BÖLGESEL GELİŞMELER
KİMLİK VE DIŞ
POLİTİKA EKSENİNDE
MISIR DIŞ POLİTİKASI
Diğer geri kalmış ülkelerde olduğu gibi ‘üst/birleştirici’ bir ulus kimliğinin oluşturulamadığı Mısır’da da iktidara gelen her otoritenin, rejiminin çıkarlarıyla bağlantılı olarak alt kimlikleri ön plana çıkararak kendi kimlik politikasını uygulamaya koyduğu ve Mısır’ın siyasal
vizyonunu daraltan bir strateji izlediği görülmüştür.
Özge Gökçen TERZİ
48
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
‘B
ir şeyi o şey yapan unsurların toplamı’ olarak kabul edilen ve varlık olmanın kaçınılmaz bir boyutu olarak
görülen kimlik, daha önceki dönemlerde dış politika analizlerinde kullanılmış olsa da uluslararası
ilişkiler disiplininde popüler bir
hal alması konstrüktivizmle birlikte olmuştur. Zira neorealizmin
ve neoliberalizmin dışsal ve verili
olarak kabul ettiği aktör kimlikleri,
konstrüktivizm tarafından yeniden
yorumlanmış ve ona yön veren çıkarların değişmesiyle birlikte farklılaşabilecekleri ortaya konmuştur.
Aktörler kim olduklarını ve ne
istediklerini bilmeden çıkarlarını
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
49
BÖLGESEL GELİŞMELER
belirleyemezler. Dolayısıyla kimlikler çıkarların, çıkarlar da izlenilen politikaların kaynağı olarak
görülmektedir. Zira kimlikler çıkarlar olmadan motivasyonel güce, çıkarlar da kimlikler olmadan
belirli bir yöne sahip olamazlar. Bu
perspektiften bakınca uluslararası
ilişkilerin halen en önemli aktörü
olarak kabul edilen devletlerin politikalarını açıklamak için çıkarlarını, çıkarlarını doğru okuyabilmek
adına da yine öncelikle sahip olduğu kimliği anlamak gerekmektedir.
Nasır Dönemi Mısır Dış
Politikası
Cumhuriyet sonrası Mısır’ın siyasal tarihine bakıldığında da iktidarların kimlik tercihlerinin onların
gerek iç gerekse dış politikalarına
yön verdiği görülmektedir. Devrim
sonrası süreçte bir kimliğe bağlılığın kitleleri arkasından sürükleyeceğini düşünen Nasır 1962 yılında
‘Milli Eylem Belgesi’ni kongreye
sunmuştur. Böylece rejimin eylemlerini ideolojik bir temele oturtma,
kitlelerde kaybedilen heyecanı yeniden uyandırma ve Mısırlı gençleri devrimci hedeflerle başarısına
inandırmak adına ‘Arap Sosyalizmi’ ile yönetilen Arap kimliğine
sahip Mısır’ın yeni prensiplerini
açıklamıştır. Kısaca Nasır’ın politikalarını bu kimlik tercihleri belirlemiş ve çıkarları kimliğini, kimlikleri de çıkarlarını şekillendirirken
o güne kadar Batı ile omuz omuza
vermiş bir ülkenin Batı karşıtı bir
pozisyon almasına neden olmuştur.
Sedat Dönemi Mısır Dış
Politikası
Bir aktör olarak devletler ya da bireyler, kimliğini oluşturan tüm verileri, içinde bulundukları zamanın
50
ve konjonktürün gereklerine göre
yorumlamaktadır. Bu yüzden bir
ülkenin içeride ya da dışarıda değişen tüm şartlara rağmen ulusal
kimliğinin sürekli aynı yüzünü ön
plana çıkaracağını düşünmek doğru olmayacaktır. Sosyal olarak inşa
edildiği düşünülen düşman, tehdit,
anarşi ve egemenlik gibi kavramların zamanla değişebilir olduğunu iddia eden konstrüktivizmin
kimlik ve dış politika ilişkisindeki
temel iddiası da söz konusu bu ‘değişim’ üzerine kuruludur.
Bu bağlamda Enver Sedat, iktidarının meşruluğunu sağlamak
adına önce İslami kimliğini ön plana çıkarmış, daha sonra bu kimliği
‘öteki’ olarak ilan ederek politika
üretmeye çalışmıştır. Gerek ülke
içindeki sosyo-ekonomik gerekse
uluslararası arenada yaşadığı sorunlarını Batı karşıtı bir kimlikle değil
de ABD’nin desteğini alarak çözebileceğini düşünen Sedat, İsrail
ile anlaşma masasına oturmuştur.
İzlediği politikalar, bir dönem Arap
milliyetçiliğinin merkezi olan Mısır’ın Arap Birliği’nden çıkarılmasına sebep olduğu gibi Filistin ve
Kudüs’ün kurtarılması ideali çerçevesinde şekillenen Müslüman-Arap
kimliği açısından da yıkıcı sonuçlara yol açmıştır.
Mübarek Dönemi Mısır Dış
Politikası
Arap Ligi ve İslam Konferansı gibi
örgütlerden çıkarılan Mısır’ı devralan Mübarek ise başlangıçta bu dışlanmışlığın farkındalığı ile hareket
etmeye çalışmıştır. Mübarek, Sedat
döneminde ihmal edilen Sovyet
Bloğu ve Bağlantısızlar grubu ile
bir denge arayışı içerisine girerek
ilişkileri düzeltemeye yönelik bir
politika izlemiş, fakat bu çabası
uzun soluklu olmamıştır.
Batı ile izlenmeye çalışılan bağlantısızlık politikası ve Arap ülkeleri ile yakınlaşma çabaları Soğuk
Savaş’ın sona ermesi ve Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi üzerine sekteye
uğramış ve Mübarek döneminde
de ülkenin Batı yanlısı kimliği ‘rejimin güvenliği ve çıkarları gereği’
korunarak Mısır’ın ABD ile ilişkileri yeniden ivme kazanmıştır.
Mursi Dönemi Mısır Dış
Politikası
25 Ocak Devrimi’nin ardından
Mısır’da ilk kez demokratik bir
seçim sonucunda devlet başkanlığı koltuğuna oturan Mursi’ye
bakıldığında ise temsil ettiği İslami kimlikten duyulan kuşkunun
aksine ‘dengeli bir dış politika (a
balanced foreign policy)’ izlemeye
çalışmıştır. İsrail ile olanlar da dâhil olmak üzere, tüm uluslararası
anlaşmalara sadık kalacağını söyleyen Mursi, hem uluslararası sistemdeki dengeleri hem de içerideki
kırılgan desteği iyi okumuş ve çok
yönlü bir siyaset arayışına girmiştir.
Mısır’ın çıkarlarını önceleyen bir
dış politika izleyeceğinin sinyallerini veren Mursi, bir yandan Çin
ve İran’a yönelik yeni bir yaklaşım
geliştirmeye çalışmış, diğer yandan
ABD ve Rusya ile de bağlarını koparmamaya özen göstermiştir. Aynı zamanda üç yıldır aralıksız olarak devam eden Suriye iç savaşına
çözüm bulmak adına Türkiye, Suudi Arabistan ve İran’la bir araya
gelen Mursi, bir barış inisiyatifi
başlatmak istemiştir. Ancak Mursi
döneminde, İsrail’in Gazze’ye saldırmasının ardından eski rejimin
Batı eksenli politikaları bağlamında bu ülkeye verilen zımni destek,
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
yerini Filistin’e verilen açık desteğe
bırakmıştır. Saldırıların ardından
hemen İsrail’i kınayan Mısır, büyükelçisini de ülkesine geri çağırmıştır. Tüm bu çabalarına rağmen
İslami kimlik, gerek ülke içinde gerekse uluslararası camiada yaşadığı
meşruiyet sorununu aşamamış ve
Mursi iktidarına 3 Temmuz darbesi ile son verilmiştir.
El-Sisi Dönemi Mısır Dış
Politikası
Abdülfettah El-Sisi döneminde
Mısır dış politikasına üç önemli
faktörün yön verdiği görülmektedir. Bunlardan ilki askeri bir darbeyle yönetimi ele geçiren rejimin
uluslararası arenadaki meşruiyet
arayışları, ikincisi ülkenin uzun
zamandır içinde olduğu ekonomik
bunalımdan kurtulma çabaları, sonuncusu ise Sisi’nin ilk açıklamalarında da dile getirdiği gibi Mısır’ın
tarihi misyonunu yeniden kazanma girişimleri ile Arap ve Afrika
bölgesinde ülkenin stratejik vizyonunun restorasyonu olmuştur.
Mısır’da yaşananları ‘darbe’ olarak nitelemekten kaçınan ülkeler
nezdinde zaten bir meşruluk sorunu yaşamayan Sisi, ekonomik
krizden çıkış yolları ararken de
gerek darbe öncesi gerekse darbe
sonrasında desteklerini esirgemeyen Körfez ülkelerinden finansal
açıdan büyük miktarda yardım almıştır. Sisi’nin iktidara geçmesini
‘tarihi bir gün’ olarak gören Suudi
Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Bahreyn, siyasal İslam tehdidi karşısında yeni
rejimin arkasında durmuştur.
Darbe sonrası dönemde dış politikada bahsi en çok geçen ülkelerin başında Libya gelmiştir. Zira
İslamcıların ülkede kontrolü ele
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
Abdülfettah el-Sisi
döneminde Mısır
dış politikasına üç
önemli faktörün yön
verdiği görülmektedir.
Bunlardan ilki askeri
bir darbeyle yönetimi
ele geçiren rejimin
uluslararası arenadaki
meşruiyet arayışları,
ikincisi ülkenin uzun
zamandır içinde
olduğu ekonomik
bunalımdan
kurtulma çabaları,
sonuncusu ise Sisi’nin
ilk açıklamalarında
da dile getirdiği
gibi Mısır’ın tarihi
misyonunu yeniden
kazanma girişimleri
ile Arap ve Afrika
bölgesinde ülkenin
stratejik vizyonunun
restorasyonu
olmuştur.
alması halinde, Libya’nın ulusal
güvenliği için bir tehdit olabileceğini düşünen Mısır, Halife Hafter’in teröre karşı mücadele adı
altında başlattığı Kerame (Onur)
Operasyonu’na destek vermekle
suçlanmış fakat bu iddiaları reddetmiştir.
ABD, Sisi’nin iktidara gelmesinin ardından “stratejik ortaklığımızı derinleştirmek ve iki
ülkenin paylaştığı ortak çıkarları
geliştirmek için Sisi ile çalışmayı
dört gözle bekliyoruz” şeklinde
yaptığı açıklama ile ilişkilerin seyrini de belirlemiştir. Ancak Sisi yönetimi tek bir güce bağımlı kalmak
yerine dış politika seçeneklerini artırmak adına Rusya ile üç milyar
dolarlık- Suudi Arabistan ve BAE
tarafından ödenecek- bir silah anlaşması yapmıştır.
Sonuç olarak, diğer geri kalmış
ülkelerde olduğu gibi ‘üst/birleştirici’ bir ulus kimliğinin oluşturulamadığı Mısır’da da iktidara gelen
her otoritenin, rejiminin çıkarlarıyla bağlantılı olarak alt kimlikleri ön plana çıkararak kendi kimlik
politikasını uygulamaya koyduğu
ve Mısır’ın siyasal vizyonunu daraltan bir strateji izlediği görülmüştür. Monarşi sonrası iktidara gelen
her üç rejimde de halk iradesinin
devlet bürokrasisine nüfuz etmesine izin verilmemiş, iktidarların
belirlediği kimlik politikalarının
topluma ve ülkenin dış politikasına yön verdiği görülmüştür. Mursi
döneminde ise izlenen çok boyutlu dış politikanın sonuç vermesine
izin verilmemiştir.
Bu bağlamda bundan sonraki
süreçte Mısır’ın içinde bulunduğu
çıkmazdan kurtulabilmesi için sahip olduğu farklı kimliklerin Mısır
dış politikasıyla bütünleştirilmesi
ve Müslüman Kardeşler gibi önemli bir siyasal aktörün diğer rejimlerde olduğu gibi meşru siyaset
sahnesinden dışlanmaması gerekmektedir. Zira söz konusu durum
yalnızca Mısır’da değil, tüm bölgede demokratik sistem içerisinde yer
alması gerekirken siyasal zeminden
dışlanan aktörlerin radikalize bir
kimliğe bürünmesine sebebiyet verecektir.
Araştırma Görevlisi, Uludağ Üniversitesi
51
Download

kimlik ve dış politika ekseninde mısır dış politikası