Başyazı
Karınca Dergimizin Kasım 2011 sayısında
Nusret Namık UZGÖREN’e önemli bir yer
ayırdık. Çünkü N. N. UZGÖREN yakın tarihimizin kooperatifçilik konusunda yetiştirdiği en büyük öncüsüydü. Hatta birçoklarına, Türkiye’de kooperatifçilik hareketini
ve tarihçesini bilenler ve takip edenlere,
kooperatifçilik hareketine gönül verenlere
göre; 19. yüzyılda Türk kooperatifçiliği için,
Rahmetli Mithat Paşa nasıl bir anlam ifade ediyorsa, yirminci yüzyılda da merhum
Nusret Namık UZGÖREN aynı anlamı ifade
etmektedir.
Nusret Namık UZGÖREN bundan 20 yıl önce, 22 Kasım 1992 tarihinde Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Nusret Namık UZGÖREN
Cumhuriyetimizin ilk yıllarından başlayarak ölüm tarihi olan 22 Kasım 1992 tarihine kadar Türk Kooperatifçilik hareketinin
hemen her alanı ile meşgul olmuş ve bütün ömrünü Türk kooperatifçiliğinin gelişmesine ve ilerlemesine vermiştir. Bunların
da ötesinde, bu mümtaz insan tam otuzüç
yıl, kooperatifçilik konusunda ülkedeki hemen herkese feyz vermiş ve kooperatifçilik konusunda bugün de son derece ciddi
faaliyetler içinde olan, Türk Kooperatifçilik
Kurumuna bilfiil başkanlık yapmıştır. Elbette ki merhum Nusret Namık UZGÖREN’in
Türk kooperatifçiliği için, Türkiye Halk Bankası için, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi
ve Kefalet Kooperatifleri için, Türk Kooperatifçilik Kurumu ve diğer sosyal dayanışma ve yardımlaşma kurum ve kuruluşları
için yaptıklarını unutmayacağız. Nusret
Namık UZGÖREN’in yaptıklarını saymakla
bitirmek elbette ki mümkün değildir. Nus-
ret Namık UZGÖREN ne kadar çok yazılsa,
ne kadar çok söylense, ne kadar çok yadedilse ve ne kadar çok anlatılsa yine de
azdır, o kooperatifçilik başta olmak üzere
iktisadi ve sosyal, hatta kültürel anlamda
yardımlaşma ve dayanışma konusunda son
yüzyılımızda Türk Milletinin yetiştirdiği en
büyük insanlardan birisidir.
Karınca Dergimiz, bir karınca çalışkanlığı
azmi ve tevazu içinde hiç durmak ve usanmak bilmeksizin yayın hayatına 80 yıldır
devam etmektedir. Dergimiz ilk yayınlandığı 1930’lu yıllardan günümüze kadar,
devamlı gelişmiş, yayılmış ve üretken bir
özellikle hayatını devam ettirmiştir. Dergimizin Kasım sayısında Nusret Namık UZGÖREN ile birlikte kooperatifçilik ülküsünü
paylaşmış dernekçiler olarak bazı çalışma
arkadaşlarının yazılarını bulacaksınız. Öyle
ümit ediyorum ki bu yazılanlar zevkle okunacaktır.
Nusret Namık UZGÖREN 20 yıl önce aramızdan ayrılmıştır, o artık yaşamıyor. Ama
onun bizlere, kooperatifçilere verdiği kooperatifçilik aşk ve ülküsü bütün sıcaklığı ile
devam ediyor. Bizim görevimiz bu ülküye
sadakatle bağlı kalarak onu daha ileriye
götürmek ve bu alanda daha büyük başarılar elde etmektir. Eğer bizler bu alanda
başarılı olursak ülke kooperatifçiliğini daha
ileriye götürebilirsek ve bu sayede memleketimizin iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmasında önemli gelişme ve başarı sağlayabilirsek Nusret Namık UZGÖREN’in ruhu
şadolacaktır.
1
20. MİLLETLERARASI TÜRK
KOOPERATİFÇİLİK KONGRESİ
YAPILDI
Hayati YAZICIOĞLU (Gümrük ve Ticaret Bakanı)
Türk Kooperatifçilik Kurumu tarafından
3 yılda bir düzenlenen Milletlerarası Türk
Kooperatifçilik Kongresinin 20.’si, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
100. Yıl Kültür Merkezinde yapıldı.
Türk Kooperatifçilik Kurumu tarafından 6-7
Ekim 2011 tarihlerinde gerçekleştirilen 20.
Milletlerarası Türk Kooperatifçilik Kongresinde “Ekonomik Krizlerin Önlenmesinde
Sosyal Ekonomi Politikalarının Rolü ve Önemi” konusu ele alındı.
Kongreye, başta Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati YAZICI olmak üzere Kurumumuz
2
Kongre Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr.
Burhan AYKAÇ ve Yönetim Kurulu, Tarım
Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Başkanı İlhami TEKE ve Genel Müdür Abdullah
KUTLU, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürü İsmail KALKAN,
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Başkanı
Muammer NİKSARLI, Tüm Tüketim Kooperatifleri Başkanı Yakup ESEN, TİKA uzmanı
Yeşim BAKTIR, sivil toplum kuruluş temsilcileri, bürokratlar, yurt içi ve yurtdışından
bilim adamları, uzmanlar, kooperatifçi ve
davetliler katıldı.
Kongrenin açılışında yaptığı konuşmada
kurum ve kuruluşun katıldığı geniş bir platformda oluşturulduğunu bildirdi.
Prof. Dr. İzzet GÜMÜŞ
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati YAZICI, uluslar arası düzeyde kooperatifler arasında
işbirliği ve ticaretin geliştirilmesinin, deneyimlerin paylaşılmasının, kooperatifçiliğin
ve ülke ekonomilerinin geliştirilmesi açısından büyük önem arz ettiğini ifade etti.
Kooperatifçilik alanında yaptıkları çalışmalardan bahseden Bakan YAZICI, kooperatifçiliğin 8.5 milyon gönüllü insanın katıldığı
büyük bir ekonomik girişim haline geldiğini
belirtirken kooperatifçiliğin geliştirilmesi
için 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun
günümüz şartlarına uygun hale getirilmesine yönelik çalışmalar yaptıklarını ve 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri
Hakkında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile bu birliklerin
borçlarını yapılandırmayı ve
sürdürülebilir bir finansman yapısına kavuşturmayı hedeflediklerini söyledi.
Önemli bir çalışmalarının da bu
yıl hazırladıkları “Türkiye Kooperatifçilik Strateji Belgesi” olduğunu belirten Bakan YAZICI,
bu belgenin; finans kuruluşları,
meslek ve sivil toplum örgütleri,
sendikalar ve üniversiteler dahil
olmak üzere 50’ye yakın ilgili
Kooperatiflerin mali imkansızlıklar nedeniyle gerçekleştiremedikleri üretim ve istihdama
katkısı olacak projeleri desteklemek üzere de Kooperatiflerin Desteklenmesi Programı’nı
(Koop-Des) hazırladıklarını anlatan YAZICI, önümüzdeki yıl uygulamaya başlayacakları bu projeyle özellikle dezavantajlı gruplarca kurulan kooperatifleri destekleyerek reel sektörün içinde daha fazla
yer almalarını sağlayacaklarını bildirdi.
Birleşmiş Milletler (BM) kooperatiflerin
sosyal gelişmedeki rolünü vurgulamak ve
verimli çalışmalarını sağlamak üzere etkin
politikaların oluşturulmasını teşvik amacıyla 2012 yılını “Uluslar arası Kooperatifler Yılı” olarak ilan ettiğini anımsatan YAZICI, bu kapsamda Türkiye’de düzenlenecek
etkinliklerin koordinasyonunu Gümrük ve
Ticaret Bakanlığının yürüteceğini kaydetti.
Türk Kooperatifçilik Kurumu Başkan Yardımcısı İzzet GÜMÜŞ de kongrenin 20’ncisinin düzenlendiğini, bundan sonra da her
üç yılda bir düzenlenmeye devam edecek-
Toplantıya katılan bilim insanları
3
Hüsnü POYRAZ
lerini bildirdi.
GÜMÜŞ, iki gün boyunca sürecek kongreye Fransa, Almanya, İspanya, Ukrayna,
Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Çin gibi ülkelerden temsilcilerin
bildirileriyle katıldığını kaydetti.
Konuşmaların ardından Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Eski Müsteşarı ve Tarım Kredi
Kooperatifleri Merkez Birliği Eski Genel
Müdürü Hüsnü POYRAZ’ın başkanlığında,
kongrenin açılış oturumu gerçekleştirildi.
Oturumda Merkez Bankası’ndan Necdet
ŞENSOY açılış tebliğini sundu.
Açılış tebliğini sunan Merkez Bankası’ndan
Necdet ŞENSOY 1. oturuma da başkanlık
yaptı. 1. oturuma Federal Almanya’dan
Klaus ERDMANN; “Avrupa Birliği Sosyo
Ekonomi Politikalarında Düzenleyici Yapı Olarak Açık Koordinasyon Yöntemi”,
İspanya’dan Carmen Guzman Alfonso; “
Sosyal Ekonomi Klasik Girişimcilik Modeli-
4
ne Alternatif Olarak Geçerli ve Sürdürülebilir mi? Andalusia Bölgesi Üzerine Teorik
Ampirik Bir Çalışma”, Abdullah KARAKAYA;
“Kooperatifçiliğin Gelecek Vizyonu ve Yerel
Kalkınma Stratejileri Arasındaki İlişki: Karabük İlindeki Konut Yapı Kooperatiflerine
Yönelik Bir Araştırma” konulu bildirilerini
sundular.
Öğlen
yemeğinden
sonra
Klaus
ERDMANN’ın başkanı olduğu 2. Oturuma
geçildi. Bu oturuma Ukrayna’dan Svitlana
Nesterova; “Kooperatifçilik İlkelere Uygunluğu Bakımından SSCB’deki Kolhozlar ve
Kollektivizasyon Politikası”, İ. Hakkı İnan;
“Küresel krizler ve Türkiye’de Küresel Krizi Önlemede Kooperatiflerin Rolü”, Özkan
Leblebici; “Tarımda Küresel Üretim Örgütleri ve Kooperatifler”, Abdullah Ökçesiz;
“Ekonomik Sistemler İçerisinde Kooperatiflerin Rolü” konulu bildirilerini sunmuşlardır.
3. Oturum TESKOMB Yönetim Kurulu Baş-
kanı A. Kadir Akgül yönetiminde başlamıştır. Bu oturuma Çin’den Qiang Erdmannxın; “Çin Toplumsal Yapısında Nüfusun
Yapısal Değişimi”, Özlem Yıldırır Kocabaş;
“Türkiye’de Kooperatifçilik Düşüncesinin
Gelişimi” konulu bildirilerini sunmuşlardır.
Kongrenin ilk gününün akşamı Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğince Merkez
Birliğinde bir akşam yemeği organize edildi. Yemeğe başta Merkez Birliği Yönetim
Kurulu Başkanı İlhami Teke olmak üzere
Genel Müdür Abdullah Kutlu, Tarım ve
Köyişleri bakanlığı Eski müsteşarı ve Tarım
Kredi Kooperatifleri Eski Genel Müdürü
Hüsnü Poyraz, Türk Kooperatifçilik Kurumu
yetkilileri ve Kongre
için yurtiçi ve yurtdışından gelen misafirler
katıldı. Yemekten sonra konuklar kaldıkları
Başkent Öğretmen evine götürüldüler.
lerinin Ortakların Performanslarına Olan
Etkisi” konulu bildirilerini sundular.
Oturumun sonunda söz alan ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin özelliğinin bünyesinde
seçilmişlerin yanında profesyonellerin de
bulunması olduğunu ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin geçmişin aksine bugün oldukça
iyi bir noktada bulunduğunu söyleyen Başkan İlhami Teke, “Bütün çalışanlarımızla
gurur duyuyoruz. Herkes üzerine düşen
gayreti göstermektedir. Geçmiş dönemde
bu sektörde ne büyük sıkıntılar yaşandığını
hepimiz biliyoruz. Bu sıkıntıları her geçen
gün aşarak ülkemizdeki kooperatifçiliğin
İki gün süren kongrede
farklı ülkelerden çok
sayıda yabancı temsilcinin katılımıyla beş
ayrı oturum gerçekleştirildi. Kongrenin ikinci
Toplantıya katılan bilim insanları
gününde gerçekleştigelişmesi adına da Tarım Kredi Kooperatifrilen 4. Oturumun başkanlığını da Merkez leri olarak katkı sağlıyoruz” dedi.
Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İlhami Teke
yaptı. Başkanlığını Teke’nin yaptığı oturum- Daha sonra kongrenin kapanış oturumunda Ukrayna’dan Katerina Nuzhenko; “Küre- da kongre tertip komitesi başkanı ve Türk
selleşme Sürecinde Ekonomi Üniversite- Kooperatifçilik Kurumu Yönetim Kurulu
lerinin Kooperatif Modeli”, Fatma Arpacı; Üyesi Prof. Dr. Burhan AYKAÇ iki gün süren
“Ekonomik Kriz Dönemlerinde Ailelerin kongrenin bir değerlendirmesini yaparak
Davranışlarına İlişkin Görüşler”, Funda Ül- bütün yerli ve yabancı katılımcılara teşekker; “Kooperatif İşletmeler de İşgörenlerin kür etti. Aynı günün akşamı yerli ve yabanİş Tatmininin Belirlenmesine Yönelik Bir cı katılımcılara TESKOMB (Türkiye Esnaf ve
Çalışma: Tarım Kredi Kooperatifleri Örne- Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleği”, Necdet Bilgin; “Tarımsal Kooperatifler- ri Birlikleri Merkez Birliği) Yönetim Kurulu
de Yöneticilerin Karizmatik Liderlik Özellik- Başkanı A. Kadir Akgül akşam yemeği verdi.
5
NUSRET UZGÖREN
Güngör URAS *
Uzun yıllar Türk kooperatifçilik kurumu
Başkanlığını yapan Nusret Uzgören 1999
yılında 92 yaşında öldü. Hali vakti yerinde
bir Osmanlı ailesinin çocuğu idi. Ağabeyi
Vedit Uzgören ile birlikte yabancı dadılar
elinde büyütülmüşlerdi.,.
Temel eğitimine 1904 yılında İstanbul
Şehzadebaşı Amcazade Hüseyin Paşa
İptidaisi’nde başladı. Koska Burhan-ı Terakki Mektebi’nde rüştüye eğitimini tamamladı.. 1911 yılında Kadiköy Sen Jozef Okulu’na
girdi. 1. Dünya Savaşı’nın çıkması ve bu
okulun kapanması, sonucu Galatasaray’a
geçti.. 1915 yılında babası Namık Bey’in
Brindizi Konsolosluğuna tayin edilmesi
üzerine İtalya’ya gitti. Lise eğitimini 1918
yılında Lozan’da tamamladı.
Ağabeyi Vedit Uzgören ölümüne kadar
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalemi’nde çalıştı.
İsmet Paşa’nın yabancı dil sorunlarına yardımcı olduğu söylenirdi.
Ağabeyinin İsmet Paşa’nın çevresinde
çalışmasının etkisinde Nusret Uzgören,
Türkiye’ye döndüğünde kendisine Merkez
Bankası’nda görev verilmişti. Daha sonra
Ziraat Bankası’nda çalıştı.
Nusret Uzgören Almanya’da Avrupa kooperatifçilik hareketine öncülük eden iki fikir adamının yaptıklarını öğrenmişti.
* Prof. Dr.
6
-Tarım kredi ve üretim kooperatifleri hareketinin öncüsü Raiffeisen,
-Esnaf ve küçük sanatkarların kredi ve üretim kooperatiflerinin öncüsü Schulze Delitzch.
Ziraat Bankası’ndaki çalışmalarında mevcut tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri sisteminin “Raiffeisen” ilkeleri doğrultusunda çağdaş hale getirilmesine gayret
etmişti.
Merkez Bankası’nda görevli iken ise,
Avrupa’da görüp öğrendiklerini Türkiye’de
uygulama arayışında;Ankara Bahçelievler
Kooperatifi’ni kurdu., Bahçelievler projesinin gerçekleştirilmesine öncülük etti. (Bu
konuda Selim İlkin ve İlhan Tekeli’nin yaptıkları bir araştırma Kent-Koop yayını olarak
çıkmıştır.) Ankara Bahçelievler Kooperatifi,
Türkiye’de gerçek konut kooperatifçiliğinin
ilk hareketi olarak kabul edilir.
Daha sonra Ankara Memurlar Kooperatifi’ni
kurdu. Ankara Memurlar Kooperatifi de,
Türkiye’de tüketim kooperatifleri hareketinde ilk başarılı modeldir.
Atatürk tarafından İstanbul’da kurdurulan
ve daha sonra merkezi Ankara’ya naklonulan Türk Ekonomi Kurumu ile Türk Kooperatifçilik Kurumu Yönetim Kurulularında
babam Halit Uras, Nusret Uzgören ile birlikte çalışırlardı.
1945-1946 Yıllarında Ankara Halkevi Binası
büyük salonunda hafta sonları kooperatifçilik konferansları verilirdi.
Ben Nusret Uzgören’i o konferanslarda tanıdım. Ortaokul ilk sınıf öğrencisi olmama
rağmen babam beni o konferanslara götürürdü.
Sonra Nusret Uzgören, Türk Kooperatifçilik
Kurumu başkanı oldu. Yıllarca önce babam,
sonra ben yönetim kurulunda Türk Kooperatifçiliğinin gelişmesi için birlikte çalıştık.
1940’lı yılların sonlarında Türk Ekonomi
Kurumu’nun Ankara Sergievi binası Opera
olunca, kuruma İstasyona yakın bir başka
sergievi binası yaptırıldı. O da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası binası olarak kullanmaya başlanınca kurum için Kızılay’da
bir apartmanda 4 daire satın alındı.
Türk Kooperatifçilik Kurumu’nun binası yoktu. Kızılay’da değişik apartmanların
zemin katlarında faaliyet gösterirdi. Daha
sonra uzun çabalarla temin edilen kaynağa dayalı olarak Kızılay’daki bina inşa edildi.
Nusret Uzgören 1948 yılında Halk
Bankası’na genel müdür olarak tayin edildi. O zamana kadar Halk Bankası küçük sanat kooperatiflerini finanse eden bir küçük
kuruluş niteliğini taşıyordu.
Nusret Uzgören, Halk Bankası Genel Müdürlüğü döneminde kooperatifçilik hareketinin yayılmasına çaba gösterdi.
Nusret Uzgören;
“Sattığını sermayesinden ziyade emeğiyle istihsal eden veya bizzat istihsal ettiğini
satan küçük ve orta çaplı üreticinin kredi
ihtiyacını” diğer bankalardan temin edemediğini gören Herman Schulze Delitzsch
(1808-1883) isimli bir Alman kooperatifçi,
1850 yılında Almanya’da ilk “Halk Kredisi
Sandığı”nı kurdu. “Halk Sandıkları” Avrupa
ülkelerinde hızla yayıldı. Zamanla bankaya
dönüştü.
-Halk Bankası’nın Türkiye’nin tüm esnaf ve
sanatkarın kredi sorununa eğilmesine imkan verecek bir yapıya kavuşmasına öncülük etti.
-İlk esnaf hareketini başlattı. Esnaf derneklerinin ve birliklerinin kurulmasına öncülük
etti.
-Dışa açık bir kişiliğe sahip olması nedeniyle, Halk Bankası’nın esnaf derneklerinin,
esnaf kefalet kooperatiflerinin ve tüm kooperatifçilik hareketinin yurtdışında benzerleriyle ilişkiler kurup, bu ilişkilerin geliştirmesine öncülük etti.
Nusret Uzgören çok okurdu. Zengin bir kütüphanesi vardı. Türk Kooperatifçilik Kurumu eski Genel Sekreterlerinden Celal Uzel,
“Nusret Uzgören diyor ki…” adı ile bazı
önemli görüşlerini kitap haline getirmişti.
Türk Kooperatifçilik Kurumu yayın organı
Karınca Dergisi’nde de yayınlanmış görüş
ve konuşmaları vardır.
Halk Bankası diğer bankalardan farklı bir
bankadır. Özelliği olan bir bankadır.
Tuna Valiliği sırasında Avrupa’da olanı biteni gören Mithat Paşa 1863 yılında “Memleket Sandığı”nı kurdu. 1888 yılında “Menafi
Sandıkları” kurulmaya başlandı.
Uzun bir aradan sonra, 1933 yılında Mustafa Kemal, ülkedeki küçük üreticinin ve
esnafın kredi sorunlarını çözmek arayışında Avrupa’daki “halk sandıkları” modeline
dayalı “Halk Sandıkları ve Halk Bankası” kanununu çıkarttı.
Avrupa’daki modeline göre Türkiye’de de
mahalli müteşebbislerin, mahalli sermayeyle halk sandıklarını kurmaları, halk ban7
kasının ise bir halk sandıkları merkez ban- Küçük sanayiciyi, küçük sanat erbabını ve
kası gibi bu sandıkları desteklemesi öngö- esnafı kredilendiren, küçük sanayinin çağrülüyordu.
daş makinelerle tanışmasına imkân veren,
Ama Halk Sandıkları ve Halk Bankası 1938 küçük sanayiden KOBİ’ye geçişinin yolunu
yılında faaliyete geçebildi. Ankara, İstanbul açan banka oldu.
ve İzmir’de kurulan halk sandıkları bölgelerindeki, dokumacıların, küçük sanat kooperatiflerinin ve küçük üreticilerin üretimlerini destekledi.
1950’den sonra Celal Bayar ve Adnan
Menderes Halk Bankası’na ilgi gösterdiler, önem verdiler. Halk Bankası, Demokrat Parti iktidarı döneminde Küçük Sanat
Kooperatifleri’nin, Esnaf Dernekleri’nin,
Esnaf Kefalet Kooperatifleri’nin kurulmasını, ülkeye yayılmasını sağladı.
Anadolu’da bugün gelişen, büyüyen imalat
sanayinin temelinde Halk Bankası kredilerinin büyük payı vardır. Türkiye’de orta sınıfın güçlenmesinde, esnaflıktan üretime
geçmesinde Halk Bankası kredileri etkili
olmuştur.
Bugün sanayide en ileri aşamaya gelmiş
Avrupa ülkelerinde bile halk bankaları küresel alanda ün yapmış dev bankalar yanında yaşamaya devam ediyor...
BÜYÜK KOOPERATİFÇİ NUSRET
UZGÖREN’İ ANARKEN
Ziya Gökalp MÜLAYİM*
Nusret UZGÖREN Türk Kooperatifçiliğinin kuşkusuz en önemli şahsiyetlerinden
birisidir. Bütün hayatını kooperatifçiliğe
adamış ve ülkemizde kooperatifçiliğin
benimsenmesine ve yayılmasına büyük
katkı sağlamıştır.
raberce katılmak benim için büyük bir
şans ve onur olmuştur. Bütün bu beraberliğimiz benim teori ve uygulamadaki kooperatifçilik formasyonumun bazı
yönlerden gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
Nusret UZGÖREN gibi çok değerli bir
kooperatifçiyi onlarca yıl tanımak
(1957’den itibaren), onunla uzun yıllar
Türk Kooperatifçilik Kurumunda beraber
çalışmak, birçok toplantıda bir arada bulunmak, hatta 1972’de Roma’da ICA’nın
düzenlediği bir Uluslar arası Dünya Kooperatifçilik Kongresine (The Open World
Conference on the Role of Agricultural
Co-operatives in Economic and Social
Development ; Rome 22-26 May 1972)
Türk Kooperatifçilik kurumu adına be-
Nusret UZGÖREN’in bizzat dinlediğim
bir konuşmasında kooperatifçiliğimizin
Atatürk dönemini altın dönemi, 1980’lere kadar olan dönemi gümüş dönemi,
1980 sonrasını teneke veya bakır dönemi olarak nitelemesi, (benimde tamamen katıldığım) Türk kooperatifçiliği
hakkında duyduğum en özgün ve çarpıcı
bir saptamadır.
* Prof. Dr., Kooperatifçi
8
Bütünüyle Nusret UZGÖREN, hiçbir zaman unutulamayacak ve daima saygıyla
anılacak bir kooperatifçidir.
ÖLÜMÜNÜN 20. YILINDA BÜYÜK
KOOPERATİFÇİ NUSRET NAMIK
UZGÖREN’İ ANARKEN
Nail TAN
20 Mayıs 2011 tarihinde kuruluşunun 80.
yıl dönümünü gururla kutlayan Türk Kooperatifçilik Kurumuna en çok hizmet edenlerin başında Nusret Namık Uzgören gelir.
22 Kasım 1991 tarihinde aramızdan ayrılan rahmetli Uzgören; 27 Mart 1937-30
Haziran 1938, 22 Haziran 1945-26 Haziran
1949, 17 Haziran 1950-27 Eylül 1971 ve 12
Ocak 1974-3 Nisan 1977 tarihleri arasında
yaklaşık 29 yıl TKK Yönetim Kurulunun Başkanlığını yapmış çok seçkin bir kooperatifçi
ve STK yöneticisiydi. Türkiye Halk Bankası
Genel Müdürü, TC Merkez Bankası Yönetim
Kurulu Üyesi olarak çok önemli görevlerde
de bulunan Uzgören, banka yöneticilik tecrübesini TKK’ye aktarmasını bilmişti. Esnaf
ve sanatkâr kooperatiflerinin kredi bankası
Türkiye Halk Bankasındaki görevi, TKK’ye de
dergi aboneliğinde ve kurum binasının yaptırılmasında avantaj sağlamıştı.
Ben, onun Yönetim Kurulu Başkanı olduğu
1975 yılında TKK’ye üye oldum. Üye adaylarıyla tek tek görüştüğünü, çok seçici olduğunu söylediler. Daveti üzerine kendisiyle görüştüm. Âdeta sözlü sınav oldum. Beğenmiş
olacak ki, üyelik isteğim Yönetim Kurulunca
kabul edildi. Yönetim Kurulunda mutlak otorite idi. Karşı çıktığı bir teklifin kabulü asla
mümkün değildi. Karizmatik bir liderdi.
Uzgören’in TKK’ye sayısız hizmetinin yanında ikisi çok önemlidir ve her üye tarafından
iyi bilinmelidir. Bu hizmetlerin birinci ve en
önemlisi TKK’yi kiradan kurtarmak amacıyla 1949 yılında Ankara Mithatpaşa Caddesi
üzerindeki arsa ve üzerindeki tek katlı binanın satın alınması, daha sonra bu binanın
yıkılarak arsa üzerine çok katlı “Kooperatifler Sarayı” apartmanının yapılmasını sağlamasıdır. Bina, Yönetim Kurulunun düzenlediği piyango gelirleri, kooperatifçi banka
ve kuruluşların bağışlarıyla inşa edilmiştir.
Kurum, böylece kira giderinden kurtulduğu gibi kira geliri elde ederek daha verimli
hizmet yapar duruma gelmiştir. Uzgören’in
bina kazandırmadaki rolünü, hizmetini bilen TKK yöneticileri 23 Mayıs 1986 tarihinde
konferans salonuna “Nusret Namık Uzgören
Konferans Salonu” adını vermişlerdir. Sağlığında bu salonun açılış töreninde bulunmuş
ve şükranlarını belirtmiştir.
Uzgören’in TKK’ye ikinci büyük hizmeti, Karınca dergisinin yayımına özen göstermesi,
dergide önemli makaleler yazması ve abone
sayısını artırarak yaşamasını sağlamasıdır.
Karınca’ya çok önem verir, evladı gibi görürdü. Her sayısının bütün yazılarını okuyup
ilgili yazara görüşlerini söyleyen nadir üyelerimizden biriydi. Rahmetli Nurettin Hazar ağabeyimiz de böyle bir şahsiyetti. Her
genel kurulda Karınca’daki kooperatifçilikle
ilgili yazıların bir fihristinin, bibliyografyasının çıkarılmasını teklif ederdi. 1984 yılında
ben, Hayrettin İvgin ve İrfan Ünver Nasrattınoğlu bu görevi yerine getirince çok sevindi. Kitabımız; Karınca Kooperatifçilikle İlgili
9
Bibliyografya (Ankara 1984, 437 s. TKK Yayınları: 55) adıyla yayımlandı. Her vesileyle
bu kitabın önemini vurgular, hazırlayanlara
takdirlerini bildirirdi.
Uzgören, Ankara Yenimahalle semtinin bir
bahçeli evler yapı kooperatifi vasıtasıyla ortaya çıkmasının da mimarıydı. Bu eseriyle
de her zaman övünürdü.
TKK Konferans Salonu’nda düzenlenen bütün genel kurul toplantılarına ve konferanslara mutlaka gelir, müzakere bölümünde
söz alarak görüşlerini söylerdi. Genel Kurul
Raporunu titizlikle okuyup değerlendiren
nadir üyelerden biriydi. Konuşmasında, Yönetim Kurullarının hem beğendiği hem de
beğenmediği icraatlarından söz eder, yansız
eleştiriye özen gösterirdi. 1970-1980’li yıllarda TKK üyelerinin her STK’de görüldüğü
gibi iki siyasi görüş etrafında toplandıkları
görülmekteydi. Uzgören, sol ideolojik görüşe sahipti. Ancak, 1980 sonrası daha olumlu bir çizgiye gelmişti. Yönetim Kurullarının
güzel çalışmalarını övmekten geri kalmazdı. Söz gelimi; uluslararası kooperatifçilik
kongrelerinin yeniden düzenlenmesi, dergi
ve kitap yayımlarının sürdürülmesi, kurum
binasının onarılması, kira gelirlerinin artırılması, yeni arsa satın alınması onu ziyadesiyle memnun etmekteydi. Kurum yöneticileri,
üyeleri ona daima saygıyla yaklaşıyorlardı.
Rahmetli Nurettin Hazar ağabeyimizin bir
yazısında anlattığına göre; bir üyemiz bir
gün herkesin huzurunda Uzgören’e hakaret
etmiş. O, bu şahsa cevap vermemiş, onun
yerine üyeler hakaretçiye haddini bildirmişler. Ertesi gün, Uzgören kendisine hakaret
eden üyeye aralarında hiçbir şey olmamış
gibi davranmış, dargınlık göstermemiş . İşte
böylesine olgun bir şahsiyetti.
1980’li yıllarda rahatsızlıklar yaşamış, ameliyat olmuştu. Sağlık harcamaları dolayısıyla
sıkıntıya düşmüş, evini ısıtmakta bile zorlanmıştı. Bunca önemli görevlerde bulunmuş
10
kişinin düştüğü duruma bakın! Yüz metrekarelik çok mütevazı bir dairede oturuyordu. O yıllarda genel müdür emekli maaşı
düşüktü. Milletvekili emekliliği bile yoktu.
Eski Afyon milletvekili Osman Attila, geçimini sağlamak, emeklilik hakkı kazanmak
için Kültür Bakanlığında Basın Müşavirliği
yapıyordu. Bir ameliyat sonrası TKK’den bir
grup arkadaşla evine geçmiş olsun ziyaretine gittik. Kızı bakıyordu kendisine. Evdeki
eşyaların eskiliği, yıpranmışlığı hepimizi şaşırtmıştı. Çok onurluydu. Maddi sıkıntısını
bilen bir arkadaş (galiba Ayhan İnal’dı) evindeki kooperatifçilikle ilgili kitap ve dergileri
TKK’ye satmasını teklif etmiş. Kuruma parayla kitap satmayı etik bulmamış. Demiş ki;
“Kendimi bildim bileli Cumhuriyet gazetesi
okur ve her ay ciltletirim. Apartmanın deposunda yer olmadığı için 30-40 yıllık gazete
ciltlerimi TKK’nin Mithatpaşa Caddesi’ndeki
deposuna koydurmak zorunda kaldım. Onları satabilirseniz sevinirim. Evi onarıp çift
pencere yapar hiç olmazsa daha az yakıt parası veririm.” Bu durumu öğrenince, aklıma
Millî Kütüphane geldi. Başkan Dr. Müjgân
Cunbur’a olayı aktardığımda; “ Cumhuriyet
koleksiyonumuz eksikti, satın alıp tamamlayalım.” dedi. Depodan ciltler Millî Kütüphaneye götürüldü. Takdir komisyonu, o günün
parasıyla Uzgören’i memnun edecek bir bedel belirledi. Ödenen parayla Uzgören, bir
süre rahatladı. Bana her gördüğü yerde teşekkür etti.
TKK yönetici ve üyeleri, kuruma hizmet edenleri hiçbir zaman unutmayacak ve unutturmayacaktır.
Kendisini üstün hizmetleriyle tanımış olmakla övündüğüm Nusret Namık Uzgören’i
ölümünün 20. yılında saygıyla anıyorum.
Mekânı cennet olsun!
NUSRET NAMIK UZGÖREN’İ
ANARKEN
İrfan Ü. NASRATTINOĞLU *
Türk Kooperatifçilik hareketinin öncülerinden Kurumumuzun kurucusu Nusret Namık Uzgören’i
kaybedeli 20 Yıl oldu. Ama
itiraf etmeliyim ki biz
Türk
kooperatifçileri onu hiçbir zaman
unutmadık. Esasen
Kurumumuzun toplantı salonuna onun
adını vererek, adını
ölümsüzleştirdik.
Çünkü o sıradan bir
insan, sıradan bir
kooperatifçi değildi.
Bilindiği gibi Türk
Kooperatifçilik Kurumu, 1931 Yılında,
Ord. Prof. Muammer
Raşit Sevig, Prof. Dr.
Hasan Tahsin Aynî, Ord.
Prof. İbrahim Fazıl Pelin,
Prof. Münir Serin, Prof. A. Mithat Metya, Prof. M. Zühtü İnhan,
Prof. Dr. Muhlis Ethem Ete, Yunus Nadi
Abalıoğlu ve Alêttin Cemil Topçubaşı tarafından kurulmuştur.
*Türk Kooperatifçilik Eğitim Vakfı Kurucu Üyesi
20 Mayıs 1931 Tarihinde toplanan
ilk genel kurulda Yönetim Kurulu Başkanlığına Muammer Raşit Sevig seçilirken,
Yönetim Kurulu üyeliklerini de kurucu üyeler
üstlenmişlerdir.
Nusret Namık Uzgören, Kurumun kuruluşundan itibaren
bütün çalışmalarda yer almış ise
de, ilk yönetim
kurulunda görev
almamış; fakat 15
Aralık 1933 tarihinde yapılan ikinci genel tarafından,
Yönetim Kuruluna
seçilmiştir.
Üçüncü ve dördüncü genel kurullarda da
Yönetim Kurulu üyesi
olarak görev almış olan Uzgören, 31 Mart 1937 tarihinde
yapılan beşinci genel kurulda da Yönetim Kuruluna seçilmiş ve kurul tarafından
Başkanlığa getirilmiştir. Uzgören o tarihte
Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesidir.
11
1938, 1939, 1940 tarihlerinde yapılan genel kurullarda, yönetim kurulunda görev
almamış, 1941 Genel Kurulunda seçilen ve
zamanın Ticaret Bakanı Mümtaz Ökmen
başkanlığında oluşturulan Yönetim Kuruluna üye olarak girmiştir.
16 Nisan 1943 tarihinde toplanan genel
kurulda oluşturulan yönetim kurulu başkanlığına Cevdet Savran getirilirken, Nusret Namık Uzgören de İkinci Başkanlık görevini üstlenmiştir. 1944 Genel Kurulundan
sonraki görevi ise, Yönetim Kurulu Genel
Sekreterliğidir.
yönetim kurullarında yer almayan Nusret
Namık Uzgören, sonraki bütün yönetim
kurulları tarafından en iyi şekilde onore
edilmiş ve adeta önerisi alınan, fikir ve düşüncelerine saygı duyulan bir insan olarak
değerlendirilmiştir.
Kurumumuz tarafından düzenlenen bütün etkinliklerde, baş köşe Nusret Namık
Uzgören’e ayrılmış; sağlığı elverdikçe bütün toplantılara katılmış; görüş ve düşüncelerini açıkça anlatmıştır. O’nun en önemli özelliği, fikirlerini hiç kimseden çekinmeden ifade etmesidir. Bu nedenle kimi zaman, kimi arkadaşlarımızın ona kırılıp, ko7 Nisan 1945 Genel Kurul toplantısında
nuşmalarından alındıkları olmuştur. Ama o
da Yönetim Kuruluna seçilmiş; önce Genel
hiç kimseye kırılmaz, darılmazdı. Şiddetle
Sekreter olarak göreve başlamış; bilahare
eleştirdiği bir kişiyle, aralarında hiçbir şey
başkanın çekilmesi üzerine de Yönetim Kugeçmemişçesine konuşur, samimi sohbet
rulu Başkanı olmuştur.
ederdi.
Nusret Namık Uzgören, bu tarihten itiba20 Yıl önce kaybettiği Uzgören, Cumhuriren, 1971 Yılına kadar toplanan bütün geyet döneminin, mümtaz şahsiyetlerinden
nel kurullar tarafından Yönetim Kuruluna
biriydi. Cumhuriyetimizin ve devletimizin
girmiş ve sürekli olarak başkanlığa seçilkurucusu Mustafa Kemal Atatürk, onun
miştir. O yıl, yönetim kuruluna girmemiş
idolüydü. Atatürk’ün, kooperatifçilik haolan Uzgören 3 Yıl sonra yeniden yönetim
reketine verdiği önemi ve bu doğrultuda
kurulu üyesi ve Kurum Başkanı olmuştur.
yaptığı çalışmaları sık sık dile getirirdi. KuO tarihlerde Türkiye Halk Bankası Genel
rumumuz tarafından birkaç baskısı yapıMüdürüdür ve doğrudan, kooperatif halan “Kooperatif Şirketler” adlı kitapçığın,
reketin içinde bulunmaktadır. Zira bilindibizzat Atatürk tarafından kaleme alınmış
ği üzere bu milli bankamız, kooperatifleri
olduğunu Nusret Beyden öğrenmiştik. Zira
finanse eden ve kredi veren bankalardan
bu kitapta, müellifin adı yoktur ve kimin
biridir.
tarafından yazıldığı belli değildir. Bu gerçek
Yönetim Kurulunun yanı sıra, 1965 Yılından Uzgören tarafından ifade edilip, kayda alınitibaren bir de Genel İdare Kurulu teşekkül mıştır. Bu kitaptan öğrendiğimiz gibi, Ataettirilen Türk Kooperatifçilik Kurumu’nun türk, Sofya’da askeri ataşe olarak görevli
bu kurulunda zamanın çok önemli şahsi- bulunduğu yıllarda, köy köy, kasaba kasaba
yetleri görev almışlardır. Bunlar arasında Bulgaristan’ı dolaşmış ve bu komşu ülkeNusret Namık Uzgören de vardır. Uzgören deki kooperatifçilik hareketlerini incelemiş
bu kurula 1968 ve 1971 Yıllarında da seçil- ve anılan kitapçıkta bunları kaydetmiştir.
miştir.
70’li, 80’li yıllarda Türk Kooperatifçilik
Türk Kooperatifçilik Kurumu’nun, 3 Nisan Kurumu’nda, kooperatifçilikle ilgili etkin1977 tarihli Genel Kurulundan itibaren, liklerin yanı sıra, sanat, edebiyat ve kültür
12
hareketlerini de başlatmıştık. Bu hareketin
başlamasında, yıllarca Kurumumuzun yönetim kurulunda görev yapmış ve Karınca
Dergisinin yayınında birinci derecede etkili
olan merhum Basri İmece’nin önemli rolü
vardır. Bütün millî bayramlarda toplantılar yapıyor; ülkemizin tanınmış şairlerini,
yazarlarını Kurumumuzda toplayarak, bir
sanat hareketi gerçekleştiriyorduk. Nusret
Namık Uzgören bu toplantılarıma gelerek
konuşmalar yapar, etkinliği düzenleyen kişileri de onore ederek, cesaretlendirirdi.
Bunlardan birisi de bendim. Beni her gördüğünde iltifatlarda bulunur; Karınca’daki
yazılarımı okuduğunu, beğendiği belirterek takdirlerini ifade ederdi. Sonraları Türk
Dünyasına yönelik yazılar yazıp yayımlamaya başladığımda da, bu tür yazılarımı
mutlaka sürdürmem gerektiğini söylerdi.
Kuşkusuz, bizim dönemdeki bütün arkadaşları takdir eder severdi.
Ben o yıllarda Afyonkarahisar ve İlçeleri
Dayanışma Derneği’ni kurmuş ve başkanlığını üstlenmiştim. O arada, Afyonkarahisarlı Ali Çetinkaya için bir anma toplantısını düzenlemiş ve konuşmacı olarak
Uzgören’i de davet etmiştim. O toplantıda,
Ali Çetinkaya’nın, büyük bir asker ve devlet adamı olmasının yanı sıra, kooperatifçilik konusunda da emeğinin olduğunu,
Uzgören’den öğrenmiştik.
Çetinkaya’ya giderler. Ali Bey, Bahçelievler
Yapı Kooperatifi’nin bütün sorunlarının
çözümüne yardım eder ve Nusret beyi de
rahatlatır.
Benim düzenlediğim Ali Çetinkaya’yı anma
toplantısında Nusret Namık Uzgören, bu
tarihi gerçeği anlatmakla, ülkemizin tarihine ve tarihi bir şahsiyetin hayatına not
düşmüştür. Daha sonra, Kurumumuzun eski başkanlarından Merhum Nurettin Hazar,
T.C.Ziraat Bankası Tarihi’ni yazdığı vakit,
gördük ki, Ali Çetinkaya bu büyük bankamızın yönetim kurulunda da görev yapmış
olup, kariyerine bir de bankacı olarak kayıt
düşülmüştür.
Merhum Başkanımız Uzgören’i zaman zaman evinde ziyaret ettiğimiz de olurdu.
Onunla sohbet etmek, bizim için büyük
zevk ve onurdu. Ne yazık ki o artık, öteki
alem de bizi bekliyor. Ölümünün 20.Yıldönümünde büyük başkanımız, müstesna insan Nusret Namık Uzgören’e bir kez daha,
yüce Tanrı’dan Rahmet diliyorum.
Onu anmak amacıyla kaleme aldığım bu
yazıya birkaç fotoğraf eklemek istiyorum.
Bunlardan birisi, Uzgören’i evinde göstermektedir ki bunu bizzat kamerama kaydetmiştim. (1. Resim)… 2. Resimde Uzgören,
bu satırların yazarı, Merhum Sadi Akgün ve
Ahmet Hoca ile birlikte görülmektedir…3.
Cumhuriyetin ilanını müteakip, başkent Resimde Uzgören, Kurumumuz yönetim
Ankara’da imar hareketleri hızla devam kurulu salonunda konferans verirken, beetmektedir. Uzgören başkanlığında bir nimle Kasım Önadım’ın arasında görülüyapı kooperatifi kurulur ve bu koopera- yor…4. Resim ise, Prof. Hamza Eroğlu’nun
tif Bahçelievler’de bir site inşa edecektir. Kurumuzdaki konferansı çekilmiş olup,
İşe başlanılmıştır, ama gerek finansal ko- Uzgören’le birlikte, eski başkanlarımızdan
nular, gerekse birçok bürokratik engeller, merhum Halil Fahri Örs, Köyleri ve Koopekooperatifin çalışmalarını sekteye uğrat- ratifler Bakanı Münir Güney ve Müsteşarı
maktadır. Nusret Namık Uzgören ve ar- Celalettin Çubukçu ilk sırada konferansı izkadaşları, zamanın Bayındırlık Bakanı Ali lemişlerdi…
13
TÜRK KOOPERATİFÇİLİĞİNİN
UNUTULMAZ LİDERİ: UZGÖREN
Selçuk ALPARSLAN
Aramızdan ayrılalı tam 20 Yıl oldu. 22 Kasım
1991 günü Baba Kooperatifçiyi ebedi istiratgahına uğurladık. UZGÖREN, on parmağında
on marifeti olan büyük bir insandı. Her nefes
alışında kooperatifçiliğin sesiydi.
lider kooperatifçilik ünvanını kazanmıştır.
Ülkemizde modern kooperatifçiliğin öncülerinden olan 70 yılı aşkın olağanüstü çaba ve
çalışmalarıyla Türk Kooperatifçilik Onur kitabının ilk sıralarında yer aldı.
UZGÖREN, yıllarca tefeci ve vurguncuların
yaklaşımlarından perişan olan, Türk Esnafını Teşkilatlandırıp; bu kitleyi uçurumun karanlıklarından çekip çıkararak, Halk Bankası
Genel Müdürlüğü sırasında Türkiye Esnaf Kefalet Kooperatiflerinin kurulmasına öncülük
etmiş bir Kooperatifçi Liderdir.
Görevleri ve yaptıkları sayılamayacak kadar
çoktur. Uzgören, kooperatifçiliğimizin ölmez
isimleri arasına girerek biz kooperatif severlerin kalbinde daima minnet ve saygıyla anılacaktır.
Kooperatifçiliği yanında, bilgisi ve yeteneği
sayesinde, Türk Bankacılığının gelişmesinde
büyük katkıları olmuştur. Onun hayat öyküsünü incelersek, okul sıralarından başlayan
bitmez tükenmez enerjisi, ciddi, olgun, ve
babacan tavrıyla, birlik beraberlik ve dayanışmayı sağlayan kooperatifçi bir adamdı.
Nusret Namık UZGÖREN’in Dünya Kooperatifçilik Litaratür’üne geçecek bir deyimini
anımsatmak istiyorum. “ Kooperatif; ilim,
metot, emek, azim ve irade ile kurulur, işletilir ve sonunda binlerce hatta yüzlerce ocak
refaha kavuşur. Hiç olmazsa sefalet, iktisadi
esarete düşmekten kurtulur.” Anıtlar üzerine
anıtlar kurarak anıtlaşan UZGÖREN, yaptığı çalışmalarıyla başarı grafiğini yükseltmiş,
yaptıkları ve unutulmaz eserleriyle Türk Kooperatifçilik Ansiklopedisinin temellerini atmıştır.
Birlik, beraberlik ruh ve şuurunu kişilere aşılayan UZGÖREN, bu gerçekçiliğiyle öncü ve
14
Türk Kooperatifçilik Kurumunun mithatpaşa daki yükselen binanın yapımında büyük
emekleri geçen kişilerden birisiydi.
19 yaşında 1917 yılında Kooperatifçilik adımını atmış.. 1991 yılında vefatına kadar tam
75 yıl kooperatifçiliğin gelişmesinde öncülük
etmiştir. Onu hep mithatpaşa bulvarı üzerindeki eski Türk Kooperatifçilik Kurumunun
toplantılarında hatırlarsınız. UZGÖREN’i en
ön sıradaki koltukta elinde bastonu, gözlerindeki duman gözlüğü, sanki kar yağmış başındaki o pamuksu saçlarıyla düşlüyorum.
UZGÖREN toplantıda, tüm konuşmaları dikkatle izler, toplantının biteceği anda parmağını kaldırır, söz ister. 90’lık genç delikanlı,
mikrofona çıkar bir yanardağ gibi patlar.. Bir
Kooperatifçi Filozofu gibi.. dinleyenleri mest
ederdi.
Türk kooperatifçiliğinin bayraktarlarından
olan UZGÖREN’nin, akıcı, uzlaştırıcı kooperatifçilik deyimlerini, bu kadar güzel ve
yerinde kullanan bir yazara az rastlarsınız.
UZGÖRENSİZ kooperatifçilik, kooperatifçiliksiz bir UZGÖREN düşünemiyorum. Baba Kooperatifçiyi, evlatlar babalarını görmedikleri
zaman içlerine nasıl bir hüzün çökerse, bizde
Nusret Namık UZGÖREN’i görmezsek aynı
duygulara kapılırdık.
UZGÖREN, Uluslar arası Halk Kredileri Konfederasyonu ve Beynelminel Çalışma Bürosu
Türkiye temsilcisiydi.
UZGÖREN, tenkit karşısında kızmayan adeta
sevinen, takdir karşısında mütevazi görünümüyle suskun bu kooperatif dehası, anlatmakla ve tüm kooperatifçilere tanıtmakla bir
kooperatifçilik görevini tatmanın ve yapmanın kıvancını duymaktayız.
Birlik ve beraberlik, çalışma ilkesini kendisine prensip edinen, bir ara Türkiye Kooperatifçiler Derneği kurucu başkanlığını da yapan
UZGÖREN’nin, hayat hikayesi bitmez tükenmez bir enerji ve çalışma terbiyesinin örneklerini de vermektedir.
Babası, Nişte görevli iken 24 Mayıs 1898 de
dünyaya gelmiştir. Annesini, çok küçük yaşta
kaybeden UZGÖREN, diplomat olan ağabeyi
vedit bey ve murebbiyesi ile isviçreye gitmiştir. 1904 de İstanbula dönen UZGÖREN,
Şehzade başındaki Amcazade Hüseyin Paşa
ilkokulunda görevine başlamış daha sonra
Koksa Burhan Terakki Rüştiyesine devam etmiş. 1911 yılında mezun olmuş, sırasıyla San
Sozef Kolejine gitmiş.. Birinci Dünya Savaşının çıkmasıyla okul kapanmış. UZGÖREN de
Galatasaray Lisesine kaydolmuştur. Ancak,
babasının İtalyadaki Birindisi şehrine Konsolos olması nedeniyle öğrenimine İtalya da
devam etmiştir.
UZGÖREN 1944 yılında Birinci Türk Kooperatifçilik Kongresini, Prof. Dr. Muhlis ETE ile
birlikte düzenlemiştir. UZGÖREN, 1946 yılından 1950 ye kadar Ankara Belediyesi Meclis
üyeliğinde bulunmuştur. 1947 de o yıllarda
Ankara Valisi olan İzzettin ÇAĞLAR ile birlikte
üç kişilik bir heyetle Moskova Belediyesinin
800. kuruluş yıldönümü törenlerine katılmıştır. Ayrıca Finlandiya, İsveç ve Danimarka
da ki kooperatifçilik kongrelerinde Türkiye’yi
temsil etmiştir. 1949 yılında Cenevre de yapılan Milletlerarası Belediyecilik Kongresin-
de Türk Delegasyonunda yer almıştır. Uluslar
arası Kooperatifçilik faaliyetleriyle Dünyanın
ilgisini çeken UZGÖREN, Almanların en büyük Kooperatifçilik nişanı olan Schulze-Delitzseh altın madalyasıyla ödüllendirilmiştir.
T.C. Ziraat Bankasında Trabzon Şubesi Müdürlüğü de yapan UZGÖREN’in rengarenk
hayat çizgisi, bitmez tükenmez bir heyecan,
duygu ve düşünce kavramıdır.
İngilizce, Fransızca ve Almanca bilen UZGÖREN, satranç, briç, ve birçok spor dallarında
da ödül almış bir kişiliğe sahipti.
UZGÖREN için ne söylense azdır. UZGÖREN
için Halk Bankası, Ziraat Bankası, Esnaf ve
Kefalet Kooperatifleri ve Türk Kooperatifçilik Kurumunun işbirliği ile “Nusret Namık
UZGÖREN Kooperatifçilik” ödülleri ve anma
törenleri düzenlenmelidir.
Dürüst, inançlı, iradeli, itimat sahibi, Kooperat Dehası ölümünün 20. yılında rahmetle
anıyoruz.
Türk Kooperatifçilik Kurumunun en uzun Yönetim Kurulu Başkanlığını da yapan, 1934
yılında Türk Kooperatifçiliğinin yayın organı
olan 78 yaşındaki Karınca Dergisinin ilk kurucularından, ayrıca sahipliğini ve yazarlığını yapan Baba Kooperatifçi Nusret Namık
UZGÖREN’i hayat çizgisini bir şiirimle bağlamak istiyorum.
NUSRET’E
Ne güzel bir insandı o eli öpülesi
Unutulmaz bir anıdır içimizdeki sevgisi
Soluk alışındaki hep Kooperatifçilikti sesi
Riya bilmez bir insan kardeşliğiydi kendisi
Emek verdi güç verdi aydınlıktı çehresi
Türk Kooperatifçilik Kurumudur onun eseri
El açtık Hüdaya Nusret Baba Nur içinde yat
emi..
Seni seviyoruz. Gönlümüzde seni her zaman
yaşatacağız.
15
TÜRK KOOPERATİFÇİLİĞİNİN
UNUTULMAZ LİDERİ: UZGÖREN
İsa KAYACAN *
Vefatla aramızdan ayrılan yüzlerce, binlerce, milyonlarca, ifade edilebileceği kadar
fazla insan, vefatla aramızdan ayrıldı, ayrılmaya devam ediyorlar. Bir başka ifadeyle,
Azerilerin ifadesiyle, Dünyalarını değiştiriyorlar.
Biz insanoğlu çabuk unutuyoruz.. Zamanı,
sırası gelince aramızdan ayrılanların ardından, birkaç gün, birkaç ay veya birkaç yıl
hatırlıyor, üzülür gibi yapıyoruz. Sonra aramızdan ayrılanlar, “seviyoruz, sayıyoruz,
ölüyoruz” dediklerimizin mezarları başına
gidip, hayır dua okumak bir yana, isimlerinden bile söz etmiyoruz, edemiyoruz maalesef!
alıyor.
Nusret Namık Uzgören: 27.03.193730.06.1938(22.06.1945-26.06.1949)17.06.1950-27.09.1971(12.01.197403.04.1977) tarihleri arasında dört dönem,
Türk Kooperatifçilik Kurumunun Başkanlığını yaparak, en uzun Başkanlık yapan isim
olarak tarihe geçmiştir.
Bu satırların yazarı İsa Kayacan, Türk Kooperatifçilik kurumunun üye kayıt defterlerindeki sıralamasına göre, 307 numaralı
sırada kayıtlı bulunuyor. Buradan şuraya
gelmek istiyorum:
Nusret Namık Uzgören’in, orta yaşlılık dönemlerinde, Türk Kooperatifçilik KurumuDevletimizin kurucusu Yüce Atatürk’ün ta- na üye olup, o yıllardan itibaren, Nusret
limatlarıyla 20 Mayıs 1931 tarihinde kuru- Namık Uzgören’in, uzayıp giden Koopelan Türk Kooperatifçilik Kurumu o günden ratifçilik dünyasındaki ışıklarından pay albu yana, önemli, anlamlı ve kalıcılık oranı maya, aydınlanmaya başlayan birisi olarak
yüksek çalışmaların altına imza atarak bu- O’nu hep sevgi, saygı ve minnet duygulagünlere geldi. Kesintisiz gösterilen faali- rımla yaklaşmaya, Kurumdaki toplantılaryetleriyle, özellikle kooperatifçilik alındaki da kendisinden feyz almaya çalıştım.
çalışmalarıyla dikkat çekerliğinin oranı attı,
Nusret Namık Uzgören’in, Ziraat ve Halk
artmaya devam ediyor.
Bankalarındaki hizmetleri yanında, koopeTürk Kooperatifçilik Kurumunun kurucuları ratifçiliğimizin parlayan yıldızı oluşu, O’nu
Muammer Raşit (Sevig 1885-1945) bilgi- Ankara Bahçelievlerdeki, (Emek’deki) Kolendirmesiyle başlıyor, pek çok değerli isim operatif binalarının ortaya çıkışındaki kuve imza var kurucularının devamında. Nus- rucu – yöneticilik başarılarıyla hep takdirle
ret Namık Uzgören (1898-1990) bilgileriyle anıldığını biliyorum.
kurucular arasındaki isimler arasında yer
Türk Kooperatifçilik Kurumunun, Mithat* Prof.Dr.
paşa caddesindeki büyük binasının yapı16
mında bizzat çalıştığını, yoktan var eden
bir anlayışla, o binanın Türk Kooperatifçilik
Kurumuna kazındırılışıyla ilgili anlatımlar
karşısında, saygıyla eğildiğimi kaydetmeliyim.
neği gösterdiklerini biliyorum.
Bendenizin, Kooperatifçi olarak örnek aldığım iki isim vardır. Biri Nusret Namık Uzgören, İkincisi Nurettin Hazar’dır. Onlardan
aldığım feyzle, kooperatifçilik alanında orNusret Namık Uzgören’in vefatından önceki yıllarda, yakın yıllarda, o ilerlemiş yaşına taya koyduğum makale, kitaplarımın terağmen, genç- olgun, dinamik bir delikanlı melinde hep bu iki isim vardır. Onlar hoşedasıyla toplantıların hemen hemen tama- görülü ve birleştiriciydiler.
mında yer aldığını, izlediğini, zaman zaman
“Vefa örneği gösterenler, vefa duygularıygörüşler belirttiğini de hatırlıyorum.
la anılacaklardır” görüşünden hareketle,
Türk Kooperatifçilik Kurumu yöneticileri bir
Nusret Namık Uzgören ve Nurettin Hazar
vefa örneği göstererek, Türk Kooperatifçiduayenlerimizi, çınarlarımızı, eksilmeyen,
lik Kurumunda bir salona “Nusret Namık
Uzgören Salonu” adını verdiklerini, ölüm sevgi, saygı ve minnet duygularımla anıyor,
yıldönümü olan 22 Kasımlarda, mezarı ba- mekânlarının cennet olması dualarımı yişına gidip, hayır duaları okuyarak, vefa ör- neliyorum.
VEFAT VE BAŞ SAĞLIĞI
* Türk Kooperatifçilik Kurumu ve Eğitim
vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Olan Prof. Dr. Ali Fuat
ERSOY’un Babası Hasan ERSOY 31.10.2011,
* Türk Kooperatifçilik Eğitim Vakfı Üyesi Olan Turgut AĞIRNASLIGİL’in Babası Mehmet AĞIRNASLIGİL 08.11.2011 Tarihlerinde Vefat
Etmişlerdir.
Merhumlara Tanrıdan Rahmet, Yakınlarına Baş Sağlığı
Dileriz.
17
EĞİTİMDE KOOPERATİF
UYGULAMALAR
Eriman TOPBAŞ *
Eğitim, bireyde istenilen öğrenmeleri elde
etme süreci olarak tanımlanabilir. Bireyde
istenilen öğrenmeleri gerçekleştirebilmek
için bireyin etkileşime girebileceği öğrenme ortamının istenilen öğrenmeler çerçevesinde düzenlenmesi gerekmektedir.
Birey öğrenmelerini çevresiyle etkileşime girmek suretiyle gerçekleştirdiğinden,
planlanmış bir öğrenme çevresinin oluşturulması öğrenmenin yönü ve mahiyetini
belirlemede önemli bir rol oynar. Öğrenme
çevresi ne kadar güzel düzenlenirse düzenlensin, öğrenci düzenlenmiş çevreyle
etkileşime girmediği sürece her hangi bir
öğrenme gerçekleşmez. Öğrenmenin meydana gelebilmesi için, öğrencinin yaşantı
geçirmesi, yani öğrenilmesi planlanmış bilgi bütünüyle etkileşime girmesi şarttır.
düşünebiliriz.
Öğrenme, mahiyeti aynı olmamakla birlikte, ömür boyu tekrarlanan hayati bir
gerçekliktir. Tıpkı nefes alıp vermek gibidir. Nasıl ki nefes alıp verme yaşamamızı
devam ettirmeden temel bir işlevi yerine
getiriyor ise öğrenme de benzer işlevi yerine getirmektedir. Varlığımızı sürdürmek
bir anlamda içinde bulunduğumuz çevreye
uyum sağlamamıza bağlıdır. Bu bağlamda
öğrenmenin, içinde bulunduğumuz çevreye uyum sürecinde gösterdiğimiz çabaların
sonucunda meydana geldiğini söyleyebiliriz.
Öğrenmenin, beynin bir fonksiyonu olması
nedeniyle, bir biyolojik temeli söz konusudur. Öğrenmenin biyolojik temelini nöron
Eğitim bir süreci, öğrenme ise bir sonucu (beyin hücresi) oluşturmaktadır. Biyolojik
işaret etmektedir. Eğitim-öğretim bağla- temelde öğrenme, nöronlar arası bağlantımında, eğitim süreci sonundaki farklılaşma lar (sinapslar) sonucu meydana gelmektedurumlarını öğrenme olarak ifade edebili- dir. Nöronları arası bağ (sinaps)ın oluşması
riz. Söz konusu farklılaşmanın öğrenme o- için içinde bulunulan çevre ile etkileşime
larak tanımlanabilmesi için nispeten kalıcı girmek gerekmektedir. Nöronların hareolması gerekir. Öğrenme yalnızca eğitim- kete geçmesinde etkili olan veriler duyu
öğretim süreci sonunda mı gerçekleşir? organlarımız vasıtasıyla iletilmektedir.
Elbette ki hayır! Söz konusu süreç sonun- Duyu organlarımız yalıtıldığında nöronlar
da gerçekleşen öğrenmeler planlanmış arası bağların oluşmasın mümkün gözüköğrenmeler olarak adlandırılabilir. Bir de memektedir. Bu durumda, öğrenmeyi bikendiliğinden gerçekleşen, yani planlan- yolojik anlamda nöronlar arası bağlantılar
mamış öğrenmeler söz konusudur. Genel sonucu ortaya çıkan nöron temelli bir ürün
anlamda, okul dışı tüm öğrenmelerimizi olarak tanımlayabiliriz.
planlanmamış öğrenmeler kapsamında
Öğrenmenin etkililiği ile öğrencinin öğren** Yrd. Doç. Dr., G.Ü. Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi,
me çevreyle etkileşim derecesi arasında
e-posta: [email protected]
doğrudan bir ilişki kurulabilir. Yani öğren18
cinin öğrenme çevresi ile etkileşim derecesi ne kadar yüksek olur ise öğrenmesi de
o kadar etkili olur. Bu durumda, öğrenme
çevresinin öğrenci açısından çekiciliği önem arz etmektedir. Yani öğrenme çevresi
ne kadar çekici olur ise öğrencinin o çevreyle etkileşime girme derecesi de o kadar
yüksek olur. Zira öğrenci öğrenme çevresine her hangi bir zorlamayla değil kendi
isteği ile girer ve kendi isteği ile girdiği için
de öğrenme nesnesine yoğunlaşması daha
kolay olur. Bu durumda, öğrencinin öğrenme çevresine katılımında kendisinin aktif
olabileceği koşullar oluşturmanın önemi
ön plana çıkmaktadır. Yani öğrenme çevresinin tasarımı öğrenciye aktif olma imkânı
verir ise öğrenci öğrenme çevresiyle daha
nitelikli bir etkileşim içerisinde olur ve öğrenme kalitesi de o derecede artar. Öğretme-öğrenme sürecinin tasarlanmasında
belirleyici olan süreçte uygulanması planlanan öğretim yöntemleridir. Seçilen öğretim yöntemleri, öğrenme çevresi-öğrenci
etkileşimi derecesini anlamada ipuçları
verebilir. Örneğin, öğretme-öğrenme sürecinde anlatma yöntemi etkin bir biçimde
kullanılıyor ise öğrencinin öğrenme çevresiyle ilişkisi en alt düzeyde demektir. Zira
öğrenci bu durumda pasif alıcı durumunda
ve ağırlıklı olarak tek duyu organı ile ortama katılmaktadır. Öğrencinin süreçte aktif
olmasını sağlamak için, süreçte ortaklığı ve
işbirliğini teşvik eden yöntemler ve teknikler tercih edilmelidir.
elde etmelerini sağlamak amacıyla kurulan
ortaklık. 2. Üreticilerin, aracıyı ortadan çıkararak ürünlerini daha iyi şartlarda pazarlamak için kurdukları ortaklık” olarak tanımlanmaktadır. İktisat Terimleri Sözlüğü,
kooperatif kavramını “ Ortaklarının belirli
iktisadi çıkarlarını korumak, özellikle meslek veya geçimlerine ilişkin gereksinimlerini işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı
yardım, dayanışma ve kefalet yoluyla karşılamak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir
sermayeli tüzel kişiliğe sahip şirket” şeklinde tanımlamaktadır. Tanımlar incelendiğinde, kooperatif kavramının benzer amaçlara
sahip birden çok kişinin amaçlarını gerçekleştirmek ve mevcut durumlarını daha iyi
hale getirmek üzere işbirliği yapmalarına
işaret ettiği gözlenmektedir. Amaç birlikteliği yalnızca iktisadi alanda değil, insani
faaliyetlerin söz konusu olduğu her yerde
bulunmaktadır.
Öğretme-Öğrenme
Sürecinde Kooperatif
Uygulamalar
İnsani faaliyetlerin yoğun bir şekilde söz
konusu olduğu yerlerden birini de eğitim
sistemleri oluşturmaktadır. Eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşmesinden birinci derecede sorumlu ortamlar okullardır. Okulların amaçlarının gerçekleşmesine
birinci derecede hizmet eden yerler ise
ağırlıklı olarak sınıflardır. Sınıflar öğrencilerin öğrenme nesnesiyle buluştukları yerlerdir. Öğrencilerin sınıf ortamındaki tek
görevleri belirlenen öğrenme konularını
belirlenen sürede öğrenmektir. Belirlenen
konuları nasıl öğrenecekler? Tek başlarına
mı, işbirliği halinde mi? Söz konusu öğrenme işini bireysel olarak mı gerçekleştirecekler ya da öğrenme amaçlı geçici bir kooperatif mi kuracaklar?
Ekonomik bir kavram olan “kooperatif” kelimesi dilimize Fransızcadan geçmiştir. Kavram, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “ 1. Ortaklarının gereksinimlerini uygun şartlarda
Yapılan araştırma sonuçları, öğrencilerin
bir konuyu diğer arkadaşlarıyla işbirliği yaparak çalıştıklarında daha iyi öğrendiklerini
ortaya koymuştur. Bu bağlamda, koopera19
sağlıksız davranışları, maalesef bazı durumlarda sınıf ortamına da yansımaktadır.
Sınıf, bir laboratuar gibi dış etkilerden olabildiğince arınık bir ortam olmadığından,
toplumsal yapıdan kaçınılmaz olarak etkilenmektedir. Zira sınıfı oluşturan temel
yapılardan öğrenci ve öğretmen okul dışı
zamanlarını toplumsal ortamlarda geçirmekte ve oralardan olumlu davranışlarla
birlikte olumsuz davranışlar da taşımaktadırlar. Olumlu davranışlar ödüllendirilmek
suretiyle olumsuz davranışlar etkisiz hale
getirilebilir. Olumsuz davranışların en az
düzeye inmesinde aktif öğrenme yöntemlerinden biri olan “işbirlikli öğrenme” yönSöz konusu yöntem ve teknikler incelen- teminin oldukça etkili olduğu gözlenmiştir.
diğinde, hemen hepsinin gündelik hayatın Zira işbirliğinde ortaklardan her birinin yeiçinden alınarak öğretme-öğrenme süre- rine getirmesi gerekli bir görevi olduğuncine uyarlandığı anlaşılmaktadır. İşbirliği- dan ve görevin yerine getirilmemesinin dini esas alan öğretim yöntemlerinin, sınıf ğer ortakları da olumsuz etkileyeceğinden
ortamında öğrencinin öğrenme çevresiyle her ortak elinden geldiğince görevini yeridaha istekli bir biçimde etkileşime girme- ne getirmeye azami gayreti gösterir.
sini sağladıkları ve bunun sonucunda da
daha başarılı olmalarına hizmet ettikleri Sonuç olarak, ekonomik bağlamda ortaklabirçok araştırmayla ortaya konmuştur. İş- rına katılımları oranında ekonomik imkân
birliği, önceden belirlenmiş esaslar çer- sağlayan kooperatiflerin çalışma ilkelerinin
çevesinde sürdürüldüğünde hayatın her eğitim-öğretim süreçlerine de uygulanaalanında (doğal ve insani) taraftarlarına bilirliği ve geliştirilen öğretim yöntemleri
önemli katkılar sağlamaktadır. Ancak doğal yardımıyla uyarlanabildiği gözlenmiştir. Ayhayatta etkili bir biçimde sürdürülen işbirli- rıca, işbirliğine dayalı öğrenme çalışmalaği, insani ortamlarda çoğu zaman istenilen rının öğrencinin bilişsel yeterliklerini gelişnitelikte sürdürülememektedir. Ortaklar- tirme yanında duygusal ve sosyal yanlarını
dan bazıları işbirliğinin sağladığı imkânları da geliştirdiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla,
kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya imkânlar ölçüsünde, işbirliğini temel alan
yönelebilmektedirler ve sistemin sağlığını uygulamalara her eğitim-öğretim kademebozmaktadırlar. Yetişkinlerin söz konusu sinde yer vermeye özen gösterilmelidir.
tif çalışmayı gerektiren ve etkili olan birçok
aktif öğrenme yöntem ve teknikleri bulunmaktadır. Prof. Dr. Kamile Ün Açıkgöz söz
konusu yöntem ve tekniklere, “Aktif Öğrenme” isimli kitabında oldukça geniş yer
vermiştir. Bunların başında “İşbirlikli Öğrenme” yöntemi ve bu yöntem çerçevesinde kullanılan teknikler gelmektedir. Bunların dışında, kartopu, köşeleme, akvaryum,
vızıltı, tereyağ-ekmek, karşılıklı öğretim,
yaratıcılık grubu, paylaşmalı öğretme, özel
ders grubu, tombala, dedikodu, pazar yeri
vb öğrenme teknikleri de işbirliği halinde
çalışmayı gerektiren teknikler olarak sıralanabilir.
20
ÖĞRETMENLİĞİN TARİHİ
Adnan TEPECİK *
Öğretmenlik, bütün dünyada ortak özelik
gösteren ve evrensel olan tek meslek gurubudur.Çünkü kaynağı ve ham maddesi
insandır,dolayısıyla öğretmenin tanımı yapılacak olursa,”öğrenmeyi öğreten kişidir”
denilebilir.Hz.Ali’nin,”BANA BİR HARF ÖĞRETENİN KIRK YIL KÖLESİ OLURUM”sözü
öğretmenin önemini çok iyi vurgulamaktadır. Buradan yola çıkıldığında,öğretme
işi sıradan ve herkesin yapabileceği bir
iş değildir,okul sistemi kurulmadan önce, usta çırak ilişkisine dayanan öğretme
işi,toplumsal hayata geçen insanın sosyalleşmesi ile birlikte daha düzenli hale gelmiştir.
5 Ekim, Birleşmiş Milletlerin Eğitim, Bilim ve Kültür örgütü (UNESCO) tarafından
Dünya Öğretmenler günü ilan edilmiştir
ve 100’den fazla ülkede her yıl kutlanmaktadır. 24 kasım 1981 yılından beri de
Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenler günü ilan edilmiştir ve
kutlanmaktadır. Bu günün seçilmesinin
sebebi ise, Millet Mektepleri’nin açılışı ve
Atatürk’ün Başöğretmenliği kabul tarihi
olan 24 Kasım günü olmasından ötürüdür.
DÜNYA EĞİTİM TARİHİNDE
ÖĞRETMENLİK
Dünyada eğitimin ilk sistemli biçimi yazının bulunmasıyla birlikte başlamıştır.M.Ö.
* Prof. Dr., Başkent Ü. Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık
Fakültesi Dekanı
3500 yıllarında başlayan yazma işlemi,
öğretmenlik mesleğinin de olgunlaşıp gelişmesine sebep olmuştur,çünkü bilgilerin
kayda alınması,sonraki kuşaklara aktarılması bir eğitim işidir.
Bilim adamlarının ortak kanaati yazının
ilk defa Sümerler tarafından kullanıldığıdır.Sümerlerin yazıyı bulup geliştirmeleri
yanında, takvim kullanımı, ölçü sistemleri, matematik, geometri, edebiyat gibi alanları da tarihte ilk olarak Sümer’ler
ele almıştır,dolayısıyla bugünkü anlamda okulları olmasa da, bu bilgileri sonraki
kuşaklara aktarmak için din adamları ve
rahiplerin öğretici olarak etkin bir eğitim
öğretim modeline sahip oldukları ifade edilebilir. Sümer’lerle aynı çağı paylaşan Orta ve yakın doğu toplumlarında öğretmen
mesleğinin temeli olarak yazının bulunuşu
önemli rol oynamıştır.(Köroğlu,K.,2006)
Eski Mısır’da devlet görevlilerinin ve rahiplerin denetiminde iki tür okul vardı. Beş
yaşında okula alınan erkek çocuklar önce
okuma yazma öğrenir; on dört yaşına gelince ileride çalışacakları yerlerde pratik
eğitim görür; rahipliğe ayrılanlar ise onyedi yaşından sonra özel okullara giderlerdi.
Bu okullarda ezbere dayalı bir eğitim, sıkı
bir disiplin ve dayak vardı. Arkeologların
Mısır’da bulduğu kil bir tablette “Beni dövdün, bilgi kafama girdi” yazılmıştır. Okullarda tıp, matematik ve geometri gibi bilim
dallarında eğitim verilirdi. Mimarlık, mühendislik ve heykeltıraşlık ise okul dışında,
ustalardan öğrenilirdi.( Robins Gay, 2001)
21
Eski Yunan’da çocuklar yedi yaşlarına kadar aileleriyle kalır daha sonra devlete
ait kurumlara giderdi, daha çok müzik eşliğinde yapılan jimnastikle vücut geliştirilir,
bunun yanında okuma yazma, aritmetik,
devlet işleri ve din de öğretilirdi. Helenistik
dönem boyunca birçok şehir devleti halk
okulları açtı.Buralarda görev yapan öğretmenler bilgiyi aktarma yöntemiyle çocuklara öğretirlerdi,dayak öğretimin önemli
bir aracıydı. Yunanlı filozof Platon, Cumhuriyet adlı kitabında devletin görevlerinden
biri olmasını öngördüğü eğitimde erdem
ve bilgeliğin öneminden söz eder.Dolayısıyla öğretim eski Yunan’da insan eğitiminin
olmazsa olmazıdır,Avrupa’da Rönesansın
doğuşunda eski Yunan öğretisinin önemli
rolü vardır. (Freeman Charles, (1996).
TÜRK’LERDE ÖĞRETMENLİK
Türk toplumlarının eğitim anlayışı ve uygulamaları, hayata bakış biçimlerinin etkisiyle şekillenmiştir. Çocukların ve gençlerin
toplumsallaştırılıp eğitilmesinde halkın
töresi önemli bir rol oynamaktadır, dolayısıyla bu devirlerdeki Türklerin uygarlık ve
kültür seviyelerine bakıldığında,bugünkü
okullaşma biçimine benzemese de, örgün
eğitim kurumlarının bulunduğuna kesin
bir delil olarak değerlendirilebilir. Eğitim
öğretimde cinsiyet farkı gözetilmez, kız
erkek birlikte öğretim görür, öğretmenler
toplum kurallarını ve davranış biçimlerini
öğretmekle mükelleftirler.
Bu dönemin edebî eserlerinde yaygın olarak bir öğretici amaç bulunduğu görülür.
Bunlar, insanlara hayatta yol gösterebilecek ilkeler, ahlâkî esaslar, felsefi görüşler
taşır. Şiir ve kısmen atasözü niteliğindeki
bu parçalar, o dönemlerin ahlâk ve terbiye
anlayışını gösterir. Bunlar, iyiliğin, cömertliğin, bilgeliğin, cesaretin önemi ve değeri, büyüklere itaat gibi bugün de yaşayan
22
değerlerdir. Göktürkler ve Uygurların eğitim konusunda daha donanımlı bir kültüre sahip olduğu söylenebilir, çünkü bu iki
devletinde yazıları vardır ve devletin kurumsal yapısını,halkın geleneklerini yazılı
kaynaklara aktarmışlardır,bugünkü anlayış
içinde düşünülürse öğretim ve öğretmen
olmadan bu kaynakların gelecek kuşaklara
aktarılması mümkün görülmemektedir(To
gan,Z.,Velidi,1970)
Türk’ler Müslüman olduktan sonra, eğitim
öğretim biçimi, İslamiyetin temel kurallarını öğrenmek ve öğretmek üzerine kurulmaya başlamıştır,özellikle Anadolu’yu
yurt edindikten sonra,Orta Asya’dan getirdikleri kültürleri ve burada yaşayan
kültürlerden bir harmanlama yaparak
eğitimi kurumlaştırmaya ve okullaştırmaya başlamışlardır,bunların ilk örnekleri
Selçuklu dönemi medreseleridir ve öğretmenlik mesleği için en önemli örneklerdir,
bunlar günümüze kadar taşınmıştır.Adı geçen yerlerde,çağın en önemli din ve tasavvuf düşünürleri bu kurumlarda yetişmiştir.
OSMANLI DÖNEMİ
OKULLARI VE
ÖĞRETMENLİK
Osmanlı Devleti bir anlamda Selçuklu
Devleti’nin
miras
üzerine
kurulmuştur,medrese sistemi yüzyıllar
boyunca Osmanlı döneminde de devam
etmiş,öğretmenlik bu medreselerde öğreten kişi olarak saygı duyulan bir meslek olarak kendini göstermiştir. Öte yandan yeni
bir devlet anlayışı geliştiren Osmanlı, okul
ve eğitim sistemlerini de devletin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlemeye
başlamış ve devlet kadrolarının yetişeceği
Enderun adı verilen bir okul kurulmuştur.
Enderûn Mektebi, II. Murat zamanında kurulup, zamanla çeşitli değişikliklere uğra-
makla beraber Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına kadar (1908) varlığını sürdüren
bir saray okuludur.
layıp devam ettiği bu süreçte,1881 yılında
Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi (bu günkü
Güzel Sanatlar Üniversitesi) kuruldu ve
böylece Osmanlı Devleti döneminde ilk
Hristiyan ailelerden devşirilen çocukların güzel sanatlar sanat okulu açılmış oldu.Bu
zekî ve gösterişlileri saraya alınarak özel okulların öğretim görevlileri Avrupa’dan
bir şekilde yetiştirilirlerdi. Bu okul Fatih gelmişti,dolayısıyla sanat öğretimi batıya
Sultan Mehmet döneminde geliştirilmiş- dönük yapılıyordu, Osmanlı Devleti’nde
tir. Enderûn Mektebi’ne alınan çocuklara, 1900 yılında yürürlüğe giren “MuallimlikKur’an-ı Kerim, tefsir, hadis, kelâm gibi dini te Mesleki İhtisas Tesisine Dair Talimat”la
dersler, edebiyat, dil bilgisi, Arapça, Farsça ilk kez bir öğretmenlik tanımının yapılmaya
gibi dersleri, matematik, coğrafya, mantık çalışıldığını, öğretmenlerin yetki, sorumludersleri okutulurdu.,bir taraftan da Os- luk ve haklarının belirlenmeye çalışıldığı
manlı saray geleneği ve görgüsüyle, proto- görülmektedir,dolayısıyla, öğretmen olakol kaideleri ve bürokratik işler öğretilirdi. bilmek için Darülmuallimin(bugünkü ortaBunların yanında çeşitli sanat kollarında okul) mezunu olmak gerekmekteydi,yani
beceriler kazandırıldığı gibi sportif faaliyet- önüne gelen öğretmen olamıyordu böyle
lere de yer verilirdi.Enderun çağımızın okul bir icazet diploması şarttı. Öğretmenlerin
ve kurumlarına benzer tarafları vardır, öğ- branşlaşma sürecinin bu yönetmelikle başretmenler kendilerini geliştirdikçe unvan ladığı söylenebilir. Öte yandan, İlköğretime
almakta ve en son ünvânları müderrislik çekidüzen vermek amacı ile 1913’de yürürolmaktadır, bugünkü profesörle eş değer- lüğe giren Tedrisat-ı İptidaîye Kanunu’nun
dir. (Armağan, Mustafa,2006)
da öğretmen yetiştirme anlayışının olgunAvrupayla
kurulan
kültürel
ilişki- laşmasında çok önemli rolü olduğunu beler lale devriyle birlikte yoğunluk lirtmek gerekir.
kazanmıştır,dolayısıyla bu dönemde eğitim
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
reformlarına da başvurulmuş ve batı tipi
okulların açılması kararlaştırılmıştır. ÖzelDÖNEMİNDE
likle Fransa’yla yapılan kültür anlaşmaları
ÖĞRETMENLİK
çerçevesinde açılacak okullara öğretmen
yetiştirilmek üzere bu ülkeye öğrenci gönCumhuriyet kurulduktan sonra,ele aderilmiştir. I. Mahmut ve III.Mustafa dölınan ilk konu öğretmen yetiştirme
nemlerinde askerî eğitim kurumları olan
politikasıdır,bu dönemde öğretmen yetiştopçu Ocakları Batı tarzında örgütlendiriltirme işiyle ilgili görevlendirilen Mustafa
miştir. 1734 yılında açılan Hendesehane,
Necati Bey önemli bir isimdir.Kurtuluş sa1773’de kurulan Mühendishane, Avrupalı
vaşında yetişmiş insan gücünü kaybetmiş
uzmanların öncülük ettiği. Batı tarzındaki
olan Türkiye’de köylerin yüzde doksanbeilk eğitim Öğretim kurumlarıdır. III. Selim
şinde okul ve öğretmen yoktu, Mustafa
döneminde devlet kurumlarındaki çağdaşNecati bey,Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı
laşma hız kazanmıştır, dolayısıyla modern
kısa dönemde (1925-1929); ülkedeki ilk
eğitim kurumları başlangıçta sadece askerî
okulların öğretmen ihtiyacını karşılamak
alanlarda açılmıştır. (Akyüz,Yahya,2008)
amacı ile kurslar açmış; okumuş emekliler
II. Mahmut dönemi modernleşmenin baş- ile, değişik mesleklerden kişileri öğretmen
23
olmaya teşvik ederek bunlara kurslar açmıştır.
Ayrıca,Ankara, Konya, Balıkesir ve Erzurum’daki öğretmen okulları Mustafa Necati Bey’in zamanında açılmıştır.
nın olduğu belirtmişti,bunlardan birincisi
öğretmenin olgunlaşma süreci,ikincisi ise,
öğretmen okullarının gelişmesidir.
Okulların gerek pratik gerekse kuramsal
eğitim olarak bir bütünlük taşıması gerektiği ve en mükemmel yöntemlerin kulla1924 yılında Atatürk tarafından Türkiye’ye nılmasının önemi vurgulanmıştır.Dewey’
davet edilen Amerika’lı ünlü eğitim bilimci göre, yeni öğretmen okulları kurulmalıdır.
John Dewey Türk Milli Eğitim’i için bir ra- Köy okullarına öğretmen yetiştirmek için
por hazırlamıştır,bu raporun özetinde;Köy de öğretmen okulları açılmalıdır. Okullarda
okulları için özel köy öğretmen okulları ku- köylülerin ve çiftçilerin ilgi ve ihtiyaçlarına
rulmasını istemiştir.raporunda yer verdiği önem verilmeli, köy hayatına uygun ilk ve
konular arasında,“Köy okullarının prog- orta dereceli okullar kurulmalıdır. Farklı
ramları, çevrenin iş hayatı göz önünde tu- derecelerdeki okullara, öğretmen yetiştularak düzenlenmelidir.demektedir.yine tirecek okullara girişlerde şartlar konulraporunun başka bir bölümünde,”Köy ha- malıdır. Üzerinde en fazla durduğu konu
yatına sıkı sıkıya bağlı olacak ilk ve orta öğ- ise,Öğretmen okullarında uygulamaya öretim okullarının kurulması önemlidir, böl- nem verilmesi konusudur. (Ata,Bahri,2011)
gelerde, topluluk hayatının merkezini okul
meydana getirmelidir,bu bölgelerde yatılı Dewey’in bu eğitim raporu üzerine yeokullar kurulmalıdır”, diyerek görüşlerini ni cumhuriyetin ilk öğretmen okuMilli Eğitim Bakanlığı’na sunmuştur.Bu- lu,1924 yılında kurulan Musiki Muallim
günkü öğretmen yetiştirme programı bir- Mektebi’dir,1926 yılında açılan Ankara
çok değişikliğe uğramasına rağmen temeli Gazi Muallim Mektebi ise en önemli öğJohn Dewey’in görüşleriyle örtüşmektedir. retmen okulu olmuştur,bu okul Türkiye
Cumhuriyeti’nin öğretmen yetiştiren pilot
Dewey’e göre, “Türkiye’de öğretmen ma- okuludur ve daha sonraki yıllarda kurulan
aşları çok düşüktür. Bunlar hızla ve büyük tüm öğretmen okulları burayı kendine örölçüde artırılmalıdır.”der,raporunda bu ko- nek almıştır. Cumhuriyet milli eğitiminin
nulara değinerek sanki bugünkü durumu buradaki modeli, iki temel kuruluşa daortaya koymakta ve “Öğretmenlere, ge- yandırılmıştır. Birincisi ortaokullara öğretçimlerine yardım edecek ev ve yakacak be- men yetiştirmek için kurulan Ankara’daki
deli verilmeli, devlet araçlarından seyahat Gazi Eğitim Enstitüsü; ikincisi de İstanbul
etmeleri durumunda indirim sağlanmalı- Üniversitesi’nin kuruluşunu izleyen yıllarda
dır.” demektedir.
liselere öğretmen yetiştirmek için kurulan,
John Dewey’in bu konuda öğretmen okul- Yüksek Öğretmen Okulu modelidir. Türkiye
ları, mevcut öğretmenlerin meslekî bilgi ile Cumhuriyeti yönetimi, 1930’lardan sonra,
donatımı ve meslekte bulunan öğretmen- mesleki ve teknik öğretim için de çeşitli dülerin müdürlüğe, müfettişliğe,vekillik da- zeyde öğretmen okulları açmıştır. Bunların
irelerine veya illerdeki eğitim dairelerine içinde, Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen
tayin ve terfileri ile ilgili görüşü de bulun- Okulu, Ankara Yüksek Teknik Öğretmen
okulu başta sayılabilir.
maktadır.
Öğretmen okullarının iki önemli ihtiyacı24
1940 yılında köy okullarına öğretmen ye-
tiştirmek amacıyla dönemin hükümeti
tarafından köy enstitüleri kurulmuştur.
Köy Enstitüleri, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803
sayılı yasa ile açılmış okullardır. Tamamen
Türkiye’ye özgü olan bu eğitim projesini 28
Aralık 1938 tarihinde milli eğitim bakanı
olan Hasan Ali Yücel ile genel müdür İsmail
Hakkı Tonguç tarafından geliştirilmiş ve kurulmuştur, yapı olarak tamamen Türkiye’ye
has bir programla donatılmıştır.
Buralarda yetişen öğretmen tipi, köylünün derdine çare olabilecek biçimde bir
donanımla eğitilmektedir, gerektiğinde
öğretmen, ebe, usta, ziraatçı gibi her şeyden anlayan insan tipidir.Türkiye’nin 21
merkezinde kurulan bu okullar,uygulama
ağırlıklı bir eğitim modelini benimsemiştir,1954 yılına kadar devam eden Köy
Enstitüleri,bu tarihte kapatılmış ve İlk öğretmen okullarına öğretmen yetiştiren bir
yapıya dönüştürülmüştür.1973 yılından itibaren ise İlk öğretmen okulları Öğretmen
Liseleri’ne dönüştürülmüştür.Eğitimin şart
ve ihtiyaçlarına dayalı olarak,1974 yılından itibaren Öğretmen liseleri,2 yıllık Eğitim Enstitülerine döndürülmüş ve 1982
yılında devreye giren YÖK yasasıyla birlikte Milli Eğitimin genel amaçları doğrultusunda Eğitim Enstitüleri 2 ve 4 yıllık olarak
yenidenyapılandırılmıştır,iki yıllık olanlar
ilköğretime öğretmen yetiştirmek üzere
kurulmuş ve 4 yıllık olanlar ise orta öğretimin öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere
yeniden tasarlanmıştır.
1997 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı,YÖK
ve Dünya Bankası işbirliği ile öğretmen yetiştiren fakülteler olarak adlandırılan kurumlar yeniden yapılandırıldı, öğretmen
eğitimi yeniden düzenlendi. Bu yapılanma
sonucunda,İlköğretim sekiz yıl olduğu için
bu okullara yetiştirilecek öğretmenler farklı
bir yapılanma altında toplandı,Ortaöğretim
için ise 5 yıllık öğretime dayalı branş öğretmeni yetiştiren yapılanmaya gidildi.Dünya
Bankası yeniden yapılanma karşılığında
vermiş olduğu krediler için Amerika ve
İngiltere’den danışmanlık desteği alınması
şartını ileri sürmüştür,dolayısıyla yeni programların büyük bölümü Amerika Birleşik
Devletleri,Arizona,Florida ve İngiltere’den
Nothingam Üniversitelerinden aynen alınan veya ufak tefek değişiklikle kabul edildiği için çeşitli uyum sorunları çıkmış ve yeni programlar eğitimciler tarafından yoğun
bir şekilde eleştirilmiştir.
SONUÇ
Bugün Milli eğitim Bakanlığı bünyesinde
Öğretmen yetiştirme ve Eğitim Genel Müdürlüğü mevcuttur ve görevi öğretmenin
niteliği yetiştirme biçimi ihtiyaç ve istihdam konularıyla uğraşmaktır, ancak öbür
taraftan öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumları ise,YÖK’e bağlıdır ve yetiştirme biçimi tamamen YÖK tarafından belirlenmektedir.
2011 yılı itibariyle Türkiye’deki Eğitim fakültelerinin sayısı 80 civarındadır ve bunlar ortalama 250 mezun vermektedir,dolayısıyla
20.000’in üzerinde öğretmen adayı mezun
vardır,ayrıca Fen edebiyat Fakültelerinden
formasyon alanlara birlikte, mezunaday
öğretmen sayısı 40.000’i geçmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu kadar öğretmen
istihdamına ihtiyacı olmadığı için sürekli
yığılma meydana gelmekte ve öğretmenlik meslek kavramı zayıflamaktadır.Ayrıca
maaşların düşük olması mesleğe özendirici bir yaklaşım sağlamamaktadır,hizmet
içi eğitimler son yıllarda epeyce düzelmesine rağmen,süreleri 15 gün ile
sınırlıdır,öğretmen bu süre zarfında kursa
uyum sağlayamadan ve kendini yenileyemeden kurs bitmektedir,öğretmen profili
25
sıradan meslek gurubu gibi düşünülmekte
ve meslek standardı tanımı yapılmamaktadır.Çünkü bazı dönemlerde iş bulamayan
her meslek gurubu,kısa süreli kurslarla
öğretmenlik mesleği içerisine alınmıştır,bu
durum öğretmenlik mesleğini herkesin yapabileceği bir iş algısına dönüştürmektedir.
ÖNERİLER
Öğretmenlik meslek tanımı yapılmalıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen yetiştirme işini kendisi üstlenmeli,yansız,torpilsiz
ve ideolojik tutum tavır
içinde
olmayan,öğretmen Akademileri veya öğretmen Fakülteleri kurmalıdır.
Öğretmenlere, üç yılda bir,üç ay süreli hizmet içi eğitimi verilmelidir.
Sözleşmeli öğretmenlik sistemi kaldırılmalıdır.
Öğretmenin,yaz tatillerinde,yurt dışına çıkış, inceleme gezilerine katılması kolaylaştırılmalıdır.
Kısaca, öğretmen öğretmen olduğunun
farkında olmalıdır.
26
KAYNAKÇA
ARMAĞAN, Mustafa, “Osmanlı’da Üstün
Yetenekliler Fabrikası: Enderun Mektebi”,
Yeni Dünya Dergisi,Ekim,2006, S.32.
ATA,Bahri, The influence of American
Educator(JohnDewey)on the Turkish Educational, http://acikarsiv.ankara.edu.tr/
browse/3959/3127.pdf?show(indirme tarihi;22.11.2011
CHARLES, Freeman, Egypt, Greece and Rome. Oxford University Press,1996.
KAVCAR,Cahit, “Nitelikli Öğretmen Sorunu”, Eğitimde Yansımalar: V, 21. Yüzyıl
Eşiğinde Türk Eğitim Sistemi, Öğretmen
Hüseyin Hüsnü Tekışık Eğitim AraştırmaGeliştirme Merkezi yayını, Ankara 1999, s.
267-279.
KÖROĞLU,Kemalettin, Eski Mezopotamya
Tarihi, İletişim Yayınları,İstanbul,2006,
ROBİNS,Gay, The Art of Ancient Egypt,
,Harward University,2001.
TOGAN,Zeki Velidi, Umumî Türk Tarihine
Giriş,İstanbul, 1970
BİR SİYASET BELGESELİ
D E P R E M
M. Ziya GÖZLER *
Birbirini tanıyan insanlar, arkadaşlar, dostlar yaşanan sevinçlere ya canı gönülden ya
da kerhen de olsa iştirak edebilirler. Ama
üzüntülere iştirak etmek ve insanların zor
durumlarında yanlarında olmak yüksek bir
karakter, cesur aynı zamanda şefkatli bir
yürek ister. Zor anları aynı duygularla yaşamak aynı zamanda büyük fedakarlık gerektirir.
Ülkemizde son yıllarda yaşanan olaylar
dünyayı idare eden güçlerin bu ülke topraklarına göz diktiğini açık seçik göstermekte
* Jeoloji Yüksek Mühendisi
olup, bu artık inkar edilemeyecek bir sonuçtur. İktidarın çok iyi niyetle ortaya attığı
demokratikleşme yaklaşımını öylesine kullanmaya başladılar ki, vatanımızın doğusunda bir savaşı fütursuzca başlattılar. Bu
savaş Türkler ile Kürtler arasında değildir.
Türkiye Cumhuriyeti ile çok uluslu şirketlerin (ÇUŞ) destekledikleri paravan güçler
olan Kürt, Arap, Ermeni teröristleri arasında olmaktadır. Bu güçler öylesine organize
olmaktadır ki, dağda, bayırda, kırda, ovada
ve nihayet şehirlerde teşkilatlanarak bir iç
isyanın fitilini ateşlemeyi düşünmektedirler. 12 Eylül öncesinde olduğu gibi. Kırda ve
27
şehirlerde teşkilatlanarak sosyalist bir devlet kurma çabalarının taklidinden öteye
geçmeyen bir durum. İçimizdeki çok meraklı bazı köşe yazarları ve kendilerini aydın
yerine koyan karanlık fikirli, kara kalemli kişiler de bu isyana 12 Eylül öncesi kaldıkları
yerden destek verme çabası içine girmiş
gözüküyorlar. Sayın Başbakanın ve İçişleri
Bakanının bu konudaki uyarılarına sadece
emniyet ve adalet güçleri değil, bütün Türk
Milleti kulak vermelidir. Tehlike büyük, çok
büyüktür. Tehlikenin büyük olduğuna dair
işaret 23 Ekim 2011 de Van ve çevresinde meydan gelen deprem sonrası kendini
göstermiştir. Bazı belediye başkanlarının,
yerel yöneticilerin depremdeki yardımların sadece Kürt kardeşlerimizden gelmektedir şeklinde açıklamalarda bulunmaları
acaba neyin göstergesidir? Bu açıklamalar
kimlere birer mesaj niteliğindedir? Ve nasıl bir eylem hazırlığının son adımlarıdır?
Televizyonda hanımefendi bir haber sunucusunun heyecanına ve üzüntüsüne yenik
düşmesi karşısında söylediğini ballandıra
ballandıra anlatan, dillerine dolayanlar, internet sitelerinde Türk-Kürt düşmanlığını
körükleyenlere ve yol haritalarından bahsedenlere, özerklik isteyenlere ve sonuçta
bağımsız bir devleti Misak-ı Milli sınırları
içinde kurmayı alenen söyleyenlere karşı
acaba neden duyarsız davranmaktadırlar?
Ben anne tarafından Van’lıyım ve bundan
dolayı şeref duymaktayım. O toprakların
bir karışının dahi birilerine hediye edilmesine tahammül edemem. Şehit dedelerim
o topraklarda yatıyor, akrabalarım oralarda
yaşıyor, bir çok tanıdığım o bölgede görev
yapıyor. Depremde bütün gücümüzle bir
şeyler yapmağa gayret ettik Türk, Kürt, Arap, Ermeni diye ayırt etmeden. O topraklar
için dökülen kan, gözyaşı, çile, mukadderat
hiç unutulur mu? Sayın Başbakanım, İçişleri Bakanım lütfen artık ara ve arka sokaklar,
28
provokasyon, gereken dersleri alacaklardır,
kanları yerde kalmayacak, Kürt açılımı gibi toplumu rahatsız eden açıklamaları bir
kenara bırakınız. Tek devlet, tek millet, tek
dil, tek bayrak anlayışının güçlenmesi için
çaba sarf ediniz. Bu millet Başbakanımızın
Yunan ve İtalyan başbakanlarının durumuna düşmesini asla ve asla kabul edemez.
Çok uluslu şirketler yarın bir gün sizi de
sıkıştırabilirler. Buna müsaade etmeyiniz.
Biz de müsaade etmeyeceğiz. Bu sebeple
Misak-ı Milli sınırları içinde tek yürek olduğumuzu millete haykırınız. O zaman bu
Milet sizi daha çok sevecektir.
Depreme gelince… Van’da meydana gelen
deprem 7.2 büyüklüğünde ve 29 saniye
süren ciddi bir depremdir. Deprem yaklaşık 80 km yarı çapındaki bir alanda etkili
olmuştur. Ortaya çıkan enerji Hiroşima’ya
atılan atom bombasının 30 katı gücündedir.
Ülkemiz sınırları içinde MS. 300’lü yıllardan 2011 yılına dek 6.5 ve üzerinde ağır ve
çok ağır can ve mal kaybına yol açan birçok
deprem meydana gelmiştir. Bundan böyle
birçok deprem daha meydana gelecektir.
Bu tabiat olayını öğrenmek ve farkında olduğunu bilerek, gereken tedbirleri almak
mecburiyetini unutmamamız gerekiyor. Bu
noktada önce yöneticilere sonra da vatandaşlara önemli görevler düşmektedir.
Deprem, dünya var olduğundan bu yana
mevcudiyetini sürekli gösteren bir doğal
afettir. Bilindiği üzere sel, toprak kayması,
tayfun, hortum, çığ, yanardağ püskürmesi, deprem ve tusunami birer doğal afettir.
Deprem, 7.8 (7.4) büyüklüğündeki Kocaeli-Gölcük depreminden sonra günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Yer
kabuğu, birbirlerinden uzaklaşan, birbirleriyle çarpışan ve birbirlerini iten ve sürekli
hareket halinde olan levhalardan oluşmuş-
tur. Yani dünya, tek bir kara parçası ile tek
bir okyanustan ibaret değildir. İşte hareket
halindeki bu levhaların yer değiştirmesi
sonucu yer kabuğundaki titreşimler depremleri meydana getirir. Deprem, yer kabuğundaki kırık düzlemler boyunca biriken
enerjinin aniden boşalması ile meydana
gelen yer değiştirme hareketlerinin yeryüzünü sarsmasıdır. Kısacası deprem, kayaların elastik yamulma sonucu kırılması
olayıdır. Anadolu ve Trakya’nın güney ucu
dünya durdukça birçok depreme sahne
olacak bir jeolojik yapıdadır. Tekirdağ’dan
Karlıova’ya kadar bir yay şeklinde uzanan
Kuzey Anadolu Fay (KAF) üzerinde bulunan
bütün yerleşim yerleri ki, buna İstanbul’da
dahildir, 7.0-8.0 büyüklüğünde depremlerle karşı karşıya kalacaklardır. Doğu Anadolu
Fayı (DAF), Ege Grabenleri ve diğer bölgeler
de bu tehlike ile karşı karşıyadır. Ülkemizde
1902 yılından günümüze dek 6.5-7.9 aralığında tahminen 40 civarında can ve mal
kaybı çok büyük olan depremler meydana
gelmiştir. Büyüklüğü daha düşük depremler de dikkate alındığında son 110 yıl içinde
depremler sonucu hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 80.000 ni geçmiştir.
Bu vatandaşlarımızı kaybetmemiz bizleri
ve bizi yönetenlerin akıllarını başlarına asla
ve asla getirmemiş olmalı ki, halen deprem
korkusuyla yaşıyor ve bir deprem olduğunda siyasiler birbirlerini suçluyorlar. Şimdilerde de başımıza, bize bizimkiler yardım
ediyor diyenler çıktı… Ne kadar hicap duyulacak ve ayıplanacak bir durum.
Dikili-Karaburun, Bingöl-Karlıova, Erzurum, Aydın-Söke, Adana, Tunceli-Pülümür,
Bartın, Balıkesir-Bigadiç- Sındırgı, Alaşehir,
Afyon-Dinar. Bu merkezlere yakın çevreler
de meydana gelecek depremlerden etkilenecekledir. Bu yerleşim yerlerinin dışındaki
birçok yer de depreme maruz kalacak yerler arasında bulunmaktadır. Jeolojik ifadelerle bu depremler KAF, DAF, Güney Doğu
Anadolu Bindirmeleri, Ege Grabenleri, Van
Gölü kuzeyi ve Orta Anadolu ve diğer bölgelerde bulunan kırık hatları boyunca olacaktır.
Marmara Denizi’nde 7.0-7.5 büyüklüğünde meydana gelebilecek bir depremin
İstanbul’da çok kötü sonuçlar doğuracağı
belli olduğu için, kısaca bu depreme değinmek istiyorum. Ülkemizin kuzeyinde bulunan ve batıdan doğuya bir yay gibi kat eden
KAF Zonu Akyazı civarında iki kola ayrılır.
Kuzey kolu Sapanca Gölü Güneyinden Gölcük-Yalova üzerinden Marmara Denizi’ne
girer ve adaların güneyinden geçerek Saros Körfezi’ne ulaşır. 17 Ağustos 1999 depreminde, bu kol üzerindeki kırık depremi
meydana getirmiştir. Diğer bir kol İznik
Gölü’nün güneyinden geçerek Gemlik’ten
Marmara Denizi’ne dalmakta ve Edincik
üzerinden güneye devam etmektedir. Bu
kırıkların meydana getireceği depremin
büyüklüğü 7.0-7.5 arasında olduğu taktirde Bursa ve Balıkesir illeri de büyük hasar
görecektir.
Marmara Denizi’nin doğusunda 1999’da
denize giren ve 7.8 (7.4) lik depremi meyÜlkemizde büyük depremlerin olduğu dana getiren kırık ile, 1912’de Marmara
merkezler ileride yine büyük depremlerin Denizi’nin batısındaki Mürefte’yi sallayan
olacağı merkezlerdir. Bu merkezler: Er- 7.3 büyüklüğündeki depremi meydana
zincan, Kocaeli, Sakarya, Yalova-Gölcük, getiren kırıklar arasında kalan kırıklar haVan-Erciş, İstanbul, Bolu, Düzce-Gerede, rekete geçerek Marmara Denizi içinde 7.0Tekirdağ-Şarköy-Mürefte, Gediz, Tosya-La- 7.5 büyüklüğünde bir depremi meydana
dik, Çaldıran-Muradiye, Manyas-Gönen, getireceklerdir. İşte bu deprem İstanbul’un
Niksar-Erbaa, Fethiye, Varto, Lice, İzmir- bazı bölgelerini vuracaktır. Burada Marma29
ra Denizi’nde meydan gelecek deprem ve mektedir. Özellikle çaresizliği yenmek için
İstanbul’un durumunu uzun uzun anlatma- sarf edilen çabalar, asil, güçlü, anlayışlı ve
yacağım. Bu ayrı bir makale konusudur. Ne şefkatli bir millet olmanın tabii bir sonucuvar ki, geçen 12 yıl zarfında depreme karşı
dur. 1939 Erzincan, 1966 Varto, 1971 Bintedbirler alınmadı diyemeyiz, fakat gerekli
hızda, önemde ve ciddiyette çalışıldığı söy- göl, 1975 Lice, 1976 Çaldıran, 2003 Bingöl
lenemez. Van depremi bunu bize göster- depremlerinde hiçbir Allah’ın kulu çıkıp da
mektedir. Bu depremle İstanbul’un adeta ‘’Tek yürek oldular, metropollerde yaşayan
bir cehennem yerine dönüşeceği unutul- Kürtler, depremden etkilenen yurttaşlarımamalıdır. Bu hal önümüzdeki 100 yıl için- mıza yardım yetiştirmek için çalışıyorlar’’
de karşımıza çıkacak bir durumdur. 7.0-7.5
diye namertçe bir söylemde bulunmamışbüyüklüğündeki bir deprem bugünkü şartlara göre değerlendirildiğinde; 50.000 üze- tır. Bu ifade aynı zamanda şu kapıya çıkrinde bina yıkılacak, 100.000 yakın insanı- maktadır. Türkler’in yaşadığı yerlerde bir
mız hayatını kaybedecek, 500.000 civarın- deprem olursa, ‘’Kürtler sakın ha yardım
da vatandaşımız yaralanacak, 1.000.000 etmeyesiniz.’’ Bu nasıl bir sakil düşüncekişi evsiz, barksız kalacak ve ülkenin mali dir? Hangi anlayışa ve kime göz kırpan bir
kaybı 50.000.000.000 dolar mertebesinde
ifadedir? Kanıtlanmak istenen nedir? Bu
olacaktır. Bu tablo ülkenin bağımsızlığını
ortadan kaldıracak bir tablo değil midir?.. sözleri söyleyenler o yıkılan binaları yapanlar kadar suçlu değiller midir? Devlet
Depremle ilgili daha ayrıntılı bilgiler yubu noktada kadife eldiven içindeki demir
karıda da ifade ettiğim gibi ayrı bir mayumruğunu acaba gösterecek midir?
kale konusudur. Ancak deprem öncesi ve
sonrası yapılması gerekenler hususunda Ülke batıdan doğuya, kuzeyden güneye birYerel Yönetimlere ve Merkezi Hükümete
lik içindeyken böylesine soğuk ve sevimsiz
çok büyük görevler düşmektedir. Devletin
belediyeler yaptığı yardımların araç gereç fikirlerle ortaya çıkmak birilerinin gerçek
alımlarına, han, hamam, plaza yapımları- niyetini göstermektedir. Sayın Başbakanım,
na, gereksiz yol yapımı ve asfaltlamaya ve daha hür, daha şuurlu, daha inançlı, daha
kaldırım onarımlarına ve de devlete isyan çağdaş ve daha zengin bir millet olmamız
hazırlığı için birilerine yardım kampanyala- için atılacak her adıma bu millet evet diyerına harcanmasın. Zira depremin sonuçları
cektir. Ama bölücülüğe ve bölünmeye asla.
hepimiz çok ama çok kötü sarsabilir. Unutulmamamsı gereken husus şudur: Dep- Sizin de bu konuda taviz vermeyeceğiniz
belli olmaktadır. Zira devlet içinde devlet
rem geliyorum demez. Gelir.
kurulmasına izin vermeyeceğinizi anlaşılır
Yıllardır depremler sonrası yaşanan acı ve
ve sert bir şekilde dile getirdiniz.
keder Türk toplumunu derinden sarsmış,
birlik ve beraberlik duyguları o zor günler- Depremin derinliği ne acıdır ki, her mude daha da artmıştır. Çaresizlik, insanların
sibeti su yüzüne çıkarmıştır. Depremin işi
o çaresizlik karşısında haysiyetli duruşları,
yuvalarını koruma istek ve arzuları ve di- budur. Deprem bir doğa olayının yanı sıra
ğer vatandaşların bu çaresizliğe son verme etnik kırıkları da gözler önüne sermiştir.
çabaları bugün de aynı sevgi ile devam et- Deprem adeta bir siyaset belgesi olmuştur.
30
YİRMİNCİ YILINDA
TÜRK DÜNYASI
Sefer Aşır ERASLAN *
Türklerin Rus emperyalizminin hakimi olduğu panslavist Sovyetler Birliğinden ayrılıp bağımsız olmalarının yirminci yılını idrak ettik.”İdrak ettik” diyorum “kutladık”
diyemiyorum, çünkü ortada kutlamaya
konu olabilecek bir başarı yok. 2004 yılında gerek zamanın dışişleri bakanı Sayın
Abdullah Gül, gerekse de Sayın Başbakanın
“İstanbul’u Türk Dünyasının ve İslam dünyasının merkezi yapacağız” sözünü tebrik
ve takdir etmem dolaysıyla bazı ham ve
sığ kafalarca yazımın tamamı okunmadan
“hükümeti tebrik ediyorsunuz” diye saçma
bir soru ile karşılaştım. Oysa o dönemde İslam Konferansı Genel Sekreterliğine Sayın
Ekmeleddin İslamoğlu seçilmiş, Türk Dünyası ile de ilişkiler hızlandırmaya çalışılıyordu. “Karşıyım karşı her şeye karşı” mantığı
ile tiyatro oynanmaktadır. Doğruyu yapanı
tebrik etmek, teşvik etmek gerekmez mi?
Marifet iltifata tabidir biline. O zamandan
sonra “tebrik ettiğimiz bu çalışmayı yapanların Arap alemine verilen desteği yardım
ve yakınlığı niçin Özbekistan ve diğer ilişkilerimizin bozuk olduğu kardeş ülkelere
verilmediğini?” de yazdık. Onlarca meselemizin olduğu, ama “sıfır sorun” diyerek
görmezden geldiğimiz problemler yumağı
Suriye‘ye verilen desteğin hiçbir sorunumuzun olmadığı ancak onlarca yanlış anlamanın olduğu Özbekistan ile niçin gerekli
temasın kurulmadığını da yazdık elbette.
* Arş., Yazar
Bu toplantılarda beklenen ve olması gereken Türkçe Konuşan Ülkeler Liderler Toplantısı da yapılmalıydı elbette. İçinde tuzu,
yağı ve diğer tatlandırıcıları olmayan bir
yemeğe benzemiştir. Bir şenlik havasında,
daha kabalık ve muhtevası yüksek bir festival mahiyetinde kutlanması daha uygun
olurdu elbette. Bir resim sergisi,birkaç alt
düzeydeki katılımcının çalışmaları konuya
yeterince değer verilmediği veya aceleye
getirilerek yapıldığı izlenimini vermektedir.
Belki de o küstürdüklerimiz bizi dikkate almayıp gelmediler.
Türk birliğinden önce Türkiye ile diğerleri arasındaki ihtilaflardan önce, bizim
ağabeyliğe teşebbüs etmemizden önce,
onların kendi aralarındaki meseleleri de
çözmek Türkiye’ye düşer. Biz, hep diğerleriyle olan alakalarımızı düşünürken, onların Sovyetler zamanından kalma gönül
yaraları da var. Bunların tamiri de bize düşer.Polütbüro’da ikinci adam iken Haydar
Aliyev’in diğer cumhuriyetlerin komünist
parti sekreterleri olan şimdiki cumhurbaşkanlarına takındığı tavır onları kırmıştır.Bu
yüzden Aliyev’in cenaze törenine bizimkilerden kalabalık gelen olmadı.Hatta pek
devlet başkanı katılmadı.Bir başka yanlış
da “iki devlet bir millet” sözü Aliyev’in değil Bahtiyar Vahabzade’nindir.Türkiye “rahmetli Elçibey’i destekledi” diye binlerce
şaki Kürt, PKKlı Kürt, terörist sayılmadıkları
için Azersun gibi Aliyev destekli ve hatta
ortaklı şirketlerde elini kolunu sallayarak
31
çalışmaktadırlar. Hapishaneleri kalpazanlık kalkıp buralara çalışmaya gelmiş bir daha
yapan, esrar satan, hırsızlık yapan Kürtlerle da dönmemiştir kendi yurtlarına.Çünkü
doludur.Bunları hapisten çıkınca dahi iade oralarda tarım işçiliği gibi zor ama az kaetmemektedirler. Neden acaba? Aliyev’in zandıran işlerin dışında iş sahası yoktur.
anasının da Kürt olduğu iddiasının ne ka- Ayrıca nüfus yoğunluğu ile kazanç fazlalığı
dar tesiri vardır?
buralarda olduğu için ürettiğini satmaya
ta buralara trenle gelinip bin bir mihnetle
Dağılan Sovyetlerden sonra “Türkler birbi- geri dönüş, sıkıntılara sebep olduğundan
rini yiyecek” diye bakılmıştı. Çünkü sınırlar kayıpları çok olmuştur.
karıştırılarak, suni bir çizgiden ibaret kılınmış, nüfus buna keza kavga çıkması için Özbekistan ile sadece beş yıl kardeşçe georaya buraya savrulmuştur. Kırgız-Özbek çinebilmişiz. İslam Kerimov İstanbul’daki
kavgasının kasıp kavurma özelliğinin olup liderler toplantısından dönerken “parlaolmayacağı Fergana vadisinde denemiş mentosu bir, devletleri ayrı, bir birlik kuraama tutmamıştır. Aynı sınırlar içinde oldu- caklarını” söylemiştir. Bu, bu gün zikredilen
ğumuz halde kardeş olamadığımız Kürtler- “altı devlet bir millet “ fikrinden de öte bir
le sınırları ayrı olmasına rağmen onca tah- duruştur. Bunu sabote eden ister bir KGB
rike rağmen Kırgız –Özbek tam bir kardeş- bombası olsun, isterse de bir dini akımın
lik örneği vererek tahriki fark edip vuruş- çıkarttığı ABD oyunu olsun aramızı açan
mamışlardır. Özbek tarafındaki iki yüz bin sebep her ne olursa olsun, gerekirse özür
Kırgız’ın bir günde yok edilmesi mümkün dilenerek işin daha uzun süre inatlaşmaya
iken karşı taraftaki oyuna alet olmayan Ke- bırakılmaması gerekir. Bahtiyar Vahabzade
rimov tam “ake” tavrıyla olayların yatışma- rahmetlinin söylediği gibi “iki al-verçini yasını sağlamıştır. Bu arada hemen belirtelim lanıyla bu milletin gönlüne keder düşmez”
ki peşmerge kılığındaki Kuzey Iraklıların bu denilerek basit dedikodulardan sıyrılıp
alicenaplığı göstermesi imkansızdır, zaten esas büyüklüğü burada göstererek aramızbeklenemez de.
daki meseleler yok edilerek yeniden büyük
bir kurultayla kardeşliğimizi dünyaya, dosTürklerin “altı devlet bir millet “ olduğu şu- ta- düşmana ilan etmeliyiz.Bizden ümidini
uru ancak aradaki problemlerin nihayete kesen Kerimov rotayı Çin’e çevirerek ŞİÖ
ermesiyle mümkündür. Bunun için de Öz- kurulmuştur.Rusya’nın yeniden kurmaya
beklerle –Kırgızların hem sınır, hem top- çalıştığı eski Sovyet modeli bir yapılanmarak, hem nüfus, hem su gibi,hem doğalgaz ya ilk karşı çıkacak olan da elbette Kerimov
gibi,hem ulaşım,hem de sovyetlerden ka- olacaktır.
lan fabrikaların iki tarafta kalan parçaları ve
“ake –üke” gerginliği gibi sıkıntıları vardır.O Kazakistan
devlet
başkanı
sayın
katliama varan olaylar ki ,biraz da gizli ser- Nazarbayev’in, ülkesinin içerisindeki yüzvislerin acite ettiği bu olaylar sıcaklığını ko- de kırklık bir Rus nüfusa rağmen Türk birrumasına rağmen arabuluculuk yapılabilir. liğinin en samimi savunucusudur. Çin’deki
Öncelikle her ülke yalnız kaldığı zaman yok Uygur bölgesindeki Kazakları göç ettirip
olacağını bilerek hareket etmelidir.Sovyet- Ruslardan kalan yerlere yerleştirmesinden
leri ayakta tutan Orta Asya Türkleridir.An- rahatsız olan “Gulag Takım Adaları romanı
cak en fazla yatırım da Moskova’ya yakın ile tam bir komünizm düşmanı olan Sololan bölgelere (Kazan gibi ,Ukrayna gibi) jenitsin dahi bir Panslavizm heyecanıyla
yapıldığı Özbek ,Kırgız, Kazak taa oralardan “Nazabayev’in yaptığının yanlış olduğunu,
32
oraların Rusların öz yurtları olduğu için
terk etmemeleri gerektiğini “anlatıyordu.
Azerbaycanlı kardeşlerimiz en idraksiz yönetime sahip Türk ülkesidir. Babasının kurnaz adamları oğulu kandırarak zaman ve
imkan kaybetmektedirler. İç barışı sağlayarak topyekun bir hamle ile hem Karabağ
hem de diğer işgal altındaki yerler tekrar
alınarak öz güven kazanılmalı ve daha kuvvetli olmak için Türk dünyasına entegre olmalıdırlar. Yoksa işgal devam eder, imkanlar Moskova’ya uçar, garip Azerbaycanlı
Türk kardeşlerimiz de bu sefilliğe devam
ederler.
Türk dünyasının en büyük sorunu önce dev-
let olmayı başarabilmekti, başardılar. Ekonomik olarak ayakta kalabilecekler miydi?
Onu da başardılar. İdari açıdan yeterli olabilecekler miydi? Bunu da başardılar. Sadece iplerin kopmasıyla başı boş kalacaklarını
kendilerine muhtaç olup yalvaracakları,
tekrar eski sistemi isteyeceklerini zannedenler yanılmıştır. Sovyetler zamanında
bütün teknik ve idari işler Rus asıllı olanlar
tarafından yerine getirildiği için,”onlar sadece pamuk üretmekten anlarlar pamuk
toplamadan dönüşte ellerine birer diploma adındaki kağıtlardan vererek tatmin
edeniz” diyen Gorbaçov kafasındakiler de
anladılar ki devlet kurmada maharetli olan
Türkler yönetmekte de mahirdirler.
Fotoğraf : http://tr.wikipedia.org
33
AYIN IÇINDEN
YAVUZ SULTAN SELİM’İN SON
YILLARI VE ÖLÜMÜ
Hüseyin ALBAYRAK *
Osmanlı padişahlarının en göz doyurucu- sürdürülen hazırlıkların gerçek yönünün
larından biri olan Yaıvuz sultan Selim, kı- ne istikamete doğru olduğunu kestirmek
sa süren saltanatını birbirinden değerli ve mümkün olamıyordu. Çünkü büyük bir
devletin bekası bakımından çok lüzumlu donanmanın hazırlanması onun denizle
zaferlerle süslemiştir. Çaldıran, Mercida- ilgili bir sefere çıkacağını, kara kuvvetleribık, Ridaniye gibi zaferlerle devlet sınırla- nin Anadolu’da toplanması Doğuda bir sarını birkaç misli genişleten Yavuz Sultan Se- vaşa girişeceğini, kendisinden önce devlet
lim, maddi ve manevi kudretin tam bir mü- erkânı Edirne’ye göndermesi ise batıda bir
messili olmuşdevlete karşı hatur. Sürdürdüğü
rekete geçeceğini
mücadelelerden
ima ediyordu. HalSultan Selim’in
buki bu tarihlerde
cihân hakimipadişahta birden
yeti davasında
bire bir gevşemeçok kudretli bir
nin meydana gelsima
olduğudiğini ve harhangi
nu görüyoruz.
bir savaş için acele
Yavuz
sultan
etmediği
görülSelim’i Mısır semektedir. Bu hale,
feri dönüşünde
Roma’da gerçekRodos seferine
leştirilmesine çalıteşvik edenlere
şılan haçlı seferin“Ben cihangirliden ve Anadolu’da
ğe alışmış iken
çıkan bir isyan
siz himmetimi
ile Şehzâde Murad
I.Selim (Yavuz Sultan Selim)
küçük bir adameselesinden başnın fethine hasretmek istiyorsunuz” cevabı ka herhangi makul bir sebep bulamamakcangâverliğini çok güzel ifade eder. Bu aza- tayız.Zaten Yavuz sultan Selim’in bazı haremetli padişahın Türk-İslâm birliğini kurduk- ketlerinden ve sözlerinden bundan sonra
tan sonra Avrupa’yı feth niyeti ve hazırlık- bir savaşa gitmeyeceği manası çıkmaktaları onun sonsuz kudretini gösterir. (1)
dır. Çünkü o, sefer hazırlıklarının noksanlığını görüp de ilgilileri azarlarken: “Bu gûne
Yavuz Sultan Selim’in son günleri içinde
tedâbir-i vâhiye ile ben sefer itmam ve
* Araştırmacı - Yazar
kimse sözü ile yola gitmem ve bil-cümle bie-posta: [email protected]
34
ze sefer yok, meğer sefer-i ahret gözükür” oğdurduğu çıbanın acısını çeken Padişah:
demek suretiyle hiçbir seferin yapılmaya- “Hasan Cân, seni dinlemedik amma, kencağını açıkca ifade etmişti. (2)
dimize kıydık” sözleriyle Hasan Cân’ın
tavsiyesinin aksine yaptırdığı işten dolayı
Bu konuşmalarda asıl şaşılacak bir şey varpişmanlığını ifade etmiştir. O günden sonsa Padişahın öbür dünyaya göçmekten söra çıbanda bir iyileşme görülmediği halde
zetmiş olması ve bunun da doğru çıkmasıevvelce karar vermiş olduğu Edirne yolcudır.Ne yazık ki yüksek görüş ve davranışları;
luğuna çıkmaktan da geri kalmamıştır. (4)
ne vezirleri, ne askerleri tarafından anlaşılıp gerekli yardım kendisine yapılmamış- Sihhati günden güne bozulan Pâdişah,
tır. Kendisi yurdunun her yönden maddî araba ile seyahat ediyordu. Hastalığnı heve manevî gücünün artmasına çalışmış, kimler anlamamışlar ve onu önceleri yanlış
bunu yücelteceği sıralar ise ömrü pek kı- tedaviye tabi tutmuşlardı. Böğrü şiddetsa olmuştur.Onun saltanatının her yılı bir le ağrıyan ve kasığında da hıyarcık çıkmış
yüzyıla beden kazançlarla doludur. Kısa sal- bulunan Pâdişah, çorlu yakınlarında Sırt
tanatının ancak son iki yılı savaşsız geçtik- Köyü’ne geldiği vakit artık hareket edeten sonra yine Edirne’ye gitmek istemiştir. meyecek bir halde idi.(5) Bu tarihi çıban
Bunun nedenini tarihler bize bildirmiyor. bazı batı kaynaklarında “kanser” şeklinde
Fakat savaşta bulunmadığı zamanların bir- gösterilir, bazı Osmanlı kaynaklarında ise
çoğunu Edirne’de geçirdiğinden, anlaşıldı- “Şîrpençe = Anthrox” şeklinde gösterilir.
ğına göre orayı daha fazla sevmektedir. (3) Herhalde en kuvvetli ihtimal işe budur. (6)
Nitekim sevdiği yerler hakkında bir şiirinde Yavuz sultan Selim, vaktiyle babası ikinci
Edirne’yi başta zikreder ve şöyle der:
Bayezid’le harbetmiş olduğu bu mevkide
“ Edirnem hem Sitambulum,
Kalatan, Bursam, Engürüm,
Sinobum, Mayseri-i rûmum, acayip şeriyârımdır.
Irakım, hem Sfahanım, Dimişkim, Bosnapazarım,
Benim çin ile Maçinim, Cezirem sebzevârımdır…”
Padişah Edirne’ye hareketinden (18Temmuz 1529) bir iki gün önce bahçede dolaşırken nedim Hasan Cân’a, arkasına bir şey
batmakta olduğunu söylemişti. Sırtı açılıp
iyice kontrol edildiğinde Pâdişah’ın iki omuzu arasında sağ tarafa daha yakın olarak katı bir çıbanbaşı görülmüştü. Yavuz,
Hasan Can’a sıkmasını söylemiş ise de, Hasan Can çıbanın olgunlaşmadığını, bu bakımdan doğru olmayacağını, bir melhem
sürmek gerektiği cevabını vermişti.
O geceyi ıztıraplı geçiren Yavuz, ertesi günü hamama giderek Hasan Can’ın da orda
bulunmadığından istifade ile çıbanı sıktırıp iyice oğdurmuştu. Hamamdan çıktıktan sonra, Hasan cân huzura girdiği sırada
kırk gün kalmış, bu müddet zarfında saray
baş hekimi Ahmet çelebi, saray hekimlerinden İzmir’li Hamzaoğlu İsa, Osman Çelebi ve Kazvin’li Şah Muhammed tarafından tedavisine çalışılmıştı. Hastalığının en
şiddetli anında Yavuz, şu beşti söylemişti:
“Bana derman eder sanırdım Ahî
Oğülürse tabib imiş o dahi”
Bir an geldi ki artık yaşamaktan ümidini kesmiş olan Yavuz, Edirne’de bulunan
Vezir-i âzam Pîri Paşa ile ikinci vezir Mustafa Paşa’yı, Rumeli Beylerbeyi Ahmed
Paşa’yı yanına çağırttı. Bunların gelişinden
bir gün sonra divânı toplayarak nasplar ve
terfiler yapan gayretli Pâdişah, şüphelerin
giderilmesi için kendisini zorlayarak otoğ-ı
hümâyûn önüne bile çıktı. Dîvanda vezirlerle memleket işlerine ait vasiyetlerde
bulunduktan sonra, Pîri Paşa ile gizli bir konuşma yaptı. Bu arada Manisa’da bulunan
35
Şehzâde Süleyman (Kanuni) nin çağırılmasını da emretmişti. (7)
man yıkayıp kefenlemişler ve bir sandukaya koyup otağın içinde muvakkat olarak
gömmüşlerdi. Bilâhare İstanbul’a getirilen
Son demlerinde Yavuz’la Hasan Cân arasınbu muhteşem tabutu ilk omuzlayan oğlu
da tarihlerin kaydına göre şöyle bir konuşKanuni olmuştur. Zembilli Ali Efendi’nin
ma geçmişti:
imametiyle dedesi adına yapılan Fatih
Câmiî’nde cenaze namazı kılınmış ve şim“--- Hasan Cân ne hâldür?
diki Sultan Selim Câmiî’nin yanındaki saha--- Sultânum, Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ya defnolunmuştur.
idüp Allah’la olacak zamandır.
Onun için dostu büyük âlim Kemâl Paşa--- Bizi bunca zamandan berü kimin ile
zâde mersiyesinde şöyle der:
bilirdin ? Cenâb-ı Hakkâ teveccühümüzde
kusur mu fehm ittün?
“ Az zaman içre çok iş etmiş idi
Sâyesi olmuş idi âlem-gîr
--- Hâşâ ki bir zaman zikr-i Rahmân’dan
Şems-i asr idi asırda şemsin
gufûl müşahede itmüş olam. Lâkin bu zaZilli memdûd olur amma kasîr
man gayri ezmâna benzemedugü cihetten
Tac utahtıyla fahreder beyler
ihtiyaten cesaret eyledüm”
Fahrederdi anınla tâc u serîr
Hasan Cân bu hürmetkârane sözleriyle Öldü Sultan Selîm hayfu dırîğ
Yavuz’a artık eceli geldiğini anlatınca, Çal- Hem kalem Ağlasun anı hem tîğ.
dıran, Mercidâbık, Ridâniye er meydanlaYavuz Sultan Selim’in ölümü için düşürülen
rında devletler deviren kahraman:
tarihlerden ikisi de şöyledir:
“--- Sure-i Yâsîn tilâvet eyle!” demiş.
“ Ruhunu sultan Selim’in ya ilâhi
Kendisi de Hasan Cân’la bütün sureyi bir
Gark-ı rahmet kıl hak-ı Fâtihâ”
kere okumuş, Hasan Cân tekrar okumaya “ Kim vefatına anun tarihdir
başlamış ve bu sefer “Selâm” âyetine gelEhl-i iman ruhu için Fâtihâ “
dikleri zaman şanlı hastanın büyük rûhu, ------------------------------------------------------Kibriyâya kavuşmuştur. (8)
22 Eylül 1520 de ölümü ile dünyada büyük
bir boşluk meydana getiren Yavuz sultan
Selim, çok tuhaf bir tesadüf eseri olarak
İstanbul-Edirne yolu üzerinde, 8 yıl önce
Babası İkinci Bayezid’in öldüğü yerde vefat
etmiştir. Bu suretle İkinci Bayezid, gitmekte olduğu Dimetoka’ya erişemediği gibi,
Yavuz da Edirne’ye varamamıştır.
Padişahın tek oğlu olan Süleyman (Kanuni) Manisa’dan İstanbul’a gelinceye kadar ölüm haberi sekiz gün saklı tutuldu.
Padişah’ın naşını büyük ilim adamlarından
Şah Mahmut Kazvini, Kadı İsa ve Kadı Os-
36
(1) Osman Turan, Türk Cihan Mefküresi Tarihi, C.2, s.
79, İstanbul Matbası, İstanbul 1969
(2) Sadettin Tansel, Yavuz Sultan Selim, s. 245, MEB,
İstanbul1969
(3) Namık Kemal, Osmanlı Tarihi, C. 3, s. 137, Hürriyet
Gazetesi yayını, İstanbul 1974
(4) Mufassal Osmanlı Tarihi, C.2, s. 784, Şehir Matbaası, İstanbul,1958
(5) Selahattin Tansel, a.g.e., s. 247
(6) İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. 2, s. 53, Türkiye Basımevi, İstanbul 1948; Mufassal Osmanlı Tarihi, a.g.e., s. 784
(7) S. Tansel, a.g.e., s. 247; İslâm Ansiklopedisi, C.10, s.
431, MEB, İstanbul 1975
(8) Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, C.5, s. 64, Tifdruk
Matbaacılık San. A.Ş., İstanbul 1964; İ.H.Danişmend,
a.g.e., s. 54; Müneccimbaşı Tarihi, C.2, s. 502,
ORADA BİR KÖY KALDI MI
UZAKTA?...
Ahmet Nihat DÜNDAR *
Takılı kalmış aklımın bir köşesine, genelde çocukların söylediği bir şarkı:
Orada bir köy var uzakta.
Gitmesek de, görmesek de
O köy bizim köyümüzdür.
Dostlarımla paylaştığımda gördüm ki, herkesin bir köyü var aklına takılı kalan. Köyde
doğmamış, orada büyümemiş ama gene de,
geçirdiği kısa ama mutlu dönemler birleşmiş,
büyümüş, içini bir köy özlemi sarmış. Aslında
takılı kalan şey eskiye bir özlem, yitirdiklerimizi arama…
Ben de bir köyde dünyaya gelmedim. Elazığ
ilinin AĞIN ilçesinin Akpınar (Andiri) mahallesinde doğdum. İlkokulu Malatya’nın Arapkir
ilçesinde, ortaokulu Malatya Turan Emeksiz lisesinde tamamladım. Vakit bulunca tatillerde
hep Ağın’a kendi düşüncemize göre tanımladığımız, köyümüze koşardık. Evimiz, bağımız,
bahçemiz vardı çok şükür. Sabah horoz sesleriyle uyandığımızda evde bugün moda olan ve
aranan organik unla yapılmış, pişirilmiş taze
ekmek üzerine yayılmış kaymağa, taze peynir,
bahçeden toplanmış taze salatalık, domates,
tavuğumuzun o gün yumurtladığı taze yumurta ile kahvaltımızı yapardık. Bütün gün bize
verilen işlerle meşgul olur, bahçelerde oynar,
akşam hava kararınca eve girer, çoğu kez de
yemek sonrası uyuya kalırdık. Elektriğimiz,
televizyonumuz yoktu. Tüm dünyamız KÖY’
dü. Oradaki haberleri duyar, onlarla üzülür,
onlarla sevinirdik ama KÖYÜMÜZDE MUTLU
YAŞARDIK…
Büyük önderimiz ATATÜRK’ ün en çok sevdi* Dr., E.1.Sınıf Emniyet Müdürü, Kamu Yönetimi Uzmanı,
Siyaset ve Yönetim Bilimi Doktoru
ğim sözlerinden biri “KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR” sözünün ne denli doğru bir söz olduğuna, gerçeği yansıttığına hep inanmış ve
tanıklık etmişimdir.
Benim hatırladığım köyde herkesin bir evi vardı. Kiracılık neymiş sonradan kentlerde öğrendik. Benim Köyümde herkesin bahçeleri vardı.
Bahçelerde her türlü sebze, meyve…Domatesi dalından kopardığımda, inanılmaz bir koku
yayılırdı etrafa. Salatalığı ısırdığımda enfes bir
tat kalırdı ağzımda… Çevremde yorgun ama
güler yüzlü insanlar vardı. Hepsi inanılır ve
güvenilir insanlar…Ses tonundan, bakışından,
size sarılışından sevgi ve saygısını anlardınız
insanların ne denli güvenilir olduklarını…
Evlerde her gün mis kokulu, kepekli ekmekler
pişirilir. En yoksulunun bile bir keçisi veya koyunu, 2 tavuk 1 horozu bulunurdu.
Kuş sesleriyle uyanır, bahçelerde doyasıya
oynardık. Akşam evimizde uzun sohbetler
olur, hikayeler, öyküler dinlerdik. Herkese söz
hakkı verilir, konuşanlar dinlenirdi. Evin reisi
hep evin erkeği olarak gösterilirdi ama gerçek
reisin evin Annesi olduğunu tartışmasız herkes kabul ederdi. Herkesin evinde yoğurt, süt,
tereyağı, yumurta, bir çuval un, bulgur, kuru
fasulye, nohut bulunurdu.
Kendi kendine yeterli bir ekonomi…
Zaten kurtuluş savaşı da böyle kazanılmadı
mı?
İşte bizim aklımıza takılı kalan KÖY, böyle bir
köy…
Bugün etrafıma bakıyorum, içim sızlıyor…
37
Herkesin evi yok, üstelik çoğu kiracı, bazılarının sığınacak yeri bile yok… Çok elitlerin
bahçeleri var ama bahçelerde o eski sebze ve
meyveler yok. Allah eksikliğini göstermesin
ama domates domatese, salatalık salatalığa
benzemiyor, salatalık kabak tadı veriyor. Hepsi
hormonlu, büyük ve gösterişli, tornadan çıkmış gibi, ama tadı yok. Bazen acaba bizim mi
ağzımızın tadı yok diye geçiriyorum içimden,
ama nadiren de olsa katıksız bir köy ekmeği
yediğimde ağız tadımın yerinde olduğunu görebiliyorum.
Büyük önderimiz ATATÜRK’ ün en çok sevdiğim sözlerinden biri olan“KÖYLÜ MİLLETİN
EFENDİSİDİR” sözünün ne denli doğru bir söz
olduğuna, gerçeği yansıttığına olan inancım
biraz daha kemikleşiyor iç dünyamda…
Önyargısız, temiz, dürüst, ayrım yapmadan
herkese kapısını açan, evde neyi varsa misafiriyle paylaşan, günün hangi saatinde gelirse
gelsin “misafir yoldan gelmiştir Aç’tır” anlayışıyla sofrasını kuran. Yoldan geçenlere bile bir
ayran ikram eden, sayılamayacak kadar çok
nitelikleri olan o köylüler… hoş geldiniz diyen
elinizi öpüp alnına koyan küçükler, sarıldığında sıcaklığını hissettiğiniz güven duyduğunuz
büyükler… Hemen itiraz edenleri, “bizim evimizde hala öyle” diyenleri duyar gibi oluyorum. Ama dikkat etsinler el öpenlere, onların
çoğu el öpmüyor, çenesini vuruyor, öpmüş
gibi gözüküyor. Birbirlerine sarılanlar, aslında
özlem gidermek için değil usulen sarılıyor. Öpen dudaklarına bakın öpmüyor, havayı öpüyor…
Her şey değişti…Köy, köy olmaktan çıkmış, köye benzemiyor. Evde ekmek yapılmıyor, “Kuş
gribi” horoz ve tavuklarını götürmüş, buz
dolaplarında hormonlu yumurta, meyve ve
sebzeler…Kilerler yok olmuş, bahçelere evler
yapılmış, ağaçlar, kuş türleri tükenmiş, sular
kurumuş, keneler öldürücü olmuş…
Köylerin büyük çoğunluğu kentlerin olumsuz
yönlerini alarak kentleşmiş…
Kendi kendine yeterli ekonomi anlayışı kay-
38
bolmuş. Başkalarına muhtaç. Parası varsa
satın alıyor, yoksa alamıyor. Köylerde, köylülerde değişmiş, farklılaşmış. Kentte yaşayanlar
gibi köylünün de satın aldığı az miktarda yumurtası, unu, makarnası, günlük yetebilecek
ekmeği var.
Fırıncılar toplu bir grev yapsa, kendi kendimize ne kadar yeteriz, doğalgazımız kesilse neyle
pişiririz, ne yeriz, neyle ısınırız diye düşünüyorum.
Etrafıma bakıyorum sabah koştura koştura
işine giden, akşam aynı şekilde işinden evine
dönen, sonra yemek yiyen, hiç konuşmadan
televizyonda bir DİZİ seyrederken koltukta
UYUYAKALAN insanlar. Bunlara Aile diyorlar…
İLETİŞİM YOK, yalnızca para kazanmaya ve
harcamaya çalışan birbirinden kopuk insanlar…PARA HERŞEY olmuş, SÖZ ve GÜVENLİK
önemini yitirmiş, doğru ve dürüstlükten bahsediyor herkes ama DOĞRU ve DÜRÜST’ ün
önemi kalmamış, sarmış her tarafı GÜNLÜK
YAŞAYAN insanlar… ÇOCUKLARIMIZA, TORUNLARIMIZA nasıl bir DÜNYA ve ANLAYIŞ
bırakacağız…Söyledikleri FARKLI, (kulağa hoş
gelen). UYGULAMALARI FARKLI. Bu ikiyüzlü
insanlara küçükler ne kadar daha itaat ederler, örf, adet ve geleneklerimiz bu anlayışla sürer mi, sürdürülür mü? İçimi acıtıyor gördüklerim, yaşadıklarım, düşüncelerim…
Kentleşme kuşkusuz kaçınılmaz. Değişim ve
gelişmeye karşı da değilim. Ama Allah vermiş.
Cennet gibi bir vatanımız var. Akan sularımız,
doğal kaynaklarımız, verimli arazilerimiz…her
şeyimiz var ama biz daha çok TÜKETİM toplumu olduk gibi geliyor bana. Ne sahip olduklarımızın kıymetini yeterince biliyoruz, ne de
iyi bir planlamayla sektörleri destekleyebiliyoruz…
İnşallah ESKİ’ yi aramaz, yalnızca benim gibi
özlem duyarız…Bu mesleğimiz ve ülkemizin
HUZUR ve GÜVENLİĞİ içinde çok önemli…
e-İktibas
KOOPERATİFLERDEN HABERLER
Hazırlayan : Halim UTLU
Karahasanlı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Kuşburnu Marmelatı Ve Pekmez
Üretti
Bir süre önce Çankaya Belediyesi’ne bağlanan yedi köyde tarımsal üretimi desteklemek ve burada üretilen ürünlerin Ankara
içinde pazarlanmasını sağlamak amacıyla
başlatılan “Kent ve Tarım Projesi”nin ilk
aşaması başarıyla tamamlandı ve Karahasanlı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ne sağlanan destekle üretilen kuşburnu marmelatları satışa sunuldu.
Karahasanlı Köy Konağı’nda düzenlenen
törenle, kuşburnu marmelatı üreten köylü kadınlara Karahasanlı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ne sağladıkları destek
için teşekkür belgeleri verildi. Çankaya
Belediye Başkanı Bülent Tanık ve Çankaya Yardımlaşma ve Ekonomik Dayanışma
Derneği (ÇAYED) Başkanı Nevzat Uğurel’in
yanı sıra, Karahasanlı Tarımsal Kalkınma
Kooperatifi’ni oluşturan yedi mahallenin
muhtarının da katıldığı ‘İlk ürün’ etkinliği
birbirinden güzel görüntülere sahne oldu.
Satışa çıkarılan kavanozlar tükenirken üretimi yapan kadınlar ilk mahsullerinin paralarını aldılar.
Tarımsal Üretimin Devamı
İçin Köylere Destek
Verilmeli
Yaklaşık üç haftalık bir sürece yayılan marmelat üretiminin değişik aşamalarına katılanlara birer teşekkür belgesinin sunulduğu törende konuşan Başkan Tanık, “Kent ve
Tarım Projesi”nin, Çankaya ve Ankara için
çok önemli bir proje olduğuna dikkat çekerek “Buradaki tarımsal üretimin devam
etmesi için her türlü destek verilmelidir.
Çünkü kentler büyürken etraflarındaki kırsal alanı olumsuz etkiliyorlar. Köylerde yaşayan genç nüfus iş bulabilmek için kente
göçüyor, köyde sadece yaşlılar ve çocuklar
kaldığı içinde tarımsal üretim yapılamıyor.
Oysa Ankara’nın köyleri Ankara’yı besleyebilir güçte ve verimlilikte. Köylerdeki tarımsal üretimin ve devamını sağlayabilirsek,
hem köylüler para kazanabilir, hem kentin
kontrolsüz güç yüzünden plansız büyümesi
engellenmiş olur, hem de Ankaralılar taze
ve sağlıkla gıdayı daha ucuza tüketebilirler.” dedi.
Törenden sonra hazırlanan marmeladın
ve diğer ürünlerin sunulduğu bir tadım
şöleni de gerçekleştirildi. Tadımda, yine
Karahasanlı’da üretilen pekmez, kavun ve
iki çeşit elma da davetlilere ikram edildi.
39
köylülerin tarımsal üretim kapasitelerini
artıracak çalışmalar yapıldı ve köylülere
Kadınların da Karahasanlı Tarımsal Kal- yönelik bilgilendirme seminerleri düzenkınma Kooperatifi çatısı altında üretim lendi.
yapmasını sağlamak üzere ilk adım, bölgede kendiliğinden yetişen ve önemli
Çorlu Yeşil Ergene
bir pazarı olan kuşburnu ve alıcın, gıda
Kooperatifi,Islah OSB’ye
sağlığı ve güvenliği konusunda uzman
kişilerin gözetiminde tüketime hazır haGeçmek İstiyor
le getirilmesini sağlamak oldu. İki hafta
önce Çankaya Belediye Başkan Yardım- Yeşil Ergene Kooperatif Başkanı Şacısı Funda Erkal Öztürk ve belediye ça- kir Sönmez, Tekirdağ Valisi Zübeyir
lışanlarının da katılımıyla bir kuşburnu Kemelek’i ziyaret ederek, Tekirdağ’ın
toplama etkinliği düzenlendi. İlk etapta Çorlu ilçesindeki Velimeşe-Yulaflı satoplanan yaklaşık 40 kilo kuşburnu, Çan- nayi alanında yer alan 167 sanayiciden
kaya Belediyesi’nce yaptırılan ve Karaha- 75’inin, 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölsanlı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin geleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle
de merkezi olan Karahasanlı Köy Kona- çıkarılan ıslah OSB içerisinde yer almak
ğı mutfağında köylü kadınlar tarafından istediğini söyledi.
marmelat haline getirildi.
A.A.’nın çeşitli gazetelerde ve Anayurt’ta
“Kent Ve Tarım Danışma 3.11.2011’de çıkan haberine göre, Şakir
Sönmez daha sonra 75 sanayicinin başKurulu” Oluşturuldu
vurusunu içeren dosyayı Vali Kemelek’e
İki yıl önce başlatılan “ Kent ve Tarım verdi. Vali Zübeyir Kemelek de organize
Projesi’nin temel hedefi, Bala’dan ay- sanayi bölgesinde yer almayan tesislerin
rılıp Çankaya’ya bağlanan yedi köydeki tamamının ıslah OSB’ye geçmeleri için
tarımsal üretimin devam ettirilmesini çalıştıklarını belirtti.
sağlamak. Bu kapsamda, köylerde sosÇukobirlik’in Tek Başına
yo-ekonomik ve demografik analizler
yapan Belediye, ayrıca bölgenin tarım- Pamuk Fiyatlarını Belirleyesal verimlilik haritasını da çıkarttı. Köylerin birbirine ve kente daha rahat ula- bilmesi Söz Konusu Değil
şabilmesi için yeni köy yolları açan ve Merkezi Adana olan Çukobirlik Yömevcut yolları iyileştiren Belediye, yedi netim Kurulu Başkanı Abdurrahman
köyün katılımıyla bir tarımsal kalkınma Bal;Çukobirlik’in kendini gelişmelerden
kooperatifi kurdurdu. Üniversitelerin zi- soyutlaması ve tek başına pamuk fiyatlaraat ve veterinerlik bölümlerinde görevli rını belirleyebilmesinin söz konusu olauzmanlardan oluşan bir “Kent ve Tarım mayacağını açıkladı.
Danışma Kurulu” oluşturularak, hangi
köyde, hangi üretimin yapılması gerek- Bal’ın,İHA haber bültenlerinde yer alan
tiği; toprak ve suyun verimlilik durumu, ve gazetelere yansıyan 4 Kasım 2011 ta-
Projenin Tarihçesi
40
rihli haberine göre,ortak üreticilerden
İlçelerdeki Esnaf Ve
gelen talep doğrultusunda “Avans fiyat”
Sanatkarın Kredisi,50 Bin
uygulamasına son verildiği, bunun yerine iç ve dış borsalar takip edilerek günTL’ye Kadar Çıkarıldı
lük oluşan fiyatlar üzerinden alım yapı(Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Başlıyor.
kontrolörü)
Bal “Peşin alımların yanı sıra, emanet
usulü ile de alım yaparak ortağımıza Kilis Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet
alternatif sunuyoruz. Böylece çiftçinin Kooperatifi yönetim kurulu üyesi Mehemeğinin korunduğunu düşünüyoruz. met Sebahattin Ekmekpişiren, ilçelerdeTeknolojideki büyük gelişme sonucu ki esnaf ve sanatkarların kredi kullanımıdünya çok küçüldü. Dünya borsalarında nın önünün açıldığını söyledi.
oluşan ürün fiyatları her yerden rahatlıkla izlenebiliyor. Ülkeler, bu borsalardaki Ekmekpişiren, yaptığı açıklamada, daha
gelişmelere göre ürünleri fiyatlandırıyor. önce Polateli, Elbeyli ve Musabeyli ilçeDolayısıyla Çukobirlik’in kendisini bu ge- sindeki esnaf ve sanatkarlar kooperatif
lişmelerden soyutlaması ve tek başına aracılığı ile kredi kullandığını, daha sonpamuk fiyatlarını belirleyebilmesi söz ra bu uygulamadan vazgeçildiğini belirterek, “Bu sorunun çözümü için ilgili
konusu olamaz” dedi.
bankadan görüşmeler yapmıştık. Kilis’te,
kooperatifimizin takip oranı yüzde 40 olKonya Şeker Vizyon
rağmen, 1 Ocak 2011 tarihinden
Ödülleri Sahiplerini Buldu masına
beri ilçelerimize kredi veremediğimiz
Konya Vizyon Dergisi tarafından düzen- için, oradaki esnaflar mağdur oluyordu.
lenen Konya Şeker Vizyon Ödülleri, 29 Bundan böyle ilçelerimize kredi muslukEkim 2011’de düzenlenen törenle sahip- larının tekrardan açılmış olması üzerine
lerine verildi.
rahat bir nefes alınacağını düşünüyorum.
Konya Rixos Otel’de düzenlenen törene,
Konya Milletvekili Mustafa Akış,Pancar
Üreticileri Birliği ( Pankobirlik) ve Anadolu Birlik Holding Yönetim Kurulu Başkanı
Recep Konuk, ödül alan firma temsilcileri
ile davetliler katıldı.
Yapılan konuşmaların ardından ödül törenine geçildi. İnternetten ve bire bir yapılan anketler sonucu, 450 bin kişinin oy
kullandığı ödüllerde, Yılın En Başarılı Milletvekili Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu seçilirken, En İyi Marka ödülünü Konya
Şeker A.Ş. iştiraki olan Torku aldı. (İHA)
Kredi limitleri 35 bin TL’den 50 bin TL’ye
kadar çıkarıldı, amaç esnaflarımızın boşalan raflarını doldurmak ve bir an önce
ekonominin can damarı olan küçük esnaf
ve sanatkarlarımızın içinde bulunduğu
zor durumlardan kurtarılıp, ekonomiye
tekrar kazandırılmasını sağlamak. Esnaflarımız ucuz kredi almak için gelebilirler.
Bayram dolayısıyla kredi ihtiyacı olan
esnaflarımız kooperatif binasına gelerek
ihtiyacı olan ucuz kredilerden yararlanabilirler” dedi.(29.11. 2011 Anayurt Gazetesi)
41
Çubuk Tarım Kredi
Kooperatifi’nin yeni
hizmet binasının temeli
törenle atıldı
“Ege-Koop Keyifli Yaşam
Evleri”nin Temeli, Mayıs
2012’de Atılacak
EGE-KOOP, Menemen Seyrek’te bin bahçeli konutun yer aldığı Villakent’in girişinde, bahçe içinde 1+1 ve 2+1 lüks dairelerden oluşan Yasemin ve Hanımeli bloklarındaki evleri, 1000 lira peşinat ve 1000
lira taksitle satışa sunuyor.
Çubuk Tarım Kredi Kooperatifi’nin yeni
hizmet binasının 9 Kasım’da atılan temel
atma törenine, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Teknik İşler Şefi
Nesime Demir, Çubuk Tarım Kredi Kooperatifi Müdürü Hüseyin Ercan Akkan, İlçe
Gediz Üniversitesi’ne 5 dakika mesafede
Ziraat Odası üyeleri, kooperatif ortakları
yer alan Ege-Koop’un yeni projesi öğreve çiftçiler katıldı.
tim üyeleri ve öğrencilerin konut ihtiyaçÇubuk Tarım Kredi Kooperatifi Müdürü larına da cevap verecek. 30 dönümlük
Hüseyin Ercan Akkan, törende yaptığı alana kurulacak “Ege-Koop Keyifli Yaşam
konuşmada, yapılacak yeni hizmet bina- Evleri”, 19 blokta ve 200 konuttan oluşusının ilçeye büyük hizmet edeceğini belir- yor. 2 tip projenin hayata geçirileceği bu
terek, bina ve deponun çok kısa bir süre- özel sitede, 50 metrekarelik 1+1 85 bin,
de tamamlanacağını söyledi. Bu güne ka- 77 metrekarelik 2+1 lüks daireler 119
dar kooperatifin kendisine ait hizmet bi- bin liraya sahiplerini bekliyor. 15 milyon
nası ve deposunun olmadığını ifade eden dolara mal olacak proje, 20 ayda teslim
Akkan, yapılacak binayla birlikte çiftçilere
edilecek, temeli Mayıs 2012’de atılacak.
daha iyi hizmet edeceklerini anlattı.
Akkan, sözlerine şöyle devam etti: “Cumhuriyet Mahallesi’nde Çubuk Eğitim-Uygulama Okulu ve İş Eğitim Merkezi yanında yapılacak yeni hizmet binamız ve
depomuz, yaklaşık 2 bin metrekare alan
üzerine kurulacak. Yaklaşık 290 metrekare alan üzerine teşhir salonu, bürolar
ve lojman ile 430 metrekare alan üzerine
de 700 tonluk birde depo yapılacak. İhale
ile Beta Mühendisliğin aldığı inşaat, yaklaşık olarak 323 bin TL’ye mal olacak ve
aksi bir durum olmazsa Mayıs ayında teslim edilecek.” Konuşmanın ardından Akkan, binanın temeline ilk harcı döktü ve
kurban kesildi.(www.haberler.com,Ufuk
gazetesi,aksiyon.com)
42
Maliyeti En Az Proje
Habertürk Gazetesi’nin 28 Ekim tarihli
haberi ile Hürriyet Gazetesi İzmir’de ve
diğer bazı yayın organlarında yer alan 9
Kasım 2011 tarihli AA’nın haberine göre,
Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan,
“Halktan gelen yoğun istek üzerine bu
projeyi hayata geçiriyoruz. Ege-Koop Keyifli Yaşam Evleri, maliyet açısından az,
yaşam kalitesi açısından bakılabildiğinde
ise en yüksek standartlardadır. Bu proje
gelişmiş batı ülkelerindeki uygulamalardan yararlanılarak hazırlanan, ancak o
projelerden daha ileri özellikler taşıyan
bir girişimdir.” diye konuştu.
10 KASIM
Bin dokuz yüz otuz sekiz, on kasım,
Mevsim sonbaharda yıl yaslı kaldı.
Atamızın yaşadığı son kasım,
O hüzünlü sabah el yaslı kaldı.
Saat sa dokuzu beş geçiyordu,
Emanet kafesten kuş uçuyordu,
Kurtardığı yurttan tez göçüyordu,
Ağlayan gözlerde sel yaslı kaldı.
Atamız uymuştu kutsal çağrıya,
Dar gelmişti ten kovanı arıya,
O sabah bayraklar indi yarıya,
Ay-yıldız kederli, al yaslı kaldı.
Sayesinde erdik cumhuriyete,
İlkeleri emanettir millete,
Hiç giden döner mi ebediyete,
Makberi nur olsun, sal yaslı kaldı.
43
Her türlü sanat’ın öğretmeniydi,
Medeni ruhların merdiveniydi,
Demokrattı, yenilerden yeniydi,
Önderlik ettiği yol yaslı kaldı.
Nutkunu yürekte duymamız gerek,
Yüce ülküsüne uymamız gerek,
Kemlerden, kemlikten caymamız gerek,
Yürekler yaralı, dil yaslı kaldı.
Bir dahiydi, hiç menendi yok idi,
Milli sözü hainlere ok idi,
Yapacağı, yaptığından çok idi,
Hürriyet bağında gül yaslı kaldı.
Elden ele meşalesi yandıkça,
Karanlık ruhların nuru söndükçe,
İçim sızlar her ismini andıkça,
Feymani sazımda tel yaslı kaldı.
Aşık Feymani (Osman Taşkaya)
Not: Bu şiir, şairimizin “Gönül Sarayı” isimli şiir kitabından
alınmıştır.
44
45
46
47
48
Download

İndir (PDF, 3.4MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu