SURİYE
B
eşar Esad rejimine sağladığı
siyasi, ekonomik ve askeri
desteğin yanı sıra, geleneksel olarak Ortadoğu’da ABD’ye
karşı bir jeopolitik denge unsuru
olarak görülmesi nedeniyle Rusya,
dördüncü yılına giren Suriye iç savaşında oldukça önemli bir aktör
olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim bu durum, geçtiğimiz yılın
başında Esad rejimi ile muhalifleri
uzlaştırmayı amaçlayan Cenevre-2
toplantısının düzenlenmesi sürecinde de bir kez daha teyit edilmiştir.
Rusya ve ABD’nin ortak gayretlerine rağmen Cenevre-2 görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ertesinde Suriye meselesi tüm
32
taraflar için giderek daha karmaşık bir hal almıştır. Özellikle IŞİD
tehdidi bölgedeki tüm siyasi dengeleri değiştirmiş durumdadır. Bu
bakımdan Rusya’nın son dönemde
Suriye konusunda yeniden ağırlığını hissettirme çabası içine girmesi
şaşırtıcı olmamıştır. Bu çabanın en
önemli yansıması ise Suriye’de savaşan tarafların Putin yönetiminin
girişimiyle Cenevre-2’den yaklaşık
bir sene sonra 26-29 Ocak 2015
tarihlerinde Moskova’da bir araya
getirilmesi olmuştur.
Rusya’nın Suriye’ye ilişkin bu
yeni diplomatik hamlesinin tam
olarak ne anlama geldiğiyle ilgili olarak iki yorumun öne çıktığı
söylenebilir. Bazı uzmanlar Putin
yönetiminin esas amacının Cenevre-2 sürecinin başarısızlığa uğramasından sonra Suriye’ye ilişkin
kararsız tavrı nedeniyle eleştirilen
ABD’den rol çalmak olduğunu
iddia etmişlerdir. Bu yoruma göre Rusya, BM’nin Suriye’deki özel
temsilcisi Staffan De Mistura’nın
geçtiğimiz aylarda gündeme getirdiği ve Halep’ten başlamak üzere
yerel düzeyde ateşkes ilanını öngören planını destekleyici mahiyetteki bir toplantıya ev sahipliği
yaparak Ortadoğu’daki diplomatik nüfuzunu sergilemek istemiştir.
Bu şekilde Putin yönetiminin ayrıca Ukrayna ve Kırım’da yaşanan
Mart-Nisan Cilt: 7 Sayı: 67
RUSYA’NIN YENİ
SURİYE HAMLESİ NE
ANLAMA GELİYOR?
Rusya ve ABD’nin ortak gayretlerine rağmen Cenevre-2
görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ertesinde
Suriye meselesi tüm taraflar için giderek daha karmaşık
bir hal almıştır. Özellikle IŞİD tehdidi bölgedeki tüm siyasi dengeleri değiştirmiş durumdadır. Bu bakımdan Rusya’nın son dönemde Suriye konusunda yeniden ağırlığını
hissettirme çabası içine girmesi şaşırtıcı olmamıştır. Bu çabanın en önemli yansıması ise Suriye’de savaşan tarafların
Putin yönetiminin girişimiyle Cenevre-2’den yaklaşık bir
sene sonra 26-29 Ocak 2015 tarihlerinde Moskova’da bir
araya getirilmesi olmuştur.
Emre ERŞEN
gelişmelere karşı Batı dünyasından
yükselen tepkiler ve ekonomik
yaptırımlar karşısında da bir manevra alanı kazanmayı amaçladığı
söylenebilir.
Diğer bir yoruma göre ise Rusya’nın Suriye meselesinde inisiyatifi ele almak istemesinin ardında
tepkisel ve savunmacı dürtüler yatmaktadır. Zira 2014 yılı içinde Irak
ve Suriye’de oldukça geniş bir alanı
kontrol etmeye başlayan IŞİD’e karşı ABD önderliğinde kurulan uluslararası koalisyonun bölgede artan
faaliyetleri Moskova’yı rahatsız etmektedir. Bu bağlamda Putin yönetiminin IŞİD tehdidinin bertaraf
edilmesi durumunda sıranın nihai
olarak Esad rejimine ve dolayısıyla
Mart-Nisan Cilt: 7 Sayı: 67
Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına darbe vurulmasına geleceğini düşündüğü için böyle bir toplantı fikrini
ortaya attığı iddia edilmektedir.
Rus yetkililer ise en baştan beri bu iddialara karşı çıkmakta ve
Moskova toplantısının en önemli
hedefinin Cenevre-2 sürecini yeniden canlandırarak De Mistura’nın
arabuluculuk çabalarına katkı sağlamak olduğunu söylemektedirler.
Her ne kadar Moskova’nın hâlihazırda Esad rejiminin en önemli
destekçilerinden birisi olması nedeniyle bu toplantıdan çok önemli bir sonuç çıkmamışsa da ABD,
BM ve AB dâhil hiçbir uluslararası
aktörün Rusya’nın bu diplomatik
girişimine karşı çıkmadığının da
altını çizmek gerekir. Bu anlamda
Moskova’da yapılan Suriye toplantısı, aynı zamanda IŞİD sonrasında
Ortadoğu’da hızla değişen bölgesel
dengelerle ilgili de önemli ipuçları
sunmaktadır.
Cenevre-2’den Moskova’ya
ABD ve Rusya’nın ortak girişimleri
sonucunda gerçekleşen ve büyük
beklentilerle yola çıkılmasına rağmen başarısızlığa uğrayan Cenevre-2 toplantısının ardından Putin
yönetimi ilk olarak 2014 yılının
Kasım ayında sürecin yeniden canlandırılması için girişimlerde bulunacağının ipuçlarını vermiştir. Nitekim aynı ay Suriye muhalefetinin
33
SURİYE
14 Ocak’ta Cenevre’de
De Mistura ile görüşen
ABD Dışişleri Bakanı
John Kerry’nin bu
görüşme öncesinde
Rusya’nın girişiminin
“yararlı olmasını”
umduğunu söylemesi,
henüz birkaç ay
öncesine kadar
Esad’ın yer aldığı bir
hükümetle yola devam
etmenin mümkün
olmadığını savunan
Washington’un artık
Esad’ın da dâhil
olduğu bir çözümü
dışlamadığı şeklinde
yorumlanmıştır.
önde gelen isimlerinden Ahmed
Muaz Hatib Moskova’yı ziyaret
ederek çeşitli temaslarda bulunmuştur. Bu ziyaretin hemen ardından ise bu sefer Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim Soçi de Putin
ve Lavrov ile görüşmüştür.
Rusya’nın Suriye konusundaki
yeni girişimi, Aralık ayında daha
da netlik kazanmaya başlamıştır.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı
ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Mihail Bogdanov 7 Aralık’ta İstanbul’da
Suriye Muhalif ve Devrimciler Koalisyonu (SMDK) Başkanı Hadi
Bahra ile görüşmüştür. Bogdanov
ayrıca Lübnan’da bulunan Suriyeli
muhaliflerle de benzer görüşmeler
yaparak Suriye’ye geçmiş ve Esad’la
bir araya gelmiştir. Bu temasların ertesinde Rusya’nın Esad’ın
da onayıyla 26-29 Ocak tarihleri
34
arasında Moskova’da bir toplantıya
ev sahipliği yapacağı açıklanmıştır.
Prensip olarak “tarafların resmi
olmayan bir ortamda kendi görüş
ve önerilerini karşılıklı olarak dile getirmesi” amacıyla düzenlenen
Moskova toplantısı diğer ülkelerden de belirli oranda destek görmüştür. Son dönemde IŞİD’le mücadeleyi Suriye stratejisinin merkezine yerleştiren Obama yönetiminin Rusya ile yaşanan Ukrayna ve
Kırım gerginliğine rağmen bu toplantıya yeşil ışık yakması bu bakımdan oldukça önemlidir. Nitekim
14 Ocak’ta Cenevre’de De Mistura
ile görüşen ABD Dışişleri Bakanı
John Kerry’nin bu görüşme öncesinde Rusya’nın girişiminin “yararlı olmasını” umduğunu söylemesi, henüz birkaç ay öncesine kadar
Esad’ın yer aldığı bir hükümetle
yola devam etmenin mümkün olmadığını savunan Washington’un
artık Esad’ın da dâhil olduğu bir
çözümü dışlamadığı şeklinde yorumlanmıştır.
Moskova toplantısının aynı zamanda Suriye krizinin çözümüne
ilişkin olarak son dönemde gündeme getirilen yeni plan ve önerilerin
tartışılması açısından da önemli olduğunu söylemek mümkündür. Bu
kapsamda özellikle De Mistura’nın
Kasım ayında gündeme getirdiği ve
Suriye içinde başta Halep olmak
üzere savaştan arındırılmış bölgeler kurulmasını esas alan önerisinin
ABD ve AB kadar Rusya tarafından da destek gördüğüne özellikle
dikkat çekmek gerekir. Moskova
toplantısından hemen önce yine
Ocak ayı içinde Kahire’de bir araya gelen Suriyeli muhalif grupların
temsilcileri ise Cenevre süreci ve
BM kararları doğrultusunda siyasi çözümün önemini teyit eden
bir bildiri yayınlamışlardır. Öte
yandan bölgenin iki önemli ülkesi Türkiye ve İran da Moskova’da
yeni bir süreç başlatılmasını faydalı bulduklarını açıklamışlardır.
Tüm bu gelişmeler, gerek bölgesel gerekse uluslararası bağlamda
Rusya’nın Suriye konusundaki yeni diplomatik hamlesinin önemini
arttırmıştır.
Moskova’da Ne Konuşuldu?
30’dan fazla temsilcinin katıldığı
ve Dışişleri Bakanlığı’nın konukevinde yapılan Moskova görüşmeleri basına kapalı iki tur şeklinde
gerçekleşmiştir. 26-27 Ocak tarihlerinde muhalefet temsilcilerinin
kendi aralarında yaptıkları toplantılardan sonra 28-29 Ocak’ta Suriye’nin BM temsilcisi Beşar Caferi
başkanlığındaki heyetle görüşmeler
başlamıştır. Rusya Bilimler Akademisi’nden Vitali Naumkin’in moderatörlüğünde gerçekleşen görüşmelerin bir kısmında Dışişleri Bakanı Lavrov da hazır bulunmuştur.
Muhalefet ve rejim temsilcileri
arasında yapılan görüşmeler sonucunda üzerinde uzlaşmaya varılan
‘Moskova Prensipleri’ ise dört konuya vurgu yapmaktadır: insani yardımların Suriye’nin bütün
bölgelerine ulaştırılması, Suriye’ye
karşı uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması, İsrail’in Suriye ve Lübnan’a karşı saldırgan eylemlerinin kınanması ve Suriye’ye
dış müdahalenin önlenmesi. Daha
önceki toplantıların tıkanmasına
yol açan ‘Esad’sız çözüm’ konusunun ise Moskova’da hiç gündeme
gelmediği anlaşılmaktadır.
Esad’ın da bizzat ifade ettiği
gibi Moskova’da gerçekleşen görüşmelerin amacı, aslında nihai
bir çözüme ulaşmak değil, rejim
ile muhalifler arasındaki sorunların
yeniden ele alınacağı kapsamlı bir
konferansın düzenlenmesine vesile
Mart-Nisan Cilt: 7 Sayı: 67
olmaktır. Bu anlamda Moskova’da
alınan kararların Suriye krizinin
çözümüne çok önemli bir katkı yapacağını söylemek güçtür. Nitekim
toplantılarda moderatörlük görevini üstlenen Naumkin de yaptığı
basın toplantısında Moskova sürecinin devam edip etmeyeceğinin
henüz belli olmadığını ifade etmiş
ve bu aşamada tarafların kavga etmeden bir masa etrafında bir araya
gelip konuşmalarının bile başarı sayılması gerektiğini söylemiştir.
Moskova toplantısının başarıya ulaşmasını sınırlayan bir diğer
önemli unsur ise Suriye’de Esad
rejimine karşı mücadele eden çok
önemli muhalefet temsilcilerinin
bu toplantıya katılmamış olmalarıdır. Her ne kadar Suriye’deki
muhalif gruplar arasındaki mevcut
ihtilafları daha fazla tırmandırmamak adına Rusya tarafından örgütler yerine kişilere davetiye gönderilmişse de bu davetiyelerde müzakere edilecek herhangi bir plan
veya maddenin yer almaması pek
çok temsilcinin tepkisini çekmiştir.
Moskova görüşmelerine Suriye
muhalefetinin en önemli kanadını
oluşturan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu
(SMDK)’nun temsilci göndermediğine özellikle dikkat çekmek gerekir. Nitekim Ocak ayında seçilen
SMDK’nın yeni başkanı Halid Hoca, gündemlerinde Esad rejimiyle
diyalogun bulunmadığını söyleyerek toplantıya katılmayacaklarını
açıklamıştır. Daha önce Rus yetkililerle görüşerek bir anlamda sürecin başlamasına vesile olan Ahmed
Muaz Hatib ise sonradan Moskova
toplantısına katılmama kararı almıştır. Bu açıdan Moskova görüşmelerine katılan muhalefet temsilcilerinin birçoğunun Esad rejimi
tarafından tanınan isimler olduğu
görülmektedir. Bu durum da ister
istemez görüşmelerin tarafsızlık
Mart-Nisan Cilt: 7 Sayı: 67
iddiasına gölge düşürerek sürecin
başarıya ulaşmasını önemli ölçüde
engellemiştir.
Moskova Görüşmeleri Rusya
İçin Yeni Bir Fırsat mı?
Rusya’nın arabuluculuğunda Moskova’da düzenlenen Suriye görüşmelerinde tartışılan konuların ve
alınan kararların oldukça muğlak
olduğu ve bu anlamda Esad rejimiyle muhalifler arasındaki derin
ihtilafların çözümünde çok önemli bir mesafe alınmasına vesile olamadığı görülmektedir. Moskova’da
başlayan sürecin devam edip etmeyeceğinin henüz belli olmaması ve
görüşmelerde Suriye muhalefetinin
önemli aktörlerinin yer almaması
da Rusya’nın bu yeni diplomatik
hamlesinin sonuç vermesini güçleştirmiştir.
Buna karşın Moskova’nın Beşar Esad rejimi üzerindeki etkisinin hala oldukça güçlü olduğunu
unutmamak gerekir. Son dönemde
ise Obama yönetiminin IŞİD tehdidi karşısında Suriye’de ‘Esad’lı
çözümü’ artık dışlamayabileceğine yönelik iddiaların güç kazandığı görülmektedir. Bu bağlamda
özellikle Putin’in Suriye meselesine
ilişkin olarak öteden beri savunduğu “Esad giderse radikal İslamcı teröristler gelir” tezi de göz önünde
bulundurulduğunda, Moskova ve
Washington’un Suriye’de IŞİD’le
mücadeleyi öne çıkaran yeni bir
anlayış birliğine ulaşmaları söz konusu olabilir. Nitekim geçtiğimiz
günlerde Moskova’nın girişimiyle
IŞİD’in mali kaynaklarını kısıtlamak için BM Güvenlik Konseyi
gündemine getirilen karar tasarısının ABD’nin de desteğiyle oybirliğiyle kabul edilmesi oldukça
anlamlıdır.
Esad’ın da bizzat ifade
ettiği gibi Moskova’da
gerçekleşen
görüşmelerin amacı,
aslında nihai bir
çözüme ulaşmak
değil, rejim ile
muhalifler arasındaki
sorunların yeniden
ele alınacağı kapsamlı
bir konferansın
düzenlenmesine
vesile olmaktır. Bu
anlamda Moskova’da
alınan kararların Suriye
krizinin çözümüne
çok önemli bir katkı
yapacağını söylemek
güçtür.
Buna karşın Moskova’daki Suriye toplantısının, Ukrayna ve Kırım’da yaşanan gelişmelere bağlı
olarak son dönemde uluslararası
imajı giderek kötüleşen Rusya’nın
bölgesel çatışmaların çözümü ve
kriz yönetimi konularında oynayabileceği yapıcı rolün vurgulanması
bakımından Putin yönetimine yeni bir fırsat sunduğu söylenebilir.
Nitekim Şubat ayı içinde Minsk’te
Ukrayna’ya ilişkin olarak imzalanan ateşkes anlaşması sürecinde de
Rusya’nın benzer bir rol oynamaya
çalıştığı görülmektedir. Bu açıdan
özellikle Suriye meselesinin giderek
katlanılmaz bir hale dönüşen insani kriz boyutunun çözüme kavuşturulmasında Rusya’nın belirgin
bir katkı yapabileceğinin göz ardı
edilmemesi gerekir.
Yrd. Doç. Dr., Marmara
Üniversitesi
35
Download

32 Beşar Esad rejimine sağladığı siyasi, ekonomik ve