SEMPOZYUM TEBLİĞİ / Prof. Dr. Amina Siljak JESENKOVİÇ
Saraybosna Ünviversitesi Öğretim Üyesi
Hulûsî-i Dârendevî Dîvânı’nda
Aşk Mesnevîlerinin
Unsurları
“Dîvân-ı Hulûsi’de en çok göndermenin bulunduğu, Arap halk
hikâyesinden Nizâmî-i Gencevî’nin kalemiyle mesnevî şekline giren
ve birçok Osmanlı şairi tarafından işlenen, halk edebiyatından
gölge oyununa kadar, Âzerî operasından filme kadar vazgeçilmez
bir konu olan Leylâ ile Mecnûn hikâyesidir. ”
14 HAZİRAN 2014
K
lasik Türk edebiyatının, Dîvân edebiyatının veya daha geniş bir ifadeyle Arapça, Farsça, Osmanlıca, Urduca yazılmış
Klasik İslâm Dünyası edebiyatının kaynakları
malumdur. Bunların arasında Kur’ân ve hadisten başlayarak, önceki kitaplara dayanan
ve Âdem Peygamber’den ilk yaratılmış ve son
gönderilen Fahr-i Âlem’e kadar Yaratan’ın in-
aşk mesnevîlerinin unsurlarını arayıp onun açısından da bu hikâyeleri anlamaya çalışmaktır.
Dîvânı’nı okuduğumuzda Hulûsi Efendi
(k.s.)’nin iki kahramanlı aşk mesnevîlerinin konuları arasından beşine gönderme yaptığını
tesbit ettik. Hikâyelerin kaynakları hem mekân
hem zaman olarak farklıdır: Dîvân-i Hulûsi’de
sanlara gönderdiği kitaplar ve elçilerin sürek-
en çok göndermenin bulunduğu, Arap halk
liliğini gösteren peygamberler ve geçmiş me-
hikâyesinden Nizâmî-i Gencevî’nin kalemiyle
deniyetlere ait menkıbeler üzerinden, tasavvuf
mesnevî şekline giren ve birçok Osmanlı şairi
öğretileri, evliyâ ve mutasavvıf menkıbeleri,
tarafından işlenen, halk edebiyatından gölge
Firdevsî’nin Şehname’si ve yerel halk hikâyeleri
oyununa kadar, Âzerî operasından filme kadar
yer almaktadır. Tabii bizim anlatmak istediği-
vazgeçilmez bir konu olan Leylâ ile Mecnûn1
miz Dîvân edebiyatının dayandığı ve edebî
hikâyesidir. Aşağıda göstereceğimiz gibi Hulûsi
metinlerin içerisinde çeşitli söz sanatları ara-
Hazretleri birçok yerde Mecnûn’la özdeşleşiyor,
cılığıyla, 20. yüzyılın mutasavvıfı olan Hulûsi
çeşitli hal ve tavrını kendisine yakıştırıyor. Bu
Darendevî Hazretlerinin faydalanarak kendi
Mesnevî hikâyesinden istifade ederek, hakiki
zihninde ilişki kurduğu bu kaynaklar arasında
aşkın manifestosunu da söylüyor:
somuncubaba 15
Zihî şol pâdişâh-ı aşk olan Mecnûn hevân ile
Görüp Leylâ-yı hüsnün kendini sahrâya salmışdır
veya:
Sen düşürdün n’eyleyeyim feryad ü vâveylâlara
Sabrı yok ârâmı yok emsâli yok sevdâlara
Âhiri Mecnûn-veş koydun beni sahrâlara
Sevdiğim bilmen mi kim hicrinle hâlim
n’olduğun
Güzelliğe şahit olduktan sonra kölesi olunur:
Aşkdır Mecnûn’a kûh u sahrâyı gezdiren
Aşkdır Leylâ’ya hüsnüne i’tibâr eder
veya:
Prof. Dr. Amina Siljak JESENKOVİÇ
Saraybosna Ünviversitesi Öğretim Üyesi
Ana Mecnûn derler ki ezber etmiş
Dilinde her nefes evrâd-ı Leylâ
Gözü yarın cemâlin manzar etmiş
Şuhûdu şâhidi irşâdı Leylâ
……
Hulûsi yâr olup gayrı unut kim
Kala ortada ancak adı Leylâ
Mecnûn’un gamını yaşama derecesine yükselen zat tabii ki bu tecrübenin değerini bilmektedir:
Mevlâ da yâr-ı Mecnûn Leylâ da yâr-ı Mecnûn
Sahrâ da yâr-ı Mecnûn gezdikçe gam berâber
Bundan dolayı hastalığından da kurtulmayı
talep etmez:
Mecnûn gibi giriftâr-ı derd-i aşkım ey Leylâ
Duâ kıl ki ermeye nâgehân bir devâ bana
Kendini rûhânî âlemin mecâzı olan sahrâlara
salmış Mecnûn, Hulûsi Efendi’nin zihninde
pâdişâh-ı aşk ki, Leylâ’nın güzelliğine şâhit olmaya kadar şanslıdır:
16 HAZİRAN 2014
Deldirir dağları Şîrîn-leb ile Ferhâd’a
Aklı Mecnûn olanın kâkül-i Leylâ’da kalır
veya:
Gezdirir Mecnûn’a kûh u sahrâyı
Boynunda kâkül-i Leylâ olursa
Güzellik göründükten sonra görenin değer
standartları farklı oluyor:
Leylâ gözünü sürmelese gül ruhu Mecnûn
Leylâsına meftûn
Her hâr-ı mugaylân görünür ravza-i Cennet
Ağyâra ne minnet
Farklı bakış açısı sadece zâhire bakan ve
zâhiri görebilenler arasında akıldan yoksunluk
olarak görülmektedir.
Deme Mecnûn’a Leylâ yüzünden düşdü
sahrâya
Anın ............ aklı hep zâildi görmüşdüm
Ey Leylâ senin Mecnûn’un oldum
Dağıldı aklım dîvâneler tek
Dîdârına meftûn kılan cânı sana medyûn kılan
Aklım alıp Mecnûn kılan ebrûların gîsûların
Ben figân-ı aşkın Mecnûn’u oldum
Sen melek-sîmânın meftûnu oldum
Hulûsi Efendi’nin Mecnûn’la özdeşleşmesi
şu beyitlerden de anlaşılıyor:
Mecnûn Hulûsî’ye vefâ kim ede Leylâ
Mahzûn Hulûsî’ye cefâ kim ede Leylâ
Medyûn Hulûsî’ye eza kim ede Leylâ
Mağbûn Hulûsî’ye safâ kim ede Leylâ
Talan ola varlık gide can yâr ola cânân
N’itdim n’ideyim n’oldu bakın âlem-i ebdân
Yusuf ve Züleyhâ Kıssası
İkinci sırada Kur’an’daki ‘Ahsenu’l-kasas’ olarak bilinen Yûsuf Sûresiyle geçmiş kitaplara ve
sözlü geleneğe dayanan ve mesnevî şeklinde bazı Orta Asya, Anadolu ve Balkan şairleri
tarafından, Farsça ve Türkçe işlenen Yûsuf ve
Züleyhâ2 hikâyesidir. Bu mesnevî hikâyelerinde
Yûsuf ile Züleyhâ ilişkisiyle birlikte hemen hemen aynı derecede önemli baba ile oğul ilişkisi,
yani Ya’kûb Peygamber ile Yûsuf Peygamber arasındaki aşk ve hasret incelenmektedir. Yine de
Yûsuf ile Züleyhâ başlıklı mesnevî hikâyelerinde
ikinci sırada incelenen ilişkiler kardeşler arasındaki ilişkilerdir; duygulara gelince sevgi, hasret,
kıskançlık, sabır, sadâkat, dürüstlük, adalet, hırs
gibi duygular, bunların etkisinde ortaya çıkan
davranışlar ve kahramanların iç mücâdelesi ön
planda tutulmaktadır. Yûsuf Sûresiyle Yûsuf ile
Züleyhâ hikâyesine telmih ve diğer göndermelerin bulunduğu birçok eserde de olduğu gibi
Hulûsi Efendi’nin Dîvânı’nda daha çok ‘iki seçilmiş’ veya ‘iki olgun’ kişiye, yani Ya’kûb ile Yûsuf
arasındaki ilişkiye değiniliyor.
Çık artık Beytü’l-Hazen’den Ya’kûb
Gör ki Yûsuf-ı Ken’ân’ın âmed
Gönülden çıkdı âlem dîdeden gayra nazar gelmez
Perîşân oldu Ya’kûb Yûsuf’undan bir haber
gelmez
Ya’kûb-veş âh eylerim Yûsuf benimle yâr iken
Ben dürüyüm Ken’ân’ımın Ken’ân benimle
kân imiş
Yûsuf’un şevk-i visâliyle müdâm
Cennet olur Ya’kûb’a Beytü’l-Hazen
Üçüncü sırada Firdevsî’nin Şehnâme’sini
kaynak olarak alan ve yine de mesnevî şeklinde Husrev ile Şîrîn veya Ferhâd ile Şîrîn3 başlığı
altında birçok şair tarafından işlenen, Leylâ ile
Mecnûn hikâyesi gibi Anadolu’da halk hikâyesi
somuncubaba 17
ve Karagöz faslı olarak rastlanan Ferhâd ile
Şîrîn hikâyesine de göndermeler bulunmaktadır. Diğer Dîvân edebiyatı ve mutasavvıf şairlerin eserlerinde de görüldüğü gibi âşık olan
şair Ferhâd’la özdeşleşiyor ve birçok şiirde
Ferhâd, Mecnûn’la birlikte anılıyor. Âşık olup
vuslata erişemeyince kendini sahrâlara salıveren Mecnûn’un en belirgin özelliği teslîmiyettir.
Ferhâd’ın sanatkârlığı ve hedefine ulaşmak arzusuyla imkânsız olarak görünen işini yapma
gayretlerinden dolayı bu iki kahramanın bir
arada anılması mâkûldür.
Ferhâd özünde âteş-i sûzân
Şîrîn sözünde dür-feşân-ı aşk
Ferhâd ne için deldi kayaları Şîrîn’e yol edip
Vâmık için Azrâ’sına oldu zebûn
Dördüncü sıradaki, ilk olarak Sâsânî döneminde 1040’ta Unsurî tarafından Pahlevîce olarak yazılmış ve daha sonra da Türk edebiyatında
Behiştî, Muîdî, Kubûrîzâde ve Lâmiî Çelebi’ye
ait birer Vâmık ile Azrâ4 mesnevîsidir. Beşinci
sırada ise sadece bir kere anılan ve sahip-köle
ilişkisini ele alan Mahmûd ile Ayaz hikâyesidir.5
Nice yıl firkatin nârıyla kan yaş akıtan Vâmık
Verip seylâba Azrâ özrünü deryâya salmışdır
Aşkdır Vâmık’ı gark-ı eşk-i hûn eden
Aşkdır Azrâ’nın râzını halka âşikâr eder
Hulûsi’ya hoş görür özün Hakk’a tapşurur
Hakîkatde bir görür Mahmûd u Ayaz ile
Bu câmiada aşk mesnevîleri olarak adlandırdığımız eserlerin konusu olan aşkın mâhiyeti
üzerinde durmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:
Başka bir araştırmada kırk kadar eser üzerinde
incelediğimiz on dokuz mesnevî konusunda aşkın
aşk-ı hakîkî olduğunu, mecâzî aşkın da hakîkî aşka
götüren köprü olduğunu, âşık-kahramanların da
mizaçlarına göre, zâhir bilimlerine hâkim olduktan
sonra, nefs-i emmâre’den (veya nefs-i şehvânî)
başlayarak ilm-i bâtın peşinde aşk yoluna girerek,
iç ve dış dünyalarında sürekli mücâdele içinde,
her biri ileriye atılan adımla olgunlaşarak, mânevî
18 HAZİRAN 2014
mutfakta pişerek, ma’şûkun şahsında gösterilen
hedeflerine, vuslata doğru ilerliyorlar.
* Bu metin 23 Haziran 2012 tarihinde düzenlenen
Uluslararası Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Sempozyumunda sunulan tebliğin özetidir.
Dipnot
1. Türk Edebiyatı Tarihi, T.C. Kültür ve Türizm Bakanlığı Yayınları I/IV, Ed. Talat Sait Halman, Kültür ve Türizm Bakanlığı, Ankara 2006; Fuzuli, Leyla ve Mecnun, Metin,
düzyazıya çeviri, Notlar ve Açıklamalar, Hazırlayan Muhammet Nuri Doğan, Yapı ve Kredi Yayınları, 5. Baskı,
İstanbul 2007; Nizami, Leyla ile Mecnun, Çev. Ali Nihat
Tarlan, Maarif Matbaası, İstanbul 1943. ; Zülfü Güler,
“Leyla ve Mecnun Hikâyelerinde Aile”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi/Fırat University Journal of
Social Science, c. 9. Sayı:1, s. 101-128, Elazığ 1999;
Doç. Dr. Hüseyin Ayan “Hâmidî-zâde Celîlî’nin Leyla vü
Mecnûn’u”, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Araştırma Der. Fasikül: 3, Sayı: 16, Ayrı basım (s. 55-77);
2. Daha geniş bilgiler için bkz.: Darir, Yûsuf u Züleyhâ,
hazırlayan Leyla Karahan, Atatürk Kültür Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları 564, Ankara
1994. 431 s Yûsuf u Züleyhâ, Hamdi, Hazırlayan Naci
Onur, Akçağ, Ankara 1991, KÖKTÜRK, Şahin “Halil Oğlu
Ali’nin Yûsuf İle Zelîhâ Hikâyes”i, Turkısh Studıes = Türkoloji Araştırmaları, International Periodical For The
Languages, Literature And Historyof Turkish or Turkic,
Volume 2/4 Fall (2007), s. 555- 617, Amil Çelebioğlu:
Türk Edebiyatında Mesnevi (XV y. y.’a kadar), Kitabevi, Istanbul 1999; Kemalpaşazade, Yûsuf u Züleyhâ
(Seçmeler), Haz. Dr. Mustafa Demirel, Kültür ve Türizm
Bakanlığı Yayınları: 513; 1000 Temel Eser Dizisi: 92.;
Ankara 1983.; Mustafa Aça, “Şeyyad Hamza’nın Yûsuf
u Züleyhâ Mesnevisi ile Tatar Türklerinin Yosıf Kitabı
Üzerine Mukayeseli bir Bakış”, Milli Folklor, 2004, Sene
16, No. 61, s. 149-159; Sibel Üst, “Nahifi’nin Yûsuf’u
Zeliha Mesnevisi“, TurkishStudies, İnternetional Periodical forthe Lenguages, Literature and History of Turkish or TurkicVol. 2/4, Fall 2007, s. 823-957.
3. Prof. Dr. Faruk K. Timurtaş, Şeyhî ve Hüsrev ü Şîrin’i, İnceleme-Metin, İstanbul Üniversitesi Yayınlarından No
2670, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Edebiyat Fakültesi Basımevi 1980.; Amil Çelebioğlu: Türk Edebiyatında Mesnevi (XV y. y.’a kadar), Kitabevi, Istanbul 1999; Nazan Bekiroğlu, Yûsuf ile Züleyhâ,
kalbin üzerinde titreyen hüzün, 23. Izdanje, Timaş Yayınları, İstanbul 2007., 224. S.
4. Bknz. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi - Devirler/
İsimler/Eserler/Terimler 1/8, Dergâh Yayınları, Istanbul
1998. 8 C - S. 505-506; dr.BećirDžaka, Historijaperzijsk
eknjiževnosti,NaučnoistraživačkiinstitutIbn Sina, Sarajevo 1997, str.177-178; Gönül Ayan, “Lâmi’î Çelebi’nin
Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri”, Türkiyat Araştırmaları
Dergisi, Selçuk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yıl 1, br. 1, Kasım 1994, (s. 43-65).
5. Daha geniş bilgiler için bknz. Prof. Dr. Tunca Kortantamer, Nev’î-zâde Atâyî ve Hamse’si, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 88, İzmir 1997, s. 232-245.
Seyyid
Osman Hulûsi Efendi (k.s.)
Yirminci asırda yetişen mâneviyat lideri
Darende’yi gülistan eden o kanâat önderi
Seyyidlik nasip meselesi, önce gelir adından
Somuncu Hâmid Veli’nin tertemiz ahfâdından
Tohma çayının suyu gibi çağıldayarak akmış
Toprak’tan aldığı Ateş’le bağlılarını yakmış
İslâmiyetin şiârıdır; îman, ibâdet, ihlâs
Vahiyle örtüşen tasavvuf, ateşten eder halâs
Örnek hayatı, eseriyle kalplerde iz bıraktı
Kibir, riyâ ve gösterişten tamamıyla uzaktı
Allah dostlarından bâzısı, şiirden yararlandı
Osman Hulûsi Efendi de, bir sâhib-i dîvândı
Âkil memleket evlâdını yurdunda toplamıştı
Gerçek aşkı terennüm eden bağrı yanık kamıştı
Osman Hulûsi Darendevî, ismi ile müsemmâ
İlim, irfân, takvâ sâhibi, bir âlim-i müstesnâ
Amel defteri kapanır mı, gönül tabiplerinin
Ömrünü hizmete adamış himmet sâhiplerinin
Dünyada belki en güzel şey, hayırla anılmaktır
Binlerce insanın gönlünü mâmûr, âbâd kılmaktır
Güneşten beslenen ay gibi, Hakk’ın velî kulları
Kıyâmete kadar kapanmaz, erdiren okulları…
Bekir OĞUZBAŞARAN
somuncubaba 19
Download

Aşk Mesnevîlerinin Unsurları