancak
ölü soğumasında kullanılan bir çok şema, formül olmakla birlikte bunların hiçbiri
tam anlamı ile doğru sonuç vermez. Henssge’nin şemaları da tahmin edilen
zamandan 2,8 saatlik fark gösterir.Bu nomogramda cinsiyet, rektum ısısı, vücut
ağırlığı, giysiler (kaç kat olduğu, kalınlığı, ıslaklığı), örtüler, hava koşulları gibi
faktörler dikkate alınmıştır(5).
Pratikte çevre ısısı 16-20 derece ise; Ölümden 6 saat sonra rektal ısı 30-34
derece, 10 saat sonra 28 derece, 15 saat sonra 24-26 dereceye düşer(5).
18
Soğuma, suda havaya nazaran iki kat hızlıdır.
“Marshall ve Hoare” geliştirdiği formülde, ölümden sonraki ilk 18 saat içinde
ölüm zamanını oldukça doğru olarak belirlemek mümkündür. Bu formüle göre ortam
ısısı 15,5 derece iken ekstansiyon pozisyonunda çıplak yatan erişkin bir kişinin
cesedi şu değerlerde soğuma gösterir:
Ölümden sonraki ilk 3 saat içinde saat başına 1 F
Ölümden sonraki ikinci 3 saat içinde saat başına 2 F
Ölümden sonraki üçüncü 3 saat içinde saat başına 2 F
Ölümden sonraki dördüncü 3 saat içinde saat başına 1,5 F
Ölümden sonraki 12-15. saatler arasında saat başına 1,3 F
Eğer ceset giyinikse soğuma hızı %66 oranında daha yavaş olur(5).
“Glaister ve rentoul” formülünde;
Ölüm anındaki vücut ısısı 98,4 F kabul edilir ve ölümden sonra geçen
saatlerin sayısı:
98,4 – rektum ısısı formülü kullanılır.
Genel olarak normal boy ve ağırlıkta olan erişkin cesedi 60-70 F ortamda
soğuma hızı ilk 6 saatte saat başına 2 F’dır. Daha sonra ısılar eşitleninceye kadar saat
başına 1 F’dır.
Sudaki cesetlerin soğuması için deneysel bir formül bulunmamaktadır. Genel
olarak sudaki cesetler ilk 12 saatte saat başına 3-4 F bir hızla soğur. İkinci 12 saatte
saat başına 1,5-2 F.
19
Genel olarak ölümden sonra ceset sıcak, ilk 12 saatte ceset serin, 24. saatte
ceset soğuktur.
Sudaki ceset genel olarak 3-6 saatte serin, 8-12 saatte soğuktur.
Vücut ısısının ölçümüne dayanarak ölüm zamanı tayini, 1. ölçüm ile 2. ölçüm
arasındaki fark derece o süredeki ısı düşüşünü gösterir.
İç vücut ısısını 37 derece kabul ederek 37 derece ile ilk ölçüm arasındaki ısı
farkı da dikkate alınarak bir ortalama yapıldığında ölüm anı ortalama olarak
bulunabilir.
Örn : 1. ölçümde rektal ısı …………………………28 derece
5 saat sonra 2. ölçümde rektal ısı …………….24 derece
bulunduğunu
varsayalım.
İkisi arasındaki ısı düşüşü…………………….. 4 derecedir.
37 – 28 = 9 derece. 9 dereceye gelinceye kadar ısının düşüş süresi N
4 derecelik ısı düşüşü 5 saatte olursa
9 derecelik ısı düşüşü kaç saatte olur?
4=5
9 N
45 =4N
N = 45
N = 11 saat 15 dakika
4
Kalp kanı 25 derecelik sıcaklığını ölümden 14-15 saate kadar muhafaza eder.
Dış ortam sıcaklığı 5-15 derece arasında ise ortalama olarak cesedin sıcaklığı 1
derece azalma gösterir. Böylece 20-24 saatte ceset sıcaklığı ortam sıcaklığına eşit
hale gelir. Klasik olarak bir cesedin soğuması 24 saat sonradır(5).
20
3.1.e. ÖLÜ KANININ PIHTILAŞMASI (postmortem koaglasyon) ve ÖLÜ
KANININ SIVI DURUMDA KALMASI:
Ölümden yaklaşık yarım saat sonra kalp boşlukları ve damardaki kan
pıhtılaşmaya başlar.
Pıhtılaşma olayı normal pıhtılaşmadan farklıdır. Canlıda pıhtılaşma meydana
geldiğinde, katı kısım olan
pıhtıyı kanın şekilli elemanları (eritrosit, lökosit,
trombositler) oluşturur. Sıvı kısım ise serumdan oluşur. Halbuki ölüde pıhtılaşmada
katı kısım “fibrinden” ibarettir(5).
Pıhtılaşmaya başlayan bu fibrin kitleleri genellikle parlak, sarımsı-beyaz
renkte ve elastik kıvamda olup kalp boşlukları ve büyük damarlarda iri kitleler
şeklinde bulunur. Bu fibrin kitlelerine “POSTMORTEM PIHTI : ALEKA” denir(5).
Her ölümden sonra postmortem pıhtılaşma meydana gelir. Ancak CO2’nin
arttığı asfiksili ölümlerde ve ani ölümlerde postmortem pıhtıya rastlanmaz. CO2’nin
arttığı
hallerde
sürrenallerden
adrenalin
salgılanmakta,
fibrinolizin
enzim
konsantrasyonu artmakta, bu da ölü kanında meydana gelen pıhtıyı eritmekte ve
böylece kan sıvı ve pıhtısız olarak görülmektedir. Bu duruma “ölü kanının sıvı
durumda kalması” da denir(5,6).
Antemortem pıhtı (emboli) kaynağını aldığı venin şekline uyar ve ven
kapaklarının izleri bulunabilir. Benekli bir görünümü vardır. Düzensiz olarak beyaz
ve kırmızı renkler gösterir.
Yüzeyi donuk ve ince granüler yapıdadır. “Zahn çizgileri” olarak bilinen
paralel izler gösterir.
Elastik değildir, parçalanabilir. Parçalandığında, kesildiğinde çoğu kez
tabakalı bir görünümü vardır.
21
Postmortem pıhtı, pulmoner arter dallarının şeklini alır.(yani damarın şeklini
alır) Buna “kısrak kuyruğu” şeklinde pıhtı denir. Yüzeyi düz ve parlaktır. Genelde
sağlam yapıda olup uzayabilir özelliktedir. Görünümü fibrilozizisin derecesi, sedim
ve büzüşmeye göre değişiklikler gösterir.
Hızla pıhtılaşma durumunda pıhtı kırmızı renktedir. Postmorten koaglasyon
yavaş ve sedim hızlı ise altta kalan dallardaki pıhtı kırmızı renktedir, damarın ana
bölümündeki ise beyazımsı sarıdır. “Piliç yağı görünümündeki pıhtı” denir. Büzülme
meydana geldiğinde kan sıvısında pıhtı gevşek bir şekilde bulunur ve kolayca
damardan çıkarılabilir(1-6).
Birçok araştırıcı kanın ölümden uzun süre sonra sıvı halde bulunmasının
ASFİTİK ÖLÜMLERİN değerli bir otopsi bulgusu olduğunu, bunun dokuların
oksijen kullanma yeteneğini engelleyen mekanik bir olaya ya da asfiksi sırasında
artan CO2 miktarına bağlı pıhtılaşma zamanının uzamasına bağlı olduğunu belirtir.
Ancak postmortem asfiksi olgularında, kanın pıhtılaşmadan sıvı halde kalması
asfiksiye bağlı ölümler için patognomanik değildir(1-6).
Ölümden çok kısa sonra yapılan otopside cesetten alınan kan dışarıda
kendiliğinden pıhtılaşır. Fakat otopsi ölümden birkaç saat sonra yapılırsa, kan ya
pıhtılaşmış ya da tamamen sıvı haldedir, ya da kısmen pıhtı, kısmen de sıvı
haldedir(6).
Mole, ölümden sonra kanın sıvı halde kalmasının nedenlerini araştırmış ve
pıhtılaşma
özelliğini
kaybetmiş
sıvı
haldeki
kanda
%90’dan
fazlasında
FİBRİNOLİZİN varlığını göstermiştir. Bu litik enzim sadece pıhtı varlığında
aktiftir(6).
22
Herhangi bir nedenle meydana gelen ölümde, kanın sıvı vepa pıhtılaşmış
olması fibrinolizin konsantrasyonuna ve ölümden sonra damar içindeki pıhtılaşma
hızına bağlıdır.
Fibrinolizin aktif , pıhtılaşma hızı yavaşsa = kan sıvı haldedir.
Fibrinolizin az, pıhtılaşma hızlıysa
= postmortem pıhtı meydana gelir.
Aleka özellikle, kalp boşluklarında ve büyük damarlarda meydana gelir.
Büyük damarlardan özellikle Truncus Pulmonalis’te görülür (1-6).
ALEKA’nın ANTEMORTEM pıhtı mı yoksa POSTMORTEM mi olduğunun
ayrımı :
Çıkarılan madde yoğun formaline konur. Eğer madde sertleşiyorsa ve
büküldüğünde kırılıyorsa ANTEMORTEM PIHTI, esnek olarak kıvrılıyorsa ve
kırılmıyorsa POSTMORTEM PIHTI’dır (1-6).
3.1.f. OTOLİZ: Ölümden sonra organlar ve dokuların ya da hücrelerin kendi
salgıladığı enzimlerin sindirici (litik) etkisiyle yapılarının bozulmasıdır. Otopside bu
olay makroskobik olarak tespit edilir (3-6).
Bazı görüşler, otolizi çürümenin ilk basamağı olarak değerlendirmektedir.
Doğal olarak bazı doku ve hücreler daha çabuk, bazıları geç otolize olur. Örneğin
bağ dokusu otolize dayanıklıdır. Lökositler, glia hücreleri dayanıklıdır. Otoliz en iyi
“sürrenal medullada” ve “pankreasta” görülür (3-6).
Enzimlerin ölümden sonra işlevlerini sürdürmesi nedeniyle otoliz ölümden
hemen sonra
başlar.
Ölümden yarım-bir saat sonra yapılan otopsilerde SÜRRENAL MEDULLA
içinde erimiş koyu renkli bir madde ile dolu, boşluk şeklinde görülür. Bu durum
sürrenal medullada kanama olarak değerlendirilebilir.
23
Aynı şekilde pankreasta da kanamalı görünüm ve kıvamda yumuşama
görülür. Bu da akut hemorajik pankreatik olarak değerlendirilebilir.
Otoliz, mide de görülür. Mide asit ve enzimleri ile mide delinebilir. Bu durum
dikkatle incelenmeli, delik çevresinde vitalite belirtileri aranmalıdır(6).
GÖZDEKİ DEĞİŞİKLİKLER : Ölümden 10 dakika sonra kornea bulanır. Ancak bu
bulanıklık göze konacak birkaç damla su ile giderilebilir ve oftalmalojik inceleme
şansı tekrar doğabilir(1-6).
Göz kapakları açık kalırsa ve hava da kuruysa, kornea birkaç saatte
kahverengi olur. 10-12 saat sonra süt rengini alır(1-6).
Pupillalar 2 mm.’ye daralabildiği gibi 9 mm.’ye kadar genişleyebilir.
Oftalmoskopik muayenede,
İlk 2 saatte retina solar. Beyaz diskin etrafı sarı renk alır. Koroidal damar
yapısı belirgindir.
3 saatten sonra sislenir.
5 saat sonra zemin soluklaşır.
6. saatte disk sınırları bulanır ve sadece geniş damarlar görünür.
7-10. saatte disk tamamen bulanır.
12. saatten sonra disk ve retinal damarlar kaybolur.
Korneadaki sislenmenin örümcek ağı şeklinde görülmesine “toile glaireuse”
denir. Sonra sklera saydamlaşır ve koroid ağ tabakası alttan siyah noktalar halinde
görülür. Buna da tache noire (tache sklerotical) denir(3-6).
Ölümden sonra kanda hızla, kimyasal ve fiziksel değişiklikler meydana gelir.
Ölümden sonra kanın O2 satürasyonu hızla azalır ve 3-4 saat sonra %10-20 değerine
24
ulaşır. O2 ve CO2 miktarı da azalır.Ölümden sonra ilk birkaç dakikada pH 6,4’e
kadar düşer ve protein yıkımı ile NH3 meydana gelinceye kadar (~24 saat sonra)
azalmaya devam edebilir.Bu durumun ölüm nedeni ile ilişkisi bulunmamaktadır(3-6).
Kanın vizkozitesi ve HTK değeri ölümden bir süre sonra artmaya başlar.
Buna karşın eritrositlerin osmotik direnci hızla azalır(2-6).
Ölümden sonra AMP artar, ATP azalır. (Postmortem glikojenoliz ve hücre
permeabilite artışına bağlıdır.)
Enzimler: Ölümden sonra dokuların yıkımına bağlı olarak enzimler
serbestleşir ve artar. Daha sonra oluşan enzim aktivitesindeki azalma protein yıkım
hızına bağlıdır. İlk 2-3 gün serumda transaminazlar laktik dehidrogenaz, fosfataz ve
amilaz birikir.
KC’de, glukoz-6- fosfataz, nonspesifik fosfataz, fosfoglukoz izomeraz
karakteristik oranlarda azalır.
İskelet kasında, aldolaz, glutamik-oksaloasetik transaminaz, glutamik-piruvik
transaminaz, fosfoglukoz isomeraz konsantrasyonlarında büyük değişiklikler tespit
edilir(4-6).
3.1.g. KANDAKİ DEĞİŞİKLİKLER :
Somatik ölümle hücresel ölüm arasındaki sürede organlarda fonksiyonun
devam etmesi, enzimatik ve bakteriyel aktivite, ölen hücrelerde permeabilite
değişiklikleri, kan değişiklikleri meydana gelir(8).
Hansen; 38 normal ölüm olgusunun %80’inde metabolik asidoz, respiratuvar
asidoz, laktik asit artışı, nonprotein azotu artışının belirgin artması ile karakterize
AGONAL ASİDOZ tespit edilmiştir. Agonide meydana gelen asidozun nedeni doku
25
yıkımının artışıdır.Ölümden sonra CO2 birikimi, glikojenolizis ve glikolizis
nedeniyle laktik asit ve fosforik asit birikir ve bu nedenle pH azalır, kan doku pH’sı
düşer. ASİDOZ vardır(8).
İlk 24 saatte pH azalır (fosforik asit, laktik asit ni.), 24 saat sonra pH
yükselmeye başlar. (enzimlerin proteinleri yıkarak NH3 artmasına bağlı)
Ortalama 24 saatten sonra proteinlerin yıkılarak NH3’ün artmasına bağlı pH
yükselmeye başlar(6,8).
Klor (Cl); serum kloru 72 saatten sonra normal seviyenin yarısına iner. (Cl azalır)
Magnezyum (Mg) : Eritrositlerden Mg seruma geçer ve kanda çürüme başlayınca Mg
seviyesi yükselerek 72. saatte normalin 8 katına ulaşır. (Mg artar)
Potasyum (K) : Damar endotelinden difüzyonuna bağlı yükselir.
ENZİMLER ; ölümden sonra doku yıkımı ile enzimler serbestleşir, kana geçer ve
yükselir. Ölümden sonraki ilk birkaç saatte; TRANSAMİNAZ, LAKTAT
DEHİDROGENAZ, FOSFATAZ ve AMİLAZ canlılardaki seviyenin üstüne çıkar.
2-3 gün içinde yavaş bir yükselme (lineer) görülür ve PROTEOLİZ’in başlamasıyla
yükselme durur(6,8).
POSTMORTEM KİMYASAL TANI
Diabetus Mellitus, Hiperglisemi-Hipoglisemi;
Genel olarak, ölümden sonra kanda glikoliz nedeniyle glikoz azalır. Buna
karşın, karaciğerde glikojenoliz nedeniyle hepatik venler, vena kava inferior ve sağ
kalpte kan şekeri artar.
Postmortem DM tanısı için BOS incelenmesi en uygun yoldur.
(BOS’da, sol kalpte glikoz = 200 mg./dl’in üzerindeki değerlerde HİPERGLİSEMİ
tanısı konur.)
26
Diabet tanısı için; asfiksi, pankreatit ve ölümden kısa süre önce glikoz
verilmesi gibi durumların ekarte edilmesi şarttır(9).
Kandaki KETON seviyesi; postmortem sürenin uzunluğu, yaş veya ölüm
nedeni
gibi
faktörlerden
etkilenmediğinden,
diabetik
ketozisin
tanısında
kullanılabilir. Aseton değerleri = 0,5-3,4 mg/100 ml.
Diabetik ketoziste; BOS’da aseton bulunur. BOS’da CO2’de azalma vardır.
Hipoglisemi tanısı; ölümden sonraki 2 saat içinde yapılmalıdır. Bu
yapılmazsa tanı doğrulanmaz(9).
Ölüme yol açan diabet ve hipogliseminin ayrıca tanısında, hem BOS’da
glikoz, hem de laktik asit belirlenmesine dayanmalıdır.
Glukoz+LAKTİK ASİT(mg/dl)
TANI
56 ↓……………………………………………………………….HİPOGLİSEMİ
76↓ (Malign tümör, solunum Yetmezliği,Sepsis, (DİC)................HİPOGLİSEMİ
renal üremi, pernisiyöz anemi, kanama,
Akciğer embolisi, menenjit)
177 ↓…….…………………………...Dekompanse haldeki fatal DM ekarte ettirir.
177-304….…………………………………………………...Tanı koydurucu değil.
305-362 (Sol. Yetm, sepsis (DİC), renal üremi, …………………Dekompanse fatal
Pernisiyöz an., kanama, AC emb, mnj.)
27
DM veya idiopatik laktikasidoz.
362 ↑………………………………………………………......Dekompanse fatal DM.
AMİLAZ
36-48 saatte maksimal değere ulaşır.
FOSFATAZ
TRANSAMİNAZ
48-60 saatte maksimal değere ulaşır.
LAKTAT DEHİDROGENAZ
96 saatte maksimal değere ulaşır(9).
ŞEKER (Glukoz) : Adli Tıp açısından en önemli serum elemanı; şeker ve
üredir. Kan şekeri ilk 12 saatte KC’deki glikojenin yıkımı nedeni ile v. cava
inferiorda glikojen birikimi olur ve bu da sağ kalbe difüzyon yoluyla geçer. Bazen
şeker 300 mg/dl’i geçer.
Kan şekerinin bu difüzyonu kalbin ötesine geçemez. Çünkü AC’ler engel
oluşturur.
Açlıkta ve ağır KC hasarında glikojen ölümden önce KC’den ayrıldığından,
sağ kalpteki kan şekeri yükselmesi daha az olur.
Kan şekeri 6-8 saatte kandan kaybolur. (Yıkımı tamamlanır.) Bu azalma doku
ısısına ve bozulmamış beyaz hücre sayısına bağlıdır. (Hill,1941)
Hiperglisemi tanısı için ekstremite kanı alıp incelemek gerekir. Eğer ölümden
birkaç saat sonra ekstremite kanında 200 mg/dl. kan şekeri bulunursa,
HİPERGLİSEMİ tanısı konabilir. Bu sayının altında kan şekeri bulunduğunda çok
dikkatli olunmalıdır. Çünkü; hipokside, CO zehirlenmesinde ve travmalarda da
yükselme görülebilir.
28
Diyabet, hipoglisemi ve üremi durumlarında serum kan şekeri değerlerinde
değişiklikler olur.Dikkatli araştırmak gerekir.
Kandaki yüksek şeker düzeyi, alkol düzeyinin yalancı olarak yüksek
çıkışından sık olarak sorumludur (9).
Nötralizasyon testleri için kan alınacaksa serum steril ve koruyucu madde
konmadan kuru buzda muhafaza edilir.
Diğer immünolojik ve kimyasal testler için koruyucu madde olarak %3’lük
KRESOL konur ve buzdolabında saklanır (9,10).
KAN ÜRESİ : (Üre artışı)
Üre ölümden sonra, proteolize bağlı olarak yükselir. Ancak ilk 48 saatte asla
100 mg/dl’den yukarı olamaz. (Yaşamda üre seviyesini arttıran durum olmadıkça.)
Orta-ileri üremi durumları ürenin 100 mg/dl’in üzerine çıkmasıdır ve böylece
postmortem üremi tanısı konulabilir (9,10).
Bazen agoni döneminde üre 150 mg/dl’in üzerine çıkabilir. Eğer kişide
böbrek yetmezliği varsa ve kreatinin 10 mg/dl ise kesinlikle böbrek yetmezliğine
bağlı üremi tanısı konur.
Sol kalpten alınan kan ve BOS’da kreatinin belirlenmesi en güvenilir
postmortem böbrek fonksiyon testidir.
BOS’da kreatinin ölümden sonra artar ve ~10 saatte maksimum değere ulaşır.
BOS’da üre = 200 mg/100 ml.
4 mg/100 ml = fatal üremi (idrarda protein, epitel.)
29
SERUM
BOS
Üre
388
329
Kreatinin
8,4
4,5
İnorg. Sülfat
27
14
Böbrek yetmezliğine işarettir (9,10).
POSTMORTEM KC FONKSİYON TESTLERİ :
Serumda; Bilirubin
Postmortem KC. fonksiyonlarını değerlendirmede
en yararlı maddelerdir. Çünkü bunların
İdrarda; Ürobilin
postmortem konsantrasyonları oldukça yüksektir.
Proteinler :
Serum protein değerleri (seviyeleri) ölümden sonra az değişikliğe uğrar.
Ölümden sonraki ilk 10 saatte serumda proteinlerin %82’inin değerleri
değişmemiştir.
Madde
Örnek
Değişiklik
Fosfor (F)
Serum
Artar
Kalsiyum (Ca)
Serum, Bos, İdrar
Sabit (72 Saat)
Vitröz Hümör
~ (düzensiz)
Serum
Azalır
Vitröz Hümör (vh)
Olmaz
Serum
24 Saat Olmaz
İskelet Kası
Olmaz
Serum, Bos, Vh
Artar
Klor (cl)
Magnezyum (Mg)
Potasyum (K)
30
Sodyum (Na)
Serum
10 Saat Süreyle
DeğişiklikOlmaz
BOS
Çoğu Kez Olmaz
Amino Asitler (Aa)
BOS
Artar
Enzimler (enz.)
Serum
Önce Artar Sonra Azalır
Dokular
~
Yağ Asitleri (Ya)
Derialtı Dokusu
Minimum Artar
Azot, nonprot.
Serum, BOS
Olmaz veya Artar
Fosfaditler
Serum
Olmaz Veya Artar
Dokular
Azalır
Serum
Artar
Dokular
Azalır
Serum
Olmaz
Esterleri
Serum
Azalır
Proteinler (Prot)
Serum
10 Saat Süreyle Olmaz
Trigliseridler (Tri)
Dokular
Azalır
Glikojen (Gljen)
Kc, Kas
Azalır
Laktik Asit (La)
Serum, BOS
Artar
Kreatin (Kreat)
Serum, BOS
Artar
Kreatinin
Serum
Olmaz
BOS
Olmaz veya Artar
Keton
Kan
Olmaz
Üre
Serum, BOS
Artar
Vh
Olmaz
Lipidler (Lip)
Kolesterol (Kol)
Kolesterol
31
Ürik Asit
Serum, BOS
Minimal Artar
Glukoz
Serum, Vena Kava İnf.
Artar
Sağ Kalp
Serum, Sol Kalp, BOS
Azalır
Periferik Kan, Vh
Ksantin
BOS
Artar
Hipoksantin
BOS
Artar
Bilirubin (Bl)
Serum, İdrar
Olmaz
vh
Her Zaman 01 mg/100 ml
Azalır
Ürobilin
İdrar
Olmaz
Amonyum (NH)
Serum
Olmaz Veya Artar
İnositol
BOS
Artar
Kortisol
Kan
Olmaz
CO
Kan, BOS
Azalır
3.2.ÖLÜMÜN GEÇ BELİRTİLERİ :
Yaşamın korunması fizikokimyasal, biyolojik bir dengeyi gerektirir. Ölüm ile
bu denge yıkılır. Vücutta mikrobik, kimyasal, fiziksel olaylarla ve bir takım etkilerle
değişimlere uğrar. Bu değişimlere “kesin ölüm belirtileri” denir(7).
Bunlar;
i-Ölüm lekeleri
ii-Ölü katılığı
iii-Kokuşma
32
3.2.a. ÖLÜ LEKELERİ (=ölü gövertileri=ölü morlukları=livor mortis=lividite
kadaverik)
Ölümden sonra kalbin etkisinden kurtulan kan, vena cava ve benzeri büyük
venlerde birikir. Yer çekiminin etkisine bağlı olarak yavaş yavaş bu geniş venlerden
vücudun yere yakın bölgelerindeki venül ve kapillerlere toplanır. Damarlarda kan
göllenir(7).
Kandaki eritrositlerin tamamı birden parçalanamayacağından hemoliz
olmamış ve canlı kalanlar normal metabolik işlevlerine devam ederler. Böylece genel
olarak venlerde toplanan venöz kan eritrositlerin ortalama oksijeni tüketmesiyle koyu
mor bir renk alır.
Ölü lekeleri az veya çok her ölüde meydana gelir. Ölü lekeleri ölümden sonra
cesedin yere yakın ve bası görmeyen (basıya maruz kalmayan) yerlerde genellikle
koyu mor (bazen açık kırmızı, bazen siyaha yakın renkte) renkte oluşan, basıya
maruz kalan yerlerde oluşmayan normal deri renginden farklı yaygın renkli
alanlardır(7).
Zamanı; ölü lekelerinin oluşması için kesin bir zaman söylemeye imkan
yoktur. Ölü lekeleri genellikle ölümden 3-5 saat sonra görülmeye başlar. Ölü
lekelerinin belirmesi ölüm nedenine göre zamanı değişmekle birlikte ölümden birkaç
saat (3-5 saat) sonra (bazen 1-2 saat) küçük çizgiler halinde başlar. Sonra bu çizgiler
birleşir, plaklar haline gelir. Ölümden 3-5 saat sonra hemoliz artar ve parçalanan
eritrositlerden çıkan Hb serumu renklendirir. Ölü lekelerinin başlama zamanı; kanın
akıcılığına (hemolizin oluş hızına), total kan hacmine bağlıdır.
Genellikle 8-10 saatte geniş plaklar halinde lokalize olur(7).
Ölü lekelerinin oluş mekanizması; dolaşımdaki total kan deneysel olarak
tamamen alınsa cesette ölü lekeleri hiç oluşmaz. Hipovolemik şok gibi kan kaybına
33
bağlı total kan miktarının azaldığı durumlarda ölü lekeleri çok az oluşur. Belli
belirsizdir. Bunun tersine konjestif kalp yetmezliğinde olduğu gibi total kan
miktarının arttığı durumlarda ölü lekeleri çabuk oluşur ve çok bol olur(7).
Ölü lekelerinin yaygınlığı ve oluş hızına etki eden 2. faktör de; kanın çabuk
sıvı hale geçmesidir. (Fibrinolizin aktivitesi) Postmortem pıhtının fibrinolizin
aktivitesi ile hızla erimesi sonucu kan sıvı-akıcı olur. Bu durumda ölü lekeleri bol
miktarda ve hızla meydana gelir.
Ancak kanın bu şekilde sıvı hale dönüşmesi birçok ölümde ortaya çıktığı için
çabuk meydana gelen ve bol görülen ölü lekelerine bakarak ölüm nedeni hakkında
fikir yürütmek hatalara neden olabilir(7).
-Asfiksili ölümlerde
-Ani ölümlerde
-CO zehirlenmesi
-Siyanür zehirlenmesi
-Suda boğulma
-Soğuktan donarak ölme
-Elektrik çarpmalarında hemoliz çabuk olduğundan ölü lekeleri çabuk
meydana
gelir. Bu tür ölümlerde kan erken pıhtılaşır ve pıhtılaştıktan hemen sonra (30-45
dakika) da hemoliz başlar ve kan erir, sıvılaşır. Dokulara çabuk yayılır.
-Kaşeksi-kansızlık yapan kronik hastalıklar(kanser, TBC)
-Kan ve sıvı kaybı olan ölümler (kanama, ishal, kolera gibi)
-Arsenik zehirlenmesi
34
-Striknin zehirlenmesinde ölü lekeleri geç görülür ve hafif olur. Kan pıhtılaştıktan
sonra çok geç hemoliz olur ve hatta bazen kokuşmaya kadar bile katı kalabilir.
Ölü lekelerinin yerleri; ölü lekelerinin kapladığı alanlar vücudun ölüm
sırasında ya da sonrasında aldığı pozisyonla ilgilidir(7).
Sırt üstü yatan bir cesette;
ensede
(ilk oluştuğu yer, kulak
sırtta
sayvanı, boyun yanları,
belde
ense bölümleridir.)
kalça ve baldırlarda görülür.
Yüzükoyun yatan bir cesette;
yüzde
gögüs
karın
kol ve bacakların ön yüzlerinde meydana gelir.
Asılarda, yer çekiminin etkisine bağlı olarak; el-kol ve bacaklarda meydana
gelir.
(eldiven-çorap-çizme tarzında) (genital bölgelerde)
Suda boğulanlarda; ceset yüzüstü-baş aşağı durduğı için, kafada ve gögüs
bölgelerinde meydana gelir(7).
Ölü lekeleri; yere değen ve basınç gören yerlerde bulunmaz. Yani
kapillerlerin kapanması ve dokuların sıkışmasını gerektirecek derecede bası altında
kalan vücut bölgelerinde oluşmaz. (Basınç gören dokularda ven ve kapillerlerin
35
duvarları birbirine bitişeceğinden burada kan göllenmez ölü lekeleri meydana
gelmez.)
Sırt üstü yatan bir cesette;
Scapulalar ve gluteal bölgeler
Gastrokinemius bölgeleri
Topuklarda (arka kısım)
Yüzü koyun yatan bir cesette;
burun-çene
gögüs
bacak ve uylukların yere
değen ön yüzlerinde
ölü lekeleri meydana
gelmez
Ayrıca aynı nedenle vücuda bası yapan cisimler (muska, cüzdan, tabamca,
anahtarlık), giysilerin (korse, kuşak, kemer, jartiyer, külot lastiği, sütyen, çorap
lastiği) şekil ve izleri ölü lekeleri bu bölgelerde oluşmayacağından belirgin şekilde
görülür. Ölü muayenesinde bu cisim ve giysiler ceset üzerinde bulunmazsa, ölümden
sonra bunların alındığı kesin olarak söylenir.
Ölü lekelerinin incelenmesiyle ölümden sonra cesedin yerinin değişip
değişmediği de saptanabilir(7).
Ölümden sonraki ilk 10 saat içerisinde cesedin pozisyonu değiştirilir, bir
yerden diğer bir yere taşınırsa, ölü lekeleri ilk pozisyonu ile uygun olarak oluştukları
yerden kalkar ve cesedin yeni konumu ile ilgili bölümlerde yeniden oluşur. Bu
durumda cesedin pozisyonunun değişip değişmediğini söylemek mümkün değildir.
36
Ölümden 10-15 saat sonra cesedin pozisyonu değiştirilir ya da taşınırsa; ölü
lekeleri hem ilk, hem de sonraki pozisyonuna uygun olarak farklı bölgelerde oluşur.
Bu durumda cesedin pozisyonunun değiştirildiğini söylemek mümkündür. (Kan
kısmen pıhtılı-kısmen hemolize olduğundan)
Örneğin, cesedin hem önünde hem de arkasında ölü lekeleri görülürse
ölümden 10-15 saat içinde cesedin durumu değiştirilmiştir denilebilir(8).
Ölümden 15-20 saat sonra cesedin pozisyonu değiştirilse bile ölü lekeleri
sabit olduğundan yani artık hemoliz olayı tamamlandığından ve boyanan kanın sıvı
kısmı doku aralarına yayıldığından ölü lekelerinin yeri değişmez.
Ölü lekelerinin renkleri de Adli Tıp’ta çok önemlidir. Ölü lekelerinin rengine
bakarak (bazı özel renklerde) ölüm nedeninin belirlenmesine yardımcı olur.
Ölü
lekelerinin
rengi
genel
olarak
mordur.
Bu
renk
kandaki
OKSİHEMOGLOBİN konsantrasyonu ile ilgilidir (8).
Kanın rengini veren madde eritrositlerdeki hemoglobindir. Hb’nin O2 ile
birleşmesi sonucu OksiHb meydana gelir ve bu madde açık kırmızıdır. Eritrositteki
Hb O2 dokuya verip C O2 alınca rengi koyu mavi-mor olur (8).
Ölümden sonra dolaşım dursa da, moleküler ölüm (biyolojik ölüm) oluncaya
kadar (yani hemoliz tamamlanıncaya kadar) sağlam eritrositler O2’nini harcar ve
böylece ölü lekelerinin klasik mor rengi oluşur (8).
Kandaki OksiHb konsantrasyonunu değiştiren nedenler ölü lekelerinin de
rengini etkiler.
Kanda CO2 miktarını arttıran ölüm nedenlerinde;
-Kalp yetmezliği
Koyu mor renktedir.
-Solunum yetmezliği
Redükte Hb yüksektir.
-Asfiksiler (elle boğma, ası, iple boğma)
(indirgenmemiş Hb)
37
Koleradan ölenlerde, siyaha yakın renktedir. Çünkü kolerada kanın sıvı kısmı
azalmıştır.
Siyanür zehirlenmesinde, açık pembe-kırmızıdır. (Siyanür oksidasyon olayını
durdurduğu için sitokrom oksidazı inhibe eder.)
CO zehirlenmesinde, açık pembe-kırmızı renktedir.(kiraz kırmızısı) CO
AC’lerde O2 taşımasını engeller. Karboksi Hb açık kırmızıdır (8).
-Potasyum klorat
-Potasyum kromat
-Azot oksit
-Anilin
-Kükürtlü hidrojen
-Klorürler
-Triflorür
Bu ajanlar methemoglobinemi yaptığından, ölü lekeleri çikolata gibi
kahverengi renktedir. MetHb yapan maddelerle zehirlenme özellikleri gri-kahverengi
olabilir.
-Soğuktan donarak ölenlerde
-Ölümden sonra soğuk yerde kalan cesetlerde
-Suda boğulanlarda (soğuk su)
Ölü lekeleri açık kırmızı renkte oluşur. Çünkü soğuk (düşük ısı) O2 tüketimini
engeller.
-Pembe renkli hipostaz bir süre buzdolabında ya da açık alanda soğukta kalanlarda
sık görülen bir bulgudur.
-Ölü lekeleri özellikle YD’larda ve çocuklarda erişkinlere oranla daha açık renktedir.
38
-Akut arsenik zehirlenmesinde, ölü lekeleri çok az meydana gelir. Hatta hiç belli
olmayabilir.
-Hidrojen
sülfür
(H2S)
zehirlenmelerinde,
ölü
lekeri
yeşil
mavi
renktedir(yeşilimtrak).
Floro asetat zehirlenmelerinde, ölü lekeleri pembe renktedir.
-Fosforik asit esterleri ile olanlarda, koyu mavi-mor renktedir.
Bazen ölü lekeleri içinde, bazıları yüzeyden hafif kabarık 3-4 mm çapında
mavi-siyah renkli peteşiler görülebilir. Bu peteşiler daha çok omuz, ensenin
arkasında ve göğüsün önlerinde görülür. Bu olay daha çok konjestif ölümlerde
görülür. Asfiksi belirtisi olarak yorumlanması hatalı sonuçlar doğurabilir(8).
Hipostaz:
Ölü lekeleri sadece deride görülmez. Ayni mekanizmalarla iç organlarda da
görülür. Ölü lekelerinin iç organlarda görülmesine “HİPOSTAZ” denir. Özellikle
kanlı organlarda yer çekimi etkisiyle organın alt kısmında birikim olur ve normal
organ renginden daha koyu renkte görülür. Bu görüntü bazı durumlarda yanlış
tanılara neden olabilir.
Örneğin :
Sırtüstü yatan bir cesette AC’lerde hipostaz paravertebral bölümlerinde
keskin bir sınırla ayrılmış koyu mor renkte bir bölge olarak görülür. Bu durum sanki
AC kanaması varmış gibi algılanabilir. Hipostatik pnömoni, infarktüs, AC ödemi ile
karışabilir.
Özelikle asıda ipte uzun süre kalan cesetlerde ince barsak anslarının alt
bölümlerinde koyu mor renkteki hipostaz barsak infarktüsü olarak değerlendirilebilir.
39
Myokarddaki hipostaz, erken myokard infarktüsü olarak değerlendirilebilir.
Özellikle myokard arka bölümdeki.
Özofagus arkasında larinks hizasında oluşan hipostaz, konjesyonlu ve
kanamalı bir görünümde olduğundan yanıltıcı olabilir.
Sırtüstü yatan cesette kan kafa derisinin altında, beyin ve meninkslerin arka
kısmında toplanır. M. Spinaliste de aynı durum iki bölge arasında büyük bir farklılık
olabilir ve kanama sanılabilir (8).
Boyun bölgesindeki venlerden gevşek dokulara kolayca kan difüzyonu olarak
hipostaz meydana gelebilir. Bu nedenle boyuna yönelik travmalarda çok dikkatli
olunmalıdır. Zencilerde, koyu esmerlerde ölü lekelerini saptamak dış muayenede
bazen güç olabilir. Bu durumda hemen iç organlardaki ölü lekelerine (hipostaz)
bakılır. Cilt altı yumuşak dokular kontrol edilir (8).
Baskıya maruz kalmayan alanlarda kapillerler kanla aşırı şekilde dolabilir ve
aşırı gerilmiş olan kapillerlerin yırtılması ve postmortem peteşiyel kanamalara neden
olabilir. Bu tür kanamalar özellikle ekstremitelerin alt kısımlarında bulunur. Bu tür
postmortem kanamalar, gerçek postmortem asfiksi ile ilgili kanamalardan ayırt
edilmelidir (8).
Ölü lekelerin adli tıptaki önemi :
1-Ölümün kesin belirtisidir.
2-Ölümün zamanını tespit etmekte yardımcıdır.
3-5 saatte başlar.
10-15 saatte yarı sabitlenir.
15-20 saatte sabitlenir.
3-Bazen ölü lekelerinin rengine bakarak ölüm nedeni hakkında fikir verilebilir.
40
4-Cesedin pozisyonunun çevrilip çevrilmediğini anlamaya yarar.
5-Cesedin üzerinden bir şey alınıp alınmadığını gösterebilir (8).
3.2.b. ÖLÜ SERTLİĞİ (ölü katılığı, rigor mortis, postmortem rigidite, rigidite
kadeverik)
Her canlının vücudu ölümden sonra katılaşır. Bunun istisnası yoktur. Ancak
bazen çok hafiftir, çabuk geçebilir.
Ölü sertliği yalnız düz kas ve çizgili kaslara özgüdür. Tendon, kapsül,
artiküllerin kesilmesiyle ölü sertliğinin önüne geçilemez. Kaslarda meydana gelen
fizikokimyasal bir olaydır. “Ölü sertliği” istemli istemsiz kasların postmortem
katılaşması olup ölümden sonra değişken bir sürede oluşur. Primer kas gevşemesini
takip eder. Ölü sertliği vücuttaki kaslarda aynı zamanda başlar. Ölü sertliği kasların
ölümden sonraki son gerilme refleksidir. Ölü sertliği çizgili kas sisteminin son
biyolojik yanıtını temsil eder. Kalp kasında son sistolü temsil eder (8). (Ölü sertliği,
ölüm nedeni ne olursa olsun daima diastol halinde duran kalbi sistol haline getirir.)
Ölü katılığını herkes bilir. Hatta kişi ölür ölmez, yanındakiler ölüye uygun bir
pozisyon verir. Çenesini bağlar, sırt üstü yatırırlar, ayaklar birbirine yaklaşsın diye
başparmaklarını birleştirerek bağlarlar, kollarını yana uzatırlar, göz kapaklarını
örterler. Bunların hepsini ölü katılığı meydana gelmeden hızla bitirmeye çalışırlar.
Ölü sertliği tam oluştuğunda, tüm eklemler katılaşır. Ölü sertliği vücut sırt
üstü yatarken oluşmuşsa ekstremitelerin büyük eklemleri hafif fleksiyon durumuna
geçer. Parmak ve ayak parmağı eklemleri fleksiyon durumundadır. Çünkü fleksör
kasların tonusu ekstansör kaslardan fazladır. Ölü sertliği tamamen oluştuğunda ceset
kaskatı kesilir. (Kütük gibi)
41
Ölü sertliğinde m. arrectores pilorum kasılır. Buna “cutis anserina” kaz
derisi görünümü denir. Bu olay suda boğulma olgularında da görülür. Cutis
anserinanın iki şekli arasındaki ayırımı yapılamaz. Erektör pili kaslarının
kontraksiyonu kılları da dikleştirir ve yanlış olarak saçların-kılların uzadığı şeklinde
yorumlanır (8).
Ölü sertliği iris kaslarını da etkiler. Değişim her gözde değişik olabilir.
Pupillalarda düzensizlik ve anizokoriye yol açabilir. Miyozis-mitriyazis-anizokori.
Bu nedenle pupillaların postmortem durumu, antemortem görünüşleri hakkında bir
belirleyici değildir.
Ölü sertliğinin ölüm zamanının belirlenmesinde sınırlı bir değeri vardır. Çok
güvenilir bir yöntem değildir (8).
Ölü katılığı bütün kaslarda ayni zamanda başlar. Ancak bazı kaslarda
diğerlerinden daha erken belirlenebilir. Ortaya çıkıştaki sırayı izleyerek kaybolur.
Ölümden sonra ATP yıkıma uğrar. Kaslarda laktat ve fosfat birikimi olur. Bu
tuzlar kasların katılaşmasına = ölü sertliğine neden olur (8).
Ölü sertliği; kas hücrelerinin glikojen içeriğini etkileyen postmortem
kimyasal değişikler sırasında gelişen kas sertleşmesidir. Bu reaksiyona “kas
pıhtılaşması” da denir. Kas proteinleri ve plazmasının denatürasyonu (koahgeasyonu)
anlamına gelir. Kaslar sadece alkali reaksiyon korunduğu sürece esnek kalabilirler.
Asiditenin meydana gelme zamanı genellikle ölümden 1-6 saat sonra başlar. Ölü
sertliği kas stoplazması yeniden alkali oluncaya kadar devam eder. Bazı
araştırmacılarda ölü sertliği için; ölümden sonra ATP resentezinin gerçekleşmemesi,
kas kasılmalarında rol oynayan aktomyozin kompleksinin ayrılmamasına, bu da
kasın kontraksiyon halinde kalmasına = ölü sertliğine neden olur demektedir(8).
42
Skrotum, testis, seminal kese, kanalların ve prostatta gelişen rigor sperm
atılımına neden olabilir. Normaldir. Ancak sıklıkla yanlış yorumlara neden olabilir
(8).
Ölü sertliğinin başlaması ve süresi :
Ölü sertliğinin başlama ve devam etme süresi çok değişiktir. Genel bir kural
olarak ölü sertliği çabuk gelişirse kısa sürer. Erişkinlerde ortalama koşullarda ölü
sertliği ölümden sonra 3-5 saat içerisinde oluşmaya başlar (8).
10-15 saat içinde iskelet kaslarını maksimum seviyede tutar ve bir süre bu
durumda devam eder (8).
36-48 saat sonra çürüme ile birlikte çözülmeye başlar.
Ölü sertliği başlangıçta ve bitişte oldukça yumuşaktır. Eklemler az bir
dirençle açılıp kapanabilir. Bu durumda ölü sertliğinin yeni mi başladığı yoksa
bitmekte mi olduğunu yani bu iki dönemi ayırt etmek için diğer ölüm belirtilerine
bakılmalıdır.
Çürümenin ilk belirtilerinden olan çekum bölgesindeki yeşil-mor lekenin olup
olmadığına bakılır (8).
Ölü sertliği başlamadan önce cesedin pozisyonu değiştirilirse eklemler
vücudun getirildiği yeni pozisyonda fikse olur. Bu nedenle ölü sertliği tam oluşmuş
cesette kişinin o pozisyonda iken öldüğü sonucu çıkartılamaz. Ayrıca cesedin
normalde olmayacak bir pozisyonda bulunması ve ölü sertliği oluşmuşsa cesedin
ölümden sonra bu pozisyona getirildiği düşünülmelidir.
Tam sertlik meydana gelen cesetteki eklemi açıp kapadıktan sonra artık o
bölgede sertlik bir daha oluşmaz. Ancak sertliğin oluşma aşamasında sertlik
giderilirse o bölgede tekrar meydana gelir.
43
Ölü sertliğini etkileyen faktörler
Ölü sertliği özellikle iki faktörden çok etkilenir;
1- Çevre ısısı:
Çevre ısısı yüksekse ölü sertliği → çabuk olur kısa sürer.
Çevre ısısı düşük olduğunda, ölü sertliğinin oluşması → geç olur, uzun sürer.
Eğer ortam sıcaklığı 10oCden düşük ise → oluşumu güçtür. Daha çok
sıcaklığın düştüğü ortamda ~ 0-4oC ölü sertliği oluşmaz. Fakat çevre ısısı yükselip
normal ortam ısısına gelindiğinde, ölü sertliği normal şekilde oluşur.
Havanın hareketi, cesedin üzerinde elbise olması gibi faktörler, ölü sertliğinin
gelişmesini, vücut ısısını değiştirmek yolu ile dolaylı olarak etkiler (1-6).
2- Ölümden önceki kas aktivitesinin derecesi:
Uzun süren kas aktivitesi sonrasında (spor sonrası, konvülsiyon, işçiler) ölü
sertliği çabuk gelişir, kısa sürer (1-6).
Birçok ani ölümde, ölüm öncesi kas aktivitesinin düşük olması nedeniyle ölü
sertliği geç başlar, uzun ve şiddetli olur (1-6).
Bu durum ölü sertliğinin, ölümden sonraki ATP miktarı ve ATP resentezine
bağlı olduğunu gösterir. Çevre ısı ve kas aktivitesinden başka;
Çevre kas dokusunun gelişimi ve özelliği: Güçlü, kuvvetli, kasları iyi
gelişmişlerde ölü sertliği geç başlar, güçlü olur, daha uzun sürer. Zayıf ve
kaşektiklerde daha erken başlar, katılığın gücü azdır (1-6).
Yaş; fetüs ve yeni doğanlarda çabuk başlar, kısa sürer. Küçük çocuklarda ve
yaşlılarda çabuk başlar. Erişkinlerde geç başlar, şiddetli ve uzun sürer.
Ölü sertliği ile artefaktlardan biri, eklemlerin bükülüp açılmasından sonra
artık o bölgede sertlik oluşmaz. Ölü sertliğinin başlaması ölüm öncesinde bazı
44
durumlar(örneğin enfeksiyona bağlı ateş yükselmesi) ve postmortem olaylar(örneğin,
aşırı sıcak ya da soğuk) ile önemli ölçüde etkilenir (1-6).
Ölü sertliği kalpte yanlış yorumlamalara yol açabilen değişikliklere neden
olabilir. Kalp kası ölü sertliğini sertleştirir. Bu durum bazı deneyimsiz hekimler
tarafından ”konsantirik hipertrofi” olarak yorumlanabilir.
Ayrıca ölü sertliği geçtikten sonra çekum, vulva, vajen kolayca şişer ve
genişler. Bu durumda bazen seksüel saldırı ya da sodomiye bağlı bir antemortem
travma delili olarak yorumlanabilir (1-6).
Ölüm nedeni;
Ansızın ölümlerde, SSS ile ilgili ölümlerde → ölüm sertliği geç başlar, uzun sürer.
Ateşli hastalıklarda, kronik hastalıklardaki ölülerde → ölü sertliği erken başlar, kısa
sürer.
Tetanoz, striknin zehirlenmesindeki ölümlerde → ölü sertliği ölümden hemen sonra
başlar, şiddetli olur ve uzun sürer.
Kan kaybı, kolera, elektrik çarpması, güneş çarpmasına bağlı ölümlerde → ölü
sertliği erken başlar, şiddetli olur, kısa sürer.
Ölü sertliğinin gelişmesini etkileyen faktörlerin çok sayıda olması nedeniyle
ölü sertliğinin oluşması, süresi ve çözülmesi ile ilgili olarak genel bir kural çıkarmak
olanağı yoktur(1-7).
Ölü sertliği ile karışan durumlar:
1-Donma: Donmada eklem içi sıvının donması nedeni ile eklem oynatıldığında çıtırtı
sesi alınır. Cilt, testis, meme gibi vücut bölümleri donmaya bağlı kaskatıdır. Eğer
ölüm donmaya bağlı meydana gelmişse histopatolojik incelemeler buna uygun
bulgular verir. Bu durumda ceset normal bir ısısı olan ortama alındığında donma
45
çözünür. Donma durumu öncesinde ölü sertliği oluşmamışsa ölü sertliği oluşmaya
başlar ve postmortem süreç normal olarak devam eder. Eğer ölü sertliğinde ise hiçbir
değişiklik olmaz.
2-Isı sertliği(ısı katılığı): Yangın ortamında bulunan, yüksek derecelerde ısıya maruz
kalan cesetlerde kas proteinlerinin koagulasyonuna bağlı ısı sertliği meydana gelir.
Isı sertliği gelişen bir cesette, kas proteinlerinin yapılarının bozulmuş olması
nedeniyle bir daha ölü sertliği oluşmaz. Ancak ölü sertliği meydana gelen ve ölü
sertliği geçtikten sonra cesette ısı sertliği meydana gelebilir. Kasların su kaybı ve
kuruması nedeniyle ceset olduğundan daha küçük görünür. Ceset “ringdeki boksör”
görünümündedir.(vücuttaki fleksör kasların daha fazla olmasına bağlı).
Ölü Sertliğinin Adli Tıptaki Önemi
1. Ölümün kesin belirtisidir.
2. Ölüm zamanının tayininde faydalanılabilinir.
3. Ölüm nedeni hakkında fikir verebilir.
Ölüm Sıkışması (Spazm Kadeverik, Ölü Kasılması)
Ölümden hemen sonra meydana gelen ölü sertliğidir. Ölü sertliğinin özel bir
formudur. Nadir görülür. Kaslarda primer gevşeme olmadan geliştiği için kişinin
ölüm anındaki yüz ifadesi aynen kalır. Bazen belli bir kas grubunu tutarak lokal
kalabilir veya bütün kas gruplarını tutabilir(3-6).
İster lokal ister genel olsun spazm kadeveriğin en önemli sonucu ölüm
orjininin saptanmasıdır. Örneğin, tabanca ile intihar eden kişinin yüzünde ölüm
anında taşıdığı ifade ile birlikte tabancasının ateşlendiği andaki durum aynen
46
korunur. Bu durumun saptanması olayın ”intihar” olduğunu kolayca ortaya koyar.
Başka türlü hiçbir şekilde elde tabancanın kavranmış olma ihtimali yoktur (3-6).
Ölü sıkışmasının ortaya çıkması için oldukça fazla kas çalışması, aşırı keder,
ruhsal gerginlik, sinirlilik hali olması ve ölümün aniden gerçekleşmesi gerekir(1-6).
Ölü katılığı ne kadar erken meydana gelirse gelsin ölüm anında kaslarda bir
gevşeme (primer gevşeme) olacağından, cesedin vaziyeti değişecektir. Yüz ifadesi
bozulur. Halbuki ölü sıkışmasında; kişi ölmeden önce hangi ruh halindeyse ölümden
sonra da o durumu arz eder. Cesedin durumu bozulmaz, yüz ifadesi aynı kalır.
Ölü sıkışmasının oluş mekanizması nedeni tam olarak bilinmemektedir. Kas
tonusunu sağlayan ATP’ nin kaslarda o anda tükendiği ve oluşmaması sonucu
kasların ölümden önce gerilmeye başlaması, sertleşmiş durumda olması halinde iken
ölümün meydana gelmesiyle kasların veya kas grubunun katılaşması şeklinde
açıklanmaya çalışılmaktadır.
Ölü sıkışması çürümenin başlaması ile son bulur. Spazm kadaveriğin kas
dokularında fazla miktarda laktik asit birikmesi sonucunda meydana geldiğine
inanılmaktadır(3-6).
Ölü Sıkışmasının Adli Tıp Açısından Önemi
1. Ölü sıkışması ölümün bir belirtisidir.
2. Olayın orjini hakkında bilgi verir.
3.2.c. ÇÜRÜME (Kokuşma=Tefessüh=Pütrefaksiyon=Dekompozisyon)
Her canlı öldükten sonra çürür ve ekolojik sisteme karışır. Cesedin çürüyüp,
parçalanması koşullara göre yıllar, yüzyıllar hatta binlerce yıl alabilir. Yalnızca
iskeletin fosilleşmesi moleküler yapı dışında kalıcıdır.
47
Organik yapı taşlarından oluşan vücut, ölümden sonra dekompozisyonla karmaşık
organik birleşiklerin temel basit yapı taşlarına ayrılarak yok olurken doğadaki
elementlerin değişim çemberindeki yerini almış olur. Kompleks birleşiklerin
kendilerini oluşturan basit elemanlara ayrılması; canlı etkenlerin (bakteriler ve
ürettikleri proteolitik ve diğer enzimler, haşereler, böcekler, sinekler vb.) ve
kimyasal-fiziksel etkenlerin etkisi ile gerçekleşir(3-6).
Dekompozisyon iki aşamayı kapsar.
1-Otoliz: Dokuların intrasellüler enzimler yoluyla aseptik kimyasal yoldan
bozulmasıdır.
2-Pütrefaksiyon(Çürüme): Dokuların ve organların esas olarak bakterilere bağlı
olarak bozulmasıdır(7).
Dekompozisyonun ağırlıkta olan şekli pütrefaksiyon ile ilgilidir. Bu nedenle
birçok araştırmacı pütrefaksiyonu dekompozisyon ile eşdeğer kullanmaktadır(8).
Çürümeye etki eden faktörler
1-Canlı Etkenler
Tüm GİS’te saprofit olarak bulunan bakteriler ölümden sonra patojen bir hal
alır ve dokular içinde hızla çoğalarak yayılır. Bu nedenle ölümden sonra çok kısa bir
sürede çürümeyi gerçekleştiren en büyük etken, vücudun normal florasını oluşturan
bakterilerle varsa patojen bakterilerdir.
Ölümden sonra dokularda O2 bulundukça aerop çoğalır ancak çok az olan O2
kısa zamanda tükeneceğinden bunlar pek yaşam şansı bulamazlar. Asıl anaeroblar
devreye girer ve üremeleri için çok uygun bir ortam vardır.
48
Kokuşmadan önce aeroplar→E.Coli, Proteus vulgaris, Salmonella, Shigella, Basillus
mezentericus, Micrococus albus.
Daha sonra ceset anaerob duruma geçtiğinde→Clostridiumlar(özellikle Cl. Welchii,
Cl. Tetani, Cl. Botulisum, Cl. Perfiringes, Cl. Dificile), Coli Putreficus.
Bakteriler dokularda proteolitik, hidrolitik, lipolitik enzimlerle dokuları
parçalar. Anaeroblar albümin içeren maddeleri karbonik asid, hidrojen sülfür ve NH3
gazları açığa çıkararak parçalar.
Burn bakterileri iki gruba ayırmış.
1- sık rastlanılan bakteriler: GİS, normal florada bulunur.
-sporlu anaeroblar(özellikle Cl. Welchi)
-Koliform bakteriler.
-Mikrokoklar
-difteroid basiller.
-Proteuslar
2- Patojen ve patojen olmayan seyrek grup.
Cesette patojen bir bakteri izole edildiğinde o organdaki bir hastalığı
saptamak açısından önemli olabilir. Örneğin, septik abortuslarda gazlı gangren, akut
enfeksiyonlarda özellikle pulmoner enfeksiyonlar, menenjit gibi.
Patojen bakterilerin varlığı çürümeyi hızlandırır.
Vücudun içerdiği bakteri sayısı oldukça önemlidir. Bu nedenle bakteri sayısı
az olan yani henüz florası tam oluşmamış yeni doğanlarda çürüme gecikir(7).
Dış ortamda uzun süre kalan cesetlerde bakterilerin yanı sıra insektlerin de
rolü ön plana çıkar. Bunun yanında cesedin bulunduğu ortama göre, etoburlar,
49
kemiriciler, balıklar, kuşlar ve diğer canlılarda cesede saldırarak dekompozisyona
katılırlar. Fareler ülserli deri lezyonlarına benzer yüzeyel yaralar oluşturur. Fareler
tarafından oluşturulan lezyonlar intihar-cinayet orijinli yaralara oldukça benzerlik
gösterir. Sıçanlar genellikle açıkta kalan vücut bölümlerine (en çok yüz-boyun)
saldırırlar(8).
Suda bir süre kalmış ve ileri derecede çürümüş cesetlerde boyundaki telem
kaybolabilir.Böyle olgularda derinin ve boyun organlarının makroskopik ve
mikroskopik incelenmesi ekimoz bulgusunun saptanabilmesi yönünden gereklidir.
Uzun süre su içinde kalmış cesedin el-ayak ve parmak derisinde ağarma,
büzüşme, yumuşama (çamaşırcı eli-ayağı) ile epidermde soyulma görülür.
Epidermisin tümüyle soyularak ayrılması için 7-15 gün su içinde kalması gerekir.
Birkaç gün yada daha fazla süre suda kalmış cesedin göğüs boşluklarında
akciğer parankiminden ve visseral plevradan sızma sıvı bulunur(8).
Fiziksel etkenler:
1-Ortam Sıcaklığı:
Sıcaklık kokuşmaya etki eden en önemli faktördür.
Isıda bakteri çoğalması engellenir – çürüme gecikir.
Ortam ısısı yükselince çürüme de normal seyrine döner.Çürümenin en iyi ve en
çabuk olduğu ortam ısısı 37,5 ºC’dir. Bu derece genel olarak 25-35 ºC’dir. 10 ºC’nin
altında kokuşma anı durur. 0 ºC’ye yakın ve (-) derecede durur(8).
2-Ortam havasındaki nem ve hava hareketleri:
Hava sıcak, nemli ve hareketsiz ise – çürüme hızlı seyreder. Nemli rutubetli
ortamda ceset daha hızlı çürür.
50
Hava kuru ve sıcak ise cesette su kaybına bağlı kuruma ve mumyalaşma
olabilir.
Rüzgarlı, kuru soğuk havada çürüme yavaş olur (6,8).
3-Cesedin bulunduğu ortam yapısı:
CESEDE AİT ÖZELLİKLER:
1-Cesedin yaşı ve Beslenme Durumu:
Beslenmemiş yeni doğanda çürüme çok yavaştır. Bu özellikle 2 nedene
bağlıdır:
i-Bebeklerin çabuk ısı kaybetmesi nedeniyle bakterilerin üreme hızının yavaş olması
ii-Özellikle beslenmemiş yeni doğanda flora tam olmadığından çok az bakteri
bulunması.
İhtiyarlar, gençlerden daha hızlı çürür(8).
Şişmanlar, zayıflardan daha hızlı çürür.
Çocuklar, erişkinlerden daha hızlı çürürler.
Ölü doğan yeni doğanların bağırsaklarında bakteri bulunmadığından kokuşma
baştan ve yüzden başlar(8).
2-Dokuların Hidratasyon Durumu:
Bakterilerin çoğalması için nem gereklidir.
Konjestif kalp yetmezliğinden ölenlerde dokularda ödem olması nedeniyle
çürüme hızlı olur.
Dokuların dehidrate olduğu şiddetli kusma, ishalden ölenlerde; çürüme
gecikir.
51
3-Cesedin Giysi Durumu-Açıkta ve gömülü olması:
Sıkı giysili ve kefene sarılı cesetler geç çürür. Açık arazide ya da suda
bulunan cesetler gömülmüş cesetlere nazaran daha çabuk çürür. Ancak arazideki
cesetler kemirici hayvanların saldırısına uğrar, çok çabuk iskelet haline gelebilir(8).
4-Ölüm nedeni:
Akut enfeksiyon hastalıkları (pnömoni,peritonit vd), sepsis, ateşli hastalıklar,
myokard infarktüsüne bağlı ölüm geç meydana gelmişse (yükselen enzimler
nedeniyle), asfiksik ölümler, güneş çarpması, elektrik çarpması, yıldırım çarpması,
suda boğulmada çürüme hızlıdır(8).
Çok kan kaybederek ölenler, ishal-kusmaya bağlı dehidratasyona bağlı
meydana gelen ölümler, alkol, arsenik, civa, antimon, süblime zehirlenmeler, CO
zehirlenmeleri, ateşli hastalıklarda antibiyotik verildiğinde, kronik zehirlenmelerde
(barsak florası kaybolduğunda) kokuşma gecikir(8).
ÇÜRÜMENİN DÖNEMLERİ-İÇ ORGAN BELİRTİLERİ
Çürüme genellikle 4 döneme ayrılarak incelenir.
1.DÖNEM:
Ölümden yaklaşık 36-48 saat sonra karında ilioçekal bölgede cildin yeşil renk
alması ile başlar. Bunun nedeni çekumun bakteri açısından en zengin bölge olması,
çekumun bu bölgede daha yüzeyel seyretmesidir. Bu çürüme lekesi 7-8 günde
görülür.
1.Dönemde = Dokularda renk değişimi, gaz artışı, likefaksiyon temel doku
değişiklikleri meydana gelir(8).
52
Çürüme iç organlarda farklı derecelerde gerçekleşir.
Pankreas, mide gibi yoğun enzimatik aktivite göstererek otolize olan
organlarda çürüme de çabuk olur(8).
Pankreas= Birkaç günde akut pankreatite benzeyen bir görünüm kazanır.
Mide= Mide duvarı, özellikle fundusu bazen 1-2 günde genellikle 4-5 günde renk
değişikliği meydana gelir, pilikalar silinir. Cidarı incelir, yeşil kirli renge boyanır(8).
Akciğer= Akciğerler önce kanlı sıvı ile doludur. Şiş, kırmızı bir görünüm alır.
Plevral boşlukta kanlı sıvı birikir.(bu durum hemotoraksla karıştırılabilir) Plevra kısa
zamanda kalbur gibi delikli bir hal alır. Plevra boşluğunda biriken sıvı genellikle 200
cc’den azdır. Bu sıvı transuda niteliğindedir. Her iki akciğerde çürüme gazlarının
toplanması nedeniyle intertisyel anfizemde görülen şişme meydana gelir(8).
Kalp= Yumuşar, kasların rengi bulanır. Kalp çürümeye karşı orta derece dirençli bir
organdır. Endokard kirli kırmızı renge boyanır. (Endokard ve damar endotelleri
hemolize kanı boyaması nedeniyle) Vişne çürüğü rengi, kalp boşlukları çürüme
gazları ile dolar. Bu durumu hava embolileri ile karıştırmamak gerekir. Renk
değişikliği nedeniyle koronerlerdeki mural trombüsün belirlenmesi güçleşir(8).
Kaslar= Kokuşmaya çabuk katılır. Uzun süre kas dokusu tanınabilir.İleri
dönemlerde jöleye benzer. Pis kokulu bir sıvı içinde bulunan kaslar massere olur ve
parçalanır.
Diyaframın santral apanevrozu kurur ve uzun zaman korunur.
Tendonlar= Apanevroz ve ligamanlar uzun zaman kalır. Renkleri koyu kırmızısiyahımtırak olur. Kuruyarak yaprak gibi hal alır(8).
Kıkırdaklar= Uzun zaman korunur. Renkleri kırmızımtırak sonra sarımtırak olur.
İncelerek yumuşarlar.
53
Sinirler= Çevresel sinirler uzun zaman çürümez.
Karaciğer= Yumuşar, rengi demir sülfürün renginden dolayı kirli yeşil renktedir.
Yüzelyel kısımlar albümin parçalanmasından dolayı açık kırmızı (soluk pembe)
renkli lösin ve tirozin kristalleri ile dolar(8).
Safra kesesinin safranın difüzyonuna bağlı, çevresindeki dokular yeşilimsikahverengi renge boyanır.
Karaciğer parankim dokusu giderek çürüme gazlarının etkisiyle “Bal Peteği”
ve “İsviçre Peyniri” görünümü denen bir yapı kazanır. Kalın bağırsakla temas eden
kısımlarında barsaktan karaciğere geçen md’ler siyahımsı-kahverengi renkte renk
değişimine neden olur. (sülfit birikimi)
Böbrek= Böbrekler oldukça geç çürür. Mesane böbrekten daha geç çürür(8).
Dalak= Yumuşar, meninksler ve beyin dokusu kırmızı bir renk alır. Bu durum
meninks kanaması ile karıştırılabilir.
1 hafta içinde pembemsi-gri renk alır.
1 ay içinde likefiye olur.
Meningeal kanamalar-hematomlar uzun süre değerlendirilebilir. Fakat
kanama dışı lezyonlar erken dönemde yok olur. Beyincik beyinden daha çabuk çürür.
Yaklaşık olarak (NŞA) 2-3 hafta sonra çürüme gazlarının etkisiyle karın
boşluğu açılır. Bu bulgu 1. dönemin bittiği 2. dönemin başladığını gösterir. Bu
dönemde henüz iç organlar tanınabilir.Dönemin sonlarına doğru dokularda
mikroskobik, patolojik lezyon ayırımı güçleşir. 2. dönemde ölü lekeleri kaybolur.
(kanın sulanması sonucu dağılır) Ancak kafa derisi altındaki ekimozlar bir süre
dayanıklılık gösterebilir(5,8).
54
2.DÖNEM
Bu dönem çürüme gazlarının karın cildini zayıf bir noktadan patlatmasıyla
başlar. Bu dönemde gazların dışarı çıkması, sıvıların dışarı drene olmasıyla iç
organlar hızla küçülür. Karın içeri çöker.Cesetten tahammül edilmez pis koku yayılır.
Kişinin kim olduğunu tanımak kolay değildir. Ancak belirli özellikleri ile tanınabilir.
İç organlar henüz tanınabilir. Beyin; artık erimiştir. Önce çamursu, sonra boza
kıvamında bir özellik ve kirli yeşilimsi renk kazanır. Akciğerler küçülmüştür.
Büzüşmüş, yumuşak ve esmerdir. Kalp; esmerleşmiş ve küçülmüştür. Bağırsaklar;
ileri derecede incelir. Dalak çamurlaşır. Uterus yerindedir. Dıştan da cinsiyet bellidir.
Karaciğer küçülür, ufalanır, yumuşar. Karaciğer kaybolmuşsa 2. dönem bitmiş, 3.
dönem başlamıştır(5,8).
3.DÖNEM
Karaciğeri ayırt edemiyorsak 3. dönem başlamıştır. İç organlarda şekil ve
karakter kaybolmuştur. Akciğerler ileri derecede küçülmüş, kurumuş, vertebranın
kenarlarında ince levhalar halindedir. Penis ve skrotum kurumuş ve küçülmüştür.
Kafadan başlamak üzere kaslar yerlerinden yer yer ayrılmış ve yer yer tendonlarla
kemiğe yapışıktır. Cinsiyetin dıştan ayırt edilememesi 3. dönemin bittiğini 4. son
dönemin başladığını gösterir(6).
4.DÖNEM
Cinsiyet artık ayırt edilemez. Cilt ve cilt altı dokusu tamamen kaybolmuştur.
Ceset yarı iskelet durumundadır. Bu dönemde ayırt edilebilecek tek organ Uterustur.
Uterustan daha önce olmak üzere erkeklerde de prostatı ayırt etmek mümkündür.
Beyin tamamen çürümüş ve kil manzarası almıştır. Cesedin gömüldüğü ortam
55
özelliklerine de bağlı olmak üzere 1-2 yıl içinde kaslar ayrılarak yok olmaya başlar.
Eklemler ayrılır. Yaklaşık 3-5 yıl içinde iskeletleşme tamamlanır(6).
ÇÜRÜMENİN DURDUĞU HALLER (ÇÜRÜMENİN İSTİSNALARI,
ÇÜRÜMENİN MODİFİKASYONU)
Bu şekilde görülen 3 durum vardır.
1-Sabunlaşma (Saponifikasyon)
2-Mumyalaşma (Mumifikasyon)
3-Maserasyon (Salamurlaşma)
1-SABUNLAŞMA (Saponifikasyon) (Adiposere):
Cesedin hava ile temas etmediği ortamlarda su içinde veya nemli toprakta
lokal bölgelerde veya nadiren genel olarak bir sabun kalıbı haline gelerek
bozulmadan durması halidir. Nadiren meydana gelen bir durumdur. Vücudun yağ ve
mum arasında bir özellik kazanmasından dolayı sabunlaşma yerine “adiposere
formasyon” terimi de kullanılır(6).
Sabunlaşmaya
neden
olan
olay
yağ
dokusunun
HİDROLİZİ
ve
HİDROJENARASYONU” dur. Bu nedenle özellikle daha çok şişman olanlarda
meydana gelir. Sabunlaşma için öncelikli koşul ortamın nemli olmasıdır. Özellikle
suda ya da nemli toprakta görülür. Kıvamı değişiktir(8).
Nemli, havasız ortamlarda kalan şişman cesetlerde de cilt altı yağ dokusu
başta olmak üzere vücutta yağlar önce yağ asitlerine ayrışır. Meydana gelen yağ
asitleri ortamdaki Ca ve Mg gibi mineraller ile birleşerek Ca ve Mg SABUNLARI
meydana gelir. Bu Ca ve Mg sabunları dayanıksız olur ve kolayca parçalanır.
56
Çürüme sonucu açığa çıkan NH3 (amonyak) Ca ve MG’un yerine geçerek daha
dayanıklı olan amonyak sabunlarını oluşturur(6).
Yağlar--------Yağ Asitleri-------Ca -- Mg -----Mg-Ca sabunları------NH3-Amonyak Sabunları (Çözünmeyen)
Çürümenin versiyonu (ekstrem durumu) olan ve çürümenin ilerlemesini
engelleyen bu olayın
gerçekleşebilmesi için de çürümenin başlamış olması
gereklidir(8).
Sabunlaşmanın gerçekleşebilmesi için en az 3 ay geçmelidir. Ancak bununla
birlikte yapılan araştırmalarda ölümden sonraki günler içinde sabunlaşmanın
başladığını ortaya konulmuştur.
Sabunlaşma genel olarak su içinde 1 yılda (1. ayda başlar 1 yılda
tamamlanır), toprakta ise 3 yılda tamamlanır. (3. ayda başlar 3 yılda tamamlanır)
Toprak içinde kalarak sabunlaşanların rengi sarı-kahverengi (toprağın rengini
alır), su içinde kalanlarda renk beyaz-gridir(8).
Taze iken yağlı, yapışkan ve hamur kıvamındadır. Bıçak ile peynir gibi
kesilir. Eski ise çok kolay parçalanır ve parmak arasında tulum peyniri gibi ezilir,
ufalanır. Zengin kısımlarında meydana gelen lokal bir durumdur. Bu nedenle
cesedin, yüzünde basen bölgelerinde karın bölgesinde
ve meme bölgelerinde
görülür. Ancak bazen genel olur. Sabunlaşma vücut ısısı 21-25ºC’de meydana gelir.
Cesedin tahnitlenmesi sabunlaşmayı geciktirir.
Sabunlaşmaya etki eden faktörler:
1-Kişisel faktörler: Sabunlaşma kadınlarda yağlı bölgelerin daha fazla olması
nedeniyle daha çok görülür. (Basen, göğüs, yüz, boyun, kasık, bel vb.)
57
Şişmanlar zayıflardan daha çok sabunlaşır.Alkolik kişilerin cesetleri daha çok
sabunlaşır. (alkoliklerde cesedin asiditesi fazla olduğundan) Ceset asiditesinin fazla
olması sabunlaşmayı kolaylaştırır.
Küçük çocuklar sabunlaşmaya daha yatkındır.Yeni doğan lağım çukurunda 6
haftada, erişkin lağım çukurunda 1 yılda sabunlaşır.
2-Kimyasal faktörler: Sabunlaşmanın oluşabilmesi bazı kimyasal koşullar gereklidir.
Yukarda da açıklandığı gibi cesette çürümenin başlamasıyla yağlar yağ asitlerine ve
gliserine ayrışır(8).
3-Çevresel Faktörler: Sabunlaşma açıkta meydana gelmez. Ya toprakta ya da suda
meydana gelen lağım çukurları da sabunlaşma için uygun ortamlardır.
Toprak nemli ve sıkı olmalıdır. Su geçirgenliği az olan killi topraklar
sabunlaşma için çok elverişlidir(8).
Sabunlaşmada ceset uzun süre durumunu korur. Ancak hava ile temas eder
etmez bozulmaya başlar.
Sabunlaşmada iç organlar bunların yerlerinde de ya bazen çürümeden kalma,
ne olduğu saptanamayan doku artıkları, ya da bazı yağ kümeleri saptanabilir. Bazı
araştırıcılar karaciğer ve dalağı sabunlaşmış olarak tespit ettiklerini belirtmişlerdir.
Kalp bazen az çok tanısı yapılabilen bir yağ kitlesi olarak saptanabilir.
Sabunlaşmanın adli tıp açısından önemi:
Sabunlaşmış cesetlerde; kimlik tespiti, eski yada yeni yara izlerinin
belirlenmesi, ölüm sebebinin tespiti mümkündür(6).
58
Sabunlaşan dokular histolojik olarak incelenmeleri gerektiğinde tercihen bağ
dokusu boyaları önerilir. Hücreler belirsizleşmiş olsa bile organların önemli
özelliklerine rastlanabilir.
Mezar
yeri
seçiminde
düşük
geçirgenli,
killi
topraklar
seçilmez.
Sabunlaşmada yağların hidrolizini yapan bakteri → Clost welchiilnin yaptığı
LESİTİNAZ enziminin sabunlaşmayı tetiklediği öne sürülmektedir(8).
MUMYALAŞMA (MUMİFİKASYON)
Cesedin dış görünüşü bozulmadan sıvı kaybederek kurumasına mumyalaşma
denir. Doğal ve yapay mumyalaşma olarak 2’ye ayrılır (6).
1-Doğal Mumyalaşma:
Sıcak, kuru ve rüzgarlı havada bekleyen cesetlerde meydana gelir. Sıcak ve
nemli iklimde pek görülmez. Ortam sıcaklığı 50-60 derece olmalıdır. (çöl iklimi)
Kişinin zayıf oluşu ve ölmeden önce dehidrate olması mumyalaşmayı kolaylaştırır.
Özellikle bebek, yaşlı ve zayıflar daha kolay mumyalaşırlar(6).
Deri kuruyarak sert, kahverengimsi-siyahımsı bir renk alır. İç organlar
ağırlıklarının tümünü kaybeder ve küçülerek büzüşür. Göz küreleri çöker, genellikle
gözler kaybolur, yanaklar küçülür, düzleşir. Cilde yakın kemik çıkıntıları
belirginleşir. İnterkostal aralıklar rahatlıkla görülür.Karın arka duvara yapışacakmış
gibi iyice küçülür.
Arsenik, antimon zehirlenmesinde potasyum nitratı fazla olan tannik asitten
zengin topraklarda mumyalaşma kolay olur(8).
Mumyalaşmanın adli tıp açısından önemi:
-Mumyalaşmış cesedin kimlik tespiti rahat yapılabilir.
59
-Ceset üzerinde travmatik veya alet yaralarına ait izlerini saptamak kolay
olabilir. Uzun yıllar hiç bozulmadan korunabilir.
-Ölüm sebebi hakkında fikir yürütebilir(6).
Mumyalaşma cesedin tamamında meydana geldiği gibi, bir kısmında da lokal
olabilir. (burun, el, ayak vd.) özellikle el ve ayak parmaklarında
Mumyalaşmaya sıklıkla az miktarda sabunlaşma da eşlik eder. Cilt önce
kahverengimsi-siyah renk alır. Sekonder olarak küflenme olursa beyaz-yeşil ya da
siyah olabilir(6).
Cilt oldukça serttir. Otopsi yapmak çok güç olabilir. Eğer parça almak
gerekirse % 15’lik gliserinle birkaç gün bekletilebilir(6).
2-Yapay mumyalaşma:
İlk çağlardan beri cesetlerin korunması amacıyla yapılan bir işlemdir. Eski
Mısır’da ölen kişinin iç organları çıkartılır, güneşte kurutulduktan sonra yeniden
yerine konur, ardından ceset reçine ile sarılırmış.
Güney
Amerika’da
İnkalar,
Anadolu’da
İlhanlılar
aynı
yöntemi
kullanmışlardır.
Tahnit (Embalming):
Cesedin mikroorganizmalardan arındırılması ya da çürümeden korunması,
bozulmadan bir yerden bir yere nakli, ya da derslerinde kadavraların korunması için
yapılan bir işlemdir(6).
Tahnit işleminde enjektörle vücuttaki kanın dışarı alınması ve yerine
koruyucu sıvıların enjekte edilmesiyle yapılır(6).
60
Tahnit mumyalaşmada olduğu gibi cesedin uzun süre bozulmadan
korunmasını sağlamaz. Tahnitte temel amaç; cesedin bir yerden bir yere nakli, ya da
teşhir için bekletilmesi sırasında bakterilerin tehlike oluşturmasını, cesedin
görünümünün bozulmasını engellemektedir. Ayrıca kimlik tespiti yapılmasına da
olanak sağlamış olur(6).
Tahnit solüsyonları: Etil alkol-metil alkol, formaldehit gibi bakteri faaliyetini
engelleyen maddelerdir(6).
Erişkin biri için en az 1,5-2 lt. tahnit solüsyonu kullanılır.
Tahnit sonrası yapılan otopsilerde alınan doku örneklerinde yanlışlıkla etil
alkol, metil alkol intoksikasyonu tanısı konulabilir. Bakteriyolojik incelemeler (-)
sonuç verebilir. Ancak fikse olan dokuların uzun süre korunması, histopatolojik
incelemelerin yapılabilme avantajı da sağlar(8).
Tahnit yapılacaksa en iyisi otopsi yapıldıktan sonra uygulanmalıdır. Otopsi
sonrası pratik olarak tahnit solüsyonu emdirilmiş pamuklar vücut boşluklarına
uygulanabilir(6).
Cesedin tahnitlenmesi sabunlaşmayı geciktirir.
Tahnit sıvısı enjekte edildikten sonra etanolun kandaki miktarını saptamak
mümkün değildir.Ancak vitröz hümordan alkol tayini yapılabilir(8).
Maserasyon (Salamurlaşma):
Maserasyon: fetusun uterus içinde öldükten sonra belli bir süre omnion mayi
içinde beklemesine bağlı olarak oluşan otolitik değişiklikleri tanımlamak için
kullanılır. Aseptik bir olay olup, otolizin özel bir şeklidir. Her ölü doğan bebek
masere değildir. Bunun için bazı koşullar gerekir;
61
Maserasyon bulgularının belirlenebilmesi için fetusun amnion sıvısı içinde en
az 6 – 8 saat beklemiş olması gerekir(8).
Perinatal ölümlerin 1/3’ün de masere ölü bebek olduğu tespit edilmiştir.
Maserasyona uğramış fetusun cildi ölümden sonraki saatlerde amnion sıvısı
içinde beklemesi ve hemolize bağlı olarak pembe-kırmızı renkte, haşlanmış tarzda
görünüm verir. Fetus çok yumuşak bir haldedir. Karın içeri çökmüştür. (kurbağa
karnı) Bebek masaya konulduğunda yayılır(6).
Maserasyonun dış muayenede saptanabilen ilk önemli bulgusu epidermisin
soyulmasıdır. Maserasyonun en erken bulgusu derinin kaygan bir durum olmasıdır.
Deri değişiklikleri postmatür fetusta geç oluşabilir. Bu durum özellikle kemik
çıkıntıları üzerinde belirgin olur. Tek bu bulgunun varlığında ölümden sonra en az 6
saat geçmiş demektir. Epiderm sıyrıldığında altta kırmızı renkte derm açığa çıkar.
Epiderm ile derm açılarak büller oluşur. Bül oluşumu 2. olarak meydana gelir. Bu
ölümden sonra (fetusun) en az 24 saatlik bir sürenin geçtiğini gösterir. Büller
patlayınca altta kırmızı-kahverengi bir renk görülür. Hafif bir travmada bile epidermdermden ayrılır. İç organlar ve bağ dokusu hemolize bağlı olarak pembeye boyanır.
Vücut boşluklarında koyu kırmızı renkte sıvı toplanır.
Bağ dokusunun otolizine bağlı olarak eklemler hipermobilite kazanır.
Ölümden 4-5 gün sonra kafa kemiklerine tutunan dura ve periost ayrılır. Bu tip
vakalar eğer fetus vajinal yoldan alınıyorsa kafanın distorsiyone olmasına neden olur.
Böylece kafa kuturlarının ölçümü engellenir(8).
Ciltte pembeden kahverengi sarıya değişen renk değişikliği görülür. Eğer
sarımsı-gri renk değişikliği varsa birkaç hafta geçmiştir. Göbek kordonu kalınlaşmış
ve yumuşamıştır. Masere bebek uterus dışına alındığında hızla çürür. Buna karşın;
62
ileri derecede çürümüş bir bebeğin masere olup olmadığını saptamak mümkün
değildir.
Böbreklerin histolojik incelemesiyle fetusun olgunluğu belirlenebilir. 36
haftadan sonra böbrek nefron yapısına kavuşur(8).
Yaklaşık 28. gebelik haftasına kadar akciğerlerde alveol gelişimi belirgin
değildir. Masere fetusun adrenal korteksinde lipidlerin bulunmayışı fetusun
ölümünün hızlı bir şekilde meydana geldiğini gösterir (7).
MESARE BEBEK
MALFARMASYONLU
MALFARMASYONSUZ
( % 8-13)
KVS
SSS
Böbrekler
Masere bebeklerin % 50’in de plasenta ve kordona ait patolojik bulgular
vardır. Ayak taban uzunluğu maserasyonda değişmeden kalan güvenilir bir
parametredir.
LANGLEY’in maserasyon kriterleri;
1-Evre 0:Deri haşlanmış görünümde (intrauterin ölüm 8 saatten az)
2-Evre 1:Deri soyulmaya başlamış (8-48 hafta)
3-Evre 2:Deri ileri derecede soyulmuş, seröz kavitelerde kırmızı renkli
efüzyon birikmiş.(2-7 gün)
4-Evre 3:Karaciğer sarımsı-kahverengi renkte, efüzyonlar bulanık (8 gün)
63
El-ayak tabanları buruşmuştur. Batın içe çökük, yanlara taşmış durumdadır.
“Kurbağa karın” cilt altı dokusu kaslar ve iç organlar otolize nedeniyle kemiklerden
ve eklemlerden ayrılabilir. Eklemler çok gevşemiştir ve kollar-bacaklar ekseni
etrafında kolayca çevrilebilir. Kaslar ve iç organlar kirli-kırmızı bir renk almıştır,
yumuşamıştır. Zamanla kafa kemikleri iç içe geçer(7).
Masere bebekte kemikleşme noktaları, renk bakımından normaldekine göre
zıtlık gösterir. “Beclard kemikleşme noktası” kırmızı zeminde beyaz-soluk renktedir.
Maserasyona bağlı organların yumuşaması direksiyonu güçleştireceğinden
özellikle KVS malfarmasyonundan kuşkulanılıyorsa, organların 2-3 gün formalin
içinde fikse edilmesi tanıyı kolaylaştırır(6).
Ölüm nedenleri:
Beyin patolojisi, fetomaternal kanama, İÜ enflar (sitomeplo virüs, parvo
virüs, toksoplazma, toxocara canis, clamidya psittosi, myocoplasma, sifiliz, suçiçeği,
Herpes vimplex, palio, kızamık, hepatit B, koksaki B, listerial, kromozom
anomalileri (Trizomi 18, trizomi 13, triploidi, trimozi 21), konjenital tümörler (kalpte
rabdomyom, konjenital lösemi, nöroblastom, teratom, hemanjion, hepatoblastom) ,
postmatürüte, ilaçlar ( fenitoin, sodyum valproat, warfarin, alkol,plesantal yetmezlik)
(24 saat sonra beyin yumuşar)
48 saati geçen ölümlerde beynin incelenmesi güçtür. Ancak beynin
fiksasyonu sonrası yapılacak histopatolojik inceleme ile fötal matürasyonun
belirlenmesi mümkün olabilir.
Maserasyona bağlı hücre çekirdeğindeki değişiklikleri hemotoksiller eozin
boyası ile göstermek zordur. Bu nedenle trikrom boyası ile boyamak daha yararlıdır.
64
Fetusla birlikte mümkünse mutlaka plasentanın da incelenerek elde edilen
bulguların kıyaslanması gerekir.
“Fetus papireseus” değişikliklerin en son derecesidir(8).
MANTARLAŞMA:
Cesedin kapalı ve nemli yerlerde (örn. Mahzenler) kalması sonucu birkaç gün
içinde açıkta kalan yerlerde (yüz, kasık, koltuk altı) küf mantarları ürer. Mantarlaşan
bölge gri-yeşil renkte görülür. Gömülü cesetlerde de kefen içinde kokuşma başlarken
vücudun nemli bölgelerinde küf mantarları üreyebilir(6).
Ölüm zamanının belirlenmesinde; olay yerinde ölüm koşullarının, kişinin
ölüm öncesindeki öyküsünün ve ölümden sonra vücutta meydana gelen değişikliklere
yol açan etkenlerin hep birlikte değerlendirilmesi en doğru yaklaşımdır.
Ölüm zamanının doğru olarak belirlenmesi adli tıpta çözümlenmesi en güç
sorunlardan biridir. Ancak ölüm zamanını kesin olarak belirleyecek bir yöntem
bulunmamaktadır. Ölümden sonra cesette meydana gelen fiziksel ve kimyasal
değişiklikler ölüm zamanını (pmi) tayini için bir esas oluşturur. Ayrıca ölüm ile bazı
vital fonksiyonların hemen sonlanması da ölüm zamanının tayini için kullanılmış,
kullanılan vital fonksiyonlar arasında “mide boşalma zamanı” bir zamanlar kabul
görmüştür(6).
Adli olguların araştırılması ile ilgisi bulunan hekimlere sık olarak ölüm
zamanı ile ilgili sorular sorulur. Adli olaylarda ölüm zamanının tespiti; ölüm
nedeninin saptanması kadar önemlidir(8).
Ölümün belirli bir zamandan önce veya sonra meydana gelmiş olduğu
gösterilirse şüpheli bir kimsenin suçsuz olduğunun kanıtlanması mümkün olabilir.
65
Sigorta ve vasiyetname ile ilgili hukuk davalarının çözümünde ölümün meydana
geldiği zamanın belirlenmesi büyük önem taşıyabilir(6).
4.ÖLÜM ZAMANI VE POSTMORTEM İNTERVALİN SAPTANMASI
Postmortem interval tayini (PMİ) özellikle kuşkulu ve doğal olmayan
ölümlerde önem taşır. Ancak kesin ölüm zamanını belirleyecek herhangi bir yöntem
geliştirilememiştir. Bu nedenle ölüm zamanından ziyade PMİ şeklinde ifade edilmesi
daha doğru olacaktır(9).
PMİ’de; erken dönemde saat aralıkları
Geç dönemde gün ve haftalar
Çok ileri dönemde ise ay ve yıllarla belirtilir.
PMİ saptanmasında öncelikle ölümün erken ve geç belirtilerinden yararlanılır.
Ayrıca değişik laboratuar yöntemlerine de başvurulur(9-10).
Adli ölü muayenesi için çağrılan hekimin görevi sadece kişinin öldüğünü
tespit edip cesedi morga göndermek değildir. Ayrıca özellikle ölüm belirtilerinden
faydalanarak teker teker araştırarak; PMİ tayinine yarayacak bulguları not etmelidir.
Cinayet, kaza, intihar veya şüpheli ölümlerde soruşturma, suçluların gerçek
durumlarını belirtmek, değerlendirmek için ölüm zamanının bilinmesi çok önemlidir.
Böylece soruşturma yeni bir nitelik kazanacaktır(10).
Aynı aile fertlerinin ölü bulunmaları durumunda kimin daha önce öldüğünün
belirlenmesi miras geçişlerini etkileyecektir.
Adli Tıpta “Ölüm yoktur. Ölü vardır” mantığından yola çıkarak; bir kişide
ölüm belirtileri ve seyri farklıdır. Her zaman düzgün bir ilerleme göstermez. Agoni
olup olmaması, fiziksel ortam koşulları, bedensel ve patolojik durum etkileri, ölüm
66
öncesi antibiyotik (alkol, kimyasal madde vd.) alma, kişinin emosyonel durumu,
açlık-tokluk, spor-efor aktiviteleri gibi daha birçok faktörden etkilenir.
Ölümden sonra geçen zaman ne denli uzun olursa yöntemlerin kesinliği de o
denli az olur.
Kalp ve diyaframda başlaması ölümden
30 dk sonra
Kalpte görülmesi
12-24 saat sonra
Çene kaslarında
2-4 saat
Bütün vücudu kaplaması
6-8 saat
Çözülmeye başlaması
48 saat
Çözülmenin tamamlanması
3-4 gün sonra meydana gelir.
Ölüm zamanının belirlenmesinde ölü sertliğini bir araştırıcının; spasm
kadeverik ve ölünün donması gibi ölü sertliğini taklit eden durumları unutmamalıdır.
Ayrıca ölü sertliği oluştuktan sonra bozulursa etkilenmiş kaslarda kalıcı bir gevşeklik
durumu oluşur. Ölü sertliğini değerlendirirken bozulmuş olma olasılığı hiç
unutulmamalıdır(9).
Ölü lekeleri;
Boyunda oluşmaya başlamışsa
20-25 dk. sonra
Ölü lekelerinin birleşmeye başlaması
3-4 saat sonra
Ölü lekelerinin basmakla solmaya başlaması
10 saat
Cesedin durumu değiştirildiğinde yer değiştirilmesi
10
saate
kadar
devam eder.
En güvenilir ısı değerleri vücut bütünlüğü bozulmadan önce rektumdan elde
edilir.
67
Elle dokunmakla kabaca; eller-ayaklar-yüz soğumuşsa ölümden 1-2 saat
Elle dokunmakla kabaca; vücudun diğer yerlerinde soğuma ölümden 4-5 saat
sonra.
4.1.ERKEN POSTMORTEM DÖNEMDE (saatlerle belirtilen) PMİ
SAPTANMASI
4.1.a. ÖLÜ SERTLİĞİ
Ölü sertliği kişiye, çevreye vb. çok sayıda faktöre bağlı değişmekle birlikte
genellikle başlangıcı 1-6 saat, en yüksek seviyesi 6-24 saat, bitmesi ve çözülmesi 1236 saatlik bir sürenin geçtiğini gösterir.
Başlangıç ve bitiş döneminde PMİ yorumlanırken cesedin soğuması, ölü
lekelerinin durumu, çürüme gibi belirtileri de göz önüne almak gerekir (8).
4.1.b. ÖLÜ LEKELERİ:
Ölümden hemen sonra oluşmaya başlasa da; en erken 1 saat sonra çizgi ve
plaklar halinde görülür. Ancak dıştan belirgin olarak görülmesi genellikle 3-6 saatlik
süreyi gerektirir. Çürüme başlayınca ayırt edilemez bir hal alır. Ancak ölüm
zamanının belirlenmesinde sınırlı bir değeri vardır(8).
4.1.c. ÖLÜ SOĞUMASI:
Ölümden sonraki ilk birkaç saati belirlemede en yararlı kriterlerdir. Özellikle
ilk 24 saatte kullanılan yararlı bir yöntemdir.(ölümden sonraki ilk 12-18 saati
belirlemede genellikle en güvenilir kriter kabul edilir) (9).
68
Ölü soğumasını –ölü sertliği ile birlikte değerlendiriyorsak;
Ceset sıcaklığını koruyor, ölü sertliği hafifse 3 saatten az
Ceset sıcaklığını koruyor ölü sertliği oluşmuşsa 3-8 saat
Ceset soğuk ölü sertliği devam ediyorsa 8-36 saat
Ceset soğuk ölü sertliği geçmiş (yumuşak) 36 saat
4.1.d. OTOPSİDE SAPTANAN BULGULAR
a-Vücut sıvılarında potasyum miktarının saptanması:
Ölümden hemen sonra potasyumun hücreleri terk etmesi nedeniyle, serum
potasyum düzeyi yükselir. Potasyumun BOS’da ilk 20 saatteki artışı yararlı
olabilir(9).
Ölümden 6 saat sonra 6,19 mEq/L olan potasyum konsantrasyonunun saatte
0,1625 mEq arttığı ve ilk 12 saatte ölüm zamanının +1,1 saatlik bir yanılma ile
belirlenebilmektedir.
Potasyum değeri çevre etkenlerinden bağımsız olarak ölümden sonra düzenli
bir artış gösterdiği için PMİ’de kullanılmaktadır(9).
PMİ’de en önemli yöntemlerden biri göz içi sıvısındaki (aköz humor)
potasyum miktarının belirlenmesidir. Ancak bu konuda da çelişkili sonuçlar
açıklanmıştır. (yayınlanmıştır) (Bazıları ilk 24 saatte çok yararlı olduğunu, bazıları
ilk 24 saatte +- 10 saatlik yanılgı payı ilk 48 saatte +-20 saatlik yanılgı payı verdiğini
bildirmişlerdir.)
Potasyum miktarı konusunda en çok kabul gören formül “Stufner” tarafından
önerilmiştir(9).
[ PMİ (saat)=7,14 x K+ konsantrasyonu (mEq/lt) – 39,1]
69
Bu formül 10ºC’den ısılarda daha güvenilir sonuçlar verir. İlk günkü % 95
güvenirlik oranı ± % 4.7’dir(9).
Tüm bunlara karşı; göz içi sıvısında K+ miktarı birçok faktöre bağlı olarak
değişmektedir. Bunlar; örneklerin alınmasındaki hatalar, göz içi sıvısına kan
karışması, vücut ısısı, ölüm nedeni, yaş kullanılan tespit yöntemi
b-Kemik iliği hücrelerinde (Lökositlerde) meydana gelen değerlerdeki hücreleri PMİ
tayininde kullanılmaya çalışılmıştır. Özellikle postmortem 10. saatte nötrofillerin
hücre
sınırlarında
ve
stoplazmalarında
meydana
gelen
değişiklikler
PMİ
hesaplanmasında kullanılmıştır(9).
İlk kaybolan hücreler Eosinofil ve Monosit 60. saat
Nötrofiller
66. saat
Lenfositler
84. saatte
Diferansiyel bir kaybolma gösterirler.
Nötrofiller ölümden 1 saat sonra şişme gösterir. 4 saat sonra yuvarlaşarak
myeloid görünümü alır. 10 saat sonra içlerinde vakuoller oluşur. Hücre ektoplazması
bozulur ve hücre sınırları kaybolur(9).
Midedeki gıdalardan;
Sıvılar genellikle
2 saat
Yarı-katılar genellikle
2-3 saat
Katı gıdalar genellikle
3-4 saatte mideyi terk eder.
70
Midenin Boşalma Süresini Uzatan Faktörler: Sıvı gıdalar, fazla yemek,
kolinerjik ilaçlar, açlıktan sonra yenilen yemek, iyice çiğnenmiş gıdalar, sağ tarafa
doğru yatma, psikolojik sorunlar, çok fazla miktarda yağ ve yağlı gıdalar(9-10).
Midenin Boşalma Süresini Kısaltan Faktörler: Yarı katı, katı gıdalar, ağrı,
yaralanma, kanama, antikolinerjik ilaçlar, yağlı gıdalar, hipertonik ve hipotonik
solüsyonlar, depresyon, üzüntü-korku, sol tarafa yatma.
c-Göze ait değişiklikler:
Korneadaki bulanıklık ve opasite yardımcı bulgulardır.
Gözler açıksa: 3-4 saat sonra
Gözler kapalıysa:24 saat sonra başlar.
d-Midedeki Gıdaların Sindirilme Durumuna göre PMİ Tayini:
Bu konuda bir çok araştırma yapılmasına karşın, ölüm zamanı ve PMİ
saptanmasına yönelik önemi tartışmalıdır. Çünkü gıdanın sindirimi, dişlerin
durumuna, gıdanın cinsine, miktarına, pişme şekline, alkol alınıp alınmamasına,
kişinin fizyolojik, nöro-psişik durumuna gibi bir çok faktöre bağlıdır.
Kişinin ölümden önce son yemek yediği saat biliniyorsa, midedeki gıdanın
sindirim derecesine göre yemekten kaç saat sonra öldüğü kaba bir tahminle
söylenebilir. Mide 10 dk. boşalmaya başlar. Hafif bir yemek yaklaşık 1,5-2 saatte,
orta bir yemek 3-4 saat, ağır bir yemek 4-6 saat kalabilir.
Eğer mide tamamen dolu, gıdalar sindirilmemiş ise kişinin yemek yedikten
kısa bir süre sonra öldüğü söylenebilir(9).
71
4.1.e. CESETTEKİ TRAVMATİK LEZYONLARIN KARAKTERİ
Yara derhal öldürücü nitelikte ise; olay ile ölüm zamanı birbirine çok
yakındır. Kanama, ekimoz yaygınsa yaranın derecesi, yara durumuna göre yaralanma
ölümden çok daha öncedir(9-10).
Yara ve sıyrıktaki renk değişimi parşömenleşme 6. saate doğru kendini belli
eder(9-10).
Yaraların taze görünüşü aynı zamanda ölüm zamanının yakınlığını gösterir.
Yeni yara; kanamalı, yara yüzeyi doku rengi görünümündedir. Ölüm yaralanmadan
hemen sonradır (9-11).
Erken dönemde PMİ belirlenmesi ile ilgili başka yöntemler de vardır. Eski
kaynaklarda çok sayıda yöntemlerden bahsedilmekte ise de bugün artık pek önemi
verilmemektedir. Bunlar; kanın donma derecesi, sakal kıllarının ölçülmesi, kan
şekeri ölçümü, kan pH’ının saptanması(9).
-Sakal-Bıyık (kılların) uzunluğu:
Sakal ve bıyıklar saatte 0,021 mm/h uzar. Bu duruma göre 24 saatte 0,5 mm.
uzar. Ölen kişinin traş olduğu zaman (gün ve saat) bilinirse; traş olduktan sonra ne
kadar yaşamış olduğu birkaç kez kıl uzunluklarının ölçülmesi suretiyle ortalama kıl
uzaması saptanarak ölüm zamanının belirlenmesi mümkün olabilir. (Yaklaşık 20 kıl
alınır ve ölçülür, ortalaması alınır. Çıkan rakam kılın uzama indeksi 0,021’e bölünür.
Çıkan sonuç kişinin traş olduktan kaç saat sonra öldüğünü gösterir.)
Örn:Traş olduğu saatten itibaren kaybolan ve cesedi 3 gün (72 saat) sonra
bulunan kişinin ölüm zamanı?
Cesetten alınan 20 kılın ortalama uzunluğu=0,10 mm’dir(10-11).
72
0,10/0,021=4,76 saat (4 saat 45 dk)
Buna göre kişi traş olduktan 4 saat 45 dk. Sonra ölmüştür. Kişi traş olduktan
72 saat sonra bulunduğuna göre; kişi öleli 72-4,76=67,24 saat olmuştur(9-11).
Tırnakların uzama miktarına göre PMİ:
Tırnakların günde uzama miktarı 0,1 mm/gün’dür. Kişinin tırnak kestiği
zaman biliniyorsa cesetteki saptanan tırnak uzama miktarına göre ölüm zamanı
saptanabilir.
-Kanın donma noktasından yararlanarak PMİ tayini:
Canlıda kanın donma noktası -56ºC dir.
Cesette ölüm sonrası serumda iyonlar ve elektrolit yoğunluğu artar. Bu da
donma derecesinde düşüşe neden olur. Günlük donma derecesi düşüşü 0,1
ºC
kadardır.
Cesetten kan alınır ve donma noktası ölçülür. 24 saat sonra (belirli bir süre
sonra) tekrar alınır ve ölçülür. 1. ölçüm ile 2. ölçüm farkı ve -0,56 ºC ile 1. ölçüm
farkı zamanı arasında orantı kurulur (9-11).
Örn: İlk saptanan donma noktası:-0,80 ºC
3. kez saptanan donma noktası: - 0,87 ºC olsun
(- 0,56 ) – ( -0,80) X 24 saat = …………….. saat
(- 0,80) – (-0,87)
-0,24
X 24 = 82 saattir.
-0,07
73
O halde kişi öleli 82 saat olmuştur.
Veya -0,56 ºC’den sonra ceset kanının son donma noktası arasında kaç misli
0,10 varsa ölümden sonra o kadar gün geçmiştir(9-11).
-Kan şekerinin ölçümü ile PMİ tayini;
Ölümden sonra normalde % 100 mg olan kan şekeri zaman geçtikçe azalmaya
başlar ev bir süre sonra kanda şeker kalmaz. Ölümden 7-8 saat sonra sol ventrikülde
şeker oranı 0’a yakındır. Ancak ölümden sonra bir süre daha karaciğer glikoz yapar
ve bu da v. cava inferiora geçer. Oradan sağ kalbe ulaşır. Bu bölgede glikoz % 300’e
kadar çıkabilir.
-Kan ve serumda pH değerinin saptanmasına dayalı PMİ yaşayanlarda;
serum, Bas pH değeri=7,35-7,45’dir. (Ort= 7,4)
Göz sıvısında=7,4
Tükürükte=6,35-6,85
Ölenlerde; laktik asid, amino as ve yağ asitleri oluştuğundan vücut sıvılarının
reaksiyonu asidiktir. (7-8 saate kadar) pH=6,4’e düşer. Sonra yükselerek normalin
üstüne çıkar, kan pH’sı 6,4’e yaklaşıyorsa kişi öleli 7-8 saat olmuştur.
Daha sonra NH3 ve diğer parçalanma ürünlerinin etkisiyle pH yükselir. pH
7,20’nin üstünde ise kişi öleli 10 saati geçmiş demektir.
-BOS’da anorganik fosfor ölçümü; % 15 mg’ın üstünde ise ölümün üzerinden
en az 10 saat geçmiştir.
74
Yine aynı şekilde kanda (serumda) anorganik fosfor % 15 mg’ın
yükselmesinde ise ölümün üzerinden en az 10 saat geçmiştir(11).
-BOS’da NH3 miktarı:
İlk 10 saatte
% 0-3 mg
10-30. saatte % 2-6 mg
30-40. saatte %7 mg’a kadar çıkar.
-Plazma iyonlarının tayini:
Na+ (Normal değeri 137-151 mEg/lt) : İlk 24 saatte bir düşme görülür, sonra
değer sabitlenir. Bu metod ilk 24 saat değerli olabilir. Bu süre içinde ortalama düşme
17,14 mEg/Lt kokuşma ile çok değişkenlik gösterir.
K+ (Normali 4-5 mEg/Lt) : ilk 24 saatte sabit olmayan düzensiz bir artış
görülür. Bu artış ortalama 17 mEg/L’dir.
Sanki Na+ ile ters orantılı bir durum görülür.
Ca+ : İlk 72 saatte değişiklik yoktur. Canlılardaki plazma Ca+ değişkenliği bu
maddeyi araştırmayı gereksiz kılmıştır.
a- (Normali 103 mEg/L): Postmortem daima bir düşüş gösterir. İlk 24 saatte
51 mEg’L bulunmuştur(11).
-Kanın pıhtılaşma süresinin tespiti (Çok yanıltıcıdır):
Ölümden sonra pıhtılaşma bir süre devam eder. Ölümden 12 saat sonra
pıhtılaşma tamamen kalkar. Test yapıldığında pıhtılaşma görülmezse ölümün
üzerinden en az 12 saat geçtiği kabul edilir.
75
-Schleger :
Serumda 14 mg/100 mL düzeyini aşmamışsa ölümün 12 saat içinde, kreatinin
5 mg/100 mL düzeyini aşmamışsa olduğunu gösterir. Serum inorganik fosforu 15
mg/100ml’den yüksekse 10 saatten fazla süre geçmiştir. Serum kreatinin değeri 11
mg/100 ml değerini aşmıyorsa, yani 5-11 mg arasında ise ölümden sonra 28 saatten
daha fazla süre geçmemiştir.12-28 saat arasındadır(11).
-Laktik asit konsantrasyonu ilk 15 saatte % 15 mg’dan % 200 mg, protein dışı
azot konsantrasyonu ilk 15 saatte % 15-40 mg çıkar. Amino asidin % 1-12 arasında
değiştiği belirtilmiştir.
-BOS’da amino asid azotu ve kreatinin ölçümü; “Schleger”
amino asid azotu=% 14 mg’dan düşükse
kreatinin % 5 mg’dan
amino asid azotu % 80 mg’dan düşükse ölüm 10 saatten daha kısa sürede
meydana gelen 24 saatten daha kısadır(11).
4.2. GEÇ POSTMORTEM DÖNEMDE (Gün-Hafta ile ifade edilen) PMİ
SAPTANMASI:
4.2.a. ÇÜRÜME: Çürümüş bir cesette ölüm zamanının belirlenmesi çok güçtür.
NŞA’da ölümden genellikle 36-48 saat sonra başlar. Ancak soğuk havada; 2-3 gün
sonra, hatta daha uzun sürede başlar.
Genel olarak ortalama şartlarda ceset 36-72 saatte şişerek krepitasyon
alınmaya başlar. Bazen bu süre 5-6 güne kadar çıkabilir. 36-48 saat sonra ilioçekal
bölgede renk değişikliği meydana gelir(9-11).
76
Epidermolizis, vezikül oluşumu, tırnak ve saçların yerinden çıkması gibi
bulgular ölümden sonraki 4-7. günlere uyar(9-11).
Açık havada kalan cesetlerde ortamdaki bitkilerin canlılık durumlarının
değerlendirilmesi de bazen anlamlı olabilir. Vücut altındaki çimlerin ya da diğer
bitkilerin solması, sarı ya da kahverengiye dönmesi de değerli gözlemlerdir.
İleri Postmortem Dönemde (Ay-yıl ile ifade edilen) PMİ saptanması;
Bu durum cesedin bulunduğu ortama bağlı olarak büyük değişkenlik gösterir.
Bu nedenle olay yerinin araştırılması öncelikli olarak önemlidir.
Ölümden itibaren aylar ve yıllar için PMİ tayini geniş zaman dilimleri içinde
ifade edilmelidir(11).
Kemiklerin incelenmesi ile PMİ tayini yapılabilir. Bu bölümden kemiklerdeki
amnio asid ve azot miktarı değerlidir(11).
Kemik proteinlerinin içerdiği azot kemik ağırlığının %4-5’i kadardır.
50 yıllık bir kemikte bu miktar % 3,5
350 yıllık bir kemikte bu miktar %2,5
3000 yıllık bir kemikte bu miktar %1’dir.
% 4-5 AZOT (kemik proteinlerindeki azot)
( ^^ 30 yıllık % 3)
( ^^ 300 yıllık % 2)
( ^^ 3000 yıllık % 1)
İmmünolojik aktivite 5 yılda kemiklerde kaybolur(11).
İskelet kemiklerinden ölüm zamanının tespiti;
Yumuşak dokuları kaybolsa da, eklem yüzeylerindeki kıkırdak ve ligomentler
bir süre için dayanabilir.
77
Kemiklerde pis kokunun varlığı, kemik iliğinin olması gibi bulgular ölümün
üzerinden çok uzun bir zaman geçmediğini gösterir. Kemiklerdeki koku, yumuşak
dokuların tümüyle çürümesinden sonra kaybolur(11).
Çürümekte olan cesedin bulunduğu ortam koşulları iskeletleşmeyi çok etkiler.
Bunlar;
1- Isı-nem
2- Gömülme
3- Evde kalma
4- Süre
5- Diğer( giysi, cinsiyet, hastalık, bireysel farklılıklar vb.)
Isı – nem: önemlidir. Ilıman , sıcak iklimde nemi çok olan bölgelerde
insektler yumuşak dokuları kısa sürede ortadan kaldırır ve iskeletine çabuk mg.
Soğukta çok yavaş olur.
Gömülme: Gömülen cesedin çürümesi daha uzun zaman alır. Humuslu –
alüzyonlu toprakta çürüme hızlıdır. Su geçirmeyen killi toprakta çürüme 9 – 10 yıl
sürebilir.Kireçli – kumlu toprakta çürüme hızı yavaştır.
Suda kalma. Isı, derinlik akıntı, canlılar gibi etkilere bağlıdır(11).
Yazın, temiz suda; 4-7 günde su yüzeyine çıkar (11).
Derin, serin suda; 3 hafta
Az tuzlu/ tatlı soğuk suda; kemikler taze izlenimi verir.
Tuzlu suda; kimyasal çürüme mg.
Suda bulunan cesette eğer varsa bit ve pire gibi parazitlerin incelenmesi ölüm
zamanının tespitine yardımcı olabilir. Cesedin üzerindeki pireler havayla temas
78
ettikten 1 saat içinde canlanırsa bulunan cesedin suda kalma süresi 12 saatten azdır.
Eğer ceset 20 saat suda kalmışsa, pirelerin canlanması 5 saat sürebilir (11).
Bitler; Su altında kalmaya en fazla 12 saat dayanabilir.
Süre; İskeletleşme için gerekli süre büyük oranda yukardaki çevresel
faktörlere bağlıdır. Cesedin bulunduğu ortama göre (açık hava, toprak, su) değişik
küçük canlılar tarafından istila edildiği görülür. “ 8 istila dalgası ” olarak tanımlanan
ve her dalgada değişik özellikler içeren böceklerin bulunduğu çürüme aşamalarına
göre, kişinin ne zaman öldüğü belirlenebilmektedir (11).
Ölüm zamanının saptanmasında kullanılan fiziksel ve kimyasal yöntemler
bulunan iskelet kemiklerine farklı testler uygulanarak ölüm zamanı saptanabilir.
1- Kemik parçasının kıvamı ve ağırlığı: Parça tartılır ve hacmi bulunur.
Hacim hesabı
150’de 9/cm3 birimiyle taşırdığı su miktarına göre hesaplanır.
Taze kemik
1,7 -2,2 sonucunu verir.
Fosil kemikleri
1,2’dir.
2- Karbonat testi: Kemik kesiti yüzeyine % 20’lik HCL damlatılır. Köpüklenme
mg. Bu bulgu kemikteki mermerleşme oranını belirler. Köpüklenme bulgusu
taze kemiklerde az, eski kemiklerde fazladır.
3- UV-Floresans Testi: Kemik dokusu (enine kesit) civa buharlı lamba altında
incelenirse koyu mavi eskidikçe azalır. Bu özellik kemikteki organik
maddelere ve proteine bağlıdır(11).
d- Süpersonik salınımın iletilmesi testi: 2-3 cm. uzunluğunda; 3-4 mm.
kalınlığındaki kemik parçası asetonlu bir yapıştırıcıyla kaplanır ve ekoskop ile
yaratılan kemiğin uzun eksenindeki hızı ölçülür(10).
Hız fazla ise kemik 0-20 yıl
Az ise
kemik 20 yıllıktan eskidir.
79
e-
Radyolojik analiz: kemiğin inorganik yapısındaki kimyasal özellikleri ve
kristalleşme
düzenini gösterir. Ana ilkesi, kemiklerdeki CaH apatitlerinin
zamanla uğradığı değişimin ölçülmesidir.
f- .Radyokarbon Testi; karbonun yarılanma süresiyle ilgilidir. Bu izotopun
yarılanma süresi 5730 yıldır. Bu yöntem öz arkeolojik çalışmalarda kullanılır.
g- Histolojik inceleme; eski kemiklerdeki yapı bozulmaları, kemiklerde
kalınlaşma, alveolar boşlukların oluşması gibi faktörlerin taranmasıyla yapılır.
Kemiklerin optik aktiviteleri zamanla giderek azalır. Taze kemiklerde, birbiriyle
bağlantıları olan lamel sistemi ve osteonlarda aktinomorfik ışık kırılmaları görülür.
Bu yöntemde, kemik dekalsifiye edilir, gliserinle kapatıldıktan sonra polarize ışık
mikroskobunda incelenir.
h- Yağlı madde kalıntılarının aranması testi; Kemik iliğinden Havers sistemine
geçmiş olan yağlı maddelerin kalıntıları araştırılır.
Büyüteçte kemikte beyazımsı noktacıklar halinde yağlı madde kalıntıları
görülür. 50 yıldan eski kemiklerde bulunmaz.
Femur yağlı ilik, ölümden sonraki ilk 30 yıl da görülebilmektedir.
i-
Serolojik yöntemle protein aranması testi: kemik ekstrelerinin yüksek
konsantrasyondaki anti-insan serumuyla presipitasyon meydana getirmesi
ilkesine dayanır.
20 yıldan yeni kemikte
reaksiyon hızlı
20 yıldan eski kemikte
reaksiyon yavaştır.
j-
Yumuşak doku kalıntıları
k- Defektler ve elbise kalıntıları:
80
Bulunmuş olan iskelet materyalinin incelemeye hazırlanması:
1-ANTİFORMİN YÖNTEMİ:
Kemiklerin üzerindeki yumuşak dokular temizlenir. Sonra 1 saat antiformin
sıvısında bırakılır.
NaCO3 (sodyum karbonat) 150 gr. 250 ml. Suda, 100 g. beyazlatma tozu 750
ml. suda eritilir ve birbirine karıştırılır. Buna 1 litre % 15’lik NaOH (sodyum
hidroksit) eklenir. Bu stok solüsyondur. Kullanılacağı zaman 1/8 – 1/10 oranında
sulandırılır. Bu sıvı ile kemik hafifçe ısıtılır. (1 saat) Dikkatli kaynatılmalıdır. Çünkü
antiformin buharı toksiktir(9).
2-BEYAZLATMA TEKNİĞİ:
1 litre çamaşır suyu (hipoklorid), çeşme suyu ile istenen oranda sulandırılır.
Buza 5-10 gr. NAOH eklenir. Bu sıvı ile kemikler temizlenir.
3-ENZİM-AKTİF DETERJAN TEKNİĞİ:
Özellikle kafatası kemiklerini temizlemek için kullanılır. 75-800’de ısıtılır.
Kafatası formalinde fiske edilmemişse 30 dk., edilmişse temizlenmesi 5 gün
sürebilir(9).
4.2.b. ENTOMOLOJİK İNCELEMELER:
İnsektlerin cesede gelmesi ve yumurta bırakması ile gelişen yumurta- larva –
pupa (koza)-erişkin dönemleri insekt türlerine göre PMİ’nin saptanmasında önem
taşır(12).
81
ADLİ ENTOMOLOJİ
Çürümenin başlangıç döneminden sonra açıkta kalan cesetlerin çürümesinde
en etkili olan insektlerdir. Ölüm meydana geldiğinde özellikle sıcak havalarda
sinekler saatler hatta dakikalar içinde cesedin burun deliklerinde, ağız, göz, kulak,
anüs(yani vücut deliklerine) yumurta bırakırlar. Soğuk havada 1-2 gün sonra gelişir.
Linne, üç sinek cesedi bir aslandan daha çabuk tahrip eder, demiştir.
Sinek cinsleri düzgün olarak birbirlerini takip eder ve her grup beslenmesine
elverişli olan maddeleri yiyip tükettikten sonra yerlerini diğer gruba bırakır.
Bu özel tür böcek sınıfına(ölü işçileri) SARCOSAPROPHAGOUS böcekler
denir.
Adli entemoloji sarcosaprophagous’un farklı türlerini inceler(12-14).
1-SARCOPSAPROPHAGOUS
-Calliphoridae(uçan sinek)
-Sarcophagidae(et sineği, gri sinek)
-Muscidae(ev sineği)
-Lucilia(yeşil sinek)
-Calliphora(mavi sinek)
CalliphoridaeCalliphora vomitoria(mavi sinek)
82
SarcophagidaeSarcophaga sp.(et sineği)
LuciliaLucilia sericata(altın sinek)
SphaeracereaSphaeracerea subsultans(gübre sineği)
Calliphoridae(uçan sinek), Sarcophagidae(et sineği) ve muscidae(ev sineği)
çürümenin ilk basamağında görülür.
Sarcophagalar
cesedin
üzerine
bırakırlar(12-14).
83
yumurtalarını
değil
canlı
larvalarını
Açık arazide her üç grupta kadavraya gelir.Ancak ceset bir bina içinde ise
yalnız calliphora vomitoria’lar görülür. Eğer pencere ve kapılar açıksa nadiren lucilia
sercata’lara rastlanır.
Bu iki grup albumin içeren maddeleri tüketir sonra çürümeyle adiposere
meydana gelir. O zaman yağlı maddeleri seven ve tüketen haşereler cesede hücum
eder.(Dermisid böcekler ve kemik böcekleri)
-dermestes lardarius(Dermestidae=kuru et böcekleri=yağ böcekleri)(şekil1)
-dermestes vulginuz (şekil2)
-dermestes undulatus(şekil3)
-dermestes frischii(şeklil4)
(şekil1- dermestes lardarius ergin ve larvası)
(şekil2 dermestes vulginuz
84
(şekil3 dermestes undulatus)
(şekil4 dermestes frischii)
Ergin sinekler yumurtalarını cesedin gölgeli ve katı yerlerine bırakır.
Yumurtadan çıkış, ılık ortamda birkaç saat, soğukta 1-2 gündür. Genç larvalar cesedi
yemeye başlar. Üç kez kabuk değiştirir. Bu üç kez larval dönem morfolojik
özellikleri ile ayırt edilebilir.
Yetişkin larva yemeyi bırakır, leşi terk ederek toprağa yerleşir. Belli bir
dinlenme periyodundan sonra beyaz pulpaya dönüşür. Pulpal dinlenme ve
85
metamorfozdan sonra, ergin sinek kabuğu kırarak dışarı çıkar. Çiftleşirler ve dişiler
yumurta bırakmaya başlar(12-14).
Her sinek cesede 300 yumurta bırakır. Bir cesede ortalama 500 sinek geldiği
düşünülürse 150000 larva gelişecektir.
Yumurtadan çıkış süresi, çevresel faktörlere göre 20-24 saat arasındadır.hava
soğuksa 1-2 güne kadar gecikebilir(12-14).
Larva form 3 gelişim basamağı gösterir. 3. dönem larvaları, sonra matür larva
olur ve pupa haline geçerek cesetten ayrılır. Sonuçta pupal kabuktan ergin form
meydana gelir(12-14).
Yapılan bir çalışmada;
Calliphoridae’nin laboratuarında kas ak periyodu;
30ºC------8-9 gün
36,5ºC----6-7 gün
40ºC------ 4-5 gün
sürer.
Pupasyon periyodu:
30ºC-----6-7 gün
40ºC-----3-4 gün
sürer.
86
Calliphoridae sineğinin yaşam döngüsü
Yara bulunmayan cesette, yumurtlama 2.gün başlar.Ancak; sinek-bal,
kusmuk-kan, açık yara varsa yumurtlama birkaç dakikada meydana gelir.
Isı, nem, basınç, hava, besin durumu, bitki örtüsü ve diğer iklim koşulları gibi
çevresel faktörler çürüme hızını etkilediği gibi, sinek türlerinin çeşidini ve gelişimini
de etkiler. Türlerin varoluşlarını etkileyen bu faktörlerin sınırları “EKOLOJİK
TOLERANSI” oluşturur.
Sinek aktivitesi 12 ºC’nin altında kaybolur. Ancak bu sıcaklığın altında bazı
türlerin soğuğa adapte olarak aktif kalabildiği bildirilmiş(12-14).
Entomolojik
uygulamada
kabul
ölçülmesidir.
87
edilen
yöntem
larva
boyutlarının
Minimum postmortem interval “en büyük” (en yaşlı) larva ile tayin edilir.
Larva halden pupa haline dönüştükten sonra böcekler artık, postmortem interval
tespitinde kullanılmazlar, ancak var oluşları anlam taşır(12-14).
Evcil hayvanlar vücudun çıplak kısımlarına saldırır. Elbiseli bölgelerde hasar
pek görülmez. Yüz, baş, ellerin ileri derecede tahrip olması mutadtır. Uzun
kemiklerin medullasını yerler. Kemiğin kortikal kısmına ait parçacıkların meduller
kavite içine girdiği görülür.
Sudaki canlılar (balık, yengeç, karides) yumuşak dokuları (öncelikle gözler,
dudaklar, göz kapakları, burun, kulak, anüs) tahrip ederek kemiği açığa çıkarırlar.
Antemortem yaraları taklit edebilirler ya da antemortem yaranın üzerine de
eklenebilirler.
Kabuklu deniz hayvanları karakteristik olarak değişik büyüklükte krater
biçiminde lezyonlar oluşturur. Yengeçlerin oluşturduğu postmortem lezyonlar kesicidelici alet yarasına benzer(12-14).
Kaplumbağalarla oluşan yaralar künt cisimlerle oluşturulan sıyrıklara benzer.
Değişik derinliklerde toprakta bulunan cesetlerde 0,3 m’ye kadar (1,5 m?)
derinlikte gömülü alanlarda sinek aktivitesi görülmüş (Tabut böcekleri)
Cesetle birlikte bulunan bitkiler de önemli bilgiler verir. (Adli Polinoloji)
Cesedin
altında
kalan
bitkilerdeki
gelişme
geriliği
derecesi,
diğerleriyle
karşılaştırılarak cesedin ne kadar süre orada kaldığı hesaplanabilmektedir(12-14).
Örnekler cesedin üstünden, içinden, yanından olmak üzere toplanır. Yetişkin
ve olgun olmayanlar ayrı ayrı toplanır. Yetişkinler hemen fikse edilir. (%70 Alkol),
olgun olmayanların bir kısmı fikse edilir.Diğerleri yetişkin evresine kadar bekletilir
ve kaydedilir.
88
Dipter böcekleri ve formları görülürse ölüm- Mart –Kasım arası
Dipter böcekleri ve formları görülmezse ölüm Kasım –Mart arası
-Böcekler vücutta mermi çekirdeği ya da iri saçma tanelerinin oluşturduğu
delikleri andıran küçük yuvarlak delikler oluşturur(12-14).
-Karıncalar
tarafından
istila
sonucu
derinin
yüzeyel
tabakalarında
karakteristik kahverengi lineer lezyonlar oluşur. Bu erozyonlar en çok deri-mukoza
bileşiminde (göz kapağı, burun delikleri, ağız- genital organlar çevresi) ya da nemli
deri kıvrımlarında görülür. Bazen karıncaların oluşturduğu erozyonlar lokal olur ve
antemortem sıyrığa benzeyebilir. Antemortem sıyrıklar koagüle olan serum-kanla
örtüldüğünde bu erozyonlardan ayrılabilir. Yine anlaşılamazsa deri histolojik olarak
incelenir(12-14).
-Hamamböcekleri özellikle sosyoekonomik koşulları kötü kimseler evde
öldüklerinde epidermis ile beslenirler ve epidermde sınırları belirgin ancak düzensiz
lezyonlar oluşturur(12-14).
89
SONUÇ
Adli entomoloji, adli tıbba yardımcı olan ya da onun yetersiz kaldığı
durumlarda, ceset üzerinde bulunan böcek ve diğer eklembacaklıların ergin
ve larvalarından, maktülün ölüm zamanını doğruya yakınlıkta ya da yaklaşık olarak
tahmin etmeye çalışan bir bilim dalıdır.
Ölüm sonrası çürüme, ısı, nem ve ortama bağlı olarak değişkenlik gösterir.
Bu çürüme ve yok etmede bakterisinden böceğine birçok leşçil ve çürükçül canlının
rolü tartışılmaz bir gerçektir. Bu canlılarının hepsi aynı anda cesette bulunmaz.
Cesedin bozulma evrelerine bağlı olarak farklı zamanlarda görülürler. İşte bu farklı
zamanı tespit etmeye çalışan ve geriye dönük ölüm anını bulan adli entomoloji, adli
tıbbın entomolojiye uyarlanmış biçimidir.
Kazalarda, cinayetlerde ve fâili meçhul ölümlerde ölüm yeri ve zamanının
bilinmesi adli yargılama açısından çok önemlidir. Böceklerin, yumurta, larva, pup ve
ergin gibi farklı yaşam evrelerine sahip olması ve bu evrelerin farklı yerlerde, farklı
zamanlarda ve cesedin farklı bölümlerinde görülmesi adli entomolojinin yoğunlaştığı
noktalardır.
90
ÖZET
Ölüm her canlı varlığın yaşamının sonunda karşılaştığı bir olaydır. Ancak
canlılık özeliklerinin ortadan kalkması elektrik akımının kesilmesi gibi birden olmaz.
Ölü; canlılık halinin yavaş yavaş yok olması ile oluşan biyolojik bir olaydır.
Ölüm belirtilerini, araştıran bilim dalına Tanatoloji denir. Ölüm belirtilerini
değişik otoritelerce farklı şekilde sınıflandırılır. Bazı yazarlar erken belirtileri
fonksiyonel, fiziksel,
kimyasal belirtiler ve dokuların otolizi şeklinde ayırırken
bazıları erken belirtilerin bazılarını (örneğin sıvı kaybı, otoliz) geç belirtiler şeklinde
değerlendirmektedir.
Ölümle ilgili araştırmalarda adli bilimler ile ilgili uzmanlara sorulan sorulardan
biri de postmortem intervaldir. Postmortem interval tayini ölüm sonrası ölü üzerinde
görülen fiziksel ve kimyasal değişikliklerin yanı sıra ölü dışında ve çevresinde
meydana gelen olaylar yardımıyla da tayin edilebilmektedir. Adli entemoloji,
insektlerin cesede gelmesi ve yumurta bırakması ile gelişen yumurta-larvapupa(koza)-erişkin dönemleri insekt türlerine göre PMİ’nin saptanmasında ölüm
araştırmacılarına yardımcı olan bir adli bilim dalıdır ve günümüzde postmortem
interval tayininde kullanılan en önemli ve en geçerli incelemelerden biridir.
91
KISALTMALAR
İV: İntra venöz
EKG: Elektrokardiyografi
EEG: Elektroensefalografi
SSS: Santral sinir sistemi
DM: Diabetes mellitus
BOS: Beyin omurilik sıvısı
AC: Akciğer
KC: Karaciğer
PMİ: Post mortem interval
KVS: Kardiyovasküler sistem
GİS: Gastrointestinal sistem
ÜSYE: Üst solunum yolu enfeksiyonu
HT: Hipertansiyon
YD: Yenidoğan
92
KAYNAKLAR
1. Soysal Z. Çakalar C., Adli Tıp, Ölüm, İstanbul, 1999, S: 93-151
2. Salaçin, S., Adli Tıp Ders Notları, Çukurova Üniversitesi Yayınları,1995
3. Kamay, B. T., Adli Tıp 2. Baskı, Ankara Tıp Fakültesi Yayını, Ankara 1959,
S:141-159
4. Gök. Ş.Adli Tıp ders Kitabı, 6. Baskı Filiz Kitabevi, İstanbul 1991, S: 4-27
5. Knight, B., Simpson’s Forensic Medicine, Tenth Edition, Hodder and Stoughton,
London Melbourne, Auckland, 1991, S: 12-56
6. Knight, B., Forensic Pathology, First Edition, Edward Arnold, London,
Melbourne, Auckland, 1991
7. Kashyap, V. K., Pillay, V. V., Entomology and Post-Mortem Interval: A
Systematic Approach, Adli Tıp Dergisi, 1990, 6, S: 173-179
8. Di Maio, D. J., Di Maio, V. J. M.: Forensic Pathology. CRC Press, Boca RatonAnn Arbor, London-Tokyo, 1993, S: 1-41
9. Coe, J. I., Curran, W.J. Definition and Time of Death, In Modern Legal, C.S.F.A.
Davis Medicine, Psychiatry and Forensic Science, Ed. Curran, W. J., Mc. Garry, A.
L., Petty Company, Philadelphia, 1980, S: 141-170
10. Coe, J. I., Postmortem Chemistry of Blood, Cerebrospinal Fluid and Vitreous
Humor, in Forensic Medicine(Tedeschi, G. G., Eckert, L. G.. Tedeschi, L.G.eds) 8
th. Ed. Vol. 2, W. B. Saunders Co., Philadelphia, London, Toronto, 1997, S: 10331060
11. Coe, J.I., Am., J. Forensic Med. Pathol. Vol. 14, 1993, S: 91-117
12. Demirsoy, A., Yaşamın Temel Kuralları, Entomoloji, Omurgasızlar, Böcekler,,
Cilt II, Kısım II, 2. Basım, Meteksan Matbaacılık, Ankara, 1990
93
13. Nuorteva, P., Sarcosaprophagous Insects as Forensic Indicators, in Forensic
Medicine(Tedeschi G. G., Eckert, L. G., Tedeschi, L. G. Eds) 8 th. Ed. Vol. 2, W. B.
Saunders Co., Philadelphia, London, Toronto, 1997, S: 1072-1095
14. Savran, B., Koç, S., Çetin, G., Kolusayın, Ö., Adli Entomoloji, Adli Tıp Dergisi,
1994, 10, S: 143-152
94
ÖZGEÇMİŞ
1990 yılında Denizli’de doğdum. İlkokulu Denizli Irlıganlı İlköğretim
Okulu’nda; liseyi Denizli Nevzat Karalp Anadolu Lisesi’nde okudum. 2009 yılında
Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni kazandım.
95
Download

1288 - Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi