om
Sal: 7 Hejmar: 15-16
Adar-Nisan 1984
A
~
,..
,..
ne
te
we
.c
KARKEREN HEMU WELATAN U GELEN BINDEST YEKBIN!
Kurumlasına özle mi
'
kursaklarında kala cak
Faşist
diktatörlük, "demokrasiye geçiş" maskesi
altında devlet iktidarını
kuruıniaştırma çabalarını
büyük bir telaş içinde
ww
w.
sürdürüyor. O, anayasa
"referandum"unu, bir takım zorbalık yasalarını, 6
Kasım
"seçimleri"ni ve
son olarak da 25 Mart
yerel "seçimleri"ni, devlet
aygıtının yeniden örgütlenmesi yolunda birer köşe
taşı yapmak istiyor. Ancak
çürümeye yüz tutan bu
çarkın değil yeniden örgütlenmesi, "onarılması"
bile kolay olmayacaktır.
Toplumda görülen hareketlilik, siyasal gelişmeler daha şimdiden bu gerçeği
açık bir biçimde gösteriyor.
Kurumlaşma
volunda
atılan her adım, mevzi i
başanların yanısıra özü
itibanyla faşizmin açmazı­
nı derinleştiriyor . Ekonomide, toplum yaşamında, kısa­
ca hayatın her alanında
acımasız bir biçimde sürdürülen faşist terör ve katliarniara rağmen gelişen
direniş ruhu, tekelci çevreleri tehdit ediyor. Zindanlarda kan ve zulüm üzerinde yükselen direniş , yalnız
renışın yok edilememesi,
giderek daha örgütlü biçimlerde gelişmesi. tutuklu
ailelerinden ve halktan aktif destek görmesi, direnişin
kıtJeleri sarmakta olduğu­
nu gösteriyor. Diyarbakır
katliamından sonra direniş , Sağınalcılar ve Mamak'a sıçradı. Ve açlık
grevi biçiminde devam ediyor. Aynı şekildetutuklu
ailelerinden ve halktan
görülen destek, kitle muhalefetine dönüşerek yükseliyor.
Cunta ise, korku ve
telaş içindedir. Çünkü O,
devrimcileri zindanlarda.
işkence çarklarında yoketmeyi, bu da olmazsa sindirmeyi hedeflemişti. Ancak faşist diktatörlük bunun, sanıldığı kadar kolay
olmadığını görüyor, artık.
Ve gördüğü için de geri
adım atmak zorunda kalı­
yor. Devrimci tutukluların
bazı istemlerinin kabul
edilerek olayların örtbas
edilmeye çalışılması çabalan, bu geri adım atışın
göstergeleridir.
Diğer taraftan cunta ve
kukla parlamentosu. işle­
rin hiç iyi gitmediğini de
görüyor. Ve bunu gördükçe, AI:W ve NATO 'cu
müttefiklerinden daha fazla destek istiyor. Onlara
şirin görünmeye, "demokrasiye geçiş takvimini eksiksiz" uygulamaya çalışı­
yor. Tekelci burjuvazinin,
yerel "seçimler" konusunda
faşist
diktatörlüğü
iç-dış
köşeye sıkış­
kalmıyor; aynı
kamuoyunda
tırmakla
zamanda kitlelerin muhalefetini kamçılıyor. 12 Eylül'den bu yana kurşuna
dizme boyutlarına varan
baskı ve saldınlara karşın
sömürge zindanlannda di-
attığı "demokrasi" çığlık­
lan da bir yönüyle bunun
içindir. Fakat bütün bunlar
faşizmi kuruıniaştırma çabası içinde bulunan tekelci
çevrelere, ne bu yolda mesafe aldıracak, ve ne de
Türkiye ve Kürdistan'da
mayalanmakta olan yığın
muhalefetini gizlerneye yetecektir.
Kaldı ki yerel "seçimler",
sonuç itibarıyla tekelci
çevreleri m em n un eder görünse bile, geleceğin zorlu
mücadele günlerine gebe
olduğuna ilişkin önemli
ip uçları veriyor. Şiddetli
bir baskı ve terör e~liğinde
yapılan "seçimler 'de, seçimlerin anti-demokratik
niteliğine, sol güçlerin seçim platformunu demokrasi savaşının bir parçası
olarak kullanmak durumunda olmamalarına rağ­
men, burjuva siyasal güçler yelpazesine yansıyan
ve yansımayan yönleriyle
kitlelerin sola yönelik bir
arayış içinde olduğu gözleniyor. Tehlike çanlarının
çaldığını gören kimi burjuva köşe yazarlan ise,
dolaylı bir biçimde de olsa
endişelerini dile getiriyorlar. Aslında onlar bu endiş eleriyle, alternatif arayışı
içinde giderek güçlenrnekte olan yığın muhalefetinin, önümüzdeki dönemde
burjuva baskı rejimini koruyan sınırlar içinde "sosyal demokrasi"nin ya da
yeni icazetli partilerin de-
ğİrmenine akıtılamayaca­
ğına dikkati çekmek isti-
yorlar.
Hiç
benzeri
kuşkusuz bu ve
endişeler nedensiz
değildir. Cezaevleri daha
şimdiden önemli birer direniş odağı halini aldı.
Cuntanın kan ve ölüm
kusan dolaysız saldırılan­
na rağmen Kürdistan ve
Türkiye halklannın yiğit
evlatlannın
sürdürdüğü
şanlı direniş kitleleri sararak gelişiyor . Toplumun
değişik kesimlerinde içten
içe bir kaynaşma var. Bu
kaynaşma, tekelci burjuvaziyle nihai hesaplaşma­
nın nüvelerini taşıyor. Tüm
bu gelişmeler, kurumlaş­
ma hayali peşinde koşan
burjuvazinin bunalımını
derinleştiriyor; onu, kabar-
makta olan kitle muhalefetini saptırabilecek yeni
alternatif arayışlan için
zorluyor. Fakat ne tekelci
çevrelerin bu telaşlı arayışları, ne oportünizmin
"ara iktidar" buluşlan ve
ne de onların kuyruğuna
takılan reformistlerimizin
çabalan kitlelerin yükselen muhalefetini saptıra­
mayacak, pasifize edemeyecektir.
Görev,
faşizme,
sömüremperyalizme
karşı savaşı yükseltmek;
kitlelerin kabaran muhalefetini, iktidar mücadelesine kanalize edebilecek
alternatifler yaratmaktır.
geciliğe,
Rtlpel 2 ROJA WELAT
yaşatacaktır
Yoldaşlar:
Her şeyden önce başarıları­
nızı tebrik etmek istiyoruz.
Roja Welat'ın çıkmasına
duyduAıımuz sevinci, satır­
larla ifade etmek güçtür. Bu
sevincimizi diri tutmanın yolu açıktır ki, O'nu hayatın her
alanında yaşatm!lıta ve güçlendirm~e çaba sarf etmekten geçer.
Bundan yaklaşık yedi yıl
önce çıktıjtında, sömürgecilerin suratma indirilmiş aıtır
bir -şamar nitelijpnde idi. Bu
~amarın intikamını almak
ıçin, bütün güçlerini seferber
ettilerse de onu yok edemediler. Yok edemezlerdi çünkü,
O'nu ba~na basan emekçi
halk yı~nlan buna razı olamazlardı. Roja WeJat'ın bu
çetin dönemde kitlelere sesini
duyurması bunun ıspatıdır.
Bu ses sömürgeci faşıst cuntanın yanı sıra, halkımızın
öncülüjtünün rotasını dejpş­
tirmeye yeltenen oportünistleri de delirtecektır. Fakat
Roja Welat, ne balçıkla sıva­
maya çalışanları, nede enerjisini tüketecek karabulutlan
ve benzeri engelleri tanıya­
caktır.
Halkımız
O'nu yaşatacaktır.
Devrimci selamlanmızla!
Uludere'den bir gurup
Devrimci
kişi"
olmadı~ınızı
Bütün samimiyetimle şunu
söyleyebilirim ki: Bugüne kadar Almanya'da çok NEWROZ'lar izledim. Fakat en
disiplinlisi, en kollektivi ve en
renkli si
ı 7.3.ı984
günü
Frankfurt'ta yapılan NEWROZ'du. Ve bu NEWROZ
bana göre, Roja Welat ve
taraftarlarının, dedikodu piyasasında
söylendi~i gibi
"bir kaç kişi" olmadıklarını
açık bir biçimde gösterdi.
Yine bu N ewroz devrimci
kararhlı~n ve kollektif çalış­
manın göstergesiydi, bir ba-
kıma.
Bir yurtsever olarak NEWROZ'u sonuna kadar izledim.
Birçok yerinde, çok duygulandım. Hele tiyatronun son
bölümü beni Kürdistan'ın
da~lanna götürmüştü. Uzeilikie kollektif çalışmaya hayran kaldım. Bu hayranlıjtımı
Roja Welat'la paylaşmak için,
bundan sonra bulundultum
bölgede R.Welat taraftarlan
ile hep ilişki içerisinde olaca~m. Roja Welat gazetesini
okudum. Gecede "TKSP'de
Oportünizm ve Bir 'Eleştiri'
Üzerine" adlı kitabı da aldım.
Kitahı okuduktan sonra size
düşüncelerimi bildiririm. Birlikte çalışma olanaklanmızın
olaca~ına inanıyorum.
Çalışmalanmza omuz verme
umuduyla
başarılar
dilerim.
Hesene Xezo-Ruhr Bölgesi
w.
n
"Birkaç
çeviriyorlardı.
gösterdiniz
ww
Ben Ruhr bölgesinde kalan
Kürdistan'lı bir yurtseverim.
Kaldı~ım bölgede NEWROZ
çalışmalarını yapan arkadaş­
lardan "Roja WELAT Dayanışma Komitesi"nin düzenlediiti NEWROZ'un yerini ve
tariliini ö~rendim. ı 7.3 ı984
günü, çevreden gelen bütün
dedikodu ve olumsuz sözlere
ra~en NEWROZ'u sonuna
kadar izledim.
Bana göre, ister devrimci
ol, ister yurtsever, demokrat
ol, herşeyden önce dürüst
olmak gerekir. E~er dürüst
olmazsan, a~zınla lı:uş tutsan
dahi kimse sana güven ve
itimat duymaz. Bunları söylemem elbette ki, nedensiz
de~il. Örne~in NEWROZ daha yapılmadan çok dürüst ve
devrimci pozlarda görünen,
kendilerinden başka hiç kimseyi görmeyen ve yıllardır bir
arpa boyu mesafe alamayanlar tarafından şöyle deniyordu:
"Onlar bir kaç kişidirler,
neyle Newroz yapacaklar. Ne
kitleleri var, nede program-
Oportünizm
gericiliğe
hizmet
ediyor
Devrimci mücadelenin yüz
yılı aşkın tarihi, marksizm ile
ona karşı çıkan, onu dejpşik­
liğ'e uğ'ratmaya çabalayan
sapmalar arasında kıyasıya
bir m ücadele içinde geçti. İşçi
sınıfının bilimsel dünya görüşü, dünyayı ve toplumu de~iştirme aracı olan marksizm-leninizm bu mücadelede
sapmaları yenilgiye uğ'rata­
rak denenen pratijpyle doğ'ru­
lu~unu ıspatladı. Marksizmleninizm burjuva ideolojisinin yalnız bir biçimine karşı
dejpl, devrimci maske altında
yayılmaya
Ez hevi dıkım ku, hemu
endamen Partiya me yen
şoreşger ditıne xwe ft rexne
xwe bınıvİsİnın ft jı R~a
Welat ra bışeynın. E"w
şoreşgeren ku dıji sıstiye,
tırsonekiye ft oportonızıiıe
derdıkevın bıla denge xwe dı
Roja Welat da bılınd bı kın.
Weke ku Lenin dıheje: "Endame Partiye yen zana ft
merxas (militan), esıl xwedane
Partiye ne". Em bı xwe bawenn ku. erne zora oı:ıortonis­
tan bıbın ft dı nav Partiya
xwe da yekitiyeke ienınıst
m
Welat'ı
Bu nedenle kitlelere pasifizmi,
teslimiyetçilijp ve karamsarlı~ı aşılayarak onları hedefsiz
bırakan oportünizme karşı
mücadele sınıfmücadelesinin
).topmaz bir parçasıdır.
Bizler, işçi sınıfının yüce
ideolojisi marksizm-leninizme
inanmış bir gurup Kürdistan'lı işçiyiz. Halkımızın kurtuluşuna olan inancımız gerejti, yurtsever-devrimci görevlerimizi asgari de olsa bir
örgütlülük içinde yer alarak
yapmak istedik. KOMKAR
üyesi Köln Kürdistan İşçi
Dernejpne üye olduk. Uzun
bir süre bu dernek üyeleri
olarak KOMKAR'ın eylemlerine aktif olarak katıldık.
Ancak siyasal düzeyde başla­
tılan komplocu operasyonların kısa bir süre sonra demokratik bir kitle örgütü olan
KOMKAR'a indirgenmesi ve
bizim bunlara karşı çıkışımız
sonucunda örgütün dışına itildik. KOMKAR'ı siyasi bir
örgüt anlayışıyla yönetmek
isteyen bir düşüncedir. Bu
görüşü salt yönetici kişilerin
şahsında görmek, bizce meseleyi saptırmaktır. Bu nedenle,
meseleye, bu örgütün bağ'ım­
sızh~nı çi~neyen anlayış açısından bakmak gerekir.
Anti-demokratik ve tasfiyeci yöntemlerle örgüt dışına
itilmemiz bizi, örgütlü mücadeleye olan inancımızdan
vazgeçirmeyecektir. Tersine
Kürdistan halkımıza ve devrime karşı olan görevletimizi
yerine ıretirmede, mücadele
azmimizi daha da bileyecektir.
Bu mücadelede Kürdistanlı
yurtseverlere, devrımcıiere ve
sosyalistlere büvük ırörevler
düşüyor. Örgütlü mücadeleye,
ve oportünızmın örgütlü ve
kararlı bir mücadeleyle yenileceğ'ine olan inancımızı belirtiriz.
Yaşasın TKSP-Roja Welat.
Bir gurup Kürdistanlı yurtsever ve devrimci adına
we
.c
o
Roja
lan var vb ... "
Dedik ya, dürüst olmak
gerekir. Bu dürüst olmayanlar camiasından bir iki unsura
rasiadım gecede... Salondaki
samimi hava, kitle katılımı,
programdaki renk, neşe ve
zenginlik bu zayıf unsurlan
rahatsız etmiş olacak ki, hiç
benim gözüme bakamıyorlar­
dı. Ben baktı~mda yüzlerini
et
e
Halkımız
çalışan
de~işik
biçimlerine ve bu arada oportünizme karşı mücadele ederek onun uzlaşmacı karakterini tes bit ve tes h ir et mistir.
Xızan-Köln
Revalen
xebatkar
enRoja
Welat
Sırayen heja,
Gava rojnama me, denge
Kurdıatan Roja Welat kete
deste mm, ez pır keyfxweş
bum. Dı dema bere da, Roja
Welat dı nav xebata me ya dı
nav gel da ciyeke gıringdıgırt
u roleke mezın dılist.
İro ji, rojnama me ·Roja
Welat dı ve bejmara xwe ya
nu da tışten rast u pırsen
şoreşgeri bı hawake baş u
rast va datine berçavan. Roja
Welat, dı xebata me ya bere
da xeletiyen ku me kırıbun bı
merxasi eşkere dıke.
sazbıkın.
Dışere serxwebftn ft azadiya
Kurdıstane da peWiste em berpırsyariya xwe bızanıbın. Dı
ve wari da wezifeke gıring
dıkeve ser mıle me hemftyan.
H eta ku jı deste me he, lazıme
em ve wezife gıring bı dıl ft
can binın cih ft em pır
baldarbın.
Gereke hemft
şoreşgeren
merxas, jı bo
berdewama tekoşına rızgarıya
netewi karker, gundi
ft
xebatkaren Kurd hevdusazin
bıkın u h der ft dora xwe,
huyeren cıvaki ku dıqewımın
bınıvisinın ft jı rojnama xwe
ra bışeynın. Lı ser meselen
abori, cıvaki ft hevdusazi
benden (mıqalen) siyasi bını­
visİnın u bırekın.
Heke em berpırsyariya xwe
hızanıbın ft hemft bı hevra, bı
dıl ft can xebata xwe bajon,
erne dı demeke kurt da pır
peştava lıng bavejın.
Roja Welat rojnama me ye.
l!:m we bıxweynın u bıdın
xwendın!
Denge Roja Welat. tu caran
naye bırine!
Xwendevaneke H.oja Welat
G. Cumi
Sömürgecilerin
yeni bir
oyunu
Bundan 20 gün önce, Sivas'ın
İmranlı ilçesine ba~lı iki
komşu köy arasında ceryan
eden bir olayı gazetenize iletmek istiyorum. Bu iki köyün
birinde Türkler, di~erinde
Kürtler yaşamaktadır. Her iki
köyün insanlan yıllardan beri
kardeş gibi birlikte yaşıyor.
Her türlü yardımiaşmayı birbirinden esirgemeyen iki kardeş halk... Sömürgeci faşist
güçler tabiki bu durumdan
hoşnut dejpllerdi. Köylülerin
birlijtini ve dostlujtunu bozmak
için provakasyonlar gerekliydi. İki köy insanları arasında
düşmanlık ve milliyetçilik tohumunu sacara k bu kirli emellerini bir ölçüde gerçekleştir­
ıneyi başardılar.
Olay şiiyle ceryan
ediyor:
Türk kiiyünden 4G-GO yaşla­
nndan bir kiiylü da~da öldürülmüş olarak bulunuyor. Cesedin yanıbaşında, karın üzerinde kürtlerin ağzıyla yazıl­
mış kürtçe şu satırlar bulunuyor: "Bundan biiyle hergün
bir Türkü öldüreceğiz. TürkleDevamı sayfa I:J'de
ROJ A WELAT RO.pel 3
Bir gurup yoldaşın Ortadoku'da Arapça ve Türkçe
dillerinde devrimci kamuoyuna yaptıkları açıklamayı
okurlanmıza sunuyoruz.
Roja Welat Redaksiyonu
kılmaya çalı~ıyor.
İşte, ilerici ve gerıcİ güçle-
rin acımasız bir çatışma alanına dönüşen bölgemiz Orta-
doğ-u,
emperyalist-gerici güç-
yarattığ"ı bölgesel savaş
· ocaklarından önemli biridir.
Kürdistan' da yaşanan olaylar, faşist ve gerici güçlerin
lerin
emperyalıstlerın
desteğinde
paylaşma
Ortadoğ-u'da yaşa­
ülkemizi yeniden
planları,
nan bu sürecin önemli bir
oluşturuyor. Emperyalist-siyonist saldm ve
komploların Lübnan zemininde geri tepmesi, diğ"er bir
deyişle ilerici güçlerin bugünkü başarılı konumu, gerici
güçlerin tehlike olmaktan çık­
tığ"ı anlamına gelmez. Tersine
emperyalizmin yeni saldmian muhtemeldir. Ve Türkiye'nin emperyalizmin yeni atağ"ında ısrail'in görevini üstlenınesi büyük bir olasılıktır.
Böylesi bir durumda Kürdistan'ın ilerici ve gerici güçlerin
ne
halkasını
çatışması alanına geleceğ"ine
de kuşku yoktur.
Bölge faşist ve gerici rejim-
düşmanı cuntayı köşeye sı­
kıştırıyor. İşçi sınıfı ve emek-
çi yığ"ınlar arasında, faşizmi
yerle bir edebilecek siyasal
iktidar alternatifi arayışları
günden güne artıyor.
Diğ"er taraftan sol siyasal
güçler, işçi sınıfına, emekçi
yığ"ınlara devrimci alternatifler sunmaktan uzak ve derinleşen bir bunalım sürecini
yaşıyor. Diğ"er bir deyişle,
siyasal sürece damgasını vuran ve kökleri geçmişin derin-
ww
w.
lerinin tedirginliklerini her
gün daha bir arttıran Kürdistan ulusal kurtuluş güçleri
ise, bünyesinde taşıdığ"ı ideolojik, politik ve örgütsel zaafları dışa vurarak gelişiyor.
Kürdistan'lı yurtsever, demokrat ve devrimci güçler
arasında giderek belirginleşen düşmanca tavırlar, düşünceye kilit vuran eğ"ilimler,
tekelci anlayışlar, yurtsever
saflardaki iç çatışmalar, halkımızın bağımsızlık-özgürlük
olmadı. Çünkü her şey ters
düz edilerek kadrolara iletiliyordu, iletiliyor. Sıradan üyelerin normal sohbetirinin altında bile bir bit yeniğ"inin
arandıA"ı, Parti üyelerinin özel ajanlarla takip ettirildiA'i
ve tartışmalara kilit vurulduğ"ıı parti yaşamımızda, oportünizmin yarattığ"ı tahribatların kaynağ"ını yakalamak sanıldığ-ı Iı:adar kolay
değ"ildi. Bu nedenle bazı sorunları bizatihi yaşamamız,
parti gerçeğ"imizi daha iyi
görebilmemizde etkili oldu,
diY.ebiliriz.
İşte bizler Parti içinde olup
bitenleri kavradıktan sonra,
Partiyi bölünme noktasına
getiren sağ" kanat oportünizminin tasfiye hareketine
.c
sürekli
liklerine kadar uzanan kaos,
henüz parçalanmadı. Sol örgütlerin geçmişe sünger çekme çabaları ve faşizmin karşısında uğ"ranılan yenilgi nedenlerini kendileri dışında
arama yönelimleri yaşanan
karmaşık sürecin aşılmasını
zorlaştmyor. Fakat tüm bunlara rağ"men, sözkonusu bunalımın aşılması yolunda umut verici gelişmeler de var.
Partimiz TKSP'de bu genel
çerçeve içinde önemli sorunların yaşandıkı bir od$
oluşturuyor. Kuruluş döneminden buyana leninist örgütlenme ilkelerini revize ederek Partiyi sağ" bir çizgiye
oturtınayı hedefleyen küçük
burjuvalar, opotünizmi örgüte eğ"emen kılma yolunda
küçümsenmeyecek mesafeler
katettiler. Partinin örgütsel
yapısında boy veren oport?nizm, ilkesizlik, gelişmele­
nn arkasından sürüklenme
ve günübirlik politikaların
üretilmesi biçiminde örgütün
politikasında kendisini gösterdi. Ve ideolojik yapıda
önemli zaaflar yarattı.
Sömürgeci-faşist diktatörlüğ-ün iktidara el koymasıyla
sağ" kanat oportünizmi için de
güneş doğ"du! Örgütümüzü
saran zor koşullar fırsat bilinerek Parti, devrimci ögelerden temizlenmek istendi. Bunun için her türlü anti-demokratik yöntemlere, bizans
oyunlarına başvurularak örgütümüz, kesin bir bölünme
noktasına getirildi. Likİdas­
yon hareketine karşı çıkan­
lar, acımasızca parti saflanndan uzaklaştmldı, uzaklaştmlıyor. Tasfiyeciler operasyonlarını başarıyla sürdürmek, gerçekleri kadrolardan, üyelerden gizlemek için
işleri "mecburi i skan" a kadar
vardırdılar ..
we
mıyor; soğ"uk savaş kışkırtıcı­
lığ-ını, yarattığ"ı bölgesel savaş ocaklanyla beslemeye,
mücadelesini gölgeleyen olumsuz gelişmeler ve son
"Otonomi" yönelimi anılan
zaafların gözardı edilemeyeceğ"ini, sessizlikle geçiştirile­
meyeceğ"ini daha bir gözler
önüne sergiliyor. Ve bütün
bunlar, tek kelimeyle halkı­
mızın ulusal kurtuluş ve demokrasi mücadelesine zarar
veriyor; yurtsever, devrimci
güçlerin dayanışma ve birliğ"ini önemli ölçüde engelliyor.
Yine bunlar, Kürdistan'a yönelik olası işgalci saldırıları
göğ-üslerneyi güçleştiriyor. Bu
güçlüklerin aşılması,- kolay
olmasa bile - mümkündür.
Yeter ki, sorunun ciddiyeti
kavransın,
örgüt çıkarları
halkımızın yüce davasının
önüne çıkanlmasın ve geçıcı
çıkarlar, halkımızın gerçek
müttefiklerine tercih edilmesin ...
Ortadoğ"ıı'nun ikinci İsrail'i
olmaya aday sömürgeci-faşist
Türk devleti, halklanmıza
yönelik en vahşi saldırılarını
sürdürüyor. İşçi sınıfı ve emekçi yığ"ınlar giderek artan
mutlak bir yoksullaşma içinde
faşist baskı ve saldmlarla
sindirilmek isteniyor. Fakat
daha şimdiden kitlelerde sessiz de olsa ciddi bir kaynaş­
ma, ipin ucunu kaçırma korkusu içinde bulunan faşist
iktidara karşı bir güçlenme
var. Zindanlarda, işkence
çarklannda ve faşist mahkemelerde bir bütünlük içinde
sürdürülen direniş katliamlarla bile bastmlamıyor, halk
te
Kapitalist sistem derin bir
bunalım sürecini yaşıyor. Bu
bunalım derinleştikçe emperyalizmin saldırganlığ-ı artı­
yor. O, silahlanınayı arttır­
makla, bir bütün olarak insanlığ-ı tehdit eden nükleer
savaş tehdidini yaygınlaştır­
makla, devletler arası hukuk
ilkelerini çiğ"nemekle de kal-
om
BİR AÇIKLAM A
Yoldaşlar!.
gerçeğ"imizi
Parti
mamız
kavrabir anda ve kolay
karşı durduğ"ıımuz, düşünce­
lerimizden ödün vermedikimiz için parti saflannın "aı­
şına" itildik.
Düşüneeye kilit vuran, açık eleştiri ve açık tartışma­
dan öcü gibi korkan sağ"
kanat oportünistleri, komplocu eylemlerini sürdürüyorlar, sürdürecekler. Parti gerçekeri segilendikçe, olayların
ardında bulunan giz perdeleri
aralandıkça tezgahianan tertipler bir bir açığ"a çıakacak;
tasfiye hareketinin ipliğ"i pazara çıkacaktır. Parti yaşa­
mımız boyunca, devrimci onuru yüksekte tutan ve verilen her türlü parti görevlerine
itirazsız koşan bizler, buna
inanıyoruz. Ve Partimizin
leninist birliğ"inin ancak bu
temelde sağ"lanabileceğ"ine olan inancımız tamdır.
Bize göre ROJA WELAT
bu bağ"lamda, daha şimdiden
mücaaeleyi tatil, Avrupa'ya
göç kararı alan sağ" kanat
oportünizminin
maskesini
düşürmek gibi tarihsel bir
görevle karşı karşıyadır.
Bu inançla, TKSP-Roja
Welat hattının güçlendirilmesi için ileri, diyoruz!..
Bir gurup Parti militanı
Nisan-1984 1Ortadogu
Yabancı düşmanlı~ının
son çirkin örne~i
Son yıllarda F.Almanya'da
yabancı düşmanlığ-ı büyük
bir artış gostermektedir. İlk
başlarda neo-faşistlerin, yabancılara yönelik saldmiarı
gibi görülen yabancı düşman­
lığ"ı, Kohl hükümetinin kurulınasiyle yer yer devlet politikası halini aldı. H.Kohı hükümetinin İçişleri Bakanı
Zimmerman, yabancılan özellikle Türkiyelileri dönüşe zorlamak, aileleri bölmek, yaş
sınırlamaları
vb. gibi yeni
geli~tirdi. Bu
ekonomık ve kaba-
yeni planlar
olmayınca,
dayalı
baskılar
artırıldı. Artık Almanya'da
yabancıların
dövülmediğ"i,
horlanmadığ"ı güngeçmiyor.
kuvvete
Ve bütün bunlar sistemli olarak g~liP-tirili:vor. Duvarlı
Alman kamuoyu bile, bütün
olaylara olağ"an şeylermiş gibi
alıştınlmak isteniyor.
fotograflıyor.
İşin garip yanı, aynı yerde
Son senelerde boyutlanmakta olan yabancı düşman­
lığ"ının A. Kemal Altun olayın­
dan sonra en h un harca örneğ"i
13.4.1984 de Mannheim aa
yaşandı. Mannheim İşçiler
Bir~i~i üyelerinden Turgay
Kesıcı, Hülen t Oztopl u, Kenan
Bekar adlı işçiler si vii polisin
tadır.
polis MİB'ne girerek derneğ"i
Alman si vii polisinin MİB
üyelerine yönelik çirkin saldırılarını nefretle kınıyoruz.
silahlı saldmsına uğ"radılar.
Olaydan sonra, gece yarısı
aynı karakol polisleri tarafından bir yıl önce bir Türkiyeli
ve
ve son olaydan bir hafta önce
bir İspanyol katlediliyor.
Bütün bunlar yabancı düş­
manlığ-ının devlet politikası
halini aldığ"ını kanıtlamak­
Rüpel 4 ROJA WELAT
N ewroz bı ş ahi hat pirozkırın
hılwe­
batına 21 e
Adare va, keç üxort. merüjın,
kal u zar bı gışti derketıne
bındarüke,
bı
xwarın
u
vexwarın, govend u reqas,
Bı
sere çiyan, gundan u salonen
bajaran da, bı gıraniya xebat
u propoganda siyasi va te
om
Newroze, ve sinori ji
şandiye...
Wekeki me lı jore gotıbün,
bıngeha cıvaki ya Newroze
gelek fıre ye. Jı heftan, heta
hefteyan hernil mıroven Kurd
xwedanti lı Newroze dıkın.
Eve cejne jı xwe ra cejneke
netewi dıhesıbinın u her sal
piroz dıkın. Peviste hezen
netewiyen demoqratik ve
halete dı ware xebata siyasi
da baş bıxebıtinın. Bı ve yeke
va, ramanen siyasi dı nav
gelda belav bıkın u wan dı
nav tevgeren peşverü da hez u
rez bıkın.
we
.c
stran u lilanan va cejna xwe il.
despeka nübare bı şahı ü
şenahi piroz kırıne u hen ji
dıkın ...
Newroz. lı dıji tedayi, zılme
il. kedxwariye serhıldane.
Bıngeha
hernil zılm
il.
kedxwariye da hime abori
veşartiye. Çine serdest tım il.
daim bı keda çine bındest va
bil.ne xwedane qesr-qonax il.
malen dıne. Dı dema bere da,
çine kaledar u feodal lı ser
hukum bün. Zılm il. kedxwari
gelek mezın bil.. Dema irovin
da ji, kolanyalist il. burcuwan
ciye kuledar il. feodalan gırtiye.
Bı gora peşvaçüna cıvaki va
kaledar
il. feodal
bil.ne
burcuwaven kolonvalist. Tene
kedxwariye şıkıl guherandiye.
Çine karker il. gundi disa feqir
il. belengazın. Burcuwayen
kaledar lı ser pışta wan u bı
keda w an bılınd il. dewlemend
dıbın. Serpehatiya Newroze,
bı bir il. baweriyeke ramani,
ya lı dıji kedxwari il. zılme va
destpekıriye. İro ji eva yeka dı
deste gele me u dı tekoşina wi
ya lı dıji koloniyalistiye da
çekeke gıring e.
pirozkırın.
Di demek ji koro ye
sal u care· ku, ev cejn te
ji heta
ku gele Kurd hebe lı ser rüye
erde, we be pirozkırın.
pirozkırın. Jı vır şunda
Tekoşina
gele Kurd u rola
Newroze
Ciye Newroze dı tekoşina
serxwebün u azadiya gele
Kurd da gelek gıring e. Ew
çax, bı deste Kawe sere Dehaq
te pelçıqandın, zılm, zordesti
u kedxwari jı orte te rakırın.
Le, şunda "Dehaqen " nu lı
gele me peyda dıbın. Welate
me parva dıkın. Xelke me bı
qeyd u bendan dil dıkın.
Heyinen me talan dıkın, peşi
lı zman, çand u edebyata me
dıgrın. Le gele me, jı bo jiyane
Newroze tu menivan qebül
nake, Cejna xwe ya diroki u
kevnare da jiyane h eta iro. Iro
ji, edi agıre Newroze büye
remza rızgariya gele me u riya
tekoşina me ya netewi u
demokrati.
ww
w.
ne
Newroz buyereke mitoloji
ye
Serpebatİya Newroze jı vır
2596 sal bere qewımiye. Dı
nav gele Kurd da serpehatiya
Newroze usa te şırovekırın:
Ew çax hukumdareke zalım u
xwinxwar hebüye, nave wi
Dehaq büye. Wi gelek zılm u
tedayi lı gel kıriye. Heyin u
destxıstınen wan htwan
standiye, wan jı xwe r
nye
kole u xızmetkar, gelek esan
kuştiye u xenıqandiye. Rojek
nexweşiyek le peyda büye.
Dıbejın ku, du heb maren
hejderha xwe lı can u bedena
wi lefandıne u her yek sere
xwe lı ser ınıleke wi danine,
Bo ve yekeye ku, carna je ra
dıbejın ejderhaq. Bo jı m aran
xılasbüyin
gelek tıxtor u
bekirnan lı hev dıcıvine, le tu
kesek jı derde wi ra çare
nabine. Yek jı wan dıbeje: jı
maran xılasbüyina te ewe ku,
tu roje sere keçek u xorteki
kurd jeki u mejuyen w an e teze
bıdi mar an, ew çax tu e jı jare
maran xılas bıbi.
Deheqe xwinxwar usa ji
dıke ... Roje sere du cuwanan
je dıke u mejuye wan dıde
ma ran. U sa ku, tırs u xofek
dıkeve na va xelke, kes, kesira
xeber nade... Hajar dıkeve
şineke be gumani... Dor te
kure Kawe ... ew çax Kawe
hesınker dest daveje çakuçe
xwe ü erış dıbe ser qesra
Ejderhaq ... Sere wi u maran
dıpelıxine, tae u texte wi dı
sere wi da dıqulıbine. Hı we
yeke va xelke bajar, derdıkevın
sere çiyan agır vedıxın; rujeke
nu, jineke nu destpooıke ... Ew
dıbe cejneke netewi u her
dı 21 e Adare da şahi u
şenahi te çekırın... Ew 2596
roj
sal
te
Meha çüyin, meha Newroze
bu. Destpeka sala nu, batına
bıhare... Weketezanin Newroz.
cejna gelen İraniyan e. Her 2İ
e Adare da Kurd, Farıs,
Efgan, Tacık uhd. cejna
Newroze piroz dıkın. Tewqima
Newroze bı büyera we va
destpedıke. Bı gora Tewqima
Newroze isal sala 2596 an e.
Ware civaki da Newroz
Newroz cejna netewi ye ...
Edet u çandeke peşverüye.
Bıngeha cıvaki ya we gelek
fıre ye. Jı destpeka Newroze
vırda gelek barbar, erişker, eleşir u hukumranan ser gele
me da gırtıne. Le tu qewetek
nıkanıbü ve agıri dı dıle gele
me da xarbıke .. Bı hezar salan
şunda, gele me ol u din
guherand.
Ev
baweriya
manewi ji, şıkıl u motiven
Newroze
nıkaW'ıbün
bıde
guherandın. Jı ber ku, eva
yeka lı ser mejuye xelke me
hatiye kolandın. Ketiye nav
xwina me, b üye beşe k jı çanda
me. Jı her ku, edeteke peşverü
u geleri ye. Ole islami wek
edeten "peşverü", usa jı, gele k
edeten paşverCı ji bı xwe ra
aniye nav cıvaka Kurd. Wi,
jınan Cı qizan kıriye bın şalan,
pewendiyen wan bı meran ra
qedexe kıriye. Le edet:
Xebate Siyasi u Newroz
Gele Kurd tu caran bı dil.rdırej nebil.ye xwedane dewletek.
Tım daim dı bın niren gelek
dewletan da kol e il. dil ma ye ...
Tım peşi lı peşvaçüna cıvaki,
çand il. literatura wi hatiye
gırtın. Jı sedsala 20 an vırda
xurtbüyin u peşvaçüna wi ya
cıvaki u rekbüyi va, lı herçar
perçen Kordıstane priozkınn
u me ni ya N ewroze bı gora
mercen bırncihani va şıkıl u
motiv guherandiye u büye
haletekil gıring dı tekoşina
serxwebün u azadiya wi da ...
Edi
dı
herçar
perçen
Kurdıstane da, Newroz, bı
deste hezen netewen Kurd, lı
Di demek ji folklore
Lı
pıştıri
Kordıstana
Tırkiye,
sala 1970 yi, hez u
xurtbüna tevgera şoreşgeri va
pirozkırına
cejna Newroze
here pilşva çü ... Lı Diyarbekıre,
Stenbole, Enqere u gelek
ciyan cejna Newroze hat
pirozkırın u bezaran mırov dı
van şevan da beşdar bün.
Şenayiyen
Newroze bün
meydana xebaten siyasi ... Edi
agıre Newroze bu şemdaneke
bewesan
u
riya
hezen
welatparez u şoreşger roni
dıke.
Newroz bu nişana
serxwebün u azadiya gele
Kurd.
Jı dere Newroze, roja 21 e
Adare usa ji, roja dıji
nıjadperestiye ye. 21 Adare
sala 1960 da lı Efriqa Başür,
gelek reşık jı aliye nıjade spi
da hatın kuştın. Mıleten
Yekbüyi eve roje kıre roja dıj­
nı-jadperesti ya navnetewi.
Eva yeka ji, meniya cejna me
here gırintır dıke. Jı her ku,
gele me ji dıbın nire
nıjadperestiyeke mezın daye.
Newroza isalin ji, gelek
ciyan hat pirozkırın
Lı Kordıstana Tırkiye: Ev se
sal u niv e ku, cunta faşisti lı
Tırkiye u lı Kurdıstana Tırkiye
ser hukum e. Koledaren Tırkan
tu caran hebüna gele me
qubül nekırıne. Gele me dı bın
zılm
u tedayiyeke mezın
Dı
Lı Kurdıstana İraq u İran:
van
herdu
perçen
Kurdıatane da şere çekdari
berdewam dıke. Gele me cejna
xwe dı mıntıqen xılaskıri da,
bı
uarastma oeşmergeyen
qehreman; dı bıne gulebarana
balafır, tang u topen dıjmın
da derhas kır. Agıre Newroze,
lı sere çiyayen Kurdıatane
yen bılınd, yen bı mıj ü d üm an
vexıstın.
dılxweşi
Aşıti-PKS.
ww
Programa
şenayiya
Newroze, bı helbesta mamoste
Cegerxwin "Bıhar bı xer be"
Newroz ser çava, va destpekır.
Şunda, Koma Newroz, bı koro
ü folklore va tekıle programe
bft. Komen dm ji, yek lı pey
vekan orogramen xwe nisandan. Koma Aşıti, bı merşa
"Enternasyonale" va perde
vekır u sılav nişan u remza
serhıldana gele Kurd, Newroze kır. Şenabiya Newroze bı
hat
Newroz lı Derveyi Welat
Newroza isalin lı gelek
welaten Ewrope hat piroz-
kınn.
Lı Swed: Lı
bajare Uppsale
u Stockholme hat pirozkırın.
Lı Stockholme, Komita Arikariye ya Roja Welat -lı Swed
ji, belavokek belavkır.
Lı Fransa: Lı Franse ji
even Newroze hatın çekınn.
nstuta Kurdi dı 18. Adare da
lı Parise şenahiva Newroze
i
pirozkır.
Lı Elmanva: İsal lı gelek
bajaren Elmanye, jı aliye
gelek tevgeren Kurd da feven
Newroze hatın çekırın. Komita Arikariye ya Roja Welat
ji, lı bajare Frankfurte şahiya
Newroze bı serfırazi pirozkır.
Seva Frankfurte
Pışte ku Roja Welatnü dadest
jina weşane kır, ew çax
komitekil arikariye bı we ra
hat avakırın. Eve komite
bıryara piroziya şenahiya
Newroze gırt ü dı 17. adare da
cejna Newroze bı serfırazi
bı
derbaskır.
Beri Newroze, komite, 3000
belavok bı se zımanan. ü 1500
afiş derxıst u lı gelek bajaren
Elmaoya belavkır ü zelıqand.
Komite, jı bo şeva Newroze
propagandek gelek fıreh cih
ani.
Dı şeve da 600 i zetır mırov
beşdar bün. Salon tıje bii.
Seet hefta da dest bı programe
hat kınn. Bı ve şırovana
şroker perde vebu:
w.
n
Lı
Kurdıstana
Suriye:
Newroz, tene lı Kurdıstana
Suriye bı eşkereti hat pirozkı­
nn. Lı bajare Qamışliye, ev
cara ewıle ku, partiyen
peşverüyen Kurd bı hevra
cejna Newroze pirozdıkın. Dı
şenahiya Newroze da nezikayiya 40 000 mırov beşdar
bun. Komita Newroze jı van
parti ü rekxırawan hatıbun
pekanin: Koma Xane-Hızbe
Çef; Koma Zozan-Hevgırtma
Ge , Koma Newroz-PDPKS,
Koma Narin-PDKS u Koma
u
Kulilken çiya: sımbıl u sosın,
nesrin ü bınevş, pivok u
pırpızek
gulvedıdın...
Bıhar
çave xwe vedıke lı welate
me. Agıre Newroze Kurdıa­
tane ro ni u geş dıke ...
"Le gele me, dı bın nire
koledar ü faşistan da dıpel­
çıqe. Em xelkın ... Diroka me
kevıntır e jı diroka gelen
Rojhılata Navin. Em namı­
nn ... Ev Newroz, ey Newroz ... "
Dawiya axaftına şırovan
va, hem u lemben salonehatın
vesandın, koroye, bı cıl u
kıncen rengin, dı destan da
simbola Neworze şerndaneo
(meşaleyen) bı alaw va ciye
xwe gırt u ve strana xweş bı
yekdengi sıtıri:
Ey Newroz, ey Newroz
Bıji cejna azadi
Bı xer u gelek piroz
Kurd te bı rıhe xwe nadi...
Şunda milvan bı se zımanan hatın sılavkınn u hevalek lı ser nave Komita
Arikariye ya Roja Welat
axaftınek bı zımane kurdi
peşkeş kır. Koroyil disa ciye
xwe gırt u çar perçeyen
folklori stıri. Dı şeve da
hevale me K. Saleh axaftınek
bızımane tırki peşkeş kır. Ew,
dı axaftına xwe da lı ser
huyeren cihan, peşvaçuna
Rojhılata Navin u bı taybeti lı
ser rewşa Kurdistane sekıni.
Bı dawiya axaftıne va,
denge def ü zırne kul ü
keseren salone belvkır. Keç u
xorten Kurd mıl dane mıl wek
diwareki qora govende xıstın
erde. Guhdaran bınn dor-hela
Entabe... Pışte foklore şıroker,
beşek jı helbesta l!:skere
Bo yık:
Kılarn evda ra heval-hogır
e,
Kılarn hın şewat, hın ji agır
e, ...
xwend u dengbej Sımko ü
Çeko çend kılarneo me yen
çiya, yen bı xem ü zelil stırin.
"Newroz ... Agıre azadi ü
serxwebuna gele Kurd ... Cejna
diroki ü kevnare... Nişan u
remza rojen bedew, geş u hesa..
Berbanga bıhare ye Newroz ...
Lı sere çiyayen Kurdıatane
nıha berf dıhele, laser dıhen­
kın, dar ü devi pıng dıdın.
Sımko, bı kılama:
Kal o sı ha te bı xer
Eydate bımbarek
va mevanan bıre sere çiya u
haniyen Kurdıstane ...
Pışti axaftına şıroker ü
xwendına helbestek, listık­
van bı def u zırne va listıken
dor-hela
Diyarbekıre
u
Bingole listın. Dı govenda
Bingole ya lı ser nave
"heyloyan" (q ertalan) da,
listıkvanan lı ser post xerita
Kurdıstane
çekırıbün.
Dı
dawiyeda heyloyen şerüt post
dı nav xwe da, bı çar perçeyen
va
parva
kınn.
Wan,
parvakırına
Di demek ji tiyatro ye
tiyatroya dramİ ji hebft. Ev
tivatrove iı aliye hevaleki karker da h atı b ün
nıvisin. Tiyatro, perçek ıı
jiyana gundiyen Kurdistane
ya rojin pekdıhat. Zılm ü
tedayiya leşkeren Rome lı ser
gele Kurd eşkeredıkır. Listık­
vanan usa bala guhdaran
kışandıbün ser xwe ku, heta
dawiye dı salone da qet
dengek demeket. Dı dawiye
da guhdaran bı dengeki
bılınd va tedayiya leşkeren
koledaran la'net kırın ü bı yek
dengi van sloganan avetın:
Bımre cunta faşist, Bımre
koledari!
Bıji serxwebün. Bıji azadi!
Şunda dengbej Berti u
Yasemin dı programe da
cihe xwe gırtın. Wan, gelek
kılarneo folklori bı yek dengi
u yek lı yeke zıvırin va stırin.
Pır caran milvan ji bı çepık u
gotına stranan va tekıle wan
bün. Paşe, yeka-yek kılarn u
stranen şoreşgeri, geleri u
gazınci stırin. Bı kılarneo me
yen xweş u dılsoti va guhdaran ş aş u metalmayİ hiştın. Bı
kılarneo xwe yen zelil va renk
xıstın programe.
Pıştıri hozanan, lemben
salone disa bı gışti hatın
xarkınn. Lı ser destan mumen
vexısti va keç u xort bı gora
ritma def u zıme, ji nav
mevanen salone derketın ü bı
listıki va berbı sahne çun. Dı
şevereşii da çırüsen m uma n
wek tirejen hive ku, şewq dıda
ave usa lı jer u lı jor dıçün
beşa
e.
pirozkınn.
serfırazı
pirozkınn.
et
ew
daye. Wan zıman, çand u
literatura me bı me dane
qedexekınn. Le gele me jı bo
van yekan stuxwar nemaye.
Cunta faşisti, bı deh hezaran
şervanengele me, yen peşevan
kıriye zındanan. Wan dil
kıriye. Gele me u şervanen me
yen peşevan şerten piroziya
Newroza isalin lı sere çiyan u
dı salonen bajaran da n edi tm.
Ve cejna xwe ya dıroki dı dıle
xwe da ü bı çav ü bıruya
co
m
ROJA WELAT Rupel5
Kurdıstane
bı
govende va hanin zıman.
Dı programa şeve da beşek
dıhat.
Listıkvanan
listıken
xwe kuta kınn ü hemü kesen
ku dı programe da cih
gırtıbun dı sahne da cıviyan ü
bı yekdengi ve merşe stırin:
Bırayen delal hun wenn
Kurdıno,
Bı hışta welat em henn
merdıno ...
Hı ve merşe va programa
şeve xılas bu. Program gelek
dewlemend bu. Penc seet univ
ajot. Dı şe ve da çend helbest ü
mesajen van rekxırawan ji
hatın xwendın: Sentrumen
Canda
Kurdıstan:
Lı
Nuı;nberg, Frankfurt, Bremen,
Komiten Arikanyil yen .Koıa
Welat: lı Koln, Erlenbach,
Sempatizanen Rastiya Karker
(İşçi Gerçeği sempatizanlan)
lı dor-hela Mainze; Soreşge­
ren Kurdıstan; Kurd-Koin ü
Komela Malımen Tırkiye lı
Koln.
Şeva Newroze bı dılşahi u
serfırazi hat pirozkınn. Guhdar jı şeve gelek kefxweş ü
dılaram man. Pır caran
program bı ve slogane va
dıhat bırin: "Bıji Roja Welat!"
Rüpel 6 ROJA WELAT
DİSK olayı, DİSK'le dayanışma ve yeni
dönemin mücadele perspektifle ri
16 Hazi.ran 1970 ~ünü
büyük sanayı kentlerı ve
çevresindeki tüm işyerierini
sardı. Yer yer kanlı olaylar
oldu. Polis ve asker barikat-
Direniş
II
larını aşan direnişçi işçiler,
büyük sanayi merkezlerine
do~ru yürüyüşe geçtiler.
Kanlı olaylarda 5 kişi ölmüş,
200 kişi yaralanmıştı. Tekelci
ba~lamanın yanı­
sendikacılığ-ını geliştirmek,
uzla~macı
sendikacılı~ın.
15-16 Haziran
olaylarından
görevini üstlenen Türk-İş, işçi
sınıfının gelişen mücadelesi
karşısında bu işlevini yeni
kılıflar ve yeni sloganlar altın­
da sürdürdü, sürdürüyor.'
İşte DİSK, uzlaşmacılı~a
karşı gelişen sınıf sendikacı­
lığ-ı sürecinde (12 Şubat
1967'de) kuruldu. DİSK'in
kuruluşuyla işçi sınıfı, burjuvaziye ve her türlü uzlaşmacı
sendikacılı(ta karşı güçlü bir
sendikal mücadele silalıma
kavuştu. Kazanılan hakların
geliştrilmesi temelinde sınıf
sendikacılı(tı ilkelerini netleş­
tirmeyi hedefleyen DİSK, çok
geçmeden tekelci burjuvazinin boy hedefi oldu.
w.
n
sendıkal savaşımı saptırma­
sına müsade etmemekti.
burjuvazi büyük bir panik
içinde, 16 Haziran gecesi ilan
etti(ti sıkı yönetirole i~çi
sınıfının bu kararlı direnişınİ
bastırmaya yönelmişti. DİSK'e
bağ'lı sendika merkezleri,
bölge temsilcilikleri ve sendika şubeleri basıldı. Bir çok
sendikacı ve işçi gözaltına
alındı, tutuklandı. 5000'in
üzerinde işçi işten çıkarıldı.
Fakat tüm bu baskı, saldırı ve
tutuklama operasyonlarına
ra~men şanlı 15-16 Haziran
Direnişi, pasif direniş biçimlerine dönüştürülerek sürdürüldü. Nihayet 274 ve 275
e.
sıra grev ve toplu-iş sözleşme­
si haklanndan hiç söz etmiyordu. İşçilerin sendikalaşma
girişimleri yine baskı, sindirme ve toplu işten çıkörma
larla engelleniyordu. Orne~in, 1960'lara gelinceye kadar
iş kanunu kapsamında çalı­
şan işçilerin ancak %34,3'ü
sendikalaşabilmişti. Yine
emejpn korunmasına, i~ güvenli~ ve iş sa(tlı~ına ilışkin
sınırlı bir takım haklardan,
iş kanunu kapsamına giren iş
yerlerinde çalışan işçiler
yararlanabiliyordu, ancak.
Bu dönemde de toplam işçile­
rin 'J1o30'u her türlü güvenceden yoksundu. Fakat bütün
bunlara ra~men, san sendikacılık ilkelerine göre de olsa
sendikacılı(tın konfederasyon
düzeyinde örgütlenmesi bu
dönemde oldu. Ve Türkiye
İşçi Sendikalan Konfederasyonu (Türk-İş) kuruldu.
1961 Anayasası ile işçilere
grev hakkı verildi. 274 ve 275
sayılı Sendikıılar, Grev, Lokavt, Toplu-Iş Sözleşmesi
yasalan kabul edildi. Böylece
işçi sınıfı, yıllardır sürdürdüıtü ekonomik-demokratik
mücadelesiyle belirli mevziler
kazanmış oluyordu. Artık
sorun, kazanılan mevzilerin
korunması temelinde sınıf
et
ew
koşullara
co
m
yasa işçi sınıfı
bir kazanım olmasına rajpnen onun, somut
istemlerine yanıt vermekten
oldukça uzaktı. Çünkü yasa,
sendika kurma hakkını belli
Çıkanlan
açısından
DİSK, uzlaşmacılı~a karşı
gelişen sınıf
sendikacılığ'ının
ww
bir
ürünüdür.
Sendikal hareket daha ilk
dönemlerde kitlesel bir karakter kazanmakla kalmayıp,
kapitalist sömürünün temeline yönelmeyi hedefleyen
sınıfsal bir nitelik gösteriyordu. Bu ise, tekelci burjuvazinin tedirginlijpni arttırı­
yordu. Burjuvazi baskı yöntemleriyle, işçi sınıfının gelipolitik ve
şen ekonomik
ideolojik mücadelesinin kopmaz bir parçası olan sendikal
savaşımını engelleyemecejpni daha iyi kavnyordu, artık.
Bu nedenle burjuvazi, baskı
yöntemleri eşliğinde yasal
olarak kurulan sendikalan
ele geçirmek ya da sendikalarda sınıf iş birlijp anlayışını
geliştirerek onları denetim
altına almaya yöneldi. Ve
burjuvazı açısından Ameri·
kancı sarı sendikacılık ilkelerine göre kurulan Türk-İş,
bu iş için biçilmiş bir kaftandı... "Partiler üstü politika" aldatmacısıyla gelişen
sınıf sendikacılığ'ını santırma
15-16 Haziran direnişi
Tekelci burjuvazi açısından
tehlike büyüyordu. Ve bu
tehlikenin önüne geçmek için
işçi sınıfının sınıf sendikacı­
lı~ temelinde örgütlenmesini
engellemek ve ilerici sendikal
hareketi uzlaşmacı bir ı>otada
eritmek gerekiyordu. Bunun
da yolu, 274 ve 275 sayılı
yasalann budanınası ve
DİSK'in kapatılmasından geçiyordu. İşte AP iktidarının
gündemleştirdiğ'i ve Türk-İş'in
açık bir biçimde destekledi(ti
değ'işiklik önerileri ile hedeflenen buydu. Anılan dertişiklik
önerileri şöyleydi:
"-Bir işçi sendikasının
Türkiye çapında faaliyet
gösterebilmesi için o iş
kolundaki toplam işçi sayısı­
nın en az üçte birini üye
olarak barındırması gerekecekti.
"-İşçi federasyonlarının
faaliyette bulunabilmeleri
için kendi işkollarındaki
toplam işçi sayısının en az
üçte birini üye olarak barın­
dırmaları gerekecekti.
bir göranta
"- İşçi konfederasyonları­
kurulabilmesi için daha
önce sözü edilen sendika ve federasyonların en az üçte birini, ve sendikalı işçi sayısının
en az üçte birini üye olarak
barındırınalan gerekecekti.
"-Sendika üyeliğ'inden
ayrılmak için tek tek noter
karşısına çıkmak ve kimlik
saptamasından sonra imzanın onaylanması gerekecekti.
"-Sendika· genel kurulları
iki yılda bir yerine üç yılda bir
nın
toplanacaktı.
"- Bir sendika kurmak için
en az üç yıl o işyerinde
çalışmış olmak gerekecekti.
"-Uluslararası işçi kuruluşlarına ancak en fazla işçiyi
barındıran konfederasyon
üye olabilecekti." (Tür. İş.
Sm. ve Müc. Tar., Tüm. İk.
Bir. Araş. yay. s.149-150'den)
İşçi sınıfı sözü edilen
yasalarda, yukanya aktardı­
ğ'ımız dejpşikliklerin yapıl­
masına ve kazanılan hakların geri alınmasına müsade
etmemekte kararlıydı. Nitekim dejpşiklik tasarısı meclislerde görüşülürken, a(tır sa-
nayi merkezlerinin bulundu(tu büyük kentlerde kendiHıPndenci direnişler, protesto
gösterileri biri birini izliyor;
Istanbul, İzmit, İzmir ve
çevresinde genel bir direniş
havası esiyordu. DİSK karar
ve danışma organlannın topl~tısından sonra, DİSK üyelerınden oluşan Anayasal Direniş Komitesi, "Anayasa!
direniş hakkını" kullanacağ'ını ilan etmişti. Ve 15
Haziran 1970 günü 113
işyerinde DİSK üyesi işçiler
tarafından başlatılan şanlı
direniş, yer yer ba(tımsız
sendika ve Türk-İş üyelerinin
katılımıyla kısa sürede çığ'
gibi büyüdü, yaygınlaştı.
sayılı
yasaları
de(tiştiren
1317 sayılı kanun, meclislerden çıkmasına, resmi gazetede ilan edilmesine karşın
uygulanamadı. 19 Ekim 1972
tarihinde Anayasa mahk~
mesi, burjuvazinin bu saldırı
yasasını iptal etmek zorunda
kaldı. Ve işçi sınıfı kazanılan
hakların gaspedilmesine izin
vermedi.
15-16 Haziran Direnişi,
Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir
dönüm noktası oldu. Tekelci
burjuvazi, işçi sınıfının kabaran öfkesi karşısına geri adım
atmak zorunda kaldı. Sınıf
sendikacılı(tının şahsında
DİSK, bu ünlü direnişle
prestij kazandı. Türk-İş ise,
prestij yitirdi. Bunların da
ötesinde 15-16 Haziran Dire
nişi, işçi sınıfının ileriye
yönelik mücadelesinde önemli bir deneyim kayna(tı, bir
savaş gelene(ti oluşturdu.
İşçi sınıfının gelişen mücadelesinde DİSK, burjuvazinin azgın sömürü ve baskı­
sına rağ'men 15-16 Haziran'ın
direniş geleneğini yaşatmak
şavaştı. 15-16 Haziran
direniş geleneğinin 8. yıldö­
için
nümünün ilk kez kitlesel bir
gösteriyle, 9. yıldönümünün
ise 13 bölgede yapılan "DİSK
Bölge Temsilciler Meclisi
Toplantı"lan ile yaşatılması
buna örnektir. 9. yıldönü­
münde bu gelene(tin yaşatıl­
masında, Kürdistan işçi sını­
fımız açısından da önemi
büyüktür. Çünkü Kürdistan
i~çi sınıfı ilk kez ve sıkıyöne­
tırnin artır baskı, saldırı
koşullarında, görkemli bir
Bölge Temsilciler Meclisi
Toplantısıyla bu geleneğ'i
yaşatıyordu. Sıkıyönetimin
provakatif saldırılarına karşın 15-16 Haziran gelenelP
1979'da Diyarbakır'da da
yaşatılmış ve saldırgan militarİst güçlere karşı kararlıca
direnilmişti.
UEV AM EDECEK
ROJA WELAT
Rı1pel
7
ww
Emperyalizmin siyonİst ve gerici
müttefikleriyle birlikte öncelikle Filistin Direnme Hareketini, Lübnan
ilerici güçlerini hedefleyen ve Suriye'yi de etki altına almayı amaçlayan hegemonya planı tutmamış ya
da en azından bugün için büyük
ölçüde geri tepmiştir . Söz konusu
gerici saldırı, Filistin Kurtuluş Hareketini önemli ölçülerde yaralasa
bile, Lübnan ilerici güçlerinin kararlı direnişi ve Suriye'nin aktif deste~yle ikinci raunı;Uia geriletilmiştir.
Elbette ki bu, emperyalist, siyonist
ve gerici güçlerin bu odakta tehlike
olmaktan çıktı~ anlamına gelmez.
Tersine, bölgedeki yerel direniş güçlerinin sınıfsal, siyasal karakteri
gözönünde bulundurulduğunda tehlikenin henüz yok edilmedi~i ve kısa
sürede de yok edilemeyece~i açıktır.
İl erici güçlerin kararlı direnişiyle
gerileyen empery alizm bu kez , yurtsever, devrimci güçleri bölme, çökertme ve yeni dengeler o lu şturma
ç abalarını y o~unlaştırıyor, yenı ataklara hazırlanıyor.
zorunlu kılıyor.
İşte Kürdistan' daki son gelişme­
leri, KYB'nin "otonomi" yönelimini,
reformizmin bu uzlaşmacı yönelimi
aklama çabalarını, ve yurtsever
güçlerin b irlik-dayanışması önündeki engelleri bu perspektif çerçevesinde de~erlendirmek gerek.
e.
c
w.
kıcı olanıdır .
Sorunun di~er önemli bir yanı,
emperyalist-gerici saldırı ve komploların yalnız Lübnan sathına yönelik olmaması; bir yandan Basra
Körfezi, di~er yandan Ak Deniz, Ege
ve bir bütün olarak Kürdistan'ı
hedefelemesidir. Zaten fa~ist Türk
devletinin, Ortado~u'nun ıkinci İs­
rail'i olarak t;echiz edilmesi de,
bunun içindir. Faşist diktatörlük
ise, buna çoktan soyunmu~tur. Türk
ordusunun Irak Kürdistan ma karşı
girişti~i işgal harekatı, İran Kürdistan'ına yapılan saldırı, İran ve
Irak'ı mutlak bir yoksullu~n, sefaletİn içine iten, her iki ülke halkları­
nın çıkarlarıyla açık bir biçimde
çelişen savaştan dolayı - özellikle
Kürdistan sorunu açısından - iki
gerici diktatörlü~ü hizaya getirme
ya da asgari müştereklerde Kürdistan ulusal kurtuluş güçlerini ortaklaşa bo~azlama, yoketme çabaları,
Arap gericili~iyle geliştirilen ilişki­
ler, Kıbrıs işgali, Suriye'ye yönelik
tehditler ve 6. Filo'nun 15 yıllık
aradan sonra yeniden Türkiye !imanlarına girmesi bu soyunmanın
açık ve yeterli kanıtlarıdır.
Kürdistan ulusal kurtuluş güçleri
bünyesinde taşıdı~ ciddi zaaflara,
olumsuzluklara ra~men, bölge faşist-gerici rejimleri için önemli bir
tehlike oluşturuyor. Dört yıldır devam eden İran-Irak savaşı bir
yönüyle Kürdistan'ı hedefliyor. Anı­
lan haksız savaşın Kürdistan'a
kaydırılması, faşist Türk devletinin
savaşan tarafların zaaflarından ve
özellikle gerici Saddam diktatörlü~üyle geliştirilen ilişkilerden yararlanarak Kürdistan'a yönelik işgal
ve saldırı eylemlerini yo~unlaştır­
ması bunun açık bir kanıtıdır .
Bu somut koşullar çerçevesinde
soruna yaklaşıldı~nda, yakın bir gelecekte Kürdistan, ilerici ve gerici güçlerin zorlu bir çatışma alanı olmaya
adaydır. Bölge düzeyinde karşıtgüç­
lerin safiaşmasında küçümsenemeyecek, gözardı edilemeyecek bir
potansiyele sahip olan Kürdistan'lı
yurtsever ve devrimci güçler ise, bir
bütün olarak Kürt halkını hedefleyen çok yönlü saldırı ve tertipleri
büyük ölçüde öz güçlerine dayanma
temelinde, kalıcı müttefiklerinden
alacakları destekle gö~üslemek durumundadırlar. Bu da, herşeyden
önce - küçümsenmemesi gereken
engellere ra~men -- tüm ulusal
kurtuluşçu ve devrimci güçlerin
day anışması, birli~i yolunda ileri
adımların atılmasını dayatıyor. Ve
iç-dış ba~laşıkların uzun vadeli
çıkarları hedefleyen kalıcı bir temele
ne
te
w
Bilindi~i gibi, Kürdistan Yurtseverler Birliıtinin "otonomi" yönelimi,
bir süredir Ortado~u' daki ilerici
çevrelerde, özellikle de Kürdistanlı
örgütler ve yurtsever kesimler arasında yo~un bir biçimde tartışılıyor,
güncelli~ini koruyor.
Dünyada ve bölgemizde önemli
olayların yaşandı~ı günümüzde "otonomi" yönelimi, hafife alınacak,
geçiştirilecek ya da "kırk dereden su
getirerek" aklanmaya çalışılacak
bir olay de~ildir. Sorun ciddidir. V e
Ortado~u'daki siyasal gelişmelerin
ışı~ında, faydacı, reformist ve duygusal yaklaşımların ötesinde de~er­
lendirilmeye muhtaçtır .
Kapitalist sistem derinleşen bir
bunalım sürecini yaşıyor. Bunalım
derinleştikçe emperyalizmin, ideolojik, politik, askeri ve diplomatik
alanlarda saldırganlı~ı daha da
artıyor . Topyekün insanlı~ın gelece~ini hedefleyen nükleer savaş
tehdidi, silahianma yarışının tır­
mandırılması, " detant"ın sabote edilmesi, devletler arası hukuk ilkelerinin pervasızca çi~nenmesi, ırkçı­
lı~ın şahlandırılması, sömürge-ba~mlı ulusların ba(pmsızlık ve demokrasi mücadelelerinin bo~azlan­
mak istenmesi günümüzde emperyalist serüvenci politikanın ana
yönelimlerini oluşturuyor. Emperyalizm sadece bununla da kalmıyor.
O, dünyanın dört bir yanında yarattı~ı bölgesel savaş ocaklarıyla gerilimi tırmandırmak için her türlü
çılgınlığa baş vuruyor. İşte Ortado~u , emperyalizmin yarattı~ı bu
bölgesel savaş ocaklarından en ya-
om
''Otonomi'' yönelimi, reformİst yaklaşım
ve yurtsever güçlerin birliği sorunu
dayanılarak
geliştirilmesini,
kısa
vadeli çıkarları amaçlayan ilişkile­
rin de, buna bağımlı kılınmasını
Demokrasi olmadan g erçek bir
otonomiden söz edilemez
Kürdistan'daki son gelişmeler
arasında ha~ sırayı KYB'nin "otonomi" yönelımi oluşturuyor. Bilindi~i üzere Ocak ayının ilk günlerinde dünyadaki basın, radyo ve di~er
kitle iletişim araçlarından bazıları,
"Saddam yönetimi ile KYB arasın­
da, Kürtlere otonomi verilmesine
ilişkin görüşmelerin sürdürüldü~ü,
anlaşmanın sa~lanmak üzere oldu~u ve sonucun yakında kamuoyuna
açıklanaca~ı" haberini vermişlerdi.
Aradan 3 aylık bir süre geçmesine
ra~men beklenen "ünlü" açıklama,
her nedense bu güne<fek yapılmadı1
Ve taraflar sözkonusu haberleri de
yalanlamadılar.
Bizce sorun açıktır. Kürdistan
Yurtseverler Birli~i, eli kanlı Saddam dıktatörlü~ü ile "otonomi"
yolunda küçümsenmeyecek bir mesafe almıştır. V e büyük bir olasılıkla
bunu, yurtsever, devrimci kamuoyunun tepkisini dikkate alarak
gizli tutmayı, böylece olayı küllendirmeyi amaçlıyor. Gelişmelerin
başka türlü izahı pek inandırıcı
de~ildir. Çünkü, ne KYB, ne de
KYB'ni aklamak isteyen çevreler,
güncelli~ini koruyan "otonomi" olayında derinleşmekte olan tartışma­
lara açık yanıt verememektedirler.
Kaldı ki sorunun özü, "otonomi"
yolunda katedilen mesafe de~l,
Kürt halkının kanına susamış ve
yıkılınaya yüz tutmuş gerici Saddam diktatörlü~ü ile böylesi bir
anlaşmaya yönelmektir. O halde
olayın sırrını çözmek için, şu soruların yanıtını aramak gerekir:
" Irak'a demokrasi, Kürdistan'a otonomi" şiarını stratejik hedef olarak
helirleyen KYB'nin, -gerici Saddam
diktatörlü~üyle "otonomi" ba~ıtla­
ma yönelımıne gırmesinin nedenleri
nedenler,
Sözkonusu
nelerdir?
KYB'nin bu yönelimini aklamak
için yeterli midir?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir
ki, "tiXB'ni gerici Saddam rejimiyle
'_'_Qi(m am ı:::::yon:e:ttmıne otiıre~
·minin
.. ·
m el etken
.. distanlı ıı:ıers e ı e
· · -bu örgiı
"rg"
,~~~":'--,_,
ındanda do~ru bir bi imde av-
Rüpel 8 ROJA WELAT
ne
te
w
İkincisi. KYB'nin sınıfsal ve siasal yapısına denk düşen ittifak
anlayışı gereği öz gücüne güven
sorununu küçümsemesi, ve düşman
gÜçlerin zaaflarından, aralarındaki
çelişkilerden yararlanma ya da
onlara d~ anınaya yer veren politik
bir terci,., içine girmesi; ve kısa
vadeli çıkarları, halkımızın uzun
vadeli çıkarlarının önüne koymas dır.
Üçüncüsü Irak-Irak Kürdistan'ı
yurtsever, Tevrimci güçleriyle ilişki­
lerin oldukça olumsuz bir noktaya
gelmesi (ki, bunda Irak KDP'nin
yanısıra KYB'nin de önemli payı
vardır), Kürdistan devriminin d asında var o an a
u
Görüldüğiı gı ı KYB'nin "otonomi" yönelimine kaynaklık eden
nedenler, hiçte iddia edildiği gibi bu
örgütün Saddam diktatörlüğü ile
girdiği uzlaşma yönelimini aklayabilecek yeterlikte değildir. Tersine
KYB'nin bu tavrı, açıktan açığa
uzlaşmacı bir yönelimdir. Ve mahkum edilmesi gereken bir tavırdır .
Reformisı yaklaşım
ww
w.
KYB'ni aklamaya çalışırken
yakayı ele veriyor.
Ortadoğu-'daki ilerici kesimler ve
ağırlıklı olarak Kürdistanlı yurtsever, devrimci örgütler arasında
"otonomi" yönelimi üzerinde yoğunlaşan tartışmalar, farklı yaklaşımları içeriyor. Bu konuda en ilginç
yaklaşım, TKSP sağ kanat oportünistlerinin başını çektiği reformist
eğilimdir. Bu eğilim hedef şaşır­
tarak, "bir nala, bir mıha vurarak"
adeta ne dediği belli olmayan bir
belirsizlik içinde, KYB'nin Saddam
diktatörlüğü ile uzlaşma yönelimini
aklamaya çalışıyor. V e şöyle diyor:
" ...KYB'de, Irak'ta diktatörlük
,· rejimine karşı şu veya bu ölçüde
savaşan, muhalefet eden diğer Kürdistanlı örgütler de 'Kürdistan'a
otonomi, Irak' a demokrasi' için
savaştıklarını söylüyorlar. Otonomi
, için savaşan, besbelli, onun içi~
görüşür de, " (abç'), (Rıza Azadi.
J<.:ğer çok uluslu bir ülkede otonoınİ bir demokrasi sorunuysa (ki,
öyle olduğuna kuşku yok), " Irak'a
demokrasi, Kürdistan 'a otonomi"
diyen KYB , kiminle, hangi koşul­
larda ve nasıl bir "otonomi" bağıt­
lamaya çalışıyor? Riya Azdi,
Riya Azadi, "değerlendirme"sine
devamla yukanya aldığımız seçenekler üzerinde duruyor. Ve
KYB'nin, bir yandan düşman güçlerin saldırısına hedef old uğu n u, diğer
yandan CUD güçleriyle arasının
son derece açık olmasını uzlaşmaya
"gerekçe" olar ak gösteriyor. Ve de
KYB'nin "otonomi" yönelimini meş­
rulaştırmak, dolayısıyla üçüncü seçeneği alternatif göstermek için
kendini zorluyor.
Bir kez. bu değerlendirmeınİzin
baŞında da belirttiğimiz gibi sorun,
salt bir görüşme ya da taktik olarak
görüşmelere oturup zaman kazanmak, bu zaman birimi içinde toparlanıp düşmana karşı daha güçlü bir
saldırıya geçmek değildir. Meselenin özü, " sorunun görüşmeler
yoluyla çözümü"nü, yani Saddam'lı
bir "demokrasi" ve "otonomi"yi
hedefleyen niyettir.
İkincisi, Kürdistan devriminin
dogasında var olan zorlu koşullar,
KYB'nin düşman güçlerin saldırısı
arasında sıkışması (Kaldı ki, bu
durumda iddia edildiği gibi değil.
KYB'nin kurtanimış bölgeleri var.
Ve rlUsman güçler oldukça zayıf.),
Irak-Iran
Kürdistan'ı yurtsever,
devrimci güçleriyle ilişkilerinin ciddi ölçülerde bozuk olması bu örgütün
Saddam diktatörlüğü ile uzlaşması­
nı haklı çıkaramaz. Onu aklamaya
yetmez.
Ulusal, sosyal devrimlerin, özellikle gerilla savaşlarının zengin
deneyimleri, Kürdistan zemininde
yaşanan olayların ve muhtemel
gelişmelerin dayattığı ve dayatacağı ağır görevlerin üstesinden nasıl
gelinebileceğine ışık t_ut~n. örneklerle doludur. Küba devrımının fırtınalı
ünl · · e
atıs a nın
om
lamasıdır.
KYB'nin bizzat "faşist" dediği gerici Saddam diktatörlüğüyle girdiği
"otonomi" yönelimini haklı gösterirken sorunu, hangi sınıfsal, siyasal açıdan değerlendiriyor?
Riya Azadi'nin bu yaklaşımının
sırrını çözmek için, aynı yazıya göz
atmak yeterli. S~le ki:
"Bu durumda, ekıti' nin Saddam
ejimi ile görüşmelerinin geleceği
onusunda iyimser olmak pek mürnün değil. Eğer yurtsever ve ilerici
üçler birlik halinde Saddam'la
örüşme masasına otursalardı, dikatörtük rejimine geri adım attır­
mak, ciddi demokratik değişiklik­
lere onu zorlamak ve gerçek anlamda bir otonomi statüsünü ona be"' nimsetmek mümkün olabilirdi."
bç), (~a Azadi ag:r,:)
Görüuğü gibi Riya Azadi, "otonomi" yöneliminin geleceği konusunda pek iyimser olmadığını belirtmekten de geri kalmıyor. Ama
hemen arkasından Saddam'lı "gerçek anlamda bir otonomi"ye, Saddam'lı bir "demokrasi"ye soyunarak yakayı daha açık bir biçimde ele
veriyor! Işte küçük burjuva sınıfsal,
siyasal yapının kaynaklık ettiği
oportünist, reformist demokrasi anlayışı! V e KYB'ni aklamak için "kırk
dereden su getirme"nin gerçek nedeni!. ..
Durum gayet açıktır. Gerici Saddam diktatörlüğü, kaçınılmaz sonuna hergün daha bir yaklaşıyor .
Kendisini dayatan görev, Saddam'lı
"demokrasi" ya da "otonomi" arayış ve buluşları değil , sözkonusu
gerici diktatörlüğü yerle bir ederek
Irak halklannın demokratik iktidarını kurmayı hedeflemektir. V e
ancak böyle bir iktidar ülkede "ciddi
demokratik" dönüşümler yapabilir,
demokrasiyi kura bilir, Arap ve Kürt
halklarının eşit koşullarda demokratik biriiliini saıilavabilir.
Diğer taraftan yurtsever, devrimci güçlerin birliği yolunda var olan
ciddi engeller, Kürdistan devriminin doğasında bulunan zorluklar,
gerici Saddam diktatörlüğüne karşı
savaşı tatil etmeyi ya da bu kanlı
diktatörlükle. uzlaşmayı gerektirmez. Fakat, TKSP sağ kanat oportünizminin Merkez Organı haline?
gelen Riya Azadi, koşullara tapın- '
mayı şahlandırarak bunun da "gerekçe"lerini yaratmaya çalışıyor.
Ancak O bunu yaparken, kendi
reformist, uzla ş macı anlayışı konusunda da açık ip uçları vermeyi
ihmal etmiyor. Bakın aynı y a zı
ş ö yle sürdürülüyor:
~ taraftan böyle bir öneri
ldiğinde, yani çatışmanın kesilip
orunun görüşmeler yoluyla çözümü
nerildiğinde, Y ekıti'nin önünde var
· ~eçeneklere baka lım :
1. Görüşm e önerisini red edip
Sa am rejimi yıkılıncaya ka dar sa
v ~devam etmek.
"2. Gör ü şmelere tek başın a katı mayıp diğe r ilerici güçlerin ve bu
a r ada CUD'un da ka tılm as ını isternek; ya ni görü ş m el e ri , ilerici, yurtsever güçlerin bir birlik halinde
yürütmesi koşuluyl a kabul etmek.
f'""3.\Görüşm elere, bir b aşın a da
o~evam etmek. " (R. Aza di, a gy)
e.
c
mızın ulusal kurtuluş mücadelesinin "otonomi" hedefine bağlanması..
özellikle halkımızın bu parçadaki
özgürlük savaşı açısından Barzani
döneminde yaşana11 deneyimlerden
bile g_erekli derslerin çıkıırılmaması,
bunun açık kanıtıdır~e KYB'nin
"Irak'a demokrasi, rdıstan'a 'ö=
tonomr' şıarın an a ö ün vermesi,
Saddam diktatörlüğüy1e "otonomi"
ernelin e an aşma yo una gırmesı
özUffiie ır onuy e u an a ı an
Ka na anı or. ·ığer tara tan, ra
ıçın önerı en emokrasi sorununun,
bir iktidar meselesi olduğu gerçeği­
nin gözardı edilmesi ya da KYB'nin
demokrasiyi de, otonomiyi de kendi
küçük burjuva sınıfsal ve siyasal
yapısına uygu11 bir biçimde yorum-
~
' d.. üncesı e
üba "sol mu
emmuz are etine uzla maya katılma
"öilerisinı
e-ı_ç~r_en
u umuna
'kar ı i el Castro'nun ka erne a 1ı
ier a
aestra bildirısı u aımdan öğretıcı ır.
u ün u ı ırı­
-aen bazı pasaJlar a ktararak KYB'nin
" otonomi" yönelimini ve onu aklamak için kendisini zorlayan reformist, uzlaşmacı eğilimin savaş mantığını kavramaya çalışalım:
" ...Hu iki at eş arasında, kutsal bir
dava uğruna çarpış mak için g erekli
gururdan ve bu da v anın uğrunda
ölünmey e değer o lduğu inancından
baş ka hiçbir dayanağı olmay an bir
baş ına kalmış insanlar... Hiçbir
çıkar düş ünm e ksiz in, hiçbir art
niyet taşımak s ız ın , her g ün ölümle
y üzyüze, g özgöze yüce fedakarlıkl a­
ra tanıklık e tm iş ve g ene her g ün en
yakınlarının , en iy ilerin ölüm a cı s ı­
nı ta t mı ş insa nlar. Bilinmez bir
sonradaki ka ç ınılma z afette kur' banın kim olac ağı a c ı a c ı dü ş ün ü l­
' düğü a nda, uğruna böylesine inanç
ve inatla döğ üş tüğ ümü z o zafer
ün ünü gö rmek için , kendim izi feda
etmekten baş ka bir umut ve kurtulu ş yo lu o lm ad ığın ı iyice a nladığ ı­
m ız kapk ara bir günde duy ulan bir
anla ş ma ha beri. "
" .. .B izi, kendi kendimize des tek
fo'l mak tan baş k a h içbir ku v vet, hiçtası
---=-
ROJA WELAT Rupel9
rt1
kurtuluş savaşlarında işçi sınfının
inanç ve kararlılığının yanısıra
burjuva, feodal ve küçük burjuva
örgütlerinde uzlaşmacılık ağır basar. V e özellikle bu, ulusal kurtuluş
devrimlerinin zorlu dönemlerinde
ya da sınıfmücadelesinin sertleştiği
süreçlerde kendisini daha açık bir
biçimde gösterir. Ve eğer ulusal
kurtuluş devriminde işçi sınıfının
ideolojik, politik ya da bir başına da
olsa ideolojik öncülüğü yoksa veya
belli bir etkinliğe sahip değilse
savaşımın önemli zorluklarla hatta
açmazlarla karşılaşması kaçınıl­
mazdır.
om
zümü sürecinde as arı ··
re ır araya ge meleri mümkün ve
gereklı olan bu sınıf ve katmanlar
arasında ıdeoloJik mücadelenin sür~mesı de kaçınılmazdır.
· Dığer taraftan deği~ik sınıfsal,
siyasal örgütlerin ülkenın bağımsız­
lığı ve özgürlüğü yolunda verilen
· mücadelede aynı kararlılığı göstermeleri ise mümkün değildir. Ulusal
İşte Kürdistan'ın bazı parçaları
ne
te
w
4f
Bu sınıf ve katmanların kendi
sınıfsal örgütleriyle ulusal kurt~uş
mücadelesine katılması da so erece doğaldır . Temel çelişkinin ç_Q-
e.
c
bir destek amacımıza ulaştıramaz."
"Fakat ne çare ki, Sierra Bildirisinde açık seçik ortaya konulduğu
gibi bizler, umutsuz bir durumda
kalsak, hatta diktatörlük bizi yok
etmek için bugünkünden daha fazla
bir askeri gücü harekete geçirse bile
Küba ihtilalinin temel ilkelerinden
ve görüşümüzden fedakarlık etmeyi
a la kabul etmezdik."
"(Jyleyse hiç tereddütsüz belirtelim ki: Batista'nın yerine bir askeri
cunta geçtiği takdirde, 26 Temmuz
areketi kurtuluş savaşına kesinikle ve direnç/e devam edecektir.
Yarın bir uçsuz bucaksız bir uçuruma yuvarlanmaktansa, bugün caımızı dişimize takarak mücadele
tmeyi yeğ tutuyoruz. Askerlerin
yuncağı olmayacağız: Ne askeri
unta, ne de askerlerin yönetiminde
ir kukla hükümet!" (Che Guevera,
_avai Anıları, Ant
s.241. 243,
~
248'den na le )
i e Castro'nun bu tarihi sözlerine eklenecek bir şey yoktur. KYB
ve diğer Irak-Iran Kürdistan'lı yurtsever, devrimci güçleri karşısında
duran tarihsel görev, gerici Saddam
diktatörlüğü ile uzlaşma, diğer bir
deyişle gericiliğin değirmenine su
taşıma değil; Onu yıkmak, yerle bir
etmek, ve onun yerine Irak halklarının demokratik iktidarını kurmak
için savaşmaktır.
dış bağlaşıklarından uzaklaştırdı,
uzaklaştırıyor. Kürdistan'ın parçalı
w.
Yurtsever güçlerin birlifei
sorunu ve tek yönlü yaklaşım
Kürdistanlı yurtsever, demokrat,
devrimci güçlerin dayanışma ve
birliği herzamankinden daha yakıcı
bir biçimde kendisini dayatmıştır.
Ayrıca her parçadaki mücadele
açısından yurtsever ve demokratik
güçlerin, ezen ulus devrimci güçleriyle en sıkı dayanışmasının gerekliliği de tartışma götürmez. Ancak,
gerek her parçanın özeli ve gerekse
Kürdistan'ın geneli açısından ulusal demokratik güçlerin dayanışma
ve birliği önemli engellerle karşı
karşıyadır. V e çıkarcı, faydacı , reformist kamplaşmalar, bu yolda
mesafe alınmasını daha da zorlaş­
e özellikle Irak Kürdistan'ında
sürdürülen ulusal kurtuluş savaşı
bu bakımdan ilginçtir. lr.ak Kürdistan ' ında uzun ıllar süren ··z ürlük
İnüca e esinde. Kürdistan isci sını­
nnın iı ı
a a ı eo ojik öncülük
an amın a ı e o unur ır et ! llı o ma . u ulusal hareketin önem ı
ir zaa y ı. Bö le olunca ulusal kurlu
are etı
ar sizm en e
esin enen kü ük burjuva, burjuva ve
eodal güç er amgasını vur u. ra
'Kürdıstan 'ı halkımızın kurtuluş mücadelesinde bu sınıf ve katmanlar
yapıları gereği kararsız ve sürekli
dayanak arayışı içinde olmuşlardır.
Bu onları , özgüce güvenme yerine, düş­
man güçler arası çelişkilerden yararlanma ve giderek birine dayanarak
diğerine karşı savaşma noktasına kadar götürdü. Ve ulusal hareketi, iç ve
tırıyor.
ww
.-. Kürdistan zemininde yurtsever ve
devrimci güçlerin dayanışma ve
birlik sorunu~le alırken, öncelikle
birliğin önüne çıkan, çıkarılan engellerin kaynağına inmek gerekir.
Çünkü bu engeller, kimilerinin iddia
ettiği gibi salt "örgütsel rekabet"ten,
"örgütler arası çatışma"lardan kaynaklanmıyor. Varolan engellerin
9rtaya çıkması ve kronikleşmesin­
l<ie örgütler arası n~ kaoeı ve çatış­
maların etkİsı olsa bıle, belırleyıci
efken sınıfsal , sıyasal yapı ve bunun
yansı ıası o an ıdeolojık, politik,
örftütsel yapılanmalardır ._ AncaK _nu •
bi ımsel gerçeğin alfını. _ç izmek, bir
başına yeterli değildir. Onemli olan
ideolojik, politik ve örgütsel yapı­
lanmalardan kaynağını alan sorunların, yurtsever güçlerin birliği önünde ciddi engellere dönüşmesinin
nedenlerini yakalamaktır .
--s ömürge-bağımlı ülkeler de sınıflı
toplumlardır. Sömürgeci boyunduruğun parçalanmasında değişk sı­
nıf ve katmanların çıkarı vardır.
ve düşman güçlerle çevrili olması
ise, bu anlayışı pekiştirdi, büyük
ölçüde belirgin bir politika haline
getirdi. Bu politika, ulusal hareketin
zorlu dönemeçlerden geçtiği bazı
dönemlerde kimilerini ihanete kadar götürdü. Emperyalizm, gerici ve
düşman güçler bundan yararlandı­
lar, ulusal kurtuluşçu güçleri birbirin~ kar~ı ~ullanarak "açmazları"
derınleştırdıler. İşte yurtsever güçlerin birliği önünde oluşan engeller
de, asıl kaynağını bu politikanın
yarattığı sonuçlardan aldı. Yurtsever örgütler arasında görülen
yatışrı:::ıların b ' derek derinleşmesi,
ıdeolojık mücadeleye tahamülsüzlük, zor kullanımı ve politik dar
görüşlülük ise, örgütler l'.:.rası sorunları kamçıladı. V e yurtsever güçlerin birliği önünde oluşan engelleri
kıroniklestirdi .
- Evet, ulusal kurtuluşçu örgütlerin
birliği önünde oluşan engeller basite
alınacak türden değildir. Ama bu
yolda mesafe almanın - küçümsenmemesi gereken engellere rağ-
a ım ı ı ıli kileri i ine rme mese esının ırı ırın en kalın çizgilerle avırdedılmesını gerektırır... Ayrıca bü, düşman güçler arasındaki
çelişkilerden yararlanma temeline
dayandırılan politikaların halkımı­
za yaşattıkları acı deneyimlerden
ders çıkarmanın da bir gereğidir.
Üçüncüsü, her parçada, bölge düzeyınde ve uluslararası planda devrımcı, demokratik ve anti-em~erya­
list güçleri temel alan bır balf aşık­
lar polıtİkası ızlemeyi fıerektirir.
Yürtsever gÜçlerın irhği önündeki engellerin bir bir temizlenmesi
ve en geniş birliğin sağlanması
yolunda verilen mücadele bizce, bu
temel perspektife oturtulmalı. V e
değişik stratejik ve taktik yönelimlere kararlıca karşı çıkılmalıdır.
Karşı çıkışlar, ideolojik mücadele ve
politik dostluk temelinde- Kürdistan zemininde - yaratılan sorunların gerçekten aşılmasına hizmet
etmelidir. Bu devrimci ilkeye karşı,
büyük oranda tahammülsüzlük olsa
bile... Aksi davranış ve tavırlar
yurtsever güçlerin birliği yolunda
sürdürülen çabaları olumsuz yönde
etkilevecektir.
Riya Azadi'nin tutumu bu bakımdan da ilginçtir. Q özellikle
_K YB'nin "otonomi"ye soyunmasın­
dan bu yana, okun sıvrı ucunu COD
güçlerıne çevtrmıştır. Hatta Rıya
zadi, bu ışı da l'la da ileriye götürerek KY H'nin, bir başına "otonomi"
önelimi içine girmesinden de CUD
güçlerinin sorumlu olduğunu belirti or. Ve şöyle diyor:
" ... Bugün Irak Kürdistanı ve geel olarak Irak yurtsever ve demokratik güçleri bu kadar dağınıksa, bir
birleriyle kan davasına varan çaışmalar içine girmişlerse, ortak bir
cepheleri yoksa ve Yekıti tek başına
otonomi görüşmelerine girmişse
bunda kendilerinin payı yok mu?"
bç, R. Azadi, a~yf
Şunu hemen e irtelim ki, IrakIrak Kürdistanı yurtsever ve demokratik güçlerinin dağınıklığında,
bu güçler arasındaki çatışmalarda, .
KYB 'nin yanısıra, C U lJ içinde yer
a an azı or u erın ve u ara a
ra
nın
e payı uyu ur.
FiiKat bu, KYB ' nın " marıfetlerını 'r
akramak ıçın gerekçe yapılamaz. Ve 1
de bundan dolayı yalnızca CUD
güçleri suçlanama z.
KYB'nin "tek başına otonomi
g~rüşmelerine girme"sin den dolayı
bır bütün olarak CUD güçlerini
sorumlu tutmaya yeltenrnek ise,
saçmalıktır. Çünkü KYB, bu işe
soyunmad an kararını vermiştir. Ve
CUD güçleri bir başına, KYB'nin bu
kararını olumlu ya da olumsuz yönde
etkilemek durumund a değiller. Yok
eğer CUD güçlerine, neden KYB ile
birlikte "otonomi görüşmelerine"
oturmuyor , daha iyi bir "demok·
rasi" ve "gerçek anlamda bir otonomi" almıyorsunuz diye sitem
ediliyorsa (ki, çıkan sonuçta odur), o
zaman Riya Azadi'ye girdiğİn bataklıkta debelenme kte özgürsün demekten başka birşey kalmıyor.
Riya Azadi kendi aklınca KYB'ni
akladıktan sonra, sözü yine yurtsever güçlerin birliğine getiriyor ve
şöyle diyor:
"Biz ba~ından beri bunu, yani
ak Kürdıstanı yurtsever güçleri
asında en geniş birliği savunduk.
., ynı şeyi Irak'taki tüm demokra; k güçler için de savunduk. Başa·
· nın şartı budur." (R. Azadi, Agy)
TKSP'nin geçmişte Irak Kürdistanı yurtsever güçlerinin birliğini
savunduğu ve pratikte de buna
uygun davrandığı bir gerçektir. Ve
Hakkari Olayaları karşısında takı­
nılan tutum buna somut bir örnek
olarak gösterilebi lir. (Bak. Roja
Welat, s.8, 9, 1978)
Ancak, TKSP sağ kanat oportünizminin yurtsever ve demokrati k
güçlerin en geniş birliğini hedefleyen bu birlik politikasından çoktan
çark ettiği yalın bir gerçektir. Yurtsever güçlerin en geniş birliği adına
(IKDP, KYB.
vapılan . "Dörtlü"
1'K:::i.P, :::iKlDP), "Beşli" (TKSP,
PPKK, KUK, AR, TEKOŞİN)
manevral an ve umutsuzlu k İçınde
girdiği TKP'li, TİP'li bağlaşıklar­
dan sonra nihayet oportünizm
yakayı ele verdi. Ve KYH'nin :::iaddam diktatörlüğüyle giriştiği "otonomi" yönelimin i meşru gösterme
kılıcını kuşamakla, kendi maskesini
bizzat tavır ve davranışlanyla indirdi. Bu nedenle sağ kanat oportü·
nizminin, TKSP'nin geçmişte eksiklikler iyle birlikte - izlediği
birlik politikasının mirasını basamak yaparak uzlaşmacılığı, refor·
mizmi meşrulaştırma çabalan bo-
ne
te
w
S
zemininde yaşanan süreç, tek tek
yurtsever, devrimci örgütlere, guruplara hatta kişilere "ne yapmalı"
sorusunu açık bir biçimde yanıtla­
mayı dayatıyor. Kuşkusuz bu soruya yalnız doğru yanıtlar bulmak da
yeterli değildir. Doğru tesbitierin
oluşturacağı perspektif ler temelinde
sorunun pratik çözümü yolunda
kararlı bir çaba içinde olmak gerekir.,
Kürdi n zemininde "ne a m~
u yanıtlama a alımken
lı" sor s
~ ôriCefikle KYB'nın o onomi" mese:
lesinden i e ba lamak erekiyor. ·
' ünkü bu, ür ıstan a ının mu- '
ca e e arihine şu ya da bu biçimde
geçecek önemli bir olaydır.
Bu değerlendirmemizde değişik
yönleriyle irdelediğimiz "otonomi"
yönelimin in savunulac ak bir tarafı
olmadığı açıktır. Tersine "otonomi"
yolunda atılan adımlar- bilerek ya
da bilmeyerek de olsa - Kürdistan' da dinrnek bilmeyece k bir kardeş kavgasının nüvelerini bünyesinde taşıyor. Yine bu yolda atılan
adımlar, Kürdistan ulusal kurtuluş
savaşının prestijini sarsıcı, onu dost
güçlerden yalıtlayıcı ve halkımızın
kendisine güvenini sarsıcı niteliktedir, bir yönüyle.. Bu nedenle
KYB'nin "otonomi" yönelimi malı.
kum edilmeli. ~ucak bu yıımbrlwn
KYH'nin dü manın kuca ma do
a a ıtı mesı e ı yurtsever
1
a erını a ması e e enmear
sa
1
e ür ıs an ı yur sever,
ı ı .
mokratik kesimler, bölge ilerici,
devrimci güçleri, iş işten geçmeden
bu yönde caydırıcı olmak için çaba
om
10 ROJA WELAT
e.
c
Riıpel
harcamalıdır.
Diğer taraftan Kürdistanlı
w.
yurtever, devrimci örgütlerin tek tek
parçalarda ve ulusal düzeyde en
geniş birliklerin in sağlanması yolunda çok şeyler yazıldı, çizildi.
Hatta yer yer bazı blokların oluştu­
rulması için yoğun çaba harcayanlar da oldu. Fakat şimdiye dek, bu
yolda arpa boyu mesafe alınamadı.
Bizce bunun nedenleri açıktır: ID Değişik düzeylerde hedeflenen 1Jrrliklerin önündeki engellerin gerçekçi
bir şekilde kavranamaması~ da
kavranma k istenmeme sidirjlJReformist, faydacı ve dar gurupçu
aklaşımlarla en geniş birlikler
adına, en geniş birliklerin önünün
ıkanmak istenmesid ir.
Gerek ülkemizin parçaları ve
gerekse bir bütün olarak ulusal
güçler açısından en geniş birliklerin
sağlanması, - yazımızın bir önceki
bölümünd e belirttiğimiz gibi- herşeyden önce birliklerin önündeki
engellerin ve bu yolda sürdürülen
çabaları olumsuz yönde etkileyen
etmenlerin kaynağını da hedefleyecek ilkeli, esnek ve kararlı bir
mücadeley i içeren somut adımların
atılmasını gerektirir. Biz ce, bu yolda
atılması gereken ilk adım, ulusal
düzeyde ve her parçanın özelinde
yurtsever, demokrati k güçlerin dayanışma ve birlik platformlarının
yaratılması olmalıdır. Ve bu platformların çerçevesi kitlelere açık
tartışmalar sonucunda tesbit edilmelidir.
Bi;ce ~u ~keler de~i~ik düzeylfır­
cerceves'Il i
deKL iat Ôr tarı d ge
ww
şunadır.
"Otonom i" yönelimi
mahkum edilmeli, birlik yolunda
somut adımlar atılmalıdır
Daha şimdiden Ortadoğu'nun önemli bir gerilim odağını oluşturan
ülkemiz Kürdistan 'da, yurtsever,
demokrati k güçlerin dağınıklığı Ö·
nemli bir olumsuzlu ktur. Çıkarcı,
reformİst bloklaşma çabaları ve
bunun karşıtını doğurması ihtimalleri bu olumsuzluğu daha da arttıra­
caktır . Bu durum artı "otonomi"
yönelimi, yurtsever Kürdistan halkının ve savaşçılarının moralini
bozuyor. Onları güçsüzleştiriyor .
Kısacası "arap saçına dönüşen"
yurtsever ve demokrati k güçlerin
konumları, ilişkileri ve Kürdistan
e
ır.
ur en e
ı ece
er, a ı geçen örgütlerin
bağımsız politikalarını önemli ölçüde gölgeleme ktedir. Bu nedenle anı­
lan örgütlerin düşmana karşı verdiği mücadeley i destekleye rek, politik
dostluk ve ideolojik mücadele temelinde onları bu politikala nndan
caydırmayı hedeflerne k KYB'nin
"otonomi" yönelimin i mahkum ederek onu da bu platforma çekme
doğrultusunda mücadele etmek.
- Tek tek parçalarda , bölge ve
luslararası planda anti-emper yalist demokrati k güçleri Kürdistan
ulusal kurtuluş mücadeles inin gerçek dostları olarak görmek.
- Kürdistan zemininde marksisteninist propagand a ve ajitasyon
erbestisini benimseme k.
- Ülkemiz Kürdistan da sınıflı
ir toplumdur . Ulusal ve toplumsal
kurtuluş sürecinde sınıf savaşımı
kaçınılmaz olarak varlığını sürdürecektir. Bu bilimsel gerçekten hareketle yurtsever ve demokrati k
örgütler arasında politik dostluk
temelinde ideolojik mücade~~nin zorunluluğunu kavramak . Orgütler
ideolojik mücadeled e zor
arası
kullanımına karşı olmak.
- Siyasal örgütlerin iç işlerine
arışmamak Her parçadaki mücadeleye dayanışma temelinde destek
o mayı benimsem ek.
- Yurtsever güçlerin en geniş
irliklerinin önünü tıkayan faydacı,
dar gurupçu eğilimiere karşı olmak.
' - Platformu örgütlerin iç sorunları, sınıfsal ve siyasal ayrışmalar
konusund a bir baskı aracına dönüş­
.. rmeye yeltenmem ek.
) - Kürdistan zemininde yürütülecek savaşta kararlı ve samimi olan
ezen ulus devrimci örgütlerine bu
platformu açık tutmak.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu
ilkesel çerçeve, sadece yurtsever ve
demokrati k güçlerin siyasal bir
platformu nu hedefliyor. Bu, bir ulusal organizasy on, her parça açısın­
dan bir cephe ya da eylem birliği
programı değildir. Ve tartışılabilir,
geliştirilebilir. Ayrıca şunun da
bilincindey iz: TKSP - Roja Welat
olarak bizler bunu, tek başımıza
hayata geçirmek durumund a deği­
liz. Yalnız bu bizi, bu doğrultuda
mücadeled en alıkoymayacaktır .
iza e
büllış
ı
e
ROJ A WELAT Ril.pel l l
Gerçe~imizi tartışmak .devrimci
lunmaktadır.
Dünyanın
en eski halklanndan olan Kürt halkı, halen
kendi ülkesinde kapitalist,
emperyalist ülkeler tarafın­
dan tutsak olarak bulunmaktadır. Emperyalist ve gerici
güçler ülkemizi suni sınırlarla
bölmelerine, ulusumuzun ulusal
varlıf{ını yok etmek için her
parçada ayn ayn yöntemler
kullanmalanna rajtmen bunu
bir türlü başaramamışlar ve
basaramıvacaklardır. Çünkü
halkımız da, dif{er halklar gibi
bulunmaktadır.
Budan hareketle parti içinde
görülen eksiklikleri, hatalan
dile getirmek devrimci bir
görev olmalıdır. Partimizin
kitleler arasında saygınlık
kendi ulusal varlı_ıtının bilincine erişmiş, emperyalist ve
sömürgeci güçlere karşı direnmiştir. Ancak bu direnmeler Kürdistan'ın her parçasın­
da zaman zaman dünya kamuoyuna kendi sesini duyurur
olmasına raltın en, yine de sömürgeci güçTerin dif{er emperyalist ülkelerden aldıklan yardımlarla bu direnme ve mücadeleleri kanla bastırılmıştır.
S. Hoce ·
fakat öncülük ettiğini
savunanlar, o öncü güç görevini bilimsel anlamda yerine
getirmedikleri gibi, getirmek
için de çabalan bazen iyi
niyeti geçememiştir.
Mücadele süreci içinde teorik belirlemelerin pratiıte uygulanmasının da belli koşul­
lan vardır. Bu koşullardan
biri ve en önemlisi de öncü
gücü oluşturan kadroların
saıtlıklı oluşu, kadrolıw.n yetenekJerinin iyi bilinmesi,
kadroların cesaret ve disipline
uyuşlan ile mümkündür. Bir
de kadrolan kendi kabiliyet
ve becerilerine göre mücadele
alanianna sürmek gerekir.
Teori: Bir işe niyettir. Yani
saf{lıklı teori o işi saf{lıklı
çözer demek deıtildir. Pratik
ise: Teorinin ışıltı altında o
işe, eyleme başlamak ve sonuca götürmektir. Yani salt
saf{lıklı bazı bilimsel belirleıneler mücadelenin hedefe ulaşmasını getirmez.
DEVAM vr,..,,..,..,.r
yapmış,
Kürdistan'ın tüm parçalannda . verilen mücadelenin
kapitalist ve emperyalist ülkeler tarafından sürekli hastırılınasını salt onlann deneyimli ve güçlü olmalarına ba~tlamamak gerekir. Bu sadece madalyonun
bir yüzüdür. Bu yenilgilerde
bir de, ulusal kurtuluş mücadelesini omuzlarına yüklemiş
olduklannı belirten hareket,
gurup, veya partilerin payı­
nın ne kadarolduf{unun tesbit
edilmesi gerekir. Ancak şim­
diye kadar Kürt halkı her
parçada da kendine düşeni
we
.c
sa~tlamış
fedakar, cesur, yi({it, mücadeleci sosyalist
militaniann yılınadan mücadeleleri
ile
olmuştur.
Canlan, malları, hayatlan
pahasına verilen bu mücadeleyi ülkemizde tatile kimsenin
hakkı yoktur. Yif{it, fedakar
TKSP militanlannın buna
dur diyeceklerine inancımız
sonsuzdur. Partimiz içindeki
olumsuzluklara kararlıca karşı çıkan Roja Welat'ın yayma
başlaması ile bu konuda çok
önemli bit adım atılmış bu-
om
kazanması
12 Eylül faşist cuntası ile
birlikte kızışan kavgada Türkiye ve Türkiye Kürdistanı
devrimci hareketleri büyük
yaralar almış ve büyük bir
yenilgiye u&Tamışlardır. Bu
yenilgi salt bu dönemin sonucu de({il, geçmişte Türkiye ve
Türkiye Kürdistanlı devrimci
güçlerin bünyelerinde taşıdı­
ltı bir takım olumsuzlukların
da sonucudur. Bu anlamda
Partimizin de bünyesinde taşıyarak getirdi({i bu olumsuzluklar, 12 Eylül faşizmi ile
birlikte daha bir güİı ışıltına
çıkmıştır. Şimdiye kadar bu
olumsuzluklan ortadan kaldırmak için verilen mücadele
kitle arasında dedikodudan
öteye geçmemekte idi. Şimdi
yayın hayatına başlayan Roja Welat bizlere bu gerçekleri
kitlelere ulaştırma olanaltı
bir görevdir
Bölünmenin temel nedeni sağ oportünist hizip hareketidir
c
en canlı
şahitleriyiz. Ve şahit
olduğumuz olayları açıklaya­
rak insanlarımızın oportünistleri tanımalanna, oportünist
komploların açığa çıkarılma­
sına yardımcı olmaya çalışa­
ca~tız.
Ancak aynı dönemdekendi
X. Bırindar
bölgesinde toplantı
üyelerine küfreden, suçlamayapan B. arkadaş, toplantıda
larda bulunan B. ise, görevine
"Saleh, Rojan ve Arzo alçak
devam etti.
ve namussuzdur. Hareketi bölİşte somut bir hizip olayı.
rnek istiyorlar, sola götürmek
Tüm bu bilgiler MK'da olmaistiyorlar" diye bir açıklamasına ra~tmen ihraç kararlanda bulunuyor. Bunun üzerine
nın verildilti "ünlü toplantı"toplantıda bulunan 4 kişiden
da sözkonusu edilmemiş, hat2 yoldaş şiddetle tepki gösteta gizlenmiş ve üstü örtülmek
riyor. Olay kavgaya varmak
istenmiştir. Tabii ki, bizler de
üzereyken 3 yoldaş aracı olubunu aradan yıllar geçtikten
yor ve da~tılıyorlar.
sonra duyuyoruz.
Bu yoldaşlardan biri göYine aynı dönemlerde K.
revli olarak çalıştı~tım bölgeDoktor denen insan cezaevinye geldi. Sorumlu bir yoldaşla
den çıkar çıkmaz Kürdistan'görüşmek istediltini bildirdi.
da ve metropolde bütün bölOyle bir insan tanımadıltımı,
geleri gezerek Nekes'in "Saleh
ancak tanıdık arkadaşlar ile'
Roj an ve Arzo'ya dikkat edilbulabilirsem olur, deyip tekrar
melidir. Bunlar hareketi sola
buluşmak üzere ayrıldık. Sogötürmek ıstıyorlar, onlardan
rumlu yoldaşı aradım, durugelecek talimatıara karşı dumu bildirdim. Gelen yoldaştan
yarlı olunmalıdır." Bu belirlegerekli bilgiyi alabileceıtimi
melerini içeren sözlü mesajını
söyledi. Böylece yolda~ bana,
yaydı. Hatta hiç ilgisi olınakenij,i bölgesinde gelışen oyan yerlerde dahi bu tür
layları anlatarak, arkadaşlakonuşmalar yaptı. Aynı kişi,
ra iletınemi söyledi. Sorumlu
daha sonra partiyi tehdit
arkadaşa bilgileri aktardım.
ederek dışanya çıkmak istedi.
Ve kendisi de ifadeleri alarak
Harekete küfürler savurmayı
dışanya bilgi verdi. Bir müdda ihmal etmeyen bu "maşa"
det sonra B. ile bir bölgede
_şimdi İngiltere'dedir. Yaptıltı
karşılaştım. Olaydan bilgimin 1 "yararlı çalışmalar nedeniyle
olduğunu bildiıti için, konuy· herhalde tahsil görecektir.
la ilgili konuşma gereıti duy- 1
Olay ve örnekler hareketin
du. Ve bana, bölgesindeki . artık oportünist dejenerasyon
toplantıda bazı MK üyeleriyle i
içinde bir aileler tekeline döilgili sözkonusu görüşleri açıy-·
nüştürülmek istendiğinin açık
ladı~tını, ancak bu konud
kanıtlandır. Ve oportünist ilOrtadoğu' dan oyuna getiri kesizli~tin, hizipçiliğe dayadiğini söyledi.
narak tırmanmaya çalıştığıSonuç olarak gelen ceza! r
nın açık göstergeleridir. Parti
bizi durumdan haberdarede
militanlannın nasıl harcaninsanlara verildi. Toplantımak istendiltinin örnekleridir.
da hizip çalışmalanna tepki
Ancak, bizim harcanacak,
gösteren 1 yoldaşa, kanal dışı
heba edilecek tek insanımız,
haber taşındığından ilişkileri
ödün verecek ilkemiz yoktur.
donduruldu. Dilter yoldaş deBunlara el uzatanlara karşı
ğişik bir bahaneyle bölgeden
partinin leninist birliği için
uzaklaştırıldı. Hareketin MK
ileri!
çalışma
ne
te
Yayınlarınız elim e geçti. Yurt
dışına çıktıltı m bir kaç aydan
beri kendi çalışma alanlarım­
da olup bitenleri açıklayarak
oportünistlerin maskesini indirmede yardımcı olmak, partili yoldaşlara ve parti militanlarına, oportünislerin gerçek yüzlerİnı görmelerine katkıda bulunmak istiyorum.
Bugün TKSP'nin gerçek sahipleri olarak gördüğümüz
Devrimci Muhalefet artık Roja
Welat gibi bir silaha sahiptir.
Parti bütünlültünü sa~tlamak
ve parti bayrağını gerçek
sahiplerinin ellerinde yüceltmek hepimizin görevidir. Yi~tit, fedakar yoldaşlarımızın
ve sempatizanların çabalarıyla oluşan parti imkanlarını
yurt içinde ve yurt dışında
kendi dar gurupçu ve fırsatçı
emelleri için kullananlan yakından tanıyanlar bugün tavır almış durudadır. Gün
geçtikçe halkımızın kurtuluş
mücadelesinden uzaklaşanla­
rın politikları netleşmekte ve
yürekli insanlarımız saflarını
belirlemektedir. Kuşkusuz zaman önemli bir faktördür ve o,
oportünızme pırım vermeyen,
en zor koşullarda ona karşı
mücadele bayrağını yükseltenlerden yana olacaktır.
Hizip çalışması var deyip
yaygara koparanlar, partimizin en fedakar insanlarını en
zor koşullarda yüz üstü bıra­
kıp siyasi yaşamiarına son
vermek isteyen oportünist düşüncenin sahipleridir. Ve bu
düşünce, bunun maddi temellerini hazırlamak için 12 Eylül'den hemen sonra kolları
sıvamış ve gerçek bir hizip
çalışmasını başlatmıştır. O
dönem ve daha sonraları yurt
içinde bulunan bizler, bunun
Evet, yurt içinde hizip çaBunu, yurt icindeki çömezleri yapıyor, yurt
dışında
oportünist · abileri
"hizip çalışması var" deyip
hareketi bölme noktasına getiriyorlardı. Ve halkımızın
yiıtit evlatlarını, partimizin
önder insanlarını, militan
kadrolarını tasfiye etmeye
çalışıyorlardı. Bu hizip çalış­
malanndan ibret verici bir
örnek şöyleydi:
Henüz meşhur "İran Olayları" olmuş, kulaktan kulalta
bazı bilgiler dolaşıyor ancak
net bilgiyi partiden bekliyorduk. O sıralar E. bölgesinde
sorumlu olan B., "bu öncülük
deltişmelidir, bunlarla çalışıl­
maz " deyip rahatsızlıltını
belirtmişti. Sorumlu arkadaş­
la tartışmışlardı. Kafasında­
ki çelişki giderilmeyince, dı­
şan çıkıp yetkililerle görüş­
mesine karar verilmişti. Nihayet sonuç öyle oldu. Genel
Sekreter "Iran Olaylan"nı
izlemek üzere geziye çıktıltın­
da, ülke içinden bazı sorumlu
insanları da çağırmışlardı.
Gidenler arasında B. de vardı.
Gidip, görüşüp yeni bilgilerle
geri döndüler. Sorumlu yoldaş, "İran'daki olaylar hakkında bilgi vererek olayın
çözümlendiğini, hareketimiz
içinde herhangi bir sorunun
olmadığını, herkesin görevine
devam etmesi gerektiğini bildirdi". Daha sonra gelen konuyla ilgili - parti genelgesi arkadaşı doğruluyordu.
ww
w.
lışması vardı.
Rupel 12 ROJA WELAT
edemez. örne~n devrimci görevini yerine getirmek için
kışta, karda taa Urmiye'den
(Rızaiye) Kürdistan'a gidip
gelen ve ayakları donan yi~it
Baran şimdi nerdedir? Roja
Gel gazetesinin çıkan her
sayısını kuzey Kürdistan' a
götürüp da~ıtan emekçi Kamil nerdedir? Gece gündüz
silahı belinde, silahıyla yatan
Şerife neler yaptınız? Ve de
yatajp Avrupa'ya atmak için
cadı kazanı kaynatanlar nerdedir? Sadece bu sorunların
yanıtlanması bile İran gerçe-
rında çarpışmalara katıldık·
ları, yi~tlik örnekleri gösterdikleri do~rudur. Ama bunun
yanısıra ezici bir ço~unlu~n
bitlerden, yaşam şartlarından
ve yeteneklerinin köreleceğin­
den feryat etti~ ve envay
türlü numaralara girdi~ de
~ne ışık tutacaktır.
Örgütlerden ayrılma ve
"ba~ımsızlaşma" sorunu
Sosyalistler bır sorunu, olayı,
olguyu ele alırlarken daima
materyalist düşünce ve diyalektik yönteme göre de~erlen­
dirme yaparlar. Tek yanlı
de~erlendirmeler madalyonun
bir yüzünü görüp diğ"erini
görmemektir.
Ayrılma ve "bajpmsızlaş­
ma" olayını ele alırken sorunu, tüm yönleriyle, sebep ve
sonuç ilişkileriyle birlikte de~erlendirmek gerekir. Sorun,
bilimsel bir tahlil çerçevesinde ele alınmadan salt bazı
suçlamalarla işi geçiştirrnek
kanımca do~ru bir tavır de-
ne
te
sıloganlaştırarak
laştı~ını"
hedef şaşırtmaya çabalıyor.
Oysa k~ parti içindeki ayrı~­
ma, saflaşmayı, gelişmelerı,
yol ayrımını ve olup biten
gerçekleri olmamış gibi gös-
siyasal çalışmalar izah edildikten sonra şöyle deniyor:
"Açıktır ki yaptı~ımız bu
çalışmalar siyasal dı. Bazıları
bu çalışmaları küçük görüyorlar, onlar sadece silahlı
çalışmaya önem veriyorlar ve
onu devrimcilik sanıyorlar.
Bunların görüşü yanlıştır, sa_
kattır."
"Onlar" deyimiyle kimin
kastedildi~ açık. Bilinçli bir
çarpıtma yapılıyor. Devrimci
güçlerin silahlı mücadeleyi,
siyasal mücadeleden ayırarak
fetişleştirdikleri imajı verilmek isteniyor. Ama hemen
ardından sa~ oportünist mantıkla çelişen şu sözlere yer
veriliyor: "Biz hiç bir zaman
silahlı mücadeleyi küçük görmedik ve görmeyiz de." diyerek İran'daki bazı yoldaşların
yi~itli~iyle övünüyor. İran'da
bazı yoldaşların, IKDP safla-
iiyrı bir gerçektir. Bu neaenle
Iran'da yi~tlik gösteren yoldaşların bu tavırlarının şerefi
sa~ oportünizme ait de~ldir.
Di~er taraftan politiK mücadele ile on un bir biçimi olan
silahlı mücadele arasındaki
diyalektik ba~ıntıyı K. Saleh
yoldaş kitabında hem de parti
tarihinde ilk defa ele alıp
incelemiştir. Kaldı ki, mücadelenin bu yönünü ele alıp
inceleyen devrimci güçler,
mücadelenin di~er yönlerini
hiçbir zaman gözardı etmemişlerdir. Kaldı ki sorun,
sadece silahlı mücadeleye
karşı olup olmama sorunu
da de~ildir. Sorun askeri politikanın ne oldu~u ve pratikte
hangi adımiann atıldı~ı sorunudur. Pratikte atılan bir
adım, k~ıt üzerinde dizilen
güzel sözlerden bin kat iyidir.
Evet soruyorum (ve daha
önce de aynı soru sorulmuştu),
Parti'nin 9 yıllık tarihi boyunca bu doğrultuda ne yapıldı'!
Bu konuda somut bir adımın
için
bilindi~i
atılmadı~ı
İran'la böbürleniliyor. Ve
şöyle deniyor:
"12 Eylül'den sonra İran'a
geçmiş olan arkadaşlarımız
ww
w.
termeye çabalamak; sorunu
salt birkaç kişinin parti saflarını terk edişiyle izaha çalış­
mak en başta B ur kay' a ve
savundu~u sa~ oportünist
anlayışa yarar getirmeyecektir.
Öncelikle şunu belirtmek
gerekir ki, partinin bir kısım
do~ru ve başarılı çalışmaları­
nı övgü aracı yaparak örgüt
içinde boy veren oportünizmi
aklamak, partilileri buna inandırmak mümkün de~ldir.
Bu, bazı "partililer" açısından
mümkün olsa bile, gerçek
parti militanlarının büyük
ço~nlu~ gerçekleri kavrama
durumundadır. Hayatın kendisi bunu gösterecektir.
Askeri örgütlenme
sorunu
KemafBurkay, konuşmasının
bir bölümünde askeri örgütlenme ve silahlı savaş konusunda da inciler döküyor.
Aslında onun bu soruna de~inmesi hiç de nedensiz de~il­
dir. Partideki devrimci güçlerin bu sorunu tartışma konusu
yaptıkları, bu sorun üzerine
görüş belirttikleri ve K. Saleh
yoldaşın kitabında askeri polikanın geni~ bir şekilde incelendi~ni bıliyor. Ve esas
olarak parti içindeki militan
insanların gözlerini boyamak
için bu soruna de~iniyor.
Ama o, salt bununla da
kalmıyor, reformİst mücadele
anlayışını gizlemek için leninist örgütlenme ve mücadelenin yılmaz savunucularını
suçluyor.
Konuşmada partinin yaptı~ı kültürel, demokratik ve
nünü açı~a kavuşturmak ve
bu temelden hareketle "bajpmsızlaşma"nın örgütsüzlü~ü geli~tiren bir e~lim haline
gelmesınİn genelde devrimcidemokratik hareketin önünde
ciddi bir olumsuzluk oldu~u­
nu belirtmek ve bunu mahkum
etmektir.
Yol ayrımı ve devrimci
gerçeklik
Devrimci mücadele tarihi, belli bir süre yan yana yürüyen
küçük burjuva ve proleter
güçlerin mücadelenin belli
bir evresinde bir yol aynınma
gelerek ayrıştıjpnın örnekleriyle doludur. Ve bugün yaşa­
nan sürecin bir ögesi de
budur.
TKSP'de de bu durum yaşanıyor. Gelinen yolayrımın­
da Devrimci Muhalefet'in
TKSP-Roja Welat olarak ortaya çıkması, sa~ kanat opartünizmini oldukça rahatsız
ediyor. Bu rahatsızlıjpnı gizleyemeyen Kemal Burkay anılan konuşmasında şöyle diyordu:
"12 J<.;ylül'den sonra düş­
man devrimci, demokratik
hareketlere saldırdı, yurtsever
hareketleri vurdu. Bizim arkamızda da az çok kişiler
pasif oldular, sabırsızlandı­
lar ve partiden uzak düştüler.
Bunlardan bazıları partiye
karşı kalleşlik yapıyorlar, biz
yönümüzü düşmana vermişiz
düşmanla savaşıyoruz, bu
k aile~ kişiler de yönlerini bize
vermışler, bize karşı savaşı­
yorlar. Düşman da bu işe
seviniyor."
Bir kere Kemal Burkay'ın
devrimcileri "bebext" (kalleş)
olarak suçlaması, onun hüsnü kuruntusudur. Bu histeri
çı~lıklarıyla parti militanla-
we
.c
Murat SiPAN
Roja Welat'ın bir okuyucusu
olarak, Kemal Burkay'ın
TKSP'nin 9. kuruluş yıldönü·
mü nedeniyle Riya Azadi'nin
18-19. sayısında yayınlanan
konuşması üzerinde kısaca
durmak istiyorum.
K. Burkay sözkonusu konuşmasında gerçekleri bile
bile tersyüz etmiş ve sadece
partinin 9 yıllık mücadele
sürecinde yaptıjp bir kısım
olumlu, do~ru şeylerle böbürlenmiş; yanlış ve hatalan
örtbas etmek, böylece sa~
oportünist anlayışı aklamak
için kendisini zorlamıştır.
Bu yazıda, parti ger_çe~
üzerinde durmayacajpm. vünkü bu konuda çok şeyler
söylendi, yazıldı. Burada onları uzun uzadıya tekrarlamaya gerek vok. Sözkonusu
yazıları K. Burkay'ın kendisi
okumu~tur. Ama hesabına
gelmedı~ için gerçekleri gözardı ediyor ve "bazı kişilerin
pasit1eşerek partiden uzak-
om
Oportünist çarpıtmalar
ve yapısal gerçeklik
peşmergelerle beraber-savaş­
ta yeraldılar ve yi~tlik gösterdiler. İran Kürdistan'nı
halkımız ve tüm yurtsever
örgütler bunu iyi bilirler."
Iran'daki durumla ilgili
fazla böbürlenmeye gerek yok.
Başkalarını tanık göstererek
inandırıcı olmaya da. Dost
yurtsever örgütler de, bizler
de ordaki durumu çok iyi
biliyoruz. Tümüyle değ"il, bazı
yoldaşların yi~tlik gösterdiklerini zaten hiç kimse inkar
ğ"ildir.
Bugüne dek yapılan de~er­
lendirmeler genellikle böyle
oldu. Bu da "bu kişilerin
pilleri bitti, kaçtı, yoruldu,
pasifleşti, yozlaştı vb." şek­
linde oldu. Anılan yazıda da
bu tür unsurlara çatılıyor.
Tabii ki soruna sadece bir
yönüyle bakılarak, sorunun
nesnel nedenleri açıklanma­
dan ve çözüm yolları gösterilmeden ...
Parti ve örgütlerden ayrılan
kişilerin hep "korkak, rahatı­
na düşkün küçük burjuvalar"
ya da "sosyalizme inanmayan
inançsızlar" olarak nitelendirilmesi gerçeğ"e aykırıdır. Bir
an için bunun böyle olduğ"unu
varsaysak bile, o zaman örgütleri bu kadar "soysuz.
korkan" insanları bünyelerinde nasıl topladıklarını sormak
gerekir. Ya da topladıklan bu
insanları neden zamanında
eğ"itip sınıf intiharından geçirmemişlerdir, diye sormak
gerekir. Bunu gereğ"i gibi
yapmayanlann, sorunun nedenlerini gerçekçi bir biçimde
irdelemeyenlerin tüm bu insanları aynı kefeye koyup
vuruş yapma hakları olmasa
gerek.
Oysa sorun açıktır. Marksizm-leninizm adına yola çı­
kan örgütlerin bugün bir
e~lim haline gelmekte olan
"bağ"ımsızlaşma" olayı konusunda gerçekçi olmaları gerekir. Doğ"ru devrimci tavır,
öncelikle bu sorunun mevcut
örgütlerden kaynaklanan yö-
nnın kafalarını bulandırmak
pek de kolay olmayacaktır.
Bu ve benzeri sinsi demagojilerin modası çoktan geçmiştir.
Di~er yandan TKSP-Roja
Welat hattını sürdürenler, iddia edildi~ gibi gerçekten
"pasifleşen", "dökülen" insanlar mıdır? Bunun böyle
olmadıjpnı başta Kemal Burkay olmak üzere tüm yurtsever ve devrimci güçler biliyorlar. Hayatın kendisi bunun
aynasıdır, ve himdan sonra
da mücadele içinde bu, daha
da iyi görülecektir.
Bazen birisi, başkaları için
de~erlendirmelerle,
yaptı~ı
sarfetti~ sözlerle kendi gerçek
yüzünü ortaya koyar. Işte­
üzücü de olsa - Kemal Burkay, bunu yapmıştır. Gerçek
"bebext"ler, komplolarla, bizans oyunlarıyla devrimci
öğ"eleri temizleme operasyonunu başlatanlar ve partiyi
bölenlerdir. Parti içi mücadelenin tarihsel belgeleri bunun
açık kanıtlarıdır.
Devamı
sayfa 13'de
ROJA WELAT RO.pel 13
Oportünist...
sayfa 2'de
rin kökünü kazıyaca~ız." vs.
Kürtçe yazıyı gören köylüler, derhal kazaya inip karakola haber veriyorlar. İşken­
ceci faşist cellatlar zaten böyle bir olayı dörtgözle bekliyorlardı. Olayı duyar duymaz leş
kargaları gibi köye dalıyorlar.
Evlere baskın ve operasyonlar düzenliyorlar. Suç unsuru
birşey bulamayınca, köyün
tüm gençlerini ve bir kısım 5055 yaşlarındakilere dayak
atarak hepsini karakola götürüyorlar. Bir hafta boyunca
küfür, hakaret, dayak, falaka,
elektirik vs. işkence çeşitleri
onlara uygulanıyor. Bazıla­
nnın Ankara, İzmir, İstanbul'­
daki yakınları kasahaya gelerek, büyük miktarda rüşvet
karşılığında, yakınlarını kurtarıyorlar. Rüşvet veremeyenler ise, türlü bahanelerle tutuklanıp içeri atıldılar. Hatta
uzaktan akrabam olan biri·
nin 4 dayısı ve dayılarının
çocukları (gençler 20-22 yaş­
larındalar) rüşvet veremedikleri için halen içerde, işkence
SSCB'nin çektijp Sosyalist
sistem, kapitalist ülkelerin
işçi sınıfı hareketi, sömürge
ve ezilen ulusların ulusal
kurtuluş hareketleri, emperyalizme hergün yeni darbeler
vurmakta ve içine girdijp
bunalımın daha da derinleş­
mesine neden olmaktadır.
Bununla beraber emperyalizminde do~ası gere~i saldı­
rılan artmakta, ezilen ulusların kurtuluş mücadeleleri ve
anti-emperyalist yönetimlerin ezilmesi için her türlü yol
mübah görülınektedir. Bu
durum kimi yerlerde siyasi ve
ekonomik ambargolarla, kimi yerlerde de fiili işgallerle
ifadesini bulmaktadır.
Emperyalizm'in hayat damarlarından biri de ülkemiz
Kürdistan'ın da içinde yer
aldı~ı Ortado~u'dur. Bölgemiz gerek stratejik ve gerekse
yeraltı ve yerüstü zenginlik
kaynakları itibarıyla dünyanın en önemli bölgelerinden biridir. Emperyalizm
bölgemizi uzun süre sadık
uşakları gerici ve despot
rejimler vasıtasıyla kontrol
altında tutmaya çalışmış,
bölge halklarının ulusal
kurtuluş hareketleri üzerinde
tehdit unsuru olmuştur. Bu
arada Türkiye'de ki burjuva
iktidarlar da emperyalizme
uşaklık etmiş
ve ülkeyi
ABD'nin askeri üssü haline
getirmişlerdir. Despot İran
Şahlı~ının yıkılmasıyla beraber Türkiye'nin bölgedeki
önemi artmıştı.
Bilhassa 70'li yılların
ikinci yarısında burjuvazi iktidarını yürütme aczi içindeydi. Kürdistan ve Türkiye'de
ulusal ve toplumsal muhalefet
burjuvaziyi tehdit eder boyutlara varmıştı. Yabancı-yerli
tekeller acısından tek cıkar
yol vardı: 'Faşizm'. İşte 12
Eylül faşist diktatörlü~ü bu
koşullarda iktidara el koydu.
Tüm bu gelişmeler karşı­
sında, devrimci-yurtsever
hareketlerimiz herhangi bir
örgütlü direnmeyi bırakalım­
da, düzenli olarak geri çekiirneyi bile başaramadılar. Bu
elbette nedensiz değildi.
Bunun nedeni, hareketlerimizin örgütsel yapılarında ve
ww
w
.n
e
Başı
savaş çı~lıkları atmaktadır.
Uün geçtikçe gelişen başını
altındalar.
Halk büyük bir baskı ve
zulüm altındadır. İnsanlar
çok asılsız gerekçelerle tutuklanıp, işkence giirmektedir ....
kiiylündeki baskılar, genelde
Kürdistan halkımız üzerin·
deki siimürgeci baskıların bir
parçasıdır. Bunları çok gülünç gerekçelerle kamufle etmeleri mümkün değildir.
Kahrolsun emperyalizm ve
siimürgecilik!
Yaşasın halkların bağım­
sızlık mücadelesi!
/Jı.ıırimci Sı•lamlarımla
Sultan
devrim anlayışlarındandır.
Ülkemiz Kürdistan'ın siyasi
ve ekonomik statüsünü açık­
ça belirleyip, bu konuma
uygun düşen örgütlenme
yaratılıp ve buna denk düşen
mücadele biçimleri gelitşril­
meden, başanya ulaşmak
elbette mümkün de~ildir.
Yapılması gereken şey
geçmişimizi yüreklice irdeleyip bundan gerekli dersleri
çıkarmaktır." Devrimcilerin
en büyük ö~retmenleri, en iyi
ö~retmenleri beklenmedik
belalardır. Ancak, beklenmedik belaların gün ışı~ına
we
Sömürgecilerin ...
D. Kadiri-Upsala
Emperyalizmin içine girdijp
bugünkü bunalım, gittikce
derinleşmekte ve dünya çapın­
da ayrışmaların, saflaşma­
ların daha da hızlanmasına
neden olmaktadır. İçine girdi~i bu derin siyasi ve
ekonomik bunalımdan da
dolayı gittikçe kuduran ve
saldırgınlaşan başını ABD'nin
çektijp emperyalizm nükleer
çıkardı~ı sorunların de~işik
yönleri ve aralarındaki bağıntılar görülebilir, izlenen
yöntem ve politikanın kendi
deneyimlerinden gerekli dersler çıkarılabilir ve radikal
müdahalelerde bulunulabilirse anılan belalardan, onların ö~reticili~inden gerelP
gibi yararlanılabilir." (K.
Saleh, Zorunlu Bir Açıkla­
madan naklen.)
Yukarıdaki alıntıda belirtildijp gibi faşizm belasının
yok edilmesi bir anlamda
devrimci-yurtsever hareketlerimizin kendi gerçeklerini
devrimci anlamda de~erlen­
dirmelerine, hata ve eksiklerini kadrolar ve halklarımız
önünde açıkça tartışıp radikal müdahalelerde bulunmalanna bağ-lıdır. Ama görünen
o ki, hareketlerimizin böyle bir
girişimde bulunmaya niyetleri yoktur. Bunun yerine
günlük çıkariara dayalı ve
kendi statükolarını korumaya yönelik güç-eylem birlikleri ve cepheler peşinde
koşulmaktadır. Hareketlerimizin kendi gerçeklerini gün
te
gelince, bu konuda da kendi
konumlanna, düştükleri çizgiye bakmaları gerekir. Oportünizmi hortlatanlar, hiç
kuşkuşusuzki bu eylemleriyle
düşmanı sevindireceklerdir.
Ancak TKSP-ROJA WELAT
hattının devrimci, ithilalci
çıkışı bu sevinci düşmanın
kursağında bırakacaktır. Buna inancımız tamdır. Çünkü
burjuvazi de, kimin onun
için zararlı oldu~nu, kimin
onun ömrünü daha da kısai­
tacağını çok iyi biliyor. Ve
bunu bildijp için de korkuyor.
TKSP-ROJA WELAT hattını hedefleyen sözkonusu konuşmadaki alınganlık, duygusallık nedensiz dejpldir.
Çünkü TKSP-Roja Welat'ın
siyasal bir güç olarak ortaya
çıkmasıyla sa~ kanat oportünizminin iplijp pazara çıkarıl­
mıştır. V e daha da çıkanla­
caktır. E~er mücadele tutarlı
bir düzeyde sürdürilirnek isteniyorsa, parti gerçejpni sergileyen eleştirilere yanıt verilmelidir. Dejplse, tartışmanın
bu denlisine bel ba~layanla­
rın, bu tavırlannın kimlere
hizmet edecejp açıktır!
.c
om
Roja Welat bayrağını
daha da yükselteceğiz
Başı sayfa 12'de
"Dü·şmanın sevinmesi"ne
ışı~ına çıkarmadan peşinden
koştukları bu tür birliklerin
ne kadar başarılı oldu~nu
sosyal prati~in kendisi orta-
ya koymaktadır.
Partimiz, PSKT içinde bulunan sorunlar faşizm belası
karşısında daha da gün ışı~ı­
na çıkmış ve radikal müdahalelerde bulunulmasını gerektirmiştir. Ancak, de~işik
biçimlerde de olsa vartimizin
kuruluşundan beri yapısında
varolan sa~ oportünist anlayış, yapısı gere~i varolan
sorunları irdelemeye yanaş­
mamıştır.
Bu sorunların
bilincinde olan Leninist
kadroların sorunları gün
ışığına çıkarma u~raşları
karşısında tasfiyeci-komplocu tavırlar içine girilmiştir.
Bu sorunlar K. Saleh yoldaşın "TKSP'de Ooortünizm ve
Bir 'Eleştiri' Üzerine" adlı
kitabında ve Roja Welat'ın ı:ı14. sayılarında ortaya konmuştur.
Bugün bu
sorunları
daha
da açı~a çıkarmak, kendi
gerçejpmizi kadrolar ve halkımız önünde tartışmak için
güçlü bir silaha sahip bulu
nuyoruz. 15 Şubat'tan itibaren yayın hayatına kaldı~ı
yerden itibaren devam etmeye başlayan Merkez Organı'mız Roja Welat'ın bu
sorunların üstesinden gelebilecejp inancındayız. Fakat
bunun zorlukları muhakkak
ki olacaktır. "Daha işin
başında iken bunun kolay
olmayacağ;ının bilincindedir
Roja Welat. Ancak o, sömürgeci-faşist güçlere karşkı
bilenen inanç ve kiniyle,
marksizme-leninizme
olan
sarsılmaz
ba~lılı~ıyla
marksist-leninist ilkeleri
revize etmeyi hedefleyen
oportünist, feodal, burjuva ve
küçük burjuva ideolojilere
karşı ilkeli mücadelede göskararlılıkla,
faterecejp
şizmin
işkence
çarklarında
devrimci onuru yüksekte
tutan halkımızın yijpt eviatIarına karşı duyduğu derin
sorumlulukla, TKSP-ROJA
WELAT bayrağını mücadelenin her alanında yüksekte
tutacak .yijpt
kadrolara,
emekçi Kürdistan halkına
duydu~u güvenle ve yaşanan
karmaşık sürece ilişkin do~u
tespitleriyle karşılaşaca~ı
engelleri aşaca~ına inanı­
yor." (Roja Welat, sayı: 13-14)
Merkez organımız Roja
Welat'ın hedefledijp görevleri
başarıyla yerine getirebiimesi için, oportünistlerimizin
"ırzına" geçti~i kollektif
çalışma ve yoldaşça ilişkiler
anlayışını çok daha geliştir­
memiz gerekecektir. Yayını­
mızın hazırlanmasından tutunda da~ıtılmasına kadar,
üzerimize düşen görevin
'büyüklük' ve 'küçüklü~üne'
bakmadan, önümüze çıkabi­
lecek her türlü zorlu~u aşma­
ya çalışarak militanca bir
çalışma içine girmek zorundayız. Bilhassa oportünistlerin çevirdi~i her türlü
derik-dolaba karşı leninist
kadroları uyarmalı, yayını­
mızı onlara ulaştırmalı ve
ilişkilerimizi sabırlı bir şekil­
de sürdürmeliyiz. Merkez
Organımız Roja Welat, leninist kadrolar ve emekçi
halkımızdan alaca~ı güçle,
önündeki sorunları aşarak,
oportünizmi hak ettiğ;i yere
gömecek ve emekçi halkımıza
karşı olan sorumluluğunu
yerine getirecektir.
Marksizm-Leninizme olan
sarsılmaz inancımız ve emekçi halkımıza olan sorumluluğumuz gerelP üzerimizedüşen
her türlü görevi yapacak ve
TKSP-ROJA WELAT bayrağını daha da yükselteceğiz.
Riipel 14 ROJA WE LAT
we
be p akti yen kü, bı
politikaya aşitixwazi va
jiyana navn etewi peşva
dıbın. Em, iro ji bı rasti ü
awaki xurt va lı cem gelen
ku jı bo azadi, serbıxweti ü
yen ku jı bo parastma
hebüna xwe şerdıkın, yen
ku lı dıji erişen erişkeran
sekınine ü erişen wan
paşda dıxinın, yan ji yen ku
dı bın tehdit ü tedayiyan
dane. Eva yeka ji, jı
te koşina Yekiti Sovyet ya jı
bo aşıtiya cihan naye cudakınn . "
te
Seroke Dewleta Sovyet ü Sekretere Gışti ye PKYS (Partiya
Kornınİst a Yekiti Sovyet) Yuri
Vladimiroviç Andropov dı 9 e
Sıbate da çü ser heqiya xwe.
Bı ve yeke va, tevgera
komınisti ya navnetewi
ewladeki xwe ye heja, merxas ü
şervane kornınİst hunda kır.
Tevgera komınisti ya navnetewi
ve ewlade xwe ye şervan tu
caran bir nake... Bı bir ü
baweriya wi ya hışk, wek pola;
xebaten wi yen P.ratiki, jı bo
serketına marksizme-leninizme
tım ü daim we bir bine.
Y.V. Andropov, 15 e Hızerane
sala 1914 an da jı diya xwe dıbe.
Bave wi karker bü. Ew ji, cara
ewıl wek karkereki dı gemiyan ü
telqırafxanan da xebıti. Şünda
mekteba tekniki kutakır.
Andropov, dı xortitiya xwe da
ket nav refe Partiye. Jı kar ü
xebate Partiye dür nema. Dı
jiyana xwe ya bı parti da gelek
karen kerhati anicih. Dı Şere
Hımcihani ye Duyemin da wek
Komisereke Siyasi dı na v
Ordiya Sor da xebıti. Sala 1953
da lı Maceristane elçiti kır. Sala
·1962 da bü Sekretere Komita •
Navçe ya PKYS. Dı sala 1967 da
bü Seroke Komita Parastma
Dewlete (KGB).
Pışti mınna Brejnev, dı 10 e
ÇJriya Paşin da Andropov bü
Sekretere Gışti ye Komita Merkezi ya PKYS. Pır mıxabın ku, dı
ve şıxuli da salek ü se meh xebıti.
Dı ve deme da nexweşiyeke xedar
le peyda bü.
Andropov, dıjiyanaxweda, bı
taybeti dema Sekretere Gışti ye
KM ya PKYS da, jı bo peşveçüna
Yekitiya Sovyet reçeke heja
dabü peşbere Partiye. Wi, fıkır ü
ramane xwe dı ware: ideoloji,
siyasi, abori, rekxırawi, cıvaki,
çandi, aşıtiya cihan, enternasyonaliya proleteri uhd. da haniberhev ü qimeteke gıranbıha da
van ramanan.
Sala 1982 da, Andropov, dı
pirozkınna 60 saliya Şoreşa
Ok to bre da, lı ser pırsa netewi, bı
taybeti netewen Yekitiya Sovyet
dısekıne ü ve peşvaçüne usa tine
.c
om
Y. V. Andropov
çft ser heqiya xw-e
ww
w
.n
e
sosyalisti ya gelek mılleti
peşva çü ü (lı Yekiti Sovyet
-RW) belav bü.
"- Yekitiya diroki ya
iroyin da, 'Gele Sovyet' jı
netewen (mılleten)
sosyalist pek hatiye."
Andropov, lı ser rola 14
Koroaren (Cumuryeten) Yekiti
Sovyet, yen ku çand ü ekonomiya
zıman:
"-Dı ronahiya erfü edeten
peşverü ü jı dan ü stanen
ramanen manewi, çanda
~ovyetıstane peşda bınne dıse­
kıne ü dı derheqa mıntiqen
otonom ü gele dm da usa dıbeje:
"Helina bıratiye da; bist
koroaren otonom ü hejde
mıntıqen otonom ü grüben
gel ü netewen dm destxıstı­
nen xwe bı serfırazi peşva
dıbın. Gelek berpırsyaren
netewen (mılleten); Alman,
Polon, Koreyan, Kurd uhd.
ji, Yekiti Sovyet jı xwe ra
welate dayke hesıbandıne ü
hejmara wan mılyonan
ditiye, ew ji xwedane hemü
heqanın ü büne hım­
welatiyen Sovyet."
Y.V. Andropov, dı derheqa
tevgera dewleten hepakti, gelen
bındest, yen ku jı bo serxwebün ü
azadiye şerdıkın ü gelen ku jı
aliye emperyalistan da teda
dıbinın da ji, usa denge xwe
bılınd dıke ü arikariya enternasyonalizma proleteri bı awaki
servekıri va tine zıman:
"Em, rümeteki gıran dıdıne
tevgera
(dewleten-RW)
Andropov, dı Plenüma Hıze­
rane 1983 da bıçavekerexneti va
lı rewşa ekonomi ü siyasi, ya·
Yekiti Sovyet dınere . Lı ser
pırsen Partiye, bı taybeti kemasiyan perspektiven nü ü
berbıçav peşneyar dıke .. Ew,
dı bej e: "Y ekiti Sovyet welateki
sosyalist e peşvaçüyi ye." Ew, jı
bo eşkerekınna propoganda vır
ü derewen emperyalistan, gırani
dıde ser xebaten ideoloji. Bo
en dam en Partiye ü pıraniya gele
Sovyet, siyaseta Partiye ya
iroyin dı her alida başfamkınn
pewist dıbine. Jı bo programa
Partiye ji usa dıheje:
" ... Jiyane, peşneyaren
himi, yen programe eşkere
kır. Praniya nıvisanen
Program e ha te ci ha nin .
Eva yeka ji, pewiste he
eşkerekırın ku, hınek
nıqten (maden) Programe
dı imtihanademeda derhas
nebün. Jı bo ku evana, jı
rastiye dür bün, ü lı pey
hınek tışten ne himi ü esasİ
dıhat ketın ."
Ew, jı bo nav refen Partiye ü
Cı vaka Yekiti Sovyet da demoqratiyeke sosyalist ya here bılınd·
pewist dı bine ü jı bo dema iroyin
rexne xwe usa peşkeş dıke:
"Weke iro, nımunen wi
gele k ten di tın, heke cıvinek
dı
bere da bı gora
senaryoyeki ve te
hazırkırın, heke dan ü
staneke ınıhim ü bırati teda
ne ditın, heke axaftına
şırovanan dı bere da te
meqeskınn, insiyatif ü bı
taybeti peşi lı rexnan
tegırtın ü ten xenıqandın, çı
fede jı ve cıvine heye. "
ROJA WELAT Rüpel 15
Sın' et U çan d
Roja Welat
Mızgin
bo me ani
Ronahiyek nu derket
Bo nzgariya welat
Go derket ROJA WELAT
Deşt u zozan şin büne
Sısın u beyvun bışkıvine
Zınara n sere xwe rakır
Go derket ROJA WELAT
Qize dıbe dayka xwe
Xort ji have re xeber da
Zarok dıbe mamosta
Go derket ROJA WELAT
Bekes-KURDISTAN
Newroz
ww
Va meha meha Ad are
Zıvıstan dırev e jı her b a lıare
Xım u xem ketiye çem u
newalan
Keyfa strana teyr ü tur deng
da zınar a n
Barane gazikır dıgo z alıme
berfe
Bı kınce tey sıpi pekxwasi ü
ta zi naxape
Ev sar ü s eqem u zulm a t a
te ...
P aş i ya zulme tın e, xem nin e
ev mırına te
Va meha meh a ad a re
AV dıherıke lı ca n e dare
Ev g ulen p erv aşa n va ne
dım e şın
Bıl bıl e n dı
dıte vşın
xew da v a ne
Cotka ren belengaz u reben
Dınenn lı axa n be çaveki
k en
Dı be n bıla bımre ketxw ari u
xız a nı
B ıra bı şe wı te
neza ni
çeka koti
yeke başnas ın . Roja
Welat, dı nav rupelen xwe da
gırani dı de ser xebaten politik.
Le politika ji, bı xwe sın'eteki
ye. Jı her ve yeke ye ku, meri
nı ka re s ın' et ü siyasete jı h ev
cuda bıke .. . Dı "Nu da destpekınn"e da Roia Welat jı bo
kar ı1 bare sm' et ü _ç andi usa
dıgot :
"Roja Welat, weke dema çuyin da kar ı1
bare çandi, dı hendava
xwe da dıxwaze bine cih." Bı
ve hejmare va em rı1peleke
Roja Welat berpeşi huneren
hunermendan dıkın .
Zıman, halete axaftın, dan
ı1 stan ı1 yekitiya mılet e.
Zımane davke xwestır tu
tıştek nin e. Zımane xwe hinbı­
bın ü bı zımane xwe nımunen
çirok,
serpehati, helbest,
pekeni, mesele ü metelok,
qewlok uhd. bınıvisinın .
R. Welat Redaksiyonu
.c
om
Le va meha lı welate mm
Hezaran sal paşda daweteki
tine bira mın
Ev daweta merxasan e
Ev xwestına aqılbend ü
hunerbazan e
Ape Kawa ketıbfi daw ü
doza ve dawete
Deste xwe da gel bı merani
ket peşiya govende
Govend cıviya lı qesra
Dehaqe zordest
Ape Kawa meşiya çü her tae
ü text
Soreşvanen
Jı
gel şiyar zanyarın
gel re bı mınne xwedi soz ı1
•
peymanın
Nakın
Kawa gazikır go: Deheqe
Sultan!
Ger ve nexweşiye to ra ez
bıbım derman
Ne roje tu serjeki du canan
bona jina xwe
Ne em hustixwarbın jı bona
xwina xwe
Kawa xwestına gel geş kır
cı gere
Zanaiya ramani da deste
h un ere
Bı çakı1çe sere Dehaq pılıqand
Tae ü texte zulme lı sere wi
bebexti lı ve peymane
Yar ı1 neyar bo ve agehdarbın.
Bekes-KURDISTAN
Xoce xızır u
xwedane male
jı dema bere
Dıbejın ewqas rafızi tınebün
lı dıne
Ew çax hebfi Xoceki Xızır ,
Demek
meriki xeybane.
Car-earan lı malan dıgeriya ,
Hal ü rewşa xelke dıneriya.
Dıbejın , rojek dıkeve şıkle
kaleki rüspi,
Dıbe mevan lı mala xızaneki.
Xwedane male, xwarın ü
vexwarınen nnd ı1 baş ,
Bı ezet ı1 ikram dıke peşkeşiya
Xoceye qerqaş.
Xoce, dıxwe vedıxwe tışten
w.
Bıji
bıve
nkunkınn.
Rola zıman, çand ü literatüre, dı tekoşina gele me ye
bındest da gelek gıringe. Em
ne
Ava kaniyan rabü
Dıxwışi nav çiyan da
Berfa xwe tevi heland
Go derket ROJA WELAT
Ehmede Xane jı wan çend
he bın.
Dawiya sedsala 19 an ü
destpeka sedsala 20 an vırda
zıman, çand, ü literatura me,
bı
taybeti lı Kurdıstana
Tırkiye emana mezınbüyin ü
peşvaçüne neditiye. Bı sazbfina dewleta Rome (Tırkiye),
ya şoven va ewreke reş ü tari
lı ser gele me ü zıman, çan d ü
literatura wi da gırtiye . Wi
rojen xwe ye xweş ü bedew qet
neditiye .. Eva yeka, lı perçen
Kurdıstane yen dm ji usa ye ...
Tene, Kurden ku, lı cıvaka
Sovyet dıjin bı serfırazi zıman,
çand ü literatura kurdi peşva
bırıne ü ve yeke lı ser him ü
bınyata literatura kevn bı
awake qewim va dane
we
dirokeke kevn ın . Welate me
Kurdıstan,
gelek enş ü
serdagırtınen barbaran ditiye .. . Wexte ku abori ü çanda
gele me şıtıl daye, ew çax
teynk ü tofaneke mezın, wek
pelen balıran caran bırindar
ketiye. Le gele me bı nk ü
inateke mezın va van heyiyen
xwe
parastiye.
Diroka
Newroze, sedhezar salan
kevıntır e ku, jı aliye xelke me
da te pirozkırın. Diroka
literatura (edebyata) gele me,
ya bı zargoti ji gelek kevn e.
Destana Meme Alan jı hezar
salan vırda dı nav xelke me
da te şırovekırın. Ev destan,
bı e rf ü ed et ü moti ve jina gele
me va hatiye xemılandın . Jı
sedsala IX an vırda gelek
hozan ü zargotınbejen egit ü
gıregır lı nav cıvaka me
derketıne:
Eliye
Heriri,
Feqiye Teyra, Melaye Cızire,
te
Mıleten cihan, jı ax, zıman,
çand, dirok ü rewşa abori ten
cudakınn, ten navkınn, ten
naskınn. Her ımietek xwedane
zıman, c and ü dirok e. Sın 'et ü
çand jı kurayiya destpeka
jiyan, dan ü stan, erf ü edet,
tışten xweşık en hunermendiyen gel der te. Her endameke
cıvake, bereberin hine zımane
dayke dıbe . Bı zımane dayke
dıxweyne, bı kultur (çand) ü
edeten cı vaka xwe dınase . Ev
yek bı jiyana büyeren, edeten
hezarsali va - jı çaxan heta
çaxan - dıkemıle, dıxemıle,
peşva dıçe ü here dewlemend
Gele me ye Kurdıstan ji,
xwedane der dıbe. Em
xwedane zıman, çand ü
dirokeke kevnare ye. Bınyata
çanda me, jı Mezopotamye
der dıbe . Em xwedane
çandeke dewlemend zimaneke
bedew ın . Em .xwedi
velqıtand
xweş ,
Ev kuştma xwingxwar u
kol edar
Dı dıle gel da her sal heşin
dı be
Dıkeve tev cejna behare
21 Ada re bu cejna azadi ü
Nuroz
Va Newroza azadixwazan
ra bıv e piroz
Jı
Ba aBaran
Dıjmın
Zanım dıjmın qet ranaze
Bı mırn a xwe tım bı leze
Le ba wer e, kole ı1 belengaz
Lı ser tırba we aza di saze.
Zanım
zar-zeç, dayık ü bükın
Berxwe dıdın ü kuçke ş o reş e
d u dıkın
Pışte va ni dıxwazın jı kesen
xwedane male dımine
gelek kefbıxweş.
Xoce dıbeje : " ez Xoce Xızırım
ey qule mevanperwer,
Bıxwaze jı mm hebünen dıne
yen bı cewher.
Bızanıbe ku, bıdme te yekan,
Dıdıme cinare te bı dıdwan . "
Xwedane mal e, bı gotına
Xoce dıkeve tae
N axwaze cinare wi jı wi zede
bı be xwed a ne male dıne .
Dıbej e, ez çı jı Xoce rüspi
bıkım daxwazi,
Ku cinare mm e rafızi , jı mm
n emine pır razi.
Dıbeje : " Xoceye Xızır , wekile
xwedan
Ez n a xwazım jı te hebünen
ciha n .
Kerema xwe kor bıke çaveki
mm bı delali,
Derxin e herdu çaven cina re
mm bı bedeli. "
aşı ti x w az
Jiyan a kevn
lı
ser wela t nu
kın .
Pepü l>
Rüpel 16 R OJ A WELAT
Afganistan devriminin 6. yıldönümü nedeniyle, bir arkadaşın
Roja Welat için yaptığı incelerneyi okurlanmıza sunuyoruz.
R. Welat Redaksiyonu
Sınır
komşusu
Pakistan'da CİA yönetiminde askeri kamplar kurdular.
Bu kamplar Afganistan'a
karı;ıı bir saldırı üssü görevini
sürdürüyor. Emperyalizmin
bu müdahalesi, Afganistan
yönetimindeki görüş ayrılık­
ları ve bunların bazı yanlış
uygulamalarla
birleşmesi,
devrimin yol almasını zorlaş­
tırdı. Afganistan'ın iç işlerine
müdahaleden vazgeçmeyen
emperyalizm, ülkedeki geliş­
melerden yararlanarak gericiliği yeniden hortlatmak
istedi. Afganistan yönetimi
buna karşı, Birleşmiş Milletler kurallarına ve Demokratik
Afganistan'ın imzaladığı
meşru uluslararası antlaşma­
nevralarını
yakından
Afganistan'ın kısa
tarihi
Afganistan, çok eski, köklü
tarihi olan, feodalizmin en
uzun süre direndiği bir ülkedir.
Afganistan feodal bir emirlik iken, 1958'de İngiliz
işgaline uğradı. Afgan halkı,
bu işgali kırdı. Gerek Çarlık
H.usyası, gerekse Hindistan
açısından Afganistan, İngiliz
ler için önemli bir konumdaydı. Bu nedenle 1878-1880
arasında İngilizler ülkeyi
yeniden işgal ettiler. Halk bu
işgale karşı da direnmesine
rağmen, Emir Yakup Han'ın
işgalcilerle imzaladığı an
!aşma sonucunda ülke bir İn­
giliz sömürgesine dönüştü ve
40 yıl öyle kaldı.
20. yüzyılın başlarında
Afganistan'da Afgan Kardeşliği adlı bir hareket başla­
dı. Bu hareket meşrutiyet ve
bağımsızlık istiyordu. 1905
devriminin etkileriyle bu
hareket daha da güçlendi. Öte
yandan Alman emperY.alizmi
ve Osmanlılar da İngiliz
emperyalizmine karşı bu
hareketi desteklediler. 1919'da
Afganistan'da silahlı ayaklanma oldu. Afgan Kardeşler
hapisten çıkarıldı, bağımsız­
lık sağlandı ve Afgan Kardeş­
liğinden yana olan Emir
Amanullah Han başa getirildi.
Amanullah'ın tepeden monarşik yöndeki reformları ,
feodalleri kızdırdı. Emperyalizmin desteğiyle yönetim
yine gericilerin eline geçti.
1929'dan 1978'e dek ülkeyi
hep N adir Ailesi yönetti.
N adir ailesi feodallerin
temsilcisiydi. Ancak 20. yüzyıla ayak uydurabilmek ve
devrimci bir patlamayı önleyebilmek için monarşiy e
doğru belli adımlar atmak
zorunda kaldı. Afganistan'da
1946'dan 1952'ye dek süren
bir reformlar dönemi yaş a n·
dı. Siy asal partiler oluşt_u, ~on
söz kıralın olmakla bırlıkt e
seçimler y a pıldı , belli bir
w.
ww
parçasını
tanı
mak görevimizdir.
ne
lara dayanarak Sovyetler
yardım istedi.
SSCB'de kabul etti. Sovyet
askeri birliklerinin Afganistan' a gelmesiyle birlikte
Beyaz Saray başta olmak
üzere tüm emperyalist propaganda merkezleri, uluslararası gericiliği de yanına
alarak, Maoculann da katıl­
dığı eşine ender rastlanır bir
kampanya başlattılar.
Bugün hızı bir ölçüde
kesilmekle birlikte, 1980
Moskova Olimpiyatları'nın
birçok emperyalist ya da
gerici devlet tarafından boykot edilmesine varan bu
insanlık dışı ve düşmanca
kampanya, ABD emperyalizminin ve Pentagon militarizminin uluslararası yumuşama sürecini yavaşlatma
manevralarının önemli bir
Birliği'nden
timi, kendi dünya stratejisinde bölgemize önemli bir yer
vermektedir. Ortadoğu'nun
ABD tarafından emperyalistmilitarist hesaplar için pilot
bölge olarak seçildiği ve
Türkiye'nin de ABD ve
NATO'nun bir ileri karakolu
olarak tahkim edildiği günümüzde Afganistan devrimini
ve emperyalizmin yeni ma-
oluşturmaktadır .
Bu nedenle, dünya barış ve
sosyalizm güçleri açısından
büyük önem taşıyan bu
emperyalist saldırıya karşı
durmak bir zorunluluktur.
Afganista n Demokratik
Cumhuriyeti'nin dünya devrimine kazanılmasını izleyen
dönemde, İran kalesinin de
RO.JA
WELAT
Print ed by Mo ming Lithu Primers Ltd. (fU)
hatları
basın özgür! üğü tan ındı.
Yapılan reformlar gericiliği
rahatsız edince, 1953'de başa
Deli Davut geçti ve birçok
reformu geri aldı, durumu
eskiye döndürmeye çabaladı.
Afganistan 1953-1963 yıl­
ları arasında yine ağır bir
baskı dönemi yaşadı. Toplumsal birikimin dayatmasıyla 1964'de sınırlı bazı
özgürlükler alındı, seçim
sistemi vs . kabul edildi. Bu
sınırlı haklar toplumsal hareketlenmeyi hızlandırdı.
1965' te ADHP kuruldu. Bunu
işçi, köylü ve öğrenci hareketleri izledi.
ADHP kurulduğu yıl seçimlere katıldı ve 4 milletvekili çıkardı. Parti, parlamentoya yığınsal girmek için bir
gösteri düzenledi. Hükümet
buna izin vermedi ve yürüyüşe geçen göstericilerin üzerine
ateş açarak 3 kişiyi öldürdü. 3
Akrek Gösterileri olarak Afganistan tarihine geçen bu olay,
geniş yankı uyandırdı. Daha
sonraları, her yıl binlerce
kişinin katıldığı gösteriler
oldu ve çok şehit verildi.
1965'ten sonra yığın hareketleri gözle görülür ölçüde
arttı, ve giderek entellektüel
kesimi aşıp kitlesel karakter
kazanarak gelişiyordu . 197()..
1972 kıtlık yıllarında görülen
köy! ü ayaklanmal arı, bu
dönemde yükselen kitle muhalefetinin niteli~ini göstermek bakımından ılginçtir .
Kıralın akrabası olan Davut, kitlelere bol bol vaatlerde
bulunuyor ve demagoji yapı­
yordu. Fakat toplumsal muhalefeti demagoji ile yatış­
tırmak giderek güçleşiyordu.
Nihayet kısa bir süre sonra
Davut hükümetinde bölünmeler başgösterdi. ADHP'si
ise, ordu ve halk içinde
örgütlenmesini geliştiriyor­
du. Kızışmalar hareketelenince ADHP'nin liderlerinden Terakki, lOO'ü aşkın parti
üyesiyle birlikte 10 Nisan
1978'de tutuklandı. Bunun
üzerine Parti, tüm örgüte emir
verdi. 10 saat süren çarpışma­
lardan sonra devrim başanya
ulaştı. Bu .devrimi daha iyi
anl ayabilmek için ülkenin
sosyo-ekonomik
yapısına
bakmak gerekir.
we
çalıştılar .
yıkılmasıyla büsbütün hır­
çınlaşan Beyaz Saray yöne-
ana
te
27 Nisan 1978'de, DHP öncülüğünde gerçekleştirilen devrimci-demokratik atılım, Afganistan'da demokratik devrimin başlangıcı oldu. Bu
devrim gerek Asya'daki devrimci süreç açısından , gerekse topyekün dünya devrimci
süreci açısından önem taşı­
maktadır . Bu yazıda , Afganistan devriminin ulusal ve
uluslararası özelliklerine dikkat çekerek emperyalizmin,
uluslararası gericiliğin, Pekin yönetiminin Afganistan
devrimine karşı giriştiği komplolan anlatmaya çalışacağım.
Emperyalistler ve onların
işbirlikçileri bütün güçleriyle
bir karşı devrim tezgahlamaya
devriınİnin
Bir ülkenin ekonomik yapısı,
onun sosyal ve siyasal yapı­
sını belirler. Afganistan'ın
ekonomik ve sosyal yapısı,
feodalizmin en koyu biçimde
işlediği, din ve asaletin feodal
devletin üst yapısını oluştur­
duğu, kıraliyetİn hüküm
sürdüğü monarşik bir devletti.
Afganistan'da ilk fabrika,
1886'da kurulan silah fabrikasıydı. Yani bu fabrika , bir
fabrikalaşma sürecinin baş­
langıcı değildi. 1946'da emperyalizmin Afganistan'a
ilgisi arttı. Ülkenin bu geri
yapısından yararlanan emperyalizm yatırımı karlı
yapabilmek, pazarı genişlet­
mek için, yol, kanal, maden
arama alanlarında bazı anlaşmalar imzaladı. 1930'da
devlet eliyle Ulusal Banka,
1936'da da pamuk şirketi
kuruldu.
1960'lara kadar Afganistan'ın endüstrisi tekstil, şeker
ve ayakkabıydı. Metalurji iş
kolunda tek bir fabrika vardı.
Yapım endüstrisi, ulaşım,
maden ve inşaatta toplam işçi
sayısı 15000 kadardı.
1960'lardan sonra emperyalizmin sömürü ağı içinde
kapitalizmin gelişmesi ince
sızıntılar gibi bir ivme ka-
.c
om
Afganistan
Afganistan'ın
sosyo-ekonomik
yapısı
Afganistan uluslar a rası
ista tistiklerde en ark.a sıra­
larda yer al a n , dünyanın en
yoksul, h a yvancılığı ve tarı­
mı en ilkel olan bir ülkedir.
Navnişan: Postfach :-l60 İ 03
85 Nürnbe rg 36 BIU) '
zandı.
17 milyon nüfusun 3 milyonu göçebe yaşıyor, hayvancılıkla uğraşıyordu . Toprakların yarısı, nüfusun
%5'ini olu_şturan ağaların
elindeydi. Tüm kırsal nüfusun %36'sını bulan topraksız
köylüler, angaryaya benzer
yarıcılık ve ortakçılık ili~ki­
leri içindeydi. Çalışabılir
nüfusun %80'i tarımla uğra­
şıyordu . Tarım, ülkenin hem
ana üretim dalıydı, hem de
çok geriydi. Ayrıca tarımsal
üretim bütünüyle hava koşul­
larının oynadığı role bağlıy­
dı. Örneğin 1970-1972 yılla­
rındaki kuraklık kıtlık ve
açlık yarattı. Hayvan sayı­
sında milyonlarca baş düşme
oldu.
Devrim öncesinde tüm işçi
sayısı 90 bini bulmuyordu.
300.000 kiı;ıi küç.ük en_düstriyle
uğraşıyordu. Orneğin çırak­
lık , kalfalık gelenekleri yaşa­
nıyordu. Bakırcılık, ayakkabıcılık alanında işyeri açmak
isteyen biri, tüm meslektaş­
larına ziyafet vermek ve o
meslekle ilgili olarak ihtiyarlardan aldığı izni belediyeye
onay iatmak zorundaydı.
Tüm bu geri yapı, her
düz eyde görünüyordu. Toplumun %90'ı okuma-yazma
bilmiyordu.
DEV AM EDECEK
Yazışma adr esi:
Postfach 360103 , 85 Nürnbe rg 3 6 BRD
Download

Roja Welat