Başyazı
Değerli Karınca Dostları, Kooperatifçilik Sevdalıları
Karınca dergimizin 926. sayısı ile karşınızdayız. Şubat ayında çıkan bu sayımız, 2014’ün başlarında kooperatifçiliğimizi geliştirecek yeni atılacak adımlara olan beklentimizi ve umudumuzu daha da güçlendiriyor. Bu sayımız ile
ülke kooperatifçiliğine olan katkımızı artırdığımızı düşünüyoruz.
Değerli Dostlar,
Günümüzde uygulamaya baktığımızda kooperatiflerde ortakların kooperatiflerin hem müşterisi hem de yöneticileri olduğunu görüyoruz. Bu nedenle bu kadar çok faydası olan bu kuruluşlardan beklenen faydaların elde
edilebilmek için kooperatif eğitimine büyük önem vermek gerekiyor. Maalesef bu güne kadar ülkeyi yönetme
gücünü ellerinde tutan siyasiler, bu hususa hiç önem vermemişler, kooperatifçiliği adete sosyalist düzenlerin bir
unsuru olarak görmüşlerdir. Artık yanlıştan dönmenin zamanı gelmiştir. Geçmişin hataları bir kenara bırakılarak
bir an önce eğitim sistemimizde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Yüksek öğrenimde ve uzmanlık alanlarında
gerekli değişikliklerin ve çağdaş kalkınmada önümüzü açacak olan düzenlemelerin yapılabilmesi için Yükseköğretim Kurulu nezdinde çalışmalar yapılmalıdır. Kooperatifçiliğin gelişmesinde en önemli rolü oynayan sermaye
yasalardan çok eğitimdir. Bu bilinçle kooperatifçilik alanında eğitim odaklı düzenlemeler yapılmalıdır.
Ülkemizde özellikle 1961 ve 1982 Anayasaları ve kalkınma planları kooperatifçilikle ilgili devletin yapması gerekenleri özetleyen en üst metinler olarak çıkarılmıştır. Özellikle 1982 Anayasası’nın 171. maddesinde “Devlet,
milli ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır” hükmü konarak, kooperatifçiliğe yönelik ulusal politika çok açık olarak belirlenmiştir. Artık ülkemizde tüm yetkililerin, öncelikli olarak da siyasi iktidarın kendisine
verilen bu anayasal görevi yerine getirebilmek amacıyla gereken yeni düzenlemeleri yapmaları gerekmektedir.
Bu düzenlemeler gerçekleştirirken de kooperatifçilik eğitimine ayrı bir önem verilmelidir. Çünkü desteklenecek
kooperatifçilik sektöründe büyümeyi sürekli kılmak, yetişmiş, etkin insan kaynaklarının bu sektörde yer almasıyla sağlanabilecektir.
Artık kooperatifçilik eğitiminin dar anlamda kooperatif mensuplarına geniş anlamda ise toplumun bütün kesimlerine yönelik olmasının bir bakış açısı olarak belirlenmesi bir zorunluluk olmuştur. Bu yapılırken orta ve yüksek öğretim içinde kooperatifçilik eğitimine yeni bir statü kazandırılması gerekmektedir. Kooperatifçilik eğitimi,
temel ve mesleki eğitim anlayışı içinde düşünülmeli, temel eğitim kademesi, ilk ve orta öğretim programları
içinde ve herkesin bilmesi gereken temel kooperatifçilik bilgilerini verirken, mesleki eğitim kademesi lise ve
yüksekokul seviyelerinde kooperatifçiler yetiştirmeye yönelik olmalıdır. Ayrıca lisans üstü alanlarda da kooperatifçilik eğitimine yer verilmeli, bunun için Yükseköğretim Kurulu bir örneklik sağlanması açısından çalışmalar
başlatmalıdır.
Değerli Karınca Dostları;
Böylesine önemli olan kooperatifçilik ve kooperatifçilik eğitimi konusunun, kamuoyunun gündeminde hak ettiği
yere ulaşabilmesi için yürütülen çalışmalara; Türk Kooperatifçilik Kurumu olarak her ay düzenli olarak çıkardığımız Karınca ve yılda iki defa çıkardığımız akademik, hakemli 3. Sektör Sosyal Ekonomi dergilerimiz ile katkıda
bulunmaya çalışıyoruz. Şu an elinizde olan Karınca dergimizin 926. sayısında yeni makale ve değerlendirmelerle
karşınızdayız. Bu sayımıza ilk olarak Tunahan Baykara’nın hazırladığı, kooperatiflerin taşınmaz ve iştirak hisselerinde satış ve devir işlemlerinde vergi düzenlemelerini incelediği makalesi ile başlıyoruz. Ardından M. Akif
Özer ülkemiz için oldukça yeni kabul edilebilecek okul kooperatifleri konusunu inceliyor. Makalede özellikle okul
kooperatiflerinin İngiltere’deki uygulama örnekleri üzerinde duruluyor. Araştırmacı yazar Oktay Tuncay’ın G.20
üzerine görüşlerini ortaya koyduğu makalesi Karınca’mızın bu sayısına renk katıyor. Emrah Erdem’in E-devlet
konusunu incelediği çalışması, Murat Akçakaya’nın norm kadro analizi ve Efgan Güler’in krizi etkin yönetmeye
yönelik önerileri, dergimizi zenginleştiriyor. Son olarak Dergimizin bu sayısında; Yavuz Koca’nın Yağmur Damlası
Yardımlaşma ve Dayanış¬ma Derneği’nin öncelikle şehitlerimizin mağdur ana ve babaları için olmak üzere, bu
hizmete muhtaç olacak¬lara kapılarını açacak olan Göktürk Devleti’nin Kurucusu Bilge Kağan ve Kültiğin’in annelerinin ismi verilen, “İl-Bilge Hatun Erinç Evi” (Huzurevi)” ile ilgili yazısı yer alıyor. Her zamanki gibi dergimizin
son kısmında Geçmiş Zaman Olur ki bölümüyle geçmişe bir yolculuk yapıyoruz. Tüm yazarlarımıza katkılarından
dolayı şükranlarımızı sunuyoruz. Yeni sayıda buluşmak üzere sağlıcakla kalın.
1
KOOPERATİFLERİN TAŞINMAZ ile
İŞTİRAK HİSSELERİ SATIŞ ve DEVİR
İŞLEMLERİNDE KURUMLAR VERGİSİ
İSTİSNASI
S. Tunahan BAYKARA *
GİRİŞ
Kurumlar vergisinde taşınmaz ile iştirak
hisseleri satış ve devir işlemlerinde kurumlar vergisi istisnası 5520 Sayılı Kurumlar
Vergisi Kanunu’nun 5/e maddesinde yer
almaktadır. Madde metninde genel olarak;
“Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu
senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik
kısmı.” Denilerek bu kazancın KV’nden istisna olduğu hüküm altına alınmıştır. Madde metninin genel hükümleri içerisinde aşağıda kooperatifleri ilgilendiren kısımlarına yer vereceğimiz istisnadan yararlanmak
için belli bazı şartlar sıralanmıştır. Kurumlar Vergisi Kanunu’na istinaden çıkarılan 1
Seri No lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Yapı kooperatifleri ve diğer kooperatiflerin de aşağıda sayılan şartları taşımaları
halinde yapılan açıklamalar çerçevesinde
söz konusu istisnadan yararlanabilmesi
mümkün olduğu vurgulanmıştır. Ancak, istisna edilen kazancın özel bir fon hesabında tutulması, hiç bir şekilde ortaklara dağıtılmayarak kooperatif amaçları doğrultusunda kullanılması gerekmektedir. İstisna
uygulaması bakımından ortakların bir
veya birden fazla konut veya işyeri sahibi
olmasının bir önemi bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, kooperatiflerin amaçlarını
* Sayıştay Başkanlığı Sayıştay Denetçisi
([email protected])
2
gerçekleştirdikten sonra kalan fazla arsa
veya konutu elden çıkarmaları halinde de
doğan kazanç istisnaya konu olabilecektir.
Makalemizde Kanun ve tebliğ metinlerinde söz konusu istisnaya ilişkin sayılan genel
şartlara ve konuyla ilgili verilmiş özelgelere
yer verilecektir.
GENEL ŞARTLAR
Kooperatiflere ait taşınmazlar ve iştirak
hisseleri satışlarında doğan kazançlara
anılan Kanunun 5 inci maddesinin birinci
fıkrasının (e) bendinde yer alan hükümler
uygulanacaktır. Buna göre, bentte yer alan
şartlar dahilinde elde edilen kazançların
%75’i istisna kazanç olarak dikkate alınacak olup kalan kısım ise vergilendirilecektir. Aşağıda istisnadan yararlanılması için
genel şartlar sayılmaktadır:
İstisnadan Yararlanacak Olanlar
Söz konusu istisna hükmünden, dar mükellef kurumlar da dahil olmak üzere, tüm
kurumlar vergisi mükellefleri yararlanabilecektir.
İstisnanın Uygulanmasına Konu Olacak İktisadi Kıymetler
Taşınmazlar
İstisnaya konu olan taşınmazlar, Türk
Medeni Kanununda “Taşınmaz” olarak
tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir
yerden başka bir yere taşınması mümkün
olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan
mallardır.
parçadır.” şeklinde tanımlanmıştır. Taşınmaz tanımına, taşınmazın eklentisi
niteliğinde olan unsurlar girmeyecektir.
Eklenti, Türk Medeni Kanununun 686 ncı
maddesinde; “Bir şeye ilişkin tasarruflar,
Arazi,
aksi belirtilmedikçe onun eklentisini de
Tapu siciline ayrı sayfaya kaydedilen ba- kapsar. Eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre,
ğımsız ve sürekli haklar,
işletilmesi, korunması veya yarar sağlamaKat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bö- sı için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve
lümler
kullanılmasında birleştirme, takma veya
başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan
olarak sayılmıştır.
taşınır maldır. Eklenti, asıl şeyden geçici
Elden çıkarılacak taşınmazlardan doğacak olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez.”
kazancın, bu istisna uygulamasına konu şeklinde tanımlanmıştır.
olabilmesi için taşınmazın Türk Medeni
Kanununun 705 inci maddesi gereğince İstisna uygulaması sabit üretim vasıtası
makineler
açısından
kurum adına tapuya tescil edilmiş olması niteliğindeki
değerlendirildiğinde,
makinelerin
gerekmektedir. Bu nedenle, ilgili kurum
adına tapuya tescili yapılmamış bir binanın sökülmesi gerektiği zaman bina tahrip
satışından doğan kazanca bu istisna uygu- olacak veya zarar görecek ise bu makineler
binanın bütünleyici parçası olarak kabul
lanmayacaktır.
edilecektir. Aynı şekilde, bina ile birlikte bir
Fiiliyatta cins tashihinin kurum adına ta- bütün oluşturan ve birbirinden ayrılmaları
puya tescilinin yapılmasında çeşitli neden- halinde istenilen faydayı sağlamayacak
lerle gecikmeler olabilmektedir. Bu gibi durumda olan makineler de binanın
durumlarda, taşınmazın işletme aktifinde bütünleyici parçasıdır. Bunlara örnek
iki yıl süreyle bulunup bulunmadığının, olarak transformatörler, kazanlar, zemine
tespitinde, işletmede iki yıldan fazla sürey- raptedilen türbinler sayılabilir.
le sahip olunarak fiilen kullanıldığının, yapı inşaatı ruhsatı, vergi dairesi tespiti veya Taşınmazlarla birlikte satışa konu olan ve
resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik o taşınmazın bütünleyici parçası sayılan
şeylerin satışından elde edilen kazançlar
edilebilmesi mümkün olabilecektir.
da istisna kapsamında değerlendirilecektir.
Taşınmaz tanımına, taşınmazın bütünleyici Ancak, taşınmazın zeminine veya duvara
parçası niteliğinde olan unsurları da gire- sabitlenmiş olmakla birlikte münferiden
cektir. Bütünleyici parça, Türk Medeni Ka- veya toplu olarak sökülüp satılması mümnununun 684 üncü maddesinde, “Bir şeye kün olan ve bu takdirde işletmenin sınai
malik olan kimse, o şeyin bütünleyici par- olma vasfını değiştirmeyen ve üretimi de
çalarına da malik olur. Bütünleyici parça, aksatmayan makine ve benzeri aletler büyerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru tünleyici parça niteliğinde değerlendirileolan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğ- meyeceğinden bunların satışından doğan
ratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe kazanç, istisnadan yararlanamayacaktır.
ondan ayrılmasına olanak bulunmayan Öte yandan, makinelerin taşınmazdan baBunlar Türk Medeni Kanununun 704 üncü
maddesinde;
3
rarlanılabilecektir. Anılan istisnadan geçici
vergi dönemleri itibarıyla da yararlanılması
mümkün olup belirtilen süre zarfında söz
konusu kazancın fon hesabına alınmaması
durumunda, kurumlar vergisi beyannameİştirak Hisseleri, Kurucu Senetleri Ve İntifa sinde istisnadan yararlanılabilmesi mümSenetleri
kün olmadığı gibi geçici vergi dönemleri
Maddede yer alan “iştirak hisseleri” de- itibarıyla yararlanılan istisna nedeniyle
yimi, menkul değerler portföyüne dahil zamanında tahakkuk etmeyen vergilerden
hisse senetleri ile ortaklık paylarını ifade kaynaklanan vergi ziyaı cezası ve gecikme
1
etmektedir. Kooperatiflere ait ortaklık pay- faizinin ayrıca aranacağı tabiidir.
ları bu istisna kapsamındadır.
Fon Hesabında Tutulan Kazançların İşletğımsız olarak satılması halinde, mütemmim cüz olma vasıfları kalmayacağından,
bunların satışı menkul mal satışı olarak kabul edilecektir.
İki tam yıl süre ile aktifte bulundurulma
meden Çekilmemesi
İstisna uygulamasında, satışın yapıldığı yılı
izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte
özel bir fon hesabında tutulması gereken
kazançların, beş yıl içinde fon hesabından
başka bir hesaba (sermayeye ilave hariç)
nakledilmesi, işletmeden çekilmesi, dar
mükellef kurumlar tarafından yurt dışına
Satış Kazancının Fon Hesabında Tutulması transfer edilmesi veya bu süre içinde
işletmenin tasfiyeye girmesi halinde, bu
Taşınmazlar ve iştirak hisseleri satışında
işlemlere tabi tutulan kazanç kısmı için
kazanç, satış işlemi ile birlikte doğacağınuygulanan istisna dolayısıyla zamanında
dan, satış işlemi ister peşin isterse vadeli
tahakkuk ettirilmeyen vergiler, Vergi Usul
olarak yapılmış olsun istisna, satışın yapılKanunu uyarınca vergi ziyaı cezası ve gedığı dönemde uygulanacaktır.
cikme faizi ile birlikte alınacaktır. Fon heBu değerlerin satışından elde edilecek sabında tutulması gereken süreden, satıkazancın istisnadan yararlanan kısmının, şın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna
pasifte özel bir fon hesabına alınması ve kadar olan sürenin anlaşılması gerekmeksatışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın so- tedir. Kazancın sermayeye ilave edilmesi
nuna kadar söz konusu fon hesabında tu- durumunda da aynı süre geçerli olacaktır.
tulması gerekmektedir. Bu çerçevede, fon Bu istisnanın amacı kurumların sermaye
hesabına alınma işleminin, satışın yapıldığı yapılarının güçlendirilmesi, finansman sıyılı izleyen hesap döneminin başından iti- kıntılarının giderilmesi ve bağlı değerleribaren kazancın beyan edildiği döneme ait nin ekonomik faaliyetlerinde daha etkin
kurumlar vergisi beyannamesinin verildi- bir şekilde kullanılmasına imkan sağlamak
ği tarihe kadar yapılması gerekmektedir. ve işletmelerin finansal bünyelerini güçDolayısıyla, istisnadan yararlanacak olan lendirmektir. Tasfiyeye giren şirketlerde
kazanç tutarı, satışın yapıldığı dönemin ise böyle bir amacın olamayacağı açıktır.
genel sonuç hesaplarına yansıyacak olup Bu nedenle, istisna uygulamasında satışın
kurumlar vergisi beyannamesinin ilgili sa- 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin 1. maddetırında gösterilmek suretiyle istisnadan ya- siyle değişen paragraf
İstisna uygulamasına konu olacak taşınmazlar ve iştirak hisselerinin en az iki tam
yıl (730 gün) süreyle kurumun aktifinde
yer alması, diğer bir ifadeyle kurumun bu
değerlere iki tam yıl süreyle bilfiil sahip olması gerekmektedir.
4
devir ve temliki, trampası gibi işlemler
istisna kapsamına girmemektedir. Kat
karşılığında arsa devrinde olduğu gibi, bir
mal veya hakkın başka bir mal veya hak ile
değiştirilmesini ifade eden trampa işlemlerinde de söz konusu istisna hükmü uygulanmayacaktır. Bu tür kıymetlerin mevcut
borçlar karşılığında rızaen veya icra yoluyla
devredilmesi işlemleri ile kamulaştırma işMenkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile
lemleri ise kurumların finansman olanaklauğraşılmaması
rını artıracağından istisna uygulaması kapİstisna uygulaması esas itibarıyla bütün samında değerlendirilmesi gerekmektedir.
kurumlar için geçerlidir. Ancak, faaliyet
İstisna uygulamasında, her şeyden önce
konusu menkul kıymet veya taşınmaz
satış bedelinin nakit olarak tahsil edilmesi
ticareti ve kiralanması olan kurumların bu
gerekmektedir. Nakit olarak tahsil
amaçla iktisap ettikleri ve ellerinde tutedilmese de her an nakde dönüştürülmesi
tukları kıymetlerin satışından elde ettiklekolay altın, Devlet tahvili, Hazine bonosu,
ri kazançlar için istisnadan yararlanmaları
Toplu Konut İdaresince çıkarılan veya
mümkün değildir. Satışa konu edilen kıyİMKB’de işlem gören hisse senetleri, tahvil
metlerin iki tam yıl kurum aktifinde kave bonolar ile de tahsil edilebilmesi mümyıtlı olması da durumu değiştirmeyecekkündür. Ancak, bu kıymetlerin en geç iki
tir. Aynı durum, satmak üzere taşınmaz
yıllık tahsil süresinin sonuna kadar nakde
inşaatı ile uğraşan mükellefler açısından
dönüştürülmesi gerekir.
da geçerlidir. Ancak, taşınmaz ticareti ile
uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yü- Kazancın Hesaplanması, Kur Farkı Ve Varütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların de Farklarının Durumu
satışından elde ettikleri kazançlara istisna
uygulanabilecek; taşınmaz ticaretine konu Vergi Usul Kanunu uyarınca vergiyi doğuedilen veya kiralama ya da başka surette ran olayın gerçek mahiyeti esas olduğundeğerlendirilen taşınmazların satış kazancı dan, istisna kazancın hesaplanmasında,
muvazaa hali ve örtülü kazanç dağıtımı hüise istisnaya konu edilmeyecektir.
kümleri saklı kalmak kaydıyla, fiili satış bedeli esas alınacaktır. Bunun dışında çeşitli
ÖZEL DURUMLAR
ölçüler dikkate alınarak, fiilen gerçekleşen
Taşınmazlar İle İştirak Hisselerinin Para satış fiyatının altında veya üstünde bir isKarşılığı Olmaksızın Devir Ve Temliki, tisna tutarının hesaplanması söz konusu
olmayacaktır.
Trampası Ve Kamulaştırılması
yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna
kadar tasfiyeye girilmiş olması halinde, fon
hesabında tutulması gereken kazancın işletmeden çekildiği kabul edilecektir. Öte
yandan, fon hesabında tutulan kazancın
beş yıl içinde veya beş yıl geçtikten sonra
işletmeden çekilmesinin kâr dağıtımı sayılacağı tabiidir.
İstisna uygulanabilmesi için taşınmazlar ile
iştirak hisselerinin satılması ve bu işlemden
bir kazanç elde edilerek, satan kurumun
mali yapısında bir iyileşmenin olması
gerekmektedir. Bu nedenle, söz konusu
aktif kalemlerin para karşılığı olmaksızın
Satış kazancı, satış işlemi ile birlikte oluşacağından istisna, satışın yapıldığı dönemde
uygulanacaktır. İstisna kapsamındaki değerlerin satışından kaynaklanan alacaklar
için alınan faiz, komisyon ve benzeri gelirler, istisna kazancın tespitinde dikkate alın5
mayacaktır. Aynı şekilde, satış bedelinin
döviz cinsinden belirlenmesi durumunda
ortaya çıkan kur farklarının da istisna kazancın tespitinde dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır. Döviz üzerinden
veya vadeli olarak gerçekleşen satışlarda,
yabancı paraların ya da alacakların değerlemesinden kaynaklanan unsurlar vergi
matrahının tespitinde gelir veya gider unsuru olarak dikkate alınacaktır.
en az iki tam yıl sureyle aktifinizde yer
alması ve maddede öngörülen diğer
şartların da sağlanması halinde, satışından
elde edilen kazancın %75’i kurumlar vergisinden istisna edilebilecektir.” Yapı Kooperatifinin aktifinde kayıtlı arsa
satışının Kurumlar Vergisi karşısındaki durumu hk.3
“İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda
kooperatifinizin aktifinde en az 2 tam yıl
İLGİLİ ÖZELGELER
kayıtlı bulunan arsanın kat karşılığı müteKooperatif hissesi satışının Kurumlar Ver- ahhide satış suretiyle devir ve tesliminin…
gisi Kanunu’nun 5’inci maddesinin (1-e) Kurumlar Vergisi Kanununu açısından istisbendi kapsamında değerlendirilip değer- na kapsamına girip girmediği konularında
görüşümüz sorulmaktadır.
lendirilmeyeceği hk.2
… 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin”5.6.2.4.1. Taşınmazlar ile iştirak
hisselerinin para karşılığı olmaksızın devir
ve temliki, trampası ve kamulaştırılması”
başlıklı bölümünde; “İstisnanın uygulanabilmesi için taşınmazlar ile iştirak hisselerinin satılması ve bu işlemden bir kazanç elde edilerek, satan kurumun mali yapısında
… 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebli- bir iyileşmenin olması gerekmektedir. Bu
ğinde anılan istisnanın uygulamasına ilişkin nedenle, söz konusu aktif kalemlerin para
ayrıntılı açıklamalar yapılmış olup, Tebliğin karşılığı olmaksızın devir ve temliki, tram“5.6.2.2.2. İştirak hisseleri, kurucu senetle- pası gibi işlemler istisna kapsamına girmeri ve intifa senetleri” başlıklı bölümünde;
mektedir. Kat karşılığında arsa devrinde
«Maddede yer alan “iştirak hisseleri” de- olduğu gibi, bir mal veya hakkın başka bir
yimi, menkul değerler portföyüne dahil mal veya hak ile değiştirilmesini ifade eden
hisse senetleri ile ortaklık paylarını ifade trampa işlemlerinde de söz konusu istisna
hükmü uygulanmayacaktır...” açıklamaları
etmektedir.
yer almaktadır.
Bunlar,
Bu hüküm ve açıklamalara göre,
… - Kooperatiflere ait ortaklık payları olarak müteahhide
kat
karşılığı
olarak
sıralanabilir..” açıklamasına yer verilmiştir. devredilen arsaların trampa mahiyetinde
Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketiniz bulunması dolayısıyla söz konusu istisna
aktifinde kayıtlı olan kooperatif hissesinin; hükümlerinden yararlanması mümkün
değildir.”
“Şirketiniz aktifinde kayıtlı olan ... Yapı Kooperatifi hissesinin satışı halinde, satıştan
doğacak kazancın %75’inin, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin (1-e)
bendine göre kurumlar vergisinden istisna
olup olmayacağı hususunda Başkanlığımız
görüşü sorulmaktadır.
2 İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı 06/09/2012 tarih ve B.
07.1.GİB.4.34.16.01-125[5-2012/184]-2729 Sayılı Özelgesi
6
3 İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı 27/07/2012 tarih
B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.17-2323 Sayılı Özelgesi
Kooperatif aktifinde kayıtlı taşınmazların 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğiüçüncü kişilere satışının vergi kanunları nin “4.13. Kooperatifler” başlıklı bölümünkarşısındaki durumu hk4
de muafiyet şartları detaylı olarak açıklanmış, takip eden bölümlerde ise ortak dışı
“İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Koişlemler kooperatif türlerine göre ayrıntılı
operatifiniz aktifinde kayıtlı gayrimenkulolarak örneklendirilmiştir.
lerin üyeniz olmayan üçüncü kişilere satıldığı belirtilerek, KDV oranının fatura bedeli Aynı Kanunun 5 inci maddesinin birinci
üzerinden mi yoksa rayiç bedel üzerinden fıkrasının (e) bendinde, kurumların en
mi hesaplanacağı hususunda Başkanlığı- az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer
mız görüşü talep edilmektedir.
alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu
2 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüyle senetleri, intifa senetleri ve rüçhan
kooperatifler kurumlar vergisi mükellefle- haklarının satışından doğan kazançlarının
ri arasında sayılmış olmakla beraber aynı % 75›lik kısmı maddede belirtilen şartlar
kurumlar
vergisinden
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkra- çerçevesinde
müstesna
tutulmuştur.
sının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık
kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde sermaye üzerinden kazanç
dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve
üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklar ile iş görülmesine
(Yapı kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için
bir iş yeri veya konut elde etmeleri ortak
dışı işlem sayılmaz.) ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve şartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın bitim tarihine kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu
inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun 13 üncü maddesine göre
bunlarla ilişkili olduğu kabul edilen kişilere
veya yukarıda sayılanlarla işçi ve işveren
ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve
yapı ruhsatı ile arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerinin kurumlar vergisinden muaf
olduğu hükme bağlanmıştır.
4 İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı 25/07/2012
tarih B.07.1.GİB.4.34.19.02-105[267-2012/VUK-1- .
. .]-2285 Sayılı Özelgesi
Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde
uygulanır ve satış kazancının istisnadan
yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı
izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte
özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış
bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci
takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi
şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış
bedeline isabet eden istisna nedeniyle
zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler
ziyaa uğramış sayılır.
Öte yandan, menkul kıymet veya
taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla
uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde
bulundurdukları değerlerin satışından
elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı
dışındadır.
Anılan Tebliğin “5.6.2.3.4.1. Kooperatiflerin durumu” başlıklı bölümünde, istisnadan yararlanmak için gereken diğer şartların yanında istisna edilen kazancın özel bir
fon hesabında tutulması ve hiçbir şekilde
ortaklara dağıtılmayarak kooperatif amaçları doğrultusunda kullanılması şartıyla yapı kooperatiflerinin de bu istisnadan
7
yararlanabilmelerinin mümkün olduğu ve
kooperatiflerin amaçlarını gerçekleştirdikten sonra kalan fazla arsa veya konutu elden çıkarmaları halinde de doğan kazancın
istisnaya konu edilebileceği açıklamalarına
yer verilmiştir.
Buna göre, kooperatifinizin aktifinde
kayıtlı dükkanların satılması, Kurumlar
Vergisi Kanununun 4/1-k maddesinde belirtilen şartlardan “sadece ortaklarla iş görülmesi” şartını ihlal etmiş olacağından,
bu satış işleminin gerçekleştiği tarihten
itibaren kurumlar vergisi mükellefiyetinizin tesis edilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, iki yıldan fazla süredir aktifinizde kayıtlı olan dükkânların satılması,
taşınmaz ticareti kapsamında değerlendirileceğinden, bu dükkânların satışından
elde edilecek kazancın Kurumlar Vergisi
Kanununun 5/1-e maddesi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi
8
mümkün değildir.
Ayrıca, kooperatifinizin sahibi olduğu
dükkânların satış bedelinin gerçek
değerinden düşük gösterilmesi halinde ise
re’sen veya ikmalen vergi tarhiyatı ile karşılaşılabileceği tabiidir”
SONUÇ
Yukarıda da bahsedildiği üzere bu istisnanın amacı kurumların sermaye yapılarının
güçlendirilmesi, finansman sıkıntılarının
giderilmesi ve bağlı değerlerinin ekonomik
faaliyetlerinde daha etkin bir şekilde kullanılmasına imkan sağlamak ve işletmelerin finansal bünyelerini güçlendirmektir.
Bu nedenle istisnanın kanun ve ilgili ikincil
mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi
ve amacına uygun şekilde yararlanılması
kooperatiflerin yararına olacaktır. Aksi takdirde vergi ziyaına sebep olma durumu ortaya çıkabilecektir.
OKUL KOOPERATİFLERİ *
(İngiltere Uygulaması)
M.Akif ÖZER *
Okul kooperatifleri ile ilgili literatürde genelde 3 tür yapıdan bahsedilir. Bunlar; vakıf
okulları, uzmanlaşmış özel okullar ve kooperatif akademileri olarak belirtilebilir. Bunlar arasında vakıf okullarının ayrı bir önemi vardır.
Bir vakıf okulu yerel otorite tarafından kurulan, hayırseverlerin oluşturduğu bir vakıf
tarafından desteklenen ve bazı yöneticileri
atanarak görev yapan okul türüdür. Yerel otoritenin ve buradaki okul ailesinin bir parçası
olmayı sürdürmektedirler.
Diğer okullar gibi aynı hukuki-yasal çerçevede
faaliyetlerini sürdürürler:
•
Ulusal müfredatı öğretirler.
• Okul Kabul Yasasını uygun hareket ederler.
• Okul standartlarının ve öğretmenlerin
nitelikleri ile ilgili koordinatörlük yapan yarı
özerk Ofsted (İngiltere’de okullarla ilgili eğitim standartlarını belirleyen kamu otoritesi)
tarafından denetlenirler.
Öğretim elamanları Okul Öğretmenleri İstihdam Şartları Belgesi altında çalıştırılırlar. Yerel
otorite, aynen diğer okullara yaptığı gibi bu
okulları da fonlar, maddi destek verir. Böylelikle okul kapsamındaki sorunlarla mücadele
etme gücüne sahip olurlar.
* Bu metin; The Co-operative College web sitesinde
(http://www.co-op.ac.uk/schools-and-young-people/
cooperative-trusts-academies/co-operative-trust-schoolsfaqs/) yayınlanan “What are co-operative schools?”
başlıklı ve http://www.ntlearningtrust.org.uk/about-ntlt/
what-is-a-trust-school web sitesinde yayınlanan “What
is a Trust School?” başlıklı çalışmalardan yararlanılarak
hazırlanmıştır. (15.02.2014)
** Doç. Dr., Gazi Ün. İİBF Kamu Yön. Böl.
([email protected])
Vakıf okulları diğerlerinden farklıdır. Çünkü
vakıf yönetimi okul ve diğer ilgili ortaklar ile
uzun vadeli bir ilişki kurar ve okulun yönetiminde söz sahibi olur.
Aileleri, personeli, toplulukları ve yerel otoritenin temsilcilerini içeren vakıf okulu yönetim kurulu, okul ve geleceği ile ilgili alınan
tüm kararlardan sorumludur.
Atanmış yöneticilerin beceri ve alandaki tecrübeleri okulun yönetim kapasitesini güçlendirir ve okul ortak değerlerine önemli katkılar
sağlar.
Yönetim kurulu personelin ve paranın yönetimini de kapsayan tüm faaliyetlerden sorumludur ve bu sorumlulukları ve hesap verebilirlikleri oldukça şeffaftır. Bir vakıf okulu öğrencileri kendi inisiyatifi ile okula kabul yetkisine
sahiptir.
Okulun yönetim kurulu aynı zamanda işverendir. Arazi, bina ve varlıklar yerel otorite
tarafından okula aktarılır ve vakıf tarafından
muhafaza edilir.
VAKIF OKULLARI NE DEMEK?
Yukarıda da belirtildiği gibi vakıf okulları yöneticilerin bir kısmını görevlendiren bir vakıf
tarafından fonlanan ve korunup kollanan okul
türleridir.
Vakıf bir ya da birden fazla ortağı içerir ve
okullara ortaklarıyla uzun dönemli ve sürdürülebilir ilişki geliştirmesini sağlar. Ayrıca tecrübe, uzmanlıkları, liderlikleri ve yönetişim
uygulamalarıyla okulların standartlarınının
yükseltilmesine katkı sağlarlar.
9
Hükümetler toplum ve vakıf okullarını dönüştürebilmek için mevcut seçenekleri tıkamaya
dönük herhangi bir planları olmadığını göstermişlerdir.
KOOPERATİF VAKIF OKULLARI
NASIL FARKLILAŞIR?
Kooperatif vakıf okulları modeli okullara kooperatif değerleri ve ilkeleri yerleştirmeye çalışır. Bunlar; açık üyelik, eşit demokratik katılım
(bir üye bir oy) ve okulu yönetenleren okulun
sunduğu hizmeti alanlara kadarki hatlarda
şeffaf sorumluluk ve hesap verebilirlik mekanizmalarıdır. Bunun kadar önemli diğer bir
husus da, sözkonusu bu yapıda okullar; yerel
halkı, iş dünyasını, gönüllü grupları, hayırseverleri, aileleri, öğrencileri, personeli bir araya getiren Konsey ya da Forum oluşturabilmektedirler. Bu konsey; vakfın yönetiminde
rol sahibi yöneticileri görevlendirme yetkisine sahip olan mütevelli heyeti atayabilmektedir. Konsey temel kooperatifçilik ilkelerine
uygun olarak Vakfın temel hedeflerine ulaşmada çok önemli rol oynamaktadır.
FONLAMA: BİR VAKIF
KURULDUĞUNDA MALİ
OLARAK SORUMLU KİM
OLACAK?
Vakıflar vakfın mali açıdan sorumluluğunu taşıyan bir mütevelli heyeti tarafından yönetilirler. Bu heyet okulun idari açıdan yönetimden
sorumlu olduğu gibi mali açıdan da sorumluluğu paylaşır. Vakıf okulları yerel otoritenin
himayesinde olduklarından diğer okullar gibi
bu otoriteden de mali destek alırlar.
ÜYELİK
KİMLER BU OKUL KOOPERATİFLERİNE ÜYEDİR?
Bu tür okul kooperatiflerinde farklı üyelik
kategorileri bulunmaktadır. Aileler, personel
(bakıcılardan öğretmenlere kadar bu okullar
10
için çalışanlar), öğrenciler ve topluluk üyeleri (okullarla alakalı olan ancak vakıfta tam bir
üye ağırlığında olmayan kişiler) bu kapsamda
belirtilebilir. Bazı okulların ayrıca yerel topluluktan bireyleri üye yapma opsiyonları bulunur. Kooperatif vakfın üyeleri aralırnda bir
forum oluşturabilirler. Vakfın üyelerinin vakıf
mütevelli heyetinin seçilmesinde söz ve oy
hakları vardır. Yönetişim mekanizması kilit
hissedarlar olarak ailelere, bakıcılara, personele, öğrencilere ve yerel topluluğa üyelik
aracığı ile doğrudan yönetime katılma hakkı
tanır.
ETİK DEĞERLER: OKULLARDA
KOOPERATİF ETİK DEĞERLER
İFADESİNDEN NE ANLIYORUZ?
Kooperatif kolejleri kooperatif okulları ile
beraber küresel olarak paylaşılan kooperatif
değerler ve etik ilkelerin okulların faaliyetlerinde ve müfredatında hakim olması ve bu
kapsamda bir kooperatif pedegojisi geliştirilmesinde etkin çalışmalar yürütürler.
BAŞARIYI ARTIRMA:
KOOPERATİF DEĞERLER
OKULLARIN STANDARTLARINI
GELİŞTİRMELERİNE NASIL
YARDIMCI OLACAK?
Hayırseverlerce kurulan vakıf, vakfın bir parçası olan çok sayıda üyeden oluşur. Bunlar genelde yerel kolejler, üniversite, yerel girişimciler, ulusal organizasyonlar, spor kuruluşları,
gönüllü örgütler ve eğitimle ilgilen diğer kuruluşar ve refah düzeyi yüksek genç insanlardan oluşuyor. Dışsal aktörlerle sürdürülebilir
ilişkiler geliştirmek; okullara yenilikçilik, reform, yeniden yapılanma, uzmanlık ve standartlarını geliştirebilme imkanları sunmaktadır. Bunlar arasından bazı temsilciler sürekli
vakıf meclisinde yer alırlar.
VAKIF ÜYELERİ OKULLAR İÇİN
KAR AMAÇLI ÇALIŞIRLAR MI?
Hayır. Okul bütçesi, doğrudan vakıfla değil yönetim kurulu ile ilgilidir. Vakıf üyeleri yardımda bulunurken herhangi bir kar amaçları olmamalıdır. Eğer faaliyetlerden bir kar oluşursa bu hayırsever faaliyetleri gerçekleştirmek
için kullanılmalıdır. Doğaldır ki hayırsever faaliyetler de eğitimin gelişmesi ve toplumdaki
bağlılıkların artmasına yardımcı olmalıdır.
AİLELER: VAKIF OKULLARI İLE
İLGİLİ OLARAK AİLELERİN SÖZ
HAKKI VAR MI?
Evet. Ailelere vakfı yapılan yardımlarla ilgili
bilgi verilir ve bu hususlarda görüşlerini açıklamaları için gerekli ortam oluşturulur.
PERSONEL : OKULLARIN
İDARESİNDE YÖNETİM
KURULLARININ VE
OKUL MÜDÜRLERİNİN
FAALİYETLERİN
YÜRÜTÜLMESİNDE PAYLARI AZ
MI?
Vakıf okullarının yönetiminde yönetim kurulunun sorumluluğunda diğerlerine göre herhangi bir azalma olmaz. Vakfın yönetim kurulu (aileler, personel, topluluk ve yerel otorite yönetici temsilcilerinden oluşan) okulun
temel stratejik kararlarından sorumludurlar.
Ayrıca okulun geleceğine dönük de stratejik
kararlar alırlar. Okulun personeli ve bütçesi
ile ilgili kararlar da bu kapsamda değerlendirilebilir. Ayrıca bu süreçte sorumlulukları ve
uymaları gereken hesap verebilirlik mekanizmaları çok açık ve belirgindir. Vakıf gayrimenkul ve diğer varlıklarını yönetim kurulunun
kurumsal kimliği üzerinde tutar. Okul müdürleri ise okulun günlük faaliyetlerinde her an
tüm süreçten sorumludurlar.
GAYRİMENKULLER VE DİĞER
VARLIKAR: OKULLARIN
GAYRİMENKULLARI VE DİĞER
VARLIKLARI, OKUL VAKIF
HALİNE DÖNÜŞTÜĞÜNDE
SATILABİLİR Mİ?
Gayrımenkuller ve diğer varlıklar vakıf bünyesinde tutulur ve ilgili bakanlığın ve Eyalet
Sekreerliğinin onayı olmadan satılamaz. Eğer
gayrımenkuller ve diğer varlıklar satılmak istenirse, bu ancak Vakfın çıkarına olan durumlarda söz konusu olur. Örneğin eğitimi geliştirmek vb. amaçlar için ilgili otoritelerden izin
almak koşuluğuyla satış söz konusu olabilir.
KÜMELENME-BİR ARAYA
GELME
Bir vakıf, bir araya gelince önemli güce erişme
imkanı olan özellikle bir veya birkaçı lise olan
okulları bir araya getirip ortak çalışmaya teşvik edebilir. Son yıllarda bu yaklaşım oldukça
yaygınlaşmış ve bir çok okul avantajlarından
dolayı bu yöntemle vakıf haline dönüşmeye
başlamıştır. Bu yaklaşımın en önemli avantajı bir araya gelerek kaynakları çok daha etkin
kullanabilmektir. Ayrıca bu şekilde okul birliklerinin satınalma güçleri de oldukça artmaktadır.
OKUL KOOPERATİF
TOPLUMU
Okul Kooperatif Toplumu okul kooperatifleri
tarafından oluşturulan, bağımsız faaliyetlerini yürüten, okul kooperatiflerinin sahip olduğu bir ikini derece kooperatif yapılanmasıdır.
Kooperatifler arasında bu şekilde oluşturulan
ağsal yapı, yönetsel bir çok avantaj sağlar. Bir
çok hizmetin tedariğinin yanında öğretmenlerin eğitimi dahi bu yapı tarafından sağlana-
11
bilmektedir. Aynı zamanda bu yapı bir araya
gelen okulların ortak sesi de olabilmektedir.
AKADEMİLER VE ÖZEL
OKULLAR
Eğitim alanında görülen hızlı değişim ve ülkedeki Koolisyon Hükümeti’nin yeni akademilerinin kuruluşunu teşvik etmesi, son yıllarda Tip 2 Akademiler olarak yeni kooperatif
model ile tanışmamıza yol açtı. Günümüzde
birçok okul yerel şartlarda rekabet baskısı altındalar, yerel otoritelerden destek bekliyorlar ve mali avantaj sağlamaya uğraşıyorlar.
Sonuçta okul grupları, bazı kooperatif vakıf okulları ve kooperatif modelde örgütlenen bazı
akademiler şu anda Kooperatif Koleji altında
birlikte çalıyorlar, faaliyetlerini yürütüyorlar.
Tüm çaba kooperatif mantıkta ön plana çıkan
ilkelerin ve kritik hususların odağında olduğu
vakıf mantığı ile özdeşleşen yeni bir model
çıkarmak için harcanıyor. Bunların yanında
Manchester ve Stoke kentlerinde kurulu kooperatif akademiler, yakında da Leeds’e açılacak olanlar, hep Kooperatif Grup tarafından
destekleniyor.
KOOPERATİF MODEL
AKADEMİLERDE VE ÖZEL
OKULLARDA NASIL İŞLEYECEK?
Kooperatif modelle yönetilen akademilerin
çok açık kooperatif yönetişim metodolojisi
olduğu söylenebilir. Bu metodoloji okulların
mülkiyetinde hissedarlara “gür bir ses” imkanı sunar. Söz konusu hissedarların özel okullarda biraz farklılaşabildiği hususuna dikkat
etmek gerekir. Bu hususta hükümetin yaptığı
kurumsal düzenlemeler ICA’nın (Uluslararası Kooperatifler Birliği) Kooperatifçilik Kimlik
Belgesine uygun yapılmaktadır. Bu hususta
ayrıca söz konusu anlayışın okulların müfredadında ve eğitim anlayışında hakim olması
için çaba harcanıyor.
12
KİM AKADEMİ KURABİLİR?
Son dönemde bu alanda yaşanan tecrübeler,
akademi kurabilecek okullar için herkesin kabul ettiği genel standartların oluşmasına yol
açmıştır. Bu standartları şu şekilde belirtebiliriz:
• Okulların Ofsted (İngiltere’de okullarla ilgili eğitim standartlarını belirleyen kamu otoritesi) tarafından belirlenen oranlara göre iyi
çıktı rakamlarına sahip olması
• Okulların düşük performanslı okullarla
ortaklık yapıp onları geliştirme istek ve iradeleri
• Okulların Ofsted tarafından belirlenen
özel okul başarı oranlarına ulaşma becerisi.
Son dönemde İngiltere’de hükümet akademileri özel sektör içinde de yaygınlaştırma çabası içindedir.
AKADEMİ ZİNCİRLERİ
White Paper (İngiltere’de Margreth Thatcher
hükümetinin kamu hizmetlerinin verimliliğini ve yeterliliğini arttırmak üzere başlattığı
reform hareketleri kapsamında 1999 yılında
yönetimi modernleştirmek için hazırlanan
rapor) okulların bir araya gelerek sinerji oluşturmalarının çok daha iyi sonuçlar vereceğini
belirtmektedir. Bu kapsamda özellikle düşük
performanslı okulların yeni işbirliği gruplarına dahil edilmesi ve akademi zincirleri oluşturmaları, ülkede eğitimin kalitesini artıracağı
şeklinde yaygın bir kanı oluşmuşutr.
Akademilerle ilgili oluşan endişeler karşısında
bir çok sponsor-destekçi kuruluşun akademileri coğrafi ölçekte belirleyip denetleyecekleri söyleniyor. Hatta akademi zincirleri kapsamında bu denetim-gözetim faaliyetleri yürütülüyor. Akademi zincirleri okulları oldukça
hızlı geliştirecek bir sistem olarak görülüyor.
Bunu yaparken de profesyonel yaklaşım benimsiyorlar, iyi uygulama örneklerini takip
ediyorlar ve üye okullara ofis desteği veriyor-
lar.
ÖZEL OKULLAR
Özel okular, 2010 yılında çıkarılan Akademi
Yasası kapsamında hem ilköğrenimde hem
de orta öğrenimde kurulabilmektedirler. Bu
akademi okulları tamamen ailerden gelen
talep üzerine kurulmuştur. Genelde ailelerin
memnun olmadığı okullara karşı talebi karşılamak için kurulmuşlardır. Bazan da bakanlığın okul ihtiyacının tespit ettiği bölgelerde bu
okullar oluşturulmuştur. Özel okulların amaç
ve niyetleri oldukça basittir. Akademi okulları
ile benzeşirler, hatta uymak zorunda oldukları
yasal prosedürler de aynıdır.
Aynı akademilerde olduğu gibi bu okullar da
aşağıdaki özelliklere sahiptirler:
• Kendi uygulayacakları ücretler ve alacakları personel için koşulları belirleyebilme yeteneği.
• Bütçelerinin önemli bir kısmının yerel
otorite tarafından hibe olarak ödenmesi.
• Ulusal müfredatı takip etme zorunlulukalrının olmaması.
• Okul dönemlerini ve sürelerini belirleme-değiştirebilme yeteneği.
KİM ÖZEL OKULLAR
KURABİLİRLER?
Bu okulların kurulabilmesi için ailelerden talep olmalı ve bu talep dilekçe, deklarasyon vb.
araçlarla beyan edilmelidir. Söz konusu öneri-
ler şu aktörlerden gelmelidir: Hayırseverler,
mevcut akademi sponsorları, üniversiteler,
toplum ve inanç grupları, öğretmenler, veliler, işletmeler. Ayrıca okul kapanışlarından ya
da diğer örgütsel değişimlerden etkilenen ailere ve toplumsal gruplar bu kapsamda öncelikli değerlendirilirler. İstekli ancak tecrübesiz
ebeveynler grubunun öneriler geliştirme konusunda yetersizlikleri çok açık. Bundan dolayı komisyonlar oluşturup bazan dış kaynaklı
hizmet sağlayıcılarından bu alanda hizmet
satın alınabiliyor. Bunlar mevcut akademi
sponsorlarından olabileceği gibi ticari eğitim
sektörü operatörleri de olabilmektedir.
Bazı kooperatif vakıf okulları ya da akademiler pedegojik ihtiyaçları karşılayabilmek için
bazı uydu okul uygulamalarına gidebilmektedirler. Örneğin dışlanmış gruplar için özel düzenlemeler yapabilmek amacıyla NEETs (eğitim istihdamı dışından) ve PRUs (öğrenci sevk
üniteleri) gibi kuruluşlardan yararlanılabilinmektedir. Bu kuruluşlar özellikle temel okul
sistemi dışında kalan öğrencilere sunulacak
hizmetlerde oldukça başarılı olmaktadırlar.
ÖZEL OKULLARLA NASIL
İŞBİRLİĞİ YAPILABİLİR?
Ailelere ve topluluklara karşı artan hesap
verebilirlik anlayışı karşısında okullarda kooperatif model aracılığıyla yeni demokratik ve
toplumsal sorumluluk anlayıyışı geliştirilebilir. Bu süreçte özel okullarla işbirliği yapılmalı
ve bu okullarda da toplumsal sorumluluk anlayışı, kooperatif modelin ön plana çıkardığı
işbirlikçi yaklaşımlarla kurumsallaştırılmalıdır.
13
G-20 ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Dr. Oktay Tuncay *
1944 yılında Bretton Woods Anlaşmasıyla kurulan IMF, 1970’li yıllara kadar, 1 ons
altın = 35 Amerikan Doları standardında
üye ülkelerin paralarını sabit bir kur rejimine bağlamıştı. Bu, ulusal paraların ABD
dolarına sabitlenmesi anlamına geliyordu.
Bretton Woods Anlaşmasının iktisadi ve siyasi sonucu, ABD’nin uluslararası para piyasasını kontrol edebilecek mekanizmalar
kullanabilme imkânı oldu. Sonraki yıllarda
Amerika’nın ekonomik yapısında yaşadığı
olumsuzluklar, büyüyen dış ticaret açığı,
sabit kur sisteminin dolara bağlılığını tartışmaya açtı.Vietnam savaşından itibaren
Amerikan yönetimi, doların altın karşılığını tanımsız hale getirince, tartışmalar
arayışlara dönüştü; IMF gibi yine Marshall planı kapsamında Avrupa Ekonomik
İşbirliği Teşkilâtının 1948’de kurulmasıyla
Avrupa’da zaten başlamış olan alternatif
arayışları hızlandı. Uluslararası camia doların hegamonyasından çıkmak istiyordu.
Avrupa Ekonomik topluluğunun, Bretton
Woods sistemi yerine ikame edecek biçimde Avrupa Ortak Para Birimine (ECU:
European Currency Unit) geçmeleri işte bu
sırada, 1971 Werner Anlaşmasıyla oldu. Bu
daha sonraki Maastrich Anlaşmasını getiren sürecin önemli bir adımıydı.
1973 petrol krizinin ardından büyüyen
bütçe açıklarını, dış borçları ve kur dalgalanmalarını dengeleyebilmek ve petrol satan ülkeler karşısında alıcıların çaresizliğini
azaltabilmek için 1975 yılında Fransa’da,
Fransa Cumhurbaşkanının çağrısı ile bir
araya gelen ABD, İngiltere, Japonya, Almanya ve İtalya her yıl bir araya gelmeye
* Dr. Araştırmacı yazar
14
ve Dünya ekonomisini konuşmaya karar
verdiler. G-6’nın çalışma biçimi, dönerli
başkanlık sistemiyle başkan olan ülkenin
ev sahipliğinde yıllık toplantılar şeklinde
olacaktı. Amerika’nın önerisiyle gruba Kanada da katıldı.1977’den 1991 yılına kadar
G-7’ler olarak toplanan grup Sovyetler Birliğini de ihtiyatlı bir yaklaşımla aralarına
almaya başlamış, 1997 yılına kadar G-7
ülkelerinin toplantılarına “Zirve Sonrası Diyalog” adı altında katılan Rusya 1998’den
itibaren ekonomik-mali konuları da kapsayacak şekilde toplantılara katılmaya başlamış, böylece G-8 tam olarak ortaya çıkmıştır. Grup önceleri makroekonomi yönetimi,
uluslararası ticaret ve gelişmekte olan ülkelerle işbirliği üzerinde dururken, Sovyetlerin dağıldığı yıllarda doğu-batı ekonomik
ilişkileri, enerji ve terör konularını da ele
almaya başladı. Grup, BM Genel Kurulu
bünyesinde, hatta Güvenlik Konseyi bünyesinde ele alınmak durumundaki bütün
konularda Çalışma Grupları oluşturmakta,
IMF’nin ve Dünya Bankasının gündeminde
olması gereken yardıma muhtaç ülkeleri
belirlemekteydi. Meselâ 1993’te Rusya’ya,
1994’te Ukrayna’ya yardım yapılmasına
karar verildi. Rusya’nın gruba katılmasıyla
birlikte, pazar olma niteliğindeki ülkelerle
daha yakın diyalog ihtiyacını da bir şekilde
karşılamak üzere G-8’ler, çeşitli ülkelerle
işbirliği denemeleri yapmış, ancak 1999’da
satın alma paritesi en yüksek 20 ülkenin
Maliye Bakanlarıyla Merkez Bankası Müdürlerinden oluşan G-20’yi, Yirmiler Grubunu (The Group of Twenty Finance Ministers and Central bank Governors – G20,
Group of Twenty) ilan etmiştir.
G-20, 19 ülke ve bu 19 ülke içindeki üye ülkeleri yanında hükmi şahsiyetiyle de temsil
edilen AB’den oluşur: ABD, Fransa, Almanya, İngiltere, Japonya, İtalya, Kanada, Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya, Arjantin, Türkiye, Endonezya, Güney Kore, Meksika, Suudi Arabistan, Avustralya, Güney Afrika ve
AB. G-20 Maliye Bakanları ve Merkez bankası Müdürleri her yıl toplanır. 2008’den
beri devlet veya hükümet başkanları düzeyinde liderler toplantıları da yılda iki defa
yapılmaktadır.2011’den sonra liderler toplantısı yılda bir defa olacaktır. IMF rakamlarına göre, G-20’deki 19 ülke, Dünyada
GSYİH’sı en fazla olan 32 ekonomiden satın alma gücü en yüksek olanlarıdır. Gerçi
satın alma gücü 19 ülke arasına katılmaya
yeten ülkeler de vardır: İspanya, Hollanda,
İran, Taiwan, Thailand ve Polonya. Bunlardan Hollanda ve İspanya’ya 2009’da G-20
ye katılmaları teklif edilmiştir. G-20 toplantılarına aşağıdaki uluslararası para ve ekonomi kurum ve kuruluşlarının temsilcileri
de katılır: IMF, Dünya Bankası, BM Uluslararası Para ve Maliye Komitesi, BM Gelişme Komitesi.G-20 ülkeleri Dünya toplam
GSMH’ sının %85’ini, Dünya Ticaretinin
%80’ini ve Dünya nüfusunun üçte ikisini
oluşturmaktadır. Buna karşılık G-20 içindeki G-8 ülkeleri Dünya nüfusunun %14’ünü,
Dünya ekonomisinin %65’ini oluşturmaktadır. Kanada’da toplanan G-20 toplantısında alınan kararlar arasında, ülkelerin
bütçe açıklarını 2013 yılına kadar yarı yarıya azaltma taahhütleri dikkat çekiyor. Kemerleri sıkma anlamına gelen bu kararın,
küresel durgunluktan çıkabilmek için ülke
ekonomisini canlandırma desteği yüzünden bütçe açığı veren ABD gibi ülkelerin
canını sıktığı yorumları yapılıyor. Çin’in para birimini Yuanı esnek bırakma taahhüdü
sonuç bildirisinde yer almamakla birlikte,
bu yönde adım atacağı beklentisi oluştu.
Sonuç bildirisinde, G-20 ülkelerinin, eko-
nomik canlanmayı artıracak ve kamu borçlarının büyümeyi yavaşlatmadan tasfiye
edecek yönde gayret edecekleri ifade edildi. Türkiye’n in de gündeminde olan“Mali
Kural Uygulamalarının” da bu G-20 toplantılarında gündeme geldiğini varsaymak durumundayız. Bu ifade, IMF’nin yaptırımlarına karşı büyüyen ekonomilerin bir itirazı
gibi de algılanabilir. Nitekim IMF Başkanı
Kahn, bütçe açığını azaltma lâfının pratik
bir anlamı olmadığını, borçların tasfiyesine
yönelik tedbirlerin daha önemli olduğunu
söyledi.
Özetle, G-20 sonuç bildirisinin satır aralarından göze çarpan görüş ayrılıkları şu şekilde sıralanabilir: Büyüyen ekonomilerin
IMF’de daha fazla söz sahibi olma isteği,
AB ile ABD arasında bütçe açığını yarı yarıya azaltma yahut da tersinden söylenirse
iç reel sektörü desteklemeye devam etme,
IMF ile büyüyen ekonomiler arasında kamu borçlarının tasfiyesi konusunda somut
adımlar. Anlaşılacağı gibi G-8, G-20 içinde
BM’de Güvenlik Konseyinin daimi üyesi
beş ülkenin konumuna sahip bulunuyor.
Dünya ekonomisinde ne olacak, krizden
çıkmak için hangi tedbirler alınacak, durgunluğun yerini canlanmaya bırakma hızını artırmak için neler yapılacak? IMF ve
Dünya bankasının ülkeler bazındaki politikaları ne olacak? Banka sektöründe vergilendirmede Basel kriterleri gibi beynelmilel uygulamalar mı yoksa daha esnek bir
yaklaşımla her ülkenin kendi uygulamaları
mı? Bu soruların cevabını, kısa beklemek
sonuçlanacağını düşünmek fazla iyimserlik olur. Çünkü daha da uzatılabilecek bu
problemler dizisine herkesin razı olacağı
çözümler üretebilmek kolay değildir. Ama
imkânsız da değildir. Küresel krizden çıkabilmenin yolu, herkesin kendi menfaatine
ilişkin endişeler yanında küresel endişeler
taşımasından geçiyor. Çuvaldızı başkasına
15
batırırken, kendine de iğneyi batırabilmekten geçiyor. Dünya ekonomisinin gidişatını
takip etmek, ona yön vermek üzere oluşturulan böylesi birlikteliklerin BM çatısı dışında yapılanması, G-8’lere “Adalet” konusunda güveni sarsıyor. Oysa Dünya’ya nizam verme iddiasındaki bir yapılanmanın,
kendi menfaatlerinin yanı sıra başkalarını
da düşünmesi gerekir.
“Gelişmiş Ülke”lerin direnciyle karşılaşmıştır. Bununla birlikte bu özel ve lehte muamele yükümlerinin işleyişini takip etmek
üzere bir “İzleme Mekanizması” kurulması
ve böylece uygulamaların denetlenmesine
ilişkin yeni bir mekanizma oluşturulması
belirli bir olgunluğa gelmiş olmakla birlikte
henüz taraflar arasında mutabakat sağlanamamıştır.
2001 yılında başlamış olan Doha Kalkınma Turu’nun tamamlanamayacağı açık bir
şekilde anlaşılmaktadır. Bu da, 1994’de tamamlanan Uruguay Turundan bu yana 19
yıldır, çok taraflı ticarette küresel anlamda
bir iyileştirme yapılamadığını ve ticaret sisteminin çağın gereklerine yanıt verebilecek yönde geliştirilemediğini göstermektedir. DTÖ sisteminin küresel ticarete düzen
sağlamakta yetersiz kaldığı savları daha
sıklıkla ifade edilmeye başlamıştır. Ayrıca
DTÖ sisteminin cevaplayamadığı günün ihtiyaçlarını, bölgesel nitelikte bazı anlaşmalarla karşılamayı amaçlayan arayışların da
ivme kazandığı görülmektedir.
Türkiye “En Az Gelişmiş Ülkeler”in uygulamaya yönelik sağlayacağı avantajları desteklemektedir.
DTÖ’ nün iki yılda bir toplanan bu en üst
düzey karar organının beklentileri karşılayamaması 2008 ekonomik krizinin tam olarak aşılamadığı bu dönemde hayal kırıklığı
yaratmaktadır. Cenevre’de yapılan 8’inci
Bakanlar Konferansında da önemli bir gelişme sağlanamamıştı. Bununla beraber
Rusya Federasyonun DTÖ üyeliği 8’inci Bakanlar Konferansına sınırlı da olsa bir hareket getirebilmişti
Bali Bakanlar konferansında ele alınan konuların başında ticaretin kolaylaştırılması
gelmiştir. Türkiye’nin, uyguladığı dış satıma
dayalı büyüme modeli çerçevesinde, uzun
vadeli belirlenen hedeflere ulaşabilmek
için “ticaretin kolaylaştırılması” alanında
iyileştirilmeler yapılmasını ilkesel olarak
desteklemesi uygun olacaktır. Ticaretin
kolaylaştırılması kısaca, üretimin başlangıcından nihai kullanıcıya ulaştırılana kadar tabi olduğu tüm işlem ve idari sürecin
basitleştirilmesi, ahenkleştirilmesi ve dolayısıyla formalitelerin en aza indirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Aynı şekilde
gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi ve bu
işlemlerde bilgi teknolojileri ve otomasyon uygulanması ayrıca lojistik altyapısının
güçlendirilmesi amaçlanmaktadır. Tabiatıyla ticaretin kolaylaştırılması kavramının
uygulamalarından beklenen yararı en fazla
sağlayacak alan gümrük uygulamalarında
ortaya çıkacaktır.
Doha Deklarasyonunda DTÖ Anlaşmalarında yer alan “özel ve lehte “muamele uygulama yükümlerinin gözden geçirilmesi ve
etkin bir hale getirilmesinin Doha Kalkınma Gündemi’nin önemli bir unsuru olarak
ifade etmiştir.
Türkiye Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği
tesis etmiş olması dolayısıyla küresel uygulamalardaki ortalamanın üzerinde bir
konumda bulunmaktadır. Bu bakımdan da
müzakerelerde konunun iyileştirilmesine
yönelik yapıcı bir pozisyon belirlemelidir.
Bu alanda yapılması istenilen iyileştirmeler Esasen Türkiye, mevzuat yükümlülüğünün
16
geliştirilmesi ve internet ortamında ya- • AB üyeliği dolayısıyla sanayi mallarınyınlanması, buna ilişkin bildirim noktaları da gümrük tarife oranlarının indirilmesini;
kurulması, ön karar mekanizmasının bağ• Tarımdan hayatiyetlerini sağlayan nülayıcı olması ve Transit Serbestîsinin geliştifusun çokluğu (%24) nedeniyle tarım gümrilmesi konularında hazırladığı metinler ile
rük tarife oranlarının belirli esneklikler
taslak anlaşmaya somut bir katkıda bulunsağlanarak düşürülmesini,
muştur.
• Hizmetlerde ise fiili olarak çok açık bir
Türkiye önemsediği ve konuya ilişkin ya- uygulama yapmakla birlikte “iç mevzuatı”
zım önerisi de yaptığı “Transit Serbestîsi” tamamlayamamış olması dolayısıyla bu
konusunda ciddi bir direnç ile karşılaşmış- alanda da iyileşme yapılmasını “ilkesel olatır. Nakliyecilerimizin özellikle AB pazarları rak” desteklemektedir.
başta kota olmak üzere, hizmet ile orantılı
olmayan ücretler gibi çeşitli kısıtlayıcı ve
SONUÇ
ayrımcı uygulamalara maruz bırakılmaları
sorununa çok taraflı sistem çerçevesinde G-20 Zirvesi 2013 Rusya’nın dönem başkanlığını yürüttüğü, Petersburg’un Strelna
cevap bulunmaya gayret edilmiştir.
kasabasında yapıldı.İki yılda bir yapılan zirİhracata dayalı bir kalkınma modeli benim- ve toplantısı 2015 yılında Türkiye’de yapıseyen Türkiye bakımından, küresel ticaret- lacak.Ekonomik krizin tüm sonuçları ile hete meydana gelen değişikliklerin nasıl şe- nüz ortadan kalkmadığı bir dönemde DTÖ’
killeneceğinin değerlendirilmesinin hayati nün en yüksek karar organı olan Bakanlar
önemde olduğu düşünülmektedir. Türkiye, Konferansında sınırlı beklentilerin dahi
doğal olarak DTÖ’ de yapılan görüşmeleri karşılanamayacak olmasının, çok taraflı tive küresel planda ortaya çıkan eğilimleri caret sisteminin işlevi hakkında şüphe duyakından izlemektedir. Türkiye’nin AB ile yulması sonucunu doğurması beklenebilir.
tesis ettiği Gümrük Birliği’nden kaynakla- DTÖ sisteminin çok taraflı olarak etkin olanan yükümlülükleri de bu konulara ayrıca mamasının, bazı bölgesel girişimlerin ivme
kazanmasına neden olduğu ve bundan
önem vermesini gerekli kılmaktadır.
sonraki dönemde de olabileceği düşünülTürkiye’nin DTÖ’de müzakerelere genel mektedir. ABD’nin, gelişmiş ekonomileri
yaklaşımı “sui generis” konumu ile doğ- TTIP ve TPP girişimi ile bir araya getirerek
rudan bağlantılıdır. Pazara giriş konusu ile yeni nesil ortaklıklar kurma çabasının belki
ilgili özet olarak ifade etmek gerekirse Tür- de DTÖ’ nün azalan işlevi ile doğrudan ilgili
kiye;
olduğu ileri sürülebilir.
17
E-DEVLET UYGULAMALARI
AÇISINDAN TÜRKİYE’NİN DURUMU
Emrah ERDEM *
Dünya’da e-Devlet uygulama örnekleri,
Amerika kıtası, Avrupa kıtası ve uzak doğu
E-Devlet; devletin,vatandaş, özel sektör, ülke örnekleri gelişmişlik dereceleri yüksek
devlet çalışanları ve devlet kurumları ile e- olan ülkeler açısından ele alınmıştır.
lektronik olarak bağlantılı olmasıyla oluşan
, zaman,emek ve maddi tasarruf yapılması- Bu makalenin konusu , Türkiye’nin e-Devlet
nı sağlayarak verimliliği arttıran bir sistem- çalışmalarında Dünya ve AB ülkeleri arasındir.Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi bu sis- da hangi seviyede olduğunun anlaşılarak,
tem günümüz teknolojisinin bize bir arma- uygulamaya yönelik öneride bulunmaktır.
ğanıdır.Küreselleşme ile birlikte teknolojik
araçların gelişmesi,toplumun bu teknoloji- KAVRAMLAR VE TANIMLAR
yi kullanma eğiliminin artması,sosyal ve e- E–Devlet Kavramı
konomik toplumsal değişimler,vatandaşın
devletin sunduğu kamu hizmeti talebini E-Devlet çağdaş toplumlarda devlet ve biarttırmıştır.Devlet bu talebi karşılamak için rey ilişkilerinde , devletin vatandaşa karşı
daha verimli ve etkin çalışmayı vatandaş- yerine getirmekle yükümlü olduğu görev
ların beklentisi doğrultusunda sağlamak ve hizmetler ile vatandaşların devlete karsı
zorunda kalmıştır.Türk vatandaşların büyük olan görev ve hizmetlerinin karşılıklı olarak
kısmı artık evinde internet bulundurmak- elektronik iletişim ve işlem ortamlarında
tadır. Bu potansiyelin kullanılması hükü- kesintisiz ve güvenli olarak yürütülmesi
metin yaptığı tanıtım ve strateji politi- demektir.
kaları ile mümkün olacaktır. Böyle olduğu
E-Devlet kavramını bilgi teknolojisi kullanıtaktirde kamu hizmeti kalitesi durağandan
mı ile sınırlamak yanlış olur. E-Dev¬let, aynı
pozitife doğru hızla ilerleyecektir.
zamanda dışsal ve içsel ilişkileri sürekli yeE-Devlet çalışmalarında Türkiye yeni bir ya- nilenen (innovasyon) hizmet dağılı¬mını,
pılanma içine girmiştir.Vatandaşlara daha vatandaşın yönetim ve denetleme sühızlı hizmet götürmek e-Devlet kapısı ile reçlerine etkin katılımını ve yönetişim
mümkün olacaktır.Türkiye’de her kurum ve dönüşü¬münü ifade eder.
kuruluş kendi web sayfalarını kurmuş veya kurma çalışmalarını yürütmektedir.Bu E-Devlet, bilgi ve iletişim teknolojilerinin
web sayfalarının vatandaş taleplerini karşı- (ICTs), kamu yönetimi ve politik karar allayacak hale getirilerek ,ortak bir havuzda ma sürecinde stratejik ve koordineli olarak
kullanıma açılmasının önemi üzerinde du- kullanımını ifade etmektedir.
rulacaktır.
E-Devlet sanal bir devlet değildir. Gerçek
GİRİŞ
* Gazi Ün. SBE Yönetim Bilimleri Yüksek Lisans Öğrencisi
([email protected])
18
hayattaki devletin, teknoloji olanaklarını
kullanarak çağın gereklerine uygun, yeni-
den yapılandırılması halidir.
daha hızlı ve kolay olmaktadır. Buna karşın
e-Devlet’e geçiş için gerekli kaynak, yetişYönetimin gözden geçirilmesinde ve gemiş nitelikli insan gücü ve doğru bir strateji
liştirilmesinde yeni teknolojik imkanların
ile az zamanda önemli dönüşümleri başarkullanılması ve hizmet kalitesinin artırılmak mümkündür.
ması önemli bir husustur.Bu doğrultuda gelişmiş ülkeler,artık e-devlet’ten söz E-Devlet; devletin günlük idari işlerinin koetmekte ve devlet yapısının teknolojik laylaştırılmasında iletişim ve enformasyon
yeniliklere uygun olarak dönüştürülme- tekniklerinin kullanılmasıdır.E-devlet, kasi gereğini vurgulamaktadır.Nitekim dev- mu idari ünitelerinin enformasyon teknolet hizmetlerinde bilgi teknolojilerinden lojilerini kullanarak vatandaşlar, işletmeler
yararlanılması,hizmetin kalitesini ve hızını ve diğer devlet birimleri arasındaki ilişkileartıracaktır.Hızla gelişen bilgi ve iletişim rini dönüştürmesidir.
teknolojileri giderek artan bir oranda yaşamın tüm boyutlarını; çalışma, üretim, E-Devlet; vatandaşlara, sanayi kesimine
ticaret, iş yapma, eğlence ve yönetim bi- (ve/veya isletmelere), kamu çalış anlarına
çimlerini köklü olarak değiştirmektedir. Bu maliyet-etkin olarak çevrimiçi (online) hizdeğişim devlet yönetimini, ekonominin ya- met sunmaktır. Ayrıca, e-Devlet modeli,
pısını, ülkenin rekabet gücünü, insan gücü düşük maliyet/kaliteli hizmet performanprofilini ve mesleklerin yapısını değiştir- sı üzerinde temellenen ve “toplam kalimeye başlamış ve e-devlet kavramı ortaya te yönetimi” ile “müşteri memnuniyeti”
ölçütlerine göre yapılandırılmış verimlilik
çıkmıştır.
yönetimi sistemiyle ve somut ifadesini eE-Devlet; devletin vatandaşlarına karşı ye- lektronik ticarette bulan e-is modelleriyle
rine getirmekle sorumlu olduğu görev ve ilişkilendirilmekte, merkeziyetçi olmayan
hizmetlerle, vatandaşların Devlete karşı bir yatay koordinasyon yapısı sunmaktadır.
olan görev ve sorumluluklarının karşılıklı E-Devlet’in sunacağı temel hizmetlerin yöolarak ağ ortamında eşzaman ve güvenli nü üç grupta toplanabilir:
bir şekilde gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmakta, bu tanımdan hareketle devlet • Devletten Devlete
ve vatandaşın ilişkilerini ağ ortamına ta- • Devletten Vatandaşa
şınmasından söz edilmektedir. Artık, devlet vatandaşlarına 7 gün 24 saat hizmet • Devletten iş Yaşamına
vermek durumundadır.Coğrafik farklılıklar E-Devlet’in Nitelikleri
önemli değildir. Hizmetler standarttır ve
de sürekli geliştirilmektedir. Bu yapının Bilişim çağının nimetleri olan en son tekoluşturulması, büyük ölçüde iletişim alt- nolojileri kullanan e-devlet modeli, bir
yapısı ve bu altyapıyı destekleyen çeşitli evrakın kamu kurumuna ulaştığı andan
yasalar ve düzenlemelere bağlıdır. Aynı itibaren, yetkili kişiler tarafından herhangi
zamanda ülkenin ekonomik gelişmişliği de bir zamanda, nerede ve ne aşamada olduağ toplumuna geçişte önemli bir faktördür. ğunun elektronik ortamda bilinmesi ve izBilgi ve iletişim teknolojilerinde meydana lenmesine ilaveten konusuna, ilgisine veya
gelen gelişmeleri yakından izleyen ve uy- diğer herhangi bir kritere göre elektronik
gulayan batı ülkelerinin e-Devlet yapısına ortamda evveliyat arama ve inceleme yadönüşümü gelişmekte olan ülkelere göre pılabilmesine olanak veren yapısıyla tek19
nik üstünlüğünü de ortaya koymaktadır.
E-Devlet uygulamasında, teknolojiyle birlikte daha etkin çalışma araçları sağlanacaktır. İletişim araçları, daha resmi iletişim
yöntemleriyle mümkün olmayan bağlar
ve ilişkilerin desteklenmesinde ve beslenmesinde etkili rol oynayarak, çalışan iletişimini güçlendirecektir. Ayrıca veri görselleştirmesi, bilgi çıkarımı, veri entegrasyonu
ve sayısal kütüphane gibi bilgi yönetimi
araçları, bilginin kullanımı ve yaygınlaşmasına olumlu katkılarda bulunacaktır. Yeni
teknolojiler, üst yöneticilerden beklentileri
de artırmakta ve kamu yönetiminin faaliyetlerini bir sır olmaktan ve devleti de kutsallıktan çıkarmakta, kamu yönetimindeki
bilinmezlikten kaynaklanan büyü bozulmaktadır.
Bu bilgiler ışığında e-Devlet’in belirleyici
özellikleri şu şekilde sıralanmaktadır.
yapılması sağlanmalıdır.
• Kurumun vatandaşa, ticari kurumlara,
çalışanlarına ve diğer kurumlara karsı yerine getirmekle yükümlü olduğu görev ve
hizmetler tartışmaya yer bırakmayacak biçimde bütün yönleriyle tutarlı, açık ve sade olarak belirlenmiş olmalıdır.
• Gerçek hayatta sunulan hizmetlerle, eDevletin elektronik ortamda sunduğu hizmetler arasında çelişki olmamalı, tamamını kapsamalı ve her anlamda çok belirgin
kazanımlar (zaman, emek vb.) sağlanmalıdır.
E-Devlet’in Temel Unsurları
Devlet, vatandaş, şirketler, kurumlar ve kamu çalışanları e-devletin unsurlarını oluşturmaktadır.
Her bir unsur, kendi içerisinde “e” olgusu• Devletin vatandaşa sunacağı hizmet ve na gerçekleştirmeye çalışacak, birbirinden
olanaklarda eşitlik ve saydamlık sağlanmış etkilenerek gelişecek ve zamanla e-Devlet
oluşacaktır. Elektronik devlet yapısı yalnızolmalıdır.
ca vatandaşların bilgiye erişme taleplerini
• Devlet sanal ortamda katılımcı demok- karşılamakla kalmamaktadır. Kamu hizrasiyi tercih etmelidir.
metlerinin elektronik yapılar içinde görü• Devlet vatandaşı doğrudan ilgilendiren lebilmesi, vatandaşların kendileri hakkınkonularda vatandaşın eleştiri ve görüşleri- daki bilgileri yine sorunsuz ve kolaylıkla
kamunun ilgili birimlerine aktarabilmesini
ne açık olmalı, etkin katılımı sağlamalıdır.
de içerir.
• Vatandaş, devletten (kurumlardan)
öğrenmek istediği her türlü bilgiyi edinme, E-Devlet’in Amaçları
devletin yürüttüğü projelerin kısa, orta ve Literatürde e-Devlet süreci için yaygın bir
uzun vadeli programlarını öğrenme hakkı- biçimde dört ya da beş aşama öngörülna sahip olmalıdır.
mektedir. Birinci aşamada, bilgi ve iletişim
• Devletin vatandaşa sunacağı hizmet teknolojileri bilgiyi yaymak için kullanılsadece bilgilendirme düzeyinde kalmama- maktadır. İkinci aşama, iki yönlü iletişimdir.
lı, gerçek yasamda sunduğu tüm hizmetle- Bu aşamada, devlet, bilgi ve veri transfer
teknolojileri kadar e-posta sistemlerini de
ri kapsamalıdır (kişisel başvuru vb).
kullanmaktadır. Üçüncü aşamada, kamu
• Yüksek kalitede hizmet, zorlamanın görevlilerinin yerine geçecek şekilde maolmaması, elektronik servis ile geleneksel li işlemler ve hizmetler çevrimiçi olarak
servis kıyaslamalarının yapılması ve seçim sunulmaktadır. Dördüncü aşamada, çeşit20
li devlet hizmetleri yatay ve dikey olarak
bütünleştirilmeye çalışılmaktadır. Beşinci
aşama, web-esaslı siyasal katılımı teşvik
etmeyi içeren etkileşimli demokrasi aşamasıdır.
E-Devlet ile amaçlananlar;
• Devletin şeffaflaşması,
• Devletin hızlı ve etkin bir şekilde işleyişinin sağlanması,
• Her düzeyde vatandasın yönetime katılımının sağlanması,
• Kurumlar arası bilgi alışverişinin sağlanarak is ve veri yinelemesinin önlenmesi,
• Kamunun hizmet verdiği vatandaşların
yaşamlarının kolaylaştırılması,
• Karar vericilerin bilgiye dayalı karar
verme süreçlerinin geliştirilmesi ve hızlandırılması olarak özetlenebilir.
• Bunların gerçekleşmesi durumunda
sağlanacak yararlar şunlardır;
• Zamandan kazanç sağlanacaktır,
• Maliyetler düşecek ve verimlilik artacaktır,
• Memnuniyet artacaktır,
• Ekonomik gelişim desteklenecektir,
• Hayat kalitesi ve bireysel katılım artacaktır,
• Kâğıt bağımlılığı ve kullanımı azalacaktır,
• Kamu ile olan işlemler için vatandasın
talep ettiği bilgilere bir noktadan ve doğru
şekilde ulaşılacaktır. Böylece insan yanlışları en aza indirilecektir.
• Bilgi ve iletişim teknolojileri ilk kurma
maliyeti yüksek olmasına karsın zaman boyutundaki toplam sahip olma maliyetinin
düşmesi, verilecek olan hizmetin daha hızlı
sunulması, isletme giderlerinin azalması,
doğru bilgiye ulaşım vb. olumluluklar hizmetin elektronik olarak sunumu için bir
neden olacaktır.
• Hem kamu hem de vatandaş için karar
almada kolaylık ve hız sağlanacaktır.
• Vatandasın talebi ön plana çıkacaktır.
TÜRKİYE’DE E-DEVLET
E- Devlete Geçiş Çalışmaları
E-Türkiye Girişimi (2001): Rekabetçi, dinamik ve bilgiye dayalı ekonomiye sahip
olunması ve bilgi toplumuna dönüşümün
sağlanması ve eAvrupa + Eylem Planının
ülkemize uyarlanması hedeflerinin gerçekleştirilmesine yönelik olarak Başbakanlığın
9.10.2001 tarihli ve 352 sayılı Genelgesi
ile e-Türkiye Girişimi başlatılmıştır. Girişim
kapsamında 13 adet Çalışma Grubunun
katkısıyla bir adet taslak eylem planı hazırlanmıştır. Ancak siyasi ve ekonomik istikrarsızlık nedeniyle Eylem Planının uygulanması imkanı bulunamamıştır. e-Türkiye Girişimi, e-Dönüşüm Türkiye Projesinin ilanı
ile son bulmuştur.
e-Dönüşüm Projesi 200: 58.Hükümet tarafından hazırlanan Acil Eylem Planı’nda
e-Dönüşüm Türkiye Projesinin, koordinasyonu, izlenmesi, değerlendirilmesi ve
yönlendirilmesi ile ilgili olarak DPT Müsteşarlığı görevlendirilmiş, bu görevin yerine
getirilmesi amacıyla da DPT Müsteşarlığı
bünyesinde Bilgi Toplumu Dairesi Başkanlığı kurulmuştur.Şu anda Bilgi Topumu Dairesi Kalkınma Bakanlığına bağlanmıştır.
E-Dönüşüm Türkiye Projesi’nin başlıca hedefleri, vatandaşlarımıza daha kaliteli ve
hızlı kamu hizmeti sunabilmek amacıyla;
katılımcı, şeffaf, etkin ve basit iş süreçlerine sahip olmayı ilke edinmiş bir Devlet
yapısı oluşturacak koşulların hazırlanması,
bilgi ve iletişim teknolojileri politikaları ve
mevzuatının öncelikle Avrupa Birliği müktesebatı çerçevesinde gözden geçirilerek
yeniden düzenlenmesi ve e-Avrupa+ kap21
samında aday ülkeler için öngörülen eylem daşın bir kimlik numarası ile takibini esas
planının ülkemize uyarlanmasıdır.
almaktadır. Ancak çeşitli bakanlıkların ve
kamu kurumlarının ayrı ayrı uyguladıkları
Bilgi toplumu Stratejisi 2006: Bilim ve e-devlet projeleri arasında bir eşgüdüm olteknoloji üretiminde odak noktası haline duğunu söylemek zordur. Bu durum kamu
gelmiş, bilgi ve teknolojiyi etkin bir araç sektöründe alana yapılan yatırımların veolarak kullanan, bilgiye dayalı karar alma rimliliğini düşürmektedir. E-devlet alanınsüreçleriyle daha fazla değer üreten, küre- da aktif hale getirilen bir diğer uygulama
sel rekabette başarılı ve refah düzeyi yük- ise, VEDOP’dur. (Vergi Daireleri Otomassek bir ülke olmak vizyonu ile ortaya konan yon Projesi) Maliye Bakanlığı Gelirler Ge“Bilgi Toplumu Stratejisi”, toplumun tüm nel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen 22
kesimlerinde dönüşümü hedeflemektedir. il ve 10 ilçe merkezinde bulunan 153 vergi
Bu doğrultuda, toplumun temel öğelerini dairesinin ortak bir ağ ile merkeze bağlanoluşturan vatandaşların, kamunun, özel is- dığı ve bu vergi dairelerinde verilen hizletmelerin ve bilgi iletişim teknolojileri sek- metlerin kurum içinde elektronik ortamtörünün mevcut durumları ve Türkiye’nin dan yürütülmesinin sağlandığı bir projedir.
2010 yılında bilgi toplumuna dönüşüm VEDOP II kapsamında ise, Proje ile vatanpotansiyeli değerlendirilmiş, belirlenen daşların vergi ile ilgili işlemlerini elektrostratejik öncelikler çerçevesinde 2010 yılı nik ortamda yapabilmelerinin sağlanması
için hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için amaçlanmaktadır. Bu çerçevede 81 ilde en
atılması gereken adımlar tespit edilmiştir. az bir tane olmak üzere toplam 300 Vergi
Dairesinin otomasyonu tamamlanmıştır.
E-Devlet Uygulamaları
Proje kapsamındaki beyannamelerin inElektronik devletten söz edilirken Dünya’da ternet üzerinden alınması (e-Beyanname)
“electronic government”“e-government”, uygulamasına 2004 yılı Ekim ayı içerisinde
“digital government”, “online govern- başlanmıştır.GİMOP (Gümrük İdaresinin
ment”, “wired go-vernment”, “virtual go- Modernizasyonu) kapsamında ise gümrük
vernment”; Ülkemizde ise “e-devlet”, “e- idarelerinin modernize edilmesi ve tüm
lektronik devlet”, “dijital devlet” gibi kav- gümrük işlemlerinin otomatik hale getirilramlar kullanılmaktadır.
mesi suretiyle gümrük işlemlerinde karşıTürkiye’de,
e-Dönüşüm
Türkiye laşılan sorunların giderilmesi amaçlanmışProjesi’nden önce var olan ve bu proje tır. Gümrük işlemlerinin gerçek zamanlı
içinde bütüncül bir yaklaşımla ele alına- olarak bilgisayar ortamında yürütülmesini
cak olan e-devlet uygulamalarının önemli sağlayan bir yazılımdır. Uygulama ile 69
örnekleri vardır. Merkezi yönetim bünye- gümrük idaresinde, diğer kurumlar tarasinde biçimlenen bu uygulamalar, genel fından talep edilen belgeler dışında dış tiolarak merkez teşkilatı içinde yer alan çe- caret işlemlerinin %99.5’i elektronik olarak
şitli kurumların bağımsız çabaları sonucu gerçekleştirilmektedir.Yükümlülerin hem
ortaya çıkmıştır. Bu uygulamaların belki internet hem de Elektronik Veri Değişimi
de en önemlisi 1972 yılında çalışmalarına yöntemiyle kendi bürolarından beyannabaşlanan ve 2002 yılı Kasım ayında çevirim me tescil etmeleri sağlanmıştır.
içi hizmete geçen MERNİS (Merkezi Nüfus Türkiye’nin bilgi toplumuna dönüşüm süİdaresi Sistemi) projesidir. Proje, her vatan- recinde rol oynayacak unsurların mevcut
22
potansiyelinin iyi anlaşılması önem arz etmektedir. Bu unsurlar: vatandaşlar, işletmeler, devlet, bilgi ve iletişim teknolojileri
ile Ar-Ge ve yenilikçiliktir.
Kurumların çalışmalarına göre; iş süreçlerinin yeniden yapılandırılması ile ara süreçlerin ortadan kaldırılması ve süreçlerin
hızlandırılması, insan unsurundan kaynaklanan hataların önüne geçilmesi, ortak hizmet ve altyapıların kullanımı ile mükerrer
yatırımların önlenmesi, kurumlar arasında
bilgi ve belge paylaşımının elektronik ortamda gerçekleşmesi, işlemlerin tamamen
elektronik ortamda yürütülmesi ile personel, emek, zaman, kırtasiye, posta, ulaşım,
iletişim gibi masraflar azalmakta ya da tamamen ortadan kalkmaktadır. Bazı kamu
kurumlarının e-devlet uygulamaları ile elde ettikleri tasarruflara aşağıda yer verilmektedir.
Adalet Bakanlığı tarafından yapılan bir
çalışmaya göre Ulusal Yargı Ağı Projesi
(UYAP)’nin 23 ayrı uygulaması ile projenin
başlangıcından Nisan 2011’e kadar yaklaşık 1,6 milyar TL tasarruf elde edilmiştir.
Bu tasarrufun yaklaşık 705 milyon TL’lik
kısmı MERNİS ile entegrasyon sayesinde
gerçekleşmiştir. Türkiye’de merkezi kamu
kurumlarının BİT yatırımları için 2002-2011
döneminde ayırdığı toplam ödenek ise 9,6
milyar TL’dir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen Sosyal Yardım Bilgi Sistemi
(SOYBİS) çerçevesinde Şartlı Eğitim Yardımı
ve Şartlı Sağlık Yardımına ilişkin sadece 3
belgenin elektronik ortamda takibi ile kırtasiye ve ulaşım giderlerinden 2010 yılında
11,8 milyon TL tasarruf sağlanmıştır.
E-Devlet Yapısı
Başbakanlık idareyi geliştirme başkanlığına bağlı Devlet teşkilatı veri tabanı gelişen
teknolojik imkanlardan daha fazla yararlanılması amacıyla klasik ortamda yapılan
resmi yazışmalarda kullanılan Haberleşme
Kodlarının, yazışmaların elektronik ortamda yapılması ve arşivlenmesinde kullanılması amacıyla 1991/17 sayılı Başbakanlık
Genelgesi 2011/1 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile yürürlükten kaldırılarak DTVT’nin
güncelleme çalışmaları başlatılmıştır. Devlet teşkilatı veri tabanı kurulmasıyla kamu
kurum ve kuruluşları arasında olan yazışmaları ve arşivlemeyi sağlamak esas alınmıştır. Vatandaş-Devlet bağlantısını sağlamak için https://www.turkiye.gov.tr adresi
kurulmuştur.Tübitak e-devlet kapısının işlevinden sorumludur.Bu site sadece bilgi
alma ve sorgu ekranlarına izin vermektedir.Örnek olarak tüm kurumlar site içeriğinde göstermiştir.Örnek olarak Genel Kurmay Başkanlığı sayfasına giriş yapıldığında
sadece iletişim adresleri görüntülenmektedir.Aslında bu sitede vatandaş, kamu
kurumları ve genel kurmay yetkililerinin
girebildiği sayfalar olmalıdır.Vatandaş kendi linkine tıkladığında vatandaşla ilgili olan
askerlik hizmetleri,muvazzaf ve sözleşmeli
personel işleri, er , rütbeli ve memur işleri
,kişilerin seferberlik bilgileri v.s tüm bilgilere ulaşmasını sağlayan interaktif giriş ve
sorgu yapılabilecek içeriğe sahip olmalıdır.
Şu an itibarıyla e-Devlet kapısı sorgu ve
form ihtiyacını bir nebze karşılamaktadır.
Site de bulunan kurumların e-Devlet hizmeti açısından doldurulması gerekmektedir.
DÜNYA’DA E-DEVLET
UYGULAMA ÖRNEKLERİ
Dünyada e-devletin uygulama alanları giderek artmakta, gelişen kullanım alanları
ve popülariteyle birlikte birçok araştırmacı kuruluş konu araştırmalar yapmaktadır.
Bunlardan birisi olan Accenture danışman23
lık şirketinin yaptığı ve 2001 yılında yayınlanan ve 22 ülkede 165 kamu hizmetini
kapsayan araştırmaya göre, e-devlet hizmetini uygulayan devletlerarasında uygulamaların olgunluğu açısından sırasıyla
Kanada, ABD ve Singapur “yenilikçi lider”
ülkeler olarak nitelendirilmektedir. Bunları
vizyon sahibi ülkeler olarak Norveç, Avustralya, Finlandiya, Hollanda, İngiltere izlemektedir. “Sağlam geliştiriciler” olarak görülenler ise Yeni Zelanda, Fransa, ispanya,
İrlanda, Portekiz, Almanya ve Belçika’dır.
“Platform inşa edenler (yeni oluşumlar)
kategorisinde de Japonya, Brezilya, Malezya, Güney Afrika, İtalya ve Meksika vardır.
Amerika
A.B.D bilişim ve iletişim sektörlerinde
öncü bir ülke olduğu kadar e-devlet uygulamalarında da önde gelen ülkeler arasındadır. 1993’te başlatılan ve tüm kamu
hizmetlerinin tek duraklı olarak çevrim içi
sunulması hedefini güden “Access America”
e-devlet programı kapsamında
2003 yılına kadar, bağımsız olarak verilen
kamu hizmetlerinin bir portal bünyesinde
bütünleştirilmesi amaçlandırılmıştır. Program kapsamında “firstgov” adlı Internet
portalı tasarlanmış ve 2001 yılında hizmete girmiştir.
A.B.D İdare ve Bütçe Komisyonu tarafından hazırlanan ve 3 Ekim 2003’de Başkan
tarafından onaylanan “E-Devlet Stratejileri
Raporu” da devletin vatandaşlara hizmet
verme ve/veya onlarla birlikte çalışma
yöntemlerini e-Devlet stratejilerini geliştirmek yoluyla iyileştirmenin gerekliliğini
ortaya koymaktadır. http://www.usa.gov/
e-Devlet kapısıdır. ABD’nin e-devlet stratejileri üç temel üzerine kuruludur.
- Bürokrasi merkezli değil, vatandaş odaklı
devlet
24
- Sonuç odaklı devlet
- Yenilikleri destekleyen pazar odaklı devlet
İngiltere
Ülkedeki e-dönüşüm programının başladığı 1997 yılında devlet hizmetlerinin
2002’de %25’inin, 2005’de %50’sinin ve
2008’de %100’ünün internet üzerinden
yürütülmesi hedeflenmiştir. İngiltere de eDevlet alanındaki çalışmalar 1999’un eylül
ayında Performans ve inovasyon Birimi’nin
raporunda belirtilen öneriler dikkate alınarak hükümet bünyesinde konumlanan
Elektronik Temsilcilik Dairesinin kurulmasıyla dinamik bir ivme kazanmıştır. 2001
yılından 2004 yılına kadar e-hizmetlerinin
gelişimine 6 milyar pounda yakın bir bütçe ayıran ingiltere e-Devlet hizmetlerini
tek bir merkezde toplama ve bir ana kapı
oluşturma çalışmaları sonucunda e-Devlet
Ana Kapısı’nı oluşturmuştur. İngiltere’nin
e-Devlet kapısı http://www.direct.gov.uk/
adresi incelendiğinde vatandaşlara yönelik bir çok hizmetin sunulduğu görülmektedir. Bu hizmetlerin eğitim, araçlar, vergi,
iş bulma, suç ve adalet, engelliler, insan
hakları gibi başlıklar altında tasniflenmiştir.
Büyük ölçüde konu ile ilgili ayrıntılı bilgilerin sunulduğu web sayfasında Çevrimiçi
Yap (Do It Online) bağlantısıyla, çevrimiçi
olarak yapılabilen hizmetlerin ilgili web
sayfalarına yönlendirilmeleri sağlanmıştır.
DirectGov’un internet üzerinden sunduğu
hizmetlerin bir bölümüne mobil telefonlar aracılığıyla erişim olanaklıdır. Mobil
telefonlarla internete girerek DirectGov
hizmetlerine ulaşılabildiği gibi kısa mesaj
göndererek kimi konularda sorgulama yapılabilmektedir. İnternet ve mobil telefonlar dışında e-Devlet kapısı DirectGov’a erişim için bir diğer seçenek ise televizyondur.
Singapur
Singapur’un e-Devlet yolculuğu Kamu Hizmeti Bilgisayarlaştırma Programıyla (CSCP)
1980’lerin başlarında başlamıştı. Ardından
1990’ların sonunda Bilgi Teknolojileri ve Telekomünikasyon kavramları arasındaki yakınlaşma kamu hizmetlerinde bir paradigma değişimini gerekli kıldı ve ilk e-Devlet
eylem planı 2000’de uygulamaya kondu.
Bu plan kamu hizmetlerinin sunumunda
müşteri merkezli bir yaklaşımı benimseyerek e-devlet planı II’nin de (EGAP II) temelini oluşturdu. Singapur’da kamusal alanda
en dikkat çekici proje e-Citizen’dir. Projenin amacı, çeşitli idari hizmetleri sağlayan
tek bir portal yaratmaktır. E-Citizen portalı
kamu hizmetlerinin vitrinidir. Singapur ayrıntılı bir plan çerçevesinde, kamu birimlerinin her birini ayrı ağ sistemine taşıyarak
kurumların birbirleriyle bağlantılarını sağlayıp vatandaşların ihtiyaçlarına göre bir
sistem organize etmiştir. http://www.egov.
gov.sg/ sitesi e-Devlet kapısıdır.
SONUÇ
Bugün dünya üzerinde Singapur’dan
ABD’ye ve Avrupa Birliği’ne kadar pek çok
devlet, e-Devlet uygulamaları açısından
büyük bir asama kat etmişlerdir. Bununla birlikte, birçok ülke arasında e-Devleti
uygulama aşamaları bakımından geniş bir
çeşitlilik bulunmaktadır. Bu aşamalar; bir
internet web sitesi kurma, elektronik içerikli dağıtım sağlama (haberler, direktifler,
dokümanlar), vergi ve lisans ödemeleri
seklindeki finansal işlemleri gerçekleştirme, kamusal hizmet dağıtımını yapma ve
yurttaş katılım mekanizmalarını kurma
seklinde sıralanabilir.
kullanımı istatistiklerine göre, her geçen yıl
internet kullanımı ve kamu kuruluşlarının
e-Devlet’e önem vermesi ile verilen hizmet sayısı her geçen gün artmaktadır.2011
yılında %38,9 olan kamu kuruluşları ile
olan iletişim 2012 yılında %45,1 çıkmıştır.
Veriler gösteriyor ki , toplumda e-Devlet
bilinci her geçen gün artmaktadır.Bilinçli
toplumun yani müşterilerin taleplerini karşılamak için yerel,bölgesel ve merkezi bir
şekilde tüm kurumlar teşkilat yapılarını düzenleyeceklerdir.Genç nüfusun, teknoloji
kullanımına bağlı olarak AB ülkelerinden
daha önde olduğumuz açıktır. Bu e-Devlet
kullanımı için önemli bir potansiyeldir. AB
ülkelerinde elektronik ortamda hizmet sunum düzeyi açısından,Türkiye 17.sıradadır.
Ayrıca,toplumun her geçen gün e-Devlet’e
olan güveni ve kullanımı her geçen yıla
oranla artmaktadır. İdari işlemlerin basitleştirilmesi ve temel kamu hizmetlerinin
çevrimiçi sunulmasına ilişkin çalışmalar
devam etmiştir , denilerek Avrupa komisyonu 2012 ilerleme raporunda çalışmaların sürdüğü belirtilmiştir.
Türkiye e-Devlet teşkilatının ,vatandaş isteklerine daha fazla karşılık verebilmesi ve
sistemde verimlilik,etkinlik,tutumluk öğelerinin daha iyi temellendirilebilmesi için
aşağıda bir öneri de bulunulmuştur.
Teşkilat yapısı olarak Başbakanlığa bağlı
“veri tabanı genel müdürlüğü” kurularak
bilgi güvenliğinin kontrol altına alınması ve
e-Devlet’e tam anlamı ile geçişin önemsendiğinin devlet teşkilatı ,özel şirketler ve
vatandaş tarafından anlaşılması sağlanmış
olacaktır. Devlet teşkilatının tüm birimlerinin e-Devlet sistemine geçişini sağlamak için bakanlık teşkilatında e-Devlet
birimi kurulacaktır. Başbakanlığa bağlı veri
Türkiye’nin e-devlet kapısı ,diğer ülkeler- tabanı genel müdürlüğü belirli aralıklarla
le karşılaştırıldığında seviyesinin ortalama bu birimleri denetlemesi sağlanarak bilgi
düzeyde olduğu görülmektedir. İnternet akışının devamlılığı sağlanacaktır.Kişinin
25
bilgilerinde değişiklik olduğu zaman ilgili
bakanlığın e-Devlet biriminin bu bilgileri
veri tabanından değiştirmesinin hızlı bir
şekilde yapılmasını sağlayacaktır.
Veri tabanı genel müdürlüğü, tüm
vatandaşların doğumdan-ölüme kadar
olan (kimlik bilgileri,nüfus,maliye,maaş
v.s.) bilgilerini,kamu kurum ve kuruluşlar
ile vatandaş arasında yüz yüze verilen hizmetlerin verilmesini,kamu kuruluşlarının
birbirleri ile olan bağlantısını sağlayacak
nitelikte bir veri tabanı oluşturulacaktır.
Tüm devlet teşkilatının bu veri tabanına girişi sağlanarak bilginin tek elde toplanması
sağlanacaktır.Bu veri tabanına erişebilen
yetkililerin kadro yapısı düzenlenerek yetkilendirme yapılacaktır.Sadece gerekli olan
bilginin görünmesi sağlanarak , bilmesi gereken prensibi uygulanmış olacak ve bilgi
güvenliği sağlanmış olacaktır. Vatandaşların kamu kurumları ile olan işleri veya tüm
başvuruların anında sonuçlandırılması için
veri tabanı genel müdürlüğü teşkilatında
kurulmuş interaktif çalışma yapabilen bir
birim kurularak kamu-vatandaş ilişkileri
düzenlenmiş ve hız kazandırılmış olunacaktır. Bu birim gerektiğinde kamu kurumları arasındaki bağlantıyı sağlayacak özelliklerle donatılmalıdır.
Bu sistemle e-devlet kapısı daha işlevselleştirilerek, vatandaştan durmadan form
doldurması veya bilgi alınması önüne geçilmiş olacak ve kamu kurumlarında bir
etkinlik ve verimlilik dönemi başlayarak
kırtasiyecilik ve kaynak israfı önlenmiş,
kamu kurumları arasında bilgi bütünlüğü
sağlanmış ,her kurumda farklı yanlış bilgilerle karşılaşılmamış ve devlete olan güven
vatandaş tarafından sağlamlaştırılmış olacaktır.
26
KAYNAKLAR
Ali Arifoğlu ve dig., E-Devlet Yolunda Türkiye, Ankara,
Türkiye Bilisim Dernegi, 2002, s.12.
Roy, J. E-Governmnet in Canada: Transformation İfor
Digital Age. Ottawa Uni¬versity: Ottawa Press,2006.
Christian VON HALDENWANG, Electronic Government (E-Government) and Development, The European Journal of Development Research,http://dx.doi.or
g/10.1080/0957881042000220886. (Erisim, 16.10.2012).
Cengiz UYAN, “Türkiye’de Konumsal Verinin E-Devlet
Yapısı içinde Üretici Kuruluslar ve Diger
ilgili Kisi
ve Kuruluslar Arasında Paylasımı Üzerine Bir Arastırma”,
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisligi Anabilim
Dalı,Zonguldak, 2006, s.4.
Gürol Banger, “e-Türkiye”, Uzman Der, sayı 15-16, Temmuz-Aralık, 2001, s.5.
İbrahim Kırçova, “Yönetim Anlayışının Değişmesi ‘eDevlet’ İhtiyacını Ortaya Çıkardı:Bu Devleti Herkes Sevecek”, İtovizyon, sayı 14, Mart, 2004, s.77.
Erdinç Uzun, “e-Devlet Kapsamında e-Belediyecilik ve
Bir Uygulama” , Edirne, Trakya Üniversitesi Fen Bilimleri
Enstitüsü Bilgisayar Mühendisliği Ana Bilim Dalı Yüksek
Lisans Tezi, 2003, s.2.
T.L. WHATSON, L DAV_S, (2001). “Best practices in
electronic government: comprehensi ve electronic information dissemination for science and technology”.
Government Information,Quarterly, 18, 79–91.
Özgür Uçkan, E-Devlet, E-Demokrasi ve Türkiye, istanbul, Literatür Yayıncılık, 2003a, s.44-47.
Nevzat Arı, Selçuk Arı, Etkin Devlet, _stanbul, Sabancı
Üniversitesi Yayınları, 2003, s.79.
Hamza Ates, Bilgi Çagında Kamu Yönetimi: Geleneksel
Bürokrasiden Bilgisellestirilmis Bürokrasiye Geçis, izmit,
I.Ulusal Bilgi, Ekonomi ve Yönetim Kongresi, Kocaeli
Üniversitesi İİBF Yayını, 2002, s.967.
E-Devletin Belirleyici Özellikleri,http://www.milliemlak.gov.tr/_projelerimiz/e_devlet/e_index.htm#,
(Erisim:Ekim 2012)
İbrahim Kırçova, “Yönetim Anlayışının Değişmesi ‘eDevlet’ İhtiyacını Ortaya Çıkardı:Bu Devleti Herkes Sevecek ”, İtovizyon, sayı 14, Mart, 2004, s.79.
Demirel, Demokaan, E-Devlet
ve Dünya
Örnekleri,Sayıştay Dergisi,Sayı 61
TORRES, Lourdes, Vicente PINA ve Basilio ACERETE
(2006), “E-Governance Developments in European Union Cities: Reshaping Government’s Relationship with Citizens”, Governance: An International Journal of Policy,
Administration, and Institutions, Vol.19, No.2, ss.277302.
Başbakanlık, Bilgi Toplumuna Doğru: Türkiye Bilişim Şurası Taslak Raporu, Ankara, Türkiye Bilişim Şurası, 2002,
s.212.
http://www.bilgitoplumu.gov.tr Erişim : 25 Kasım 2012
Kısa Dönem Eylem Planı , 2003
Bilgi Toplumu Stratejisi Eylem Planı (2006-2010)
Ali ,Karagülmez , Elektronik Devlet Kavramı, Türkiye
Adalet Akademisi Dergisi, 2010, Yıl:1, Sayı:2
Kösecik, Muhammet ve Naci Karkın (2004), “Elektro-
nik Devlet: Amaçlar,Sorunsallar ve Uygulamalar”, Kamu
Yönetimi, (Ed., Abdullah Yıldız - Mustafa Ökmen), Gazi
Kitabevi, Ankara.
M. Kemal ,Öktem, “Bilgi Teknolojileri ve Kamu Yönetimi”, Kamu Yönetimi Gelişimi ve Güncel Sorunları, (Ed.,
M. Kemal Öktem - Uğur Ömürgönülşen), İmaj Yayınevi,
Ankara,2004
, http://www.bilgitoplumu.gov.tr/yayin/eDevletProjeveUygulamalari.pdf, (Erişim Tarihi:05.10.2012).
DPT (2006), Bilgi Toplumu Stratejisi (2006-2010)
http://dtvt.basbakanlik.gov.tr/Hakkimizda.aspx (erişim:25.11.2012)
Özgür, Uçkan, E-Demokrasi ve Türkiye, Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılanması İçin Strateji ve Politikalar-I,
Literatür Yayıncılık, İstanbul,2003.
İbrahim ,Kırçova, E-devlet uygulamaları ve Ekonomiye
Etkileri, İTO Yayınları, İstanbul,2003.
Muhittin Ataman. “E-Devlet Uygulama Alanları: Türkiye’deki Saglık Yönetiminde E-Devlet Kullanımı”, Abant
İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu
Yönetimi Anabilim Dalı, Bolu, 2006, s.32
İngiltere’nin e-Devlet Ana Kapısı için Bkz. http://www.
gateway.gov.uk, 15.10.2012.
http://sadeceozgur.com/2010/02/20/ingilterenin-edevlet-kapisi-directgov/ Erişim:04.12.2012
MINGES, Michael, Magda İsmail and Larry Pres (2001),
“The E-City: Singapore Internet Case Study”, International Telecommunication Union, April,
Ufuk ,Durna, Mehmet ,Özel,Bilgi Çağında Bir Yönetsel
Dönüşüm Yaklaşımı:E-(Yerel) Yönetim” Mustafa Kemal
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,2008
Avrupa Komisyonu Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu
g/10.1080/0957881042000220886. (Erisim, 16.10.2012).
Cengiz UYAN, “Türkiye’de Konumsal Verinin E-Devlet
Yapısı içinde Üretici Kuruluslar ve Diger
ilgili Kisi
ve Kuruluslar Arasında Paylasımı Üzerine Bir Arastırma”,
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisligi Anabilim
Dalı,Zonguldak, 2006, s.4.
Gürol Banger, “e-Türkiye”, Uzman Der, sayı 15-16, Temmuz-Aralık, 2001, s.5.
İbrahim Kırçova, “Yönetim Anlayışının Değişmesi ‘eDevlet’ İhtiyacını Ortaya Çıkardı:Bu Devleti Herkes Sevecek”, İtovizyon, sayı 14, Mart, 2004, s.77.
Erdinç Uzun, “e-Devlet Kapsamında e-Belediyecilik ve
Bir Uygulama” , Edirne, Trakya Üniversitesi Fen Bilimleri
Enstitüsü Bilgisayar Mühendisliği Ana Bilim Dalı Yüksek
Lisans Tezi, 2003, s.2.
T.L. WHATSON, L DAV_S, (2001). “Best practices in
electronic government: comprehensi ve electronic information dissemination for science and technology”.
Government Information,Quarterly, 18, 79–91.
Özgür Uçkan, E-Devlet, E-Demokrasi ve Türkiye, istanbul, Literatür Yayıncılık, 2003a, s.44-47.
Nevzat Arı, Selçuk Arı, Etkin Devlet, _stanbul, Sabancı
Üniversitesi Yayınları, 2003, s.79.
Hamza Ates, Bilgi Çagında Kamu Yönetimi: Geleneksel
Bürokrasiden Bilgisellestirilmis Bürokrasiye Geçis, izmit,
I.Ulusal Bilgi, Ekonomi ve Yönetim Kongresi, Kocaeli
Üniversitesi İİBF Yayını, 2002, s.967.
E-Devletin Belirleyici Özellikleri,http://www.milliemlak.gov.tr/_projelerimiz/e_devlet/e_index.htm#,
(Erisim:Ekim 2012)
İbrahim Kırçova, “Yönetim Anlayışının Değişmesi ‘eDevlet’ İhtiyacını Ortaya Çıkardı:Bu Devleti Herkes Sevecek ”, İtovizyon, sayı 14, Mart, 2004, s.79.
Demirel, Demokaan, E-Devlet
ve Dünya
Örnekleri,Sayıştay Dergisi,Sayı 61
TORRES, Lourdes, Vicente PINA ve Basilio ACERETE
(2006), “E-Governance Developments in European Union Cities: Reshaping Government’s Relationship with Citizens”, Governance: An International Journal of Policy,
Administration, and Institutions, Vol.19, No.2, ss.277302.
Başbakanlık, Bilgi Toplumuna Doğru: Türkiye Bilişim Şurası Taslak Raporu, Ankara, Türkiye Bilişim Şurası, 2002,
s.212.
http://www.bilgitoplumu.gov.tr Erişim : 25 Kasım 2012
Kısa Dönem Eylem Planı , 2003
Bilgi Toplumu Stratejisi Eylem Planı (2006-2010)
Ali ,Karagülmez , Elektronik Devlet Kavramı, Türkiye
Adalet Akademisi Dergisi, 2010, Yıl:1, Sayı:2
Kösecik, Muhammet ve Naci Karkın (2004), “Elektronik Devlet: Amaçlar,Sorunsallar ve Uygulamalar”, Kamu
Yönetimi, (Ed., Abdullah Yıldız - Mustafa Ökmen), Gazi
Kitabevi, Ankara.
M. Kemal ,Öktem, “Bilgi Teknolojileri ve Kamu Yönetimi”, Kamu Yönetimi Gelişimi ve Güncel Sorunları, (Ed.,
M. Kemal Öktem - Uğur Ömürgönülşen), İmaj Yayınevi,
Ankara,2004
, http://www.bilgitoplumu.gov.tr/yayin/eDevletProjeveUygulamalari.pdf, (Erişim Tarihi:05.10.2012).
DPT (2006), Bilgi Toplumu Stratejisi (2006-2010)
http://dtvt.basbakanlik.gov.tr/Hakkimizda.aspx (erişim:25.11.2012)
Özgür, Uçkan, E-Demokrasi ve Türkiye, Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılanması İçin Strateji ve Politikalar-I,
Literatür Yayıncılık, İstanbul,2003.
İbrahim ,Kırçova, E-devlet uygulamaları ve Ekonomiye
Etkileri, İTO Yayınları, İstanbul,2003.
Muhittin Ataman. “E-Devlet Uygulama Alanları: Türkiye’deki Saglık Yönetiminde E-Devlet Kullanımı”, Abant
İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu
Yönetimi Anabilim Dalı, Bolu, 2006, s.32
İngiltere’nin e-Devlet Ana Kapısı için Bkz. http://www.
gateway.gov.uk, 15.10.2012.
http://sadeceozgur.com/2010/02/20/ingilterenin-edevlet-kapisi-directgov/ Erişim:04.12.2012
MINGES, Michael, Magda İsmail and Larry Pres (2001),
“The E-City: Singapore Internet Case Study”, International Telecommunication Union, April,
Ufuk ,Durna, Mehmet ,Özel,Bilgi Çağında Bir Yönetsel
Dönüşüm Yaklaşımı:E-(Yerel) Yönetim” Mustafa Kemal
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,2008
Avrupa Komisyonu Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu
27
NORM KADRO ÇALIŞMALARINDA
YÜRÜTÜLEN TEMEL İŞLEMLER
Murat AKÇAKAYA *
Norm kadro düzenlemesi aşağıdaki aşamalardan oluşan bir bütündür.
1- Örgüt analizi ve örgütleme 2- İş analizi ve
iş (görev) tanımı 3- Kadro Değerlemesi 4) Kadrolama (Norm kadro sayısının tespiti) 5- Norm
kadro el kitabı 6- Norm kadro kılavuzu
Aşağıda norm kadro aşamaları genel olarak
açıklanmıştır.
Örgüt Analizi ve
Örgütleme
Bir örgütte etkili, verimli ve rasyonel bir norm
kadro düzenlemesi yapılabilmesi için, ilk önce
ilgili kurumun örgüt yapısının ortaya konulması, eksik ve sorunlu yönlerinin belirlenmesi, bu
eksikliklerin giderilerek sağlıklı işleyen bir yapıya kavuşturularak, norm kadroların bu yapıya
uygun olarak oluşturulması gerekir.
Araştırma sırasında örgütteki yetki devri, iş
akımı, iş bölümü, görev ve yetki girişiklikleri
ve sorumluluklar gibi işlevsel süreçler gözlemlenmeli, örgütü iyi tanıyanlarla üst düzeyde beyin fırtınasına gidilmelidir. Ayrıca çalışanlar arasından seçilecek belli personel ile
“swot analizi” ve benzeri araştırma teknikleri
kullanılmalıdır(Bilgin ve Aytürk,2003:161).
Örgütleme ilkeleri, öncelikle kamu hizmetlerinde süreklilik, etkinlik, düzenlilik, eşitlik ve
kamu yararı esası gözetilerek belir¬lenmelidir.
Dolayısıyla, kamu yönetiminde verimlilik, kuruluş amaçlarına ulaş¬mak için başvurulan
kaynakları doğru ve etkin kullanmak anlamına
gelmek¬tedir.
Evrensel örgütleme ilkeleri şunlardır(Bilgin ve
Aytürk,2003:163-165):
Yeniden yapılanmanın kamu yönetiminin başarısında önemli bir araç olduğunun belirlenmesi, bu amaçla yapılacak olan araştırmayı gerekli kılmaktadır. Araştırmaya öncelikle örgüt
araştırmasından başlanmalıdır.
1- Amaç Birliği İlkesi 2- İş Bölümü ve Uzmanlaşma İlkesi 3- Denetim Çevresi İlkesi 4- Hiyerarşik
Yapı İlkesi 5- Komuta Birliği İlkesi 6- Sorumluluk
ilkesi 7- Yetki-Sorumluluk Denkliği İlkesi 8- Yetki Devri İlkesi 9- İstisnalara Göre Yönetim İlkesi
10- Açıklama İlkesi 11- Denge İlkesi 12- Basit
ve Anlaşılırlık İlkesi 13- Esneklik ve Reorganizasyon İlkesi
Araştırmada söz konusu edilen kamu örgütünün mevzuatı göz önünde bulundurulmalıdır.
Kuruma ait resmi kayıtlar, raporlar, belgeler,
yayınlar incelenmelidir. Anket yöntemiyle örgütün orta ve üst kademe yöneticilerinden
gerekli bilgiler alınmalıdır. Ayrıca, bu yöneticilerle yerinde görüşme yapılmalı, anket bilgileri
ve verileri test edilmeli ve daha ayrıntılı bilgi
alınmalıdır.
Kamu yönetiminde farklı örgütleme modelleri bulunmaktadır. Bu modellerin ortaya çıkışı,
örgütlerin hangi amaçla kurulacağı ile ilgili
olmaktadır. Buna göre, informel özellik gösteren örgütler-örgütlemeler dışlanacak olursa, resmî (formel) örgütler, aşağıdaki kuruluş
amaçları doğrultusunda örgütleme modellerine neden oluşturmaktadır(Bilgin ve Aytürk,2003:166-167):
* Doç. Dr. Gazi Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü
([email protected])
1- Merkezi ya da Yerinden Yönetim Esasına
Göre Örgütleme Modelleri: Yetki ve sorumlu-
28
lukların dağılımına göre gerçekleştirilen örgütleme modelleridir.
a) Merkezî Örgütleme Modeli b) Yerinden Yönetim Örgütleme Modeli
2- Örgüt Hiyerarşisine Göre Örgütleme Modelleri 3- Amaçlara Göre Örgütleme Modeli 4- Üretilen Mal ve Hizmet Esasına Göre Örgütleme
Modeli 5- Coğrafi Dağılıma Göre Örgütleme
Modeli 6- Hedef Kitle Esasına Göre Örgütleme
Modeli 7- Çalışma Süresine Göre Örgütleme
Modeli 8- Personel Sayısı Esasına Göre Örgütleme Modeli 9- Proje Esasına Göre (Matriks)
Örgütleme Modeli
Yeniden yapılanmada, örgüt analizi yapılan
kamu kuruluşunun yapısal olarak mevcut durumunu ve öngörülen yeni yapısını görmek gerekmektedir. Bu çabanın, şekil olarak hazırlanması durumunda ortaya çıkan şemaya, “örgüt
şeması” denmektedir. Örgüt şemaları farklı amaçlarla hazırlanabilmektedir. Örneğin, örgütün yapısını gösteren, işleyişini ve işlev¬lerini
gösteren, kadro sayısını ve derecesini gösteren
ve yerleşim durumunu gösteren şemalar vardır. Örgüt şemasına, norm kadro çalışmalarında yeniden yapılanma aşamasındaki, örgüt
analizi sonunda gereksinim duyulmaktadır. Zira, incelenen örgütün mevcut durumu şemada
görüldükten sonra, örgütün kuruluş amaçlarına en uygun örgüt yapısını ortaya çıkarabilmek
için, örgüt yöneticileri ile görüşülerek değerlendirilmek üzere, öngörülen örgüt yapısının
şemasına lüzum ve ihtiyaç vardır. Bu nedenle,
söz konusu şemanın, örgüt şeması hazırlama
kurallarına uygun olarak yapılmasına, basit ve
anlaşılır olmasına dikkat edilmelidir.
2- İş Analizi ve Görev Tanımı
İş analizi, bir işin en önemli yönlerini ortaya çıkararak o işi tanımlama ve çözümleme sürecidir(Palmer ve Winters,1994.43).
Çalışma biriminin ya da bölümünün analizi
tamam¬landıktan sonra, işleri birbirinden ayıran sınırlı ve onları meydana getiren öz¬gül
görevlerin ayrıntılarını ortaya koyan iş tarifinin
temeli iş analizi olur. İş analizinden ve iş tarifinden yola çıkılarak, bir elemanın o işi iyi bir
şekilde ya¬pabilmek için sahip olması gereken
asgari nitelikler saptanır. Bu niteliklerin (birim
analizi, iş analizi, iş tarifi ve iş nitelikleri) dördü
bir arada kullanılarak, çalışanların performanslarının değerlendirilebileceği bir dizi standardı
sapta¬nabilir.
İş analizi, bir örgütte personel tarafından yerine getirilen tüm işlerin ay¬rıntılı biçimde
incelenmesidir. İş analiziyle örgütteki tüm
işlerle ilgili bilgiler toplanır, kaydedilir ve irdelenir. İş analizi yalnızca işin içeriğinde olan
görevle¬rin belirlenmesi olmayıp, beceri, deneyim, eğitim gibi, işin başarılması için personelde aranan nitelikler ve işin yapıldığı ortam
ile ilgili bilgilerin toplan¬masını da içerir. En
genel biçimiyle iş analizi, “bir işin içerdiği görevlerin, so¬rumlulukların ve işin başarıyla
yapılması için bu işi üstlenecek kişilerde aranması gereken niteliklerin sistematik biçimde
incelenmesi süreci” olarak ta-nımlanabilir(Can
vd.,2001:49-50).
İş analizi, işletme literatüründe çeşitli, fakat benzer şekillerde tanımlanmaktadır. İş
analizi, bir işteki faaliyetlerin sistematik bir
araştırmasıdır(Cenzo ve Robbins,1996; Stone,1998:120). Diğer bir tanım: iş analizi, işlerin içeriklerinin çözümlenmesi yoluyla işin
yapılması sırasında rol olan tüm etkenlerin
belirlenmesidir(Graham ve Bennett,1992:182;
Fındıkçı,1999:142). Başka bir tanım ise; iş analizi, belirli bir işin istenilen şeklide yapılabilmesi
için, işi yapan kişinin sahip olması gereken bilgi,
yetenek ve tecrübe ile taşıyacağı sorumluluk
ve çevre şartlarına ilişkin bilgilerin sistematik
olarak toplanması etkinliğidir(Kobu,1979:618).
Başka bir kaynakta ise; iş analizi, bir işin ekonomik olarak kısa zamanda ve iyi bir şekilde yapılabilmesi için, iş ile ilgili bilgilerin sistemli olarak toplanması, incelenmesi ve değerlenmesi
sürecidir
denilmektedir(Mucuk,1985:165).
Yerli ve yabancı kaynaklardaki bu tanımları çoğaltmak mümkündür. Ancak, bütün tanımlar
işin özelliklerine vurgu yapmaktadır.
Çok değişik amaçları ve kullanım alanları olan iş analizinin üç temel amacı bulunmaktadır. Bunlar: İş tanımları, iş gerekleri ve iş de-
29
ğerlemesidir. Bu temel amaçların yanı sıra iş
analizinin kullanım alanları; işe alma, seçim,
personel planlaması, tazminat, performans
değerleme, işgören eğitimi, kariyer geliştirme,
ücretleme, işgören sağlığı ve iş güvenliği olarak
sıralanabilir(Carrell ve Kuzmits,1982:73-74;
Cushway,1994:41).
İş analizleri, personel yönetiminde, insangücü
sevk ve idaresinde gerekli alt yapı hizmetlerinin
oluşturulmasında, sevk ve idarenin veya yönetimin temel nitelikteki işlemlerinin yürütülmesinde yol gösterici olmaktadır. Bu çalışmaların
yararlarından bazıları şunlardır(DPB,:14-15):
1- Alt yapıya ilişkin olarak iş analizleri;
a) İşlerin, gerçek karakterleriyle ve başka işlerden farklılıklarını da gösterir biçimde tanınmasına ve işlerin çeşitli faktörler karşısındaki durumlarının saptanmasına,
b) İş tanımlamasının ve değerlemesinin yapılabilmesi için gerekli malzemenin sağlanmasına,
c) İş performanslarının saptanmasına,
d) İnsangücü ve organizasyon planlamasının
yapılmasına olanak sağlar.
2- Personel yönetimine ilişkin çeşitli personel
işlemlerinin tarafsız, adil, nitelikli, verimli ve
ekonomik gereklere uygun biçimde yürütülmesine ve böylece bilimsel yönetim düzeninin
kurulması ve işlemesine yardımcı olur. Analizlerin yardımcı olacağı belli başlı personel işlemleri şunlardır:
a) Sınıflama ve kadrolama b) Adil bir ücret sisteminin kurulması c) Personel seçme d) Personelin yetiştirilmesi ve eğitilmesi e) Personel
değerleme f) Personelin kademe ilerlemesi ve
derece yükselmesi g) Öteki hizmetler
İş analizlerinde çok çeşitli bilgi toplama yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Ancak en yaygın biçimde kullanılan yöntemler aşağıdaki gibi
sıralanabilir(Gülten,2007:5-11):
- Bilgi ve belge toplama tekniği,
- Gözlem tekniği,
30
- Anket tekniği,
- Mülakat tekniğidir.
Bir insan kaynakları yönetimi aracı olarak iş
analizi, organizasyonel amaçlara uygun çok sayıda bilginin elde edilmesini sağlamaktadır. İş
anali¬zinden beklenen amaçlar aşağıdaki gibi
özetlenebilir(Sabuncuoğlu,2000:55):
- İnsan kaynakları planlamasına yardımcı olmak. Gelecekte duyulabilecek işgücü ihtiyacını
ve bu işgücünün özelliklerini belirlemek.
- İşe alma kararlarını verirken kullanılacak kesin ve açık kriterler oluşturmak.
- İş performansını geliştirmek için mevcut olan
ya da gelecekte ortaya çıkabilecek eğitim ihtiyacını tesbit etmek.
- Performans değerleme sistemini temelini
oluşturan iş bilgisini sağ¬lamak.
- Herbir işe ve pozisyona ilişkin bilgileri net biçimde açıklayarak bu¬ralarda çalışacak kişilerin kariyer planlarının sağlıklı biçimde yapılmasını sağlamak.
- İşler arasındaki ilişkilerin ve işyükü dengelerinin kurulmasına yar¬dımcı olmak.
- İş performansını etkileyen olumsuz çalışma
koşullarını ortadan kal¬dırmak ve iş ortamını
geliştirmek.
- Ücretleme sistemi açısından herbir işin göreli
önemini ortaya koy¬mayı sağlayacak temel bilgilere ulaşmak.
- Ücretleme ve performans değerleme süreçleri için iş grupları oluştu¬rulmasına yardımcı
olmak.
- İş ve işçilere ilişkin yasal düzenlemelerin yapılmasında gerekli verileri sağlamak.
İş analizleri bir veri toplama etkinliği olarak yararlı olacak her türlü bilginin elde edilmesinde
önemli bir araçtır. İş analizlerinden elde edilen
bilgilerden sağlanan faydaları ise şöyle sıralan
abilir(Aşkun,1978:105-106):
1- Personel değerlemesi için iş gereklerini belirleme,
2- Personel değerlemesi için iş verilerini değerleme,
3- Personel seçimi, yerleştirilmesi, yükseltilmesi ve transfer için gerekli bilgileri sağlama,
4- Personel eğitimi için yapılacak etkinlikleri
belirleme,
5- İş tehlikelerine karşı alınacak önlemleri belirleme,
6- İş ortamını ve çalışma koşullarını iyileştirme,
7- Üretim standartlarının düzenlenmesine yardımcı olma,
8- Verimliliğin artırılmasını sağlama,
amaçlar. Bu nedenle, iş analizinden elde edilen
güvenilir bilgilere dayanarak, her bir işin kimliği çıkarılır(Şahin,1994:84). İş tanımını açıklayan bir görüşe göre: iş tanımı, işin içeriğindeki
görevleri, sorumlulukları, çalışma koşullarını ve işin diğer yönlerini açıklayan yazılı bir
belgedir(Can vd.,2001:53).
İş tanımı, yapılan işin kapsamına giren görevlere ve sorumluluklara ilişkin bilgilerin yazılı olarak açıklanmasıdır(Uyargil,1992:131).
Daha geniş bir açıklamayla iş tanımı ; “iş
analizleriyle toplanan bilgilerden yararlanarak, her bir işin kapsamına giren eylemlerin, işlemlerin, sorumlulukların, görevlerin ve çalışma koşullarının” yazılı olarak
açıklanmasıdır(Aşkun,1978:117).
9- Teşkilatta, görev, yetki ve sorumlulukların
belirlenmesine, görevler arası ilişkilerin düzenlenmesine temel oluşturma,
İş tanımı hakkında yapılan bütün açıklamalar göz önüne alınarak, bir kaynakta iş tanımının özellikleri aşağıdaki gibi
sıralanabilmektedir(DPB,:37).
10- Personel kayıt ve istatistiklerine temel oluşturmak,
- İş tanımları yazılı bir rapordur.
11- Teşkilat ve insan gücü planlamasına yardımcı olmak,
- İşletmelerdeki genel iş durumlarını açıklar.
- İş tanımları işe ilişkin görev şartlarını belirtir.
12- ücretlendirmede temel olacak objektif verileri bulmak.
- İşin gerektirdiği görev ve sorumlulukları ortaya koyar.
Norm kadronun belirlenmesinin ikinci aşamasını, iş tanımlarının yapılması oluşturmaktadır.
İş tanımlarının hazırlanmasında ihtiyaç duyulan temel bilgiyi iş analizleri sağlamaktadır.
Bu ilişkiyi açıklayıcı bir şekilde iş tanımını “iş
analizi sürecinde toplanan bilgilerin özetlenerek formüle edildiği belgeleri iş tanımı” olarak
tanımlanabilir.
- İşin gerektirdiği yetkiyi, işin işletmedeki yerini
belirtir.
İş analizi işlerle ilgili bilgileri toplayan bir
mekanizma, iş tanımı ise toplanan bu bilgileri sistematik ve bilinçli biçimde sunan bir
tekniktir(Sabuncuoğlu,2000:88).
Nasıl işletmedeki her iş görenin sahip olduğu
bir kimlik belgesi varsa, işletmede yapılan her
işin de bir kimlik belgesi vardır. İş tanımları,
her işi belirli bir kimlik belgesine kavuşturmayı
- İş analizlerinden elde edilen bilgilerden yararlanılarak hazırlanır.
- İşletmenin her kademesinde bulunan personelin aralarındaki ilişkileri içerir.
- Bir işin başarılmasında gereksinim duyulan
verimlilik düzeylerini ortaya çıkarır.
İş tanımı, genellikle işin unvanı, işi yerine getirenin bağlı olduğu kimse, temel işlevi, ana
ödevleri ve sorumlulukları, örgütsel ilişkileri,
yetki derecesi ve gerektirdiği en az nitelikler
gibi unsurları içerir(Sabuncuoğlu,2000:88).
Görev tanımlarının kullanım alanları, kurum
31
veya kuruluşun amaçlarına göre değişiklik gösterebilmektedir. Bununla birlikle çoğu kez görev tanımları, birden çok amaca yönelik olarak
çeşitli alanlarda kullanılabilmektedir. Görev tanımlarının başlıca kullanım alanlarını aşağıdaki
şekilde gösterebiliriz(DPB,:38-39).
1- Personel seçimi 2- Personel yetiştirilmesi
3- Kariyer planlaması 4- Örgütlenme ve örgüt
şemalarının hazırlanması 5-Performans değerlendirme 6- Ücret ve aylık tespiti
Yukarıdakiler dışında personel alınması, personelin istihdam ve terfisi, yeni personelin
göreve uyumu, danışına hizmetlerinin yerine
getirilmesi, görev kazalarının önlenmesi, çalışma şartlarının tespiti, verimliliği artırma çalışmaları gibi pek çok alanda görev tanımlarının
içerdiği bilgilerden yararlanılmaktadır.
İş tanımı yapılırken dikkat edilecek hususlar ise
aşağıdaki gibi sıralanabilir(DPB,:39):
1- Görev tanımı, işin neden var olduğunun
anlaşılabilmesi için yeterli bilgiyi içermeli, ne
uzun, ne de kısa olmalıdır.
2- Görev tanımının, işin özelliklerini doğru olarak yansıttığı konusunda, işi yapan personel ile
amirinin görüşü alınmalıdır.
3- Görev tanımı gerçekçi ve doğru olmalı; görevleri, yetkileri ve sorumlulukları gerçeğe en
uygun şekilde yansıtmalıdır.
4- Görev tanımı yapılması için sorulacak sorular mantıksal bir sıra takip etmelidir.
5- Görev tanımı açık ve net ifadelerle yazılmalı,
anlaşılması güç, belirsiz ifade ve cümlelere yer
verilmemelidir.
6- Kadroların görev ve sorumluluklarının zaman içinde değişebileceği göz önünde bulundurularak, görev tanımının yazıldığı tarihi içermesi gerekmektedir.
7- Görev tanımı işi yapan personelin değil, işin
gerektirdiği yetenek, sorumluluk, yükümlülük
ve nitelikleri içermelidir.
İş analizi ve iş tanımından sonraki aşama iş ge-
32
rekleridir. İş tanımında işlerin yapısı, kimliği,
diğer işlerle ilişkisi bir bütün olarak ele alınır ve
gerektirdiği nitelikler belirlenir. Oysa iş gereklerinde önce işin kimliği belirlenir, daha sonra
işleri yapacak normal kişilerde aranması gereken temel nitelikler daha ayrıntılı biçimde saplanır. Başka bir deyişle: iş tanımı işin profili, iş
gerekleri ise işi yerine getirebilecek personelin
taşıması gereken niteliklerin bir profilidir(Can
vd.,2001:54).
İş analizleri ve görev tanımlarından sonra, işlerin başarı ile yerine getirilmesi için, gerekli nitelik ve özelliklerin de belirlenmesi gerekmektedir. Bu bilgiler ise görev gerekleri formunda
yer alır.
Görev gerekleri; tanımları yapılan işlerin başarı
ile yürütülüp, beklenen sonuçların alınabilmesi için, işi yapan kişide olması gereken nitelikler, bu kişinin göstermesi gereken çaba ve işin
yürütülmesi için gereken ortama (çevreye) ilişkin bilgileri kapsamaktadır.
Görev tanımı; görev ile ilgili bilgilerin, sistemli ve bilinçli bir şekilde ortaya konması tekniği
olarak tanımlayacak olursak, görev gereklerini
de işi yerine getirecek personele ilişkin bilgi ve
niteliklerin sistemli ve bilinçli bir şekilde ortaya konması tekniği olarak tanımlayabiliriz. Bir
başka ifadeyle, görev tanımları işin profili, görev gerekleri ise işi yapan personelin niteliklerinin profilidir.
Görev gerekleri, işi yapacak personelin sahip
olması gereken niteliklere ilişkin bilgileri içerdiğinden, kadrolama, iş değerleme, personel
seçimi, personel planlaması, eğitim, ücretleme
vb. alanlarda kullanılabilmektedir.
Görev gereklerinin tespiti, kadrolama sürecinin çok önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
Çünkü bu bilgiler, kadroların nitel özelliklerini
belirlemekte ve aynı zamanda iş değerlemesi
çalışmalarına da temel teşkil etmektedir.
Görev gereklerinin başta gelen önemi, işler
değerlendirilirken, görev faktörlerine verilmesi öngörülen değerlerin temelini oluşturmasıdır. Söz konusu faktörlere ilişkin olarak, görev
gereklerinde yer alan anlatımlar, onların işteki
paylan ile bulundukları zorluk derecelerini ortaya koyacaktır.
Görev gereklerinin, diğer bir ifadeyle işi yapacak personelde aranacak niteliklerin tespiti ve
formun hazırlanmasında;
1- Bilgi 2- Çaba 3- Sorumluluk 4- Çalışma koşulları,
faktörleri belirlenerek görev tanım formuna
aktarılmalıdır.
3- Kadro (İş) Değerlemesi
İş değerlendirilmesi personel yönetiminde
bir amaç değil, bir araçtır, iş değerlendirmesi
verimliliği arttırma aracıdır. Çalışana, yaptığı
işin değeri ile orantılı olarak ücret ödenmesini
sağlayarak onun motivasyonunu ve buna bağlı
olarak verimliliğini arttırma aracıdır.
Genel olarak iş değerlendirmesi şöyle tanımlanmaktadır: “İşlerin analizlerini ve tanımlarını
yapmak suretiyle belli faktörler açısından aralarındaki önem, sorumluluk, güçlük dereceleri
ve benzerlikleri yönünden birbiriyle mukayese edilerek nisbi değerlerinin belirlenmesi ve
ücretlendirilmesidir.”(DPB,:51)
Tanımdan anlaşılacağı gibi iş değerleme, iş
analizi ve iş tanımlama aşamalarından sonra
yapılmaktadır. Bu aşamalar sonucunda elde
edilen verilere göre işler bir sistem altında değerlendirilmektedir.
İş değerlendirmesi; bir iş yerinde mevcut arasındaki değer farklılıklarını ortaya çıkaran bir
karşılaştırma yöntemidir.
Genel olarak iş değerlendirmeye ilişkin değişik
kaynaklar tarafından yapılan tanımlara göre
bir tanımda iş değerlendirmesi “Görevlerin analizlerini ve tanımlarını yapmak suretiyle belli
faktörler açısından aralarındaki önem, sorumluluk, güçlük dereceleri ve benzerlikleri yönünden birbiriyle mukayese edilerek nisbi değerlerinin belirlenmesi ve ücretlendirilmesidir.”(Ers
an,1974:12) şeklinde tanımlanmaktadır.
Diğer taraftan iş değerlendirmesi “Bir kurum
veya işletme içindeki her işin, en ayrıntılı analiz ve tarifi yapılıp; diğer işlere nazaran önem
ve güçlük dereceleri güvenilir bir şekilde tespit edilerek; alınan sonuçların ahenkli bir ücret
yapısına bağlanması”(Güldamla,1968:26) şeklinde tarif edilmektedir.
İş değerlendirmede, işler tek tek ele alınıp,
analiz ve tarifleri yapılarak diğer işlere göre
özellikleri ve durumları belli edilecektir. Bu tespitten sonra meydana gelen sonuçlara göre işler bir sistem altında değerlendirilecektir.
İş değerlemede, işin en iyi şekilde yapılabilmesi için işin gerektirdiği faktörler ve bunların o
işteki ağırlıkları üzerinde durulmaktadır. İş değerlemede personel üzerinde durulmamakta,
doğrudan doğruya iş ele alınmaktadır. Böylelikle adama göre işten ziyade işe göre adam
temininin en önemli adımı oluşturulmaktadır.
İş değerlendirmenin amacı ve faydaları iki temel grup içinde ele alarak incelenebilir(Ataa
y,1990:16-17). Bunlar:
a) Ücret Yönetimi Açısından
İş değerlendirme sonuçları özellikle ücret yönetiminde kullanılabilir ve bu çalışmalarla şu
faydalar sağlanır.
- Bilimsel ve gerçekçi bir ücret yönetiminin temel ilkeleri belirlenebilir.
- Eşit işe-eşit ücret ödenmesi sağlanır.
- İşe ücret belirlendiği için ücret adaleti gerçekleştirilebilir.
- Ücret tatmini yolu ile personelin güdülenmesi ve işine özenmesi sağlanır.
- İşgücü arz ve talebinin özellik ve niteliklerine
uygun olarak, ücret ödenmesi gerçekleştirilir.
b) Personel Yönetimi Açısından
İş değerlendirme çalışmalarında personel yönetimine ilişkin uygulamalarda da yararlanılır.
- İşlere ilişkin yetkilerin, sorumlulukların ve
33
çalışanlar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini
kolaylaştırır.
- İşlerin ve işlemlerin basitleştirilmesine katkıda bulunur.
- İşlerin nasıl yapılması gerektiği hakkında ayrıntılı bilgileri temin etmek suretiyle eğitim
planlamasında faydalı olur.
- Personelin seçimi, işe yerleştirme, yükselme
ve bir işten diğer işe nakillerde yararlanılacak
bilgileri sağlar ve buna göre yapılacak düzenlemelere yardımcı olur.
- Personele uygulanabilecek özendirme önlemlerinin belirlenmesine yardımcı olur. Gerek
ücret artışları gerekse yükselme ve ilerleme
konularındaki özendirme önlemlerinin alınmasında ölçüt olarak kullanılır.
- İş gücünün nitelik ve nicelik olarak planlanmasına yardımcı olur.
- İşlerin, iş yönetiminin ve işlemlerin incelenmesi ile ortaya çıkan sorunların çözümlenmesinde faydalı olabilecek idari önlemlerin alınmasını ve teşkilat değişikliklerinin yapılmasını
sağlar.
4- Kadrolama (Norm Kadro Sayısının Tespiti)
Norm kadro çalışmalarında, kadroların niteliksel olarak tespit edilmesinden yani iş analizlerine dayalı görev tanımlarının yapılmasından
sonra sıra norm kadro sayısının tespitine gelir.
Norm kadro sayısının tespiti denildiğinde, kurum ve kuruluşların ihtiyaç duydukları optimal
kadro sayılarının (ihtiyaçtan ne daha az, ne de
daha fazla kadro sayısı) belirlenmesi amacıyla
yapılan çalışmalar anlaşılmaktadır. Bu çalışmalar neticesinde, bir kurumda hangi unvandan,
hangi birimde ne kadar sayıda kadroya gerek
duyulduğu çeşitli ölçüm ve hesaplamalar yoluyla tespit edilmektedir. Daha sonra tespit
edilen bu kadrolarla Norm Kadro Kılavuzu
hazırlanmaktadır(DPB,:62).
Norm kadro sayısının tespitine ilişkin çalışmalarda en sık kullanılan tekniklerden biri iş etüdüdür.
34
İş etüdü, ilk önce hareket ve zaman etütleri
olarak adlandırılmıştır. Ancak bu kavram, tekniğin gelişimi ve çok değişik faaliyetlere uygulanır hale gelmekle anlam olarak daralmış ve
betimleyici özelliğini yitirmiştir.
Verimliliği arttırmak amacıyla, işi yapacak kişinin gücünü ve gereksinimlerinin göz önünde bulundurarak, işin en iyi yapılış biçimi ve
tamamlanma süresini saptamak için iş sistemleri üzerinde yapılan çalışmalara iş etüdü
denir(Yüksel,2000.81). Kısaca iş etüdü, iş sistemlerinin incelenmesi ve düzenlenmesi faaliyetlerini içerir.
İş etüdü, başlıca iki ana tekniği içerir: hareket
etüdü ve iş ölçümü. Hareket etüdü, işin en iyi
yapılmış biçimini ortaya koymaya yönelik bir
çalışma iken, iş ölçümü temelde işin yapılışı
için gerekli zaman standartlarını belirlemeyi
hedefler(Can vd.,2001:62).
İş etüdünün temel hedefi işletmelerde verimliliği arttırmak, insan yapısına uygun iş akışları
ve çalışma koşulları sağlamaktır.
İş etüdü; iş sistemlerinin incelenmesi ve düzenlenmesine ilişkin yöntem ve deneyimlerin,
çalışan kişinin iş yapabilme gücünü ve gereksinimlerini de göz önünde tutarak, işin iyileştirilmesi ve işletmenin daha ekonomik çalışmasının sağlanması amacı ile uygulanması olup,
metod (yöntem) etüdü ve iş ölçümü teknikleri
için kullanılan genel bir terimdir.
İngiliz standartları sözlüğüne (BS. Glassary)
göre “İş etüdü, gelişme olanağı yaratabilmek
amacıyla belirli bir olayı ya da etkinliği ekonomiklik ve etkenlik yönünden etkileyen tüm
kaynakları ve etmenleri dizgisel olarak araştırmaya yönelik ve insan çalışmasını geniş kapsamda inceleyen bir teknik olup, özellikle metod (yöntem) etüdü ve iş ölçümü teknikleri için
kullanılan genel bir terimdir.”(DPB,:62)
Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi iş etüdü, kurum ve kuruluşlarda verimliliğe neden olan etmenlerin ortadan kaldırılması suretiyle verimliliğin artırılmasında kullanılan tekniklerden
birisi ve en önemlisidir.
a) Verimliliğin artırılması,
aracının gerçekleştirdikleri iş akışları için öngörülen zamanlarda, insan için ayrılan zaman
temel zaman, dinleme zamanları ve dağılım
zamanlarını kapsar.
b) Özendirici ücret sistemlerinin oluşturulabilmesi,
İş ölçümü uygulamasının temel amaçları aşağıdaki gibi sıralanabilir(Can vd.,2001.76).
c) İşgücü planlaması yapılabilmesi,
- İşlerin programlanması ve planlanması,
d) Yönetimin geliştirilmesi,
e) Çalışma çevresinin personel özelliklerine uygun hale getirilebilmesi,
- Standart işçilik maliyetlerinin belirlenmesi ve
bu yolla personel giderleri bütçesinin hazırlanmasını,
f) Kontrol sistemlerinin etkinliğinin artırılabilmesi,
- Üretim öncesinde ürün maliyetlerinin ve teslim tarihinin tahmin edilmesi,
g) Maliyet sistemlerinin etkinleştirilebilmesi.
- Araç ve makinelerin verimli kullanılmasını
sağlama,
İş etüdü çalışmalarının amaçları şöyle sıralanabilir:
Hareket etüdü, belirli bir işin yapılabilmesi için
insan-makine ilişkisinin dikkate alınarak, en
uygun çalışma yöntemlerinin tasarımlarının
belirlenmesi ve üretim yöntemlerinin standartlaştırılması faaliyetleridir. Hareket etüdü
işi inceleyerek, işi yaparken gereksiz hareketlerden kaçınmayı, malzeme, araç, makine
düzeninin iyi kurularak, insanın bunlara en
kısa yoldan ulaşmasını sağlamayı, süreç ve işlemlerin geliştirilmesini, çalışma koşullarının
iyileştirilmesini amaçlayan bilimsel işlemler
dizisidir(Yüksel,2000:82).
Yöntem (metod) etüdü olarak da adlandırılan
hareket etüdünün temel amaçları aşağıdaki gibi sıralanabilir(Can vd.,2001:64).
- Süreç ve işlemlerin iyileştirilmesi,
- Çalışma yerinin, donanım ve araç tasarımının
geliştirilmesi,
- Direkt işçilik için özendirici ücrete temel olarak kullanılacak zaman standartlarının belirlenmesi,
- Taşıyıcı ve inşa edici personele ödenen endirekt ücretler için zaman standartlarının belirlenmesi,
- Personel giderlerinin denetim altına alınmasında kullanılacak zaman standartlarının belirlenmesi,
- Gözetime yardımcı olmak. Zaman standartları gözetimcinin başarısını ortaya koyar. Ayrıca
iş görenlerin belirlenmiş standartlara ne derece yaklaştıklarını denetlemeye yarar. Eğitilmesi
gerekli personelin belirlenmesinde yardımcı
olur.
- Gereksiz faaliyetlerin giderilerek, insan enerjisinin ekonomik kullanımının sağlanması,
- Alternatif yöntemlerin etkinliğinin karşılaştırılması ve diğer koşullar aynı kalmak şartıyla
en az zaman alan yöntemin (en iyi yöntemin)
belirlenmesi,
- Malzeme, makine ve insan gücü kullanımının
geliştirilmesi,
- Faaliyetler arasında koordinasyonun sağlanması,
İş ölçümü, iş tanımları ve iş gereklerine göre
işe uygun bir insanın normal koşullar altında
ve normal bir çalışma temposu ile belirli bir
işi tamamlayabilmesi için gereken zamanın be
lirlenmesidir(Yüksel,2000:84). İnsan ve üretim
- Gerekli donanım ve personel sayısının saptanması.
İş ölçümü teknikleri içerisinde yaygın olarak
kullanılan iki teknik bulunmaktadır: Zaman e-
35
tüdü ve iş örneklemesi teknikleri. Bu iş ölçümü
teknikleri aşağıdaki gibi özetlenebilir.
si gereken bazı kurallar vardır. Bunlar şöyle
sıralanabilir(DPB,:71).
Zaman etüdü F. W. Taylor tarafından geliştirilen bir yöntemdir. Zaman etüdü, belirli bir koşulda, belirli bir başarı düzeyinde, bir işin yapılması için gerekli süreyi saptamak amacıyla,
işin öğelerinin zamanlanması için kullanılan bir
iş ölçümü tekniğidir. Zaman etüdlü, genellikle
kronometre, bazen etüd duvar tahtası, film
makineleri ve zaman ölçümlü kayıt araçları kullanılarak yapılmaktadır.
a) İş örneklemesi için seçilen günler, özel durumlardan ötürü yanıltıcı olmayacak olağan
günler olmalıdır.
Diğer bir iş ölçümü tekniği olan iş örneklemesi L.C.H. Tıppett tarafından geliştirilmiş ve
İngiltere Dokuma Endüstrisinde uygulanmıştır. ABD’nde ise, gecikme oranı adıyla ilk kez
kullanılmıştır. İş örnekleme tekniği; gecikme
oranı tekniği, rasgele gözlem tekniği, gözlem
oranı incelemesi adlarıyla da anılmaktadır. İş
örneklemesi yaygın kullanıma sahip bir iş ölçümü tekniği olup, çok değişik koşullarda kolayca
uygulanabilirlik özelliğine sahiptir. Ayrıca diğer
iş ölçümü tekniklerine oranla daha az maliyetlidir.
d) Çalışanlar, gözlemci orada değilmiş gibi davranmaları gerektiğine inandırılmalıdır.
Bir kuruluşta emeğin verimli bir şekilde kullanılıp kullanılmadığını saptamanın en pratik ve
en az masraflı yolu iş örneklemesi yapmaktır.
İş örneklemesi, bir kuruluşta personelin belli
bir süre rast gele aralıklarla gözlenmesi yoluyla
onların zamanlarının ne kadarını çalışarak, ne
kadarını boş geçirdiklerini saptamada kullanılan bir yöntemdir. Başka bir deyişle iş örneklemesi, herhangi bir kuruluşta düzensiz zaman aralıklarıyla dolaşarak, o işyerindeki personelin
o andaki çalışma ya da çalışmama durumlarını
aynen kaydetmektir.
İş örneklemesi tekniğini basit bir örnekle açıklamak gerekirse; diyelim ki, herhangi bir işyerindeki bir personel üzerinde bir iş gününde 10
defa rast gele gözlem yapıldı ve bunlardan 8
inde çalıştığı, 2 sinde ise çalışmadığı kaydedildi. Bu takdirde, yapılan gözlemden personelin,
çalıştığı işyerindeki bir iş gününün % 80 ini çalışarak, %20 sini ise çalışmayarak geçirdiği sonucu çıkarılabilir.
İş örneklemesi yapılırken dikkat edilme-
36
b) Gözlemci her gözlem turunda aynı yolu takip etmelidir.
c) Gözlemler rast gele olmalı ve gözlem turlarının günün ve haftanın bütün saatlerine dağıtılmasına dikkat etmelidir.
5- Norm Kadro Sayısının Tespitinde Pratik
Yöntemler
Teorik olarak bir kuruluşta, yapılmakta olan
tüm işlerin, tüm öğelerinin standart zamanlarının toplamı, o kuruluşun toplam iş yükünü
saat açısından ortaya koyar. Saat açısından elde edilen toplam iş yükünün bir personelin bir
günlük mesaisi olan 8 saate bölünmesi suretiyle söz konusu kuruluşun o dönem için gerekli
personel ihtiyacı, diğer anlatımla personel sayısı tespit edilmiş olur.
Personel sayısının tespiti, iş analizleri sonucunda iş tanımlarıyla belirlenmiş olan görevlerde
kaç kişinin çalışacağının, buradan hareketle de
belirli bir kurum ya da birim geneli için personel ihtiyacının belirlenmesidir. Bu belirlemeyi
yapabilmek için iki temel işlemin gerçekleştirilmesi gerekir. Bunlar iş yükü analizi ile iş gücü
analizidir(Seçim,1988:23).
Gerekli zaman (saat) cinsinden iş yükünün bulunabilmesi için öncelikle, yapılan iş ölçümleri
sonucunda ele alman her iş için ortalama miktar ve zamanın hesaplanması gerekir. Böylece
her unvan altında yer alan görevler için ortalama standart performans elde edilmiş olur.
Örneğin, yapılan iş ölçümleri sonucu evrak biriminde görevli bir memurun saatte 4 dosyanın kayıt işlemini tamamladığı tespit edilmiş
ise söz konusu kadronun ortalama standart
performansı 4 dosya/saat, yıllık iş yükü miktarı
ise 32 bin dosya/yıl olarak daha önce belirlenmiştir. Aynı kadronun gerekli zaman cinsinden
iş yükü;
Gerekli Zaman (saat) Cinsinden İş Yükü=İş Yükü Miktarı/Ort.St.Perf.= 32000/4=8000 saat/
yıl olur.
Günlük çalışma süresi ise Devlet memurları
için kanunla 8 saat olarak tespit edilmiş olduğundan, saat cinsinden yıllık çalışma performansı;
200 gün X 8 saat = 1.600 saat/yıl olarak belirlenir.
Kurum ve kuruluşlarda el alınan her unvana
ait gerekli zaman (saat) cinsinden iş yükünün,
çalışma performansına bölünmesi suretiyle o
unvandaki norm kadro sayısı belirlenir. Kurumların tüm birimlerinde her unvana ait gerekli
zaman cinsinden iş yükleri, hesaplanan çalışma performansına bölünerek tüm kurumun
norm kadro sayısı tespit edilmiş olur. Örneğimizi sonuçlandırarak ele aldığımız kurumun
evrak birimindeki memur unvanlı kadronun
norm kadro sayısını şöyle tespit edebiliriz.
Norm Kadro Sayısı = 5 adettir.
Bu şekilde, ele aldığımız kurumun evrak kayıt
işlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi için 5 adet memura ihtiyaç duyduğu
tespit edilmiş olur.
Norm kadro sayısının tespitine ilişkin ikinci
yöntem, birinci yöntemle benzerlik teşkil etmektedir. Bu yöntemin uygulanmasında öncelikle kadroların standart performanslarının;
daha önceki yöntemde belirtildiği şekilde iş ölçümü yapılarak ya da iş ölçümü yapılmaksızın,
aynı unvandaki birden çok kadronun performansları toplamının kadro sayısına bölünmesi
veya ele alınan kadronun çeşitli dönemlerdeki
performansı miktarlarının toplanarak, elde
edilen sonucun dönem sayısına bölünmesi suretiyle saptanması gerekmektedir.
Daha sonra ise, saptanan bu performanslar, yine bundan önceki yöntemde değinildiği şekilde tespit edilen miktar cinsinden iş yüküne o-
ranlanarak norm kadro sayısı saptanmaktadır.
Örneğin, ele alman kurumdaki evrak biriminin
yıllık iş yükü 32 bin dosya ve evrak memuru
kadrosunun performans standardı saatte 4
dosya ise;
Kadronun Yıllık Performans Standardı = 1.600
saat x 4 = 6.400 dosya,
Norm Kadro Sayısı=
Buradan kurumun evrak biriminin ihtiyacı olan
memur sayısının 5 adet olması gerektiği sonucu çıkmaktadır.
Bu yöntemlerden ilki daha çok ölçümü yapılabilen işler için kullanılmakta, ikinci yöntem ise
ölçümü zorluk arz eden işlerde tercih edilmektedir.
6- Norm Kadro Kılavuzu
Norm kadro sayısının tespit edilmesinden sonra sıra kurum veya kuruluşun “norm kadro
kılavuzu”nun oluşturulmasına gelir.
Norm kadro kılavuzu, genel olarak bir kurum
veya kuruluşun mevcut kadroları ile norm
kadrolarını unvan ve adetler itibariyle teşkilat
ve birim bazında gösteren bir belgedir. Norm
kadro sayısının tespitine ilişkin işlemler sonucunda elde edilen veriler ayrıntılı olarak ve açıklamalarıyla birlikte norm kadro kılavuzunda
gösterilmektedir.
Norm kadro kılavuzunun yararları aşağıdaki gibi sıralanabilir(Kalkandelen,1997:173):
Norm kadro kılavuzu, genelde, norm kadro
üzerinde sözü edilen yararları sağlamaktadır.
Norm kadro kılavuzu; iş etüdleri ve kadrola¬rın
standart performansları arasındaki organik ve
yakın ilişkiye göre düzenlenmiş olmak kaydı ile
ayrıca aşağıda sözü edilen konularda da veri,
kaynak, destek hizmetlerini görmektedir:
Norm Kadro Kılavuzu;
1- Örgütlerin, yerine getirmek zorunda bulundukları tüm görevler için ihtiyaçları bulunan
optimal tür ve sayıdaki kadroyu ve bunların,
örgütün tüm birimleri arasındaki rasyonel da-
37
ğılımını gösterir.
2- Örgütlerin tüm üretim giderleri arasında
personele ayıracakları paranın gerçek miktarının hesabında en güvenilir verileri sağlar.
Per¬sonel giderlerinin mali portesinin, kurum
veya kuruluş bazında çok kı¬sa sürede, örneğin bir veya en çok iki saat içinde, en güvenilir
şekilde çıkarılmasına yardımcı olur.
3- Örgütlerde “çok veya az sayıdaki kadronun”
yaratacağı iş ka¬yıplarını önler. Bilindiği gibi,
optimal sayıdaki kadro ile üretilecek mal veya
hizmet miktarı, bunun altındaki kadro sayısı ile
az, üstünde¬ki kadro sayısı ile çok miktarda aksamakta, azalmaktadır. Kılavuz, yö¬neticilere
bu konuda ışık tutmakta, yardımcı olmaktadır.
4- Denetim kuruluşları ve denetçilerin, kadro
kontrolleri yapmasın¬da güvenilecek tek veri
veya kaynak hizmetini görmektedir.
5- Kadroların performans standartlarının tespitinde, ilgililere, stan¬dartları oluştururken
performanslara konu ödevleri belirtmelerinde
destek hizmetini görür.
İstanbul.
Bilgin, K. Ufuk ve Aytürk, Nihat(2003), “Türkiye’de Kamu
Kuruluşlarında Norm Kadro”, Türk İdare Dergisi, yıl 75,
sayı 438, Mart.
Can, Halil ve diğerleri(2001), Kamu ve Özel Kesimde İnsan
Kaynakları Yönetimi, Siyasal Kitabevi, 4. Baskı, Ankara.
Carrell, Michael R. and Kuzmits, Frank E.(1982), Personnel Management of Human Resources, Charles E. Merril
Publishing Company, Columbus.
Cenzo, David De and Robbins, Stephen P.(1996), Human
Resource Management, Fifth Edition, John Wiley – Sons,
USA.
Cushway, Barry(1994), Human Resource Management,
First Edition, Kogan Page Ltd., London.
DPB(Tarihsiz), Norm Kadro El Kitabı.
Ersan, Aysel(1974), Kamu Yönetiminde Görev Değerlendirmesi Yöntemiyle Kadro Derecelendirilmesi, DPD Yayını, Ankara.
Graham, H.T. and Bennett, R.(1999), Human Resources
Management, Pitman Publishing, Seventh Edition, The
M &E. Handbook Series, London.
Güldamla, Aynur(1968), İş Değerlendirmenin Türkiye’deki Uygulamasının Analizi ve Ücretler, MPM Yayını, Ankara.
Gülten, Zübeyde(2007), “İnsan Kaynaklarının Etkinliği
Açısından İş Analizi ve İş Tanımları”, Yönetsel ve Örgütsel
Açıdan İnsan Kaynakları, Şermin Şenturan (Ed.), Beta Yayınları, Yayın No: 1733, 1. Bası, İstanbul, Şubat.
6- Kadroların performans standartlarının yükseltilmesine yönelik iş etüdlerinde, daha önceki araştırmalarda kullanılan yöntemleri ve
el¬de edilen sonuçları belgeleriyle birlikte sunması bakımından örgütler¬de bilgi birikimine
imkan sağlar, bu konuda arşiv görevini yerine
geti¬rir.
Fındıkçı, İlhami(1999), İnsan Kaynakları Yönetimi, Alfa:
619, Yönetim Dizisi: 012, Birinci Basım, İstanbul, Kasım.
7- Norm kadro kılavuzu, bilimsel ve teknik gereklere göre hazır¬landığında, personel yönetiminin temel işlemlerinde ana madde veya
veri görevini yapar. Bu yolla, liyakate dayalı
ve kayırmadan uzak bir yönetimin insan gücü
gibi en önemli kaynağının en verimli ve etkin
şe¬kilde kullanılması, imkan içine girmiş olur.
Bu işlemlerin başlıcaları; işe alma, istihdam,
tezkiye, eğitim, adil ücret olarak belirtilebilir.
Palmer, Margaret and Winters, Kenneth T.(1994), İnsan
Kaynakları, (Çev. : Doğan Şahiner), Rota Yayınları, İstanbul.
KAYNAKÇA
Aşkun, İnal Cem(1978), İşgören, E.İ.T.İ.A. Yayını, Eskişehir.
Ataay, Durak İsmail(1990), İş Değerleme ve Başarı Değerleme Yöntemleri, İ.Ü. İşletme Fakültesi Yayını, 1. Cilt,
38
Kalkandelen, A. Hayrettin(1997), Örgütlerde Yeniden Yapılanma ve Norm Kadro, Anı Yayıncılık, 2. Basım, Ankara.
Kobu, Bülent(1979), Üretim Yönetimi, Arpaz Matbaacılık,
İstanbul.
Mucuk, İsmet(1985), Modern İşletmecilik, Der Yayınları,
İstanbul.
Sabuncuoğlu, Zeyyat(2000), İnsan Kaynakları Yönetimi,
Ezgi Kitabevi, 1. Baskı, Bursa, Eylül.
Seçim, Hikmet(1988), “Hastanelerde Verimliliği Artırma
Yöntemleri (I) İş Ölçümüne Dayalı Kadrolama”, Verimlilik
Dergisi, Sayı 1.
Stone, Raymond J.(1998), Human Resource Management, Third Edition, John Wiley & Sons, New York.
Uyargil, Cavide(1992), “İş Analizlerinin Personel Yönetimi Faaliyet ve Programları ile İlişkileri”, Verimlilik Dergisi,
Sayı 2.
Yüksel, Öznur(2000), İnsan Kaynakları Yönetimi, Gazi Kitabevi, Ankara.
Krizi Etkin Yönetmek (II)
Efkan Güler *
.......Önceki Sayıdan Devam..
Kriz Yönetiminin Amacı
Yönetim gibi uygulamaya yönelik bir alan
dahi olsa yönetici ve çalışanların bakışı, düşünüş tarzı bir başka deyişle felsefesi sorunların ele alınmasında, çözüm geliştirilmesi
ve uygulanmasında önemlidir. Bunun için ilk
önce kriz yönetimi türleri ve kriz yönetimi
yaklaşımları incelenmelidir. Ataman’a göre;
kriz yönetimi, aktif kriz yönetimi ve tepkici
kriz yönetimi olmak üzere iki türden oluşur
(Ataman, 2001: 112 ve devamı).
Aktif Kriz Yönetimi; saldırgan bir karaktere
sahip olup, henüz krizin açıkça ortaya çıkmadığı, aşamalara yöneliktir. Aktif kriz yönetimi
de kendi arasında öngörücü kriz yönetimi ve
koruyucu kriz yönetimi olmak üzere ikiye ayrılır. Öngörücü kriz yönetimi potansiyel kriz
aşamasında önem kazanırken koruyucu kriz
yönetimi gizli kriz aşamasına yönelik olup
bu krizlerin erken fark edilerek koruyucu önlemlerin alınmasına hizmet eder.
Tepkici Kriz Yönetimi; savunmacı bir karaktere sahiptir. Krizin açıkça ortaya çıktığı kontrol
edilebilir ve kontrol edilemeyen kriz aşamalarında önem kazanır. Tepkici kriz yönetiminin görevi, belirgin hale gelen krizlerin ortadan kaldırılması veya olumsuz etkilerinin
en aza indirgenmesi şeklinde açıklanabilir.
Tepkici kriz yönetimi; saldırgan kriz yönetimi, tasfiyeci kriz yönetimi olmak üzere ikiye
ayrılarak incelenebilir. Krizin henüz kontrol
edilebilir nitelikte olduğu ve yapılan analiz
ve tahminlere göre örgütün geleceğe yönelik yaşam şansının olduğu durumlarda saldır* Dr, Kamu Yönetimi Uzmanı ([email protected])
gan kriz yönetim gerçekleştirilir. Kriz yanlış
karar ve faaliyetler sonucunda kontrol edilemez bir hale gelmişse ve yapılan analiz ve
tahminlere göre örgütün orta ve uzun süreli
bir yaşama şansı yoksa tasfiye kriz yönetimi
uygulanır.
Kriz Yönetiminde Dinçer’e göre ise iki önemli
yaklaşım vardır. Bunlardan biri “krizden kaçma yaklaşımı ” diğeri ise “krizi çözme yaklaşımı ” dır. Krizden kaçma yaklaşımı, erken
uyarı sistemleri gibi gerekli krizi önleme ve
denetim altına alma mekanizmalarını harekete geçirerek kuruluşu krize sokmamaya
amaçlarken, krizi çözme yaklaşımı kuruluşu
en az maliyet ve kayıpla kriz durumdan kurtarmayı amaçlamaktadır (Dinçer, 2004: 423424). Kriz yönetiminin amacı ise benimsenecek kriz yönetim türü ve yaklaşımına göre
farklılık gösterecektir.
Bir yönetim süreci olan kriz yönetiminde ideal olan, krizi henüz başlangıç aşamasında önlemektir. Her ne kadar bunu gerçekleştirmek
kriz ortamının karmaşıklığı, etki ve tepkilerin
her zaman kontrol edilememesi, kararların
zamanında alınamaması veya zamanında
uygulanamaması gibi nedenlerle çok zor olsa da kriz yönetiminin amaçlarından birisi de
budur.
Bu bağlamda değerlendirildiğinde kamu yönetiminde kriz yönetiminin temel amacı; krizi oluşturmadan önce, başlangıç aşamasında
önlemek; oluştuğu takdirde krizi meydana
getiren olay veya olayları sınırlandırmak ve
önlemek; bu mümkün olmadığı takdirde
krizi milli menfaatlerimize uygun şekilde yöneterek, dış tehdide dayanan krizlerde krizi
savaşa girmeden, diğer olaylarda asgari zararla sonuçlandırmaktır. Bu amaca ulaşmak
39
için kriz yönetimi sistemi içerisinde çok iyi bir
koordinasyon ve planlama, uygulama yönteminin çalıştırılması, süratli ve doğru karar
alınması esastır.
Üst düzey yönetimin, etkili bir kriz yönetimi
faaliyetinde bulunabilmeleri için geliştirilecek uygulamaların şu amaçlara yönelik olması gerekmektedir (Yalçın, 2000: 77 ).
a. Örgütün karşılaşabileceği ve kriz olarak
değerlendirilebilecek olayların nedenlerinin
ve türlerini belirlemek,
b. Ortaya çıkması durumunda krizin taşıdığı özellikler ve içinde bulunduğu safha hakkında karar vericilere doğru bilgiler sunmak,
c. Örgüte krizi algılama, tanıma ve değerlendirme yeteneği kazandırmak,
d. Yöneticilere krizden kaçınma ve krize
müdahale planları oluşturmada çeşitli teknikler geliştirmek,
e. Krizde yönetim için gerekli olan iradenin, yönetenlere, mümkün
olduğunca en iyi şekilde kazandırılmasını
sağlamaktır.
Bu bağlamda kriz yönetiminin temel hedefi,
kriz öncesinde tespit ederek oluşmasını önlemek ile oluşması durumunda kriz nedeni
olayı ve olayları sınırlandırarak engellemek
ve bu da mümkün olmadığı takdirde, krizi
örgüt yararına yöneterek sonuçlandırmaktır.
Böylece yöneticiler, en az kayıpla krizi kontrol altına almak ve çözmek amacını güderler.
Kriz sonrasında ise örgütü, en kısa zaman
içerisinde istikrarı sağlayarak denge durumuna döndürmek ve olağan süreçlerine
kavuşturmak ile öğrenme yolu ile geri dönüşüm sağlamak bir diğer amaç grubunu oluşturmaktadır. Bu amaçları ile kriz yönetimi,
belirli özelliklerdeki çeşitli türdeki krizlerin
ortadan kaldırılmasında veya önlenmesinde
yöneticilere yardımcı olmaktadır.
40
Bu nedenle kriz yönetiminin amaçlarına ulaşabilmesi için, süratli ve doğru karar alma
esasına bağlı etkin bir koordinasyon, planlama ve uygulama yöntemlerinin, kriz yönetimi sistemi içinde hayata geçirilmesi ve
işletilmesi gerekmektedir (Şahin, 2000: 63).
Krizin Yönetiminin
Aşamaları
Birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılması
mümkün olmayan üç ana dönemden oluşur.
Kriz yönetimi sürecini iyi kavrayabilmek ve
yönetebilmek için krizleri kendi içinde tutarlı
özellikleri olan dönemlere ayırarak incelemek gerekmektedir. Kriz yönetiminde kriz
öncesi dönemde, düzeltici ve önleyici; kriz
anında aktif ve kriz sonrası dönemde düzeltici ve geliştirici bir yaklaşım yararlı olacaktır.
Kriz yönetimi dönemleri; kriz öncesi yönetimi, kriz anı yönetimi, kriz sonrası yönetimi
olarak üçe ayrılır.
Kriz Öncesi Yönetim
Kriz anından önce olası olmayanı beklemek
ve ona hazırlıklı olmak, gerekli planlamaları yaparak, kriz sırasında durumun normale
dönmesini sağlayan her türlü önlemi önceden almak akıllıca olacaktır. Kriz öncesi yönetiminin ana hedefi, krizi oluşturmadan
önce, başlangıç aşamasında önlemektir. Bu
da krizden önce; haberleşme, ulaşım, kurtarma ve yıkıntıları kaldırma, ilk yardım ve sağlık, güvenlik, çevre, altyapı hizmetleri, halkla
ilişkiler gibi birçok konuda hazırlık yapmayı
ve koordinasyonun altyapısını oluşturmayı
gerektirir. Bu hazırlıklar uzman kişilerce yapılmalıdır. Her ne kadar geleceği önceden
görmek, uygulamacılarda baskı ve gerilim
doğursa da (örneğin olası bir İstanbul depreminin getireceği büyük can ve mal kaybı gibi)
kriz öncesi krize hazırlık yapmak gerekliliğin
ötesinde zorunluluktur.
Kriz öncesi çalışmalar gereken teknik, yönetsel ve yasal önlemlerin önceden alınmasını,
toplumu meydana getiren tüm kesimlerin,
olaylardan en az düzeyde etkilenmesini sağlayacak gerekli bilgilerle donatılmasını ve
buna yönelik eğitim programlarının uygulanmasını kapsar.
Kriz öncesi yönetimi; strateji oluşturmak,
erken uyarı sistemleri belirlemek, kriz planı
hazırlamak ve karar destek üniteleri ile kriz
ekibi kurmak gibi hazırlıkları içerir.
Strateji Oluşturmak
“Strateji, işletmeye istikamet vermek ve rekabet üstünlüğü sağlamak maksadıyla, işletme ve çevresini sürekli analiz ederek uyum
sağlayacak amaçların belirlenmesi, faaliyetlerin planlanması ve gerekli araç ve kaynakların yeniden düzenlenmesi sürecidir”
(Dinçer, 2004 : 21). Stratejik Yönetim ise:
“etkili stratejiler geliştirmeye, uygulamaya
ve sonuçlarını değerlendirerek kontrol etmeye yönelik kararlar ve faaliyetler bütünüdür” (Dinçer, 2004: 35). Strateji oluşturmak,
geleceğin getireceği belirsizlikler karşısında
etkisiz kalmak yerine proaktif bir tutumla
bugünden öngörülerde bulunmayı ve oluşacak risklere karşı hazırlıklı olmayı sağlar. Yine
strateji oluşturmak; kuruluşun kendi kendisini ve çevresini değerlendirmesini sağlayarak
kaynakların etkin kullanımını ve yönetimde
tutarlılık ile kaliteyi getirir. Kriz planları da
stratejik yönetimin bir parçasıdır. Kriz ortamları için strateji oluştururken kurumsal yapı
bir bütün olarak ele alınmalı örgüt kültürü,
iklimi, insan unsuru, fiziki ve mali unsurları
ve ayrıca kriz türleri ile boyutları dikkate alınarak strateji oluşturulmalıdır.
CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) kurulması da
kriz öncesi strateji oluşturma faaliyetlerinin
bir parçasıdır. CBS, sadece haritaları üreten
bir program sistemi değildir. Farklı ölçeklerde
farklı projeksiyonlarda haritaların üretiminin
yanı sıra bu haritaların kullanımına yönelik
bir analiz sistemidir. En büyük avantajı ise
harita üzerindeki grafik bilgilerin birbirleri ile
ya da verilerin kriterler bazında mekânsal ve
mantıksal ilişkilerini vermesidir. Genel olarak
CBS’yi yeryüzüne ait bilgileri belirli bir amaca
yönelik olarak toplama, bilgisayar ortamında
depolama, güncelleştirme, kontrol etme,
analiz etme ve görüntüleme gibi işlemelere
olanak sağlayan bir bilgisayar sistemi olarak
tanımlamak mümkündür. Daha ayrıntılı bir
tanım ise coğrafi nesnelere ait grafik ve grafik olmayan coğrafi verilerin kullanıcı ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde çeşitli kaynaklardan toplanması, depolanması, işlenmesi, bu
verilerin veri tabanı işlemleri, sorgulamalar,
dönüşümler ve coğrafi analizler ile coğrafi
bilgiye dönüştürülmesi, yönetilmesi, sunulması fonksiyonlarını bütünleşik olarak yerine getiren yazılım ve personel bileşenlerinde
oluşan bir organizasyon, bu veri ve bilgilerin
gösterimi için kullanılan gelişmiş bilgi sistemidir.
Erken Uyarı Sistemi
Kurmak
Kriz öncesi dönemde krizin yaklaştığını gösteren çok çeşitli işaret ve olaylar ortaya çıkar.
Ancak, bu kriz işaretleri kuruluşun yönetici
ve çalışanlarınca her zaman algılanmayabilir.
Bu durum, daha önce bir krizle karşılaşmamış olmak, kuruluş içi ve kuruluş dışı yetersiz
çevre analizi, hantal bürokratik yapı, eski yıllardaki başarıların bir sonucu olarak ortaya
çıkan kendini beğenmişlik gibi kriz işaretlerini hiç algılayamamaktan kaynaklanabileceği
gibi; yöneticiye kötüye giden gerçekleri söylemekten korkmak ve kriz işaretlerini yanlış
algılama ve yorumlama sorunu olarak da
karşımıza çıkabilir.
Erken uyarı sistemi, kuruluşları olağan dışı
gelişmeler karşısında önceden tedbir almaya
yönlendiren, kurum içi ve kurum dışı ekonomik, hukuki, politik, teknolojik vb. çevre analizleri yapmayı gerektirir.
41
Her kriz durumu için fonksiyonel bir erken
uyarı sisteminin kurulması gerekir. Bu da,
krizin türüne göre, krizin verebileceği işaretlerin neler olabileceğinin tespiti ve bunların
takibi ile kuruluş dışındaki çevreyle diyalog
içinde olmayı zorunlu kılar.
Kriz öncesi yönetimi itibar (kredibilite) yönetimi ile sıkı sıkıya bağlıdır. Kuruluşun erken uyarı sistemi kurma yollarından birisi
de kuruluşun dış çevreye açılarak güven
kazanmaya çalışmasıdır. Toplumsal iletişim
kanallarının kurulması ve var olanların geliştirilmesi kuruluşun muhtemel krizlerden önceden haberdar olmasının yanında itibarı ile
ilgili olarak olumlu sonuçlar doğuracaktır. Bu
aşamada toplumla iletişim kurarken yalnız
olağan bilgi ve derlenen verilere değil, aynı
zamanda sezgiye de önem verilmelidir.
Kriz senaryoları oluşturarak, krize karşı erken
uyarı sistemlerinin işlevselliğini test etmek,
krize karşı önceden hazırlıklı olmanın yollarından bir diğeridir. Kriz senaryolarıyla, krizi
önleme, kriz yönetme mekanizmaları ve kriz
planları üzerinde değerlendirmeler yapılarak
varsa eksiklikler ve aksaklıklar tespit edilerek
giderilmeye çalışılmalı, sürekli egzersiz yaparak grup çalışması geliştirilmeli, hatalar
görülmeli, zayıflıklar belirlenerek ve düzeltilmelidir.
Kriz Yönetimi Planı Yapmak
Planlama, bir veya birden fazla amaç saptayarak bunlara ulaşmak için gerekli araç ve
yolların önceden tayin ve tespiti olarak tanımlanabilir. Plan, bir karar ve kararlar toplamıdır. Planlama ise planı ortaya çıkarmak
için gösterilen gayretleri, bir süreci ifade
eder (Tutar, 2004: 112).
Kriz yönetim planı ise krizi ortaya çıkmadan
önce önlemeye, ortaya çıktıktan sonra en az
zararla atlatma amacını gerçekleştirmeye
yönelik olarak gerekli müdahale ve önleme
araç ve yolların önceden tayin ve tespit edil-
42
diği, yazılı karar ve kararlar toplamıdır. Bir
kriz planı o kurumun yönetiminin krizi yönetmeye kararlı olduklarının birinci göstergesidir.
Kriz yönetiminde, hizmetin alıcısı durumunda olan halkın doğrudan krizin mağduru
olduğu (Örneğin deprem mağduru) düşünüldüğünde ve hizmetin arzında meydana
gelebilecek aksaklıkların doğurabileceği sakıncalar göz önüne alındığında nedenli planlı
hareket edilmesi gerektiği ve ilgili kurumlar
açısından ele alındığında yapılması gerekenlerin incelenmesi bir kat daha değer kazanmaktadır.
Kriz öncesindeki geçmiş deneyimlerden de
ders alarak ortaya çıkacak krizlere zamanında ve etkin müdahale bir plan doğrultusunda yapılmalıdır. Planlama yapılırken iki farklı
anlayış ortaya çıkmaktadır. Birinci anlayış;
İhtiyatlı planlama anlayışıdır. Bu yöntemde
soruna en iyi çözüm yolunu bulmayı araştıran bilimsel yollar kullanılır. Uzun vadelidir.
Detaylı araştırmalar yapılır. Çeşitli yollar, alternatif ve özel yorumlar ileri sürülür. İkinci
yaklaşım zaman baskısı altında bulunulan
dönemlerde hazırlanan Kriz faaliyet planlarıdır. Bu yaklaşımda zaman ve kaynak kısıtlamaları altında pratik çözüm yolu bulmak ön
plandadır. Yine statik dönemlerde kullanılan
tepkici planlamalar krize planlaması için uygun değildir. Krizler için önleyici planlama
yapılması gerekir. Önleyici planlama ise kriz
başladıktan sonra yapılacakları planlamak
değildir. Kriz durumuna gelmeden önce hazırlık yapmaktır.
Kriz yönetimi iyi bir bilgi yönetimini gerektirir. Planlama başarısı, mevcut imkan ve kaynaklar hakkında doğru bilgiler toplanmasına
bağlıdır. Planlama, birçok kişi ve kuruluşun
birlikte çalışmalarını gerektirdiğinden bunlar arasında koordinasyon mutlaka sağlanmalıdır. İdeal bir kriz yönetimi programının;
stratejik faaliyetleri, teknik ve yapısal faaliyetleri, iletişimle ilgili faaliyetleri, psikolojik
ve kültürel faaliyetleri içeren bir yapısının
olması gerekir.
Sonuç
Örgütlerin kriz sürecinden yüksek katkı sağlayabilmeleri için kriz sonrası dönemi çok
iyi değerlendirmeleri gerekir. Kriz sonrası dönem, krizin son bulduğu, devam eden
etkilerinin tamamıyla ortadan kaldırılmaya
çalışıldığı dönemdir. Kriz sonrası yönetim:
kuruluşun her zamanki faaliyetlerini yürütmesine yönelik oluşturulan kısa, ve uzun
dönemli programların geliştirilmesi ve uygulanmasıdır (Tüz, 2004:117). Kriz, bu dönemde kontrol altına alınarak sona erdirilmiştir.
Devam eden etkilerin tamamıyla ortadan
kaldırılmaya çalışıldığı bu dönem; alınacak
önlemler, bu önlemleri uygulayacak kişi ve
kurumlar ile önlemlerin uygulama şekline
göre uzun ya da kısa olabilir, iyi yönetildiğinde kuruluş için birçok gelişme sağlanabilir.
Kriz sonrası yönetimi, kriz sonrası dönemde
kriz anı ve kriz sonrası ile ilgili durum analizi
yapmak, kriz öncesi yönetim yapısına dönmek, krizin yıkıcı etkilerinden korunmak, kriz
önlemleri (planlama, ekip oluşturma) almak
gibi faaliyetlerden oluşur.
Bu aşamada kuruluşun normal işleyiş düzenine geri dönmesine yardımcı olmak amacıyla, kuruluşun yapı, süreç ve prosedürlerinin
yeniden düzenlenmesi yönünde çalışmalar
yapılmalıdır. Kriz döneminde en büyük baskıyı ve sıkıntıyı kuruluş çalışanları yaşadığı için
tüm personel için sistematik bir eğitim süreci başlatılmalıdır. Çalışma ortamı iyileştirilip,
başarılı personel performanslarından dolayı
ödüllendirilmelidir. Çalışanların üzerinde doğan olumsuzlukların ortadan kaldırılması için
rehabilitasyon faaliyetleri yapılmalıdır. Kriz
sonrası dönemde çalışanların yaşadığı ve
geride kalan sendromu olarak adlandırılan
olumsuz deneyimlerle mücadele de çalışanlara yardımcı olunmalıdır. Gerçektende kriz
sonrası dönemde çalışanlarda güvensizlik,
şaşkınlık, korku, duyarsızlık, bunalım ve benzeri zihinsel ve duygusal durumlarla birlikte
ortaya çıkan, uzun vadeli verimlilik düşüşü,
bozuk moral ve bunların getirdiği sağlık sorunları gözlenir (Baltaş, 2002: 38).
Ancak fiziki unsurları ihmal edip sadece insan unsuru üzerinde yapılacak bir değişim ya
da bunun tersi kendisinden beklenen yararı
sağlamayacaktır. Uygulamada, kamu yönetiminde, genelde kriz sonrası dönemde kriz
anından başlayarak çalışanları cezalandırmaya yönelik bir anlayış sergilenmekte, bunun
yanı sıra krizin tek nedeninin fiziki eksiklikler
olduğu düşünülerek yoğun, kısa vadeli faydaları olan inşaat faaliyetlerine ve fiziki unsurları düzeltim işlerine girişilmektedir.
KAYNAKLAR
• ATAMAN Göksel, İşletme Yönetimi, Türkmen Kitabevi, İstanbul 2001.
• BALTAŞ Zuhal, Krizde Fırsatları Görmek,
Yöneticiler İçin Krizde Yönetim El Kitabı, Remzi
Kitabevi, İstanbul 2002.
• BOZGEYİK Abdullah, Krizleri Fırsata Dönüştürmek, Hayat Yayınları, İstanbul 2004.
• DİNÇER Ömer, FİDAN Yahya, İşletme Yönetimi, BetaYayıncılık, İstanbul 1996.
• DİNÇER Ömer, Stratejik Yönetim ve İşletme
Politikası, Beta Yayıncılık, İstanbul 2004.
• DRUCKER Peter F., (Çev.Bülent Toksöz), Fırtınalı Dönemlerde Yönetim, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1998.
• ÖZTÜRK Osman Metin, Dış Politikada Kriz
Yönetimi, Odak Yayınevi, Ankara 2004.
• ŞAHİN Cemal, Kriz Dönemlerinde Yönetim,
Karadeniz Teknik Üniversitesi İşletme Programı,
Trabzon 2000.
• TEKİN, M. ve M. Zerenler, Krizi Yönetebilmenin Sırları, Konya: Çizgi Yayınevi, 2005.
• TUTAR Hasan, Kriz ve Stres Yönetimi, Seçkin
Yayınları, Ankara 2004.
• TÜRK DİL KURUMU Sözlüğü, Ankara 2005
• TÜZ Melek Vergiliel; Kriz Yönetimi, Alfa Yayınları, İstanbul 2004.
• YALÇIN Asuman, “Kriz dönemlerinde Halkla
İlişkilerin Önemi”, Muhasebe Finansman Dergisi,
Sayı:13, Ağustos 2000.
43
CAMİAMIZIN ŞEFKAT ELİ
Yavuz KOCA *
Yıllar öncesiydi, Belçika’nın Brüksel şehrinde bir caddeden geçerken otantik görünümlü, biraz da gizemli devasa bir bina
dikkatimi çekmişti. Yanımdaki arkadaşa
gayr-i ihtiyari ne olduğunu sorduğumda,
orası OXFAM’ın binasıdır demişti. Açıkçası
daha önce duymadığım bir kelimeydi bu.
OXFAM uluslar arası yoksullukla mücadele
örgütünün kısa adıymış. Örgütün, maddi
özellikle de manevi desteğinin lokomotifi
ise kiliselermiş. Bilahare bilgilenme amacıyla bu konuyu biraz daha araştırdım ve
gördüm ki OXFAM, muhtaca destek adına
çok fonksiyonlu bir kurum. Türk milletinin
tarihsel hasletlerini düşündüm, İslam dininin emirlerini hatırladım ve bizim neden
bu denli güçlü organizasyonlarımız yok diye üzüldüm. Özellikle de benim, bizim camiamızın…
ması için gayreti olanlardan Hak razı olsun.
Biz bu çatı altında bulunmaktan dolayı çok
mutluyuz. Kılı kırk yaran, özverili bir yönetim var iş başında. Hazreti Ömer efendimizin, ”devletin işinde devletin mumunu,
kendi işinde kendi mumunu” kullanma
hassasiyetini gözeten;
YAYD’ın doğum tarihi 11 Mart 2008. İlk adımlarla birlikte, kısıtlı imkânlar ölçüsünde
ihtiyaç sahipleri için veren el olmaya gayret ediyor. Bu hayır kurumunu önce kuran,
ona ismini veren ve sonra da sağlıklı yaşa-
İhtiyaç sahiplerine gıda ve giysi yardımında
bulunulması,
Yağmur Damlasını yaşatmak zorundayız.
Çünkü Yağmur Damlası;
İyiliğin adıdır…
Saflığın ve sadeliğin adıdır...
Maziye hürmetin, tekerlekli sandalyelere
saygının, gördüğünden geri kalanlara vefanın, mezar taşlarındaki isimleri unutmamanın adıdır…
Gönül dostlarının ve hayırseverlerin ilgileri
Malum son zamanlarda Türkiye’de de ve destekleri bekleniyor. İleride daha güzel
benzeri kuruluşlar sayısal olarak hem ço- işler yapma gayretindedir. Şimdiye kadar
ğaldı hem de bir kısmı epeyce güçlendi. kısıtlı kaynaklarla yürütülen faaliyetlerden
Yağmur Damlası Yardımlaşma ve Dayanış- bazı örnekler vermek gerekirse,
ma Derneği (YAYAD) de, karıncanın hacca
gitme misali, Allah (c.c) rızası için bu yola Öncelikle şehit çocuklarına / torunlarına
baş koyan derneklerdendir. Hem de kıt olmak üzere ihtiyacı olan öğrencilere burs
imkânlarla, dolaylı veya dolaysız kamudan verilmesi,
herhangi bir destek almadan. İmkânlarının Şehit ailelerine doktorlarımızca evde muüzerinde işler yapmaya çabalayan güzide ayene ve kontrol gibi sağlık desteği sunulbir kurum.
ması,
* YAYAD Bşk. Yrd. ([email protected])
44
Hayırsever dostlarımızın fitre – zekât ve
adaklarına aracılık edilmesi,
Ambalajı açılmış ancak son kullanım tarihi
dolmamış ilaçların doktorlar nezaretinde
değerlendirilmesi kampanyası gibi uygulamalar,
Yağmur Damlası olarak şimdilik en büyük
projemiz, Eylül 2011’de temeli atılan ve inşaatı tamamlanarak 9 Şubat 2014 tarihinde açılışı yapılan “Erinç Evi” projemizdir.
Göktürk Devletinin Kurucusu Bilge Kağan
ve Kültiğin’in annelerinin ismi verilen, “İlBilge Hatun Erinç Evi” (Huzurevi) öncelikle
şehitlerimizin mağdur ana ve babaları için
olmak üzere, bu hizmete muhtaç olacaklara kapılarını açacaktır inşallah. “İnsanın
kendisine iyilik edeni övmesi, iyiliği artırır”
der Hz. Ali (r.a). Bu bağlamda, Erinç Evi /
Huzurevi için maddi ve manevi desteklerini esirgemeyenlere şükranlarımızı sunarız.
Allah-u Teâlâ indinde eşrefi mahlûkat için
en büyük müjde nedir diye sorsalar, tek cevabı vardır bu sorunun. Cennete varmak…
Peki, cennete varmak için en büyük müjdelerden birisi nedir diye sorsalar, bunun ilk
cevaplarından birisi de, Allah (c.c) yolunda
şahadet şerbetini içmektir olur. İnancımız
bu ise şehitlerimizi, gazilerimizi ve onların
geride bıraktıklarını nasıl unuturuz?
İnsanoğlu doğar, büyür ve vade dolduğunda ahirete irtihal eder. Az veya çok yaşansın, doğup da ölmeyecek hiçbir canlı yoktur. Yani ebedi göç mukadderdir. Önemli olan kaliteli, yani huzurlu ve sağlıklı yaşayabilmektir. Özellikle de yaşlılıkta. İşte İl-Bilge
Hatun Erinç Evi’nin gayelerinden birisi de
ülküsüne emek veren insanların sığınacak
bir çatı aradığında çaresiz kalmamasıdır.
yorgunluğudur.
Günümüzde gönül yorgunluğu yaşayan insan sayısı sanılandan çok fazladır. Özellikle
de Türk-İslam mefkûresi mensupları içerisinde. Bu nedenle biz, bize düşen görevin
ve sorumluluğun farkındayız.
Bize uzatılan ellerden geleni ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak, bize akan gönüllerden
süzüleni yorgun gönüllere aktarmaktır görevimiz. İşin edebiyatının değil fiiliyatının
önemli olduğunun bilincindeyiz. Ayrıca
yapılan iyiliklerin, bazı vakıf ve derneklerin
yaptığı gibi sabah akşam üstelik görüntülü
olarak reklam edilmemesi gerektiğinin de
şuurundayız. “Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek” sözü umdelerimizdendir.
Hani denir ya, dünya üç günlüktür. Dün,
bugün ve yarın. Dün geçti. Yarının geleceği
garanti değil. Öyleyse bugünün kıymetini
bil… Biz bugünü yaşayanların yarınlara da
güvenle bakabilmesi adına; yağmur damlası gibi hem saf hem de bereketli olmanın,
sıcacık bir omuza dokunuşa hasret yetim
ve öksüzlerin hasretini giderecek sevda olmanın, karanlıkları aydınlığa dönüştürecek
bir nur olmanın, bütün bunları başaracak
o elin bizim olabileceğimizin inancındayız.
Sonuç hedeflenen ölçüde alınır veya alınmaz, karınca kaderince katkı sunup, bu yolda kalb-i muhabbetle yüründüğü takdirde
yaratan yardımını esirgemez. Bu sözlere
sadakatle bağlı kalmak bizim için haysiyet
meselesi olduğu kadar, geçmişimize karşı
bir borç ve mecburiyettir.
Biz dikilen bir fidanı sulayıp yeşertmeye
Bir bilgeye sormuşlar. Efendim canınız ne çalışıyoruz. Yağmur damlalarının sulaistiyor?
yacağı bu fidanların vereceği meyveden,
“Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ekBilge cevaplamış. Canım hiçbir şey istemetiği ekinden insan ve hayvanların yedikleri
meyi istiyor.
şeyler, o Müslüman için birer sadakadır”,
Ve devam etmiş. Bu ruh halinin adı gönül hadis-i şerifinde olduğu gibi helalinden
45
hakkı olan her ihtiyaç sahibi nasiplensin
istiyoruz.
Umuyor ve diliyoruz ki, Erinç Evimiz geleceğimize mesaj verecektir. Ziyaretler ve
sohbetler nesiller arası bir köprü olacaktır.
İbn-i Ebi’d-Dünya’nın, “Hastayı ziyaret için
bir mil de olsa yürü - İki kişinin arasını düzeltmek için iki mil de olsa yürü - Allah için
dost edindiğin birini ziyaret etmek için üç
mil de olsa yürü,” sözünü gerçekleştirmek
için fırsatımız olacaktır. Orası vatanı ve milleti için hayatını feda edebilen, bir ülkü uğruna kara toprağa düşen, bir mefkure uğruna engelli olan ve takatten düştüğünde
dayanacak ocak arayabileceklerin de yeri
olacaktır. Kalb-i muhabbet olmayan yerde
sürekli dayanışma olmaz, dayanışma olmayan yerde de birlik ve varlık olmaz. O halde
biz var olan yerlerimizi kalb-i muhabbetle
46
daha da güçlendirmek zorundayız.
Camiamızın şefkat eli görevini ifa etmeye
çalışan Yağmur Damlası Yardımlaşma ve
Dayanışma Derneği’nin şimdilik sadece
Çorum’da temsilciliği bulunmaktadır. Daha
bir yılını bile doldurmamasına karşın Çorum Temsilciliğimiz fevkalade faaliyetlere
imza attı. Bu vesileyle yöneticilerini ve katkıda bulunanları tebrik ediyorum.
Son söz olarak diyoruz ki; ülkümüz ve ülkemiz uğruna toprak anayla buluşanlara
rahmet olsun, istiklalimiz ve istikbalimiz
için yol alanlara selam olsun, milletimizin
istikbali aydınlık, umutları daim olsun…
Yağmur Damlası mensupları bilir ve inanır
ki, “Yardım Duadır, Gösterişten Uzak, Şahdamarından Yakın’a.”
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...
47
48
Download

İndir (PDF, 2.23MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu