Başyazı
Değerli Karınca Dostları, Kooperatifçilik Sevdalıları
Karınca dergimizin 927. sayısı ile karşınızdayız. Mart ayında çıkan bu sayımızla, koopretatifçilik alanına mütevazi katkımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Baharın kendisini hissettirmeye başladığı bu güzel günlerde, kooperatifçiliğin her
zamankinden daha fazla gelişimini sürdürmesini ve ihtiyacını hissettiğimiz bol yağışların biran önce gelmesiyle başta
çiftçilerimiz olmak üzere tüm kooperatifçilerimizin iyi bir yıl geçirmelerini temenni ediyoruz.
Değerli Dostlar, Kooperatifçiliğin amacı, karşılık gözetmeden ortaklarının sorunlarını çözerek, onların ekonomik gelişmelerini sağlamak ve ekonomik olarak güçlü bir kitleye karşı ortaklarını korumaktır. Aynı zamanda esasları; toplumsal,
insani ve ahlâki temellere dayanan çok yönlü kuruluşlardır. Türk Kooperatifçilik Kurumu olarak ülkemizde kooperatiflerin ve kooperatifçiliğin gelişmesi için çaba harcıyoruz. Tüm dünyada yaşanan küreselleşme sürecinde, ülkemizdeki
kooperatifçilik hareketinin, dünyadaki gelişmelerin gerisinde kalmaması için uğraşıyoruz. Özellikle son dönemde gündeme gelen “Yeni Nesil Kooperatifleri” büyük bir dikkatle izliyoruz. Bu modelin ülkemiz şartlarında nasıl uygulanabileceği üzerine projeler geliştirmeye çalışıyoruz.
Yeni nesil kooperatifler tüm dünyada geleneksel kooperatif yapısıyla, yatırımcıların sahip olduğu kurumsal değerleri
birleştiren yeni bir organizasyon yapıları olarak dikkat çekiyorlar. Bu kooperatiflerin çoğu, tarımsal ürünlerin katma
değer eklenmiş ürün haline getirilmesi sürecinde aktif rol oynamakta, bu da üretici üyenin üretim ve pazarlamadan
doğan çıkarlardan yararlanmasına olanak sağlamaktadır. İyi yönetilen bir Yeni Nesil Kooperatif üreticilerin tarla üretimini katma değeri yüksek ürünlere dönüştürmesini kolaylıkla sağlayabilmektedir.
Yeni Nesil Kooperatifler üyelerine; daha güvenli bir pazar, daha fazla pazarlama gücü, pazarlama ve üretim kârlarında
artış, yeni iş imkanları ve gelir kaynakları yaratma imkanları sunmaktadırlar.
Yeni Nesil Kooperatiflerin önemli özelliklerinden birisi de, “bir üye bir oy” (one member one vote) prensibidir. Bu
ilke, her katılımcıya kooperatifte gerçek anlamda bulunmanın hazzını vermekte, üyeler arasında birbirlerine güven
duymalarını sağlamaktadır. Çünkü her üye kooperatifin faaliyetleri konusunda söz söyleme hakkına sahip olmaktadır.
Böylelikle kooperatiflerin demokratik yönleri de perçinlenmektedir.
Yeni Nesil Kooperatiflerin diğer önemli bir özelliği de, kooperatifin faaliyetlerine esas olan ürünleri üyelerin temin
etmeleri ve düzenli olarak ürün sunma vaadinde bulunmalarıdır. Bu şekilde kooperatifler iyi bir pazarlama ağı kurarak
oldukça başarılı olmaktadırlar. Üyeler ayrıca kendi kooperatiflerine sundukları ürünlerinin kaliteli olması için de özel
itina göstermektedirler.
Bu yeni modelin ülkemiz kooperatifçiliğinde sorun yaşanan alanlarda oldukça başarılı olacağını düşünüyoruz. Son yıllarda Avrupa’da ve ABD’de başarılı olan bir çok kooperatif, bu modeli uygulayarak hedeflerine ulaşmışlardır. Bu alanda
kamuoyuna ve kooperatifçilik sektörüne katkı sunmaya devam edeceğiz.
Değerli Karınca Dostları;
Türk Kooperatifçilik Kurumu; kooperatifçilik sektörümüze her ay düzenli olarak çıkardığımız Karınca ve yılda iki defa
çıkardığımız akademik, hakemli 3. Sektör Sosyal Ekonomi dergilerimiz ile katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Şu an elinizde
olan Karınca dergimizin 927. sayısında yeni makale ve değerlendirmelerle karşınızdayız. Bu sayımıza ilk olarak İsmail
Uluocak’ın sağlık hizmetlerinde yeni bir model arayışı kapsamında gündeme gelen sağlık kooperatifçiliğini incelediği
makalesi ile başlıyoruz. Ardından M. Akif Özer ülkemiz için oldukça yeni kabul edilebilecek okul kooperatifleri konusunda teorik bilgiler veriyor. Makalede özellikle Avustralya’da Victoria Kooperatif Federas¬yonu faaliyetleri kapsamında bu ülkedeki okul kooperatiflerinin durumu inceleniyor. Kamu yönetimi uzmanı Efkan Güler’in Türk kamu
yönetiminde kriz yönetimi mevzuatı hakkında bizleri bilgilendiren çalışması, Prof. Dr. Nevzat Aypek’in sosyo ekonomik
birleşmeler kapsamında kooperatifçiliğe bakış açısı, Yusuf Üstün’ün sigorta kooperatifçiliğini incelediği makalesi, Oktay Tuncay’ın esnaf ve zanaatkârların sorunları ve kooperatifleşme üzerine değerlendirmeleri dergimize renk katıyor.
Ayrıca Emrah Erdem “riski yönetebilmek” başlıklı makalesiyle ve Ahmet Nihat Dündar’ın Cumhuriyet tarihimize yönelik değerlendirmeleri, Nail Tan’ın hayvancılık alanında yeni çıkan bir kitabın tanıtımı dergimizi zenginleştiriyor. Her
zamanki gibi dergimizin son kısmında Geçmiş Zaman Olur ki bölümüyle geçmişe bir yolculuk yapıyoruz. Tüm yazarlarımıza katkılarından dolayı şükranlarımızı sunuyoruz. Yeni sayıda buluşmak üzere sağlıcakla kalın.
1
SAĞLIKTA YENİ MODEL ARAYIŞI:
SAĞLIK KOOPERATİFÇİLİĞİ
İsmail ULUOCAK *
Kooperatifler, bireysel ekonomilerini geliştirmek ve ortak amaçlarına ulaşmak amacıyla bir araya gelen kişilerin oluşturduğu,
demokratik yönetim ve kontrolün egemen
olduğu organizasyonlar olarak tanımlanır.
Günümüzde kooperatifler, piyasa şartlarına uygun olarak hareket eden, kar amacının yanında iyi ve daha kaliteli ürün veya
hizmet üretmeyi amaç edinmiş kurumlar
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bilindiği üzere kooperatifçilik ekonomik bir
faaliyettir. Bu ekonomik faaliyetin sosyal ve
kültürel yönleri de mevcuttur ama önemli
olan ekonomik değer elde edilmesidir. Kooperatifçilikten önce, devletin, yani kamu
kesiminin değişik sektörlerde ekonomik faaliyetlerde bulunduğu bilinmekte ve ayrıca
özel şahıs ve tüzel kişilerin de ekonomik
çalışmalar içinde olduğu hepimizin malumudur. Yani kooperatifçiliğe gelinceye kadar ekonomide devlet ve özel sektör olmak
üzere iki önemli kesimin varlığı söz konusudur. Burada şunu belirtmekte yarar vardır:
Kooperatifler hiçbir şekilde özel sektörün
ve kamu sektörünün bir alt dalı veya parçası değildir. Kooperatifler, sadece basit bir işletme, birlik ve beraberlik kurumu olarakta
algılanmamalıdır. Kooperatifler açık ve net
olarak özel sektör ve kamu sektöründen
bağımsız olarak yer alan ve bunların yanında üçüncü sektör olarak adlandırılabilecek,
tüm ekonomiyi ilgilendiren konularda faaliyet gösteren (sağlık, eğitim, turizm, üretim,
tüketim vb.) teşekküllerdir. İşte bu yazımızda, tüm toplumu ilgilendiren ve haya* Dr. Kooperatifçilik Uzmanı ([email protected])
2
tımızın en önemli unsurlarından olan sağlık
konusunu, sağlıkta kooperatifleşme modeli
altında inceleyeceğiz.
Çağdaş toplumlarda sağlık, temel insan
haklarının arasında yer alır. İnsan Hakları
Evrensel
Beyannamesi’nin
üçüncü
maddesinde ‘’Yaşamak, özgürlük ve kişi
güvenliği herkesin hakkıdır.’’ denmekte,
25.maddesinde de sağlık hakkı şu şekilde
ifade edilmektedir: ‘’Tüm bireylerin, kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı
vardır.’’ Ülkemizde de sağlık hakkı anayasal
güvence altına alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti anayasasının 56. maddesinde sağlık
hakkı şu şekilde ele alınmıştır: ‘’ Herkes,
sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre
sağlığını korumak ve çevre kirlenmesinin
önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan
ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, iş birliğini gerçekleştirmek amacıyla
sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.’’ Günümüzde sağlık; toplumsal, ekonomik, hukuki ve politik
boyutları olan bir kavram olarak karşımıza
çıkmaktadır1.
Bir ülkenin en önemli kaynağı insandır.
Toplumu oluşturan bireylerin ve dolayısıyla
toplumun en büyük zenginliği ise sağlığıdır.
Bu nedenle sağlık sorunlarını belli düzeyde
1 TENGİLİMOĞLU, D, IŞIK, O. AKBOLAT, M.,
“Sağlık İşletmeleri Yönetimi”. Nobel Yayın Dağıtım.
Ankara, 2012, s.87
çözmüş olan ülkelerde genel olarak ekonomik, siyasal ve sosyal yapılarda sağlıklıdır.
Birey ve toplum hayatında önemli bir yeri
olan sağlık ve sağlık hizmetleri için yapılan
harcamalar giderek artmaktadır. Ülkeler
Gayri Safi Yurtiçi Hâsılalarının, bireylerde
gelirlerinin önemli bir kısmını sağlık harcamaları için kullanmaktadır. Bunun bir sonucu olarak sağlık hizmetleri maliyeti sürekli
olarak gündemde olan önemli konulardan
biridir. Kamu ve özel sektör tarafından yürütülen politikalar sağlık hizmetlerini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle sağlık
hizmetleriyle ilgili kararların bilimsel kanıtlara dayanması gerekmektedir2.
Cumhuriyet döneminde ekonomik alanda
önemli atılımlar yapılmış ve sanayileşme
yolunda çeşitli sektörlerde rekabetçi kabul
edilebilecek bir yapıya kavuşulmuş olmasına rağmen, sağlık sektöründe ekonomik alanda sağlanan başarıya paralel bir gelişme
sağlanamamıştır. Türkiye’nin sağlık altyapısında, günümüze kadar sağlanan iyileşmeye rağmen sağlık göstergeleri hâlâ dünya
ortalamasının oldukça gerisindedir.
77 milyona yaklaşan nüfusu olan ülkemizde
sayıları binlerle ifade edilen sağlık kuruluşu bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığının web
sitesinde yer alan bilgilere göre 2013 yılı
itibariyla, Türkiye’de sadece yataklı tedavi
kurumu olarak nitelendirilen hastane sayısı 1500 civarındadır. Bugün bir hastanenin
yalnızca ameliyathane donanımı milyonluk
yatırımlar gerektirebilmektedir. Bu göstermektedir ki bir hastanede orta ölçekli bir
sanayi kuruşundan çok daha fazla donanım
ve cihaz vardır ve bunların çoğu dış alım
yoluyla sağlanmaktadır. Bu kadar pahalı
cihazları ve değerli işgücünü elinde bulunduran sağlık kuruluşlarının toplumun sağ2 AKAR, Ç., ÖZALP, H. Sağlık Hizmetlerinde ve İşletmelerinde Yönetim.Somgür Yayıncılık. Ankara, 2000,
s.41
lık gereksinimlerini karşılarken ellerindeki
kaynakları tam olarak kullandıklarını söylemek zordur. Çünkü sağlık sistemimizin her
kademedeki yönetiminde bilimsel ilke ve
tekniklerinden yeterince yararlanılmamaktadır. Bunun sonucunda akılcı ve ekonomik
kararlar alınamamakta, kaynaklar istenmeden de olsa israf edilmektedir. Hem hastalarca, hem de sağlık personelince yansıtılan ve bir türlü çözüme kavuşturulamayan
aksaklıkların temel nedeni burada yatmaktadır3.
Bugün gelişmiş ve belirli bir refah seviyesine ulaşmış olan ülkeler, sağlık hizmetlerinin
nitelik ve nicelik yönünden iyileştirilmesi
için artan oranda kaynak tahsis etmektedirler. Sağlık hizmeti talebi rastlantısaldır;
nerede, ne zaman, ne ölçüde ve kimlerce
isteneceği ve ortaya çıkacağı kesin olarak,
kolayca saptanamaz. İhtiyacın nerede ve
ne zaman ortaya çıkacağı belirsizdir. Mevcut ve gelecekteki sağlık durumu, buna
bağlı olarak talep düzeyinin bilinebilmesi,
diğer mal ve hizmetlere göre daha az kesinlik taşır. Talep miktarı retrospektiv ve anket çalışmalarıyla tahmin edilmeye çalışılsa
da, olağan dışı durumlar, olağan durumlar
kadar yaygın gözükür. Kimi bireyler ise sağlık riskini gelecek planlarına dahil etmezler.
Çoğu zaman sağlık kaybedildiği zaman talep edilir4.
Dünyada, ekonomilerinde kooperatif işletmelerin yer aldığı 96 ülkede kooperatif
üye sayısı 1 milyara ulaşmıştır. Çok uluslu
şirketlerden %20 daha fazla istihdam oluşturan kooperatiflerin istihdam ettiği insan
sayısı 100 milyonu aşmıştır. Dünyadaki en
büyük 300 kooperatifin yıllık iş hacmi 1.6
3 ÇINAR, Ünver; Sağlık Sistemlerinde Yöneylem Araştırması, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Yayın. No:66, Ankara, 1982, s.56
4 Belek, İ., Sınıf Sağlık Eşitsizlik, Sorun Yayınları , İstanbul, 1998, s.14
3
milyon ABD doları civarındadır5. Bu kooperatiflerin %99’u ekonominin 7 ana sektöründe yoğunlaşmışlardır. Sağlık kooperatifleri bu büyük dilimin içinden sadece %2’lik
bir paya sahipken ülkemizde maalesef adı
bile yeni duyulan bir kavram niteliğindedir.
Sağlık kooperatifleri, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, 1219 sayılı Tababet
ve Şuabatı San’atların Tarzı İcrasına Dair
Kanun ve ilgili yönetmeliklerin ve mevzuat
hükümlerine uygun olarak, etkin, verimli
ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını
sağlamak üzere, tıp doktorları, hemşireler,
diğer sağlık personeli ve diğer katılımcılar
tarafından özel sağlık kurumları açmak
ve işletmek, vatandaşların her türlü
sağlık gereksinimini karşılamak üzere
kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli
teşekküllerdir. Sağlık kooperatiflerinin
kuruluşuna, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı
onay verirken, sağlık kooperatiflerine bağlı
olarak kurulan kuruluşların izni Sağlı Bakanlığına aittir.
Bilindiği üzere kooperatifler, pek çok ülkenin ekonomik, sosyal amaçlarına ulaşmasına önemli katkılar sağladığı gibi ülkelerin sağlık alanındaki sorunlarına da çözüm getirme arayışı içindedirler. Örneğin,
Hollanda’da Hükümet ile grev yapan aile
hekimleri arasında yapılan anlaşma sonrasında aile hekimlerince “Post” denilen
bir kooperatif sistemi oluşturulmaktadır.
“Post’lar küçük şehirlerde 1, büyük şehirlerde 2-3 merkez olarak hazırlanmakta ve
her Post’a kendi bölgesindeki aile hekimleri üye yapılmaktadır. Her Post’ta kayıtlı yaklaşık 30-50 kişi arasında aile hekimi
yer almaktadır. Buna göre, her aile hekimi
gündüz mesai saatleri içinde kendi hastalarına bakacak ve mesai saati dışında (akşam,
gece ve hafta sonu) Sağlık Kooperatifinde
5 http://blog.milliyet.com.tr/dunyada-kooperatifler/
Blog/?BlogNo=402266
4
nöbete kalan 4 hekim ortak bir sistemden
hizmet vereceklerdir. Hollanda’da uygulanan bu sistem, 2000 yılının başından beri
devam etmektedir. Post’lar, genellikle şehirlerde, hastanelerin yakınında, özellikle
acil servis girişlerine yakın konuşlandırılmaktadır. Bir Post’un bir yerleşim birimine
uzaklığı maksimum 35 km’dir.”
Hollanda’da uygulanan bu sağlık kooperatifi sisteminde her Post’un bir bölgesel santral numarası bulunmakta ve bu Post’lara
telefonla ulaşım yüzde 95 civarındadır. Bu
santralde eğitimli hemşireler görev almakta ve aile hekimleri tarafından supervise
edilmektedirler. Bu santral hizmeti ülkemizdeki 112 acil uygulamasına da benzetilebilir. Post’larda sunulan bu santral hizmeti ‘telefon triajı’ olarak adlandırılmakta
ve telefon triajına göre, hekim tarafından
görülmesi gerektiği düşünülenler, Post
içerisindeki muayene odalarına davet
edilmektedirler. Hasta Post›a geldiğinde
danışma bölümündeki konsültan hemşire
tarafından yeniden değerlendirilmekte ve
gerçekten muayene edilmesi gerektiği düşünülenler, hekime yönlendirilmektedir.
Hollanda’da sağlık kooperatiflerince uygulan Post sistemine kısaca değindikten
sonra Çin Halk Cumhuriyeti’nde geniş kırsal kesimlerde uygulanan sağlık kooperatifi
sistemine de yer vermek uygun olacaktır.
Zira sağlık kooperatifçiliği dünyada çok yaygın uygulanan bir sistem olmamakla birlikte model olarak anlatabileceğimiz örnek
sayısı da maalesef çok azdır.
Çin Hükümetince uygulanan sağlık
kooperatifi sisteminin temel ilkesi, özellikle
kırsal kesimde, köylülerin ve çobanların
sisteme gönüllü olarak katılabilmesini
esas almaktadır. Bu sistemde aralarında
bireylerin ve merkezi hükümetin de
bulunduğu birçok tarafın payıyla köylüler
ve çobanlara temel sağlık hizmetleri
sağlanması temel alınmıştır. Sistem, ağır
hastalanan vatandaşlara yardım etmeyi ve
hastalıktan dolayı yoksul düşme tehlikesini
önlemeyi amaçlamaktadır.
Çin hükümetince 2003 yılında başlatılan ve
deneme olarak uygulanan yeni tip kırsal
sağlık kooperatifi sistemi kapsamında,
azınlık etnik grupların toplu halde
yaşadıkları, ekonomisi nisbeten geri olan
Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde daha
tercihli uygulamalar yapılmaktadır. Örneğin ülkenin en fakir ilçelerinden biri olan
Hotan’da yaşıyan bir köylü veya bir çoban
yeni tip kırsal sağlık kooperatifi sistemine
katılmak istediği takdirde, bu kişi için yılda
154.5 yuan tutarında bir ödeme yapılması
gerekmektedir. Ne var ki, bu tutar içinde
köylünün veya çobanın bireysel katkı payı
sadece 10 yuandır. Geri kalan 144.5 yuan
ise merkezi hükümet, Xinjiang Uygur Özerk
Bölgesi hükümeti ve Hotan ilçe yönetimi
tarafından ortaklaşa karşılanmaktadır.
Yeni tip kırsal sağlık kooperatifi sisteminin
Haziran 2005’te Hotan ilçesinde kapsamlı şekilde uygulanmaya başlamasından
sonra birçok köylü ve çoban yeni tip kırsal
sağlık kooperatifi sistemine gönüllü olarak
katılmıştır. Hotan Sağlık Müdürü Rabiye
Abdurahman’ın verdiği bilgiye göre, 2013
yılı sonu itibariyle, yeni tip kırsal sağlık kooperatifi sistemine katılan köylülerin ve çobanların sayısı ilçe nüfusunun yüzde 99.2’sine ulaşmıştır. Bu, sisteme alınması gereken
nüfusun sisteme hemen hemen tümüyle
katıldığı anlamına geliyor. Xinjiang Sağlık
Müdürlüğü’nün bu yılın başında yayınladığı verilere göre de, yeni tip kırsal sağlık kooperatifi sistemi Xinjiang bölgesinin bütün
ilçelerinde uygulanmaktadır6.
Sağlık kooperatifleri ile ilgili yukarıdaki ör-
nek uygulamalardan sonra konuyu ülkemiz
açısından ele almakta da yarar vardır. Ülkemiz açısından sağlık kooperatifi çok yeni
bir kavramdır. İlk olarak birkaç ay öncesinde Gümrük ve Ticaret Bakanı, sayın Hayati
Yazıcı’nın, yeni bir tür olarak sağlık kooperatiflerinin kuruluşuna izin verdiklerini belirterek, konuyu kamuoyu ile paylaşmasının ardından gündeme gelen sağlık kooperatifleri, ilgili kitlelerin dikkatini çekmiş
olmasına rağmen, yeni bir kooperatif türü
olması ve ülke genelinde uygulanan örneklerinin bulunmayışı gibi nedenlerden ötürü
gerekli ivmeyi yakalayamamıştır.
Ülkemizde sağlık hizmeti kamu sektörü,
özel sektör ve vakıflar tarafından
karşılanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin ülke
genelindeki dağılımı da dikkate alındığında
sağlık kurumlarının büyük çoğunluğunun
büyük şehirlerde toplandığı dikkati
çekmektedir. Küçük illerimizde ve kırsal
kesimlerde sağlık hizmetleri konusunda
sıkıntılar yaşandığı bir gerçektir. Sağlık
kooperatifi
uygulamasıyla
ülkemizin
her yerine iyi ve kaliteli sağlık hizmeti
götürmek mümkündür. Bunun için sağlık
kooperatiflerine gerekli ivme kazandırılmalı
ve konu ilgili kitlelere anlatılmalıdır.
Sağlık kooperatifi uygulamasıyla, sağlık
personeli (doktor, hemşire, ebe vb.) çalıştığı kurumun hem sahibi hem de çalışanı
konumunda olacaktır. Pek tabi bu kooperatiflerin çalışma prensipleri işletmecilik
esaslarına uygun olacak aynı zamanda kooperatif, demokratik yönetim ve kontrolün
egemen olduğu bir yapıda faaliyetine devam edecektir.
6 http://turkish.cri.cn/794/2010/12/06/1s129963.htm
5
OKUL KOOPERATİFLERİ *
M.Akif ÖZER **
Avustralya’da okul kooperatiflerinin temel
mantığı, kooperatif ilke ve değerlerini esas
almaktır. Ülkede eğitim sisteminde mevcut
düzenlemelerdeki çeşitlilik desteklenirken,
okullarda mülkiyet sorunları ve denetim
süreciyle ilgili farklılaşmaya gidilebilecek
önemli fırsatların olduğuna da inanılıyor.
Projesi okulların yönetim yapılarıyla ilgili hangi alternatiflerin tercih edilebileceği
hususunda önemli imkanlar ortaya koymuştur. Proje kapsamında Özerk Okullar
Çalışma Grubu aşağıdaki stratejileri gündeme getirmiştir:
• Geleceğin okul modelinin gücünü açıkÜlkede yakın zamanda Federal Hükümet ça ortaya koymak ve gücü ortaya çıkaracak
Okulların Finansman Sorunu başlıklı bir araçları aramak. Bu uygun olan deniz aşırı
danışmanlık raporu yayınladı. Raporun örneklerin de incelenmesini içeriyor.
temelinde; okulların anlamlı ve istenen
• Güçlendirilmiş bir kamusal okul sisteözerkliğe ulaşabilmeleri için farklılaşmaya
mi için, mevcut sisteme alternatif olabidönük yeni fırsatların ortaya çıkması ve bu
lecek daha fazla çeşitlilik yaratacak yol ve
nedenle bunlar arasında rasyonel tercihler
yöntemler bulmak.
yapılması gerektiği yer almaktadır. Okullar
şayet ailelerin çocuklarla kooperatif değer- • Okulların yerel düzeyde hesap vereleri, eğitimin ihtiyaçları doğrultusunda bü- bilirliğe ve sorumluluğa uygun daha fazla
tünleştirmelerini istiyorlarsa, mutlaka ken- otorite kazanabilmeleri için gerekli araçladi öğretme tarzlarını, kurumsal kültürlerini rı bulmaları.
ve faaliyetleri güçlendirmelidirler.
• Okul, sanayi ve girişimciler arasında
Avustralya’da Victoria Kooperatif Federas- daha yakın ilişkiler geliştirebilmek.
yonu eğitim hizmeti sunumunda; ailelere,
öğretmenlere ve öğrencilere kooperatifler, • Çalışma gruplarının (özellikle 1 ve 3)
kamu kuruluşları ve özel sektör kuruluşları faaliyetlerinin çıktılarını dikkate alarak
arasında tercih hakkı sunmaktadır. Bunun farklı yönetişim modellerine yönelik öneyanında Federasyon özellikle öğrencilere riler geliştirmek.
kooperatiflerin, kamu ve özel sektör kuruKOOPERATİF
luşlarının uyguladıkları modellere dönük
uygun bilgi akışı sağlayan kurslar düzenleFEDERASYONU
mektedir.
Avustralya’da Victoria Kooperatif FederasVictorian Hükümeti’nin Milenyum Okulları yonu, kooperatiflerin faaliyetlerini etkin bir
şekilde sürdürebilmeleri için gerekli üç te* Bu metin; Avustralya Co-operative Federation of Victoria Ltd tarafından http://www.australia.coop/dp_school_
mel şartı sürekli gündemde tutan kooperacooperatives.PDF (04.01.2013) web sitesinde yayınlanan
tifler tarafından 1970 yılında kurulmuştur.
School Co-operatives isimli çalışmadan yararlanılarak
hazırlanmıştır.
Bu üç temel şart şu şekilde belirtilebilir:
** Doç. Dr., Gazi Ün. İİBF Kamu Yön. Böl.
([email protected])
6
• Hükümet karşısında Victoria koopera-
tiflerini temsil edecek, birleşik kurumsal
bir yapının bulunma zorunluluğu.
karşısında kaybetmeye ya da kazanmaya
hazır kişilerdir.
• Eğitim ve öğretim faaliyetlerini geliştir- Bu bakış açısından yaklaştığımızda konume, kapsamını büyütme.
muz dahilindeki okulların 7 tip hissedarı
bulunmaktadır. Bunlar;
• Kooperatiflerin gelişimini hızlandırma.
• Çalışanlar
Federasyon üyeliği; Aborjinleri, tarımsal
pazarlama ve hizmetleri, ticari faaliyetleri, • Veliler
çocuk bakımını, çeşitli toplum hizmetleri- • Öğrenciler
ni, kredileri, süt üretimini, eğitimi, enerjiyi, • Hükümet
balıkçılığı, sağlığı, konut hizmetlerini, pera- • Okul öncesi kurumlar
kende sektörünü ve taksi kooperatiflerini
• Üçüncü sektör kuruluşlar
kapsar.
• Tedarikçiler
Federasyonun misyonu; halkın ekonomik • Yerel toplum
ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanma sürecinde tatmin edici bir araç olarak koope- • Müstakbel işverenler
ratifçilik hareketini geliştirmek ve teşvik • Geniş Toplum
etmektir.
• Geçmiş ve gelecek nesiller
Bu kapsamda Federasyonun amaçları şu Kooperatiflere paydaş yaklaşımı, tüm paydaş gruplarının çıkarlarını bazı grupları
şekilde belirtilebilir:
dahil ederek bazılarını da hariç tutarak,
• Üyelere bilgi vererek ve danışmanlık dikkate almayı gerektirmektedir. Bu yaklahizmeti sunarak üyelerin kendi üyelerine şım aynı zamanda paydaş gruplar içinde ve
sundukları hizmetlerin geliştirilmesine yar- arasında, okullar için farklı amaçlar olabidımcı olmak.
leceğini kabul eder. Fakat bu durumda da,
okulları 11 temel hissedara ayırdığınızda,
• Halka kooperatifçiliği teşvik etmek.
• Kooperatiflerin kuruluşunu teşvik et- söz konusu bu bakış açısı içerecek temel
bir hissedar grubu olduğunu da kabul etmek ve kolaylaştırmak.
• Kooperatif ilke ve uygulamalarıyla il- mek gerekecektir. Örneğin okulun varlığıgili olarak kooperatif üyelerini ve toplumu nın doğrudan çıkarlarına olan gruplar gibi.
eğitmek.
STATÜKO
• Kooperatifler arası işbirliğini geliştirmek.
Victoria okulların gelişimi, hükümetin “geleceğin okulları” tezine dayanıyor. GeleceHİSSEDARLAR
ğin okullarının genel amacı; öğrencilerin
Okullar için yapılan düzenlemelerin hukuki okullarda kaynakları kontrol etme, öncelik
yönünü ve kooperatif düşüncenin potansi- belirleme ve karar verme sorumluluklarını
yelini tartışmadan önce akla gelen temel taşımalarını sağlayarak, eğitimin kalitesini
soru; okul sisteminde temel paydaş-his- artırmaktır. Bu yaklaşımın mantıksal sonusedarların kimler olduğudur. Hissedarlar, cu okulların kendi yönetim yapılarında bir
kuruluşların faaliyeti ya da faaliyetsizliği seçim yapma zorunluluklarının olmasıdır.
7
Bu nedenle Geleceğin Okulları yaklaşımı okullara kooperatif modeli de kapsayan kendi geleceklerini seçme opsiyonu vermez.
Bu durum söz konusu politikada odaklanılan bir husus olmasına rağmen okullaşmanın kalite çıktılarından ancak karar verme
yerel düzeyde gerçekleştiğinde emin olabilirsiniz.
Victoria’daki devlet okullarında bir okul
konseyi bulunmaktadır. Bu konsey 1958
tarihli Eğitim Sözleşmesinin 13. bölümüne
dayanılarak oluşturulmuştur. Günümüzde
ise Okul Konseyi’nin rolü; eğitim alanında
yerel topluluğun ihtiyaçlarıyla hükümetin
sorumluluklarının birleştirildiği bir platform sağlamak olarak belirtilebilir.
Victoria’da okullarda ebeveyn ve toplum
katılımının uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Yerel komiteler, örneğin, üç, altı veya
dokuz kişiden oluşan komiteler 1862 yılından beri her okulda bulunmaktadır. Genelde yerel komitelerin üyelerinin üçte ikisi
yerel aday ve vergi mükelleflerinin oyu ile
belirlenir. Ailelerin ise çift oy hakkı vardır.
Bu komiteler okulları yönetirler, öğretmenleri işe alırlar ya da görevden uzaklaştırabilirler. Bu aşırı ve kontrolsüz yetkileri nedeniyle de eleştirilmişlerdir.
Bu nedenle 1872 yılından itibaren bir çok
okul tarafından kontrol edilebilen okul
kurulları bunların yerini almaya başlamıştır. Kurullar, üç yıllık bir dönem için vergi
mükellefleri tarafından seçilirler. Okulların
fiziksel mekanları ile görüş belirtebilirler,
okul binalarını ve araç-gereçlerini uzun
süre dahi kullanabilirler, hatta yeni mekan
ihtiyaçlarını bildirebilirler. Bu nedenle uygulama danışmanlığın ötesine giderek yürütme gücünü ele almak isteyen kurullarla,
eğitim üzerinde merkezi denetim yetkisini
artırmaya çalışan Eğitim Dairesi arasında
çatışmalar yaşanıyor. Ülkede 1911 yılında
8
yerel okul komiteleri de kurul haline dönüştürüldü.
Bugün ise eyalet genelinde okul politikaların, eğitim alanlarının ve bunlar için kaynakların belirlenmesinde Okul Meclisleri
etkilidir. 1958 tarihli Eğitim Yasası ile Okul
Meclisleri aşağıdaki konularla görevlendirilmişlerdir:
• Müfredat politikası
• Mali yönetim de dahil okullara kaynak
bulma
• Çevreyi geliştirme (fiziksel ve sosyal çevre)
• Yerel topluma karşı sorumluluk
• Hedeflerin ve politikaların yönetimi
• Okullara teşvik verilmesi
• Okul müdürünün seçimi
Bu meclislerin imkanları da şu şekilde belirtilebilir:
• Kantin yönetimi
• Eğitim dışından personelin istihdamı
• İnşaat yapım işleri
• Diğer kişiler veya organlar tarafından
okul tesislerinin kullanımı imkanları
• Fonları artırma
• Ekipman alım işleri
• Öğrencilerin davranış kodları ile ilgili çalışmalar
• Okuldaki tüm aile faaliyetlerinin koordinasyonu
AYRICALIKLI OKULLAR
Amerika Birleşik Devletleri’nde ayrıcalıklı
okul uygulaması kamusal sistem içinde özerk
uygulamalara ve bu yönüyle de mevcut gelecekteki gelişimi için Victoria devlet okullarına ilginç bir model olabilir.
Ülkede ayrıcalıklı okullar kamunun finansman sağladığı, sonuçlardan kendilerinin
sorumlu olduğu özerk okullardandır. Kuru-
luşları; eğitimcilere ve yerel topluluklara
okullarını geliştirme izni veren 1991 tarihli Federal Eğitim Yasasına dayanmaktadır.
Ayrıcalıklı okullar teorisinin özü devletten
mümkün olduğunca bağımsız olma anlayışına dayanmaktadır. Yerel bürokratik kontrol
artırılarak, eğitimde yenilikçilik artırılmak istenmektedir. Ailelerin katılımı artırılmaya ve
halk eğitiminde de iyileştirmeler sağlamaya
çalışılmaktadır.
Örneğin Colorado’da, özel okullar kendi yönetim yapısını yerel otoriteye önerebilmekte
ve bunun onaylanmasını sağlayabilmektedir.
Okulların müfredat, personel, bütçe ve diğer
tüm konular üzerinde yetkileri bulunmaktadır.
Ayrıcalıklı okulların yönetimi eyaletten eyalete de değişebilmektedir. Alaska, Georgia
ve Wyoming gibi eyaletlerde okulların resmi
bir özerkliği yok. Arizona, New Hampshire ve
Florida gibi eyaletlerde ise okulların yasal bir
özerklikleri var. California, Colorado, Texas
ve Massachusetts gibi eyaletlerde ise özerkli görüşmelere bağlı olarak belirleniyor. Bu
eyaletlerde bazı okullarda yasal özerklik var
bazılarında ise yok. Wisconsin’de söz konusu
yasal özerklik farklı bir modelle; öğretmenler, veliler ve kooperatif üyelerinin katılımıyla sağlandı. Amerika Birleşik Devletleri’de
az sayıda ayrıcalıklı okul, kooperatif şeklinde örgütlenmiştir. Örneğin Kaliforniya’daki
Santa Barbara Ayrıcalıklı Okul ve Florida’daki
Micanopy Bölgesi Kooperatif okulu bu şekilde kurulmuşlardır. Minnesota’da okullar kooperatif şeklinde ya da kar amacı gütmeyen
kuruluşlar şeklinde kurulmalıdır.
KOOPERATİF DÜŞÜNCESİ
Kooperatifler, tüzel kişiliği haiz olmak üzere
ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini
ve özellikle meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet sureti ile
sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel
kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı kuruluşlardır.
Kooperatiflerde üyeler arasındaki eşitlik,
gruplar arasındaki birliği koruyan en önemli
unsurdur ve her üyenin bir oy ilkesi ile garanti edilmiştir. Kârlar her üyenin kooperatiften
aldığı yardımlara ve yararlandığı kooperatif
hizmetlerine göre belirlenmektedir. Yatırım
olarak koydukları sermaye burada önemli
değildir.
Bu durum üyeler arasında üyelerin sağladığı
hizmetler sonucu elde edilen kârların sınırlanmasıyla daha açık hale gelir. Kooperatife
sermaye sağlayanlar böylelikle daha belirgin
olur. Bu sistem üyelerin kooperatife bağlılığı
için sadakat duygusunun doğmasına yol açar
ve böylelikle kooperatifin rekabetçi gücü daha fazla artar. Çünkü sadakat duygusu ile kooperatife bağlanan üyeler tüm güç koşullarda dahi kooperatiflerinin başarısı için büyük
fedakarlıklar yapmaya hazırdırlar.
Uygulamada kooperatif faaliyetleri ve çalışma hayatı bazı temel değerlerce yönetilir. Bu
değerler; kendi kendine yardım, sorumluluk,
demokrasi, eşitlik, dürüstlük, hakkaniyet, dayanışma, birlik, sosyal sorumluluk ve başkalarını düşünme gibi etik değerlerden oluşur.
Kooperatif ilkeleri ise, kooperatif değerlerinin uygulamaya aktarılmasıyla oluşmuştur.
Bu ilkeler şu şekilde belirtilebilir:
• Gönüllülük ve Açık Üyelik
• Demokratik Üye Kontrolü
• Demokratik Üye Kontrolü
• Özerklik ve Bağımsızlık
• Eğitim, Öğretim ve Bilgi
• Kooperatifler Arasında İşbirliği
• Toplumsal Duyarlılık
Avustralya’da kooperatifler yaklaşık 100 yıldır varlıklarını sürdürmektedirler. Yüzyılın
son döneminde kurulan bir çok kooperatif
hala faaliyetlerini sürdürmektedirler. Ülkede
9
kooperatifler genelde piyasa ya da hükümet
başarısızlıkları veya yaşanan dengesizlikler
karşısında çözüm üretmişlerdir. Küçük tüketiciler, üreticiler ve işletmeler, rekabet sürecinde büyük şirketlere karşı dezavantajlı
konumda bulunmaktadırlar. Bir kooperatif
gücünü toplu eylemden ve işbirliğinden alır.
Kişiler işbirliği yaparak kooperatifler bünyesinde güçlerini birleştirirler ve bireysel olarak
yapabildiklerinden çok daha başarılı olurlar.
KOOPERATİF MODELLER VE
ÖRNEK UYGULAMALAR
Avustralya’da okullar tarafından uygulanan
çok sayıda kooperatif modeli bulunmaktadır.
Şimdi bunlardan bazılarını özetleyelim:
• Bir okul kooperatif olarak kurulabilir ya
da kooperatife dönüştürülebilir. Victoria’da
zaten bir çok bağımsız kooperatif modeli bulunmaktadır. Coonara Topluluk Okulu, Triple
Okul Kooperatifi, Öğrenme Kooperatifi İlköğretim Okulu, Merrivale Bağımsız İlköğretim
Okulu Kooperatifi, Malvern Topluluk Okul
Kooperatifi ve Fitzroy Topluluk Okulu bunlardan bazılarıdır. Hissedarlık modeline dayalı
bir kooperatif modeli örneği de İspanya’dan
Mondragon kooperatifleridir. Öğrencilerin
çalışmalarına dayanan Alecop Kooperatif
modeli ise personel, öğrenci ve ailelerin eşit
sayıda temsil edildiği yönetim kurulu ile yönetilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde Kaliforniya eyaletinde ise 10.000 üye ailesi olan
320 adet hemşirecilik okul kooperatifi bulunmaktadır. Ülkede ilk hemşirecilik okul kooperatifi Chicago’da 1915 yılında kurulmuştur.
Kaliforniya’daki ilk okul ise Berkeley’de 1929
yılında kurulmuştur.
• Okullar bazı hizmetleri paylaşmak için
de kooperatifler şeklinde örgütlenebilmektedirler. Amerika Birleşik Devletleri Alabama’daki PACERS Kooperatifi, kırsal bölgeden
29 küçük okul kooperatifin bir araya gelmesi ile oluşturulmuştur. Güney Dakota’daki
10
Prairie Gölü Eğitim Kooperatifi 1993 yılında
kurulmuş ve 6600 öğrenci üyeye ulaşmıştır.
Sundukları hizmetler; personel eğitimi, hizmet ve araç/gereç satın alma, personel için
ağ hizmetleri ve bazı psikolojik uygulamalardan oluşmaktadır.
• Kooperatifler okullara hizmet vermek
için de oluşturulmuş olabilirler. New York eyaletinde 38 adet Kooperatif Eğitim Hizmetleri Meclisi var. Bunlar okullar için daha etkin
hizmet verebilmek amacıyla eğitim ve ticaret alanını bir araya getiriyorlar, bu alanda okullara etkin hizmet sağlıyorlar. Örneğin bazı
idari hizmetler, öğretmen eğitimi, personel
gelişimi, çalışan hakları ve sigorta uygulamaları, bu alanda en çok başvurulan faaliyet
alanlarıdır. Victoria Satınalma Kooperatifi
1989 yılında yerel yönetime yardımcı olmak
amacıyla kurulmuştur. Kooperatif üyelerine
daha iyi hizmetler ve yeni fırsatlar sunmak
için ürün ve hizmet sağlayıcıları ile sözleşme
yapmaktadır. Genelde sunulan ürün ve hizmetler; bilgisayar donanım ve yazılımları,
yangından korunma ekipmanları, insan kaynakları ve eğitim araçları, kütüphane malzemeleri, ofis ekipmanları ve kırtasiye ürünlerinden oluşmaktadır. Üyelik; kamu otoritelerine, yarı özerk kuruluşlara, yerel meclislere,
hayır kurumlarına, toplum-temelli örgütlere
ve kooperatiflere açıktır.
• Öğrenci kooperatifleri. Öğrenci kooperatifleri tasarruf oluşturmak amacıyla dünya
çapında orta öğretim okullarında ve üniversitelerde kurulmaktadır. Ayrıca okul bahçelerini düzenlemek, öğrencilere kitap ve kırtasiye malzemesi sağlamak ve kantin/kafeterya
işletmek gibi faaliyetleri de bulunmaktadır.
Srilanka’da 800 civarında öğrenci kooperatifi bulunmaktadır. Hindistan’ın Rajatshan
eyaletinde 110, Japonya’da ise 150’den
fazla öğrenci kooperatifi bulunmaktadır.
Avustralya’da ise öğrencilere kitap sağlayan
sınırlı sayıda öğrenci kooperatifi bulunmaktadır.
TÜRK KAMU YÖNETİMİNDE
KRİZ YÖNETİMİ MEVZUATI (I)
Efkan Güler *
Krizler, kapsamlı hazırlıkları ve yetkin kişilerden oluşan bir kriz yönetim ekibini gerekli kılmaktadır. Türkiye’de kriz yönetimi
örgütlenmesi de mevzuatla düzenlenmekte, yetkili kurum ve kuruluşlar, bunların görev ve yetkileri, kriz halleri yine mevzuatla
belirlenmektedir. Türk kamu yönetiminde
kriz yönetimini anlayabilmek, kriz yönetimi
mevzuatını incelemeyi önemli hale getirmektedir. Yine benzer şekilde yüzölçümünün %92’si deprem bölgesi olan ve binlerce vatandaşını deprem ve diğer doğal afetlerde kaybeden bir ülke için kriz yönetimi
ve afet yönetimi mevzuatı ayrı bir önem
arz etmektedir.
Anayasa’da Kriz
Yönetimine İlişkin
Hükümler
“9 Kasım 1982 Tarih ve 2709 Sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası”; kriz, kriz yönetimi
ile ilgili doğrudan bir düzenlemeye yer vermemiştir. Ancak olağanüstü yönetim şekilleri ile ilgili 119, 120, 121, 122. maddeleri
içermektedir.
Anayasanın ‘Tabi Afet ve Ağır Ekonomik
Bunalım Sebebiyle Olağanüstü Hal İlanı’
başlığını taşıyan 119. maddesine göre: ”Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır
ekonomik bunalım hallerinde, CumhurTürk kamu yönetiminde kriz yönetimi ve başkanı başkanlığında toplanan Bakanlar
afet yönetimi, mevzuat içinde çok çeşitli ve Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgedağınık yasa, tüzük, yönetmelik ve yönerge sinde veya bütününde süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.”
hükümleriyle düzenlenmiştir.
Son dönemde ülkemizde kriz ve afetlerle ilgili olarak görev yapan İçişleri Bakanlığı’na
bağlı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na bağlı Afet
İşleri Genel Müdürlüğü ve Başbakanlık’a
bağlı Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel
Müdürlüğü kapatılarak 2009 yılında çıkarılan 5902 sayılı yasa ile Başbakanlık’a bağlı
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurularak yetki ve sorumluluklar tek bir çatı
altında toplanmıştır.
* Dr, Kamu Yönetimi Uzmanı ([email protected])
Yine anayasanın ‘Şiddet Olaylarının Yaygınlaşması ve Kamu Düzeninin Ciddi Şekilde
Bozulması Sebepleriyle Olağanüstü Hal İlanı’ başlıklı 120. maddesine göre: “Anayasa
ile kurulan hür demokrasi düzenini veya
temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine
ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya
şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin
ciddi şekilde bozulması hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da
görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya
11
birden fazla bölgesinde veya bütününde,
süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü
hal ilan edebilir.” denilmektedir.
Anayasanın ‘Olağanüstü Hallerle İlgili Düzenleme’ başlıklı 121. maddesine göre ise:
“Anayasanın 119 ve 120. maddeleri uyarınca olağanüstü hal ilanına karar verilmesi durumunda, bu karar Resmi Gazetede
yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet
Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük
Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya
çağırılır. Meclis, olağanüstü hal süresini
değiştirebilir, Bakanlar Kurulunun istemi
üzerine, her defasında dört ayı geçmemek
üzere, süreyi uzatabilir veya olağanüstü
hali kaldırabilir. 119. madde uyarınca ilan
edilen olağanüstü hallerde vatandaşlar
için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile olağanüstü hallerin her
türü için ayrı ayrı geçerli olmak üzere, Anayasanın 15. maddesindeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağı, halin
gerektirdiği tedbirlerin nasıl ve ne suretle
alınacağı, kamu hizmeti görevlilerine ne gibi yetkiler verileceği, görevlilerin durumlarında ne gibi değişiklikler yapılacağı ve olağanüstü yönetim usulleri, Olağanüstü Hal
Kanununda düzenlenir. Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında
toplanan Bakanlar Kurulu olağanüstü halin
gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde
kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler,
Resmi Gazete’de yayımlanır ve aynı gün
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına
sunulur; bunların Meclis tarafından onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte
belirlenir.”
gerektiren hallerden daha vahim şiddet
hareketlerinin yaygınlaşması veya savaş
hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş
göstermesi, ayaklanma olması veya vatan
veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin
bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye
düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli
Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan
sonra, süresi altı ayı aşmamak üzere yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya
bütününde sıkıyönetim ilan edebilir. Bu karar, derhal Resmi Gazetede yayımlanır ve
aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet
Meclisi toplantı halinde değilse hemen
toplantıya çağırılır. Türkiye Büyük Millet
Meclisi gerekli gördüğü takdirde sıkıyönetim süresini kısaltabilir, uzatabilir veya sıkıyönetimi kaldırabilir.
Sıkıyönetim süresinde, Cumhurbaşkanı’nın
başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu sıkıyönetim halinin gerekli kıldığı konularda
kanun hükmünde kararname çıkarabilir.
Bu kararnameler Resmi Gazete’de yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin onayına sunulur. Bunların Meclis tarafından onaylanmasına ilişkin süre ve
usul içtüzükte belirlenir.
Sıkıyönetimin her defasında dört ayı aşmamak üzere uzatılması, Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin kararına bağlıdır. Savaş hallerinde bu dört aylık süre aranmaz.
Sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hallerinde
‘Sıkıyönetim, Seferberlik ve Savaş Hali’ hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlebaşlıklı 122. maddeye göre ise: “Anayasa- rin nasıl yürütüleceği, idare ile olan ilişkinın tanıdığı hür demokrasi düzenini veya leri, hürriyetlerin nasıl kısıtlanacağı veya
temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldır- durdurulacağı ve savaş veya savaşı gerektimaya yönelen ve olağanüstü hal ilanını recek bir durumun baş göstermesi halinde
12
vatandaşlar için getirilecek yükümlülükler kanunla düzenlenir. Sıkıyönetim komutanları Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı
olarak görev yaparlar.”
açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.”
hükmünü getirmiştir. Buna göre, idarenin
organları kanunla düzenlenmelidir.
Kriz yönetimi, olağan sürecin dışında gelişen ve olağan yönetim anlayışıyla yönetilemeyecek ancak olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hali gibi olağanüstü yönetim şekilleri ile yönetimi de gerektirmeyecek olaylarla ilgilidir. Yasa koyucu,
anayasada kriz yönetimi ile ilgili doğrudan
bir düzenlemeye yer vermemiştir. Ancak
olağanüstü yönetim şekilleri ile ilgili 119,
120, 121, 122. maddeleri vaz etmiştir. Ayrıca anayasanın kriz yönetimi ile ilgili bir
hüküm içermesi gerekliliği de tartışma konusudur.
yetlerini planlamak ve yürütmek,
İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri
Kriz yönetimi konusunda ki temel düzenle- Hakkında Kanun
me olan BKYMY’nin 14. maddesine göre:
14.02.1985 Tarih ve 3152 Sayılı İçişleri Ba“Kriz hali, krize neden olan durumun ortakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasa,
dan kalkması veya gerginliğin tırmanması
Türk Kamu Yönetimi’nin temel organlarınile ülkede Olağanüstü Hal, Sıkıyönetim, Sedan İçişleri Bakanlığı’nın teşkilat ve görevferberlik ve Savaş Hali uygulamasına geçil- lerini düzenlerken afet yönetimi ile ilgili
diğinde sona erer. Kriz halinin Olağanüstü hükümler de içermektedir. Bu yasanın 12.
Hal ve Sıkıyönetim Haline dönüşmesi du- maddesinin araştırma konumuzla ilgili,
rumunda, Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi Sekretaryası Başbakan tarafından aksi a)Sivil savunma hizmetlerini yurt düzeemredilmediği takdirde ilan edilen halin yinde teşkilatlandırmak, kamu kurum ve
mevzuatındaki Koordinasyon Kurulu’na, kuruluşları ile özel kuruluşlarda bu hizmetSeferberlik ve Savaş Haline dönüşmesi du- lerin planlamasını, uygulanmasını, koordirumunda ise Hükümet Harekât Merkezi’ne nasyonu sağlamak ve denetimini yapmak,
alt yapı oluşturarak krizi ve/veya harekâtı b)Her türlü silahsız koruyucu ve kurtarıcı
sevk ve idare eder.”
tedbirleri, acil kurtarma ve ilk yardım faalic)Yangından korunma ve önleme tedbirlerini, itfaiye teşkillerinin standartlarını
tespit etmek, personelini eğitmek, teşkilleri denetlemek ve koordinasyon sağlamak, konularında Sivil Savunma Genel
Müdürlüğü’nü görevli sayan hükümleri
vardır.
Sivil Savunma Kanunu
09.06.1958 Tarih ve 7126 Sayılı Sivil Savunma Yasası genel nitelikteki 3152 sayılı
kanuna göre özel nitelikte bir yasa görünümündedir. Bu yasanın 1. maddesine göre
Yasalar ve Konuyla İlgili “Sivil Savunma: düşman taarruzlarına, tabii afetlere ve büyük yangınlara karşı halHükümleri
kın can ve mal kaybının asgari hadde indiAnayasanın 123. maddesinin birinci fıkrası rilmesi, hayati ehemmiyeti haiz her türlü
“İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütün- resmi ve hususi tesis ve teşekküllerin kodür ve kanunla düzenlenir.” hükmünü geti- runması ve faaliyetlerinin idamesi için acil
rirken, aynı maddenin ikinci fıkrası,” Kamu tamir ve ıslahı, savunma gayretlerinin sivil
tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun halk tarafından azami surette
13
desteklenmesi ve cephe gerisi maneviyatı- anlamda ilke ve örgütlenme dizgesi ile koordinasyonu düzenlemesi ve Türk kamu
nın muhafazası maksadıyla
yönetiminde kriz yönetiminin hem anlayış
alınacak her türlü silahsız koruyucu ve kur- hem de düzenleme olarak yeni bir kavram
tarıcı tedbir ve faaliyetleri
olması gibi nedenlerle yukarıda belirtilen
ihtiva eder.” Yasanın 5. maddesi ise “Mülki yasa hükümlerini daha çok afet yönetimi ile ilgili olduğu tespiti yapılmalıdır. Bu genel
idare amirleri, bu kanun
açıklama aşağıda incelenmiş diğer mevzuhükümleri ve bunlara müsteniden İçişle- at için de geçerlidir.
ri Bakanlığı’nca tespit ve tebliğ olunacak
esaslar dâhilinde kendi mülki hudutları
5902 Sayılı Afet Ve
içindeki hassas bölgelerde sivil savunma
Acil Durum Yönetimi
teşkilat ve tesisatının kurulmasından, donatımından, sevk ve idaresinden, kontroBaşkanlığının Teşkilat Ve
lünden ve bölgelerine müteveccih düşman taarruzlarına, tabii afetlere ve büyük Görevleri Hakkında Kanun
yangınlara karşı barıştan itibaren sivil sa- Bu Kanunun amacı, afet ve acil durumlar
vunmayı fiilen tahakkuk ettirmekten biz- ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürützat mesuldürler.” hükmünü getirmiş; aynı mek üzere, Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil
yasanın 6.maddesi “Tabii afetler ve büyük Durum Yönetimi Başkanlığının kurulması,
yangınlarda; 4373 Sayılı Taşkın Sular ve Su teşkilatı ile görev ve yetkilerini düzenleBaskınlarına Karşı Korunma Yasası ve 4623 mektir. Başbakan, Başkanlıkla ilgili yetkileSayılı Yer Sarsıntısından Evvel ve Sonra Alı- rini bir bakan aracılığı ile kullanabilir.
nacak Tedbirler Hakkında yasa hükümleri
dairesinde yapılacak her türlü kurtarma ve Bu Kanun; afet ve acil durumlar ile sivil sayardım işlerine, mahalli mülki amirliklerce vunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyingörülecek lüzum üzerine, bu bölgede bulu- de etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için
nan Sivil Savunma teşkillerinin de katılması gerekli önlemlerin alınması ve olayların
meydana gelmesinden önce hazırlık ve zamecburidir. “düzenlemesini getirmiştir.
rar azaltma, olay sırasında yapılacak müdaYukarıda belirtilen bu iki yasa, daha çok hale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek
deprem, sel, heyelan ve büyük yangın- iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve
lara müdahale ve can ve mal kurtarmaya kuruluşlar arasında koordinasyonun sağilişkin konularda İçişleri Bakanlığı Sivil Sa- lanması ve bu konularda politikaların ürevunma Genel Müdürlüğü’nü görevli kıla- tilmesi ve uygulanması hususlarını kapsar.
cak yasal düzenlemeler getirmektedir. Yasaya göre, afetlerde Sivil Savunma Genel Bu kanun ile illerde kurulacak İl afet ve acil
Müdürlüğü’nün temel görevleri arama ve durum müdürlüklerine şu görevler verilkurtarma faaliyetleri ile birlikte çadır kur- miştir:
ma gibi sosyal amaçlı hizmetlerdir. Bu bağa) İlin afet ve acil durum tehlike ve risklerilamda bu yasalar afet yönetimi ile ilgilidir.
ni belirlemek.
Her ne kadar bu haller aynı zamanda kriz
yönetimini de gerektiren durumlardan ol- b) Afet ve acil durum önleme ve müdahale
sa da kriz yönetiminin soyut olması, genel il planlarını, mahalli idareler ile kamu ku14
rum ve kuruşlarıyla işbirliği ve koordinasyon içinde yapmak ve uygulamak.
c) İl afet ve acil durum yönetimi merkezini
yönetmek.
Alınacak Tedbirlerle
Yapılacak Yardımlara Dair
Kanun
ç) Afet ve acil durumlarda meydana gelen 15.05.1959 Tarih ve 7269 Sayılı Umumi
Hayata Müessir Afetler Dolayısı ile Alınakayıp ve hasarı tespit etmek.
cak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair
d) Afet ve acil durumlara ilişkin eğitim faa- Yasa afet yönetimine ilişkin önemli düzenliyetlerini yapmak veya yaptırmak.
lemeler getiren bir diğer yasadır. Bu yasa
e) Sivil toplum kuruluşları ile gönüllü kişile- ile deprem, yangın, su baskını, yer kaymarin afet ve acil durum yönetimi ile ilgili ak- sı, kaya düşmesi, çığ ve benzeri afetlerde;
reditasyonunu yapmak ve belgelendirmek. yapıların ve kamu tesislerinin genel hayata etkili olacak derecede zarar gören ve
f) İl ve ilçe düzeyinde sivil savunma planla- görmesi muhtemel olan yerlerde alınacak
rını hazırlamak ve uygulamak.
tedbirlerle yapılacak yardımlara ilişkin düzenleme yapılmış olup, belirtilen afetlerin
g) Afet ve acil durumlarda, gerekli arama
meydana gelmesinde ya da meydana gelve kurtarma malzemeleri ile halkın barınme olasılığı bulunması halinde genel hayat
ma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının karşıüzerinde etkili olup olmaması konusunda,
lanmasında kullanılacak gıda, araç, gereç
yönetmelik hükümleri gereğince Bayındırve malzemeler için depolar kurmak ve yölık ve İskân Bakanlığı sorumlu tutulmuştur.
netmek.
Bu yasanın genel nitelikteki hükümlerinden
ğ) İlgili mevzuatta yer alan seferberlik ve
bir kısmını düzenleyen 1.maddesine göre;
savaş hazırlıkları ile sivil savunma hizmet“Deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su baskını,
lerine ilişkin görevleri ilde yerine getirmek.
yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve
benzeri afetlerde; yapıları ve kamu tesisleh) Yıllık bütçe teklifini hazırlamak.
ri genel hayata etkili olacak derecede zarar
ı) İl kurtarma ve yardım komitesinin sekre- gören veya görmesi muhtemel olan yerlertaryasını yapmak.
de alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar
i) Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer hakkında bu kanun hükümleri uygulanır.
maddelerin tespiti, teşhisi ve arındırması Afete uğrayan meskun yerlerin büyüklüile ilgili hizmetleri yürütmek, ilgili kurum ğü o yerin tamamında veya bir kesiminde
ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordi- yıkılan, oturulmaz hale gelen bina sayısı,
zarar gören yapı ve tesislerin genel hayata
nasyonu sağlamak.
etki derecesi, mahallin ekonomik ve sosyal
j) Başkanın ve valinin vereceği diğer görev- özellikleri, zararın kamu oyundaki tepkileri yapmak.
si, normal hayat düzenindeki aksamalar
ve benzeri hususlar göz önünde tutulmak
Umumi Hayata Müessir suretiyle afetlerin genel hayata etkililiğine ilişkin temel kurallar, İçişleri ve Maliye
Afetler Dolayısı ile
Bakanlıkları’nın mütalaaları da alına-
15
rak İmar ve İskan Bakanlığı’nca hazırlanacak bir yönetmelikle belirtilir. Yukarda
yazılı afetlerin meydana gelmesinde veya
muhtemel olması halinde zararın o yerin
genel hayatına etkili olup olmadığına, yönetmelik esasları gereğince, İmar ve İskan
Bakanlığı tarafından karar verilir.
Şu kadar ki, afetin meydana gelmesi halinde bu kanun gereğince alınması lazım
gelen acil tedbirlerin ittihazına afetin meydana geldiği bölgenin valisi yetkilidir.” temel düzenlemeleri getirilmiş ve madde
de belirtilen yönetmelik “Afetlerin Genel
Hayata Etkililiğine İlişkin Temel Kurallar İle
İlgili Yönetmelik” 21.9.1968 Tarihli Resmi
Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Aynı kanunun 2. maddesi; “Su baskınına
uğramış veya uğrayabilir bölgeler, İmar ve
İskân Bakanlığının teklifi üzerine Devlet Su
İşlerinin bağlı bulunduğu Bakanlıkça; yer
sarsıntısı, yer kayması, kaya düşmesi ve çığ
gibi afetlere uğramış veya uğrayabilir bölgeler ise, İmar ve İskan Bakanlığınca tespit
ve bunlardan şehir ve kasabalarda meydana gelen ve gelebileceklerin sınırları imar
planına, imar planı bulunmayan kasaba ve
köylerde de belli edildikçe harita veya krokilere işlenmek suretiyle, afete maruz bölge olarak İmar ve İskan Bakanlığı’nın teklifi
üzerine Bakanlar Kurulu’nca kararlaştırılır
ve bu suretle tespit olunan sınırlar, İmar ve
İskan Bakanlığı’nın isteği üzerine ilgili valiliklerce mahallinde ilan olunur.
Mahalli şart ve özellikler dolayısıyla yangın
afetine uğraması muhtemel olan sahalar,
şehir ve kasabalarda belediye meclisleri,
köylerde ihtiyar heyetleri tarafından tespit ve kaymakamların mütalaası alındıktan
sonra valilerin tasvibi üzerine ilgili bölgelerde ilan olunur.” diyerek afete maruz bölge ve\veya afete maruz kalabilecek bölge
ilanına ilişkin düzenlemeleri getirmiştir.
16
Aynı kanun; “İçişleri, İmar ve İskan, Bayındırlık, Sağlık ve Sosyal Yardım ve Tarım
Bakanlıkları’nca acil yardım teşkilatı ve
programları hakkında genel esasları
kapsayan bir yönetmelik yapılır. Bu yönetmelik esasları dairesinde afetin meydana gelmesinden sonra yapılacak kurtarma,
yaralıları tedavi, barındırma, ölüleri gömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri iaşe gibi hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri
tayin, toplanma yerlerini tespit eden bir
program valiliklerce düzenlenir ve gereken
vasıtalar hazırlanarak muhafaza olunur. Bu
programların uygulanması, valiliklerce kurulacak kurtarma ve yardım komitelerince
sağlanır. Ancak 7126 sayılı Sivil Müdafaa
Kanununa göre teşkilat kurulan yerlerde
acil kurtarma ve yardım işleri, yukarda belirtilen komite ile sözü geçen sivil savunma
teşkilatı tarafından müştereken yürütülür.
İlçe, bucak ve köylerde tahsilâtlı çalışma
muhtıraları ve uygulama programları tasdikli il muhtıra ve programlarındaki esaslar
dairesinde ilçelerde kaymakamlar, bucak
ve köylerde bucak müdürleri tarafından
düzenlenir; il kurtarma ve yardım komitesinin incelemesinden sonra valilerin onayı
ile kesinleşir.” düzenlemesini getirmiştir
(md.4). Madde de belirtilen yönetmelik ‘Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı Ve
Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik’ adıyla 08.05.1988 Tarih ve 19808 Sayılı Resmi
Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Aynı yasanın 6. maddesi doğal afet durumlarında mülki amirlere verilen olağanüstü
yetkileri, 7. maddesi afet bölgelerinde veya civarında bulunan askeri birliklerin gelecek yardım taleplerine cevap verme zorunluluğunu düzenlemiştir. Ayrıca yasanın
diğer maddeleriyle de afet bölgesindeki
gerçek ve tüzel kişilere yükümlülükler getirilmiş afetlere ilişkin genel düzenlemelere
yer verilmiştir. 47. maddeyle de getirilen
düzenlemelere uymayanlara uygulanacak doğacak zararların karşılanmasına yönelik
bir sigorta sisteminin oluşturulması doğal
yaptırımlar gösterilmiştir.
afet bölgelerinde yeni il ve ilçeler ile yeni
Yukarıda değinildiği gibi 7269 Sayılı kanun büyükşehir belediyeleri kurulması ve teşkitamamen afet yönetimiyle ilgili bir yasa- lat kanunlarında yapılacak değişiklikler ile
dır. 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı; ivedi ve zorunlu hallere münhasır olmak
yangın, yer sarsıntısı, yer kayması, fırtına, üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde
taşkın, sel, don, dolu, kuraklık, haşere ve kararname çıkarma yetkisi vermektir.” hükhastalık gibi nedenlerle tarımsal ürünleri, münü getiren 27.08.1999 Tarih ve 4452 Sacanlı - cansız (toprak dahil) üretim araç- yılı Doğal Afetlere Karşı Alınacak Önlemler
ları ve tesisleri zarar gören veya yok olan Ve Doğal Afetler Nedeniyle Doğan Zararlave bu yüzden çalışma ve üretme imkanları rın Giderilmesi İçin Yapılacak Düzenlemeönemli ölçülerde bozulan çiftçilere, köylü- ler Hakkında Yetki Yasasının; 1. maddesinnün kurmuş olduğu tarımsal amaçlı üretim de, “Bu Kanunun amacı, tabii afete maruz
kooperatiflerine, devletçe gerekli yardım- kalan yörelerde normal hayatın devamını
ların yapılmasını sağlamak ve yapılacak sağlayacak hizmetlerin yürütülmesi, hasar
yardımlara ilişkin usulü ve esasları belirle- ve tahribatın giderilmesi ile 2.2.1981 tamektir.” hükmünü getiren 20.06.1997 Tarih rihli ve 2380 sayılı Kanuna göre kurulmuş
ve 2090 Sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören fonlardan yapılacak yardıma ilişkin usul ve
Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında esasları düzenlemektir.”hükmünü getiren
Kanun yine 1. maddesinde “Bu Kanunun 23.07.1995 Tarih ve 4123 Sayılı Tabii Afet
amacı; doğal afetlere karşı alınacak ön- Nedeniyle Meydana Gelen Hasar ve Tahlemlerin belirlenmesi, bu afetler nedeniyle ribata İlişkin Hizmetlerin Yürütülmesine
doğan zararların giderilmesi, yeni yerleşim Dair Yasa; Taşkın sular ve sel baskınlarına
alanlarının kurulması, imar, ihale, müte- karşı afet öncesi ve afet sonrası alınacak
ahhitlik, müşavirlik hizmetleri ile kültür ve tedbirleri gösteren 14.01.1943 Tarih ve
tabiat varlıklarını koruma, sivil savunma, 4373 Sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına
mevcut fonların işleyişi ve gerektiğinde Karşı Korunma Kanunu afet yönetimi mevilave fon kurulması, her türlü bağış ve yar- zuatı içerisinde yer almaktadır.
dımların etkin kullanımı, ekonomik konularda düzenleme, doğal afetler sonucunda devam edecek...
17
Sosyo-Ekonomik Birleşme ve
Kooperatifler
Nevzat AYPEK *
Son yıllarda dünyada sosyo-politik ve ekonomik anlamda pek çok köklü değişiklikler
olmuş ve belirgin eğilimler ortaya çıkmıştır.
Ekonomik hayatın değişik kesimlerinde tek
tek değerlendirilen ve birbirlerinden ayrı olarak tartışılan bu değişme ve eğilimler sistem
yaklaşımı çerçevesinde değerlendirildiğinde;
içinde bulunduğumuz çağ bilgi çağ, bilişim çağı gibi isimlerle anılmaktadır. Son derece gelişmiş olan iletişim araçları da bilişim çağının
itici gücü olarak kabul edilmektedir. İletişim
araçlarının gelişmesi sonucu ülkeler birbirlerine daha çok yaklaşmış, adeta dünya küçülmüş
ve dünya pazarlarında bir küreselleşmeye
doğru gidişat başlamıştır. Bu gidişatın sonucu
olarak da pazarın genişlemesiyle rekabet daha da keskinleşmiş ve dünyada piyasa ekonomisi hakim olup; gelişen piyasa ekonomisi ve
artan rekabet, ölçek ekonomileri yaklaşımını
gündeme getirmiş ve şirket birleşmeleri başlamıştır.
Özel sektör ve kamu sektörünün yanında
üçüncü sektör olarak kabul edilen ve bizatihi bir birleşme olan kooperatifler de gerçekleştirdikleri örgütlenme ile bir nevi birleşme
gerçekleştirmektedirler. Nitekim kooperatifte
şirkette, birer birleşme şeklidir. Yani, müteşebbisler de birleşmelerini kooperatif şeklinde yapabilirler. Çünkü kooperatifler, sadece
ortaklarının ihtiyaçlarını karşılamanın dışında,
işletme olmanın temel şartlarından olan başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak için de kurulabilirler.
Birleşme yeni bir işletmeye dönüşme şeklinde olabileceği gibi, işletmelerin belli ihtiyaç* Prof.Dr. Gazi Ünivesitesi Öğretim Üyesi
([email protected])
18
larının karşılanması veya belli faaliyetlerinin
yapılması için işlem bazlı ve sınırlı zamanlı da
olabilir. Bu bağlamda insanlar her türlü ihtiyaçlarını kooperatifleşme yoluyla karşılayabilirken, klasik kooperatif tanımı dışına çıkıp,
her türlü iktisadi faaliyetlerini de kooperatif
birleşme ile yürütebilirler.
Birleşmeden hedeflenen ölçek ekonomisinin
ortaya çıkaracağı sinerjiyi maksimize etmek için kooperatifleşme misyon ve felsefesine paralel olarak kooperatif sektörde örgütlenme;
birim kooperatif, kooperatifler birliği, kooperatifler merkez birliği, kooperatifler milli birliği
ve milli kooperatifler birliği(konfederasyonu)
şeklindeki bir hiyerarşik yapı içinde olmaktadır.
İşbirliği yapmak, gurup ekonomisi olarak hareket etmek, birlikte yönetmek ve kolektif
olarak rekabet etmek gerekçeleri ile kurulan
kooperatif işletmelerin, özellikleri ve özel sektör işletmelerinden farkları şöyle açıklanabilir.
Kooperatif İşletmelerin Özellikleri: Kooperatif
işletmeleri, kamu ve özel sektör işletmelerinden ayıran karakteristik özellikleri; tüzel kişilik, amaç, kuruluş, işleyiş, yönetim, denetim
ve vergilendirme başlıkları altında açıklanabilir.
Genel kabul görmüş kooperatif tanımına göre; kooperatif bir sermaye birleşmesi değil bir
şahıs birleşmesidir. Şahısların ortak amaçlarla
maddi ve manevi güçlerini birleştirmeleri yani
işbirliği ve güçbirliği yapmalarıdır. Dolayısıyla
bu birliktelikte, ekonomik değerlerin birleştirilmesinin yanında bilgi ve tecrübelerin de bir
araya gelmesi kooperatif işletmeyi daha dinamik bir yapıya kavuşturur. Yani kooperatifler,
şahsiyetlerini kullanan ve amaçlan belli, dinamik ve çoğulcu insanlar topluluğudur.
Bu nedenle, aynı amacı hedefleyen meslek,
sanat ve geçimlerine ait hayatlarını devam
ettirmek isteyen insanlar bir araya gelerek rekabet güçlerini geliştirir ve korurlar. Yani, kooperatif isletmelerde hedef insanın kendisidir,
insanların işbirliği ve dayanışma ile hayatlarını
devam ettirmeleridir.
Kooperatif isletmelerin kuruluş ve işleyişine
yönelik hukuki düzenlemeler genellikle gerçek kişilerin ve çok sayıda gerçek kişinin kooperatif kurucusu olmasını öngörmektedir.
Keza, aynı amacı taşıyan ve arzu eden insanların kooperatiflere ortak olmaları için, açık kapı
ilkesi benimsenmiş ve böylece kooperatiflerin
daha geniş kitlelere hizmet götürmesi hedeflenmiştir.
İşletme yazınında, işletme başarısı yönetimin
başarısı ve yönetim başarısı işletmenin başarısı olarak kabul edilmektedir. Nitekim, kooperatif yönetimi, kooperatif amacının gerçekleştirilmesinin başlıca sorumlusudur. Ortaklar
amaçlarına ulaşabiliyorsa yönetim başarılı
kabul edilmektedir. Aksi halde yönetim başarılı sayılmamaktadır. Nitekim, yönetimin faaliyetleri denetim birimince de ortaklar adına
denetlenmektedir. Yani, kooperatif yöneticileri amaç-araç ilişkilerini kurarken ortaklarından bağımsız olarak karar veremez ve serbest
hareket edemezler. Çünkü, ortaklık payından
bağımsız olarak her ortak aynı derecede söz
hakkı sahibidir.
Kooperatiflerin kurulup, gelişmesi için bazı
kolaylıklar getirilmiştir. Bu kolaylıklar kuruluş
safhasının her adımından, faaliyet safhasına
ve tasfiyeye kadar devam etmektedir. Bu kolaylıklar, vergi istisnaları ve/veya muafiyetleri,
destekler ve teşvikler şeklinde olmaktadır.
Kooperatif İşletmelerin Özel Sektör İşletmelerinden Farkları: Kooperatif,
ekonomik
olmasının yanı sıra ayni zamanda sosyal bir
kurumdur. Sosyal amaç kooperatifin önemli
unsurlarından biridir. Dolayısıyla kooperatif-
ler, karı kaldırma amacını güden bir birleşme
şeklidir. Bu bağlamda, kooperatifler ile özel
sektör işletmeleri arasında farklılıklar vardır.
Bu farklılıklar;
Şirketlerde kar maksimizasyonu, kooperatiflerde fiyat minimizasyonu; şirket ortaklarına
kar payı dağıtımı, kooperatif ortaklarından
kooperatifle alış-veriş yapanlara risturn dağıtımı; şirketlerde sermaye payına göre kar
payı, kooperatiflerde alış-veriş oranına göre
risturn; şirket hisse senetleri borsada işlem
görür, kooperatif ortaklık senetleri ancak kooperatife ve kooperatifin rızası ile başkasına satılabilir; şirket ortaklığında sınırsız hisse, kooperatiflerde sınırlı ortaklık; şirket yönetimine
sermaye hakim olup, sermaye birinci planda
ortak ikinci planda, kooperatiflerde ortaklık
payı ne olursa olsun her ortak bir paya sahip
olup ortak birinci planda; şirketlerde sosyal
amaç çok tali bir amaç, kooperatiflerde kuruluşun önemli unsurlarından olarak sayılabilir.
Kooperatif işletmeler, özellikleri ve sermaye
şirketlerinden farkları açısından değerlendirildiğinde; özel sektörden farklı ayrı bir sektör
olduğu görülmektedir. Ancak, bu tespit kooperatif işletmelerin ekonomik bir birim olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Dolayısıyla, kooperatif işletmelerin hayatlarını devam ettirebilmeleri ve sosyo-ekonomik fonksiyon icra edebilmeleri için; rakip sektörlerin kullandığı tüm
ekonomik, yönetsel ve finansal araçları etkin
şekilde kullanmak durumundadırlar.
Başarılı kooperatifçilik uygulamaları, piyasa
regülasyon görevi ile tüketicinin korunmasından; ülkede sermayenin tabana yayılması ve
istihdam imkanlarının artırılmasının getireceği sosyal refah artışı ile demokratik katılımın
artması, demokrasinin gelişmesine kadar
farklı alanlarda katkı sağlayacaktır. Nitekim
bu durum, piyasa ekonomisi uygulamalarında
orta sınıfın korunmasına ilişkin olarak; ekonomi ve sosyal alanın kesişme hattında durmakta olan sosyal ekonomi kavramını gündeme
getirmiş ve kooperatif işletmeler sosyal ekonomi araçları arasında kabul edilmiştir.
19
SİGORTA, TEKAFÜL ve KOOPERATİF
SİGORTACILIĞI
Yusuf ÜSTÜN *
Sigorta, Mütüel ve Tekafül
esasına dayanan sigorta
şirketleri (mütüel şirketler,
kooperatif şirketler)
Sigortacılık, kişi veya kurumların sahip oldukları değerleri muhtemel tehlikelere
karşı teminat altına almak için kullandıkları
bir güvence sistemidir. Bu sistemin arka- II. Belirlenmiş bir prim karşılığı sigorta faasında bir de
liyeti gösteren sigorta şirketleri.
görünmeyen muameleler olarak tanımlanan Reasürans (Sigorta Şirketlerinin Sigortası) sistemi çalışmaktadır. Bu sayede
sigorta şirketleri de kendilerini üzerlerinde kalan riskleri dağıtarak teminat altına
almaktadırlar. Böylece tüm dünya üzerine
yayılmış ve çok uluslu hale gelmiş bir güvence sistematiği oluşturulmuştur.
Klasik Sigortacılığın karşılıklı tazmin esasına dayanan tekniği üç ana ihtiyacı gerekli
kılmakta ve sistemin sağlıklı çalışması bunlara dayanmaktadır;
Sigortalıların karşılıklı olarak yardımlaşması,
Bu sistemlerin toplumun tüm kesimlerince anlaşılıp kabul edilmesi ve kullanılması
zaman içinde bazı tereddütlere yol açmış,
sistemin İslami açıdan caiz olup olmadığına
dair soru işaretlerine sebep olmuş ve mütedeyyin kesimlerin sisteme katılımı zorunluluklar dışında pek de sağlanamamıştır.
Buna karşın, konu İslam Hukuku açısından
değerlendirildiğinde, İslam hukukuna en
uygun ve caiz sistemin karşılıklılık esasına
dayalı kooperatif sigortacılığının uygunluğu konusunda bir fikir birliğinin oluştuğu
da görülmektedir.1
Karşılıklılık esasına dayanan sigorta, ayKaza ve tehlikelerin birbirleri ile yer nı tehlikeye maruz kalan kişilerin belirli
meblâğlar ödeyerek sisteme üye olmaları
değiştirebilmeleri,de
yoluyla kurulur. Üyelerden herhangi birisi,
Sonuçların ve tüm verilerin çok ciddi bir sigortaya konu teşkil eden zarara maruz
biçimde takip edilerek yönlendirici istatis- kalınca, toplanan meblâğdan onun zaratiklerin tutulması.
rı ödenir. Toplanan meblâğın zararların
Bu esaslar üzerine çalışan sigorta şirketleri tazmini için yeterli gelmemesi halinde,
meblâğın arttırılması cihetine gidilir. Hasar
ise iki ana grupta toplanırlar;
tazminatları ödendikten sonra artan olursa
Karşılıklılık (mütekabiliyet) ya üyelere iade edilir yahut da gelecek için
ihtiyat olarak saklanır.
* Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi
([email protected])
20
1 http://tekaful.net/?page_id=49
Daha yaygın olan prim karşılığı sigortaya
gelince, burada gerçekleşen yardımlaşma
yanında kâr gayesi ve karşılık unsurları da
bulunmaktadır. Bu sigortada kaza meydana gelince şirketin ödediği tazminat ile
sigortalılardan topladığı primler takas edilmek suretiyle yardımlaşma gerçekleşmektedir. Yâni gerçekte zarar görene tazminatı,
şirket nezdinde biriken primler vasıtasıyla
sigortalıların hepsi birden ödemektedirler. Fakat ödenen tazminattan artan prim
bakiyesi şirketin kârı olmakta; kooperatif
sigortasında olduğu gibi sigortalılara geri
verilmemektedir.
Bundan anlaşıldığına göre karşılıklı (mütüel, kooperatif) sigortası, kâr amacı gütmeyen karşılıklı yardımlaşma ve taahhüt
kooperatifine benzemektedir. Bu nevi sigortada, samimi yardımlaşma düşüncesi,
aracısız bir şekilde kendini göstermektedir.
tem değildir. Çünkü dünyada bilinen en eski sigorta konusundaki yasal düzenlemeler
M.Ö. 1800’lü yıllarda Hammurabi Kanunlarıdır. Bu kanunlarda ticaret kervanlarının
yollarda uğradığı zararlar bu yasal düzenleme çerçevesinde oluşturulan bir sigorta
sistemi ile güvenceye kavuşmuş ve zararlar kervan sahipleri arasında paylaşılmaya
başlanmıştır. Antik Yunan ve Roma’da, Cenevizliler tarafından deniz taşımacılığında
uygulanmış, gemi sahiplerinin seferlerindeki riskin paylaşımını öngören bir sistem
uygulanmıştır.
14 üncü yüzyılda Cenevizliler ilk sigorta
sözleşmelerini yaptılar. İspanyollar da sigorta ile ilgili yasal düzenlemeler getirdiler.
17. yüzyılda ise İngiltere’de daha önce
tüccarlar tarafından uygulamalar bir tarafa bırakılarak, bugünkü anlamda sigorta
şirketleri kurulmaya başlandı. 1666’daki şehri harabeye çeviren büyük Londra
Dünyada ve Türkiye’de
yangınından sonra sigortaya talep arttı ve
Sigorta Kooperatifleri
konusunda uzman sigorta şirketleri kurulmaya başlandı. Londra bu konuda önemSigorta bir sosyal dayanışma sistemidir ve
li merkezlerden biri haline geldi. 1680’li
“sigorta” ifadesi hepimize güveni çağrıştıyıllarda Edward Lloyd’un sahibi olduğu ve
rır. Sigortacılık ile kooperatifçilik arasında
denizcilerin gittiği kahvehane zaman içinde
ortak noktalar vardır. Sigortacılık, kooperadeniz nakliyatı konusunda uzmanlaşmış bir
tifler gibi dünyada geleneksel köklere sahip
sigorta borsasına dönüştü. İngiltere’de ilk
en eski dayanışma sistemlerinden biridir.
sigorta kooperatifleri 1867 yılında kurulRisklere karşı maddi güçlerin birleştirildiği, maya başlandı.
küçük birikimlerle oluşturulan finans haAmerika’da ilk kurulan kooperatiflerden
vuzdan risklerin karşılandığı bir yapıdır. Kobiri de sigorta kooperatifidir. İlk sigorta
operatifçilikte güçlerin birleştirilerek soskooperatifi İngiliz kolonilerinde (Charlesyal ve ekonomik olarak dayanışma halinde
ton, Güney Carolina) 1735’de kuruldu. Aysorunların çözümü modelidir. Bu nedenle
nı Londra’da yaşanan olaylar gibi 1740’da
dünyada sigorta sisteminin kurulmasında
yaşanan yangında kayıpları karşılayamadı.
kooperatiflerin önemli rolü olmuştur. BuAynı zamanda bir bilim adamı olan Başkan
gün dünyadaki bazı güçlü sigorta şirketleriBenjamin Franklin ülkede en köklü sigorta
nin arkasında veya arasında sigorta koopesistemini oluşturdu ve halen dahi ülke düratifleri bulunmaktadır.
zeyinde faaliyetlerine devam eden FiledelSigortacılık coğrafyamıza çokta uzak bir sis- fiya Sigorta Kooperatifi 1752’de kuruldu.
21
Bu kooperatif, şehir yangınları sonrasında %13’ü kadındır. Bireysel üyeleri bulunan
yangına karşı sigorta sistemini geliştirdi ve 600 farklı sigorta organizasyonunun varortaklarını bu konuda bilinçlendirdi.
lıkları 1,5 trilyon doları aşmaktadır. ICMIF
üyelerinin dünya sigorta pazarındaki payı
Yine aynı yıllarda Almanya, Fransa ve diğer
% 6.1’dir. Üyelerinin % 31’i Avrupa’da, %
Avrupa ülkelerinde sigorta kooperatifleri
28’i Amerika’da % 22’si Asya ve Pasifikte,
kurulmaya başlandı. Diğer taraftan İslam
% 10’u Orta Doğu’da ve % 6’sı Afrika’dadır.
geleneğinden gelen Tekafül (Takaful) anlayışı çerçevesinde başta bazı Arap ülkeleri ICMIF 1979’da kurulan Amerika Bölgeolmak üzere İslam ülkelerinde kurulan te- sel Derneği ve 1984 yılında kurulan Asya/
kafül sigorta kooperatifleri de modern si- Okyanus Derneği olmak üzere iki kıta örgorta uygulamaları ile birleşme ve gelişme gütüne sahiptir ve dünyadaki sigorta kogösterdiler.
operatiflerinin uluslar arası örgütlerde
sesini duyurmaktadır. Uluslararası İşbirliği
Dünyada sigortacılıkta öncü kuruluşlar arave Kalkınma Örgütü (OECD), Uluslar arası
sında yer alan kooperatifler, oluşturdukları
Çalışma Örgütü (ILO), Uluslararası Sigorta
ulusal ve kıtasal örgütlenmelerini, zaman
Yöneticileri Derneği (IAIS)6 ve Dünya Baniçinde Uluslararası Kooperatifler Birliği (Ikasında temsil etmektedir.
CA) çatısı altına taşıdılar. Bugün ICA’daki 8
sektör örgütünden biri de Uluslararası Kar- ICMIF, çalışmalarını küresel işbirliği içinde
şılıklı Sigorta Kooperatifleri Federasyonu- başarı ile yerine getirmekte, üyelerine bildur (ICMIF2. ICMIF dünyada uzun geçmişe gi vermekte ve hizmet etmektedir. Global
sahip ve önemli çalışmalar gerçekleştiren ölçekte sigortacılığın gereklerine uymakta,
kooperatif üst örgütlerinden biridir.
en iyi fiyatla en iyi sigorta hizmetini vermeye çalışmaktadır. Bir ölçüde yerel güç ile
1922 yılında Avrupa Karşılıklı Sigortacılar
global erişimi sağlamaktadır.
ve Sigorta Kooperatifleri Birliği (AMICE)3,
Uluslararası Mütüel Birliği (AIM)4, ve Dün- Federasyon çerçevesindeki tüm üyeler ile
ya Kredi Birlikleri (WOCCU)5 gibi Avrupalı ortak çalışmakta, çalışmalarını sigortacıve Amerikalı sigorta kooperatifleri tarafın- lık ve kooperatifçilik değerlerini dikkate
dan kurulmuştur.
alarak gerçekleştirmektedir. Bu kapsamICMIF başlangıçta bir komisyon şeklinde da projeler uygulamakta, sektöre yönelik
iken 1972 yılında federasyon haline gel- araştırmalar yapmakta, ülkelerdeki yasal
çalışmalarda teknik destek hizmeti sağlamiştir.
maktadır.
Başlangıçta 5 üye ile kurulan örgüte bugün
71 ülkeden 221 üye örgüt bulunmakta, Ülkemizde Osmanlı İmparatorluğu döne260.000’den fazla insana istihdam sağla- minde başlayan ve kooperatifleşmenin
maktadır. Üye örgütlerin yöneticilerinin tarihsel sürecinin başlangıcını oluşturan
ahilik teşkilatı ayni zamanda sigortacılık
2 The International Cooperative and Mutual Insurance
sisteminin de başlangıç noktasını oluşturFederation, www.icmif.org
maktadır. Bu sistem içinde oluşturulan yar3 Association of Mutual Insurers and Insurance
Cooperatives of Europe, www.amice-eu.org
dım sandıkları yangın ve ölüm gibi risklere
4 l’Association Internationale de la Mutualité, www.aimmutuel.org
5 World Council of Credit Unions, www.woccu.org
22
6 International Association of Insurance Supervisors,
www.iaisweb.org
karşı üyeleri korumuştur. Ancak ülkemizde
modern anlamdaki sigortacılık sistemi gerek kaderci anlayışımız gerekse ticaret ve
sanayi ve şehirleşmedeki gelişme süreçlerine bağlı olarak batı ülkelerinde olduğu
gibi bir gelişme gösterememiştir.
1870 yılında İstanbul Beyoğlu’nda yaşanan
yangın sonrasında ülkemizde de bugünkü
anlamda sigorta şirketleri kurulmaya başlanmıştır. Bunların çoğu yabancı kökenli
idi. İlk sigorta şirketimiz 1893’de kurulan
Osmanlı Umum Sigorta Şirketidir.7 İlk yasal düzenleme 1864 yılında Deniz Ticaret
Kanunu çerçevesinde yapılmış, 1914’de
ilk sigorta denetimi konusunda yasa çıkarılmıştır. 1929 yılında sigortacıların meslek
kurulusu olan Sigortacılar Cemiyeti yani
bugünkü adıyla Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği8 kurulmuştur. 2007 yılında 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu kabul
edilmiş ve sigorta sistemimiz AB müktesebatı ile uyumlu hale getirilmiştir.
1980’li yıllardaki ekonomik politikalar çerçevesinde yabancı şirketler sigorta sektörüne dönmüş ve yabancı şirketlerin ülkemiz sigorta pazarındaki payı bugün % 70’i
aşmıştır.
Ekim 2010 tarihi itibariyle ülkemizde 62’si
sigorta, 2’si reasürans olmak üzere 64 şirket Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği üyesidir. 5 şirket aktif olarak yeni
sigorta ve reasürans sözleşmesi yapmamakta, toplam 58 sigorta ve 1 reasürans
şirketi faaliyette bulunmaktadır. 58 sigorta
şirketinden 52’si özel, 6’sı kamu şirketi, 45’i
Türkiye’de kurulu yabancı ortaklı şirkettir.
Şirketlerin 9’u hayat, 14’ü hayat/emeklilik,
35’i hayat-dışı şirkettir.
Bugünkü tablo karşısında yerel kaynaklar7 http://www.sigortahabergazete.com/2013/11/01/ilkyerli-sigorta-sirketimiz-osmanli-umumsigorta-sirketi/
8 www.tsb.org.tr
la oluşacak sigorta kooperatiflerine ihtiyaç
büyüktür. Kooperatifler ülkemiz sigorta
pazarında yerlerini almalı, ihtiyaç duyulan
sosyoekonomik rolü oynamak zorundadırlar.
Kooperatifçilik, konut ve tarım sektöründe
sıkışmış bir şekilde faaliyet gösteren hantal
ve hatta demode yapısından kurtulmalı;
hem kooperatifçilik mevzuatı hem de sigortacılık mevzuatı açısından, her iki sistemin birbiriyle entegrasyonu alanında daha
çok ve hızlı çalışılmalıdır.
Tekafül9 nedir?
“Tekafül” sözlük anlamı itibari ile dayanışma demektir. Arapça kökenli kefalet
kelimesinden türemiş olan tekafül Türkçe
anlamı olarak ise bir arada hareket etmek,
dayanışmak olarak yorumlanabilir.
Sigortacılık terminolojisinde tekafül ise “İslami sigorta” olarak tanımlanabilir.
İslam Hukukunda sigortaya bakış konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Kimi
uzmanlara göre sigorta dini açıdan uygun
bir güvence aracıyken; bazı uzmanlarsa bu
fikri paylaşmamaktadır.10
Ancak çağımızın geldiği nokta itibariyle,
hayatımızın neredeyse her noktasında
kendisini gösteren sigortacılığın İslami bakış açısıyla, haram-helâl kaygısıyla yeniden
gözden geçirilmesinde şüphesiz fayda bulunmaktadır. Bununla birlikte, dünyada
birçok ülkede uygulanan ve hem iktisadi
hem de dini açıdan temelleri olan tekafül
sigortacılığının toplumumuzda göreceği
kabul ve bunun ekonomik sonuçları göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür.
Tekafül sigortacılığı aslında, batı ülkele9 Tekâfûl, Takaffol
10 http://tekaful.net/?page_id=47
23
rinde birkaç yüzyılı aşkındır çok yoğun bir
şekilde uygulanan mütüel (karşılıklı) sigortacılığın yalnızca İslami versiyonu olarak
karşımıza çıkmaktadır.
2012 yılında İstanbul’da Değişen Dünyada
Mütüel Sigorta ve Tekafül” konulu bir sempozyum düzenlenmiş ve uluslararası mahiyetteki söz konusu sempozyumda, dünyadaki başarılı mütüel sigorta örnekleri ve İsTekafül sigortacılığının çalışma prensibi, lami finans sektörünün mevcut dünya dümütüel (karşılıklı, kooperatif) esaslara gö- zenindeki sosyal yapıya katkısı olan tekafül
re elde edilen gelirin İslami usullere göre uygulamaları anlatılmış, bu uygulamaların
helal kazançlar elde edecek şekilde değer- ülkeler bazında avantajları ve dezavantajlendirilmesi11 ve elde edilen gelirin/kazan- larının değerlendirmesi ile yapılacak olan
cın hakkaniyete uygun bir eşitlik içerisin- yeni yatırımlar için yasal düzenleme persde hak sahiplerine, ortaklarına ödenmesi pektifleri gibi hususlarda değerlendirmeesasına dayanmaktadır. Aynı şekilde, zarar lerde bulunulmuştur.12
edildiğinde de bu zararın ortakları arasında
hakkaniyete uygun şekilde dağıtılması ve Mütüel sigortacılık ve diğer karma sigorta
modellerini incelemek, tekafül yapılarının
karşılanması gerekecektir.
uygulanmasına ilişkin işlevsel çözümler
Tekafül sigortacılığının konvansiyonel si- getirmek, bu alanlardaki iyi uygulama örgortadan temel farkı ise, İslami kurallara neklerini paylaşmak ve tekafülün mikro
uygun şekilde risk paylaşımı yapılması ve sigorta piyasalarında uygulanabilirliğini
faizsiz bankacılık yatırım esasları ile fonla- ele almak amacıyla düzenlenen konferanrın yönetilmesine önem vermesidir.
sa, Türk ve dünya sigorta sektöründen çok
sayıda davetli katıldığı gibi, kooperatifçiliği
Ayrıca, sigortacılığın reasürans yoluyla
ilgilendiren yönleriyle; –özetle- mütüel sielde ettiği komisyon kazançları değerlegortacılık örneklerinin ilk önce NewYorkmeye alındığı için, reasürans firmalarınca Rochester’da görüldüğü, sosyal dayanışma
re-tekafül sistemi de kurulmuştur. Yani re- anlayışının 19. yüzyılda kooperatifçilik sisasürans kazançları da İslami usullere göre teminin oluşmasıyla risk paylaşımının da
nemalandırılarak komisyonlar bunun üze- sağlanması adına mütüel sigorta sistemleri
rinden sisteme dahil edilmektedir.
oluşmaya başladığı, bu konuda en gelişmiş
Dünya üzerinde, bu tarz çalışan sigorta şir- örneklerin Fransa ve ABD’de olduğu; 2009
ketleri özellikle Malezya’da görülmektedir. yılında Uluslararası Kooperatif ve Mütüel
Sigortacılık Federasyonu’nun (ICMIF) 70
Kooperatif şeklindeki yapıları ve katılım ülkede gerçekleştirmiş olduğu alan araşbankaları ile olan bağlantıları ile ülkemiz- tırması sonucunda mütüel sigorta koopedeki sistemin çok kısa sürede benimse- ratiflerinin toplam sigortacılık pazarında
yeceğini düşündüğümüz bu sistemde, ül- %24’lük bir paya sahip bulunduğu, ayrıca
kemiz yerli finansman açığında büyük bir bu akımın Müslüman ülkülerdeki öncülerinin Malezya, Ürdün ve Endonezya olduğu
gediğin kapanacağına inanıyoruz.
belirtilmiştir.
Mütüel Sigorta ve Tekafül
11 Riba (faiz) ve gabardan (kumar) muaf; yani kumar,
alkol ve İslam’a göre yasaklanan kaynaklardan oluşmayan
kazançlar.
24
Ayrıca toplantıda, Hazine Müsteşarlığınca
da tekafül ve mütüel sigortacılık sisteminin
12 http://www.segem.org.tr/haberDetay.asp?HaberID=89
ülkemizde gelişmesine engel hiçbir durumun olmadığı ve 5684 sayılı Sigortacılık
Kanununun bu konuda yeterli olduğu belirtilmiştir.
Kooperatif Sigortacılığı ve
Tekafül
Kooperatifler özü itibariyle ortaklarının
ekonomilerini güçlendirmek ve korumak
amacıyla kurulan, bu doğrultuda ortakları
arasında yardımlaşma, dayanışma ve kefalet fonksiyonlarını da “karşılıklılık” kuralını
mutlaka kullanmak suretiyle çalışan teşekküllerdir13.
Kooperatif girişimler insanların riski minimize etme duygusu ve sosyal güveni
maksimize etme isteğiyle ortaya çıkmıştır.
Kullanmış olduğu teknikler açısından, mütüel sigortacılıkla kooperatifçilik birbirine
son derece uyumlu ve ayrılmaz bir ikili yapı olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Çünkü
mütüel sigortacılık sisteminde kooperatif
yapıda da bulunan dayanışma ve kefalet
esası, karşılıklı olma niteliği de kullanılarak
çatışmayan ama yöntemleri itibariyle çakışan bir iç içe yapı halindedir.
sigorta şirketinde kâr da zarar da sermayedarlar arasında pay edilirken; kooperatif
şeklinde örgütlenmiş bir sigorta şirketinde
kâr da zarar da, zorunlu olarak şirketin ortağı olan, dolayısıyla sermayedarı olan poliçe sahipleri arasında pay edilmektedir.
Sonuç itibariyle, İslami finans sektörüyle
ilgili hemen her yazıda, her sohbette kullanılan meşhur “kâr-zarar ortaklığı” ifadesi, sigortacılık sektöründe ancak kooperatif
modellemeyle “neşvünema” bulacaktır.
Geleneksel sigortacılıkta şirketin sahibi
sermayedarlar iken; tekafül sigortada kooperatif şirketin sahibi ortaklar yani poliçe
sahipleridir. Mütüel sistemde bir varlığını
sigortalatmak isteyen kişi hem kooperatifin ortağı olmakta hem de kooperatifin poliçe müşterisi olmaktadır.
Geleneksel sigortacılıkta sigorta edilenin
riski tamamen şirket üzerinde kalmaktadır.
Dolayısıyla kar-zarar ortaklığı mevzubahis
değildir. Oysa kooperatif sistemde risk paylaşımı karşılıklıdır.
Geleneksel sigortacılıkta elde edilen fonların değerlendirilmesinde, faizli ya da faizsiz
her türlü yatırım ortamı kullanılabilmek“Karşılıklı kefalet” anlamına gelen tekafül
tedir. Mütüel sigortacılığın bir türevi olan
de, bu karşılıklılık özelliğini modern hukuk
tekafül sigortacılığında ise toplanan fonlar
alanında ancak mütüel sistemde yani komutlaka İslami kurallar çerçevesinde faiz
operatif sistemde yaşatabilmektedir. Dodışı ve haram olmayan yatırım ortamlarınlayısıyla, adında “tekafül” olmakla hiçbir
da (kumar oynatmak, içki üretimi, dağıtısermaye şirketi tekafül sistemini işletiyor
mı, satışı gibi haram olarak değerlendirilen
olamamaktadır.14 Sermaye şirketlerinde
faaliyetlerle ilgisi olmayan şirket hisseleri
yegane amaç kar maksimizasyonu iken ve
gibi) kullanılmalıdır. Tam bu noktada, teşirketin olası bir zararı durumunda bu zakafül şirketlerinin yönetim organizasyonlararı yalnızca sermayedarlar karşılayacaktır.
rında, şirket faaliyetlerinin İslami kurallara
Sermaye şirketi şeklinde örgütlenmiş bir uygun olarak yapılıp yapılmadığını gözeten
bir danışma kurulu da bulunmaktadır.
13 Bu teşekküllerin bir ticaret şirketi türü olup olmadığı
tartışmasına burada girilmeyecektir.
14 Bkz. http://www.neova.com.tr/hakkimizda/faizsizsigortacilik/
İslam alimlerine göre, geleneksel sigortacılığın bizzat kendisi kumar niteliğini haiz25
dir.15
Konunun anlaşılabilir olması için aşağıda
hem geleneksel sigortacılıkta sisteminin
hem de tekafül sisteminin nasıl çalıştığına
dair karikatüre edilmiş iki örnek verilmiştir.
de toplanan meblağ ile riskin gerçekleşmesi halinde sigortalıya ödenen tazminat arasında aşırı bir orantısızlık olabilmektedir.
Öte yandan, geleneksel sigortacılıkta poliçe müşterisi açısından belirli bir prim ödenerek bir ürünün satın alınması esas olup,
Örneğin, 100.000 TL değerindeki otomo- bu ürünün ya da muhtemel riskin ortaya
bilinizin kasko sigortasını bir geleneksel çıkması kesin değil yalnızca olasıdır. Tam bu
sigorta şirketine yaptırmak istediğinizde, noktada “garar” olarak adlandırılan belirbir yıllık zaman dilimi içerisinde otomobi- sizlik gündeme gelmektedir. Bu belirsizlik,
linizin başına 100.000 TL’ye kadar gelebi- tekafül sisteminde giderilmiş; poliçe bedeli
lecek risklere karşılık 5.000 TL’lik bir bedel bir satış olarak değil, bir bağış sözleşmesi
istenecektir. Geleneksel sigorta şirketinin olarak değerlendirilmektedir.
otomobil sahibi olan müşterisine söylediği şey aslında “bir yıl içinde otomobilinin Kooperatif sigortacılığı ya da mütüel sibaşına bir şey gelirse 100.000 TL’ye kadar gortacılıkta ise otomobili bulunan belirli
risk benim, gelmezse bu 5.000 TL benim. sayıdaki kişiler, söz konusu 5.000 TL’lerini
5.000-TL/100.000-TL=1/20, 1’e 20, var kooperatifteki ilgili fona bırakmakta, belirli
mısın, yok musun?” şeklindeki bir “bahis dönem içerinde kimin otomobilinde zarar
oyunu”ndan başka bir şey değildir.
oluşmuşsa (risk gerçekleşmişse) ilgili fondan o kişiye ödeme yapılmaktadır. Dönem
Kooperatif sigortacılığı ya da mütüel si- sonu itibariyle fondaki para artmışsa, fona
gortacılıkta ise otomobili bulunan belirli dahil olanlar arasında paylaştırılmakta (assayıdaki kişiler, söz konusu 5.000 TL’lerini lında iade edilmekte), fon zararı meydana
kooperatifteki ilgili fona bırakmakta, belirli gelmişse yine fona dahil olanlarca zararın
dönem içerinde kimin otomobilinde zarar kapatılması yoluna gidilmektedir. Böylece,
oluşmuşsa (risk gerçekleşmişse) ilgili fon- kar/zarar ortaklığı sistemi uygulanmış oldan o kişiye ödeme yapılmaktadır. Dönem maktadır.
sonu itibariyle fondaki para artmışsa, fona
dahil olanlar arasında paylaştırılmakta (asYabancı sermaye
lında iade edilmekte), fon zararı meydana
yoğunluğu açısından
gelmişse yine fona dahil olanlarca zararın
kapatılması yoluna gidilmektedir. Böylece,
kooperatif sigortacılığı bir
kar/zarar ortaklığı sistemi uygulanmış olfırsat
maktadır.
Kaldı ki, konvansiyonel sigortacılık ile kumarın aynı kategoride değerlendirilmesinde bu senaryonun etkili olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, geleneksel sigortacılıkta
poliçe düzenlenirken ödenen küçük miktar
karşılığında büyük bir bedel söz konusu olmakta, poliçe sahibi adına şirket bünyesin15 http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/ekonomi/0183.
htm
26
İslami kurallar açısından durum bu şekilde
özetlenebilirken, ülke ekonomimizin kendi
kaynaklarımızla büyüyebilmesi açısından
kooperatif model ülkemize büyük bir fırsat
sunmaktadır.
Yabancı yatırımcıların 2005’lerden beri
Türk sigorta sektöründeki payını artırdıkları gözlenmektedir. 2005 yılında sektör-
de yüzde 25 paya sahip yabancı sermayeli
sigorta şirketlerinin, bugün toplam prim
üretimindeki payları yüzde 60’ların; ödenmiş sermaye içindeki payları ise yüzde
70’lerin üzerine çıkmıştır. Resmi rakamlara yansımamakla birlikte, ülkemiz sigorta
sektöründe yabancı sermaye ağırlığı %96,8
düzeylerine çıkmış bulunmaktadır.
Öte yandan, 2012 yılı itibariyle Türkiye’deki 35 hayat dışı sigorta şirketinden 28’inin
ve 23 hayat ve emeklilik şirketinden 16’sının yabancı ortaklı olduğu görülmektedir.
Sermaye şirketleriyle kooperatif şirket arasındaki en önemli farklardan bir tanesi,
kooperatifin değişir ortaklı değişir sermayeli bir yapı olması, ortağın sermayesinin
ne kadar çok olursa olsun bir oy hakkına
sahip olmasıdır. Dolayısıyla tamamen milli
kaynaklarla kurulan bir kooperatif sigorta
şirketinin, diğer sermaye şirketi şeklinde
organize edilen sigorta şirketlerinde son
dönemde olduğu gibi bir yabancı fon tarafından satın alınması mümkün değildir.
Çünkü tamamen kar amacıyla hareket
eden bu fonların yönetiminde hiçbir söz
sahibi olmayacağı ya da her ortak gibi yalnızca bir oy hakkına sahip olacağı böyle bir
yapıya, kâr gailesiyle “sermaye bağlaması”
pek de iktisadi görülmemektedir.
Öte yandan, sermaye şirketi şeklinde kurulacak bir sigorta şirketinin mevcut mevzuat hükümlerine göre en az 11 milyon
TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş
masraflarına (takriben 1 milyon TL) ihtiyaç
bulunmaktadır. Oysa, kooperatif şeklinde
kurulacak bir sigorta şirketi için en az 200
ortak yeterlidir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 3 üncü ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 19 uncu maddeleri dikkate
alındığında bu demektir ki (200 ortak x 100
TL=) 20.000 TL’lik bir kuruluş sermayesi ve
ilave kuruluş masraflarıyla bir tekafül si-
gorta kooperatifi kurulabilecektir.
Yasal düzenlemelerin
uygunluğu
Ülkemizde sigortacılık faaliyetleri yakın bir
zamana kadar ancak anonim şirket şeklinde kurulacak sermaye şirketlerince yapılabilir iken, 2007 yılında yürürlüğe giren
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile bu şirket
türüne kooperatifler de ilave edilmiştir. Bu
ilave sigortacılık mevzuatımızın aynı zamanda AB müktesebatına uyum sürecinin
bir gereği olarak da karşımıza çıkmıştır.
5684 sayılı Sigortacılık Kanununun “Sigorta
şirketlerinin ve reasürans şirketlerinin kuruluşu” başlıklı 3 üncü maddesinde;
“MADDE 3 – (1) Türkiye’de faaliyet gösterecek sigorta şirketleri ile reasürans şirketlerinin anonim şirket veya kooperatif
şeklinde kurulmuş olması şarttır. Sigorta
şirketleri ve reasürans şirketleri, sigortacılık işlemleri ve bunlarla doğrudan bağlantısı bulunan işler dışında başka işle iştigal
edemez.
(3) Üyeleri dışındaki kişilerle sigorta sözleşmesi yapmayan kooperatif şeklinde kurulan sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin;
a) Mütüel (karşılıklı) sigortacılık yapması,
b) Ortak sayısının ikiyüzden az olmaması,
c) Yöneticilerine herhangi bir ayrıcalık vermemesi,
zorunludur.”
denilmektedir.
Ayrıca, 2011 yılında yürürlüğe giren 6102
sayılı Yeni Türk Ticaret Kanununun “Karşılıklı sigorta” başlıklı 1402’nci maddesinde;
27
“(1) Birden çok kişinin birleşerek, içlerinden herhangi birinin, belli bir rizikonun
gerçekleşmesi durumunda doğacak zararlarını tazmin etmeyi borçlanmaları karşılıklı sigortadır. Karşılıklı sigorta faaliyeti ancak
kooperatif şirket şeklinde yürütülebilir.”
denilmekte ve mütüel sigortacılık, karşılıklı
sigortacılık, kooperatif sigortacılığı veya tekafül olarak adlandırılabilecek sigortacılık
faaliyetlerinin ancak kooperatif model ile
yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
sında bunlara yenilerinin ekleneceğine dair haberler de gündeme gelmektedir.
Ülkemizde sigorta kooperatifçiliğinin başarılı olmaması için bir engel ve şüphe yoktur.
Bugün kooperatifçilik sistemi konusunda
duyulan tereddütlerin hiçbiri bu alanda
yoktur. Çünkü sigorta kooperatifleri bir
yönlendirme ya da bir desteği paylaşmadan çok sigorta konusunda uzman kişilerin
ortaklığı ile kurulmuş, tabandan gelen ve
Kaldı ki, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu- sahiplenme düzeyi yüksek bir örgütlenmenun henüz ilk maddesinde kooperatif tarif dir.
edilirken;
Dolayısı ile katılım isteği, teknik ve finans“Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının man düzeyi yüksektir. Sigorta sisteminin
belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle hazine tarafından yönetilmesi ve denetmeslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını lenmesi bu kooperatiflere olan güveni daişgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yar- ha da artırmaktadır. Bu kooperatifler gerek
dım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağ- kuruluşu gerekse yönetimi itibariyle diğer
layıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kooperatiflere de yol gösterecek özelliklekişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve re sahiptir. Kamuoyuna kasıtlı olarak sunudeğişir sermayeli ortaklıklara kooperatif lan kooperatiflerin yönetim kalitesi ve denetim sorununa son verecek bir görünüm
denir.”
ve çalışma prensiplerine sahiptir.
denilmekte ve bir kooperatif organizasyonunun olmazsa olmazı “karşılıklı yardım- Bugüne kadar iki sigorta kooperatifinin
laşma, dayanışma ve kefalet” vurgusu bir kurulması, bunlardan henüz bir tanesinin
sigortacılık faaliyetlerini sürdürmesi ve
daha karşımıza çıkmaktadır.
zaman içinde yenilerinin de sistemde yer
almasının beklenmesi umut verici gelişÖZET VE SONUÇ
melerdir. AB’ye uyum süreci çerçevesinde
Ülkemizde mütüel sigorta için yatırım yap- yapılan yasal düzenlemeler ile ortaya çıkan
mak isteyen yatırımcıların bulunduğu an- yeni uygulama gerçekte geç kalmış bir uycak yasal düzenlemeler konusunda yeterli gulamadır.
bilgiye sahip olmadıkları bilinmektedir.
Gerek ülkemiz sigortacılık sektöründeki
Bununla birlikte, ülkemizde tekafül sigor- yabancı sermaye yoğunluğunun önüne
tacılığının yapılabilmesi için gerekli ve ye- geçebilmek gerekse de kooperatifçilik sekterli yasal zemin bulunmakta olup, mütüel törünün özellikle yapı kooperatiflerindeki
sigortacılık yapan bir kooperatif dahi faali- olumsuz örneklerden kaynaklanan kamuyetlerine devam etmektedir. Hatta, tekafül oyu algısını düzeltmek adına, ülkemizde
adı altında faaliyet gösteren anonim şirket- kooperatif sigortacılığının güçlü uygulamaler de bulunmakta olup sigortacılık piyasa- larını görmek hepimizin arzusudur.
28
Esnaf ve Zanaatkârların
Sorunları ve
Kooperatifleşme Üzerine
Oktay Tuncay *
Günümüzde “küreselleşme” adı altında yaşanan gelişmeler, hem tekno- ekonomi hem
de sosyal açıdan ülke ve toplumları üzerinde “domino etkisi” ortaya çıkarmıştır. Ortaya
çıkan yeni teknolojik gelişmeler yoluyla iletişim ve beraberinde bilgi akışının süratlenmesi, bu etkinin şiddetini de artırmıştır. Domino
etkisi, uluslararası ticarete de yeni boyutlar
kazandırmıştır. Ulusla¬rarası ticaret alanında serbestleşmeye yönelik anlaşmaların yapılması, yeni pazarlama kanallarının ortaya
çıkması, yeni teknolojilerin yaygınlaşması
ve bunlara bağlı olarak ticari ürünlerin çeşit, nitelik ve niceliklerinde de farklı¬lıkların
oluşmasına yol açmıştır. Yeni ürünler, yeni
piyasaların oluşmasına ve mevcut tüketim
alışkanlıklarının değişmesine neden olmuştur. Şüphesiz, bu gelişmeler, hem ülke içinde
hem de uluslararası ticarette yoğun rekabet
ko-şullarının oluşmasını da beraberinde getirmiştir.
Hemen her ülkede küçük ve orta boy işletmeler ekonomik yapının temelini teşkil etmelerine rağmen, pek çok bürokratik engeli
aşamadıkları için de aslında yetenekli oldukları halde ölçeklerini büyütemezler. Daha ziyade emek yoğun teknoloji ile çalıştıkları için
istihdama önemli oranda katkı sağlamaktadırlar. Bunun farkında olan bazı ülkeler bu
işletmeleri değişik bakımlardan destekleyerek gelişmelerine imkânlar hazırlamışlardır.
Bizim ülkemizde de özellikle son yirmi yıldır
bu konuda önemli adımlar atılmıştır.
* Dr. Araştırmacı Yazar ([email protected])
Türkiye’de esnaf ve zanaatkârlığın ve dolayısıyla KOBİ’lerin geçmişi, Ahilik teşkilatına dayandırılabilir. Bu çerçevede, tarihsel geçmiş
yaklaşık se¬kiz yüz yıla kadar götürülebilir.
Temelde bu kadar geçmişi olan kuruluşların çok sağlıklı ve istikrarlı bir bünyeye sahip
olması beklenirdi, ancak gerçek hayat incelendiğinde durumun böyle olmadığı ortaya
çıkmaktadır. Bugün iti¬bariyle köklü işletme
sayımız çok sınırlı olup, geriye kalan kısım
çok ciddi sorunlarla hayatını sürdürmeye çalışmaktadır.
Esnaf ve zanaatkârların varlıklarını sürdürebilmeleri ve büyüyebilmele¬ri için en önemli
unsurların başında, finansman konusu gelmektedir. Bu ke¬simin, varlıklarını sürdürebilmeleri için kaynağa, büyüyebilmeleri için
de pazar paylarını artırmaya gereksinimleri
vardır. Bu noktada, iki çıkış nokta¬sı söz konusudur. Birisi iç kaynaklar, diğeri ise dış kaynaklar. Bilindiği üzere, dış kaynak bir anlamda borçlanmadır. Borçlan¬ma, bankalar ve
finans kuruluşları kanallarıyla kredi sağlama
anlamındadır.
Ancak kredilerin de elde edilebilirlik sorunu
vardır. Esnaf ve zanaatkârlar ih¬tiyaç duydukları kredi miktarını almada, bu sorunla
karşılaşmaktadırlar. Ön¬celikle, öz kaynak
yetersizliğinden teminat gösterme sıkıntısı
ve bunun ya¬nında kredilerin kısa vadeli ve
yüksek faiz oranlı olmaları elde edilebilirlik
sorununu ortaya çıkarmaktadır. Sonuçta, ihtiyaç duyulan finansmanın sağla¬namaması,
esnaf ve zanaatkârların teknik ve sermaye
yoğun üretim yerine, emek yoğun üretim
29
yapmalarına yol açmaktadır. Elbette, bu durum, hem ürün kalitesi hem de maliyetine
olumsuz etki yapmakta ve rekabet güçlerini
zayıf¬latmaktadır.
Genelde finans sağlayan kuruluşlar, uzun
vadeli dış kaynak¬lı kredilerin (Dünya Bankası, Eximbank, Avrupa Yatırım Bankası vb.
) kul¬landırılması konusunda etkindirler.
Ancak bu tür kredileri kullanan kesim, daha
çok devlet kurumları veya büyük şirketlerdir.
Esnaf ve zanaatkarların ihtiyaç duydukları kısa vadeli kredilerin kullanımında, finansman
kuruluşla¬rı pek istekli değillerdir. İhtiyaç duyulan kısa vadeli krediler, az sayıda ban¬ka
tarafından sağlanabilmektedir. Ancak burada, vade, limit, faiz oranı sevi¬yesi gibi bazı sorunlar çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, öz
kaynaklan ve taşına¬maz varlığı yetersiz olan
esnaf ve zanaatkârlar, ilgili krediyi alabilmek
için teminat verememe sorunu da yaşamaktadırlar.
Küçük esnafın finansman ihtiyacını karşılamak amacı ile kurulan Esnaf ve Sanatkarlar
Kredi ve Kefalet Kooperatifleri, 1969 yılına
kadar Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olarak, 1969 yılından sonrada 1163 sayılı
Kooperatifler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi
ile bu kanun hükümlerine göre faaliyetlerini
sürdüren özel hukuk tüzel kişiliğine haiz kuruluşlardır. Ülkemizde faaliyet gösteren 507
sayılı yasa ile kurulmuş Esnaf ve Sanatkarlar
Odalarına üye küçük ve orta boy işletme sahiplerinin finansman ihtiyaçlarını karşılamak
üzere kurulan kooperatif birliklerinin üst örgütü olan Merkez Birliği, 10.08.1970 tarihinde 14 kurucu Bölge Birliği’nin öncülüğünde
kurulmuştur.. Küçük esnafın finansman ihtiyacını karşılamak amacı ile kurulan Esnaf ve
Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri,
1969 yılına kadar Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olarak, 1969 yılından sonrada
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile bu kanun hükümlerine göre
faaliyetlerini sürdüren özel hukuk tüzel kişili-
30
ğine haiz kuruluşlardır.
Merkez Birliğinin asıl amacı 1163 Sayılı Kanunun verdiği yetkiyle, üye kooperatiflerin ve
birliklerin eğitim, denetim ihtiyaçlarını gidermek ve kamu kaynaklarının verimli ve etkili
kullanımını sağlamak üzere faaliyet göstermektir. Gelişen ve değişen dünya koşullarına ayak uydurabilmek için kendi bünyesinde
organizasyon yapmış, yeni bir yapılanma
anlayışı ile Uluslararası organizasyon ve kuruluşlara üyelik başvurusu yaparak dinamik,
çağdaş ve üretken bir çalışmanın yapılmasına katkı sağlamayı amaçlamıştır.
Türkiye’de kredi kooperatiflerinin ilk kuruluşuna.1951 yılında başlanmış, bu tarihten itibaren sayıları artarak 1970 yılında 450 Kooperatif sayısına ulaşılmıştır. 1970 yılında ülke
genelindeki 450 Kooperatif, illerde birleşerek 14 Bölge Birliğini oluşturmuş ve bu Bölge
Birlikleri de kendi aralarında örgütlenerek
Ulusal düzeyde Merkez Birliği’ni oluşturmuşlardır. TESKOMB çatısı altında örgütlenen 32
Bölge Birliği, 921 Kooperatifi ve 1.500.000
ortağı ile ülkemizin en büyük sivil toplum kuruluşlarından biridir.
Esnaf ve zanaatkârlarımızm günümüz iş
hayatı dinamikleri dikkate alın¬dığında, piyasada tek başlarına var olmaları her geçen gün zorlaşmaktadır. Birlikten güç doğar felsefesinin önem kazandığı ekonomi
içinde, esnaf ve za¬naatkârlarımız, kendi
alanlarında çağdaş örgütlenme sistemini içermiş koo¬peratifleşmeye yönelmelidirler. Birçok alanda geleneksel anlamda
koopera¬tifleşme söz konusudur. Ancak
bu kooperatiflerin, tam anlamıyla henüz
ye¬terince örgütlenememiş veya kurumsallaşma sürecini tamamlayamamış olmaları
beraberinde ciddi sıkıntıları da getirmektedir. Esnek ve saydam bir yönetim anlayışının
yerleşmemesinden dolayı, güç paylaşımı ve
tabana ya¬yılma konusunda sorunlar yaşanmaktadır. İç çekişmelerden dolayı ekonomi
ve iş hayatında oluşan yeniliklerin takip edil-
mesi ve tehditlerin önlenmesi konularında
kooperatifi oluşturan üyeler fayda sağlayamamaktadırlar.
Kooperatiflerin değişen yapısı içerisinde,
klasik yöneticilik anlayışına son verilerek,
bilgili yöneticilerin işbaşına getirilmeleri
teşvik edilerek yöne¬ticilerin mesuliyetleri artırılmalıdır Ancak bu yolla, esnaf ve
zanaatkârlarımızın tek kişi işletmesi ve limited şirketlerinin aralarında stratejik işbirliklerine giderek, güçlü ve zayıf yönlerini
dengeleyebilmeleri ve gelecekteki fırsatları
değerlendirebilecekleri, ayrıca, tehdit unsurlarına yönelik önlem alabilecekleri ortam
sağlanabilir ve özendirilebilir.
Kooperatifçilik, mutlaka desteklenmelidir.
Şirketleşip büyümek, daha fazla ciro elde
etmek mümkünken, Türkiye gibi gelişmekte
olan ülkelerin çı¬kış noktası olma durumundaki kooperatifçiliğin geliştirilmesi, özel yasalarla korunarak, üretim, katma değer yaratma ve özellikle istihdam oluşturulması açısından korunup kollanmalı, ekonominin ana
unsurlarından biri olarak des¬teklenmelidir.
Kooperatifçiliğin, sorumluluk, dayanışma
ve sosyalleşme il-kelerinden taviz vermeden geliştirilmesi gerekmektedir. Bu durumun, ülke¬lerin, dolayısıyla bireylerin,
sosyoekonomik gelişmelerine büyük katkı
sağ¬layacağı ortadadır. İşte bu noktada, esnaf ve zanaatkârların kooperatifleşme¬lerini
ve örgütlenmelerini kolaylaştıracak önlemler
alınmalıdır.
Kredilerin esnafa maliyetinde, aracılık hizmetlerinden kaynaklanan ilâve yüklerin yanı sıra, hükümetin son dönem özelleştirme
politikaları da esnafın finansman sorununun
giderek büyüyeceğine işaret etmektedir.
Gerçektende, Türkiye Halk Bankasının özelleştirilmesi çalışmalarının son aşamalara gelmiş bulunması, bu Banka aracılığıyla kullandırılan Hazine destekli kredi uygulamalarının
da sona ermesi sonucunu doğurabilecektir.
Son derece yüksek bir olasılık olan böylesi o-
lumsuz koşullara hazırlık bağlamında olmak
üzere Esnaf Kredi ve Kefalet kooperatiflerinin çalışma ve organizasyon yapısında değişikliklere gitmek ve radikal çözümler ortaya
koymak zorunluluğu vardır. Pek çok liberal
iktisatçının savunduğu gibi burada çözüm,
esnaf kredi ve kefalet kooperatiflerinin kapatılması değildir.Tüm ülke sathına yayılmış
32 Bölge Birliği, 900’ü aşkın kooperatifi ve 1
milyon 500 bin iyesiyle bu teşkilat cumhuriyetimizin yarım asrı aşkın emeğinin ürünüdür.. Anadolu’nun en uzak köşesine hukuki
düzenlemelere uygun faaliyet gösteren ve
gerçekten kurumsallaşmış olan bu teşkilatın kapatılması ülke için göz ardı edilemez
bir kayıptır. Böylesi kurumsal yapıyı yeniden
oluşturabilmenin maliyeti Türkiye gibi gelişmekte için oldukça yüksektir.yapılması gereken-böylece etkin ve yaygın bir yapıyıı reorganize ederek esnafın hizmetine sokmaktır.
Esnaf kredi ve kefalet kooperatiflerinin yeniden yapılandırılması bağlamında önerilebilecek bir diğer husus da bu kooperatiflerin
yalnızca kefalet müesseseleri olarak değil
aynı zamanda birer banka gibi faaliyet gösterebilmeleridir. Gerçektende, Kooperatiflerin
belirlenen konu ve limitlere kadar olan kredi
taleplerini doğrudan karşılamaları, bu limit
veya konular dışındaki kredi taleplerini bankalara kefalet vermek suretiyle temin etmeleri bu konuda bir diğer model önerisi olarak
düşünülebilir.Esnaf ve sanatkar kredilerinin
geri dönüş oranının yüksekliği (%95), kooperatifin kredi tahsis faaliyetlerindeki riski minimuma indirebilecek bir üstünlüktür. Esnaf
Kredi ve Kefalet Kooperatiflerinin, önemli bir
bölümünün gayrimenkul yatırımlarına bağlanmış bulunduğunu bildiğimiz kaynakları,
böylesi sistemi oluşturmak için yine de yeterli kabul edilebilir.
31
RİSKİ YÖNETEBİLMEK
Emrah Erdem *
rumsal risk yönetiminden beklenilen faydaları elde edebilmeleri iyi işleyen kurumKüreselleşme ile birlikte bilişim teknolo- sal risk yönetim yapısı ve etkin kurumsal
jileri paylaşılan doğru bilgiyi bir değer ve risk yönetim uygulamaları ile mümkündür.
gelişim için kullanılan en önemli araç ha- Bu bağlamda bu çalışmada etkin bir kuline getirmiştir.Bu durumda ise örgütlerin rumsal risk yönetim yapısı oluşturmak için
bu durumda çalışabilirliğini etkileyecek gerekli olan süreçlere değinilmektedir.
,hizmetlerini aksatacak ve güvenliğini zedeleyecek faktörlerin belirlenerek yöneRisk Kavramı
tilmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu yaklaşım
Literatürde risk sözcüğünün kökeninin Asonucunda “Risk Yönetimi” kavramı ortaya
rapça ‘rızık’ ya da Latince ‘riziko’ sözcükleçıkmıştır. Organizasyonlarda risk yönetimirine dayandığından bahsedilir. Rızık, kişiye
nin rolü konusunda son yıllarda çok büyük
yaratıcı tarafından verilen ve üzerinden kar
değişiklikler gözlemlenmiş ve risk yönetimi
elde edilen herhangi bir şey olarak tanımçok önemli hale gelmiştir. Günümüzde balanabilir. Bu tanımda, rızık rassal olmakla
şarılı organizasyonlar belirsizlik ortamınberaber istenen iyi bir sonuç
dan kaçınma yollarını aramak gibi bir çaba yerine risklerden fırsatlar elde etmeye anlamında kullanılmaktadır. Riziko ise deodaklanmaktadır. Bunun sonucu olarak da nizcinin karşılaştığı kayalık alan gibi bir engeleneksel bakış açısıyla uygulanan risk yö- gel olarak tanımlanırken, rassal ve istennetimi mevcut koşullarda yetersiz kalmak- meyen kötü bir sonuç anlamına gelmektetadır. Buradan hareketle organizasyonlar dir
farklı risk türlerini de, operasyonel ve straRiski en özet şekilde; ‘gelecekte karşılaşabitejik riskler gibi, dikkate almaya ve bunları
lecek olan ve amaçların gerçekleştirmesini
aktif olarak yönetmeye başlamışlardır.
engelleyebilecek tehditler/olumsuzluklar
Bir organizasyon mevcut risklerini yönetir- veya amaçlara ulaşmayı kolaylaştırabilecek
ken birbirinden tamamen farklı olan iki tür fırsatlar’ olarak tanımlayabiliriz. Bu tanım,
yol izleyebilir. Birincisi mevcut risklerini bi- riskle ilgili iki kilit unsuru ihtiva etmektedir.
rer birer ele alıp yönetmek; ikincisi ise tüm Birincisi; ‘gelecekte olma ihtimali’, diğeri
risklerini sistemin bir parçası olarak görüp, ise ‘fırsat veya tehdit’dir.
onları bir risk yönetimi programı çerçeveKelime anlamı itibariyle “risk”; geleceğe
sinde bütün olarak yönetmektir. ikinci yönilişkin belirsizlikleri çağrıştıran bir kavramtem genel olarak Kurumsal Risk Yönetimi
dır. Dolayısı ile risk belirsizlik barındırır. Ayolarak adlandırılır. Organizasyonların kurıca ‘risk’, çağrıştırdığı belirsizlikle beraber
* Gazi Ün. SBE Yönetim Bilimleri
‘olumsuz bir durum’ ya da ‘tehlike’ olduğu([email protected])
nu kabul etmemiz gereğini hatırlatır. Aynı
GİRİŞ
32
şekilde, ‘ters’ bir şeyin ortaya çıkması ihti- müşteriye sunulmasından sonraki müşteri
malinin yanında bir kazanma, ‘fırsat’ ger- ilişkileri yönetimi aşamasına kadar tüm açeğinin olduğu da akla getirmektedir.
şamaları ve bu aşamalar ile ilgili tüm fonksiyonlar› kapsar. Risk yönetimi risklerin
Geleneksel yaklaşım çerçevesinde değerbelirlendiği, hangi risklerin öncelikli olarak
lendirilebilecek diğer bir risk tanımı ise
şöyledir: ama, kayba ya da zarara uğrama çözümlenmesi gerektiğinin değerlendirilolasılığıdır. İstenmeyen bir olayın/zararın/ diği, risklerin yönetilmesi için stratejiler ve
kaybın oluşma olasılığı ve oluşması duru- planların geliştirilerek uygulandığı sistemamunda yaratacağı olumsuz etkinin şiddeti tik bir süreçtir. Risk yönetimi gittikçe artan
olarak da tanımlanır. Risk, gelecekte olu- önemde bir iş fonksiyonu olup paydaşlar,
şabilecek potansiyel problemlere, tehdit riskleri hakkında her geçen gün daha çok
ve tehlikelere işaret eder. Bu tanımda da endişelenmektedirler. Risk stratejik kararriskin kayıp, zarar, istenmeyen olay/sonuç, ların arkasında, organizasyondaki belirsizproblem, tehdit ve tehlike gibi unsurlarının liğin bir sebebi yada bir organizasyonun
aktivitelerinin içine yerleşmiş olabilir. Risk
ön plana çıkarıldığı gözlemlenmektedir.
yönetimine karşı kurum genelinde uygulanan bakış açısı kurumun karşılaşabileceği
Risk Yönetimi
her tip riskin her süreç, aktivite, paydaş,
Risk yönetimi kavramının tarihi, ticaretin
ürün ve servisler üzerindeki potansiyel etilk yıllarına kadar uzanır. Adına risk yönetikilerini dikkate almalarını sağlar.
mi denmese de insanlığın ticaret ile karşılaşması ile birlikte risk yönetimi olgusu bir
Risk Türleri
daha bizi terk etmemek üzere hayatımıza
girmiştir. “Çağdaş risk yönetim teknikleri, Toplam Risk
başlangıçta, finansal kurumlar tarafından
faiz oranlarındaki beklenmedik düşüşle- Belirlenmiş ve belirlenmemiş risklerin toprin doğurduğu, faiz gelirlerini azaltıcı (faiz lamıdır.
giderlerini artırıcı) etkileri gidermek amaBelirlenmiş Risk
cıyla uygulanmıştır. Risk Yönetimi, risk/
kazanç dengesinin şirket üst yönetiminin Çeşitli analiz teknikleri aracılığıyla belirlenrisk alma profiline uygun olarak oluşturul- miş risktir.Risk değerlendirme aşamalarınmasıdır. Şirketler iktisadi olarak “kâr” elde da ilk iş belirlenmiş risk üzerinde odaklaşetmek amacı ile kurulmaktadır. Ancak bu maktır.
kâr elde edebilmek için belirli risklerin alınması gerekmektedir. Üst risk yönetimi, Kabul Edilebilir risk
arzu edilen kâr miktarına ulaşabilmek için
Göz ardı edilemeyen risktir.Ek kontrollere
hangi risklerin, ne ölçüde alınması gerektir ini belirleyen ve bu sürecin planladığı gerek kalmadan devamına izin verilen beşekilde gerçekleşmesini güvence altına al- lirlenmiş riskin bir parçasıdır.
mayı hedefleyen bir sistemdir. Risk yöneti- Kabul Edilemeyen Risk
mi bir yönetim aracıdır.Kurumun arzu etti
risk/kazanç dengesine ulaşılması amacın- Göz ardı edilemeyen risktir.Bu,ortadan kalda kullanılan bir araçtır. Risk yönetimi bir dırılan veya kontrol edilebilen saptanmış
ürünün düşlünce aşlamasından başlayarak riskin bir alt kümesidir.
33
Belirlenmemiş Risk
vermeyi mümkün kılar
Henüz tespit edilememiş risklerdir.Bilinmeyen ve ölçülemeyen olduğu için tespit
edilmesi mümkün değildir.
• Performans hedefleri ile ilgili belirsizlikleri tahmin edilmesini sağlar
Kalan Risk
Bütün risk yönetim çabalarından sonra kalan risktir.Kabul edilebilir risk ve belirlenmemiş riskin toplamıdır.
Bu genel sınıflandırmanın yanında örgüt
yönetiminde karşılaşılan risk alanları şunlarıdır; finansal riskler,pazar riskleri,insan
riskleri,teknoloji riskleri olarak incelenebilmektedir.
• Sistematik risk değerlendirme sürecine güveni sağlar
Kurumsal risk yönetimi risk yönetim maliyetini optimize ederek;
• Fazla ve gereksiz faaliyetleri ortadan
kaldırır
• Risklere uygun verilen cevapları bir
araya getirir
• Risk işlem maliyetini düzenler
Risk Yönetiminin
Faydaları Ve
Sınırlılıkları
• Riskin ne kadarının tolere edileceğini
belirler
Organizasyonlar sürekli değişim, artan rekabet, ekonomik dalgalanmalar, yasal zorunluluklar, gelişen teknoloji, küreselleşme gibi faktörlerin yarattığı belirsizlikler ile
mücadele etmek için etkin iş çözümlerine
ihtiyaç duymaya başlamıştır. Bu etkin çözüm yollarından biri de kurumsal risk yönetiminin organizasyonun süreçlerine dahil edilmesidir. Bu faydaların elde edilmesi
doğru KRY yapısının tesis edilmesi ve etkin
RY uygulamaları ile mümkündür . Kurumsal risk yönetiminin faydaları 3 eksende
toplanabilir; işletme performansının artırılması, risk yönetimi maliyetinin optimize
edilmesi, rekabet avantajı sağlanması . Kurumsal risk yönetimi organizasyonun performansını artırarak;
• Organizasyonun iş planları ile risk yönetimini uyumlaştırır
• Değişikliklere hazır olma durumunu
geliştirir.
• Operasyonel kayıpları azaltır
• Düzenlemelere uyum ve risklere cevap
34
Kurumsal risk yönetimi rekabet avantajı
sağlayarak;
• Risk değerlendirme sürecinin güvenilirliğini sağlar
• Organizasyondaki tüm risklerin yönetimini sağlar
• Sermaye ve kaynak tahsisini geliştirir
• Öz değerlendirmelere göre risk alımını
yapılandırır
• Marka imajını ve ününü korur.
RY uygulamasının yukarıda sayılan çok sayıda faydası olmasına rağmen, burada dile
getirilmesi gereken sınırlılıklar bulunmaktadır. RY çok iyi tasarlanmış ve yürütülmüş
olsa da sistemin sınırlarından ötürü makul
düzeyde güvence vermenin ötesine geçilemeyebilir. Kurumsal risk yönetiminin
en büyük kısıtı çalışma alanı olan risklerin
belirsizlik ortamının bir sonucu olmasıdır.
Bilindiği gibi riskler, geleceğin belirsizliğinden kaynaklanmaktadır ve bu belirsizliği
ortadan kaldırmanın imkânı yoktur. Sistemin önündeki bir diğer kısıtta; risklerin hızlı bir şekilde değişebilmesi bundan dolayı
daha önceden tanımlanan olasılık ve etkilerin geçerliliğini kaybetmesidir .RY‟nin
etkinliği yanlış kararlar verebilen insanlarla
sınırlıdır. Kararlar, kısıtlı zamanda, mevcut
verilerle ve işin doğurduğu baskı altında
alınabilmelidir. Bazı kararların ileri tarihte
hedeflenen sonuçları vermediği anlaşılır
ve bu durumda düzeltilmesi gerekir. iyi
planlanmış RY‟de de sorunlar çıkabilir. Kurum çalışanları talimatları yanlış anlayabilir, karar verme hataları yapabilir yahut ilgisizlik, dikkatsizlik ve yorgunluktan hatalar
yapabilirler .RY‟de önemli bir kısıt da yönetimin RY‟ye gereken desteği vermemiş
veya yetersiz vermiş olmasıdır.
– Kontrol Faaliyetleri Gerçekleştirmek:
Yönetim halihazırdaki yetkisiz erişim risk
seviyesini dosyaların gizli ya da değerli bilgi içermesi sebebiyle kabullenmeyebilir.
Bu sebeple yönetim yetkisiz erişim riskini
önlemek ya da en azından kabul edilebilir
bir seviyeye indirgemek amacıyla kontrol
faaliyetleri oluşturur. Ancak, risk sadece
kontrol faaliyetleri planlandığı gibi işlediği
sürece azaltılacaktır.
Riskten Kaçınma - Bu Fonksiyonu Artık
Gerçekleştirmemek: Yönetim dosyalara
yetkisiz erişim riskini tolere edemeyeceğini ya da bu erişimi yeterli seviyede kontrol
edemeyeceğini değerlendirir. Örneğin: Bir
dosya çok hassas veri içerebilir ya da erişim kontrolleri uygulanabilir olmayabilir.
Bu durumda yönetim bu dosyaya erişimin
etkilerinin çok riskli olabileceğine ya da
erişim kontrolü faaliyetlerinin çok yüksek
olduğunu değerlendirebilir. Bu
Risklerin Yönetilmesi maliyetli
sebeple yönetim bu fonksiyonu yürütmeRisklerin yönetilmesinde, yöneticiler belirli meye karar verebilir (yani, veriyi bulundurbir durumdaki riski kabullenmek, önlemek mamaya karar verebilir).
veya azaltmak ya da bu riskten tamamen
Riski önlerken ya da belirli bir seviyeye inkaçınmak arasında seçim yapabilmelidir.
dirirken, yönetim riski idare edebilmek için
Örneğin, yetkisiz kişilerin elektronik dosyaen etkin ve verimli kontrol faaliyetlerini
lara erişim hakkı kazanmaları ile ilgili riskin
tanımlamaya yardımcı olacak risk değeryönetimi ile ilgili karar verilirken yöneticilendirme bilgisini kullanmalıdır. Spesifik
ler aşağıdaki olasılıkları göz önünde bulunolarak yönetim risk değerlendirmede şu
durmalıdırlar
faktörleri göz önünde bulundurmalıdır ;
Riski Kabullenmek - Kontrol Faaliyetlerini Riskin Nedeni Nedir? Yönetim riski azaltaGerçekleştirmemek: Yönetim yetkisiz eri- cak ya da önleyecek tüm olası kontrol faşim riskini bu tür bir erişimin sonuçlarının aliyetlerini tanımlamaya yardımcı olması
çok büyük olmaması sebebiyle kabulle- amacıyla riskin varoluş sebebini göz önüne
nebilir. Örneğin dosyaların içerdiği veriler almalıdır.
hassas bilgi içermeyebilir. Yönetim ayrıca
Bu Riskin Önceliği Nedir? Yönetim, kayilişkili kontrol faaliyetlerinin maliyetinin
nakların risklerin azaltılması için kullanılan
olumsuz olayın gerçekleşmesi sonucu göçeşitli kontrol faaliyetleri arasında nasıl
rülecek zarardan daha fazla olması durupaylaştırılması gerektiğine karar vermemunda riski kabullenme yoluna gidebilir.
de yardımcı olması amacıyla öncelikli risk
Riski Önlemek veya Azaltmaya Çalışmak listesini kullanmalıdır. Öncelik seviyesine
35
göre, kontrol faaliyeti için gerekli kaynak
büyüklüğü planlanmalıdır. Riskin değerlendirilip, yönetilmesi üstlenilecek uygun
kontrol faaliyetlerinin seçilmesinde kilit bir
rol oynar
liği ve yeterliliği konusunda incelemeler,
değerlendirmeler, raporlamalar gerçekleştirerek ve önerilerde bulunarak yönetime,
yönetim kuruluna ya da denetim kuruluna
yardımcı olurlar.
Üst Yöneticinin Sorumluluğu, Üst yönetici,
kurumun/işletmenin niteliğine göre, başkan, yönetim kurulu başkanı, genel müdür,
CEO ve benzeri unvanlara sahip olan kurumun/işletmenin en üst düzeydeki yöneticisidir. Üst yönetici, kurumun/işletmenin asıl
sahibine veya sahiplerine karşı, kurumun/
işletmenin iyi yönetilmesinden sorumlu olan kişidir. Üst yönetici, RY açısından da söz
konusu mercilere karşı sorumludur. Dolayısıyla üst yönetici, RY yapısını şekillendiren
ve uygulamayı izleyen kişidir. Üst yönetici, kurumdaki RY organizasyon yapısını ve
personellerin rol ve sorumluluklarını belirler, RY’nin genel işleyişine yön verir.
Kurum Personelinin Sorumlulukları, KRY,
bir düzeye kadar kurumdaki herkesin sorumluluğundadır ve dolayısıyla her personelin görev tanımının bir şekilde parçası
olmalıdır.
Risk / Tehlike
Değerlendirme
Teknikleri
Gelişen teknolojiyle beraber üretim sistemleri daha karmaşık bir hale gelmiştir.
Bu durum ise, insan, makine ve teçhizat gibi sebeplerden kaynaklanan kazaları sayıca
artırmıştır. Kazalara neden olan potansiyel
Risk Yöneticisinin Sorumluluğu, Risk lide- tehlikelerin dikkatlice incelenmesi, günüri, risk birimi yöneticisi, risk idarecisi ya da müzde yaygın bir şekilde kullanılan “Tehrisk başkanı olarak da isimlendirilebilecek like Değerlendirme Teknikleri”nin ve uyolan kurumsal risk yöneticisi (CRO-Chief gulamalarının ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Risk Officer), risk yönetiminin işleyişinden Kaza meydana getirme eğiliminde olan her
sorumlu en üst düzeydeki kişidir. Kurumsal teknoloji, “kaza üreten sistem” olarak yorisk yöneticisi, yöneticiden sonra gelen en rumlandığında, genel anlamda tehlike deüst düzey yönetici olabileceği gibi, üst yö- ğerlendirme teknikleri, sistemlerin kazaya
netici, diğer üst düzey yöneticilerden biri- açık olan yönlerinin tespit edilmesi, kazaya
sini de risk yöneticisi olarak atayabilir.
sebebiyet veren faktörlerin belirlenmesi
ve ortadan kaldırılması ile kazaların önüne
İç Denetçilerin Sorumluluğu, İç denetçiler
geçilmesini amaçlar.
RY’nin etkinliğinin değerlendirilmesinde
ve düzeltmelerin önerilmesinde önemli rol Riskin karmaşıklığı arttıkça teknik kullanım
oynarlar. Yerel ya da uluslararası otoriteler gereksinimi artar. Verilen her kararda, kişitarafından oluşturulan standartlar iç dene- sel yargı, sezgi ve deneyimin etkisi her zatimin risk yönetimi ve kontrol sistemlerini man vardır. Risk yönetim teknikleri ile sübde değerlendirmesini gerektirmektedir. Bu jektiflik, kişisel yargı, sezgi ve deneyimin
aynı zamanda, raporlamanın güvenilirliği, birleştirilmesi gerekir. Risk yönetimini, ne
operasyonların verimliliği ile yasa ve dü- tümüyle teknik kullanarak ne de
zenlemelere uygunluğun değerlendirilmesini de içerir. İç denetçiler, sorumluluklarını yalnızca kişisel yargı, sezgi ve deneyime
yerine getirirken, kurumun RY’sinin etkin- dayalı olarak yürütmek uygun değildir.
36
Önemli olan husus, risk yönetiminde etkinliği artırmak, sübjektifliği azaltmak için
yaygın ve etkin bir şekilde teknik çalışma
yöntemlerinden yararlanmaktır. Düşük düzeydeki ve karmaşık olmayan riskler için
kişisel deneyim, sezgi ve yargılar ile risk
yönetilebilir. Orta düzeyde karmaşıklığa
sahip bir riskin etkileri konunun uzmanı
kişilerin görüşlerinden ve deneyiminden
yararlanılarak azaltılabilir. Yüksek riskli ve
karmaşık olaylarda risklerin yönetilmesi için disiplinli bir şekilde teknik ve gereçlerin
kullanılması
gerekir. Risk yönetiminde kullanılan teknikler dört sınıfta ele alınabilir :
1. Otomatik gereçler
2. Nitel teknikler
3. Nicel teknikler
4. Sübjektif/deneyime bağlı teknikler
Bunlar;
• Nominal grup tekniği (NGT)
• Kontrol listeleri (çeklistler)
• Neden - sonuç analizi
• Pareto analizi
• Dağılım şeması
• Hata türü etkileri, kritikliği ve analizi
(FMECA)
• Hata ağacı analizi (FTA)
• Tehlike ve işletilebilirlik analizi (HAZOP)
• Olay ağacı analizi (ETA)
Risk Yönetiminde
de Başarı İçin Kritik
Faktörler
RY’nin kurumlarda/işletmelerde tasarlanmasında ve uygulanmasında başarılı ol-
mak için dikkate edilmesi gereken bazı kritik faktörlere aşağıda yer verilmiştir:
• RY üst yönetim tarafından sahiplenmelidir. RY’ye ilk geçiş aşamasında ve daha sonra RY’nin uygulama aşamalarında öncelikle üst yönetimle iyi bir iletişim kurulması
gereklidir. RY çalışmalarının mümkün olan
en üst düzey yöneticiyle birlikte planlanması ve uygulanması RY’nin başarı şansını
artıracaktır. Kurum üst yönetiminin KRY
hakkında bilgili olmaları ve onun stratejik
değerini takdir etmeleri gerekir. Bu amaçla onlara yeterli bilgi materyali sağlanmalı
ve gerekirse üst yönetim KRY hakkında bağımsız dış uzmanlardan danışmanlık almalıdır.
• RY uygulamalarının kurum içinde üst düzeyde ve bağımsız bir sahipliğinin belirlenmiş olması gerekir. RY’nin başarılı olarak
uygulanabilmesi için en önemli faktörlerden birisi kurumsal risk yöneticisinin kurumun tamamı ile bağlantılı olacak şekilde
ve doğrudan en üst yöneticiye bağlı olarak
organizasyon içerisinde yer almasıdır. Kurumun bütün birimlerini kapsamayan bir
risk yönetimi, kapsam dışındaki birimlerin
risklerini de yönetemeyecektir. Risk yönetiminden sorumlu yönetici, yürüteceği
çalışmanın amaçlarını belirlerken diğer birimlerin risk yöneticilerini de sürece dahil
etmeli ve zaman içinde risk değerlendirme bulgularını kurum risk kütüğü içerisine
koymalıdır.
• RY uygulamaların sistematik ve sürekli
olmasının sağlanması gerekir. RY’nin işleyen bir süreç olduğunun ve düzensiz aktivitelerle ve girişimlerle sınırlı olmadığının
kabul edilmesi ve tanınması gerekir. Bu
kapsamda KRY kavramlarının ve prensiplerinin işleyen ana iş süreçlerine entegrasyonu sağlanmalıdır.
37
• Etkili iç iletişim ve raporlama kanallarının oluşturulması gerekir. Dahili bilgi akışı
RY’nin başarılı olmasında esastır. Bu nedenle, RY’yi tasarlarken üst yönetimin bileşik iletişim ve raporlama uygulamalarının
tesis edilmesine fazladan önem vermesi
gerekir. Üst yönetim kendi açılarından dahili raporlama yollarının kalitesini analiz etmeli ve stratejik amaçlar için materyal olan
risk hakkındaki bilgilerin yukarıya yönlendirileceğine ve onların dikkatine sunulacağına ikna olmalıdır. Tüm organizasyondan
gelen ham veri topluluğunun kontrolü için
bilgi yönetiminin kurulması ve risk yönetimi bilgisinin etkin iletişimi sağlanmalıdır.
• RY’ni etkin bir şekilde tesis edilmesi ve
işletilmesi için gerekli kaynakların RY’ye
tahsis edilmesi gerekir. RY’nin etkin bir şekilde kurulabilmesi için başta nitelikli personel kaynağına ihtiyaç vardır. Risk yönetim tekniklerini ve iş süreçlerini anlayarak
risk yönetim çabalarına liderlik edebilecek
kalitede insan kaynaklarına sahip olunması
gerekir. Bu nedenle gerek personel kaynağının eğitim ihtiyacının giderilmesinde gerekse RY organizasyonunun ve kültürünün
oluşturulmasında gerekli mali kaynakların
RY’ye tahsis edilmesi gerekir.
• Kurumdaki birimlerin ve personelin genel performanslarının değerlenmesinde
RY uygulamalarındaki performansları önemli bir unsur olarak dikkate alınmalıdır.
Böylece birimlerin ve personelin RY sürecinin başarısına katkı sağlamaları özendirilmelidir. Benzer şekilde başarılı RY uygulamaları birimlere ve personele duyurulmalı
ve bu başarılar ödüllendirilmelidir. Başarılı
RY uygulamaları sonucu sağlanan tasarruflar başarı hikâyeleri olarak personele duyurulmalıdır.
destek sağlanmalıdır. RY işleyen bir süreç
olduğu için süreçte çıkan sorunlar kurum
içerisinde oluşturulacak iç denetim birimi
tarafından sürekli olarak izlenmelidir. Aynı
gerekçeyle RY belli dönemlerde dışarıdan
alınacak dış denetim hizmetleriyle de sürekli izlenmelidir.
• Kurumun strateji amaç ve hedefler ile
bunları gerçekleştirmede kullanılacak stratejilerin net olarak belirlenmesi gerekir.
RY’nin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi
için kurumların orta ve uzun vadeli amaç
ve hedefleri ile stratejilerinin yer aldığı bir
stratejik plan hazırlanmalıdır. İlave olarak
stratejik planda yer alan amaç, hedef ve
stratejilerle uyumlu olan ve daha kısa vadede gerçekleştirilebilecek performans (iş)
hedef ve programları da hazırlanmalıdır.
“Risk yönetiminde başarı şansını artıracak
diğer bir konu da risk yönetiminin performans hedefleriyle uyumudur. Üst yönetimden performans hedeflerinin net bir
şekilde ortaya konması istenmelidir.”
• RY en üst yöneticiden en alttaki personele kadar tüm kurum personeli tarafından
anlaşılmalı ve desteklenmelidir. Bu çerçevede tüm personelin RY’nin uygulanmasında ve desteklenmesindeki görev, yetki
ve sorumlulukların açık bir şekilde tanımlanmalı ve tüm personele duyurulmalıdır.
Personelin RY kapsamındaki görev, yetki ve
sorumluluklarını içselleştirmesi için gerekli
eğitim faaliyetleri düzenlenmelidir.
• Kurumda en başta üst yönetim olmak üzere tüm personel tarafından benimsenen
ve içselleştirilen bir RY kültürü oluşturulmalıdır. Bu kapsamda RY sürecinde kullanılan her türlü yöntem ve uygulamanın tüm
personel tarafından aynı şekilde algılanmasını sağlamak amacıyla risk, risk yöne• RY sürecinin etkinliğinin izlenmesi ama- timi, RY ve iç kontrol hakkında ortak tanım
cıyla iç ve dış denetim faaliyetlerinden ve terminolojinin oluşturulması gerekir. Bu
38
çalışmalar yazılı politika belgeleri, düzenlemeler, prosedürler, rehberler ve personel
eğitimleri gibi araçlarla sağlanabilir. Bu çalışmalar RY uygulamalarında ortak bir dil
yaratacağından KRY kültürünün kurumda
oluşturulmasına da katkı sağlayacaktır.
• RY’nin kurumda başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için kurumsal risk yönetim kültürünün oluşturulması gerekir. Bu kültürün
oluşturulması zaman alacağı için RY’nin
kuruma katacağı değere ilişkin olarak kısa
vadede çok büyük beklentiler oluşturulmamalıdır.
• Her kurumun organizasyon yapısı, amaç
ve hedefleri, iş süreçleri, personel yapısı,
kurum kültürü gibi unsurları farklı farklı
olduğu için RY’nin kurumlarda tasarlanmasında ve uygulanmasında teorik yaklaşımlardan kaçınılması gerekir. RY’nin tasarlanması ve uygulanmasında her kurumun
kendine has özellikleri dikkate alınmalı,
kuruma özgü RY yapıları ve çözümleri üretilmedir.
• Kurum üst yönetimi tarafından kurumun
genel risk iştahı seviyesinin belirlenmesi
gerekir. Benzer şekilde iş süreçlerindeki
risk tolerans seviyelerinin de süreç yöneticilerince belirlenmesi ve ilgili personellere
duyurulması gerekir.
si için gerekli saptamalarda bulunan gelecek odaklı bir denetimdir. Dolayısıyla her
türlü riskin tanımlanması, ölçülmesi, değerlendirilmesi ve giderilmesini kapsayan
sistematik bir denetim uygulamasıdır. Her
kurum amaç ve hedeflerini gerçekleştirme
yolunda gelecekte karşısına çıkabilecek çeşitli risklerle karşı karşıyadır .RY’nin genel
olarak amacı, kurumun gelecekte karşılaşabilecekleri olayları belirleyerek ve değerlendirerek bu olayların kurum amaçlarına
ve hedeflerine katkı sağlayacak şekilde yönetilmesini sağlamaktadır. Bir olay gerçekleşmeden önce onu tahmin etmek ve ona
karşı yapılacakları önceden belirlemek, bu
olaydan doğabilecek olumsuz etkileri en
aza indirmek, olumlu etkileri ve fırsatları
ise azamileştirmek kurum yönetiminin bir
başarısıdır.
Üst yönetimin ,risk yönetim çalışmalarına katılımı ve bu sisteme olan güveni, risk
yönetim çalışmaları sonucunda olumlu sonuçlar almayı sağlayacaktır.Bu, örgüt çıkarlarını korumada ve önceden tedbir alarak
finansal kayıplara sebep vermeden müdahaleyi kolaylaştırması açısından elzem
öneme sahiptir.Böylelikle , risk yönetim çalışmalarına başlamadan üst yönetim onayı
alınması ve konunun önemi,amacı ve sebebi benimseterek konunun üst yönetim
tarafından algılanması sağlanmış olacaktır.
Üst yönetim ,risk yönetiminin gerekliliğine
ne kadar inanırsa ,çalışma sonundaki başarı o kadar olumlu sonuçlar verecektir.
• RY’nin tasarlanması ve uygulanmasından sonra RY’nin kurumdaki gelişimini ve
ilerlemesini izleyebilmek için iyi açıklanmış
performans çıktıları ve fayda ölçümleri geKamu kurumlarında özellikle uygulanması
liştirilmelidir.
gereken bir yönetimdir.Çünkü kamu kurumları ,özel firmalar gibi dış dünyaya koSONUÇ
lay adapte olabilen kuruluşlar değildir.KaRisk odaklı denetimi, özellikle günümüzde mu kurumlarında değişim hızı çok yavaştır.
önemi artan bir denetim türü olup, gele- Risk yönetimi ile kurumun uğrayabileceği
neksel denetim anlayışının aksine ortaya zararları en az kayıpla geçirme ve bu yaçıkan soruların nedenini tespit etme ve vaş olan değişim hızının olumsuz etkilerini
bu sorunların (risklerin) minimize edilme- bertaraf etmede dengeleyici bir rol görevi
39
görmektedir.Kamu kurumlarında,risk yönetimi şu anda kağıt üzerinde yürütülmektedir.Bu olay üst yönetimin risk yönetimine
verdiği önemle ilgilidir.Çalışmalar gerçek
dışı olduğu taktirde ,risk yönetimi ile varılmak istenen noktaya varılamayacağı kesin
olarak görülmektedir.Kamu kurumlarının
öncelikle,hızlı değişime ayak uydurması ve
bundan doğacak veya beklenilmeyen kayıpları en aza indirmek için risk yönetimine
gerekli önemi vermesi gerekecektir.
<http://www.osc.state.ny.us>, (10.12.2012).
KAYNAKLAR
Dizdar, E. N., Kurt, M. “iş Güvenliği”, Kale Ofset, Ankara, 156 (2001).
M. Akif Özer, 21.Yüzyılda Yönetim ve Yöneticiler, Nobel Yayınevi, Ankara, 2011.
Arman T.Tevfik: Risk Analizine Giris,
İstanbul:Alfa Kitapevi, (1997), 1
Onur DERİCİ, Kurumsal Risk Yönetimi Ve Sayıştay Uygulaması, Sayıştay Dergisi ● Sayı: 65
Meryem Fıkırkoca, Bütünsel Risk Yönetimi, Ankara, Pozitif Matbaacılık, 2003, s.24.
Türk Sanayici ve İşadamları Derneği, Kurumsal
Risk Yönetimi, Yayın No:TÜSİAD-T/2008-2/452,
İstanbul, Graphis Matbaası, Şubat, 2008, s.16.
Stijin Claessens; Risk Management in Developing Countries, World Bank Technical Paper,
Number
235, Washington D.C. 1993:17.
Özer,M.Akif,a.gm.,s.335
SEUAMSOTHABANDITH, S. (2004), An Examination on Enterprise Risk Management, Western Illinois University Press, USA.
COSO, (2004), Entity Risk Management – Integrated Framework.
The Institute of Internal Auditors Research Foundation (IIARF), Research Opportunities in
Internal Auditing, https://na.theiia.org/iiarf/
PublicDocuments/ResearchOpportunitiesinInternalAuditing.pdf, (01.01.20013).
CHAPMAN, C. (2003), “Bringing ERM into Focus” Internal Auditor.
DINAPOLI, T. (2007), Standards for Internal Control in New York State Government,
Ansell, J., Wharton, F., “Risk: Analysis, Assessment and Management” John Wiley & Sons,
New York, ABD, 4-7 (1992).
40
IONESCU, L. (2007), “Internal Control, Human
Resource Management and Risk Assessment”,
Economics, Management and Financial Markets, Volume: 2, Issue: 2, s. 129-136.
Onur Derici, Zekeriya Tüysüz, Aydın Sarı, “Kurumsal Risk Yönetimi ve Sayıştay Uygulaması”,
Sayıştay Dergisi, Sayı:65(Özel Sayı), Nisan-Haziran, 2007.
PriceWaterhauseCoopers Türkiye Danışmanlık
Hizmetleri, a.g.e.,, s.74.
M.Akif,Özer, a.g.e., s.453.
Mehmet Necdet Kileci, “İş Riski Yönetiminin
İşletme Yönetimine Etkisi ve Bir Sanayi İşletme
Uygulaması”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı, Yüksek
Lisans Tezi, Aralık, 2009, s.72.
Mehmet Necdet Kileci, a.g.e.s.71.
M.Akif,Özer, a.g.e., s.453.
Price Waterhause Coopers Türkiye Danışmanlık Hizmetleri, a.g.e.,, s.16.
Türk Sanayici ve İşadamları Derneği, a.g.e,
s.55.
Mehmet Necdet ,Kileci, a.g.e. s.73.
Price Waterhause Coopers Türkiye Danışmanlık Hizmetleri, a.g.e.,, s.16.
M.Akif,Özer, a.g.e., s.453.
http://www.iski.gov.tr/Web/birimSayfalari/
IcDenetimBirimi/makale_yerel_yonetimlerde_risk_odakli_denetİm.html (Erişim :
03.01.2013)
Hasan EKİCİ, Tasarımdan Uygulamaya Kalkınma Ajanslarında Kurumsal Risk Yönetimi: Bir
Uygulama Örneği, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Anabilim Dalı,
Yüksek Lisans Tezi, 2012.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ…
Ahmet Nihat DÜNDAR *
(29 Ekim 1023-29 Ekim 2013) tam 90 yıl
geride kalmış… Kimine göre UZUN, kimine
göre KISA sayılabilecek bir süre…” Burası
benim vatanım, başka gidecek yerim yok,
ya kalırım, ya da ölürüm diyerek göğsünü
siper etmiş kişiler yok artık aramızda, birer
birer ayrıldılar aramızdan. Artık anılarını
bile dinleyemez olduk. Yaşamadığın sürece, ben bilirim, ben empati yaparım demek
boş… Ateş düştüğü yeri yakar diye boşuna
söylememiş atalarımız. Ama savaşı bilmeyenlerin bugün bile savaş isteyebildikleri
de malum… Yalnızca savaş isteyenler mi?
Hayır. Osmanlı Devletini, Padişahı, şeriatı
isteyenler de var… Sorun, 2013 lerde bunların varlığı değil, bu düşüncede olanların
fikirlerini açıkça söylemek yerine, bu düzenin imkanlarından yararlanarak devleti
ve milleti içten çökertecek illegal faaliyetlerde bulunmaları… Kuşkusuz bu kişilerin
varlığında bizim de Payımız yok diyemeyiz.
Eğitememiş, öğretememiş, yanlış ve hatalı
uygulamalarla yaşatamamışız CUMHURİYETİN AYRICAKLARINI diye de düşünmeliyiz.
sı için meclis kurulur, meclis üyeleri halkın
isteklerini yöneticiye duyurur, uygun görüldüğü takdirde de bir yasa tasarısı hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından
benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim
biçimi ise “meşrutiyet “tir. Meşrutiyet yönetimlerinde meclisin yetkileri sembolik
düzeyde olabileceği gibi bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Bilindiği üzere
Osmanlı Devleti’nde de 1876 ve 1908 yıllarında olmak üzere iki kez meşrutiyet ilan edilmiştir ve İkinci Meşrutiyet’in ilanından 6
yıl sonra, 1914’te I. Dünya Savaşı başlamıştır. Dört yıl süren savaş, İttifak Devletleri ile
birlikte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun
yenik sayılmasıyla sonuçlanmış ve maalesef hüküm sürdüğü 624 yılda kazanılan ve
36 Padişah tarafından yönetilen Osmanlı
toprakları İngiltere, Yunanistan, Fransa,
İtalya gibi devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştır. Bu uygulamalar da bize
gösteriyor ki bir şeye sahip olmaktan, kazanmaktan daha önemlisi sahip olduğun
şeyi koruyabilmek, sahip olduğun şeyi kaybetmemektir…
Bildiğiniz gibi Padişah, şah, kral, hakan,
imparator, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine “mutlakıyet” adı verilir..
Mutlakıyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız, tek bir kişidedir.
Vatan toprakları işgal altında, savaştan
bitap düşmüş, yakınlarını şehit vermiş,
ekonomisi çökmüş, moral ve motivasyonu adeta sıfırlanmış halk endişe içinde ve
bir kurtarıcı beklemekte… İşte bu ortamda Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da
Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni sağlaması için devletinin bir gemisi ile
Samsun’a gönderilmiştir. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenlemiş ve “Tek bir ege-
Mutlakıyet ile yönetilen ülkelerin bazılarında ülkeyi yöneten kişiye yardımcı olma* Dr. Emekli Emniyet Müdürü, Kamu Yönetimi Uzmanı,
Yönetim ve Siyaset Bilimi Doktoru ([email protected])
41
menlik var, o da milli egemenliktir. Milletin
egemenliğini, yine milletin azim ve kararı
kurtaracaktır.” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcilerini 23 Nisan 1920
günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde
toplamıştır. Meclis Mustafa Kemal Paşa’yı
‘Meclis Başkanı’ seçmiştir. Mustafa Kemal
Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır
Mustafa Kemal Paşa, daha Erzurum Kongresi sırasında, zaferden sonra hükümet
şeklinin cumhuriyet olacağını söylemişti.
23 Nisan 1920’den beri Türkiye’yi idare
eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millî egemenlik esasına dayanıyordu.
Bu, adı konulmamış bir cumhuriyet yönetimiydi. 20 Ocak 1921 tarihli anayasada
“Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” deniliyordu. Bu, yeni rejimin ilân edilmemiş
bir cumhuriyet olduğunu gösteriyordu.
Cumhuriyetin ilânının önündeki en büyük
engel saltanattı. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla bu engel aşıldı.
le Dönemi’ndeki, olağanüstü şartların bir
ürünü olan meclis hükümeti sistemi de artık işlemez olmuştu. Bu sistemde, Bakanlar
Kurulunun her üyesi için ayrı ayrı oylama
yapılırdı. Bu durum ise hükümet kurulmasını zorlaştırıyordu.
25 Ekim 1923’te hükümetin istifasıyla bir
bunalım ortaya çıktı. Bu olay Mustafa Kemal
Paşaya, cumhuriyeti ilân etmek için beklediği fırsatı verdi. 28 Ekim 1923 akşamına
kadar hükümetin kurulamaması üzerine,
Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü’nde
arkadaşlarına “Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz.” diyerek fikrini açıkladı. O gece
İsmet Paşa ile birlikte 1921 Anayasası’nın
bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı. “Türkiye Devleti’nin hükümet
şekli cumhuriyettir.” hükmünün yer aldığı
tasarı üzerinde TBMM’de yapılan konuşmalardan sonra cumhuriyetin ilânı kabul
edildi. “Yaşasın cumhuriyet!” sesleri arasında alkışlarla cumhuriyet ilân edildi (29
Ekim 1923).
Bundan sonra cumhurbaşkanlığı seçimine
geçildi. Yapılan gizli oylamada 158 milletvekilinin tamamının oyunu alan Gazi Mustafa Kemal Paşa, TBMM tarafından yeni
Türk devletinin ilk cumhurbaşkanı seçildi.
Bunun üzerine kürsüye gelen Mustafa Kemal, yaptığı konuşmasını “Türkiye Cumhuriyeti mesut, başarılı ve muzaffer olacaktır.” sözü ile bitirdi. Böylece devletin adı
ve rejimiyle ilgili tartışmalara son verildi.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Devlet başkanlığı konusu çözüme kavuştu.
Meclisi açıldığı sırada yeni Türk devletinin Hükümetin kurulma şekli yeniden düzenadı henüz konulmamıştı. Hükümet, Tür- lendi. Buna göre; cumhurbaşkanı başbakakiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti adını nı atayacak, başbakan da bakanlarını seçip
taşıyor, meclis başkanı hükümet başkanlığı cumhurbaşkanının onayına sunacaktı. Bu
da yapıyordu. Bu sistem içinde devlet baş- uygulamayla, meclis hükümeti sistemi yekanlığı boş görünüyordu. Şimdi, yürürlükte rine parlamenter rejime geçilmiş oldu. İlk
olan siyasî rejime uygun devlet şeklini bul- hükümeti kurmakla İsmet Paşa görevlendimak zorunlu hâle gelmişti. Millî Mücade- rilmişti. Böylece Türk Milleti’nin tarihinde
yeni bir devir açılıyordu.
Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasında tarihî bir görev yapan birinci dönem
TBMM üyeleri, yeni seçim kararı alarak dağıldı (1 Nisan 1923). Yeni seçimlerin yapılmasından sonra TBMM ikinci dönem çalışmalarına başladı. Yeni kurulan meclis, Lozan Barış Antlaşması’nı onayladı. Böylece
millî bağımsızlık tam olarak gerçekleşmiş
oldu.
42
Cumhuriyette, Atatürk’ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.
Ulus, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile
kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen
temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri
ulus adına denetler. Ulus, seçimle yöneticileri seçebilir.
Ben inanıyorum ki, Türk milletinin yapısına en uygun idare şekli olan cumhuriyet
rejimine sahip çıkmak ve onu yaşatmak,
hepimizin başlıca vatandaşlık görevidir.
Bize bu vatanı miras bırakan, bu uğurda
canını veren şehitlerimizi rahmetle anıyor,
gazilerimizin önünde saygı ile eğiliyorum,
kötü uygulamalarıyla cumhuriyeti gözden
düşürmeye çalışanları da kınıyorum. Kalın
sağlıcakla…
Mustafa Kemal Paşa, 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir İktisat Kongresini
açarken şunları söyler:
“Kılıçla fütühat yapanlar, sabanla fütühat yapanlara
binnetice terki mevki etmeğe mahkumdurlar… Kılıç
kullanan kol yorulur, fakat saban kullanan kol her gün
daha çok kuvvetlenir ve hergün daha çok (kudrete) sahip
olur.” (…) “ siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar
büyük olursa olsun, iktisadi muzafferiyetlerle tetviç
edilmezlerse, husule gelen zaferler payidar olamaz.”
Mustafa Kemal’den sonra kürsüye gelen İktisat Vekili Mahmut Esat
Bozkurt da şunlarısöyler :
“Asrımızın iktisat cidaline giderken münferit değil, fakat
toplu bulunmak mecburiyetindeyiz. Çünkü asrın hazır
iktasadiyatı bunu iltizam ediyor. Ferdi teşebbüsler, toplu
yabancı iktisat dünyası karşısında ezilmeğe ve akim
kalmağa mahkumdurlar. Binaenaleyh her türlü şirketler
vücuda getirmeli ve bilhassa memleketimizin ihtiyacatını
tamamen ifade eden kooperatif şirketlere fazla ehemmiyet
verilmelidir.”
43
HAYVANCILIK ALANINDA ÇOK ÖNEMLİ BİR KİTAP:
MÜHENDİSLİK YAKLAŞIMI İLE
HAYVAN BARINAKLARINDA
İKLİMSEL ÇEVRE VE DENETİM
İLKELERİ
Nail TAN *
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Eğitim
ve Yayınlar Dairesi Başkanlığınca 2012 yılında çok önemli bir kitap yayımlandı. Akdeniz
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salim
Mutaf’ın hazırladığı Mühendislik Yaklaşımı
ile Hayvan Barınaklarında İklimsel Çevre ve
Denetim İlkeleri adlı kitap Bakanlığın Tarım
Bilim Serisi’nin ilk kitabı olma özelliğini de
taşımakta. 900 sayfalık uygulamalı bir araştırma. Prof. Dr. Salim Mutaf’ı, Kastamonulu
olması dolayısıyla yakından tanıyorum. Hayvancılıkla ilgili kooperatifler dolayısıyla Karınca okuyucularına bu önemli kitabı tanıtma ihtiyacını duyduk.
Önce kitabın yazarı Prof. Dr. salim Mutaf’ı kısaca tanıyalım. Kitapta yer alan özgeçmişinde şu cümleleri okumaktayız (s. iii):
“1942 yılında Kastamonu’da doğdu. Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi orta ve lise
bölümlerini bitirip (1960), Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümünde
yüksek öğrenimini tamamladı (1964). Aynı
yıl mezun olduğu fakülteye asistan kabul
edildi. Ertesi yıl Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde asistanlığını sürdürdü. “Ege Bölgesindeki Hayvan Barınakları” konulu teziyle
1968’de doktor, “Kümeslerde İklimsel Çevre
Denetimi” konulu çalışmasıyla da 1973’te
* Araştırmacı Yazar ([email protected])
44
doçent unvanını aldı. 1982 yılında profesörlüğe terfi etti. 1985 yılı başında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümüne
geçti. 1 Temmuz 2009 tarihinde yaş sınırından emekliye ayrıldı. Almanca ve İngilizce
bilen Mutaf, emeklilik döneminde mesleki
araştırmalarını sürdürüp yayın yapmaya önem vermiştir. Nitekim, en önemli eserini bu
dönemde yayımlamıştır.”
Kitabın arka sayfasında, hazırlanış amacını,
temel özelliklerini açıklayan şu metin yer almaktadır:
“Ziraat Fakültesi öğrencileri için ders kitabı
ve uygulamadaki ziraat mühendisleri için
başvuru kitabı olması amacı ile hazırlanmış
olan bu eserde, biyolojik sistemlerin ve barınaklarda iklimsel çevre denetim ilkelerinin
geliştirilmesi yönündeki bilgilerin sağlam bir
alt yapı üzerine oturması için, bazı kavramları açıklayıcı temel bilgilere yer verilmiştir.
Ayrıca, uygulamalı örnekler verilerek öğrencilerin ve uygulamadaki ziraat mühendislerinin bilgiyi öğrenmesi ve öğrendikleri bilgileri
özgüvenle kullanmalarına yardımcı olunması
da düşünülmüş, daha açık bir anlayışa doğru
yönlendirmek ve hayvancılıkta iklimsel çevre ve denetim ilkelerini daha bilinçli olarak
kavramalarını sağlamak da öngörülmüştür.
Böylece, hayvan barınaklarında yapı ana
unsurlarının belirlenmesi ve ısı-nem dengesinin hesaplanması da en doğru biçimde ya-
pılabilecektir.
Kaynaklar).
Barınaklar, çiftlik hayvanlarının sağlık, gönence ve verimlilikleri için temel bir ögedir.
Kitap, bu çıktılarda etken olan ilkeler ve süreçleri açıklamakta ve bunları anlamanın
barınak planlamasında nasıl özel bir yeri olduğunu göstermektedir. Ticari ve ekonomik
boyutta değerlendirilmeleri yönünde, hayvanların biyolojik yanıtları ve refah gereksinimlerine odaklanıp çevresel bir ortam olarak barınaklara gereken önem verilmelidir.
Kitap, özgün bilgiler içermekte olup geniş bir
kaynak yelpazesi ile akademisyen ve profesyonellere de yönelik hazırlanmıştır.
II. Bölüm: Hayvancılıkta Isıl Çevre ve Denetim İlkeleri (Vücut Sıcaklığının Kimyasal Yolla
Durağan Tutulması, Vücut Sıcaklığının Fiziksel Yolla Durağan Tutulması, Düşük Sıcaklık
Sorunları, Yüksek Sıcaklık Sorunları, Çiftlik
Hayvanlarında Vücut Yüzey Alanı, Çiftlik Hayvanlarında Isı ve Nem Üretimi, Biyoiklimsel
Çevre ve Çiftlik Hayvanlarında Verimliliğe Etkisi, Çiftlik Hayvanlarında Optimum Isıl Çevrenin Simülasyon Yöntemi ile Belirlenmesi,
Kuluçkada Embriyo Gelişimi İçin Optimum
Isıl Çevrenin Simülasyon Yöntemi ile Belirlenmesi, Tavuklarda Baş-Boyun Gibi Kısmî
Vücut Yüzeylerinde Su Püskürtmeyle Serinletmenin Modelleşmesi, Kaynaklar).
Öğrenmenin en iyi yolu, öğrenmeye zaman
ayırarak uygulamalar yapmaktır.”
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi mezunu
Prof. Dr. Salim Mutaf, emeklilik dönemini çok
iyi değerlendirip mesleğinin en önemli eserini ortaya koymayı başarmıştır. Hayvancılık
alanında çalışan üreticilerimiz, bu kitapta
tavsiye edilen yöntemleri uyguladıkları takdirde büyük gelir elde edecek, Türkiye ekonomisine de canlılık getireceklerdir.
Kitap, Prof. Dr. Salim Mutaf’ın yazdığı Ön Söz
ile başlamaktadır. Ön Söz’deki, kitabın yazılış
amacı ve temel özellikleriyle ilgili paragraflar,
arka kapakta yer aldığı biçimiyle yazımızda
değerlendirilmiştir. Altı bölümden oluşan kitabın bölüm ve alt bölüm başlıkları şöyledir:
I. Bölüm: Biyolojik Sistemlerin ve Barınaklarda İklimsel Çevre Denetim İlkelerinin Fizik, Termodinamik, Isı-Kütle Geçiş Bilimi ile
İlişkileri (Biyolojik Dünyada Enerji Dolanımı,
Termodinamik ve Enerji, Temel Büyüklükler
ve Birimler, Sistem, Enerji ve Enerji Biçimleri,
Sistemin Özellikleri, Denge Hâli ve Hâl Değişimi, Basınç, Sıcaklık, Saf Madde ve Özellikleri, Entalpi, İdeal ya da Mükemmel Gaz Hâl
Denklemi, Isı Aktarımı, Özgül Isılar, Biyolojik Sistemlerin ve Hayvan Barınaklarındaki
Isıl Çevrenin Termodinamik-Fizik ile İlişkileri,
III. Bölüm: Psikrometrik Çizge ve Hayvan Barınaklarında İklimlendirmenin Temel İlkeleri
(Psikometri, Özgül Isı, Duyulur Isı, Mükemmel Gaz Hâl Denklemi, Atmosferik Havanın
Toplam Isısı ya da Toplam Entalpisi, Adyabatik Doyma, Kütlenin ve Enerjinin Korunumu,
Temel Tanımlar, Psikometri Uygulamaları,
Islak ya da Nemli Havanın Adyabatik Olarak
Karıştırılması, Kaynaklar).
IV. Bölüm: Hayvan Barınaklarında İklimsel
Çevre ve Denetim İlkeleri (Hayvancılıkta
Çevre, Hayvan Barınaklarında Isı Aktarımı,
Isıl Denge, Düşük Sıcaklıkta Sorunlar, Yüksek
Sıcaklıkta Sorunlar, Yalıtım Düzeyinin ve Buharlaşma ile Serinletmenin Verimliliğe Etkisi,
Hayvan Barınaklarında Yapı Ana Unsurlarının
Belirlenmesi ve Isı-Nem Dengesi, Hayvan Barınaklarında Isıl Çevre ve Denetimi, Hayvan
Barınaklarında Isıl Çevre Denetimine İlişkin
Örnekler, Kaynaklar).
V. Bölüm: Hayvan Barınaklarında Havalandırma ve İklimlendirme İlkeleri (Doğal Havalandırma, Barınak İçindeki Doğal Basınç Dağılımı, Doğal Havalandırma ve Boyutlandırma,
Etkin Hava Çıkış-Giriş Boşlukları, Geometrik
Hava Çıkış Boşlukları, Geometrik Hava Giriş
45
Boşlukları, Binaların Yerleşimi ve Yön Seçimi,
Doğal Havalandırma Hava Giriş Çıkış Boşluklarının Konumları, Kümeslerde Yaz Kış Doğal
Hava Değişiminin Kümes İçi Psikometrik Sonuçlara Etkileri ve Hava Debisinin Hesaplanma İlkeleri, İklimlendirme İlkeleri, İklimlendirme Uygulamaları, Etlik Piliç Kümeslerinde
Doğal ve Elektriksel Havalandırmanın Kümes
İçi Isıl Çevre Koşullarına Etkisi, Kaynaklar).
VI. Bölüm: Hayvan Barınaklarında İklimlendirme (Nemli Havanın Termodinamik Özellikleri, Doymuş Suyun Termodinamik Özellikleri, İklimlendirme İşlemleri, Su ile Nemlen-
dirme ya da Buharlaşmalı Soğutma, Nemlendirici Etkinliği, İklimlendirme Uygulamaları,
Kaynaklar).
Kitap, Örnek Sorular ve Dizinler başlıklı ek
bölümlerle sona ermektedir.
Prof. Dr. Salim Mutaf’ın kitabı, Ziraat Fakülteleri öğrencileri yanında, hayvan çiftliği sahibi bütün üreticiler tarafından kullanılacak,
bilim ve ekonomi dünyamıza önemli yararlar
sağlayacaktır. Kitabı hazırlayan Prof. Mutaf’ı
ve yayımlayan Çevre Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı yöneticilerini kutluyoruz.
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...
46
TÜRK KOOPERATİFÇİLİK KURUMU
GENEL KURUL İLANI
Türk Kooperatifçilik Kurumu Derneğimizin 2013 yılı Olağan Genel Kurul toplantısı aşağıdaki
gündem ile 29 Mart 2014 Cumartesi günü saat 11:00’de Türk Kooperatifçilik Kurumu toplantı
salonunda (Ceyhun Atıf Kansu Cad. 1271.Sok. No:35/9-10 Balgat/ANKARA) yapılacaktır.
Çoğunluk sağlanamaması durumunda aynı gündem ile 05 Nisan 2014 Cumartesi günü saat
11:00’de aynı adreste tekrar yapılacaktır.
Üyelerimize duyurulur.
GÜNDEM
Prof. Dr. Rasih DEMİRCİ
Türk Kooperatifçilik Kurumu
Yönetim Kurulu Başkanı
1.Açılış
2. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı
3. Başkanlık Divanının Seçilmesi
4. Açılış Konuşması
5. 30 yılını dolduran üyelere plaket takdimi
6. 2013 Yılı Faaliyet Raporu ve Denetim Raporunun okunması ve müzakere edilmesi
7. Yönetim ve Denetim Kurullarının İbrası
8. 2014 yılı çalışma programı ve bütçe teklifinin görüşülmesi
9. 2014 yılı Çalışma programı bütçesinde gerektiğinde gider ödemeleri arasında aktarma ve değişiklik yapmaya, fasıllar ve bölümler açmaya ve kapatmaya ilişkin Yönetim Kuruluna yetki
verilmesi,
10. Kurum üyelerine ödenecek yolluk ve yevmiye ile Kurum organlarında görev alanlara ve
kurum personeline ödenecek ücretleri belirlemek üzere Yönetim Kurulunun yetkili kılınması,
11. Kurum mülkiyetinde bulunan arsaların üzerine bina yapılması, kat karşılığı verilmesi,
satılması veya benzer şekilde değerlendirilmesi, ayrıca yeniden gayrimenkul satın alınması,
satılması, bağışlanması ve intifa ve irtifak haklarının tesisi ve devredilmesi hususunda Yönetim
Kuruluna yetki verilmesi,
12. Yabancı ülkeler kooperatif kuruluşlarıyla kooperatifçilik konusunda teknik, bilimsel,
eğitim, kültürel ve sair konularda işbirliği yapmak veya işbirliğini veya koordinasyon hizmetlerini öngören protokol ile sair anlaşmalar imzalamak konusunda Yönetim Kuruluna yetki verilmesi,
13. Kuruma yeni üye kabulü ve mevcut üyelerden üyelik şartlarını kaybedenlerin üyeliklerinin
sona erdirilmesi konularında Yönetim Kuruluna yetki verilmesi,
14. Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan Türk Kooperatifçilik Kurumu Basın Yayın
Araştırma Danışmanlık ve Eğitim Hizmetleri İşletmesi sermayesinin 150.000-TL. arttırılmasına,
15. Yönetim ve Denetleme Kurulu Üyelerinin Seçilmesi
16. Dilek ve Temenniler,
17.Kapanış
47
TÜRK KOOPERATİFÇİLİK EĞİTİM
VAKFI GENEL KURUL İLANI
Türk Kooperatifçilik Eğitim Vakfı 2013 yılı 31.Olağan Genel Kurul toplantısı aşağıdaki
gündem ile 29 Mart 2014 Cumartesi günü saat 12.00‘de Türk Kooperatifçilik Kurumu
toplantı salonunda (Ceyhun Atıf Kansu Caddesi 1271. Sokak Nu: 35/9-10 Balgat/ ANKARA) yapılacaktır.
Çoğunluk sağlanamaması durumunda aynı gündem ile 05 Nisan 2013 Cumartesi günü
saat 12:00’de aynı adreste tekrar yapılacaktır
Üyelerimize duyurulur.
Prof. Dr. Nevzat AYPEK
Türk Kooperatifçilik Eğitim Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı
GÜNDEM
1.Açılış
2. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı
3. Başkanlık Divanının Seçilmesi
4. Açılış Konuşması
5. 2013 Yılı Faaliyet Raporu, Bilanço ve Gelir Gider Tablosu ile Denetim Kurulu
Raporunun okunması ve müzakere edilmesi
6. Faaliyet Raporu, Bilanço ve Gelir Gider Tablosu ile Denetim Kurulu
Raporunun Onaylanması,
7. Yönetim ve Denetim Kurullarının İbrası
8. 2014 Yılı Çalışma Programı ve Bütçe Teklifinin Görüşülmesi
9. Gayrimenkul Alım ve Satımıyla İlgili Yönetim Kuruluna Yetki Verilmesi
10. Yönetim, Denetleme ve Çalışma Kurullarına Ödenecek Ücretlerin Tespiti İçin
Yönetim Kuruluna Yetki Verilmesi
11. 2014 Yılı Bütçesinde Gerektiğinde Gider Ödemeleri Arasında Aktarma ve
Değişiklik Yapmaya, Fasıllar ve Bölümler Açmaya ve Kapatmaya İlişkin
Yönetim Kuruluna Yetki Verilmesi
12. Yönetim ve Denetleme Kurulu Üyelerinin Seçilmesi
13. Dilek ve Temenniler,
14.Kapanış
48
Download

İndir (PDF, 1.9MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu