G Ö R Ü Ş “BİT” BİZİ BİTİRMEDEN… Doç. Dr. Mehmet SARAÇ1 Mayıs 2014 “Bilgi Çağı” etiketli zamanların çocuklarıyız. Haklı’nın güçlü olduğu değil, güçlü’nün haklı olduğu dünyanın kurucuları “Bilgi Güçtür” diye bir motto ihdas edip zihinlerimize enjekte etti. Görünürde masum ve meşru, işlevsel olarak batıla ve fesada hizmet eden kavramlar, kurumlar ve süreçlere maruz kaldık. Teknolojinin bizi evrensel esenliğe götürecek araçlardan bir araç olması gerektiği unutuldu, “tekno‐paganizm” tehdidiyle karşı karşıya kaldık. “Bilme”, “Bilim” gibi kavramlar güce, paraya ve statüye tahvil edilebilirlik perspektifinden anlaşıldı. Tekno‐paganizm Türk eğitim sistemine de bir çarpıklık olarak yansıdı: Çocuklarımız, teknik bilimlerdeki başarılarıyla başarılı sayıldılar. Akıllı çocuğun yol haritası önce matematikte, sonra belki fizik‐kimya‐biyolojide başarı ve daha üst eğitimde de elektronik ve bilgisayar mühendisliği şeklinde tanımlandı. Evet, yüzyılın başında “muasır medeniyete yetişme” mottosuyla başlayan sözde kalkınma serüveni de sosyal bilimlerde değil, fen bilimlerinde insan yetiştirmek gerektiği mesajını işliyordu. Sonuçta araçsallığı gözardı edilerek öğrenilen teknolojinin hayır değil, şerre vesile olduğunu artık iyi biliyoruz, ama genç kuşaklara, geniş kitlelere anlatamıyoruz. Bugün bilgi ve iletişim teknolojisinin (BİT) insanlığı nereye sürüklediğini tekrar dikkatle tefekkür ve tezekkür etmek gerekiyor. Teknolojinin mahkûmu değil, üreticisi ve efendisi olabilmek için aslında sağlam bir düşünce dünyası ve medeniyet tasavvuru inşasının gerektiğini herkese anlatmamız gerekiyor. Bunu başarmadan üreteceğimiz otomobil de, uçak da, elektronik cihazlar da bizi dünyada saygın bir yere taşımaz, bir medeniyet inşa etmez. Bunun için yapılacaklar arasında belki uzun yıllardır az başarılı olan çocuklarımıza layık gördüğümüz disiplinlere eğilmekte fayda var: Yaradan’ın ve Elçisinin (S.A.S) bize ne demek istediğini, düşünceyi, aklı, dili, kültürü, insanı ve toplumu araştıran bilimlerde daha yetkin olmamız gerekiyor. Evet, teknik bilimlerde önderlik için belki önce sosyal bilimlerde yetkinlik gerekiyor. Özellikle BİT’in bugünü, yarını ve felsefi arkaplanına dair ilginç tespitleri tam da bu alanın merkezinde yer alan bir kalemden okumaya ne dersiniz? KOSGEB Bilgi Sistemleri Daire Başkanı Ali Kadir Uyar’ın bu konudaki analizinden bir kesiti aşağıya alıyorum: 1Doç.Dr.SakaryaÜniversitesi,İslamEkonomisiveFinansıAnabilimDalıBaşkanı.
1
“BİT’i Gerçekte Sevk Ve İdare Eden Nedir? Teknik Bilimler mi? BİT ve Kadim Felsefe İlişkisi (“Teşebbehe Bil Vacip”, “Tahallaku bi Ahlakıllah”a Karşı ) Tüm dünyadaki BİT’ciler yönlerini ABD’deki BİT’cilere dönmüş durumdalar. ABD’deki BİT’ciler de yönlerini Google ve facebook gibi firmalara dönmüş durumdalar. “Google veya Facebook şimdi ne yapacaklar acaba?” diye sormaktalar. Google’daki BİT’ciler de aslında kendi Mühendislik Birimlerine yönlerini dönmüş durumdalar. Bu birimin başında da Raymond KURZWEIL adında biri bulunmaktadır. Unvanı tam olarak “CEO of R&D” olan bu kişinin, sizce Computer Science haricinde esas özelliği nedir? Çok ilginçtir, bu adamın farkı felsefeci olmasıdır. Yani dünyanın en önemli teknoloji firmalarından birini yöneten bir felsefecidir. Yine silikon vadisinde, Facebook’un merkezinde yaptığımız bir inceleme ziyaretinde, facebook yetkililerine, facebook’un en önemli biriminin hangisi olduğunu sorduk. Yanımızda Big Data’dan Sosyal Medyaya, Cloud’dan Data Center’a kadar bir çok değişik alanda çalışan KOBİ’ler vardı ve hepsi de kendi çalıştıkları alanla ilgili bir cevap bekliyorlardı, ancak aldığımız cevap oldukça şaşırtıcıydı, çünkü Facebook yetkilileri en önemli departmanlarının felsefe ve psikoloji olduğunu söylüyorlardı. Peki, hem Google’ın R&D’sini bir felsefecinin yönetmesi, hem de facebook’un en önemli biriminin felsefe ve psikoloji olmasının anlamı ne? BİT artık teknik bir bilim olmaktan çoktan uzaklaşmış, hedeflerini özellikle felsefenin belirlediği bir hal almıştır. İşte tam bu noktada, BİT hakkında bundan sonra ne olacağı sorusunu mühendislere sormak anlamını yitirmiştir. Çünkü teknik bilimciler, özellikle bilgisayar bilimleri ile uğraşanlar o kadar çok operasyona batmış durumdalar ki, büyük resmi görmek için, “gerçekte biz ne yapıyoruz? Nereden gelip nereye gidiyoruz?” diye soracak ne bir zamanları var, ne de bunu soracak güçleri vardır. Onlar sadece felsefecilerin belirlediği hedeflere nasıl ulaşılacağı konusunda kafa yormakla meşguller ve boğazlarına kadar da operasyona batmış durumdalar. Peki, tüm bunlardan sonra BİT’i yönlendiren felsefenin amacı nedir? Evet felsefenin kadim hedefleri vardır, bunlardan en önemlisi “teşebbehe bil vacip”tir. İnsanın tanrıya benzemesi, yani insanın tanrılaşmasıdır. “Tanrı‐insan”a ulaşmaktır. Tanrı olmak için ise; herşeyi görmeniz gerekir, herşeyi duymanız gerekir, herşeyi bilmeniz gerekir. İşte günümüzde, BİT bize tam da bunları vaad ediyor, yani felsefenin bu kadim hedefini kendince realize ediyor. Orta gelecekte olması planlananlar: 2045 Projesi Ray KURZWEIL’in yürüttüğü bir proje olan 2045 projesi esas olarak, insanın ölüm sebebinin gerek vücudundaki bir kanserli hücreyle veya bir virüsle, veya bir trafik kazasından mütevellit 2
bir travma nedeniyle vücudumuzun içinde bir kırılma, kopma, veya kanama yüzünden öldüğümüzü düşünerek, aslında ölümümüze neden olan esas unsurun, bizim biyoloji içine hapsolmuş olmamız demektedir. İşte tam bu noktada, KURZWEIL bize bir öneride bulunuyor ve diyor ki, eğer beynimizin çalışma prensiplerini, nihayet bilincimizi elektronik ortama taşıyabilirsek, bilincimiz elektronik ortamda yaşamaya devam edeceğinden, sizin ölümünüze neden olan biyolojiye hapis olmaktan sizi kurtarmış oluruz, böylece bir nevi ölümsüz olmuş olursunuz diyor. Tabi bu durumda hesap verilecek bir güne inanmaya da gerek kalmamaktadır. El‐hasıl, mevcut felsefe bizi Allah (c.c)’a benzetmek, her birimizi bir ilah yapmak istemektedir. Bu haliyle felsefe, nev‐i beşerin nefs‐i emmaresi olmuştur. Bu nefs‐i emmareyi nefs‐i mutmainne yapmamız gerekmektedir. Bunun da yolu, “teşebbehe bil vacip” yerine, “tahalluku bi ahlakıllah” ile, yani Allaha benzemek yerine, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmamız ile mümkündür. Yani Allah’ın kendi üzerimizde tecelli eden adaletini, şefkatini, merhametini, rububiyyetini, ilmini müşahede edip, Allah’ın kendi binihaye olan adaletini, şefkatini, rahmetini, rububiyyetini, ilmini ve hakeza diğer esma‐i ilahinin tecellilerini anlamaya çalışıp, marifetullah ile yaratıcımızı tanıyarak, muhabbetullaha ulaşmamızla mümkündür. Teknolojinin bu temel amaca hizmet etmesini sağlamamız gerekmektedir. Tüm bu gelecek planlarını anlamak, zararlarından korunmak ve hatta yeni planlar yapabilmek için, hemen şimdi mühendislik birimlerinde, ama sonra tüm eğitim sistemlerimizde, şiddetle vahye tabi felsefe eğitiminin yapılmasına ihtiyaç vardır. Vahye tabii felsefe ile düşünmeyi düşünebilmemiz, düşünmeyi sistematik hale getirmeyi başarmamız lazım. “Designed in California Assembled in China”nın anlamı budur. Operasyonu kimin yaptığının önemi yoktur, önemli olan ilk kimin düşündüğüdür. Teknoloji Üretmek İçin Durmaktan Anlamaya (Tevakkuftan Vukufiyyete) Doğru Olan Yolculuk Tevakkuf kelimesinin kökü ve‐ka‐fe; durmak demek, bu kökten türeyen vukufiyyet kelimesi ise anlamak, derinlemesine nüfuz etmek demek. Yine İngilizcede “standing” kelimesi durmak demek, başına “under” konunca “under‐standing” ise anlamak, bilmek demek. Almancada “stehen” durmak demek, başına “ver” konunca “ver‐stehen” anlamak, bilmek demek. Yani durmak ile anlamak, bilmek arasında mutlak bir ilişki, bir yakınlık var. Buradan hareketle teknolojinin yeni çözümleri olan dokunmatik tablet ürünlerinin özellikle eğitim alanında kullanılmasının bir müddet sonra doğuracağı tehlikeler söz konusu. Çünkü tabletler, tevakkuf yaptırmıyor, sürekli hareket ettiriyor, dolayısıyla buradan vukufiyyet zuhur etmiyor. Tevakkuf ancak kalem ve yazılı kitap ile oluyor. Korkarım ki, böyle giderse birkaç nesil sonra, düşünmeyen sadece yapan, teknolojiye tapan, tekno‐pagan, yarı makine yarı insan 3. tür bir sınıf doğacak. Tehlikenin farkında mıyız ? Her geçen gün, aslında insanı görünür kılan insan inisiyatifinin, daha az ihtiyaç duyulacağı bir dünyaya doğru hızla gidiyoruz (smart city, smart sistems,m2m, smart and smarter ). Mesela bir şehri yöneten smart city yazılımı şehrin içinde çıkan bir yangını otomatik olarak algılar ve en yakın itfaiye birimini oraya sevk eder, veya şehrin içindeki bir kazayı otomatik algılar ve oraya en yakın ambulansı sevk eder. Yazılım sistemleri daima rasyonel kararlar verir. Mesela bir annenin çocuğuna gösterdiği şefkat bir yazılım için irrasyoneldir. Çünkü anneye faydası 3
yoktur. İşte etrafındaki olayları bu şekilde muhakeme eden ve hüküm veren bir sistemi, bizler sürekli akıllandırdıkça, daha daha akıllandırdıkça, bir gün bu smart city yazılımı başını kaldırır ve der ki; “Bu şehirde esas problem, yangın çıktığında en yakın itfaiyenin oraya sevk edilmesi mi? Kaza olduğunda en yakın ambulansın oraya sevk edilmesi mi? Hayır, hayır. Burada esas problem, Ademoğlu’nun varlığıdır der” ve onu yok etmeye kalkar. Şüphesiz bu sonuç, onun için mutlak rasyonel bir sonuçtur. (…) Teknolojinin bize önerdiği her yeni şeyi, daha en başında bizim için mutlak olarak hayırlıdır diye hükmetmekten kaçınmak gerekiyor. Farkında mısınız? Şu anda, Teknoloji sayesinde tarihte hiç olmadığı kadar bilgimiz var, ancak buna karşılık yine tarihte olmadığı kadar az bilge insanımız var. Lütfen dikkat.” 4
Download

G Ö R Ü Ş