Contents:
İçindekiler :
2-Editorial
3-From the NEO
4-Exchange in Romania
8-Exchange in Turkey from the aspect of an
incoming student
10-Exchange in Mexico
14- Interview with Dr. Karahan
18-Exchange in Japan
22-Being a contact person is fun
24-Exchange in Tunisia
30-Interview with the training for professional
exchange (T4PE) coordinator
35- Exchange in Turkey from the aspect of an
incoming student
39-Guest NMO: IFMSA-CZ “Why Czech Republic?”
40– CP Platform
41– Domestic Exchange
2 -Editorial
3- TurkMSIC Staj Değişimi ulusal direktörü
gözüyle TurkMSIC ve SCOPE : Elif AKŞAHİN
4 – Romanya’da değişim : Nevlin ÖZKAN
8 - Incoming gözüyle Türkiye’de değişim : Amro
ESMAT
10 – Meksika’da değişim : Bengisu KESKİN
14 -Eski bir TurkMSIC sevdalısı : Prof.Dr.
Mustafa Karahan ile söyleşi
18- Japonya’da değişim : Gülşah CANDAN
22 -Contact Person olmak zevklidir : Selin
TANYERİ
24 - Tunus’ta değişim : Büşra Acar
30 - T4PE özel : H.Onur YAPICI (T4PE
Koordinatörü )
35 -Incoming gözüyle Türkiye’de değişim : Eliska
SVOBODOVA
39 - Neden Çek Cumhuriyeti ? : Imrich Kiss (Neo
-Çek Cumhuriyeti)
40– CP Platformu
41– Yurt İçi Staj Değişimi
Turquoise
The official magazine of TurkMSIC SCOPE
Editors
Fatih Mert DOĞUKAN, Marmara LC
Gurur GARİP, Ege LC (Editor in Chief)
Mehmet Alp MATUR, Kocaeli LC
Tamara SALEH, Trakya LC
Design
Ökkeş ZORTUK, Ege LC
Publisher
Turkish Medical Students’ International
Committee
Bu sayının revizyonunu yapan yeni
dergi ekibi:
Ahmet KISA, Ege LC
Erdem CAN, Mersin LC (Editor)
Ezgi Çisil ERDOĞAN, Kocaeli LC
Gurur GARİP, Ege LC (Editor in Chief)
Merve AKKİTAP, Yeditepe LC (Editor)
Nilsu SERT, Adnan Menderes LC
Özgür Deniz AKINCI, Osmangazi LC (Editor)
Uluslararası Birliği) ülkemizdeki tıp öğrencileri
arasında oluşturulmuş ve onları bir araya getiren
bağımsız, siyasi olmayan, kar amacı gütmeyen en
köklü kuruluştur.
TurkMSIC, 1952 yılında ku r u lm u ş o lu p ü lke
çapında 37 tıp fakültesinde organizasyonel
şemasını tamamlayan üye öğrenci toplulukları
aracılığıyla Türkiye’deki 30.000’den fazla tıp
öğrencisini temsil etmekle birlikte, uluslararası
platformda ise kurulduğu yıldan bu yana ülkemiz
tıp öğrencilerinin sesi olmayı sürdürmektedir.
1952 yılından beri üyesi olduğu IFMSA
(International Federation of Medical Students’
Associations- Uluslararası Tıp Öğrencileri
Birlikleri Federasyonu) ile olan yakın ilişkileri
sayesinde Birleşmiş Milletler (UN) ve Dünya Sağlık
Örgütü (WHO) tarafından resmi olarak tanınan
Türkiye'deki ilk ve tek tıp öğrencileri forumudur.
___________________________________
TurkMSIC is the lar gest and the o ldest
organization of the Turkish medical students in
Turkey which works without any political,
religious, social, racial, national, sexual or any
other discrimination.
TurkMSIC w as fou nded in 1952 and since
then it has been keeping to be the voice of the
Turkish medical students on the international
platform. Today it is representing more than
30.000 medical students throughout the country
via the local committees which have fulfilled their
organizational schemas. TurkMSIC is the first and
only medical students’ association in Turkey
recognized by the United Nations (UN) and the
World Health Organization (WHO) by the agency
of the IFMSA (International Federation of Medical
Students’
Associations).
http://exchange.turkmsic.net
Turquoise is the collective outcome of the all
TurkMSIC SCOPEans’ hard work.
FMD
Türkiye'nin en büyük tıp öğrenci topluluğu olan
TurkMSIC (Tu r kish Medical Stu dents'
International Committee – Türk Tıp Öğrencileri
TurkMSIC SCOPE takımının ortak çalışmasının
The first issue of the Turquoise magazine
eseri olarak ortaya çıkmış Turkuaz’ın ilk sayısı emerged as a collaborated work of TurkMSIC
huzurlarınızda.
SCOPE team.
Dergi fikri ilk olarak 59. Ekim Genel
Kurulu’nda, Kayseri’de editörlerimizden Gurur
Garip tarafından ortaya atıldı. SCOPE ayrılmış
oturumunda sunulan fikir daha sonra bir KÇG
çalışması ile detaylandırıldı ve geliştirildi. Tüm
SCOPEcilerin beğenip desteklediği bir fikir olarak
Turkuaz çok kısa zamanda hızla ilerleyen bir
projeye dönüşüverdi.
The idea of publishing a magazine was first introduced by one of our editors, Gurur Garip, in 59.
TurkMSIC General Assembly October, in Kayseri.
It was discussed and detailed in a SWG after its
presentation in the SCOPE session. As an idea liked
and supported by all SCOPEans, Turquoise transformed into a rapidly improving project in very
short time.
Turkuaz birçok şeyi değiştirecek. Giden
öğrenciler değişim tecrübesini ilk elden yazılmış bir
yazıdan okuma fırsatı bulacaklar, gelen öğrenciler
Türkiye’ye gelmeden evvel okuyacakları yazılar
sayesinde onları bekleyen değişimi hayal
edebilecekler, TurkMSIC SCOPE’nin tanınırlığı
artacak ve belki de en önemlisi Turkuaz her yıl
yüzlerce öğrenci değişimi yapan TurkMSIC
SCOPE’nin hafızası olma özelliğini taşıyacak.
Unutmayın, yazı kalır.
Turquoise will change many things. Outgoing
students will have the opportunity to read an article written in the first-hand experience, incoming
students will be able to imagine the exchange waiting for them through the articles they read beforehand, the visibility of TurkMSIC SCOPE will be increased and the most importantly Turquoise will be
the memory of TurkMSIC SCOPE that exchange
the hundreds of students each year. Don’t forget,
the inscription remains.
Turkuaz, TurkMSIC SCOPEcilerin dokuz aylık Turquoise is the result of TurkMSIC SCOPEans’
yoğun çalışmasının el emeği göz nuru bir nine-month intensive work. As the editors, we are
sonucudur. Editörler olarak bu sonucu sizlerle proud and happy to share this result with you.
paylaşmaktan kıvanç ve mutluluk duyuyoruz.
Fatih Mert DOĞUKAN
Gurur GARİP
Mehmet Alp MATUR
Tamara SALEH
TurkMSIC is an organization , depends on
voluntariness , which is for and accomplished by
medical students in Turkey. It is the first and
only medical students association approved by
The United Nations and World Health
Organization (WHO) in Turkey. The primary
purpose of TurkMSIC is making medical
students “more than a medical student”. With
this purpose, it carries out its projects and gives
many areas to medical students to improve
themselves. This areas are covered under
Standing Committees.
There are 6 different Standing Committees in
TurkMSIC. One of them is SCOPE ( Standing Committee on
Professional Exchange) which is founded in 1951 as the first
standing committee of IFMSA (International Federation of
Medical Students Association) and from that day it presents
medical students from all over the world unique medical exchange
oppourtunity. This program benefits medical students in
educational and cultural experiences, on the same time giving
matchless experience for medical background. The medical
method performed by different countries and social statues, gives
chances of developing empathy and gaining ability of solving
problems to future doctors.
As TurkMSIC SCOPE, we are a big family. In every faculty, for
helping your problems related with Professional Exchange,
representing his or her faculty in the best way in TurkMSIC family,
recommending solutions about Exchange problems and hosting
the foreign medical students in our country, our Local Exchange
Officers (LEO) are constituting the most important part of this
exchange circle. Moreover, for representing TurkMSIC SCOPE, at
first at IFMSA and other international and national platforms,
National Exchange Officer(NEO) working fo this clerkships done
without promblems and in a more improved way.
Today in Turkey we are providing medicial students, from 33
different faculties of medicine, oppourtunies of hospital clerkship
for one month in the desired department in an abroad country. As
TukMSIC SCOPE, our first purpose is contibuting medicine
students ,having wide world aspect of seeing, well language
knowledge and medical education, getting rid of becoming
ordinary future doctors. We all are living in a develeping world,
especially in the medical field we are following many adventures.
In this aspect, we want to become doctors awaring of the
importance of modernizing herself or himself permanently and
becoming open to intercultural learning and with this purpuse , we
emphasize the necessity of a clerskship done in the foreign
country.
TurkMSIC; Türkiye’deki tıp fakültesi öğrencileri için ve tıp
fakültesi öğrencileri tarafından yürütülen, tamamen gönüllülük
esas alınarak çalışan bir organizasyondur. Birleşmiş Milletler ve
Dünya Sağlık Örgütü(WHO) tarafından resmi olarak tanınan
Türkiye’deki ilk ve tek tıp öğrencileri topluluğudur. TurkMSIC
kendisine tıp öğrencilerinin “bir tıp öğrencisinden daha fazlası”
olmalarını temel amaç olarak edinmiştir. Bu gaye çerçevesinde
çalışmalarını yürütür ve tıp öğrencilerine kendilerini
geliştirmeleri adına birçok alan sunar. Bu alanlar farklı alt
komitelerin içerisinde yer alır.
TurkMSIC içinde 6 farklı çalışma kolu (alt komite) vardır.
Bunlardan biri olan SCOPE ( Standing Committee on Professional
Exchange) yani Staj Değişimi Alt Komitesi 1951 yılında IFMSA in
ilk alt komitesi olarak kurulmuş olup, o günden bu güne dünyanın
her yerindeki tıp öğrencilerine eşsiz bir staj değişimi olanağı
sunmaktadır. Bu değişim programı öğrencilere sağladığı eğitici
ve kültürel deneyimin yanı sıra, medikal özgeçmişleri için de
benzersiz bir tecrübe kazanmalarını sağlar. Farklı ülkeler ve
sosyal koşullarda uygulanan tıbbi yöntem, öğrencinin ufkunu
açarak, geleceğin doktorlarına empati kurma ve problem çözme
yeteneğini arttırma şansı tanır.
TurkMSIC SCOPE olarak büyük bir aileyiz. Her yerel Kurulda
sizlerin staj değişimi alanında sorunlarınıza yardımcı olmak,
üniversitesini TurkMSIC ailesinde en iyi şekilde temsil ederek tüm
SCOPE sorunları adına çözüm önerilerinde bulunmak ve farklı
ülkelerden ülkemize staja gelen tıp öğrencilerini ağırlamak adına
çalışan Yerel Kurul Değişim Sorumlularımız (LEO) bu değişimin
en önemli halkasını oluşturmaktadır. Bunun yanında TurkMSIC
SCOPE’yi başta IFMSA olmak üzere diğer uluslar arası ve ulusal
platformlarda temsil eden bir Ulusal Değişim Sorumlusu (NEO)
tarafından bu değişimlerin sorunsuz olarak yürütülmesi ve
geliştirilmesi adına çalışmalar yapılmaktadır.
Bugün Türkiye’de 33 farklı tıp fakültesinde tıp öğrencilerine yurt
dışında istedikleri departmanda 1 ay boyunca hastane stajı yapma
imkanı sağlamaktayız. TurkMSIC SCOPE olarak primer amacımız
dünya görüşü geniş, donanımlı, yabancı dile ve tıp eğitimine
hakim sıradanlaşmaktan kurtulmuş geleceğin doktorlarının
yetişmesi adına katkıda bulunmaktır. Gelişen bir dünyada
yaşıyoruz, özellikle tıp alanında oldukça ivmeli bir yenilik akımına
şahit oluyoruz. Bu bağlamda kendini sürekli yenileyebilen ve
kültürler arası etkileşime açık olan doktorlar olmak istiyoruz ve bu
amaçla Yurtdışında yapılmış olan bir tıp stajının oldukça önemli
olduğunu vurgulamaktayız.
Turqouise is one of dearest in SCOPE. We always want to see and
hear about previously done clerkships from medical students.
Turqouise magazine constituted with this purpose with a huge
labour and it is really important both for leading students for
Professional Exchange and being first national concrete outcome
of SCOPE. The first edition of magazine was prepared in the period
of National Exchange Officer (NEO) Yusuf DURSUN,but it was not
published due to some problems. Today, I am more than happy to
be the initiator of this magazine get published. During the
preparation period of Turqouise, the editors worked hardly and
devoted, therefore I congratulate them for constituting this unique
magazine. You made a dream come true. I am congratulating you
again for your efforts for TurkMSIC SCOPE to have better future
and waiting the second edition with curiosity.
Turkuaz SCOPE’nin göz bebeklerinden biridir. Bizler staja
giderken önceki deneyimlerden örnekler görebilmeyi ya da giden
öğrencilerin tecrübelerini dinlemeyi her zaman istemişizdir. Bu
amaçla oldukça emek verilerek oluşturulmuş olan Turkuaz Dergisi
hem Staj Değişimine gitmek isteyen öğrencilere yol gösterici olup
hem de deneyimlerin aktarılması açısından SCOPE nin ulusal
alandaki ilk somut çıktısı olmasıyla oldukça büyük taşımaktadır.
İlk sayı Ulusal Değişim Sorumlusu (NEO) Yusuf DURSUN
zamanında hazırlanmış olmasına rağmen, o zamanki aksamalar
sebebiyle basılamamıştı. Bugün ben bu derginin basılmasına ön
ayak olmaktan oldukça büyük mutluluk duymaktayım. Derginin
hazırlanış süreci boyunca editör arkadaşlarımın ne kadar büyük
bir özveri ve emekle çalıştıklarını bildiğim için onları bu eşsiz
dergiyi ortaya çıkardıkları için kutluyorum. Sizler bir hayali
gerçekleştirdiniz. TurkMSIC SCOPE nin daha iyi yarınları
olabilmesi adına gösterdiğiniz çabadan ötürü yeniden tebrik
ediyor ve 2. Sayıyı dört gözle beklediğimi söylemeden
edemiyorum.
I wish all readers a pleasant reading.
Tüm okuyuculara keyifli okumalar dilerim.
Elif AKŞAHİN
National Exchange Officer (NEO)
Elif Akşahin
Staj Değişimi Ulusal Direktörü / National Exchange Officer
(NEO)
TurkMSIC değişim sınavı ile
Romanya’nın Sibiu şehrine
gitmeden önce Romanya
hakkında bildiğim tek şey
bir zamanlar Osmanlı
İmparatorluğu sınırları
içinde yer almış olmasıydı.
Romanya ve şehirleri
hakkında daha fazla bilgi
edinebilmek için ise
internette küçük bir
araştırma yaptım. 2007’de
Avrupa kültür başkenti olduğunu öğrendiğim
Sibiu’yu gitmek istediğim şehirler sıralamasında en
başa yazdım. Romanya hakkında çevremden
duyduklarım pek de parlak değildi. Endişelenmeyi
bırakıp, Temmuz’a kadar beklemek ve orayı kendi
gözlerimle görmekse en mantıklısıydı. Pasaport
almak oldukça kolay oldu. Vize işlemlerini de benim
gibi Romanya’ya gidecek olan Tiber’le hallettik,
Rumence’ye ilk adımı konsoloslukta çalışan Rumen
memurlarla konuşarak attım. (“buna” , “la revedere” :
“merhaba” , “görüşürüz”) Tüm bu hazırlık
aşamasında LEO’muz neler yapmamız gerektiğini
madde madde açıklayarak bizlere mail attığı için ben
pek sıkıntı yaşamadım.
En sonunda tüm prosedürler hallolmuş, sıra
bavulları yüklenip Romanya uçağına binmeye
gelmişti. Yaklaşık bir saat süren bir yolculuktan sonra
yol arkadaşım Tiber’le Romanya’ya vardık.
Gideceğimiz şehirler farklı olduğundan ben Sibiu’ya,
Tiber Yaş’a gitmek üzere havaalanında ayrıldık.
Before going to the city of Sibiu, Romania with
IFMSA exchange programme the only thing I know
about Romania was that once upon a time it has been
within the borders of the Ottoman Empire. I searched
on the internet to get more information about Romania and its cities. My first choice of city has been Sibiu after I saw it on the internet as the European capital of culture 2007. What I had heard about Romania
wasn’t so bright, but to stop worrying and wait until
seeing there with my own eyes in July were the most
reasonable things I could do. To get passport was
quite simple. I worked out the visa transactions together with Tiber, who was a friend of mine going to
Romania also. I took my first step into Romanian by
talking to the Romanian officers in the consulate.
(“buna” , “la revedere” : “hello” , “see you”). Because
my LEO explained to me what should I do item by
item with an e-mail, I didn’t have much problem in
all this preparation stage.
At last I’ve been through all the procedures and
next thing to do was getting my luggage and boarding
the plane. After a journey of about an hour me and
my fellow traveller, Tiber arrived at Romania. Because we were going to the different cities, Tiber to
Iasi and me to Sibiu, I said goodbye to him in the airport.
I arrived to Sibiu after 5-6 hours of a journey getting through buses, bus stations and subway with the
excitement of travelling alone in a country which I
don’t know and with the help of the description of the
way to Sibiu sent to me by my contact person beforehand. Even this journey has just impressed me a lot
and caused me to learn many things about Romania
which I will not find on the Internet. Influence of the
socialist regime in Romania was still existing. Nevertheless the people were very helpful and friendly. My
contact person, Alina, who met me in the central bus
station brought me with her car to a very cute dormitory where I was going to stay for a month. I met my
roommates, Sarah and Kenda from Denmark. The
excitement of being to live with different people from
a completely different country, besides in Romania,
made me forget all my tiredness. Our super team of 5
people had been completed with the joining of Lucia
and Sergio from Spain. We got socialized and used to
each other very quickly.
Bilmediğim bir ülkede tek başıma seyahat edecek
olmanın verdiği heyecanla, elimde Contact Person‘ın
verdiği yol tarifiyle otogar, otobüs, metro derken 5-6
saat sonra Sibiu’ya vardım. Sadece bu yolculuk bile
beni çok etkiledi ve Romanya hakkında internette
bulamayacağım birçok şeyi öğrenmemi sağladı.
Romanya, sosyalist rejimin etkisinden hala
kurtulamamış; bununla birlikte insanları çok
yardımsever ve cana yakındı. Otogarda beni
karşılayan contact person’ım Alina arabasıyla beni bir
ay boyunca orada kalacağım çok şirin bir öğrenci
yurduna getirdi. Oda arkadaşlarım Danimarka’dan
gelen Sarah ve Kenda’yla tanıştım. Bambaşka bir
milliyetten bambaşka insanlarla hem de
Romanya’da yaşayacak olmanın heyecanı tüm
yorgunluğumu unutturdu. İlerleyen günlerde
İspanya’dan gelen arkadaşlar Lucia ve Sergio ile 5
kişilik süper kadromuz tamamlandı. Birbirimize çok
çabuk alışıp bu kısa sürede beklenmeyecek şekilde
çok çabuk kaynaştık.
I did my clerkship in the general surgery department. At 08:30 in the morning doctors and assistants
were assembling and the surgical procedures to be
performed for the patients were being discussed.
Then we were going for a ward round to visit the operated patients and after a short break new operations were getting started, so we were finding the opportunity to watch the operations. Particularly our
tutor Prof. Kiss and also the entire operating room
team were very gracious and helpful to us. Romanians were relaxed and playful people even if they were
surgeons. The number of female surgeons was quite
high also. Gender equality was being provided in all
circumstances in Romania, so each new day was a
great opportunity to learn something new which you
shouldn’t miss.
Stajımı genel cerrahide yaptım. Saat 08:30’da
doktorlar ve asistanlarla sabah toplantısı yapılıyor,
ameliyat edilecek hastalara uygulanacak prosedür
tartışılıyordu. Ardından vizite çıkılıyor, ameliyat
olanlar kontrol ediliyor ve küçük bir moladan sonra
yeni ameliyatlar başlıyordu. Biz de ameliyatları
seyretme imkanı buluyorduk. Başta bizle ilgilenen
Prof. Dr. Kiss ve tüm ameliyathane ekibi bize karşı
çok iyi niyetli ve yardımseverdi. Rumenler doktor
olup ameliyat yapsalar da yine rahat ve şakacı
insanlardı. Bayan cerrah sayısı ise oldukça fazlaydı.
Kadın erkek eşitliği Romanya’da her koşulda
sağlanıyordu. Her yeni gün, yeni bir şey öğrenmek
için harika ve kaçırılmaması gereken bir fırsattı.
Hastaneden arda kalan zamanda ise yaşadığımız
şehri yani Sibiu’yu keşfe çıkıyorduk. Sibiu
Transilvanya bölgesinin eski başkenti olduğundan
görkemli katedrallere, kiliselere, binalara çok şirin taş
evlere ev sahipliği yapıyordu. 15 ile 19. yy ‘dan kalma
barok tazında yapılandırılmış tüm şehrin orijinal
şeklinde korunması ve yerli yerinde durması kendimi
sanki Ortaçağ’a ışınlanmış gibi hissetmeme neden
oluyordu. Tipik Romen yemeklerinin yapıldığı
restauranta gittiğimizdeyse küçük bir sürpriz beni
bekliyordu; çiorba ve sarmale yani çorba ve sarma.
We were going to explore the city we live, Sibiu, in
our remaining time from the hospital work. Sibiu was
the former capital of Transylvania region, therefore it
was home to many magnificent cathedrals, churches,
buildings and lovely stone houses. The protection of
the city’s original form which had been built in baroque style between 15th and 19th centuries was making me feel like travelled in time back into the middle
ages. When we went to that restaurant serving the
typical Romanian dishes, a little surprise was waiting
for me there: Ciorba and sarmale, in other words
çorba* and sarma**.
The Cultural impact of the Ottoman Empire still
con-tinues in Romania, a lot of Turkish words are
still in use in daily Romanian language today. Do you
have an emergent condition? All you need to do is
shout-ing: Haydeee haydee*** same as in Turkish.
Because of these I can say that I did not feel myself as
a for-eigner in Romania. We didn’t stint ourselves
just to the city we stay. We met the other exchange
students in Brasov. We walked around, had new
friends and strengthened our friendship even more.
As the in-ternship was coming to an end me and
Lucia were as close as two sisters to each other. When
a month went by and the leaving time came by, I had
made great friends, completed the general surgery
intern-ship in Romania for a month, discovered a
new coun-try and added a new and full up page to my
life ex-periences in every sense.
Our friendship with my Spanish friend Lucia didn’t
have a break till now, she came to Istanbul at the end
of the summer, we made a tour of Istanbul together
and she got a promise out of me to come to Spain. I
hope we can meet one day again. Definitely I recommend this exchange program to all medical students.
*: soup in turkish.
**: is a dish of grape, cabbage or chard leaves rolled
around a filling usually based on minced meat. It is found
in the cuisines of the former Ottoman Empire as well as
those of Central Europe and Central Asia. ***: means
come on in turkish.
Osmanlı’nın kültürel etkisi Romanya’da hala
devam ediyor, bir çok Türkçe kelime günlük Rumen
dilinde hala kullanılıyordu. Acil bir işiniz mi var
burada? “Haydeee haydeee” demeniz yeterli
Türkçe’dekiyle aynı manada. Bunlardan ötürü
Romanya’da hiç yabancılık çekmedim diyebilirim.
Sırf kaldığımız şehirle de sınırlı kalmadık tüm
değişim öğrencileri Brasov’da buluştuk, hem gezdik
hem yeni arkadaşlıklar edindik hem de Sibiu grubu
olarak arkadaşlığımızı daha da pekiştirdik. Staj
zamanının sonları geldiğinde Lucia ile kardeş kadar
yakındık. Bir ayı doldurup da dönüş vakti geldiğinde
dünyanın çeşitli ülkelerinden harika arkadaşlıklar
kurmuş, bir ay Romanya’da genel cerrahi stajı
yapmış, yeni bir ülkeyi keşfetmiş ve hayat tecrübeme
yepyeni ve her anlamda dolu dolu bir sayfa
eklemiştim.
İspanyol arkadaşım Lucia ile ise arkadaşlığımız hiç
kopmadı, yazın sonunda buraya geldi, birlikte
İstanbul turu yaptık, o da benden İspanya’ya gelmem
için söz aldı. Umarım bir gün tekrar buluşabiliriz.
Herkese bu değişim programını kesinlikle öneririm.
Nevlin Özkan
Değişim programım ile
ilgili bu yazıyı yazdığım
için çok mutluyum ve
umarım ki bu yazı diğer
öğrencilerin de Türkiye’de
güzel vakit geçirmeleri için
onlara yardımcı olur.
Eğitim hayatına Mısır’da
devam eden bir tıp öğrencisiyim. Hikayem tıp
öğrencilerinin SCOPE ile
olan değişim programlarını duyduğumda başladı.
Değişim tecrübesinin ve farklı ülkelerden farklı
kültürlerdeki öğrenciler ile temas kurmanın ilginç
olabileceğini düşündüm. Bu fırsatı değerlendirmeye
karar verdim ve ilk yurtdışı seyahatimi
gerçekleştirdim. Bana heyecan verici anılar sunan bu
program benim için muhteşem bir tatil oldu.
İstanbul’a ulaştığım dakikadan itibaren çok
şanslıydım. İngilizce konuşamayan bir adam CP’ye
ulaşmam için ısrarla yardım etti ve benimle, CP’m
olan Yunus Emre ile buluşuncaya kadar yaklaşık 2
saat bekledi. Yardımsever CP‘lerim Erkan ve Yunus
Emre ile iletişimimde hiçbir problem yaşamadım.
Önce Facebook aracılığı ile görüştük, sonra bana telefon numaralarını verdiler. Böylelikle onlara Kayseri
yolculuğumda kolaylıkla ulaşabildim.
Kayseri, değişim programımı gerçekleştirdiğim
ve zamanımın büyük kısmını geçirdiğim şehirdi. Has-
tane özellikle genetik anabilim dalı olmak üzere çok
iyi imkanlara sahipti. Doktorlar laboratuvarda
gözlem yapmamıza yardımcı oluyorlardı, klinik vakaları incelemek şaşırtıcıydı. Diğer bölümleri de
keşfetme şansı bulduk: hatta bir keresinde
operasyona bile katıldım! Program bana çok yararlı
oldu diyebilirim. DNA, RNA ve onların izolasyonu
hakkında çok şey öğrendim. Herkese ilgilendikleri
alanlarda tercih yapmasını öneririm. Doktorlarımız
çok iyilerdi ve her zaman bize yardımcı oluyorlardı .
Onlarla vakit geçirmekten zevk alıyorduk bu yüzden
mesai saatlerinden sonra da görüşüyorduk, beraber
sirke bile gittik! Ayrıca Ramazan nedeniyle
doktorlardan birisi bizim için leziz bir akşam yemeği
hazırladı.
I am very happy to write this article about my
exchange programme and I hope it will help other
students to spend good time in Turkey.
I am a medical student in Egypt and my story
started when I first heard about the medical students’
exchange program with SCOPE. I thought it would be
very interesting to exchange experience and get in
contact with other students from different countries
and cultures. I decided to take this chance and have
my first travel abroad. This program was to bring me
many exciting memories and a marvelous holiday.
I was very lucky since the minute I reached the
airport in Istanbul. A man who couldn’t speak English insisted to help me find my CP (Contact Person),
and waited with me nearly two hours, after he was
sure I was safe and found Yunus Emre we said bye to
each other. And I could assure you I had absolutely
no problem getting in touch with my two CPs; Erkan
and Yunus Emre who were very cooperative. First we
met on the Facebook group and they gave their phone
numbers so I could easily reach them on my way to
Kayseri.
Kayseri is the city I spend most of my time and
I had my exchange! The hospital had very good opportunities, especially in the “Genetics Department”.
Doctors helped us to do the lab investigation and observing clinical cases was amazing. We had the
chance to explore other departments too; I also attended an operation once! I could say the program
was very helpful to me, I learned a lot about DNA,
RNA and their extraction. I strongly recommend you
all to get to work in a field you feel interested in. Our
doctors were very nice and helped us during the
whole time. We enjoyed spending time together, so
we did see each other after work time, we even went
to a circus together! Also, because it was Ramadan
one of the doctors cooked a special dish for us which
was very delicious.
I spent my happy days with my fun group of
friends: Paula, Evit, Lara and Khaled. We went to
Antalya, Olympos; Cappadocia, Istanbul-both the
Asian and the European sides- and Kayseri which is a
very beautiful city with lots of waterfalls and the
mountain Erciyes. As for the cuisine, we tried some
traditional food like Beyti, Iskender, Kebab and Pide,
and beware the spicy dishes, as Turkish people seem
to use spices a lot; also yogurt is served quite often,
especially when you order a traditional food.
The only problem I personally faced during my
stay was the transportation from my hostel. It was a
bit outside the city and I had to take a bus to get to
the city center, so it was hard in the beginning since I
didn’t speak Turkish, but thanks to my great CPs this
problem was solved quickly, and I was back on my
busy schedule!
I hope I gave a tiny peak into what exchange in
Turkey is. Just don’t forget that it is a wide country
and you have to plan your trips in advance to make
the best use of your time, since the cities you want to
visit might be very far away from each other. Besides
that it was amazing for me, Turkish people are very
nice, helpful and always smiling. Spend some time
with them; you’ll see they are very interesting. I hope
to come to Turkey again one day; these were thirty
days in heaven for me! Thank you all.
Eğlenceli grubumla mutlu günler geçirdim:
Paula, Evit, Lara ve Khaled. Biz Antalya Olimpos’a,
Kapadokya’ya, Asya ve Avrupa yakalarıyla İstanbul’a,
muhteşem şelaleleri ve Erciyes Dağı ile birlikte çok
güzel bir kent olan Kayseri’ye gittik. Beyti ,iskender ,kebap ve pide gibi geleneksel yemeklerden tattık; baharatlı yemeklerden kaçındık ama
Türkler baharatları kullanmayı çok seviyor
gözüküyor. Ayrıca özellikle de geleneksel bir yemek
sipariş vermişseniz genellikle yoğurt ile servis
ediliyor.
Karşılaştığım tek problem, hostelimle hastane
arasında ulaşımdı. Hostelim şehre biraz uzakta
kalıyordu ve otobüse binmem gerkiyordu. Önceleri
Türkçe konuşamadığım için zorlandım, fakat harika
CP’im sayesinde hemen halloldu ve yoğun programıma geri dönebildim!
Umarım size Türkiye’de değişimin nasıl
olduğuna dair ufak da olsa biraz bilgi verebilmişimdir. Fakat unutmamak gerekir ki Türkiye geniş bir
coğrafyaya sahip, gezmek istenilen şehirler birbirlerine çok uzak olabilir bu yüzden zamanında göz
önünde bulundurarak plan hazırlamak gerekir. Bir de
Türk insanının yardımsever, güler yüzlü oluşu beni
şaşırttı. Onlarla biraz zaman geçirin, çok ilginç
olduklarını göreceksiniz. Türkiye’ye bir gün yine
gelmek isterim. Oradaki otuz günüm benim için cennet gibiydi! Herkese çok teşekkürler.
Ben Bengisu Keskin
ve Ege Üniversitesi
Tıp
Fakültesi'nde
ikinci
sınıf
öğrencisiyim.
TurkMSIC
tanıtımında değişim
programlarını
duyduğumda
çok
hoşuma gitti ve staj
değişiminde şansımı
kesinlikle
denemeliyim
diye
düşündüm. Böylece
hem hastanede staj
yaparak tıp bilimine
kendimi daha yakın
hissedebilecek hem de başka bir kültürü yakından
tanıyabilecektim.
Peki, neden Meksika? Annemin bütün itirazlarına
rağmen Meksika babamla beni en çok çeken ülke
olmuştu çünkü Meksika da tıpkı Türkiye gibi birçok
eski medeniyetlerinin buluştuğu bir yer ve birçok
doğa harikasına ev sahipliği yapıyor. Annemin
itirazlarının nedeniyse Amerikan filmlerinden dolayı
oluşan önyargılar ve tabii ki Meksika ve Türkiye
arasındaki mesafenin fazla olması.
Culiacán’a varış ve ilk izlenim:
Uzun ve zahmetli bir yolculuktan sonra Culiacán'a
vardığımda beni yağışlı bir hava karşıladı. Uçaktan
yağışı gördüğümde hava serin olacağı için sevinmiştim; çünkü Türkiye'de yağmur bizi serinletir
ancak Culiacán'da yağmur havayı daha da bunaltıcı
yapıyor. Culiacán, Sinaloa eyaletinin başkenti ve dünyada domates yetiştirmesiyle ünlü. Büyük Okyanus
kıyısında ve sahile sadece bir saat uzaklıkta.
Culiacán'da iki çocuklu bir ailenin yanında kaldım.
Evin büyük kızı benim yaşımda bir tıp öğrencisiydi.
Bir ay boyunca beni rahat ettirmek için ellerinden
geleni yaptılar. Bana özel oda verdiler, her gün
Meksika'ya özgü yemekler yaptılar, beni her sabah
hastaneye bıraktılar. Hayatım boyunca bu kadar misafirperver ve sıcak insanlar görmedim.
Hi, I’m Bengisu and I’m a second year medical
student. When I first learned about the exchange program TurkMSIC was offering, I thought I should definitely try it, because it was a great chance to get to
know a different culture and have an internship in
hospital, which would make me feel closer to the field
I was to work in, medicine.
Well, but why Mexico? Despite my mother’s
disapproval, Mexico was always a country to draw me
and my father. Very much like Turkey it is a cross
point for many different cultures and has an amazing
nature. Plus, my mum’s prejudice was only because of
the movies we used to watch and the distance between two countries.
Arrival to Culiacan and first impressions:
After a long and exhausting journey I arrived in
Culiacan. Before I landed I saw it was raining and felt
happy because in Turkey when it rains the weather
cools down, but unfortunately I was wrong this time,
the rain in Culiacan makes it much harder to stand
the heat. Culiacan is the capital of State Sinaloa and
is famous for its tomato cultivation. It is only one
hour away from the Pacific Ocean shore.
In Culiacan, I stayed with a family with two
children. The older sister was a medical student like
me, and during my stay in their home they did everything possible to make me feel comfortable. They
gave me a private room, cooked me traditional Mexican dishes everyday and drove me to the hospital every morning. I don’t remember to have met more hospitable and nice people before.
In this small city everyone lives in separate
houses and every family has at least two cars. Because of the weather conditions people are used to
drive even to the closest destinations. “Oxxo” is a very
common place to find in there. It is a small market
where you can find everything from medication to
detergent. So if you find an oxxo on your way, it
means you have found a life-saver. Also Mexicans are
very nice, cheerful, funny people who make jokes all
the time. They have made Fridays nights their official
party time. Loud music, few chairs, friends and booze
are enough to turn their night into a fantastic one.
Life in the Hospital:
As I just had finished first grade I had no experience in any clinical department. My internship was
in the Gynecology & Obstetrics departments, so I had
serious concerns. I didn’t know any Spanish and had
no experience in this field. On my first day, I met my
attending doctor and I watched my first operation
which was him delivering a birth. When he said I was
allowed only to watch this first time, I felt the butterflies in my belly. But when I heard I was to deliver the
baby on the second birth case I opened my eyes on
the floor. After my blackout in the operation room I
reminded myself that I was studying medicine, and
all this was part of my job, so I started my second day
as a fresh and new person. In the time of my internship I attended many Caesarean sections, one laparoscopic surgery and I also delivered two babies! I
learned many interesting things, from communicating with patients in Spanish to many medical instructions. My attending doctor was very patient and
explained every procedure to me, also gave me tips
on how to get into contact with the patients and understand them.
Bu küçük şehirde herkes müstakil evlerde yaşıyor ve
her evde en az iki araba var. Hava koşullarından
dolayı en yakın mesafeye bile arabayla gidiyorlar.
Her köşe başında “Oxxo” var. Oxxo bir çeşit küçük
market ancak içinde her şeyi bulmak mümkün.
Kahveden tutun ilaca ya da deterjana kadar... Eğer
bir oxxo ile karşılaşırsanız hayatınız kurtulmuş
demektir. Meksikalılar çok eğlenceli insanlar, her
cumayı parti akşamı ilan etmişler ve sürekli ev
partileri düzenliyorlar. Son ses müzik, birkaç
sandalye ve içki stoku onların akşamlarını
renklendirmek için yeterli. Ayrıca çok da neşeliler,
sürekli gülüyor ve şaka yapıyorlar.
Hastanede hayat:
Preklinik öğrenci olduğumdan hiçbir klinik
deneyimim olmadan gitmiştim. Stajım jinekoloji
bölümündeydi ve başlamadan bazı çekincelerim
vardı çünkü hem İspanyolca bilmiyordum hem de
henüz jinekolojiyle ilgili hiçbir bilgim yoktu. Beni ilk
gün bir doktora emanet ettiler ve böylece staja
başladım. Daha önce hiçbir deneyimi olmayan küçük
ben, ilk doğumu izlerken karnımda sancılar
hissetmeye başladım. Doktorum bana “Şimdilik izle,
bir dahakine sen yaparsın” dediğinde ise kendimi
yerde buldum. İlk günkü bayılmamdan sonra kendi
kendime “Eğer tıp okuyorsan bunlara şimdi alışman
gerekiyor” dedim ve ertesi gün benim için yeni bir
gündü. Bir ay içerisinde sayısını hatırlayamayacağım
kadar sezaryene, bir laparoskopiye girdim. İki
doğum yaptırdım ve birçok şey öğrendim.
Doktorlarım bana karşı çok sabırlı davrandılar ve her
şeyi en başından anlattılar. Tıbbi şeylerin yanı sıra
bana hastalarla nasıl iletişim kuracağımı da
öğrettiler. Ayın sonlarına doğru artık hastalarla
iletişim kurabiliyordum, İspanyolca tabii ki.
Buradaki intörnler, asistan doktorlar ve uzmanlarla
iletişim kurarak iki ülke arasındaki mesleksel farkları
görme şansını elde ettim. Meksika’da da tıp eğitimi ve
doktorluk çok zahmetli ve uzun bir yol. Orada
öğrenciler yedi yıllık bir eğitimin ardından asistan
doktor olma şansını elde ediyorlar. Asistanlık ise
When compared to our educational system in
medical faculties, students study seven years of general medicine and take a test in order to become assistant doctors. The length of the program depends
on the department and the specialty. Despite the
enormous amount of work they have to do, doctors in
Mexico are always smiling and happy of their lives.
Plus, music was playing all the time in the delivery
room!
Trips and social life:
My Mexican sister prepared such a busy social
program for me that I had absolutely no time to get
bored. Even though there wasn’t a lot to see in Culiacan as sightseeing, the people I met there were very
nice. Besides the trips we made in the city, we drove
to another city very close to the ocean, so I had my
first experience in the ocean and it was something I
wasn’t very used to. In order to be able to fight
against and swim in between such waves you have to
take a deep breath and dive two or three times into
the water. Otherwise, you could turn upside down or
suddenly find yourself naked! After five minutes in
the water I felt so exhausted that I don’t remember
how I got to the shore. My Mexican family also took
me to another city where one of their relatives was
having a birthday party, so for the first time in my life
I found the chance to pick up my own tropical food.
bizim ülkemizdeki gibi sınavla ve uzmanlığına göre
süresi değişiyor. Burada doktorlar da diğer
Meksikalılar gibi çok neşeliler. Yapmak zorunda
oldukları onca yorucu işe ve uykusuzluğa rağmen
sürekli gülümsüyorlar ve birbirleriyle şakalaşıyorlar.
Ayrıca doğumhaneden müzik sesi hiç eksik olmuyor.
Geziler ve sosyal hayat:
Meksikalı kız kardeşim benim için epey kalabalık bir
sosyal program hazırlamıştı, dolayısıyla sıkılmak için
hiç vaktim olmadı. Küçük bir şehir olan Culiacán'da
görülecek pek bir şey olmasa da oradaki insanlarla
paylaştığım her an çok güzeldi. Şehir içi gezilerin yanı
sıra Culiacán yakınlarındaki okyanus kıyısı bir şehre
gidip hafta sonunu orada geçirdik ve böylece okyanusta yüzmüş oldum. Okyanus benim deniz anlayışımdan epey bir farklı. Dalgalardan korunmak
için dakikada iki üç kere suya dalmanız gerekiyor.
Aksini denerseniz tepetaklak ve çıplak bir şekilde
kendinizi kıyıda buluyorsunuz. Beş dakikalık yüzme
maceram sonrasında kendimi zar zor kıyıya atabildim. Meksikalı ailem beni küçük bir kasabaya bir
akrabalarının doğum günü için götürdü ve birçok
tropikal meyveyi orada dalından koparıp yeme şansı
buldum.
Mexican cuisine:
I didn’t feel much distant to the Mexican cuisine since it is similar to the Turkish one. In most of
the restaurants you could find burrito and quesadilla
which are very common dishes. I loved the food as
long as it wasn’t too spicy, but luckily they bring the
hot sauces separate from the food. I also ate a lot of
tropical fruits which are very hard to find in Turkey
or are not common at all, and I also loved eating coconut while drinking the juice of it.
The only problem to me was that, they added
lemon and chili (pepper) to every single dish. Lemon
was ok, but chili was not so much. I think they
should seriously keep it away from fruits and desserts!
Meksika mutfağı
Meksika yemekleri bize çok da yabancı değil.
Neredeyse bütün yemek yerlerinde Burrito,
Quesadilla tarzı Meksika yemekleri satılıyor. Acı
olmadıkları sürece yemeklere bayıldım, neyse ki
genellikle acı sosları yemeklerin yanında ayrı
getiriyorlar. Türkiye'de çok yaygın olmayan birçok
tropik meyveyi evinde yeme fırsatını buldum.
Kabuğunun içinden hindistan cevizi yiyip yanında
suyunu içmek çok keyifliymiş.
Tek sorun her şeye chili (biber) ve limon
koyuyor olmaları. Tamam, limon konusunda
hemfikirim, biber ise yemeklerin içinde gayet hoş
olabilir ancak meyvelerden ve tatlılardan uzak olmalı
bence!
Adios amigos:
It was very hard for me to say bye to this
amazing small city and all the lovely people I met. It
was a great experience and I learned a lot. Now, I
can’t wait to host them!
Adios amigos
Bu küçük şehre ve bu harika insanlara güle
güle demek benim için çok zor oldu. Birçok güzel şey
yaşadım ve birçok şey öğrendim. Şimdi ise ben onları
evime bekliyorum.
Dr. Mustafa Karahan 14
Temmuz 1961 tarihinde
Adana’da doğdu. Orta
öğrenimini Tarsus
Amerikan Lisesi’nde 1979
yılında tamamladı. Orta
öğrenimi sırasında (1977
-1978 öğretim yılında)
AFS uluslararası
değişim bursu ile 1 yıl
süre ile Amerika’nın Ohio
eyaletinde eğitim gördü. 1979 yılında girdiği
Hacettepe Tıp Fakültesi’nden 1985 yılında mezun
oldu.
1988 yılında Marmara Üniversitesi Tıp
Fakültesi’nde ihtisasa başladı, 1998 yılında
Doçentliğini ve 2004 yılında Profesörlüğünü
Marmara Üniversitesi'nde aldı. Halen Türkiye Spor
Yaralanmaları, Artroskopi ve Diz Cerrahisi
(TUSYAD), Omuz ve Dirsek Cerrahisi Derneği
(ODCD), Türk Ortopedi ve Travmatoloji Derneği
Eğitim Konseyi (TOTEK) yönetim kurulu üyeliğini
yürüten Dr. Karahan Voleybol Federasyonu, Kürek
Federasyonu, Karate Federasyonu Sağlık
Kurullarında görev yapmaktadır.
TurkMSIC geçmişinizden biraz bahsedebilir
misiniz?
M.K.: Hacettepe’de 82 mezunu bir ağabeyimiz
başkanlığını yapıyordu TurkMSIC’in. Ben ondan
devraldım. TurkMSIC kabaca öğrenci değişimi ile
ilgilenen bir organizasyondu. 85 mezunuyum ben
Hacettepe’den, 82 yılında çalışmaya başladım. 83-84,
84-85 yılları arasında TurkMSIC başkanlığı yaptım.
GA(General Assembly)’lere gittim. IFMSA’in
Türkiye’de karşılığı yoktu o zamanlar. Türk Tabipler
Birliği Ankara ofisi bize bir oda vermişti, orayı
kullanıyorduk, kol kanat germişlerdi bize. 12
Eylül’den hemen sonra olduğu için öğrencilerin
üzerinde şüphe çoktu, dernek değildik, organizasyon
da değildik. Herşeyimiz kayıt altındaydı, takip
ediliyorsun, hesap veriyorsun. Zor şartlardaydık ama
bu değişim işini de bireysel ilişkileri kullanarak
yapıyorduk. Ankara’daki sağlık ocakları çok önemli
kaynaktı, kuzey ülkelerinden çok sık geliyorlardı,
Kuzey Avrupa’dan. Güney Avrupa’dan da İstanbul’a
geliyorlardı, Çemberlitaş’taki öğrenci yurdunu
ayarlıyorduk. Ankara’da çalıştığımız arkadaşlar
Önder (Ergönül) bir tanesi, diğeri Önder’in yakın
arkadaşı Murat Rezaki idi, trafik kazasında vefat etti,
psikiyatristti. Gece gündüz çalışıyorduk. Yine
çalıştığımız insanlardan bir tanesi Teoman Benli,
ortopedi profesörü, hala görüşürüz. Sınav yapıyorduk
onunla, o da ortopedi camiasının sınavcısı oldu şu
anda.
Dr. Karahan was born in Adana on 14 July 1961. He
completed his secondary education in Tarsus
American High School in 1979. During his secondary
education (1977-1978 academic year) he studied at
the U.S. state of Ohio with AFS international exchange scholarship for one year. He graduated from
the Faculty of Medicine, Hacettepe in 1985.
Dr. Karahan began his specialization at Marmara
University Faculty of Medicine in 1988. He got his
associate professorship in 1998 and professorship in
2004. Currently, he is a board member of Turkey
Sports Injuries, Arthroscopy and Knee Surgery Association (TUSYAD), Shoulder and Elbow Surgery
Association (ODCD), The Education Council of Turkish Association of Orthopedics and Traumatology
(TOTE). He is also working in the Health Boards of
Volleyball Federation, Rowing Federation and Karate Federation.
Can you tell us your history of TurkMSIC?
M.K: An older brother of ours graduated in 1982 was
carrying on the presidency in Hacettepe. I have taken
over from him. TurkMSIC was an organization which
was interested basically in the exchange of students. I
have started to work in TurkMSIC in 1982 and graduated from Hacettepe in 1985. I was the President of
TurkMSIC between 1983 and 1985, have been to the
General Assemblies. TurkMSIC wasn’t a legally registered organization in Turkey in those days. Turkish
Medical Association gave us a room in their Office in
Ankara, we were using it, they took us under their
wings.
There were many doubts on the students after the 12
September 1980*, we were neither an association nor
an organization legally. Everything was restricted, we
were being chased, giving explanations for everything
we do. Under those circumstances we managed to do
the exchanges by using our individual relations only.
The Primary health care centers in Ankara were an
important source for us, the people from the Northern Europe Countries were preferring them very often. As for the students from the Southern Europe,
they were coming more to Istanbul. In our team in
Ankara there was Önder (Ergönül) and Önder’s close
friend Murat Rezaki, he has died in a traffic accident,
was a psychiatrist. We worked day and night. Another
one of the people we worked was Teoman Benli, a
professor of orthopedics, we still see each other. We
were organizing the examinations together with him
and he became the examiner of the orthopedic community now.
Sınava kaç kişi giriyordu o zamanlar?
M.K.: 500-600 kişilik sınav yapıyorduk, 60 kişi falan
yurtdışına gönderiyorduk. Sınavda soruları biz
hazırlıyorduk, yatağımızın altında tutuyorduk kimse
görmesin diye.
Şu anda 2500’e yakın kişi sınava giriyor ve
300’e yakın kişi de değişime gidiyor. Soruları
profesyonel partnerler ile hazırlıyoruz.
M.K.: Biz hazırlıyorduk, biz hazırlıyorduk. Yani
önceden gelmiş soruları düşünüyorum, ne kadar
güvensiz bir durum. Ben AFS liyim. 1978 yılında
Amerika’da 1 sene kaldım, onun için bu değişim
işleri bizim ruhumuzda var . Bugün hala ortopedi
camiasının önde gelen 1-2 uluslararası adamından
bir tanesiyim, o yüzden bu işler insanın içinde olunca
yapıyor .
How many people were taking the exam
at that time?
MK: 500-600 people were taking the exams, approximately 60 people were being sent abroad.
We were making the exam questions and keeping them under our bed.
Now, 2500 people are taking the exam and
about 300 people are having the chance to go
for an exchange. The questions are prepared
with professional partner corporations.
M.K.: We were making the questions in those days.
So I think of the questions have come in the past, no
matter how insecure the situation was. I had AFS**
exchange. I have stayed in USA for 1 year in 1978, so
exchange is in my soul since then. Today, I am still
one of the leading 1-2 international people in the orthopedics, so if you have these things inside you, you
are able to do it.
What are your views on the IFMSA and TurkMSIC? What did they add to you?
M.K: I had many individual avails, had very good
friends. We provided good conditions for the incoming students, we went abroad also and have established good relations. I met a very good friend Önder
(Ergönül) via TurkMSIC. We worked in discipline.
Sometimes we had accommodated the incomings in
our houses, arranged special programs for them. We
sent them to the primary health care centers where
our friends practicing their obligatory service*** and
marketed it, so we have created such a program. For
example, we said to the incoming students that we
will send you to a village of Trabzon. We phoned our
friends and asked if we could send students there.
Our friends loved the idea and said yes. 20-30 people... So there was not an institutional organization,
but we had set up a mechanism of individual relationships.
IFMSA ve TurkMSIC hakkındaki görüşleriniz
nelerdir? Size neler kattıklarını
düşünüyorsunuz?
M.K:Birçok bireysel kazançlar sağladım. Çok güzel
arkadaşlıklar edinildi, gelenlere güzel ortamlar
sağladık, bizler gidip güzel ilişkiler kurduk. Önder
(Ergönül) gibi bir dostumu o ortamda kazandım. Çok
disiplinli çalıştık kesinlikle. Gelenleri evlerimizde
ağırladık, özel programlar ayarladık. Mecburi
hizmete gidenlerin yanına gönderdik, bunu
pazarladık, tabi böyle bir program yarattık, dedik ki
sizi mesela Trabzon’un köyüne gönderiyoruz. Tek tek
arkadaşlarımızı aradık “senin yanına öğrenci
gönderebilir miyiz?” diye. Ooo bayıldılar. 20-30
kişi... Yani kurumsallaşmış bir şey yoktu, bir bireysel
ilişkiler düzeneği kurmuştuk.
Şu anda TurkMSIC’in altı tane alt komitesi
var bildiğiniz üzere: SCOPE, SCORE, SCOPH,
SCOME, SCORA, SCORP. Hepsi ayrı ayrı
çalışmalar yapıyor. Peki sizce profesyonel
öğrenci değişiminin IFMSA ve TurkMSIC
içerisindeki yeri nedir? Bu değişimler tıp
öğrencilerine neler katıyordur?
M.K: Dünya vatandaşlığı esas. Yani artık eskisi gibi
değil. Ben kendi öğrencilerimin hepsini de yurtdışına
gönderdim. Bu konuda tartışılacak bir şey yok.
TurkMSIC de bu iş için ideal. Gidiyorsun öğrencilerle
bir arada, okulun içerisinde, aynı atmosferin
içerisinde... Muhteşem... O yabancı çocukları
görüyorum mesela, bayılıyorum. Buraya geliyorlar,
sizlerle aynı havayı, ruhu paylaşıyorlar. TurkMSIC
çok önemli, tabi orada da kurumsallaşma önemli.
Bizim dönemimizde kurumsallaşma yoktu.
Siz hiç TurkMSIC ile öğrenci değişimine
gittiniz mi? Neler yaşamıştınız?
M.K.: Değişime hiç gitmedim. Ama GA’lere gittim,
Mısır’a mesela, hayatımda ata ilk orada bindim.
Sonra İsveç’e gittik. Para yok, pul yok. Önce Selanik’e
gittim oradan İsveç’e kadar trenle. Ama yolda hep
zamanında gelmiş olan öğrencilere uğradım. Hiç otel
parası falan vermedim. Mesela Nijmegen’de
(Hollanda) beni 10 kişi karşıladı. 36 saat kaldım
orada, 36 saat uyanıktık, içtik, eğlendik, tekrar beni
trene koydular. Yolda gelirken Korfo adasında param
bitti. Bir 100 dolarım bir de bozukluklar vardı.
Oradan Türkiye’ye geçeceğim artık. Orada
konuşurken adamın biriyle, bir baktım para yok. Para
kalmadı. Bir interrail biletim var. Sonra Portekizli bir
çocukla karşılaştım, o yemeğini falan paylaştı
benimle, parkta yattık. Ne o İngilizce biliyor ne de
ben Fransızca veya Portekizce biliyorum.
Değişimlerin akademik boyutu hakkında
neler düşünüyorsunuz? Tıp öğrencilerine bu
açıdan daha yararlı olabilmesi için neler
yapılmasını önerirsiniz?
M.K: Çok zor. Stajların kalitesinin yükselmesi çok
zor. Bu bir eğlence. Sosyal bir program. Bir yaz
tatilinde gidip de böyle not üzerinden vererek olmaz.
Birinci amaç sosyal iletişim becerilerini kazandırmak,
yani bu değişimi bu ağırlıkta yapmak; daha sonra
araştırma mı dedin bilim mi dedin o kapsamda
yapmak daha doğru. Ama şu şart: Oradaki öğrenci ne
yapıyorsa buradan giden öğrenci de aynı işi yapacak.
Yani gidip orada publarda dolaşmayacak. Oradaki
öğrencinin işi neyse onu yapacak.
As you know, there are now 6 sub-committees
in TurkMSIC: SCOPE, SCORE, SCOPH,
SCOME, SCORA and SCORP. All has been
working separately. So what do you think of
the place of professional student exchange
within IFMSA and TurkMSIC? What might an
exchange add to a medical student?
M.K: World citizenship must be the main idea. So it’s
not the same anymore. I have also sent all of my students abroad. In this regard there is nothing to discuss and TurkMSIC is the ideal organization for it.
You're going abroad, together with the other outgoings from all over the world, in the same atmosphere... just great... Sometimes I also see foreign students here, I love it. They're coming here, sharing the
same air and the spirit with you. TurkMSIC is very
important, but the institutionalization has to be provided also. We couldn’t manage to do it in our period.
Have you ever been to an IFMSA exchange?
What have you experienced?
M.K.: No, I have never been to an exchange of
IFMSA, but been to the General Assemblies, for example I went to Egypt where I rode a horse for the
first time in my life. Then we have been to Sweden.
With limited money... first I went to Thessaloniki and
then from there to Sweden by train. But along the
way I have stayed in the students who had come to
Turkey before. I haven’t paid for the hotel. For example, in Nijmegen (Netherlands) 10 people welcomed
me. I stayed there 36 hours awake, we drank, had fun
and again they put me on the train. On the way back
home I was out of money, when I came to the island
of Korfo. I had only a 100 dollars banknote and some
change. From there I will pass to Turkey finally. I was
talking to a man and suddenly I realized that I lost
my moneyJ. I was out of money, only I had an InterRail ticket. Then I met a Portuguese boy, he shared
his food with me, we slept in a park. He couldn’t
speak English and I couldn’t speak Portuguese nor
French, which were the only languages he knew.
What do you think about the academic quality
of the exchanges? What can you suggest in
terms of making the exchanges academically
more useful for the medical students?
M.K: It’s very difficult to increase the quality of the
internships. This is an entertainment, a social program. It can’t be as giving grades to the students in
their summer vacation. The first goal need to be gaining skills in social communication, then the science
or the research should come. But the following condition should be provided: the incoming students
should have the chance to do the same job with the
local students. So they won’t be hanging out in pubs
there. They will work there just like any other local
student.
Approximately 300 students will go for exchange this year. The internet is very important especially in terms of managing the
process of exchange and in the preparation of
the students’ documents. How were you making the communications in those days?
M.K.: By mail, by mail…typewriters, until dawn...
was taking a lot of time. I failed two internships:
ENT and ophthalmology, because of the nonattendance. Everyone has finished in August, I have finished in November.
What are the contributions of TurkMSIC to
your profession?
MK: I do not have a contribution in terms of individual relationships. Today I don’t know where those
people work, I mean the people I know in those days.
But I had chance to see the different point of views,
views to Turkey from outside. These things are not
valid for you today, but at that time Turkey was an
isolated country. Thanks to this, the difference between me and the closest one to me became out and
away. Currently in my age group I am the one with
the highest number of the foreign relationships. So I
gained a lot. But this is not true for you. You are
growing international anyhow.
Can you be informed about what TurkMSIC is
doing today?
M.K: No, I can not, but I'd love to. You should invite
us more to meetings, etc. Some interested people will
be found for sure.
What do you think about the TurkMSIC
SCOPE team’s magazine project?
M.K.: Super, super.
Finally, do you have something to add?
MK: I wish you luck. It’s fun, very nice.
INTERVIEW: Fatih Mert DOĞUKAN - Yigit Umur
CIRDI
*: It was the date of third coup d'état in the history of
the Republic of Turkey after the 1960 coup and the
1971.
**: AFS is an international, voluntary, nongovernmental, non-profit organization that provides
intercultural learning opportunities.
***: The service which any Turkish M.D. must give
before performing their profession.
Bu sene 300’e yakın öğrenci değişime
gidecek. Özellikle bu öğrencilerin belgelerinin
hazırlanması ve değişim sürecinin
yönetilmesi açısından internet çok önemli. O
zamanlarda bu iletişim nasıl sağlanıyordu?
M.K.: Posta,posta. Ohoo... Daktilo, sabahlara kadar...
Çok zaman alıyordu. İki stajdan kaldım: KBB ve göz.
O da devamsızlıktan. Herkes Ağustos’ta bitirdi, ben
Kasım’da bitirdim.
TurkMSIC içerisinde görev almış olmanın
mesleğinize ne gibi katkıları olmuştur?
M.K: Yani bireysel ilişkiler açısından bugüne bir
katkısı yok. O gün tanıdığım kişi bugün şurada diye
bir katkısı yok. Ama oradaki bakış açılarını
görüyorsun, Türkiye’ye bakış açılarını. Bunlar sizin
için geçerli değil, o zamanlar Türkiye çok izole bir
ülkeydi. Benim en yakınımla aramdaki fark fersah
fersah oldu bu sayede. Şu an benim yaş grubumda en
çok dış ilişki sahibi olan benim. Yani çok şey
kazandırdı. Ama sizin için bu geçerli değil. Sizler
zaten uluslararası yetişiyorsunuz.
Bugün TurkMSIC’in neler yaptığından
haberdar olabiliyor musunuz?
M.K: Yok, olamıyorum, ama çok isterim. Yani bizleri
daha çok davet etmelisiniz, böyle toplantı vs.
Eskilerden meraklı olanlar da çıkacaktır.
TurkMSIC SCOPE’nin bu dergi projesi
hakkında neler düşünüyorsunuz?
M.K.: Süper, süper.
Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?
M.K: Başarılar diliyorum, çok eğlenceli, çok çok
güzel...
SÖYLEŞİ: Fatih Mert DOĞUKAN - Yiğit Umur CIRDI
Havaalanında uzun bir sıra vardı. Davranışları
aileleri tarafından önemsenmeyen ve iki sıra önümde
çığlık atan çocukların seslerini duymazdan gelmeye
çalışırken, sırt çantamın omuzlarımı acıttığını ve
uykusuzluğun kendini belli ettiğini fark ettim. Yine de
etrafta olup biten hiçbir şey mutluluğumu azaltamaz
ve heyecanımı dindiremezdi. Peki, her şey nasıl
başlamıştı? Gelin en başa dönelim.
Her şey TurkMSIC’in geleneksel olarak
düzenlediği sınava kayıt olmamla başladı. Bir önceki
sene İspanya’daki araştırma programımı iptal etmek
zorunda kaldığım için hala üzgündüm ama artık yeni
bir amacım vardı: Japonya’da değişim programına
katılmak! Kendimi fazla umutlandırmadım, pek çok
kişinin istediği ama pek azının kabul edildiği bir
programdı. Sınav dönemi gelip çattı ve ardından
yapabildiğim tek şey beklemekti. Sonuçlar
açıklandığında ise kafamda aynı cümle dönüp
duruyordu: Japonya, işte geliyorum!
Bu sürecin ardından zaman o kadar hızlı geçti ki,
bazen yetişemediğimi hissettim. Vize sorun olmadı
çünkü Japonya, üç aydan az kalacak Türk
vatandaşlara (orada çalışma ya da yaşama istekleri
dışında) havaalanında vize alma şansı sunuyordu.
Vize dışındaki tüm gerekli belgeleri hazırlayıp, kim
olduğunu henüz bilmediğim CP’den (Contact Person)
irtibata geçmesini bekledim.
Kısa bir aradan sonra CP’im bana ulaştı ve
değişim programımı kendi üniversitelerinde,
Utsunomiya’da (Tokyo’ya olan uzaklığı tren ile iki
saat) yapacağımı söyledi. Bu süreci benim için
olabildiğince kolaylaştırdı ve tüm sorularıma sabırla
cevap verdi. Hastane, kalacağım yer, şehir ve aklıma
gelen tüm detaylar konusunda kendisine rahatlıkla
danışabildim.
The line at the the airport was a long one. My
huge backback was starting to hurt and sleeplessness
was finally getting to me as I tried to tune out the
screeching of the children whose parents were 2 rows
ahead of me in the line and uncaring of their
offsprings’ behaviour. Still, absolutely nothing could
drown out the happiness that was brewing inside me,
nor supress the excitement that was trying to claw its
way out. But how did I end up here? OK, let me
rewind and start from the very beginning.
It all started when I decided to take the
annual exam that TurkMSIC organized every year.
The year before I had to cancel my Spain Research
Exchange so I was feeling somewhat bitter, but I still
had an aim: doing a Professional Exchange in Japan.
I tried not to get my hopes up, though. It was a bit
over-the-top goal; many people wanting, only few
getting. Then the exam came and passed, and all I
could do was wait. Next thing I knew, the results were
being announced and I had a neon red flashlight in
my head that read: “Japan, here I come!”
After that, time flew by so fast that I nearly couldn’t
catch up. Visa was no problem, since Japan offered
all Turkish citizens “Visa on arrival” unless they
would be staying for longer than 3 months (or seek to
reside and/or obtain employement in Japan). I
prepared all the other necessary documents, sent
them and waited for news from my to-be-Contact
Person (CP); whoever that would be.
A short while later, my CP got in touch with me and
informed me that I would be doing my Exchange
Study at their university which was in Utsunomiya (a
city that is 2 hours away from Tokyo by train). She
was very patient with all the questions I asked and
tried to make the process as easy as it could be for
me. She answered everything I asked about the
hospital, the staff dorm that I would be staying in, the
city in general and even the most trivial stuff that I
was concerned or curious about with patience.
Even though my CP helped me as much as she
could, I was still a bit nervous. I would be going to the
other end of the world on my own! But when the time
for me to finally depart came, all those feelings of
being on pins and needles left me; instead, I couldn’t
wait for the plane to land in the country I’ve been
dreaming of visiting for so long. And after 12 hours; it
was literally a “dream come true”.
CP’im bana olabileceği her konuda yardımcı
olmasına rağmen yine de heyecanlıydım. Dünyanın
diğer ucuna tek başıma gidecektim! Yolculuk vakti
geldiğinde, midemi karıncalandıran tüm o duygular
gitti, uçağın bir an önce inmesini ve bu kadar uzun
süredir hayalini kurduğum ülkeyi görmeyi
arzuluyordum. On iki saatin ardından kelimenin tam
anlamıyla “hayaller gerçeğe dönüştü”.
My CP had informed me that I would have to
choose 2 departments in which my study would last
for 2 weeks each. I was lucky enough to be accepted
to my first two departments-of-choice; which
happened to be Dermatology and Plastic Surgery. I
started out with Dermatology. When my CP
introduced me to the Head of Department I was a bit
nervous (I had heard that Japanese people didn’t
exactly get on well with foreign people) but he was so
kind and helpful. The others were just as kind if not
more; they did everything they could to make me feel
at home and at ease. They were also very curious
about Turkey, and asked questions non-stop.
CP’im bana iki anabilim dalı seçmemi söyledi:
her birinde iki hafta süren stajlarım olacaktı. Büyük
bir şans eseri ilk tercihim olan Dermatoloji ve Plastik
Cerrahi stajlarına kabul edildim. Staja Dermatoloji
ile başlayacaktım. CP’im ile anabilim dalı başkanıyla
tanışmaya giderken biraz heyecanlıydım (Japonların
yabancı kişilerle pek anlaşamadığını duymuştum),
ama anabilim dalı başkanı çok nazik ve yardımcıydı.
Diğerleri de en az onun kadar naziktiler, beni
evimdeymişim gibi rahat hissettirmek için ellerinden
geleni yaptılar, Türkiye konusunda da oldukça
meraklıydılar ve durmadan sorular sordular.
Even though I was more of an observer since
I had only completed my pre-clinic studies and hadn’t
experienced much about hospital, they tried to
include me to everything they did. They explained
and tutored me while examining and treating
patients. They translated the basic stuff that was
discussed at the board meetings (all of which were,
naturally, in Japanese) At the time of my visit, I was
the only student at Dermatology but the staff made
sure I never felt lonely or left-out. Since Dermatology
is one of the deparments I’m considering specializing
in, it was a great experience that assisted me to have a
general idea about the department and compare the
pros and cons. Can you think of a better motivation?
Hastanede deneyimim olmaması ve temel bilimler
derslerimi yeni bitirmiş olmam nedeniyle daha çok
gözlemci olsam da hastanedekiler beni her şeye dahil
etmeye çalıştılar. Hastayı muayene ve tedavi ederken
bana gerekli açıklamaları yaptılar. Anabilim dalı
toplantılarını (tabi ki Japonca yapılıyordu) bana
kısaca anlattılar. Stajım süresinde servisteki tek
öğrenci bendim ama çalışanlar kendimi yalnız ya da
dışlanmış hissetmemem için çaba harcadılar.
Dermatoloji, uzmanlığımda düşündüğüm dallardan
biri ve staj sırasında genel hatlarını görüp, artı ve
eksilerini kıyaslama şansı buldum. Bundan daha iyi
bir motivasyon düşünebiliyor musunuz ?
Plastik cerrahi ise daha yoğun bir dal olduğunu
kanıtladı. Çalışma saatleri vakanın komplikasyonuna
göre önlenemez bir şekilde uzuyordu ama yine de
bunun bir parçası olmak çok zevkliydi. Aynı zamanda
cerrahi dalların ne kadar yorucu olabilecekleri
konusunda gözüm açıldı diyebilirim, tabi ne kadar
heyecan verici oldukları konusunda da.
Kulağa oldukça iddialı gelse de her iki departman
bana dermatolog ve plastik cerrah olarak yaşamanın
nasıl bir şey olduğunu gösterdi. Vaktimin çoğunu
onlarla, onları izleyerek, onları dinleyerek, onlarla
tartışarak, onlardan öğrenerek geçirdim ve
umduğumdan çok daha fazlasına sahip oldum.
Gerçekten pek çok yönden hayatta bir kere
yaşanabilecek bir fırsat yakalamıştım.
Vaktimin geri kalanını diğer değişim öğrencileri
ve Japonya’da tanıştığım Japon öğrencilerle
geçirdim. İstekli ve yardımcı kişilerin olduğu bir
çevrede bulunduğum için gerçekten şanslıydım.
Japonlar aslında oldukça utangaç insanlar, bu
nedenle ilk zamanlarda size mesafeliymiş gibi
gelebilirler ama onları tanıdıkça aslında ne kadar
sıcak ve arkadaş canlısı olduklarını göreceksiniz.
Tanıştığım herkes çok anlayışlıydı ve bu değişim
programının unutulmaz olması için gerçekten çok
çalıştı. CP’im ve ben, dönem dönem okul
programlarımız bizi zorlasa da, iletişimimizi
sürdürmek için elimizden geleni yapıyoruz.
Plastic Surgery proved to be a bit more handful. The
working hours stretched unavoidably depending on
the severity of the operations; but it was still amazing
to participate in. It was also pretty eye-opening about
how exhausting any sort surgical career could be; and
at same time how thrilling.
If I may be so bold, I can even say that both
departments offered me a great opportunity to
experience the lives of Dermatologists and Plastic
Surgeons first-hand. Since I spent the whole day with
them; watching them, hearing them, at times
discussing with them and learning with them; I was
able to gain more familiarity and vision than I could
have hoped for. It was a once-in-a-lifetime chance in
more ways than one.
I spent most of my remaining time with the other
Exchange students and the Japanese students I met
there. I was lucky enough to be in an environment
that was so full of enthusiastic and helpful folk.
Japanese people are actually very shy in general, so at
first they seemed a bit distant but once you get to
know each other, they open up and let you see how
warm and friendly they really are. Everyone I met
was so understanding and they did their best to make
our Japan and Exchange experience an unforgettable
one. My CP and I are also trying our best to keep in
touch even though sometimes school and other stuff
keeps us extremely busy.
As for Japan; well that is a bit hard to explain
I guess…What can I say, Japan was everything I
expected and more. When you dream about one day
visiting the country you so badly want to see, it feels
more surreal than anything you’ve ever known when
it finally happens. Sometimes I still feel like that one
month I spent there was a distant dream in the most
wonderful dreamland ever. Japan is an endless
fountain of wonders; there are so many beautiful
landscapes for your eyes to feast upon, so much
amazing history to experience and get lost in and an
extremely vast array of traditional beauties beyond
imagination. All of those combined with the fact that
I was there to not only travel, but also experience a
month of academic study on medicine in one of the
biggest research hospitals in the country made me
shake with excitement. It was so much more than I
could have dreamed of. I have to admit it was painful
to have to say goodbye; but I guess they have a point
when they say “All good things must come to an end.”
As my article comes to a close, I want to
thank TurkMSIC and everyone who worked through
the process of my Exchange for making it possible for
me to experience this unbelievably beautiful one
month full of medical training, excessive travelling
and invaluable memories. I hope that my article
conjured up an image of what a Professional
Exchange is like, even if it’s only vague. If you’d like
to know more about it, well, why don’t you try it out
and see for yourself?..
Japonya konusunda gelince, ne söylemeliyim
bilemiyorum… Beklediğim ve umduğum her şeyin
üstündeydi. Görmek istediğiniz ülkenin hayalini bu
kadar uzun süre yaşayınca, gerçekten oraya
vardığınızda her şey gerçek dışı kalıyor. Bazen hala
stajım sanki bana ait bir hayal ürünüymüş gibi gelir.
Japonya sonu gelmez bir harikalar diyarı, etrafta
gözlerinizin bakmaya doyamayacağı harika
manzaralar, inanılmaz bir tarih ve içinde
kaybolacağınız sınırsız sayı ve çeşitte geleneksel
güzellik mevcut. Tüm bunlara ek olarak benim ülkeyi
sadece gezmek için değil, Japonya’nın en büyük
araştırma hastanesinde bir ay boyunca tıbbi staj
yapmak için gelmem heyecandan titrememe yetmişti.
Hayal ettiklerimden çok daha fazlasıydı bu. İtiraf
etmeliyim ki buraya veda etmek benim için çok zor
oldu ama ne derler bilirsiniz: “Her güzel şeyin bir
sonu vardır”.
Sona yaklaşırken, TurkMSIC’e ve staj değişimim
sürecinde çalışmış, benim inanılmaz bir akademik
süreç geçirmemi, unutulmaz anılar yaşamamı ve dolu
dolu gezmemi sağlamış herkese teşekkür etmek
istiyorum. Umarım bu yazı, staj değişimi konusunda
size ufak da olsa bir fikir verebilmiştir. Eğer daha
fazlasını öğrenmek isterseniz, şey... Aslında neden bu
fırsatı denemiyor ve bu unutulmaz deneyimi kendiniz
yaşamıyorsunuz?
Herkese merhaba!
Ben Ege Üniversitesi
Tıp Fakültesi TurkMSIC
Yerel Kurulu'ndan Selin
Tanyeri. Şu an ikinci
sınıfım, TurkMSIC'te ilk
deneyimimi 2010 yazında
hastanemize staja gelen
yabancı değişim
öğrencileriyle yaşadığımı
söyleyebilirim. Hemen
eklemeliyim ki bu,
şimdiye kadarki en güzel
yazlarımdan biriydi.
Gerek farklı kültürlerle
tanışmak açısından,
gerekse İngilizce'mi pratik ile geliştirmek açısından
bana oldukça faydalı olan bu macerada, aslında bir
yazıya tümüyle aktarılamayacak kadar çok şey
yaşadım. Her deneyimin, bize birşeyleri mutlaka
öğrettiğini düşünürsek, çok şey öğrendim. Geziler
organize etmek, takım çalışmasının içinde bulunmak,
gelen insanların çok çeşitli gereksinimleriyle ve
mutlaka çıkan aksaklıklarla ilgilenmek olsun, pek de
kolay işler değilmiş. İşin içine girdikçe, aslında
yapılması gerekenlerin ve gözden kaçırılmaması
gereken ayrıntıların ne kadar çok olduğunu fark
ediyorsunuz. Ancak bunu severek yaptığınız sürece ki bunun çok büyük bir sorumluluğu da beraberinde
getirdiğini söyleyebilirim- önünüze çıkan
problemlerle baş etmenin zevkini de yaşıyorsunuz.
Hi everyone!
I am Selin Tanyeri from Ege University Faculty
of Medicine TurkMSIC Local Committee. I am a second year medical student right now; I had my first
experience in TurkMSIC through the incoming students, when they came to do their internships in our
hospital in the summer of 2010. I would like to mention that, it was one of the best summers I had so far.
By this adventure I have experienced so many
things; such as meeting different cultures and improving my English by practicing, that I can not
transfer all of them into an article entirely. If we consider that each experience we have always teaches us
something; I’ve learned a lot. I have figured out that
it wasn’t so easy to organize trips, to work as a team,
to make sure you meet the widely variable of needs of
people and solve their problems. As you become
more involved in the job, you start to realize the
abundance of things to be done and the details
should never be overlooked. However, as long as you
love what you do - I can say that it also brings a very
big responsibility within -, you start to feel the joy of
overcoming those problems.
We hosted our incoming friends in our Student
Village with the support of our dean. By defining a
meeting point at noontime on weekdays we organized
trips to the different districts of Izmir, almost every
day. We visited all the museums of our city and I
guess it was also useful to our friends from Izmir who
haven’t seen those places before. At the weekends, we
organized trips with accommodation to the surrounding touristic areas including Çeşme and Kuşadası. It
wouldn’t be nice for them to miss our very sunny
shores during the summer. Lastly we organized a trip
to Istanbul for 3 days; which I enjoyed myself most,
because we visited lots of places in large city of Istanbul as only two people from Izmir and about ten foreign students.
Yabancı arkadaşlarımızı dekanlığımızın desteği
ile öğrenci köyümüzde ağırladık. Hafta içi günlerde
öğle saatlerinde bir buluşma noktası belirleyerek
neredeyse her gün İzmir'in farklı semtlerine geziler
düzenledik. Şehrimizdeki tüm müzeleri gezdik, ki bu
daha önce buraları görmemiş İzmirli arkadaşlarımız
için de yararlı oldu. Hafta sonları çevre turistik
bölgelere konaklamalı geziler düzenledik, bunların
arasında Çeşme ve Kuşadası da vardı. Yaz sezonunda
bol güneşli sahillerimizden yararlanmamak olmazdı
tabi! Son olarak da İstanbul'a 3 günlük bir gezi
düzenledik ki bu kendi adıma en çok keyif aldığım
gezimizdi çünkü koca İstanbul'da iki İzmirli ve
yaklaşık on tane yabancı arkadaşımızla pek çok yeri
gezdik.
Beside the trips we organized a dinner party.
We took videos during the party and we are planning
to bring those videos into a mini-movie in the taste of
a TV show.
Geziler dışında, bir yemek partisi düzenledik. Bu
sırada çektiğimiz "Yemekteyiz" programı tadındaki
videoları bir mini-film haline getirme planlarımız
var.
As we can clearly see by empathizing, when you
go to a foreign country (even in the decision-making
process), you need reliable people who will guide, not
neglect you and help you solve your problems. I tried
to have these qualifications and I think I managed to
do so; because the feedbacks from "our friends" led
me think this way. I hope this summer goes by as entertaining as last year’s summer. We will continue to
show our country and our beautiful city of Izmir to
the incomings in the best way!
Empati kurduğumuzda hepimizin rahatlıkla
anlayabileceği üzere, size çok yabancı bir ülkeye
gittiğinizde(bu kararı alma aşamasında dahi)
güvenilir insanlara ihtiyacınız vardır. Sizi yüzüstü
bırakmayacak, herhangi bir sorununuz olduğunda
başvurabileceğiniz, size rehberlik edecek... Ben de bu
niteliklere sahip olmaya çalıştım, bunu başardığımı
da
düşünüyorum
çünkü
ayrılırken
"arkadaşlarımızdan" aldığım geribildirimler bu
yöndeydi. Diliyorum bu yaz da geçen yazki kadar
eğlenceli bir ay geçireceğiz. Ülkemizi ve güzel
şehrimiz İzmir'i en iyi şekilde tanıtmaya devam!
Tunus’ta tıp stajı, pek
çok kişi için
beklenmedik ve
şaşırtıcı bir tercihti.
Kuzey Afrika’nın
gelişmekte olan
ülkelerinden, tam bir
Akdeniz ülkesi olarak
kültürü bize çok da
yabancı olmayan
Tunus, benim için
oldukça keyifli bir yaz
stajı imkanı sağladı ve
beklentilerimin çoğunu
karşıladı. Ayrıca bana
birazdan okuyacağınız
pek çok keyifli anı ve
ilginç deneyimler kattı.
Tunus, tipik Akdeniz iklimi dolayısıyla pek çok
sayıda güzel sahile ve daima parlak güneşe sahip bir
ülke. Tarihinde doğal güzellikleri sebebiyle defalarca
işgal edilmiş. Roma döneminden kalan pek çok eser
ve yapılara ek olarak hemen her ayrıntıda hissedilen
Osmanlı döneminin, İslam-Arap ve son olarak da
Fransız kültürünün yoğun etkileriyle ilginç bir sentez
oluşmuş.
Hayat tarzı, yemek, alışveriş, aile yapısı vb.
özellikleriyle sosyo-kültürel açıdan Türkiye’ye
oldukça benzerlik gösteriyordu. Ayrıca Türkleri ve
Türkiye’yi çok sevdikleri için bu her yerde bir avantaj
getiriyordu. Halkın ana dili Arapça, ancak
eğitimlerinin büyük bölümü Fransızca olduğu için
hemen herkes iyi derecede Fransızca konuşuyor. Ek
olarak İtalyanca ve İspanyolca bilenler de var ancak
İngilizce bilenlerin sayısı oldukça düşük. Ben de daha
rahat iletişim kurabilmek için gitmeden önce
başlangıç seviyesindeki Fransızcamı geliştirmeye
karar verdim.
Tunus’ta değişim öğrencisi kabul eden tek
fakülte, Tunus’un başkenti Tunis’teydi. Departman
seçiminde ise ilgimi çeken tek bir bölüm vardı:
Pediatri. Tercihlerimi ve motivasyon mektuplarımı da
ona göre düzenleyince pediatriden kabul aldım.
An exchange in Tunisia was an unexpected and
surprising choice for many people when they heard
about it. Tunisia, one of the North Africa’s developing
countries, has a typical Mediterranean culture and
provided me a very pleasant summer internship and
met many of my expectations.
Tunisia has the typical Mediterranean climate
with an always-bright sun and many beautiful beaches. The country has been occupied several times in
the history due to its natural beauty. It is a unique
combination of many different cultures with the Roman-era structures, Ottoman-era effects which can
be felt in many details, the Islamic-Arabic culture as
the main of course and lastly with the French culture
impressions.
It showed very similar features with Turkey with
respect to socio-cultural perspective such as the lifestyle, cuisine, family structure etc. Primary and the
mother language of the Tunisians is Arabic. Because
most of their education is in French, almost everyone
speaks French very fluently also. In addition, many
people speak Spanish and/or Italian but few people
speak English well. Therefore I decided to improve
my French, which was at the beginner level then, in
order to contact people there more easily.
In Tunisia, the only faculty that accepts incoming exchange students was located in Tunis, the capital. As for department selection, I was interested in
only one: Pediatrics. I wrote my motivation letters
and selected the departments according to it. Then I
got accepted to the Pediatrics.
In Tunisia, the only faculty that accepts incoming
exchange students was located in Tunis, the capital.
As for department selection, I was interested in only
one: Pediatrics. I wrote my motivation letters and
selected the departments according to it. Then I got
accepted to the Pediatrics.
The tickets were taken, all the preparations
were completed and the time to fly to Tunisia came.
One of the ASSOCIA-MED members came to the
airport to meet me. At the same time, the business
partner of my father came also and gave me support
in my first day there. Then I settled to the hostel. All
the incoming students (appx. 60 people) were staying in the same big student hostel, which meant to
me so many people to meet. It was my first abroad
trip alone and I was staying at a hostel for the first
time in my life. However, soon I adapted to the conditions even easier than I expected. I think the most
important reason for this is that everyone was more
or less in the same situation. Everyone came to this
country for the first time, all of us were medical students and we had common features although we are
from different cultures. After the short adaptation
period, soon we started to make warm conversations
with each other and plan social activities together for
our free times.
Bilet alındı, tüm hazırlıklar tamamlandı ve
Tunus’a
uçma
vakti
geldi.
ASSOCIA-MED
üyelerinden biri havaalanına beni karşılamaya
gelmişti. Aynı zamanda babamın geleceğimi önceden
haber verdiği bir iş arkadaşı da eşiyle gelip ilk
günümde bana destek oldular. Sonra yurda yerleştim.
Tunus’a gelen tüm değişim öğrencileri (yaklaşık 60
kişi) olarak büyük bir öğrenci yurdunda kalıyorduk.
Bu da tanışacak pek çok insan demekti. Bu benim
hem tek başıma ilk yurt dışı seyahatim hem de ilk
öğrenci yurdu deneyimimdi. Ama koşullara
beklediğimden daha kolay ve kısa sürede alıştım.
Sanırım bunun en önemli sebebi herkesin aşağı
yukarı aynı durumda olması idi. Kimse mükemmel
İngilizce konuşmasa da birbirimizi çok rahat
anlıyorduk. Herkes bu ülkeye ilk defa geliyordu,
herkes tıp öğrencisiydi ve bambaşka kültürlerden de
olsak hepimizin ortak paydaları vardı. Kısa sürede
yurttaki hemen herkesle muhabbet kurup boş
vakitlerimizde birlikte sosyal aktiviteler planlamaya
başladık.
Bir haftalık gecikmeden sonra görevli bir öğrenci
pediatri grubumuzu pediatri hastanesine götürdü ve
bizi bölüm başkanıyla tanıştırdı. Tunus’ta yazın mesai
saatleri öğleye kadardı. Biz de 08:30 - 12:00 arasında
hastanede kalıyorduk. Yurt ile hastane arasındaki
ulaşımımızı taksiyle sağlıyorduk. Hastane çıkışı
yoğunluktan taksi bulmakta oldukça zorlanıyorduk
ama bir süre sonra bu konuda uzmanlaştık.
Her sabah önce vaka toplantılarına katılıyorduk.
Bu toplantılar Fransızca oluyordu ama çok hızlı
konuştukları için anlamakta biraz zorlanıyorduk.
Toplantı sonraları kendimize peşine takılacağımız bir
asistan bulmamız gerekiyordu. Bizden sorumlu belirli
bir asistan atamadılar ama yardımsever asistanlar
sayesinde çok sorun yaşamadık.
Fazla sayıda olmasa da iyi derecede İngilizce
bilenler vardı, onlarla daha rahat iletişim kurabildik
ama çoğuyla çat pat Fransızcamızla da olsa
anlaşabiliyorduk. Hastalar, özellikle okul öncesi
yaşındakiler Fransızca bilmediği için onlarla pek
diyalog kuramadık, ama asistanlar bize onların
durumunu açıklıyordu ardından da muayene
ediyorduk. Ben sırasıyla; onkolojik pediatri,
prematüre ve genel pediatri servisinde bulundum,
sonra da acil adı verilen klinik bölümünde çalıştım.
Onkoloji bölümündeki asistanlar çok yardımcı
oldular. Her birimizin seviyesine göre hastalıkları
açıklayarak anladığımızdan emin olmak istiyorlardı.
onkolojik pediatride bulunduğumuz süre içerisinde
tedavisi tamamlanan 14 yaşındaki bir osteosarkom
hastasının taburcu oluşuna tanık olduk. En güzel
elbiselerini giymiş, mutlulukla hastaneden ayrılan
kızın
yüzünün
ifadesi
her
şeye
değerdi.
After a one week delay, a student, took us to the Pediatrics Hospital and we met the head of the department there. In Tunisia, working hours end at noon in
summer. We stayed at the hospital between 08:30 to
12:00 everyday. We traveled between the hostel and
hospital by taxi. It was hard to find a taxi in rush
hours, but we mastered in how to find a taxi in no
time. Every morning, we started by attending morning reports. These meetings were held in French but
since they talk very fast, it wasn’t easy to understand.
After the meetings, we needed to find some residents
to hang out with. They didn't assign a special assistant to look after us but the residents were helpful
enough so we didn't have many problems.
Although not so many, there were people who
speak English well, with whom we communicated
more conveniently. Still, with our smattering French we could contact with most of the people in
the hospital. However, the pre-school age patients
couldn’t speak French, so the doctors explained their
situation to us and then we were doing the physical
examinations mostly. I have been in the Pediatric
Oncology, Neonatal and General Pediatrics Services
and the general clinic for pediatrics called Emergency, respectively. The residents in the Pediatric Oncology department were very helpful. They wanted to
make sure that all of us understand the situation and
the disease of the patient. We witnessed the discharge
of a 14 year-old girl who has osteosarcoma within our
rotation there. The big smile of the girl who wore her
most beautiful dress was worth everything.
We had the chance to encounter many interesting and chronic cases in the service but at the end
of the 2nd week I started to do some clinics in order
to practice more. I would say that the clinics were
more useful and fun: seeing new patients everyday,
examining and witnessing the diagnosing process etc.
I think the main problem in the clinics was the quick
and even forced (!) examinations to the crying babies
without waiting them to calm down because of the
time constraint. However, it was still an important
experience to learn how to examine a crying baby in a
short time. In general, I did not changed my mind to
be a Pediatrician after that internship, however it
helped me to think and reform my future plans in a
more realistic way. Moreover, as a pre-clinical student, every clinical experience is important for me,
therefore I could maintain my motivation better than
the clinical incoming students.
Serviste ilginç ve kronik pek çok vakayla
karşılaşma şansımız oldu ancak 2. haftanın sonunda
daha fazla şey yapabilmek için klinikte durmaya
başladım. Sürekli yeni hasta görmek, muayene
etmek ve teşhis koyma aşamasında bulunmak
açısından bu bölümdeki vaktimin daha verimli ve
eğlenceli geçtiğini söyleyebilirim. Klinikteki problem
ise zaman kısıtlaması sebebiyle bebeklerin
sakinleşmesini beklemeden hızla, çoğu zaman da
zorla(!) muayene etmek ve bebeklerin de muayene
boyunca ağlıyor olmalarıydı. Ancak bu koşullar
altında nasıl muayene ve teşhis yapıldığını görmek
de benim açımdan önemli bir deneyimdi. Genel
olarak değerlendirdiğimde bu staj sonunda pediatri
uzmanı olma isteğim değişmedi, ancak üzerinde
tekrar daha gerçekçi bir şekilde düşünmeme ve
hayallerimi ona göre oluşturmama etkisi oldu. Ayrıca
bir pre-klinik öğrencisi olarak klinik anlamda
yaptığım her şeyin bana katkısı olduğunu, dolayısıyla
motivasyonumun klinik öğrencilerine göre daha iyi
korunduğunu söyleyebilirim.
Hastaneden çıkınca doğrudan yurda gidip öğle
yemeğimizi topluca yerken o günün sosyal
aktivitesine ve kimlerle gideceğimize karar
veriyorduk. Tunus turistik mekanlar açısından çok
zengindi. Toplu taşıma ve ulaşım ağı fazla iyi olmasa
da taksilerin çok ucuz olması ve grup halinde
gezmemiz sebebiyle istediğimiz her yere rahatlıkla
gidebiliyorduk. Uğrak yerlerimizin başında şehir
merkezindeki “Medina” çarşısı geliyordu. Satıcıların
kişiye özel(!) fiyatlarına ve sıkı pazarlığa alıştıktan
sonra bin bir çeşit otantik hediyeler bulabileceğiniz,
ilginç bir çarşıydı. 5-6 dil konuşan ve laf cambazı
satıcılar, başlangıçta 50 dinar dediği bir şeyi sizin
fiyata razı olmadığınızı gördükçe 5 dinara kadar
indirebiliyorlardı.
Her hafta sonu ASSOCIA- MED’in bizim için
ayarladığı ücretli şehir dışı geziler vardı. Bunlar
içinde en unutulmaz ve en güzeli Çöl Gezisiydi. 3 gün
olarak planlanan gezimizde neredeyse çölde
yapılabilecek her şeyi yaptık: Deve turu, ATV yarışı,
4x4 jiplerle çılgın tur, Star Wars için yapılmış olan
Tatooine şehrinin setine ziyaret… Diğer haftasonları
da Tunus’un turistik şehirlerine gittik; dalış, yamaç
paraşütü gibi etkinlikler yaptık. Bir de şahsen çok
ilgimi çekmese de bol bol parti etkinliği vardı ve tabii
ki bir IFMSA klasiği: “International Food & Drink
Day”. 4 oda ortak kullandığımız mutfağımızda 1
tencere, 1 tava, bol yardımlaşma ve sevgimizle
ülkemizi temsil etmeye çalıştık. Ben tek Türk olarak
Suudi oda arkadaşımın da yardımıyla mercimek
köftesi ve ayran yaptım. İlk kez tuzlu bir içecek
içmenin şaşkınlığıyla beraber, ayranı ferahlatıcı ve
güzel buldular. Mercimek köftesini malzeme
bulamadığım için kuskustan yaptım ama çok sevildi
ve tarifini isteyenler çıktı.
After leaving the hospital, we were going straight to
the dorm. While eating the lunch, we were deciding
on the social activity to do that day. Tunisia is very
rich in terms of touristic places. Although, the public
transportation was not so good, we were able to go
anywhere we want because the taxis were cheap and
we were traveling in groups. "Medina" market, located at the city center was the place we visited most
frequently. After getting used to the prices special to
the buyers(!) and bargaining, it was an interesting
market that you can find many authentic gifts. The
multilingual and eloquent sellers were cutting the
prices to 5 dinars, when they see that you are not
happy with the initial price, which is 50 dinars.
In every weekend, ASSOCIA-MED held paid
tours for us to outside of the city. The most amazing
and unforgettable experience among them was the
desert trip. In this 3-day trip, we did everything that
can be done in the desert: Camel tour, ATV racing,
crazy tour with 4x4 cars, a visit to Tatooine, the city
designed for Star Wars... In other weekends, we visited other touristic cities of Tunisia. We did diving,
paragliding, and many such activities. In addition,
although not much interesting for me, there were a
lot of party activities and of course an IFMSA classic:
"International Food & Drink Day". In the kitchen
shared by 4 rooms, we tried to represent our country
with a single pan, a single cooker and a plenty of cooperation. As the only Turkish intern, I made lentil
patties and buttermilk with the help of my Saudi
roommate. With the amazement of seeing a salty
drink for the first time, they found buttermilk refreshing and tasty. Since I couldn't find the actual
ingredients, I made the patties with couscous but
they found it delicious. Some people even asked for a
recipe.
"Couscous" has a very important role in traditional
Tunisian food culture. It is a hearty meal that is
made out of semolina with the mixture of vegetables
and meat, it tastes like grains. There are two things
that is never missing in their salads: eggs and tuna.
In addition, you can taste Harisa, a special spice
made with hot pepper, in every meal you eat. Their
green tea with mint is also worth mentioning. It is
brewed in a special brewer with lots of sugar and
drank after every meal.
Although I heard about some beautiful places
more where I didn’t have the chance to see, the time
passed so fast and saying good-bye was even harder
than I guessed. We gave a Good-bye party in our
kitchen with Turkish coffee and delight in my last
night. It is a great pleasure to have friendships with
future doctors with whom I shared so many things in
a month, which is beyond everything for me I have
mentioned. I certainly recommend Tunisia and the
medical exchange experience in a foreign country
with no doubt. I believe it will be one of the most
beautiful memories of your life and you will be back
home with pleasant rewards. Thanks to IFMSA, ASSOCIA-MED and of course to TURKMSIC.
Tunus’un geleneksel yemek kültüründe “kuskus”
büyük bir yer tutuyor. İrmikten yapılan, tadı bulgura
benzeyen ve özel bir biçimde sebze ve etle pişirilen
doyurucu bir yemek. Salatalarından hiç eksik
olmayan iki şeyse yumurta ve ton balığıydı. Ayrıca
Harisa adı verilen hayli acı pul biberden yapılan özel
baharatı da her yemeğin içinde bulabilirsiniz. Yemek
kültürü demişken tabii ki naneli yeşil çayından
bahsetmemek de olmaz. Özel bir çaydanlıkta yapılan
bol şekerli ve taze naneli yeşil çay bizim Türk çayı gibi
her yemekten sonra içiliyor.
Hala gidemediğim ve güzelliğini duyduğum
yerleri kalsa da zaman göz açıp kapayıncaya kadar
geçti ve ayrılık tahmin ettiğimden de zor oldu. Son
gecemde de Türk kahvesi- lokum ikilisiyle
mutfağımızda ufak bir veda partisi verdik. Dünyanın
pek çok köşesinden, 1 ay boyunca yediğimiz içtiğimiz
ayrı gitmeyen ve çok güzel şeyler paylaştığım doktor
adayı arkadaşlarımın olması çok harika bir kazanım,
bana göre tüm bu saydıklarımın da ötesinde. Bu
deneyimi ve ayrıca Tunus’u önermekte hiç tereddüt
etmiyorum. Hayatınızın en güzel anıları arasında yer
alacağını ve keyifli kazanımlarla döneceğinizi
umuyorum.
Teşekkürler IFMSA, ASSOCIA-MED ve tabii ki
TURKMSIC.
SCOPE senin için ne ifade ediyor?
SCOPE'nin benim için çok ayrı bir yeri var.
Henüz lise son öğrencisiyken haberim
olmuştu benim SCOPE değişimlerinden. 'Ne
güzel şeymiş' demiştim o zaman kendi
kendime. Fakülte başladıktan sonra da hep
aradım nerede bu TurkMSIC diye. Yani daha
tıp fakültesine girdiğim dakikadan beri bir
SCOPE gönüllüsüyüm. İki yıldır her gün bu
aileye yeni katılmış gibi heyecanla herkes için
elimden geleni yapıyor, bir yandan da
tecrübelerimi yeni 'SCOPEcilere'
aktarabilmek için çabalıyorum. Kısacası
SCOPE benim için 'tıp fakültesi' demek bir
anlamda.
What is SCOPE, and what does it mean to
you?
SCOPE means a lot to me and is very special.
When I was in my last year in high school, I heard
about the SCOPE exchange program and thought
to my self “What a nice thing they do”. As I started
med school I looked for TurkMSIC (Turkish Medical Students’ International Committee), so I was a
SCOPE volunteer right from the moment I entered
the faculty. It’s been two years now, and everyday
I feel as excited as I was on my first day, and I try
to share my experience with the new SCOPE volunteers and help everyone with the best I can.
Briefly SCOPE means “medical faculty” in a way to
me.
T4PE nedir, neden yapılıyor?
T4PE dediğimiz şey aslında SCOPE'nin en
önemli projesi. Bu güzel kısaltmanın açılımı
'Training for Professional ExchangeProfesyonel Staj Değişimi Eğitimi' Tüm yıl
boyunca yaptığımız onca çalışmanın,
topladığımız belgelerin, databasede
harcadığımız saatlerin amacına ulaşabilmesi
için her yıl iyi bir T4PE geçirilmeli kanımca.
Aslında çok basit bir mantıkla oluşturulmuş
T4PE. Biz su anda yurtdışına 'Profesyonel
Staj Değişimi ile 300'u aşkın öğrenci
göndermekteyiz her yıl. Peki, bu
öğrencilerimiz bu değişime ne kadar hazır?
Bu değişimden beklentileri neler? Farklı bir
kültürle karşılaştıklarında nasıl
davranabilecekleri konusunda fikir sahibiler
mi? Bunların hepsini içeren T4PE en çok
öğrenci gönderdiğimiz yaz dönemi öncesinde
öğrencileri SCOPE değişimine hazırlamayı
kendisine misyon edinmiş, teması eğitim
olan etkileyici bir proje.
What is T4PE, why is it organized?
T4PE “Training for Professional Exchange” is the
most important project of SCOPE. I think, in order
for all of our effort, paper work and the endless
hours working on our database to succeed, a successful T4PE should be organized annually. In fact
T4PE’s form is very simple. Every year we send
more than 300 students on Professional Exchange, but are they ready for this? What do they
expect from this exchange? Are they aware how to
behave when they meet a different culture? T4PE
contains all the answers to these questions and
every year it aims, before the busy summer season
when we send our outgoing students on exchange,
to prepare the students for the exchange via education.
Being this year’s coordinator, what were
the benefits of T4PE for you?
Being T4PE coordinator was very important to
me. I can’t forget how happy I was when I got
Yusuf’s (Yusuf Dursun, NEO) mail telling me,
my application was accepted. I can’t deny how
much I have benefited from that time till the
moment I gave the certificates to the T4PE participants. Actually, this year’s T4PE is very special to me because it was my first organization.
Also this year I wanted to create a brand new
T4PE, I thought a revision was necessary and
went through all the previous trainings. Being
able to succeed most of what I planned also
gives me pleasure. I believe during the whole
process I improved mostly on time management and working as a team.
Compared to last year T4PE was held
earlier, what were the benefits, your
thoughts?
Yes, we wanted to organize T4PE earlier this
year. Actually, I think it should be like this in
future too. T4PE’s form of training is a little bit
different, we train the LEOs (Local Exchange
Officer) and they train the outgoing students in
their Local Committees. This year, we wanted
to make sure the LEOs had enough time to pass
the trainings. As I said, T4PE should never ever
be delayed.
Koordinatörlüğünü üstlendiğin bu T4PE’in
sana kattıkları nelerdir?
T4PE koordinatörü olmak benim için çok önemli
bir adımdı. Yusuf'un koordinatör seçildiğime dair
mailinden sonra ne kadar çok sevindiğimi
unutamam. Bu andan T4PE Sertifika Töreni'ne
kadar geçen zamanda T4PE'in bana kattıkları
yadsınamaz. Aslında bu benim ilk
organizasyonumdu. Bu yönden ayrı bir özelliği var
benim için. Ayrıca bu sene T4PE'i koordine
ederken yepyeni bir T4PE yapma isteğindeydim.
Bu sebeple içerdiği tüm eğitimleri elden geçirmek
gerektiğini düşünüyordum. Düşündüklerimin
birçoğunu başarmış olmak da beni ayrıca mutlu
ediyor. Tüm bu organizasyon sırasında takım
olarak çalışabilmek ve zaman planlaması
yapabilmek konusunda kendimi çok
geliştirdiğime inanıyorum.
Geçen yıla göre T4PE bu yıl daha erken
yapıldı, bunun yararları, fikirlerin?
Evet, bu sene T4PE'i daha erken yapmak istedik.
Aslında bunun gelecekte de böyle olması gerektiği
düşüncesindeyim. T4PE'in eğitim yapısı aslında
biraz farklı. Biz eğitimleri 'LEO'lara veriyoruz.
Onlar gidip kendi yerellerindeki giden öğrencilere
bu eğitimleri aktarıyorlar. Bu sebeple LEO'ların
geri döndüklerinde bu eğitimi verecek zamanları
olduğundan emin olmak istedik. Dediğim gibi
T4PE kesinlikle geç kalmaması gereken bir proje.
Outgoingler T4PE’ten haberdar mı, geri
bildirimler nasıl?
Bence henüz yeterince haberdar değiller. Bunun
farklı nedenleri var: birincisi T4PE daha çok yeni
bir proje. Bu sene 3.sünü yaptık henüz. İkinci
nedeni ise geçmiş yıllardaki T4PE'lerin biraz geç
kalmış
dolayısıyla
yerellerde
tam
olarak
uygulanamamış olması. Zamanlaması iyi yapıldığı
zaman T4PE yavaş yavaş daha iyi bir şekilde
yayılacak ve amacına çok daha iyi ulaşacaktır.
Are the outgoing students informed about
T4PE, how were the feedbacks you got from
them?
I don’t think they are informed enough, yet. There
are different reasons to it: first, T4PE is a very new
project, we just organized the third one this year.
Second; previous T4PEs were organized a bit late, so
the training was not delivered as planned. As we
work on timing, T4PE will become more widespread
and reach its goals more effectively.
T4PE’e eklemek isteyip, zaman sıkıntısı
nedeniyle sığmayanlar neler? Daha başka
neler eklenebilir?
T4PE çok geniş bir konuya sahip aslında. Eğitmen
kimliğimle düşündüğümde pek çok eğitimin
T4PE'e uygun olduğunu fark etmiştim. Fakat ben
her zaman sadelikten yana olan bir insan olarak
sadece
zaruri
olan
eğitimlerin
verilmesi
taraftarıyım. Programa eklenecek çok fazla konu ve
eğitim T4PE'i hantallaştıracak ve amacından
uzaklaştıracaktır. Bu sebeple T4PE'e eklemek
isteyip ekleyemediğim bir şey yoktu ama neler
eklenebilir konusunda belki ileride güzel fikirler
T4PE'in gelişmesine katkı sağlayabilir.
Was there anything you wanted to add to
T4PE’s program, but you couldn’t due to time
restriction? What else can be included?
In fact T4PE has a broad spectrum of contents.
Looking at T4PE as a trainer I realized that there are
so many different trainings that could have been included; but I think it is best to keep the mandatory
ones. Adding extra trainings will slow down T4PE
and might change the emphasis it tries to put on certain subjects. So, there wasn’t anything I couldn’t
add to the program, but good ideas might come up in
the future.
What were the difficulties you experienced
from the moment you sent your motivation letter to the NEO until now?
Yes, I still remember the moment I wrote the
mail, then I was chosen as coordinator, and I
knew I had to start preparing right away. The first
difficulty was choosing the appropriate date, we
didn’t want to be late; yet, we had to find a date
that was suitable for everyone. After that, as an
innovative person, with the help of our New Technologies Support Division Coordinator Mert Çam,
we designed a new logo for T4PE. This logo was
appreciated by TurkMSIC, which kept us motivated and enthusiastic. Then, it was time to prepare
the T4PE agenda; I sat down and excluded all the
trainings I thought were distractive on T4PE’s
aim and mission. I worked on forming new modules, and when all was done, I was very happy to
see all these changes were useful.
Did you get any help during the organization, from whom?
Of course, all this would not have been possible
without ‘my teammates’. With the help of our
Local Committee President Melis Baykara, treasurer Battal Emre Şahin, my assistants Selin Naz
Erdem and Serkan Orhun Ocak, we succeeded
everything together. Also our former TurkMSIC
president (also a well known TurkMSIC Trainer)
Ahmet Murt and our current TurkMSIC president
Davut Çekmecelioğlu helped me during the whole
process and supported me all the time. I would
like to thank them one more time for their contribution on T4PE.
NEO’ya motivasyon mektubu attığın andan
şu ana kadar karşılaştığın zorluklar oldu
mu? Nelerdi?
Evet, hala hatırlıyorum o mektubu attığım anı.
Ardından
'T4PE
koordinatörü'
seçildiğimi
öğrendim. Ve tabi ki hazırlıklara başlamalıydım.
Karşılaştığım ilk zorluk tarih belirlemeydi. Geç
kalmak istemedik ve çoğu kişiye uygun bir tarih
olmasına dikkat ettik. Bunun ardından yenilikten
yana bir insan olarak T4PE logosu üzerinde 'Yeni
Teknolojiler Destek Birimi Koordinatörümüz Mert
Çam'la beraber çalıştık ve yeni bir logo oluşturduk.
Logomuz tüm TurkMSIC çevrelerinden beğeni
topladı. Bu da motivasyonumu oldukça arttırdı.
Ardından sıra T4PE agendasını hazırlamaya
gelmişti. Eğitmen kimliğimle masaya oturdum ve
T4PE'in amacından uzak olduğunu düşündüğüm
eğitimlerin birer birer üstünü çizdim. Yeni eğitim
modülleri oluşturmak için çalıştım. Her şey
bittiğinde bu değişimlerden hepsinin yararlı
olduğunu görmek beni çok mutlu etti.
Organizasyon konusunda yardım aldın mı,
kimlerden?
Tabi ki yerel kurulumdaki 'takım arkadaşlarım'
olmadan bunların hiçbirini yapamazdım. Başta
başkanımız
Melis
Baykara
ve
mali
koordinatörümüz Battal Emre Şahin olmak üzere
yine pek çok kişinin yardımı sayesinde ben ve
asistanlarım ( Selin Naz Erdem, Serkan Orhun
Ocak) tüm yükün altından kalkmayı başardık.
Ayrıca eğitimlerin hazırlanması sırasında eğitmen
kimlikleriyle hem eski TurkMSIC başkanımız
Ahmet MURT hem de şimdiki başkanımız Davut
ÇEKMECELİOĞLU yardımlarını çekmediler ve
bana destek oldular. Hepsine bir kez daha T4PE'in
bu şekilde geçmesine katkılarından dolayı teşekkür
ediyorum.
Motivasyon düşüklüğü yaşadın mı,
yaşadıysan bunun üstesinden nasıl
geldin?
Aslında T4PE konusunda motivasyonum hiç
düşmedi diyebilirim. Ancak sınav, hastalık gibi
zamanlarda küçük düşüşler yaşasam da zaman
planlaması yaparak elimden geldiği kadar
bunların üstesinden gelmeye çalıştım.
Sence T4PE ulusal proje olmalı mı,
neden?
Bence T4PE kesinlikle bir ulusal proje olmalı.
Artık T4PE'in gerekliliği konusunda kimsenin
bir şüphesinin kaldığını sanmıyorum. Bu sene
de üçüncüsünün de düzenlenmesiyle beraber
çıktılarının da belli bir düzeye geldiği aşikar. Bu
noktadan sonra TurkMSIC el ele verip bu projeyi
nasıl geliştirebileceğini düşünmeli. Bunun için
de T4PE bir TurkMSIC ulusal projesi olmalıdır.
T4PE’e LEO’lar hariç katılımcılar
alınmalı mı? Daha geniş çaplı bir proje
olmalı mı, değişime hak kazanmış tüm
öğrencilerin katılım göstereceği bir
organizasyon olarak mesela?
Bu aslında benim de kendime sorduğum
sorulardan biri. Aslında kendi kişisel görüşüm
'Evet, alınmalı'. Ama bu noktada bence asıl soru
ne yapılacağından çok nasıl yapılacağı. Kimse
amfide 300 kişinin toplanacağı ve birinin ders
anlatacağı bir T4PE hayal etmiyor, etmemeli.
İleride farklı katılımcılar da eklenebilir fakat
dediğim gibi, konsept deforme olmamalı.
Did you feel any loss of motivation, if so how
did you overcome it?
Actually I did not have any loss of motivation about
T4PE itself. But, of course when I was feeling ill or
when I had an exam, I tried to compensate the frustration with the best time management I could arrange.
Do you think T4PE should become a national
project, why?
T4PE should definitely become a national project,
now without a doubt we all agree on T4PE’s necessity. Obviously, after three T4PE’s we have a serious
amount on information and output to share. From
this moment on, TurkMSIC should come together
and think how they can improve this project, so as a
result T4PE needs to be a national project.
Do you think participants other than LEOs
should be accepted to T4PE? Should it become a broader organization including all
the students who will go on exchange?
Actually, it is a question I ask to myself too. I would
say “yes, other participants should be included”, but
the main concern is not a question of should or
shouldn’t, but how. No one imagines a T4PE in a
form a boring lecture, with more than 300 people. In
the future T4PE can be opened to different participants but the core concept should not be deformed.
Kayıt ve kabul işleri
Bizim fakültemizde
öğrenciler ikinci veya
üçüncü sınıftan sonra
IFMSA’in değişim
programına
katılabilmekte. İkinci
sınıftan itibaren
araştırma değişimine,
üçüncü sınıfla beraber
de profesyonel staj
değişimine...
Öğrenciler, İngilizce
dilbilgisi ve tıbbi
terimler bilgisini ölçen
bir sınava giriyorlar.
IFMSA etkinliklerinde
rol alındığında da
-proje sorumlusu
olmak veya projelere
destekte bulunmak,
aktivitelere katılmak gibi- fazladan puan
sağlanabiliyor. Bu puanlar da direkt yüz üzerinden
sınav sonucuna ekleniyorlar. Tabii en sonda da elde
ettiğiniz toplam puana göre listeden ülke seçmek
kalıyor.
Bana gelirsek, ben Türkiye stajı imkanını
ikinci turda elde ettim. Bir başka öğrenci
gereklilikleri yerine getirmekte gecikince, bu kontrat
tekrardan sunulmuştu.
Öğrencilerin, kazandıkları yeri kabul ettikten
sonra, değişim ücretini -300 avro- yatırıp, kayıt
formlarını doldurup kabul cevaplarını beklemeleri
gerekiyor.
Benim
şansıma,
İzmir’de
Ege
Üniversitesi’ne kabul edildim ki ilk tercihimdi zaten.
Bölüm olarak da hemen ikinci tercihim olan Dahiliye
Anabilim Dalı’na gidecektim. Ayrıca fakülteden
arkadaşım Petr ve Olomouc’taki tıp fakültesinden bir
başka öğrenci arkadaşım, Eva da bu üniversiteye
kabul edilmişti.
Türkiye yolculuğuna hazırlık
Kabul yazımı aldıktan sonra uçak biletimi
satın aldım. Ülkemden vize istenmiyordu. Aşı olma
gerekliliği de yoktu.
Application and acceptation procedure
Every student in our faculty can apply for
IFMSA exchange program after his second or third
year of study. In second year for research exchange,
in third year for professional exchange... Students
have to pass an English test. The test consists of English grammar and medical vocabulary. Students can
get some extra points for their participations in
IFMSA projects - for administration work, project
leading or temporary participating. Extra points
mean definite percentage of student’s result in English depending on activities in IFMSA. According to
their result students can choose from the list of countries.
In my case, I have got this internship possibility in Turkey in the second round, one student did
not cooperate as it was required and this place was
offered again.
After the typical acceptation procedure starts,
students have to pay the entrance fee (300 Euros), fill
the application forms as required and wait for card of
acceptance (CA). I was very lucky that I had been accepted to Ege University in Izmir (my first choice of
university), in the Department of Internal Medicine
(my second choice of department). Moreover, my
schoolmate Petr and another student from Medical
faculty in Olomouc, Eva were also accepted to this
University.
Preparation for the trip to Turkey
After getting my card of acceptance I bought
a flying ticket. Visa or special vaccination was not
necessary.
meals
Arrival to Izmir, accommodation,
When we arrived to İzmir, Turkish students
(Contact People) were waiting for our Czech group in
the metro station and they took us to our dormitory.
We had a room with two beds, our own shower and
toilet. Kitchen was available for all the students in
one building; it was without equipment so we did not
use it at all. Washing machine was available for a
small fee. Dormitory was clean and comfortable.
Meals were provided in the hospital, I enjoyed them a
lot! We had one meal per day, portions were big
enough and we had possibility to try typical Turkish
home made meal. Breakfasts and dinners were on our
own; mostly we bought some food from supermarkets
or visited some of the cheap restaurants nearby. Prices were close to the prices in the Czech Republic.
Practice in hospital
As I have already mentioned before, I was
accepted in the Department of Internal Medicine.
First day I had an appointment with the chief of the
department, Prof. Dr. Fehmi Akçiçek. He arranged
two weeks of clerkship in the Nephrology Department and two weeks of clerkship in the Cardiology
Department. I spent this time with two other Czech
students. We took a part in ward rounds, our supervising doctor explained us some basic facts about
patients with renal failure and other usual nephrological diagnosis. We also had a possibility to observe a kidney biopsy and bone marrow aspiration.
My stay in cardiology was more interesting for me.
We had a perfect tutor, Associate Professor Dr. Oğuz
Yavuzgil. Every day started with a ward round with
presentation and discussion of the cardiological cases, treatment plans and differential diagnosis. We
learnt how to interpret X-ray pictures, ECG and laboratory results. We observed some catheterization
procedures and we were taken to the transplantology
unit. Dr. Yavuzgil told us a lot about the health care
system in Turkey, about ethnical principals of doctors’ occupation, about specificities of Turkish culture and Turkey as a whole. I really appreciate this
clerkship in cardiology and I am sure that it will help
me in my future studies and my work itself.
We spent from 2 to 7 hours in hospital every
week day; it depended on the program of our supervisor.
İzmir’e varış, konaklama, yemekler
Vardığımızda, Türk öğrenciler bizim Çek
öğrenci grubumuzu bekliyorlardı. Metro
istasyonunda buluştuk ve onlar bizi kalacağımız
yurda götürdüler. Odamız iki kişilikti, kendi duşu ve
tuvaleti vardı. Binadaki mutfak bizim kullanımımıza
açıktı ancak fazla gereç olmadığı için kullanamadık
maalesef. Çamaşır makinalarından ufak bir ücret
karşılığında yararlanabiliyorduk. Yurt tamamen
temiz ve rahattı. Öğle yemekleri hastanede temin
edildi ve gerçekten onları çok lezzetli buldum! Günde
bir öğünümüz karşılanıyordu ama porsiyonlar fazlaca
büyüktü. Ayrıca klasik ev yapımı Türk yemeklerini
tadabilme olanağı elde ettik. Kahvaltı ve akşam
yemeklerini kendimiz sağlayacaktık. Onlar içinse
çoğunlukla marketlerden alışveriş yaptık,
yakınlardaki ucuz retoranlara gittik. Fiyatlar Çek
Cumhuriyeti’ndeki fiyatlara yakındı.
Hastane
Daha önce dediğim gibi dahiliyeye kabul
edilmiştim. İlk gün Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.
Fehmi Akçiçek ile görüşmem vardı. Kendisi iki
haftalık Nefroloji ve yine iki haftalık Kardiyoloji
stajlarını bana açıkladı. Bu zaman zarfında diğer iki
Çek öğrenciyle beraberdim. İlk stajımda serviste
vizitlere katıldık, danışman hocamız böbrek
yetmezliği ile diğer yaygın böbrek hastalıkları tanısı
ve hastaları hakkında temel bilgiler anlattı. Ayrıca
böbrek biyopsisi ve kemik iliği aspirasyonu
işlemlerini gözleme fırsatı bulduk. Kardiyolojideki
stajım benim için daha anlamlıydı. Harika bir
hocamız vardı, Doç. Dr. Oğuz Yavuzgil. Her sabah
vizitlerle, vaka sunumlarıyla, ayırıcı tanı ve tedavı
yaklaşımlarını tartışmakla geçiyordu. Sonra, X-ray
filmlerini, EKG ve laboratuvar sonuçlarını
yorumlamayı öğrendik. Kateter uygulamalarını ve
transplant ünitesini gözlemleyebildik. Dr. Yavuzgil
bize Türkiye’deki sağlık sisteminden, burdaki
doktorluk mesleğinin etnik temellerinden, Türk
kültürünün özelliklerinden ve genel olarak
Türkiye’den bahsetti. Ben gerçekten kardiyolojideki
stajımdan çok memnun kaldım ve eminim ki,
ilerideki çalışmalarımda ve işimde bana yardımcı
olacak bilgiler edindim.
Hastanede hafta içleri 2 ile 7 saat arasında
vakit geçiriyorduk, bu süre danışmanımızın
programına göre değişiyordu.
Türk Hastane ve Çek Hastane Karşılaştırması
Sadece bir ay kalmam nedeniyle Türkiye ve
Çek Cumhuriyeti hastanelerini karşılaştırmak zor.
Zaten ben de bu ayrımı yapabilmek için tıbbi
girişimler, uygulamalar, tedavi planları, hasta
yönetimi gibi konularda yeterli bilgi ve birikim sahibi
değilim. Fakat, bu süre dahilinde bazı farklılıklar,
özellikle de organizasyon ve çalışma düzeninin
yönetimi dikkati kolayca çekiyor.
Ege Üniversitesi’ndeki hastanenin kapasitesi
benim Brno’daki üniversite hastanemle benzerdi.
Brno’daki gibi ayrı bir çocuk hastane binası vardı ve
muhtemelen yenilenmişti. Tüm hasta ve doktor
odaları da yeni mobilyalarla döşenmiş ve klimalıydı.
Aletler ve malzemelerin hepsi en iyi kalitedeydi. Bir
de şöyle bir farklılık vardı: Brno’da ve Çek
Cumhuriyeti’nde bilgisayarlar daha çok kullanılır;
birden çok bilgisayar yazılımı hastaneler veya
poliklinikler için ayrı ayrı programlanmıştır. Ege
Üniversitesi’nde bilgisayar sistemi tüm hastanede tek
ve her bilgi, laboratuar sonuçları, X-ray filmleri,
MRI’lar, hasta dosyaları vs. tek bir program
dahilinde. Bunun dışında biz de kağıt üzerinde
belgelemeyi kullanıyoruz.
Beni oldukça şaşırtan başka bir konu ise
hasta yakınlarının, hastaların başında tüm gün
kalabilmeleriydi. Bu izin benim ülkemde sadece
günde birkaç saattir (Pediyatrik hastalar dışında;
tabii onların velileri hep yanlarında olabiliyor). Bu
bende önemli bir etki yarattı. Çünkü bu durum
hastalara psikolojik açıdan kesinlikle olumlu
yansıyacaktır, kendilerini daha güvende
hissedebilirler, sıkıntılarını ve problemlerini
rahatlıkla yakınlarıyla paylaşabilirler. Yakınları da
hastaya hem fiziksel olarak hem ruhsal olarak
destekte bulunabilirler.
Sonuçta, Türkiye’nin böylesine önemli bir
hastanesinde bulunmak, Türkiye ve Türkiye’deki
sağlık sistemi hakkında bu kadar çok şey öğrenmek
harika bir deneyimdi.
Comparison of Turkish hospital to
Czech hospital
After just one month of staying, it is very
hard to compare Czech hospitals to Turkish ones. I
am not educated and experienced enough to see the
differences in medical procedures, treatment plans
and patient management. On the other hand, I could
recognize some differences, mostly about the organization and the administration of work during my
days in the hospital.
The capacity of Ege University hospital is
very similar to my university hospital in Brno. There
is also a separate Children’s Hospital in Brno, the
same was in Ege Hospital-Izmir and is it was probably renewed. All of the rooms for patients and doctors
were equipped with new furniture and airconditioned. Instruments and equipment were in
very high quality. I could notice just one bigger difference: In Brno and the Czech Republic generally computers are much more used. We use a few types of
computer programs created specially for the hospitals
or outpatient clinics. In Ege University computer system is the same in whole hospital and every lab result, X-ray pictures, MRI pictures, patients’ documentations etc. are hold in this system. Beside this,
we use also paper documentation.
I was also surprised when I heard that the
relatives can be with their patient the whole day. In
my country relatives are allowed to be in hospital just
for a few hours per day. (Except children patients, in
these cases parents can be with their child all day
long). This made an impact on me. It definitely helps
patients in psychological area; they can feel safer and
they can share their pain and problems with their
relatives. And moreover, the family can help the patient to deal with the problems in both psychological
and physical ways.
Finally, it was a perfect experience to stay in
such an important hospital in Turkey and to learn
more about the medicine and Turkey itself.
Social program and free time activities
Social program in İzmir was very rich. We
spent the first weekend on the beaches in Kuşadası
and the second weekend in seaside resort in Ceşme.
For the third weekend, we had a trip, arranged by our
CPs, to Efes and Şirince. And we spent the last weeekend in İstanbul, which was probably the best trip experience. We visited a lot of places during these trips.
We were taken to Agora, Asansor – ancient elevator,
bazaars, Kordon, Kadifekale Castle and history museums of Izmir: Ethnographical and Archeological Museum during the week in the afternoons. We also had
a lot of fun in some clubs and we had the chance to
try a lot of typical Turkish cuisine, in restaurants in
Small Park, Bornova. Of course, the main language of
the conversations was English and I am really happy
for the opportunity to practice it.
Conclusion
Many thanks to IFMSA organization for this
amazing experience. It was a perfect connection of
hospital practicing, travelling, meeting new people
and learning about cultural differences. I am grateful
for all of the organization; special thanks to Argın
Kubin, Selin Tanyeri and Gurur Garip.
Sosyal program ve etkinlikler
İzmir’deki sosyal programımız oldukça
zengindi. İlk haftasonu Kuşadası plajlarında, ikinci
haftasonuysa Çeşme’nin yazlık yerlerinde vakit
geçirdik. Daha sonra CP’lerimiz tarafından Efes ve
Şirince’ye geziler düzenlendi. Son
haftasonumuzdaysa İstanbul’daydık ve sanırım en
çok beğendiğim gezi de bu oldu. İzmir’in içinde de
gezip görülebilecek birçok yere gittik tabi ki. Hafta
içleri, öğleden sonra bizleri Agora’ya, Asansör’e – ki
burda çok eski, tarihi bir asansör bulunmakta-,
pazarlara, Kordon boyuna, Kadifekale’ye, İzmir‘in
tarihi ile ilgili müzelere, etnografya ve arkeoloji
müzelerine götürdüler. Gece klüplerinde eğlendik,
Bornova Küçükpark’taki restoranlarda, kafelerde
Türk mutfağından bol bol tadabilme imkanı bulduk.
Elbette iletişim dilimiz hep İngilizce’ydi ve ben de
pratik yapabilme şansı bulduğum için ayrıca
mutluyum.
En son olarak
Bu olağanüstü deneyim için IFMSA’e
gerçekten teşekkürler. Hastane pratiği, gezmek, yeni
insanlarla tanışmak ve kültürel farklılıkları
gözlemlemek... Tüm bunları kapsayan muhteşem bir
organizasyondu. Bunu sağlayan herkese teşekkürler,
özellikle de Argin Kubin, Selin Tanyeri ve Gurur
Garip’e.
Why are the exchanges to the Czech
Republic most wanted among Turkish
medical students? Except for wealth of the Czech Republic - marvellous nature of Czech lowland surrounded by mountains, which can be reached within
two hours from every local commitee of IFMSA CZ,
history hidden behind every corner of our splendid
cities, towns and villages, lovely Czech girls famous
for their beauty worldwide - we arrange the social
program you will never forget.
Do you thing we exaggerate it?
Imagine four weeks filled by four amazing trips
around the Czech Republic – The capital city of Prague: the historical city of a houndred turrets lying
beneath its dominant -Prague Castle. The place
where history mingles modern architecture so softly,
that you will get the feeling everything was created in
the same time.
The pearl of Southern Moravia-the city of Brno
where you will understand the meaning of idiom:
“wine, women and singing”, surrounded by widespreading vineyards and wine cellars, where you will
taste the spirit of Moravia.
Cesky Krumlov-discreet small town in Souther Bohemia which is concerned to be the most spectacular
town of entire Europe. And many more trips you can
choose from – depends what your local officer and
contact person prepare for you and be sure, it will be
worth the experience!
Do you doubt you will not have enough energy for
all this? Do not worry! Czech cuisine is famous for
food rich of energy. Eating habits in the Czech Republic are quite different from the rest of the world.
Quite heavy, but in combination with our national
drink – beer; it is a tasty meal and a delicious experience for your gustatory buds. Eating is a Czech national sport. You can meet many people with their
well deserved bellies. We call it „beer pregnancy“ or
„beerceps“.
But most of your time you will spend in our hospitals:
Either you are attending clinical or research exchange, you will be surrounded with the latest technologies, modern treatment methods and top class
research projects. The doctors are very friendly, ready
to share all their experiences and guide you through
the amazing world of medicine.
Don’t hesitate even a second, come and Czech out
the Czechs!
We are waiting for you!
Çek Cumhuriyeti’nde yapılan stajlar Türk tıp
öğrencileri arasında neden en çok rağbet görenler
arasında? Çek Cumhuriyeti’nin zenginliğini şimdilik göz ardı edersek – IFMSA CZ’nin tüm yerel
kurulları tarafından iki saat içinde ulaşılabilme
mesafesinde olan, dağlar tarafindan çevrilmiş, harika bir doğaya ev sahipliği yapan Çek arazileri; her
köşesinde tarih saklı görkemli şehir, kent ve
köylerimiz; güzellikleri tüm dünyada ün salmış sevimli Çek kızları ve tarafımızdan hazırlanan unutamayacağınız sosyal programlar…
Sizce abartıyor muyuz?
Çek Cumhuriyeti’nde dört farklı gezi ile dolu
harika bir dört hafta hayal edin – Başkent Prag:
en görkemlisi Prag Kalesi olan ve onun altında boy
gösteren yüzlerce tarihi kule. Tarih ve modern
mimari birbiriyle o kadar yumuşak bir biçimle iç içe
geçiyor ki herşeyin aynı dönemde inşa edildiğini
düşünebilirsiniz. Güney Moravya’nin incisi – her
yana yayılmış üzüm bağları ve şarap mahzenleri ile
çevrelenmiş, “kadınlar, şarap ve şarkı söylemek”
deyiminin ne anlama geldiğini tam anlamıyla görebileceğiniz ve size Moravia ruhunu tattıracak Brno
şehri. Cesky Krumlov – Avrupa’nın en güzel şehri
olduğu söylenen ve güney Bohemya’da bulunan
ketum bir kent. Ve tüm bunlar dışında katılabileceğiniz pek çok gezi – geziler yerel sorumlunuz
ve contact person’ınız tarafından planlanacaktır ve
emin olun bu deneyimi yaşamaya değer!
Tüm bu aktiviteler için yeterli enerjiniz olmayacağından mı şüpheleniyorsunuz? Merak etmeyin!
Çek mutfağı enerjisi yüksek yiyecekleriyle ünlü. Çek
Cumhuriyeti’nde yemek alışkanlığı dünyanın geri
kalanına göre oldukça farklı. Bizim geleneksel
içeceğimiz bira ile kombine edilmiş oldukça ağır bir
öğün. Yemekler oldukça lezzetlidir ve bu tat tomurcuklarınız için harika bir deneyim olacaktır. Yemek
yemek Çek milli sporudur diyebiliriz, göbeklerinin
hakkını veren pek çok insanla tanışabilirsiniz, biz
de onların göbeklerine “bira hamileliği” ya da
“beerceps” adını veririz.
Ancak unutmayın ki vaktinizin çoğunu hastanede
geçireceksiniz:
Klinik
staj
veya
araştırma
programına
katıldığınızda en son teknoloji ile donatılmış ortamlarda çalışacak, modern tedavi metodlarını ve
en üst düzey araştırma projelerini izleyeceksiniz.
Doktorlar çok samimiler ve tıbbın şaşırtıcı dünyasında size yol gösterecek tüm deneyimlerini
aktarmaya hazırlar.
Bir saniye bile düşünmeyin ve Çekler’i görmeye
gelin!
Sizi bekliyor olacağız!
CP Platformu – Sınav Bitti Ama Eğlence Yeni Başlıyor!
‘Yerelim yabancı öğrenci misafir ediyor, ilgilenmeyi çok isterim ama yazın da bir
zahmet ailemin yanında durayım’; ‘Memlekete geldim yapacak bir şey de yok, yok
mu uğraşacak bir şey’; ‘Anlıyorum ama konuşamıyorum, Sultanahmet’e mi gitsem
ne yapsam’ diyen potansiyel CP’ler!, toplaşın.
Öncelikle CP’liğin ne olduğunu bir kez daha hatırlatacak olursak Contact Person’lar
(CP – İrtibat Sorumlusu) TurkMSIC bünyesinde staj yahut bilimsel araştırma
yapmaya gelmiş yabancı öğrencilerle ilgilenen, onlara yardımcı olan kişilerdir. Siz de
CP olmak isteyen, yalnız özellikle öğrenim gördüğünüz fakülte ile yaşadığınız şehrin
farklı olmasından dolayı bu fırsatı kaçıran kişilerdenseniz TurkMSIC SCOPE’nin sizin
için bir çözümü var. Bu platforma üye olup, takipte kalarak yaşadığınız şehirdeki bir
yerel kurulda, yani kendi yereliniz dışındaki bir yerelde CP olabilir, hiç düzeninizi
bozmadan değişim programının bir parçası olabilirsiniz.
Peki ne yapmanız gerek? Adım adım anlatalım:
1. Yerel kurulunuzun Staj Değişim Sorumlusu’yla CP Platformu’nda yer almak istediğinize dair iletişime geçin ya da çok gecikmeden
Facebook grubumuzdaki yerinizi alın. (facebook.com/groups/cp.platformu)
2. CP olmak istediğiniz yerelin fotoğraf albümü altında yapılan konuşmaları takip ederek CP olmak istediğinizi belirtin, gönüllülüğünüzü
ortaya koyun ve bu sene ilk kez gerçekleştirilmesi planlanan projemizde yerinizi alın.
Peki peki CP Platformu sadece CP’ler – LEO’lar arasında aracı olmak, LEO’lara CP, CP’lere yerel bulmak için mi kurulmuş bir
platformdur? Cevap malumunuz, elbette ki çok daha fazlası için. CP Platformu CP’lik öncesi, sırası ve sonrasında CP’lere bir bilgi, tecrübe,
fikir ortak alanı olma, gerektiğinde ortak hareket etme, ortak organizasyonlar yapma imkanı vermek için vardır. Çevre illerdeki ya da
kendi şehrinizdeki yerellerle birleşip lokal bir tur düzenleme, Ulusal Turlar©’ı takiben gidilecek bir yer varsa (İzmir turu sonrası Pamukkale
örneğin) birleşip daha ucuza getirme, güzel bir etkinlik varsa herkesi haberdar etmek için bu platform size iletişim çağının tüm imkanlarını
sunar. Yapmanız gereken ise sadece daha önce de söylendiği gibi üye olarak takibi elden bırakmamanızdır.
Platform kendiyle büyüyecek gönüller arıyor. Eğer buraya kadar ‘Tamam, tam da aradığım şeydi bu dediyseniz durmayın, siz de
bize katılın :)
TurkMSIC Domestic Exchange aims to help raising
self developed physicians by giving an unique
opportunity for whom prefer to stay in homeland
instead of going abroad due to personal reasons;
wants to observe the medical ambeint of the faculty
one wants to work or study in; desires to spend his/
her one month in a not known place with new friends
from other countries or just wishes to have an
efficient month in a city he or she living in.
In the previous year, 55 medical students had been
inclueded the domestic exchange program. Here are
the active Domestic Exchange Local Committees who
will host the exchangees this year:
TurkMSIC Akdeniz
TurkMSIC Başkent
TurkMSIC Dokuz Eylül
TurkMSIC Ege
TurkMSIC Erciyes
TurkMSIC Gazi
TurkMSIC Karaelmas
TurkMSIC Mersin
TurkMSIC Pamukkale
TurkMSIC Selçuklu
TurkMSIC Süleyman Demirel
TurkMSIC Uludağ
TurkMSIC Yurt İçi Staj Değişimi; maddi veya manevi
sebeplerle yurt içini yurt dışına tercih eden, ileride
uzmanlığını yapmayı ya da geçiş yapmayı düşündüğü
tıp fakültesinin havasını önceden solumak isteyen,
bir ayını tamamen yabancı olduğu bir fakültede yurt
dışından gelen öğrencilerle yahut yazın döneceği
memleketinde verimli geçirmek isteyen tıp
öğrencilerine bu olanağı vererek kendini geliştirmiş
hekimler
yetişmesine
katkı
sağlamayı
hedeflemektedir.
Geçtiğimiz yıl içerisinde 55 tıp öğrencisi bu program
kapsamında yurt içinde değişim yapmış olup bu
değişim yılında öğrenci kabul edecek yerel kurullar
ise şu şekildedir:
Erdem CAN
TurkMSIC SCOPE Domesitic Exchange Coordinator ‘11-’12
TurkMSIC Akdeniz
TurkMSIC Başkent
TurkMSIC Dokuz Eylül
TurkMSIC Ege
TurkMSIC Erciyes
TurkMSIC Gazi
TurkMSIC Karaelmas
TurkMSIC Mersin
TurkMSIC Pamukkale
TurkMSIC Selçuklu
TurkMSIC Süleyman Demirel
TurkMSIC Uludağ
Erdem CAN
Yurt İçi Staj Değişimi Koordinatörü 2011/2012
Download

Pdf yap