BÖLGESEL GELİŞMELER
MISIR:
LİBYA’DA VEKÂLET
SAVAŞINDAN ASKERİ
MÜDAHALEYE
Mısır dış politikasında uzun süredir varlığını koruyan geleneksel eğilimleri -ekonomik rant
kollama, Batı ile iyi ilişkiler ve bölgesel güvenlik- değişen iç dengeler nedeniyle rejim güvenliği çerçevesinde yeniden yorumlanmaktadır. Sonuç itibariyle güvenlik merkezli proaktif
ve agresif dış politikada Mısır dış politikasının üçlü sacayağı olan Afrika, Batı ve Ortadoğu ile
ilişkilerinde bir kısmı geleneksel dış politikada devamlılığı bir kısmı ise sapmayı işaret edebilecek çarpıcı yeni gelişmeler gözlenmektedir.
Nebahat TANRIVERDİ YAŞAR
M
ısır ordusu, 15 Şubat
2015 tarihinde 21 Kıpti vatandaşının Libya’da
IŞİD tarafından infaz edilmesinin
ardından 16 Şubat’ta ülkeye sınır
ötesi askeri hava operasyonları düzenlemeye başladı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah El-Sisi, vatandaşlarının infazının duyulmasının
ardından “misilleme hakkı ile insanlıktan yoksun bu katil ve suçluların cezalandırılması için uygun
göreceği metot ve zamanlama hakkını saklı tuttuğunu” açıklayarak
askeri operasyonu duyurdu. Böylece 1991 Körfez Savaşından itibaren
ilk defa ‘yasal’ olarak Mısır, sınırları
dışında askeri bir operasyon gerçekleştirdi.
Mısır 16 Şubat’ta Libya topraklarında hava saldırıları gerçekleştirmeye başlamış, saldırılar 17 Şubat’ta da devam etmiştir. Bu saldırılar kapsamında ülkenin doğusunda
yer alan ve IŞİD’in en etkin olduğu
şehir Derne hedef alınmıştır. Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri,
Mısır operasyonları sırasında Derne’de konuşlanan IŞİD’in eğitim ve
56
mühimmat deposu olarak kullandığı 10’dan fazla hedefi vurduğunu
açıkladı. Şükri açıklamasında Mısır’ın hedeflerinin kesin istihbarat
sonucu belirlendiğini ve IŞİD’in
Derne’deki kapasitesini sınırlandırmayı amaçladığını ifade etmiştir.
Mısır ve Tobruk meclisinden gelen açıklamalar, Mısır’ın Tobruk
meclisi ile ortak hareket ettiğini
göstermektedir.
Mısır, uzun bir süredir Libya’daki istikrarsızlığın ve radikal
grupların kendi sınır güvenliğini
tehdit ettiği, Sina’daki çatışmaları
körüklediği ve ülkesindeki silahlı
grupların Libya üzerinden savaşçı
ve silah elde ettiği yolundaki iddia
ve şikayetlerini dile getirmekteydi. Keza Mısır bir süredir Birleşik
Arap Emirlikleri ile birlikte Libya’da gizli bir şekilde hava operasyonları gerçekleştirdiği ve Tobruk
Temsilciler Meclisi’ne silah temin
ettiği yönündeki suçlamaların
odağındaydı. Bu suçlamalar, 2014
yılının Ağustos ayında ABD tarafından dile getirilmiş ve Mısır
tarafından reddedilmişti. Mısır’ın
Trablus’taki Milli Genel Kongre’yi
ve Ömer El-Hasi hükümetini tanımadığı ve Tobruk Temsilciler Meclisi ile Tobruk merkezli hükümetin
Başbakanı Abdülfettah El-Sisi’ye
destek verdiği görülmektedir.
İç Güvenlikten Bölgesel
Güvenliğe
Mısır’da 2011 Ocak ve Şubat aylarında sokağa çıkan; özgürlük,
adalet ve ekonomik fırsatlar talep
eden kitlelerin gündeminde Mısır’ın izlediği dış politikaya dair
ağır bir eleştiri ve değişim talebi yer almıyordu. Ancak 2012’de
Mursi’nin cumhurbaşkanı olması
ile birlikte olası dış politika değişimine yönelik beklenti ve öngörüler
artmıştır. Öte yandan Muhammed
Mursi’nin cumhurbaşkanlığı koltuğunda geçirdiği bir yıl boyunca Mısır dış politikası büyük bir
dönüşüme uğramamıştır. Ancak
2014 yılına gelindiğinde Mısır’ın
2011 öncesi siyasi elitleri, karar
alma mekanizmalarında kontrollerini tartışma götürmez bir şekilde
Mart-Nisan Cilt: 7 Sayı: 67
Mart-Nisan Cilt: 7 Sayı: 67
57
BÖLGESEL GELİŞMELER
Mısır, sınırları
içerisinde Müslüman
Kardeşlerin ekonomik,
sosyal ve siyasi
faaliyet alanlarına
yönelik uyguladığı
güvenlikçi iç
politikayı, dış politika
da ‘bölgesel güvenlik’
ekseninde yeniden
üretmektedir. Bu
bağlamda 3 Temmuz
sonrası süreçte Mısır,
bir yandan ABD ile
Avrupa ülkelerini
geleneksel ilişkiler
hattına, yani güvenlik
işbirliğine çekmeye
çalışmakta, diğer
yandan bölgede
Suudi Arabistan
ve Birleşik Arap
Emirlikleri’nden
aldığı destek ile
Müslüman Kardeşleri
çevrelemeye
çalışmaktadır.
yeniden tesis ettiklerinde Mısır dış
politikasında, beklenenin aksine,
değişim sinyalleri gözlenmeye başlanmıştır. Öte yandan bu değişim
sinyalleri, geleneksel Mısır dış politikasından köklü bir sapmayı değil,
iç siyasetteki güç mücadelesinin,
değişen dengelerin ve iç meselelerin uzamsal bir devamı niteliğini
taşımaktadır.
Mısır dış politikasında uzun süredir varlığını koruyan geleneksel
58
eğilimleri -ekonomik rant kollama,
Batı ile iyi ilişkiler ve bölgesel güvenlik- değişen iç dengeler nedeniyle rejim güvenliği çerçevesinde
yeniden yorumlanmaktadır. Sonuç
itibariyle güvenlik merkezli proaktif ve agresif dış politikada Mısır
dış politikasının üçlü sacayağı olan
Afrika, Batı ve Ortadoğu ile ilişkilerinde bir kısmı geleneksel dış
politikada devamlılığı bir kısmı ise
sapmayı işaret edebilecek çarpıcı
yeni gelişmeler gözlenmektedir.
Darbe sonrası Mısır dış politikası,
güç kullanımı tehdidinin artması nedeniyle dikkat çekicidir. Sabık cumhurbaşkanı Muhammed
Mursi’nin 3 Temmuz’da devrilmesinden itibaren ülkede yoğun
bir otoriter konsolidasyon başlamıştır. Bu çerçevede Mısır siyasi
elitleri daha agresif bir yaklaşımla
rejim güvenliğini ve tesis edilen
yeni güç dengesini korumayı hedeflemekte ve Mısır dış politikasını
da bu mücadelenin bir uzamı olarak kullanmaktadır. Mısır, sınırları
içerisinde Müslüman Kardeşlerin
ekonomik, sosyal ve siyasi faaliyet
alanlarına yönelik uyguladığı güvenlikçi iç politikayı, dış politika
da ‘bölgesel güvenlik’ ekseninde
yeniden üretmektedir. Bu bağlamda 3 Temmuz sonrası süreçte Mısır,
bir yandan ABD ile Avrupa ülkelerini geleneksel ilişkiler hattına,
yani güvenlik işbirliğine çekmeye
çalışmakta, diğer yandan bölgede
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap
Emirlikleri’nden aldığı destek ile
Müslüman Kardeşleri çevrelemeye
çalışmaktadır.
Eski Mısır Savunma Bakanı
ve Genelkurmay Başkanı Abdülfettah El-Sisi, 24 Temmuz 2013
tarihli konuşmasında 3 Temmuz
darbesi sonrası ülkeyi saran darbe
karşıtı eylemlerin sert bir şekilde
bastırılacağının sinyallerini vermiş
ve Müslüman Kardeşleri bir ‘ulusal
güvenlik tehdidi’ olarak ilan etmiştir. Mısır ordusunun, Müslüman
Kardeşlerin devam ettirdiği gösterileri terör ve şiddet eylemi olarak
gördüğünü açıklamasının ardından
da geçici hükümet Aralık 2013’te
Müslüman Kardeşler Hareketini
terör örgütü ilan etmiştir. Böylece
Mısır’da rejim elitleri, 2011 itibari
ile siyasal alanda kendine daha geniş yer açan ve karar alma mekanizmalarına dâhil olan Müslüman
Kardeşleri 2013 darbesi ile elimine
etmekle kalmamış, ülkedeki mevcudiyeti rejime karşı bir tehdit olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle de
24 Temmuz 2013 tarihi itibari ile
fiilen, Aralık 2013 tarihi itibari ile
de yasal olarak rejim, Müslüman
Kardeşlerin ülke içindeki sosyal,
ekonomik ve siyasi faaliyetlerine
son vermek amacıyla geniş çaplı
operasyonlar başlatmıştır. Bu çerçevede Müslüman Kardeşler hareketinin orta ve üst düzey üyeleri
tutuklanmış, tutuklanmayan üyeleri ya ülke dışına çıkmış ya da gizlenmeye başlamış, üyelere ait mal
varlıkları dondurulmuş, harekete
bağlı faaliyet gösteren okul, hastane ve yardım kuruluşları devlet
eliyle rejime bağlı sivil toplum örgütlerine devredilmiştir.
Rejim tarafından kabul edilen
bu iç politika, dış politikada uzamsal olarak devam etmiştir. 2011
sonrası devam eden elitler arası güç
mücadelesinin, fiilen 3 Temmuz
darbesiyle ve yasal olarak da 2014
anayasasıyla rejimin siyasi elitleri
lehine sonlandırılmasına rağmen
Mısır’da bu yeni düzen, henüz tüm
boyutlarıyla konsolide edilmemiştir. Bu nedenle de rejimin siyasi
elitleri, elitler arasında kurulan bu
yeni dengenin hem Mısır içindeki
Mart-Nisan Cilt: 7 Sayı: 67
aktörler hem de uluslararası aktörler tarafından kabul edilmesi için
güvenlik merkezli proaktif ve agresif bir dış politika hattına kaymıştır.
Mısır’ın Libya’da Cephe Açma
Çabası
Mısır, Libya’da Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’ne destek vermekte ve
Müslüman Kardeşlerin etkin olduğu Trablus’taki Milli Genel Kongre’yi ve Ömer El-Hasi hükümetini
tanımamaktadır. 16 Şubat’ta başlayan askeri operasyonlara kadar
Mısır yetkilileri Libya’ya yönelik
açıklamalarında sınır güvenliği ve
Libya’nın toprak bütünlüğü hususlarının altını çizmekteydi. Öte
yandan Mısır’ın Libya’da gizli olarak operasyon gerçekleştirmesine
yönelik iddialara cevaben General
Hafter, Mısır’ın Libya’da operasyon yaptığını reddetmiştir. Ancak Hafter, Mayıs 2014’ten beri
gerçekleştirdikleri operasyonların
Mısır tarafından memnuniyetle
karşılandığı ve istedikleri takdirde
Mısır’ın Libya’daki operasyonlara
katılacağını açıklamıştır. Öte yandan Mısırlı yetkililer, Mısır’ın Libya’daki askeri çatışmaya doğrudan
bir taraf olarak dâhil olmayacağını,
bunun yerine güvenlik ve istikrarın
sağlanması için talep edilirse destek
ve tavsiye verebileceklerini ancak
Libya’ya Arap inisiyatifi ile uluslararası müdahaleye ihtiyaç duyulabileceğini dile getirmekteydiler.
Mısır, ilk aşamada BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı
ile Libya’da uluslararası bir askeri
müdahalenin başını çekmek istemekteydi. Ancak ABD ve önde gelen Batılı devletlerin askeri
müdahale yerine siyasi çözüme
öncelik vermeleri üzerine Mısır,
Mart-Nisan Cilt: 7 Sayı: 67
Libya konusundaki politikasında
değişikliğe gitmiştir. Bu açıklamaların ardından gerçekleşen BMGK
toplantısı sırasında Mısır, Libya’da
IŞİD’e karşı uluslararası askeri bir
müdahaleye yönelik teklifini geri
çektiğini açıkladı. Buna paralel
olarak BMGK toplantısı sırasında
Libya’daki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Hükümeti, BM’den
2011 tarihli BMGK kararından
(Karar No: 1973) itibaren uygulanan silah ambargosunu kaldırmasını talep etti. Libya Tobruk Temsilciler Meclisi Hükümeti Dışişleri
Bakanı Muhammed Ed-Dair, BMGK Libya toplantısında, ordunun
kapasitesinin arttırılması için uluslararası toplumdan destek isterken,
Mısır’dan Ensar el-Şeria ve IŞİD
ile mücadelede yardım almaya devam edeceklerini ifade etti. Bunun
yanı sıra BMGK’da görüşülmek
üzere Arap devletlerini temsilen
Ürdün’ün Libya’ya ilişkin bir tasarıyı BMGK’ya sunacağı açıklandı.
Ürdün’ün sunacağı tasarının taslağında, hükümet karşıtı muhaliflere
deniz yoluyla silah ulaştırılmasına
ambargo uygulanması, bu ambargonun uygulanmasını kontrol
edecek bir komisyonun kurulması
ve Libya Tobruk Temsilciler Meclisi’ne bağlı ordunun kapasitesinin
arttırılması için 2011’den itibaren
uygulanan silah ambargosunun
kaldırılması yer almakta. Ayrıca
taslak tasarıda “Trablus’taki milis
güçlerin çekilmesi ve uluslararası
olarak tanınan Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nin başkent Trablus’a
geri dönmesine müsaade edilmesi”
ifadeleri yer almaktadır. Henüz kesin bir tarih açıklanmamış olsa da
tasarının 20 Şubat 2015 günü görüşülebileceği ifade edilmektedir.
Libya’nın coğrafi konumundan
ötürü Avrupa’ya daha yakın olması,
Avrupa ülkeleri tarafından gelişmelerin ‘yakın’ tehdit olarak kabul
edilmesine neden olmaktadır. BM
Libya Özel Temsilcisi Bernardino
Leon’un “Libya’da durumun yakın
zamanda Irak ve Suriye’de şahit olduğumuz kadar kötüye gitme potansiyeli bulunmaktadır. Libya’nın
farkı, Avrupa’dan birkaç mil uzakta
olması” sözleri, bu bakış açısının
doğrudan ve resmi bir ağızdan seslendirilmesidir. Keza Mısır da Avrupa’nın bu hassasiyeti üzerinden
hareket ederek Avrupalı devletlerden destek almaya çalışmaktadır.
Mısır’ın İngiltere Büyükelçisi Nasır
Kemal’in Sirte ve İtalya arasındaki
uzaklığın sadece 300 km olduğunu dile getirmesi, Avrupa’ya mülteci botlarının akmaya başladığını
ve ilerde bu botların ‘teröristlerle’
dolup taşacağını söylemesi, Mısır’ın Avrupalı devletlerden destek
almak için kullandığı söylemin Avrupa’nın güvenliği üzerine kurulu
olduğuna işaret etmektedir. Ancak şimdilik ABD ve Avrupa’nın
önde gelen devletlerinin askeri
operasyon yerine siyasi çözüme
öncelik verme yönündeki kararları, Mısır’ın geri adım atmasına
neden olmuştur. O nedenle Mısır,
Tobruk’taki Temsilciler Meclisi ve
bu meclise bağlı orduların güçlendirilmesine yönelik politikalarına
ağırlık verecektir. Bu nedenle, BM
tarafından yürütülen ve Trablus ile
Tobruk’u uzlaştırmayı hedefleyen
görüşmelerin olumlu sonuçlanması da zora girecektir. 16 Şubat hava
operasyonları ile birlikte Mısır’ın
da dâhil olduğu ve Libya topraklarında devam eden vekâlet savaşı
artık açık bir savaşa dönüşmüştür.
Bundan sonraki gelişmeler hem
Libya’nın hem de bölgenin geleceğini doğrudan etkileyecektir.
Araştırma Asistanı, ORSAM
59
Download

LBYA`DA VEKLET SAVAINDAN ASKER MDAHALEYE.pdf