ESKİŞEHİR BAROSU
GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Yıl: 3 • Sayı: 6 Yaz 2014
Sahibi
Sorumlu Müdür
Genel Yayın Yönetmeni
Editör
Yayın Kurulu
ISSN : 2147-6667
Eskişehir Barosu Başkanlığı adına,
Av. Rıza ÖZTEKİN
Av. Şenol GÜNDOĞDU
Eskişehir Barosu Başkan Yardımcısı
Av. Umut ULUTAŞ
Av. Burcu Aktaş
Av. Hüseyin AKÇAR
Av. Burcu AKTAŞ
Av. Ayşegül KUMAŞ
Stj. Av. Duygu AKYOL
Stj. Av. Büşra GİRAY
Stj. Av. Ömer EMEKSİZ
Stj. Av. Emre TAŞ
Stj. Av. Fatma GİRGİN
Stj. Av. Zehra ÖNCÜ
Stj. Av. Zerrin GÜNEYLİ
Stj. Av. Meltem İNÇELİ
Stj. Av. Hilal ÇOBAN
Stj. Av. Çiğdem ÇALIŞIR
Stj. Av. Egemen ÖZGÜR
Stj. Av. Hilal AYAN
Stj. Av. Kerem BAĞCI
Stj. Av. Sercan BAKIR
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Dergisi, üç ayda bir
(Nisan, Temmuz, Ekim, Ocak) yayımlanır. Bu dergi
bedelsiz olarak Eskişehir Barosu bünyesindeki avukat
ve stajyerler başta olmak üzere ilgili hukuk kuruluşlarına
bedelsiz olarak dağıtılır. Dergide yer alan yazılar,
yalnızca eser sahibinin ya da mülakat veren kimsenin
görüşlerini yansıtır, Eskişehir Barosu ya da Eskişehir
Barosu Gençlik Meclisi bu yazı ve görüşlerden dolayı
sorumluluk kabul etmez. İzinsiz olarak çoğaltılamaz ya da
ticari amaçlar için kullanılamaz. Dergide yer alan yazılar
kaynak gösterilmeksizin başka bir yerde yayımlanamaz.
İletişim Adresi
ESKİŞEHİR BAROSU
Adliye Sarayı Kat: 3 No: 346 ESKİŞEHİR
Tel
: 0 222 240 14 00 • Faks: 0 222 240 71 70
E-posta : [email protected]
Web
: www.eskisehirbarosu.org.tr
Kapak Tasarımı: Ahmet GÜÇLÜ
Sayfa Tasarımı ve Baskı
AFŞAROĞLU MATBAASI
Kazım Karabekir Cad. Altuntop İşhanı
No: 87/7 İskitler / ANKARA
Tel
: (0.312) 384 54 88 • Faks: (0.312) 384 54 98
E-mail: [email protected]
Web : www.afsaroglu.com.tr
I
Yaz 2014
İÇİNDEKİLER
SUNUŞ
Av. Rıza Öztekin Sunuş Eskişehir Barosu Başkanı............................................................. IV
Av. Hüseyin Akçar Sunuş Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı................................... VI
02 HABERLER
Hazırlayanlar
Stj. Av. Duygu Akyol – Av. Burcu Aktaş
Barodan Haberler.............................................................................................................. 1
Gençlik Meclisinden Haberler......................................................................................... 13
Gündeme İlişkin Basın Açıklamaları................................................................................ 32
03 DOSYA
Yargı Bağımsızlığı ve Tarihsel Gelişimi ............................................................................ 53
Av. Umut Ulutaş – Eskişehir Barosu
Polis Devleti ................................................................................................................... 56
Stj. Av. Sercan Bakır – Eskişehir Barosu
04 MAKALE
6100 Sayılı Hmk’ya Göre Peşin Alınan Gider Avansı (Tez - Anti Tez ) Çalışması (Tez).... 61
Av. Burcu Aktaş – Eskişehir Barosu
6100 Sayılı Hmk’ya Göre Peşin Alınan Gider Avansı (Tez - Anti Tez)
Çalışması (Anti Tez)........................................................................................................ 63
Av. Volkan Öztürk – Eskişehir Barosu
Devrimci Bir Hukukçu; Mahmut Esat Bozkurt Ve Bozkurt-Lotus Davası....................... 65
Stj. Av. Demet Koçkanat - Eskişehir Barosu
İşyerinin Devri ve Hukuki Sonuçları .............................................................................. 67
Egemen Özgür – Eskişehir Barosu
25 Şehit Verdiğimiz Cephanelikten Cevapsız Sorular ...................................................... 71
Av. Umut Ulutaş - Eskişehir Barosu
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 852 İle Yargıtay Uygulamasındaki Sorun ........... 73
Av. Özgen Cem Aşkun - Eskişehir Barosu
6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun İle Gelen Değişiklikler .............. 77
Av. Fatma Ömeroğlu - Eskişehir Barosu
Olmasa da Olur! ............................................................................................................. 79
Stj. Av. Fatih Özata - Eskişehir Barosu
Soma Raporu ................................................................................................................. 81
Av. Ayşegül Kumaş – Av. Zeynep Altındaş – Eskişehir Barosu
Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonuna Genel Bir Bakış .................................... 93
Av. Buket Ünlü Hatip - Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı
Mesleki İtibarsızlaştırma.................................................................................................. 95
Stj. Av. Mevlüt Kemal Kısa – Eskişehir Barosu
Anonim Şirketlerde Genel Kurula Katılma Hakkı .......................................................... 97
Av. Hüseyin Akçar – Eskişehir Barosu
SÖYLEŞİ
Bir “Dost” O; Aşık Veysel Tiyatro Oyununda; “Dost”
Kazım Sinan Demirer ile Söyleşi ................................................................................... 103
Av. Hüseyin Akçar – Eskişehir Barosu
KÜLTÜR SANAT
Tamer Levent İle Tiyatro Üzerine ................................................................................. 107
Zehra Çam – Follow Magazin Yazı İşleri Yönetmeni
Film İncelemesi: Nüremberg Duruşmaları .................................................................... 111
Stj. Av. Zehra Öncü – Stj.Av. Kerem Bağcı – Eskişehir Barosu
SUNUŞ
Av. Rıza ÖZTEKİN
Eskişehir Barosu Başkanı
Değerli Meslektaşlarım,
Gençlik Meclisimizin dinamik yapısıyla ortaya çıkan ve herkes
tarafından da büyük bir gıpta ile bakılan Gençlik Meclisi Dergimizin 6. sayısı, yeni yazıları ile karşınıza çıkıyor. Emek veren
tüm meslektaşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Gençlik Meclisimiz 2008 yılında Baro Olağan Genel Kurul
kararı ile kuruldu. Kurulduğunda Türkiye’de Baroların bünyesinde bir Gençlik Meclisi yoktu. O dönem Gençlik Meclisinin kurulması fikri değerli meslektaşımız Av. Sinan ÖZKAR’a
aittir. Fikri katkısı nedeniyle kendisine ve kurulmasına katkı
veren diğer meslektaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum.
Gençlik Meclisinin kurulmasından itibaren görev alan Gençlik
Meclisi Başkanlarına, İdare ve İzleme Heyeti Üyelerine de, çalışmaları ve hizmetleri nedeniyle ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Gençlik Meclisi, stajyerlerimizin ve genç meslektaşlarımızın
sorunlarının Baro Yönetim Kuruluna iletilerek çok daha hızlı
çözümler üretilmesi, genç meslektaşlarımızın Baro ile olan bağlantılarının güçlendirilmesi ve bu kapsamda faaliyetler düzenlemesi amacıyla kurulmuştu.
Kurulduğu tarihten bugüne baktığımızda Gençlik Meclisinin
amacını gerçekleştirdiğini, hatta çok daha ileriye gittiğini görmek gerçekten bir gurur kaynağı.
Güçlü bir Baro ancak örgütlenme ve üyelerinin Baro’ya olan
aidiyet duygusunun güçlendirilmesi ile mümkündür. Gençlik
Meclisi bu bağlamda Güçlü bir Baro’nun oluşmasında çok büyük katkı vermiştir.
6. Dönem Gençlik Meclisimiz, oluşturmuş olduğu dinamik
yapısıyla çok farklı işlere imza attı. Adli tatil demeden hala
daha çalışmaya devam ediyor. Baromuzun internet sayfasında
IV
Yaz 2014
SUNUŞ
etkinliklerin çoğunun Gençlik Meclisimize ait olması Baro Yönetim Kurulu olarak bizi gururlandırıyor. Gençlik Meclisi’nin
özenle hazırlayıp bütün stajyer avukatlarımıza sunduğu Eskişehir H Tipi Ceza İnfaz Kurumuna ziyaret gerçekten takdir edilecek bir proje. Bu proje sayesinde Baromuz mensubu stajyer
avukatlarımız, mayıs ayı boyunca her cuma gruplar halinde
Gençlik Meclisimizi tarafından cezaevine götürüldüler. Kendilerine avukat olmanın gereği olan cezaevinde nasıl müvekkil
görüşmesi yapılacağı Cezaevi görevlileri tarafından aktarıldı.
Ekip ola bilincinin en büyük örneği olan Gençlik Meclisimizin
gerçekleştirmiş olduğu bu projede stajyer avukatlarımızın eğitim gezisinden memnun ayrıldıklarını duymam beni daha da
gururlandırdı. Düşünün ki öyle bir baro ve mensubu olduğu
bütün avukatlar etkinliklere canla başla katılıyor ve baromuzu
sahipleniyor. Baromuzu en iyi yerlere taşıyan ve bundan sonra
da taşıyacağına inandığım Gençlik Meclisi’nin bütün üyelerine
teşekkür ediyorum.
Gençlere değer vermeyen, destek olmayan, anlamayan, anlamak istemeyen, sorumluluk vermeyen kişi ve kuruluşlarının
geleceklerini oluşturmaları, güvenceye almaları mümkün değildir. Biz Gençlerimize, Gençlik Meclisimize güveniyoruz. Eskişehir Barosu olarak Gençlik Meclisimize daha önce olduğu
gibi bundan sonra da destek olmaya devam edeceğiz.
Bu duygu ve düşüncelerle Gençlik Meclisinin başta Başkanı
Av.Hüseyin AKÇAR olmak üzere, İdare ve İzleme Heyeti üyelerine, dergiye düşünce ve yazıları ile destek veren ve çıkartılmasında emeği geçen tüm meslektaşlarıma ayrı ayrı teşekkür
ediyor, Gençlik Meclisi’nin bundan sonraki faaliyetlerinde de
başarılar diliyor, saygılarımı sunuyorum.
Yaz 2014
V
SUNUŞ
Av. Hüseyin AKÇAR
Eskişehir Barosu
Gençlik Meclisi Başkanı
Değerli Meslektaşlarım;
Her zaman söylediğim gibi aktif ve katılımcı bir baro oluşturma
hedefi ile çıktığımız yolda emin adımlarla ilerlerken çok büyük
yol aldığımızı, almaya devam edeceğimizi gururla sizlerle paylaşır ve Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Dergimizin 6. Sayısını
sizlerle paylaşmaktan gurur duyduğumuzu ifade etmek isteriz.
Dergimizin 5. sayısını başarıyla tamamlayıp, dağıtım işlemini
gerçekleştirdikten sonra hiç vakit kaybetmeden 6. sayının hazırlıklarına başladık. Aldığımız yapıcı eleştirileriniz ve desteklerinizle bu sayımızı hazırlamış bulunmaktayız.
Göreve geldiğimiz günden beri, Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi misyonuna yakışır faaliyetler yapmaya çalıştık. Her zaman
yeniliklerin öncüsü olma arzumuzu yaptığımız etkinliklerle ortaya koyduk. Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi ismini bırakın
Eskişehir’i tüm Türkiye’ye duyurduk. Baromuzdan ve meslektaşlarımızdan aldığımız bu güçle dergi çıkarma anlayışımızı daha
da yenileyerek, yeni yazılarla fark yaratmaya devam edeceğiz.
Diğer sayılarımızda olduğu gibi 6. sayımızda da Baromuzun nabzını tutmaya devam ettik. Gençlik Meclisi’nin gerçekleştirmiş
olduğu etkinlikleri sizlerle paylaştık. Baromuzun dimdik ayakta
olduğunu ve bunu bütün basınla paylaştığımız açıklamalarımızı
sizler için derledik ve değerli okurlarımızın bilgisine sunduk.
Daha önceki sayılarımızda olduğu bu sayımızda da titizlikle bizler için yazılarını hazırlayan bütün yazarlarımıza Gençlik Meclisi
adına çok teşekkür ediyorum. İşlerinin yoğunluğuna aldırış etmeden Gençlik Meclisi için yazı yazmaları ve bunu önemsemeleri dergimizin ilgiyle takip edildiğinin bir göstergesi olmuştur.
İlginize layık olmaya hızla devam edeceğiz.
Bu sayımızda Editör olarak göreve başlayan değerli meslektaşım
Av. Burcu Aktaş’a, dergiye göstermiş olduğu hassasiyetten dolayı
çok teşekkür ederim. Yazıların redaksiyonu konusunda yardım-
VI
Yaz 2014
SUNUŞ
larını bizden esirgemeyen meslektaşlarım Av. Volkan Öztürk’e
ve Av. Hanife Dilek Köse’ye de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Derginin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan değerli meslektaşım Av. Umut Ulutaş’a da titiz davranışlarından dolayı teşekkür
eder, onunla çalışmaktan duyduğum memnuniyeti sizlerle paylaşmak isterim.
Bu sayımızın DOSYA konusunu güncel bir konu olan Yargı
Bağımsızlığı’na ayırdık. Değerli yazarlarımızın oluşturmuş olduğu yazılar sayesinde ülkenin gündemini ilgilendiren ve Hukuk
Devleti’nin olmazsa olmazlarından olan Yargı Bağımsızlığı konusuna ışık tutmuştur. Konunun çok önemli olması ve birden
fazla konuyu içerisine alması sebebiyle parçalı bir anlatım şekli
benimsemiş bulunmaktayız. Bundan sonra da yapacağımız dergi
çalışmalarında bu konuyu siz değerli okuyucularımızla paylaşmaktan gurur duyacağız.
Dergimizin makale bölümünde Gençlik Meclisi mensubu meslektaşlarımız çok güzel yazılar yazdılar. Düşüncelerini bizlerle
paylaştıkları için Makale bölümündeki bütün yazarlarımıza şükranlarımı sunuyorum.
Söyleşi bölümünde; şehrimizin değerli sanatçılarından Kazım
Sinan Demirer’le Aşık Veysel üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
Oyuncumuzun kendisinin yazıp yönettiği bu oyunun kendisi
için ne ifade ettiğini sizlerle paylaştık. Umarım okurken keyif
alırsınız.
Dergimizin olmazsa olmazlarından olan Kültür – Sanat köşemizde, Sayın Zehra Çam bizler için Tiyatro sanatçısı Tamer Levent ile Tiyatro üzerine bir söyleşi yaptı. Follow Magazin’deki
işini aksatmadan bize de yazı yazan Zehra Hanıma çok teşekkür
ediyorum.
Bütün bunların ötesinde Gençlik Meclisi’nin dinamik yapısına
güvenen, inanan Sayın Baro Başkanımız Av. Rıza Öztekin’e ve
bütün Yönetim Kurulu’na teşekkür ediyoruz. Misyonumuzun
bir özelliği aktif ve katılımcı baro hayalini bir adım daha öteye
taşımanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bu hayali ileriye taşıma da
katkısı olan ekip arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum.
Önceki sayıda da belirttiğim bütün duygu ve düşüncelerimle
birlikte, Gençlik Meclisimizin tüm üyelerinin aktif katılımı ile
hedeflerine ve amacına ulaşmak için çalışmalarımıza devam edeceğimizi ve güçlü bir Gençlik Meclisi oluşturacağımızı taahhüt
eder, değerli meslektaşlarıma, değerli okuyucularımıza şükranlarımı ve saygılarımı sunarım.
Yaz 2014
VII
HABER
ESKİŞEHİR BAROSUNDAN
HABERLER
UĞUR MUMCU’YU ANMA GÜNÜ ETKİNLİKLERİ DÜZENLENDİ.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Eskişehir Şubesi, 20.Kuruluş Yıldönümü ve Uğur Mumcu’yu Anma
Günü etkinliği düzenledi. Düzenlenen etkinlikte, Baro Başkanımız Av. Rıza ÖZTEKİN Yılın
ödüllerinde “Hukuk Savaşçıları Ödülü”ne layık görüldü.
“ÇOCUK HAKLARI, ÇOCUK İSTİSMARI VE HEKİMİN İHBAR YÜKÜMLÜLÜĞÜ”
KONULU SEMİNER DÜZENLENDİ.
Çocuk Hakları İzleme Komisyonu adına Av.
Ezgi AKYIL DEMİRCAN ve Av. Nurdan
GÖKGÖZ tarafından, 22-23 Şubat 2014
tarihlerinde, Osmangazi Üniversitesi Tıp
Fakültesi öğrencilerinin oluşturduğu SCORP
“İnsan Hakları ve Barış” topluluğunun
düzenlediği, Türkiye’nin her yerinden tıp
öğrencilerinin katılımıyla OGÜ’de gerçekleşen
eğitim kampında, “Çocuk Hakları, Çocuk
İstismarı ve Hekimin İhbar Yükümlülüğü”
konularında sunum yapılmıştır.
Yaz 2014
1
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
İnsan haklarının alt başlığı olarak çocuk haklarını da önemseyen tıp fakültesi öğrencileri
tarafından oldukça ilgi gösterilen program sonunda plaket alan çocuk hakları izleme komisyonu
üyeleri, SCORP topluluğunun bir sonraki etkinliği olan ve her sene gerçekleştirilen hukuk
platformu programında, bu kez “çocuk işçi ve çocuk asker” konularında da bilgi almak için
tekrar davet edildi.
DÜZCE BAROSU DİSİPLİN KURULU BAŞKANI AV. YILDIRAY SAYAR
BAROMUZU ZİYARET ETTİ.
“YEREL DÜZEYDE ÇOCUĞA ŞİDDETİ ÖNLEME” ÇALIŞTAYI TAMAMLANDI.
4-6 Mart tarihleri arasında Gelişim Koleji’nde; Odunpazarı Rehberlik Araştırma Merkezi,
Odunpazarı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Eskişehir Gelişim Koleji işbirliği ile yapılan
Çalıştay’a Gündem Çocuk Derneği, Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği, Çocuğa
Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı ve UNICEF katkılarıyla yapılan çalıştaya Eskişehir
Barosu Çocuk Hakları Koordinatörü Av. Banu Bayıker ilk gün ulusal ve Uluslar arası mevzuat
sunumu ile katkıda bulundu. Av.Ezgi Akyıl ise ikinci gün çalıştaya katılımda bulundu.
2
Yaz 2014
HABER
EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ VE TASFİYESİ EĞİTİMİ TAMAMLANDI.
14 - 15 Mart 2014 tarihlerinde düzenlenen “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi”
eğitime konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Şükran ŞIPKA ve Av. Ayça ÖZDOĞAN’a günün
anısına plaket takdim edildi, 2 gün süren eğitimin ardından katılımcı Avukatlarımıza eğitim
sertifikaları verildi.
“AVUKATIN VERGİLENDİRİLMESİ” KONULU KONFERANS DÜZENLENDİ.
Av. Dr. Serkan AĞAR’ ın konuşmacı olarak katıldığı “Avukatın Vergilendirilmesi” konulu
konferans, Eskişehir SMMM odasının konferans salonunda düzenlendi. Konferansa Eskişehir
Barosu avukatları ile stajyer avukatların katılımı yoğundu.
“6502 SAYILI TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN İLE GETİRİLEN
YENİLİKLER” KONULU PANEL DÜZENLENDİ.
Yaz 2014
3
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
“6502 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanun ile getirilen yenilikler” konulu panel,
01.04.2014 tarihinde Eskişehir Adliye Konferans Salonu’ nda düzenlendi. Avukatlık haftası
kapsamında düzenlenen panele Yargıtay 13. Hukuk Dairesi üyesi Hakim Ali Selman Erkuş,
Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal, Av. Nehir Miray Bedük, Av. İdil Kayahan Çavdar ve Av. Ümit
Kara konuşmacı olarak katıldı.
AVUKATLIK HAFTASI KAPSAMINDA MESLEKTAŞLARIMIZ TARAFINDAN
“İNSAN” KONULU ŞİİR MÜZİK DİNLETİSİ ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ.
Avukatlık haftası etkinlikleri kapsamında, Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salon’ da Eskişehir
Barosu avukatları tarafından “İNSAN” konulu şiir ve müzik dinletisi düzenlendi.
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ KARİYER KULÜBÜNÜN DÜZENLEDİĞİ SEKTÖR
BULUŞMALARI KAPSAMINDA, HUKUK VE ADALET KONULU KONFERANS
DÜZENLENDİ.
4
Yaz 2014
HABER
Baro Başkanımız Avukat Rıza ÖZTEKİN, Anadolu Üniversitesi Kariyer Kulübü’ nün düzenlediği
Sektör Buluşmaları etkinliği kapsamında, Hukuk ve Adalet konulu konferans sundu. Konferansta
kulüp üyelerinin yanı sıra hukuk fakültesi öğrencilerinin de katılımı fazlaydı.
SAVUNMA ARAMA HUKUKUNU ARIYOR KONULU PANEL DÜZENLENDİ.
Avukatlık Haftası etkinlikleri kapsamında 2 Nisan 2014 tarihinde Adliye Sarayı Konferans
Salonu’ nda “Savunma Arama Hukukunu Arıyor” konulu panel düzenlendi. Panele Av. Cem
Kaya Karatün, Av. Aynur Tuncel Yazgan, Av. Volkan Bahadır konuşmacı olarak katıldı.
ÇALIŞMA HAYATINDA GÜNCEL GELİŞMELER KONULU PANEL DÜZENLENDİ.
Avukatlık Haftası etkinlikleri kapsamında 3 Nisan 2014 tarihinde “Çalışma Hayatında Güncel
Gelişmeler” konulu panel düzenlendi. Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakütesi Dekanı Prof. Dr.
Ufuk Aydın ‘ ın konuşmacı olarak katıldığı panel, Adliye Konferans Salonu’ nda gerçekleşti. Prof.
Dr. Aydın’ a panelin ardından Baro Başkanımız Av. Rıza Öztekin tarafından plaket sunuldu.
Yaz 2014
5
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ KONULU PANEL DÜZENLENDİ.
Avukatlık Haftası etkinlikleri kapsamında 4 Nisan 2014 tarihinde “Hukukun Üstünlüğü”
konulu konferans düzenlendi. Adliye Konferans Salonu’ nda düzenlenen panele, Eskişehir
Barosu Başkanı Av. Rıza Öztekin, eski baro başkanlarımız Av. Şahap Demirer ( 1972-1980),
Av. Muvaffak Oysul (1980-1984), Av. Akın Çamoğlu (1984-1992), Av. Aydın Güngör (19921998), Av. Yusuf Sever (1998-2002), Av. Oğuz Sezer Arslan (2002-2006) ve Av. Yusuf Yıldırım
(2006-2010) katıldı.
5 NİSAN AVUKATLAR GÜNÜ ÇELENK SUNUMU VE KONUŞMASI YAPILDI.
6
Yaz 2014
HABER
5 Nisan Avukatlar Günü, Eskişehir Barosu avukatlarının katılımı ile Eskişehir Adalet Sarayı
önünde Atatürk Anıtına çelenk sunumu ile başladı. Eskişehir Barosu Başkanı Av. Rıza Öztekin,
avukatlık mesleğine ve gündeme ilişkin yaptığı konuşmasında, yargının kurucu unsuru olan
avukatların önemine dikkat çekti.
AVUKATLAR GÜNÜ YEMEĞİ ANEMON OTELDE DÜZENLENDİ.
Eskişehir Barosu tarafından düzenlenen 5 Nisan Avukatlar Günü yemeği, Anemon Otel’ de
gerçekleşti. Yemeğe Eskişehir Barosu avukatları, stajyer avukatları, Eskişehir Adliyesi’ nde görev
yapan hakim ve savcılar ile Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen
ve Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt katıldı.
Yaz 2014
7
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
ÇOCUK HAKLARI İZLEME KOMİSYONU, ANADOLU ÜNİVERSİTESİ AVRUPA
ÖĞRENCİLERİ FORUMU KULÜBÜNÜN DÜZENLEDİĞİ ETKİNLİĞE KATILDI.
Eskişehir Barosu Çocuk Hakları İzleme Komisyonu’nu temsilen komisyon başkan yardımcısı
Av. Ezgi AKYIL DEMİRCAN, 30/04/2014 tarihinde, Anadolu Üniversitesi Avrupa Öğrencileri
Forumu Kulübü tarafından yapılan davet üzerine Üniversitenin Yunusemre Kampusü’ ndeki
Öğrenci Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe katıldı.
Öğrenciler çocuk hakları, çocuk istismarı hakkındaki ulusal ve uluslararası mevzuat ve yaşanan
son gelişmeler ile avukatın bu süreçteki rolü üzerine sunumlar eşliğinde bilgi aldılar ve oldukça
ilgilendikleri bu konu hakkındaki sorularıyla da sohbet halinde bir etkinlik geçmesini sağladılar.
Üniversite öğrencileri, baronun katılımından duydukları memnuniyeti dile getirerek benzeri
etkinliklerin tekrarlanması ve daha geniş bir kitleye ulaşması için yeni projeler düzenlenebileceğini
ve çocuklara yararlı olacak her türlü etkinliğe katkı için hazır olduklarını belirttiler.
AKTÜERYA HUKUKU PROGRAMI TAMAMLANDI.
Aktüerya hukuku programı aktüerya uzmanı ve Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Sema
GÜLEÇ UÇAKHAN ve Av. Şafak GÜLEÇ tarafından gerçekleştirilen program toplam 36 saat
sürdü ve teorik bilgilerin yanı sıra, somut tazminat hesaplamalarına ilişkin ayrıntılı örneklere yer
verildi. Program 19.04.2013, 20.04.2013, 26.04.2013, 27.04.2013, 03.05.2013, 04.05.2013
tarihlerinde saat 09:30 – 12:30 ve 14:00 – 17:00 saatleri arasında her gün altı saat şeklinde
gerçekleştirildi.
8
Yaz 2014
HABER
ULUSAL HMK SEMPOZYUMU DÜZENLENDİ.
10-11 Mayıs 2014 tarihlerinde Muğla’nın Bodrum İlçesinde düzenlenen “Ulusal HMK
Sempozyumu”na Baro Başkanımız Av. Rıza Öztekin Oturum Başkanı olarak katıldı.
Açılış konuşmasını TBB Başkanı Sayın Av. Berra Besler, Muğla Barosu Başkanı Sayın Av. Mustafa
İlker Gürkan ve Muğla Barosu Başkan Yardımcısı Sayın Av.Leyla Bişen’in yaptığı sempozyuma
Sayın Prof. Dr. Baki Kuru Onur Konuğu, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim
Üyesi Sayın Prof. Dr. Hakan Pekcanitez, Yargıtay 2. H. D. Üyesi Sayın Ömer Uğur Gençcan,
Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr.Muhammet Özekes, Yargıtay
4.H.D. Üyesi Sayın Bilal Köseoğlu, İstanbul Barosu Üyesi Sayın Av. Tamer Şahin, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Akın, Yargıtay 22.Hukuk Dairesi
Başkanı Sayın Seracettin Göktaş konuşmacı olarak, Denizli Barosu Başkanı Sayın Av. Müjdat
İlhan, İstanbul Barosu Başkan Yrd. Sayın Av. Mehmet Durakoğlu, Aydın Barosu Başkanı Sayın
Av. Sümer Germen, Bursa Barosu Başkanı Sayın Av. Ekrem Demiröz ve Bolu Barosu Başkanı
Sayın Av.Ferit Atalay Oturum Başkanı olarak katıldılar.
“SPOR VE ÇOCUK” KONULU RESİM YARIŞMASI DÜZENLENDİ.
14 Mayıs 2014 tarihinde Eskişehir Barosu Çocuk hakları İzleme Komisyonunun geleneksel
resim yarışmasının ödül töreni Baro Başkanımız, Milli Eğitim Müdür Yardımcısı, ödül alan
çocuklar, öğretmen ve ailelerinin katılımı ile yapılmıştır. Bu seneki konu “Spor ve Çocuk”
olup ayrıca yarışmaya katılan çocukların resimleri Adliye Sarayı konferans salonu önünde de
sergilenmektedir.
Yaz 2014
9
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
AVUKAT KATİPLERİNDEN BARO BAŞKANIMIZ AV.RIZA ÖZTEKİN’E ZİYARET
GERÇEKLEŞTİ.
Eskişehir Barosu Avukat Katipleri ve Sekreterleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğ’nin, ilk
genel kurulu Eskişehir Adalet Sarayı Konferans Salonu’nda yapıldı. Dernek Yönetim Kurulu
üyeleri, Genel Kurul’un ardından Eskişehir Barosu Başkanı Av. Rıza Öztekin’e ziyarette bulundu.
HAKİM VE SAVCILAR İÇİN VEDA YEMEĞİ DÜZENLENDİ.
HSYK’nın 11 Haziran 2014 tarihli kararname gereği yapılan atamalar sebebiyle aramızdan
ayrılacak Başsavcımız, Savcı ve Hakimlerimiz için düzenlenen veda yemeğine Baro Başkanımız
Av. Rıza ÖZTEKİN, TBB Disiplin Kurulu Üyesi Av. Özkan BULGU, Yönetim Kurulu
üyelerimiz ve meslektaşlarımız dışında bir çok Hakim, Savcı, kalem müdürleri ve katiplerin
katıldığı yemekte, açılış konuşmasını Başsavcımız Orhan Çetingül yaptı.
Baro Başkanımız da konuşmasında; Ataması yapılan Hakim ve Savcılarla uzun süre birlikte görev
yapmaktan memnun olduğunu ve yeni atanacakları görevlerinde başarılar diledi.
CUMHURİYET BAŞSAVCISINA HİZMETLERİNDEN DOLAYI TEŞEKKÜR
ZİYARETİNDE BULUNULDU.
Eskişehir Barosu Yönetim Kurulu tarafından HSYK yaz kararnamesi ile görev yeri değişen
Cumhuriyet Başsavcımıza hizmetlerinden dolayı teşekkür ziyaretinde bulunuldu.
10
Yaz 2014
HABER
CUMHURİYET SAVCISI BÜLENT YILDIZ, ESKİŞEHİR BAROSU YÖNETİM
KURULUNA VEDA ZİYARETİNDE BULUNDU.
HSYK Yaz Kararnamesi ile görev yeri değişen Cumhuriyet Savcısı Bülent Yıldız, Eskişehir
Barosu Yönetim Kurulu’na veda ziyaretinde bulundu. Baro Yönetim Kurulu, hizmetlerinden
dolayı kendilerine teşekkürlerini sundu.
“AVUKATLIK DİSİPLİN HUKUKU ve MESLEK KURALLARI” KONULU
KONFERANS DÜZENLENDİ.
TBB Disiplin Kurulu Başkanı Av. M. Haşim MISIR’ın konuşmacı olarak katıldığı konferans
Adliye Konferans salonunda yapıldı.
Yaz 2014
11
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
ESKİŞEHİR BAROSU İLE LEGES İÇTİHAT VE MEVZUAT PROGRAMI
ARASINDA ANLAŞMA YAPILDI.
Leges içtihat ve mevzuat sistemi baromuz üyelerine ücretsiz olarak hizmete girmiştir. Program
internet sayfası üzerinden kullanılmakta olup, aşağıda belirtilen adımlar takip edilerek yapılacak
kayıttan sonra kullanılabilecektir.
1. Adım: www.legeshuku.com sitesine giriş yapınız.
2. Üye girişi bölümünden “demo” sekmesini tıklayınız.
3. Kayıt ekranında hesap türünü deneme hesabı seçerek istenilen bilgileri giriniz.
4. Oluşturduğunuz kullanıcı ismi ve cep telefonunuza gelecek şifre ile sisteme giriş yapınız.
MİLETVEKİLİ RUHSAR DEMİREL, BAROMUZA ZİYARETTE BULUNDULAR.
Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Ruhsar DEMİREL ve Eskişehir MHP İl Başkanı Ayhan SEZER
Baromuzu ziyarette bulundular.
12
Yaz 2014
HABER
GENÇLİK MECLİSİNDEN
HABERLER
“II.GENÇ AVUKATLAR KURULTAYI”
HAKKINDA ZİYARETLER
II. GENÇ AVUKATLAR KURULTAYI
DÖNEM SÖZCÜLÜĞÜ, GENÇLİK
MECLİSİ TARAFINDAN TİTİZLİKLE
TAKİP EDİLDİ.
Eskişehir Barosu ev sahipliğinde 16-17 Kasım
2013 tarihinde gerçekleşen II.Genç Avukatlar
Kurultayıyla Genç Avukatların Dönem Sözcüsü Eskişehir Barosu olmuştur. Kurultayın
sonuç bildirgesinde belirtilen genç avukatların sorunlarının takibi Eskişehir Barosu
Gençlik Meclisi tarafından titizlikle takip
edilmektedir.
Yapılan çalışmaların gerekli yerlere duyurulması için Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi
Başkanı Av. Hüseyin Akçar, CHP İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Balbay, CHP Genel
Başkan Yardımcısı Adnan Keskin ve MHP
Yaz 2014
13
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
lifi MHP Genel Başkan Yardımcısı – Eskişehir
Milletvekili Sayın Ruhsar Demirel tarafından
16/04/2014 tarihinde TBMM’ne sunuldu.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Yönetimi
olarak Sayın Ruhsar Demirel’e Genç Avukatlara değer verdiğinden ötürü çok teşekkür
ederiz.
GENÇLİK MECLİSİ’NDEN GENÇ
AVUKATLARA KREDİ KOLAYLIĞI
SAĞLANMASI YÖNÜNDE GİRİŞİM
Genel Başkan Yardımcısı Sayın Ruhsar Demirel ile görüşmeler yaptı. Genç Avukatlar Kurultayı Sonuç bildirgesinin vekillere sunulduğu
görüşmede, Avukatlık Kanunundaki bir takım
sıkıntılar da gündeme getirildi. 26-27 Nisan
2014 tarihlerinde üçüncüsünün düzenleneceği kurultaya vekiller de davet edildi. Mesleğin
dinamikleri olan Genç Avukatlara daha fazla
değer verilmesi ve Genç Avukatların baro yönetim kurullarında temsilinin açılması için kanun teklifi verilmesi gerektiği Başkan Av. Hüseyin Akçar tarafından dile getirildi.
Yapılan görüşme sonucunda; Genç Avukatların Baro Yönetim Kurullarında, yaş engeline
takılmadan, yer almasını sağlayan Kanun tek14
Yaz 2014
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi, kredi kullanmak isteyen genç avukatlara bu yönde bir kolaylığın sağlanması amacıyla Vakıfbank Eskişehir Bağlar Şubesi ile görüşmelere başladı. Kredi
kullanmak isteyen genç avukatlara düşük faiz
uygulaması ve başka ayrıcalıkların da tanınması amacıyla başlatılan görüşmeler olumlu sonuçlanırsa imzalanacak bir protokolle bu proje
somut bir şekilde uygulanmaya başlayacak.
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ, AVUKATLIK HAFTASI
ETKİNLİKLERİ KAPSAMINDA
BOWLİNG TURNUVASI DÜZENLEDİ.
HABER
GENÇLİK MECLİSİ, ESKİŞEHİR
SPOR KULÜBÜ BAŞKANI
MESUT HOŞÇAN’I ZİYARET ETTİ.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi, 14.03.2014
tarihinde Eskişehir Spor tesislerini ziyaret
ederek Kulüp Başkanı Mesut HOŞCAN,
Başkan Yardımcısı Ahmet YALÇIN ve Kulüp
Avukatı Oytun SÜLLÜ ile görüştü. Öncelikle Gençlik Meclisi’nin kuruluş amacı ve misyonundan bahseden Gençlik Meclisi Başkanı
Av. Hüseyin AKÇAR, gerçekleştirdikleri ve
gerçekleştirmeyi planladıkları etkinlerden de
bahsetti. Bu bağlamda Eskişehir’in en önemli değerlerinden biri olarak Eskişehir Spor ile
birlikte ortak projeler gerçekleştirmek istediklerini belirten Av. Hüseyin AKÇAR; Spor
Hukuku ile ilgili bir seminer düzenlemek istediklerini, Eskişehir Spor’dan da bu yönde bir
destek almak istediklerini belirtti.
Eskişehir Spor’un spora ve gençlere her zaman
destek olacağını belirten Kulüp Başkanı Mesut HOŞÇAN, bu yönde kulüp olarak Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi’ne destek olmaya
hazır olduklarını belirtti ve spor ile hukuku iç
içe geçirecek bu çalışmalarından ötürü kendilerine teşekkür etti.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi, Avukatlık
Haftası etkinlikleri kapsamında 11.03.2014
tarihinde Cosmic Bowling’te bir bowling turnuvası düzenledi. Turnuvaya genç avukatlar
ve stajyer avukatlar katılırken, dereceye giren
ilk 3 yarışmacıya Gençlik Meclisi ve Eskişehir
Barosu adına plaket verildi.
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ ÇAĞFEN ANADOLU
LİSESİ’NDE MESLEK TANITIMI
GERÇEKLEŞTİRDİ.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı Av.
Hüseyin AKÇAR ve İzleme Heyeti Üyesi Stj.
Yaz 2014
15
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Av. Duygu AKYOL, 19.03.2014 tarihinde
Çağfen Anadolu Lisesi’nde Avukatlık mesleğine ilişkin tanıtım gerçekleştirdiler. 9-10 ve
11. sınıf öğrencilerinin katıldığı meslek tanıtımında avukatlık mesleğinin içeriği anlatılırken, Türkiye’deki hukuk eğitimi ve Avukatlık
Stajı hakkında da ayrıntılı bilgi verildi. Daha
sonra ise öğrencilerin avukatlık mesleği ve hukuk eğitimi ile ilgili soruları cevaplandı.
“DAR AYAKKABIYLA YAŞAMAK”
İSİMLİ TİYATRO OYUNU
SERGİLENDİ.
16
Yaz 2014
2014 yılı Avukatlık Haftası etkinlikleri kapsamında, Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi
ve Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sui
Generis Tiyatro topluluğu ortaklaşa olarak bir
tiyatro oyunu sergiledi. Yönetmenliğini Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları
oyuncusu Hakkı KUŞ’un yaptığı, Eskişehir
Barosu Gençlik Meclisi Başkanı Av. Hüseyin
AKÇAR, Gençlik Meclisi İdare Heyeti Üye-
HABER
si Av. Burcu AKTAŞ ve Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin rol aldığı,
Sırp oyun yazarı Duşan Kovaçeviç’in kaleme
aldığı ve ezilen fabrika işçilerinin başlatmış
olduğu grevi anlatan ‘Dar Ayakkabıyla Yaşamak’’ adlı tiyatro oyunu, 04.04.2014 tarihinde Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde
sahnelendi. Oyundan sonra Eskişehir Barosu
Başkan Yardımcısı Av. Şenol Gündoğdu tarafından tüm avukatların Avukatlar Günü kutlandı ve oyunculara plaketleri takdim edildi.
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ AVUKATLIK HAFTASI
ETKİNLİKLERİ KAPSAMINDA
“YARGI BAĞIMSIZLIĞI” KONULU
PANEL DÜZENLEDİ.
2014 Avukatlık Haftası etkinlikleri kapsamında Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi tarafından Anadolu Üniversitesi Hukuk
Fakültesi’nde “Yargı Bağımsızlığı” konulu
panel düzenlendi. Panelde konuşmacı olarak
Eskişehir Barosu Başkanı Av. Rıza Öztekin ve
Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Yard. Doç Dr.
Bülent Yücel katıldı. Panelin moderatörlüğünü Anadolu Üniversitesi Hukuk FakülteYaz 2014
17
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
si Dekanı Prof.Dr. Ufuk Aydın yaptı. Saygı
duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan panelin
açılış konuşmasını Eskişehir Barosu Gençlik
Meclisi Başkanı Av. Hüseyin Akçar yaptı. Hukuk Devleti’nin vazgeçilmez unsurlarından
birisinin Yargı Bağımsızlığı olduğunu vurgulayan Akçar, Hukuk Fakültesi öğrencilerine
ulaşmanın en doğru yolunun fakülteyle işbirliği halinde olması gerektiğini konuşmasında
dile getirdi. Ardından panele geçildi ve verimli
bir panel gerçekleştirildikten sonra panel katılımcılarına Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi
yönetimi tarafından plaket takdim edildi.
GENÇLİK MECLİSİ HATIRA ORMANI
AĞAÇLANDIRMASI
dikti. “Bir Fidan Bir Can” sloganı ile hareket
eden grup yüzlerce fidan dikti. Fidan dikim
etkinliğine Eskişehir Barosu Başkanı Av. Rıza
Öztekin, Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi
Başkanı Av. Hüseyin Akçar, Eskişehir Kent
Konseyi Kültür Sanat Çalışma Grubu Başkanı Nihal Bağcı, Eskişehir Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi Bülent Erkul, genç avukatlar
ve kent Konseyi üyeleri katıldı. Ormanların
ülkemiz için önemli bir yere sahip olduğunu
söyleyen Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi
Başkanı Av. Hüseyin Akçar, avukatlığın sadece mahkemelerde değil her yerde yapılması
gerektiğini vurguladı ve bu gibi sosyal etkinliklerin devam edeceğini vurguladı.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi, 2014 Yılı
Avukatlık Haftası Etkinlikleri kapsamında
Eskişehir Kent Konseyi Kültür Sanat Çalışma
Grubu ile birlikte Muttalip Yerleşkesine fidan
18
Yaz 2014
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ, AVUKATLIK HAFTASI
ETKİNLİKLERİ KAPSAMINDA
HALI SAHA TURNUVASI
GERÇEKLEŞTİRDİ.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi, 2014
Avukatlık Haftası etkinlikleri kapsamında
HABER
başlayan turnuva elemeler neticesinde final
aşamasına geldi. Final maçı 06 Nisan 2014
tarihinde Es Planet Halı Sahada gerçekleşti.
Final maçı avukat ile katipler arasında yapıldı.
Maçın heyecanına ortak olmak için Eskişehir
Barosu Başkanı Av. Rıza Öztekin, Eskişehir
Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av.Çağrı Yücel,
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı Av.
Hüseyin Akçar ve çok sayıda avukat izleyici
olarak halı sahaya geldiler. Maçın ardından
galip olan takıma kupaları ve madalyaları
takdim edildi. İkinci ve üçüncü olan takımlara
ve hakeme de teşekkür plaketi sunuldu.
GENÇ AVUKATLARIN ÖNEMİ İLE
İLGİLİ ES TV’DE CANLI YAYIN
Avukatlar, Stajyer Avukatlar, Avukat
Katiplerinden oluşan takımlarla halı saha
turnuvası düzenledi. Yaklaşık bir ay öncesinde
II. Genç Avukatlar Kurultayına ev sahipliği
ve dönem sözcüğü yapan Eskişehir Barosu
Gençlik Meclisi, Genç Avukatların önemi ile
ilgili olarak Denizli Barosu Gençlik Meclisi
Başkanlığı ve Bursa Barosu Gençlik Meclisi
Başkanlığı ile birlikte ES TV ‘ de canlı yayın
gerçekleştirdi. Canlı yayına Eskişehir Barosu
Yaz 2014
19
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Gençlik Meclisi Başkanı Av. Hüseyin Akçar,
Denizli Barosu Gençlik Meclisi Genel Sekreteri Av. Yıldıray Demirci ve Bursa Barosu
Genç Avukatlar Meclisi Başkanı Av. Fikriye
Merve Evin Kayrak katıldı. Yararlı bir yayın
olan programda Genç Avukatların sorunlarına değinildi.
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ SİTESİ VE APLİKASYONU
YAYINA GİRİYOR.
ya hazır. Bu konuda özveriyle çalışan ve çok
kullanışlı bir site oluşturma konusunda bütün
bilgisini ve deneyimini bizimle paylaşan Stj.
Av. Egemen Özgür’e çok teşekkür ediyoruz.
Bunun yanında Eskişehir Barosu Gençlik
Meclisi’ne ulaşmanın diğer bir kolay yolu ise,
Android İşlemci Telefonlara uyumlu aplikasyonun da yayına girmesi.
Haberlerimizi ve bizleri yakından takip etmenin kolay yolu; www.genclikmeclisi.net
Uzun zamandan beri çalışmaları yapılan site,
nihayet bütün meslektaşlarımızla buluşma20
Yaz 2014
Bütün meslektaşlarımızdan bu aplikasyonu
indirerek bizleri kolayca takip etme şansını
sunuyoruz. Yine bu konuda çalışmaları ile
destek veren Stj. Av. Egemen Özgür’e teşekkür ediyoruz. Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi olarak çalışmalarımıza hızla devam edeceğimizi bildirir, saygılar sunarız.
HABER
GENÇLİK MECLİSİ BAŞKANI
VE İDARE HEYETİ ÜYELERİ,
ODUNPAZARI BELEDİYESİ
BAŞKANI AV. KAZIM KURT’U
ZİYARET ETTİ.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’a hayırlı
olsun ziyaretinde bulundu. Gençlik Meclisi
Başkanı Av. Hüseyin Akçar, Başkan Yard. Av.
Umut Ulutaş, Genel Sekreter Av. Esra Özcan
ve İdare Heyeti üyesi Av. Burcu Aktaş, Başkan Kazım Kurt’a hayırlı olsun dileklerini
ve Eskişehir için en iyisinin böyle olduğunu
iletti. Başkan Av. Hüseyin Akçar; Genç Avukatlar olarak her zaman destek vereceklerini
ve etkinliklerde de aktif olarak yer alacaklarını
dile getirdi. Belediye Başkanı Kazım Kurt da
yargının kurucu unsurlarından olan avukatlara büyük iş düştüğünü ve her zaman destek
olacaklarının taahhüdünü verdi. Hoş muhabbetin ardından ziyaret sonlandı.
lu ve TBB Delegeleri de vardı. Barolar arasında Genç Avukatların iletişimini sağlamak için
karşılıklı bağlantılar oluşturuldu.
Hoş karşılamalarından dolayı Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı Av. Hüseyin Akçar, Başkan Av. Sema Aksoy nezdindeki bütün
yönetim kurulu üyelerine teşekkür ettiğini
belirtti.
II. GENÇLİK MECLİSİ KAHVALTISI
GENÇLİK MECLİSİ BAŞKANI
AV. HÜSEYİN AKÇAR, ANKARA
BAROSU BAŞKANI AV.SEMA
AKSOY’U ZİYARET ETTİ.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı
Av. Hüseyin Akçar, Ankara Baro Başkanı Av.
SEMA AKSOY’u ziyaret etti.
Ankara Barosu başkanlık makamında gerçekleşen ziyarette Ankara Barosu Yönetim Kuru-
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi 19/04/2014
tarihinde Kent Park Rosa Luna Cafe&Bistro’da
Gençlik Meclisi üyesi olan meslektaşlara yönelik bir kahvaltı etkinliği gerçekleştirdi.
Kahvaltıya Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Yaz 2014
21
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Av.Prof.Dr.Metin FEYZİOĞLU, Ankara
Barosu Başkanı Av. Sema AKSOY, Baro Başkanımız Av. Rıza ÖZTEKİN, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz
BÜYÜKERŞEN ve Eskişehir Odunpazarı Belediyesi Başkanı Kazım KURT, Baro Yönetim
Kurulu Üyelerimiz, Gençlik Meclisi İdare ve
İzleme Heyeti üyeleri ile çok sayıda avukat ve
stajyer avukat katıldı.
Basın Mensuplarının da yoğun olarak katıldığı kahvaltımıza katılan tüm protokol, her
zaman gençlerle birlikte olmaktan gurur ve
mutluluk duyduklarını belirtirken, Gençlik
Meclisi Başkanı Av. Hüseyin AKÇAR da Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi’nin avukatlığın
sosyal yönü kuvvetli olan bir meslek olduğu,
sadece adliyelerden ve duruşmalardan ibaret
olmadığı düşüncesi ve avukatların toplumun
her alanında yer alması gerektiği bilinci ile
bu gibi sosyal faaliyetlerine her zaman devam
edeceğini belirtti.
Ayrıca kahvaltıya katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av.Prof.Dr.Metin FEYZİOĞLU,
gençliğin enerjisine her zaman ihtiyaç duyduklarını belirtirken, kahvaltıya katılan basın
mensuplarına Türkiye Gündemi’ne ilişkin demeçlerde de bulundu.
22
Yaz 2014
HABER
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ’NDEN 23 NİSAN ULUSAL
EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
KAPSAMINDA BİR DİZİ ETKİNLİK;
ADLİYE İÇERİSİNDE “ÇOCUK”
KONULU FOTOĞRAF SERGİSİ.
iki hafta Adliye Kafeteryası önünde duran
sergi, avukatlar ve adliye çalışanları tarafından büyük bir beğeni topladı. Bu konuda
verimli çalışmalarından dolayı IRIS Fotoğraf
Topluluğu’na, Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Yönetimi olarak teşekkürlerimizi sunarız.
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ, 23 NİSAN ULUSAL
EGEMENLİK VE ÇOCUK
BAYRAMI’NI KIZ YETİŞTİRME
YURDUNDAKİ ÇOCUKLARLA
KUTLADI
100.YIL KIZ YETİŞTİRME
YURDUNDA MORAL GECESİ
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
kapsamında İRİS Fotoğraf Topluluğu ile
ortaklaşa olarak ‘’ÇOCUK’’ konulu bir fotoğraf sergisi düzenledi. Fotoğraf sergisinin
açılışı 21.04.2014 tarihinde Adliye Sarayı
Kafeteryası’nın önünde, Baro Başkanımız
Av. Rıza ÖZTEKİN, Gençlik Meclisi Başkanı Av. Hüseyin Akçar, İdare ve İzleme Heyeti üyeleri ile İRİS Fotoğraf Topluluğu’nun
katılımıyla gerçekleştirildi. Açılışın ardından
Baro Başkanımız Av. Rıza ÖZTEKİN, İRİS
Fotoğraf Topluluğu’na teşekkür plaketini
sundu. Çocuk Bayramı kapsamında yaklaşık
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında Eskişehir Barosu Gençlik
Meclisi, 100.Yil Kız Yetiştirme Yurdunda moral gecesi düzenledi. Çocuklarla birlikte söyYaz 2014
23
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
leşi yapılmasının ardından, Hacivat Karagöz
ve Aşuk Maşuk gösterileri sergilendi. Yurtta
kalan çocuklara mama ve bez yardımında bulunuldu. Ziyaretten hoşnut kalan çocuklarla
her daim etkinlik yapılacağı konusunda yurt
Müdürlüğüne Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi olarak dilekçe bırakıldı.
İzleme Heyeti Üyelerimiz, birçok ilin Baro
Başkanları, Yönetim Kurulu Üyeleri ve temsilci genç avukat meslektaşımız katıldı.
25 Nisan 2014 Cuma
III. GENÇ AVUKATLAR KURULTAYI
Öngörülen program kapsamında öncelikle
25 Nisan Cuma günü Denizli’ye ulaşan
katılımcılara saat 20:00’da bir akşam yemeği
verildi.
26 Nisan 2014 Cumartesi: Çalıştay
(Saat 09:00-14:00)
Türkiye Barolar Birliği’nin öncülüğünde ilki Bursa Barosu’nun ev sahipliğinde
Bursa’da, ikincisi Baromuzun ev sahipliğinde Eskişehir’de yapılan Genç Avukatlar
Kurultayı’nın üçüncüsü 26-27 Nisan 2014
tarihlerinde Denizli Barosu’nun ev sahipliğinde Denizli’de gerçekleştirildi.
Katılımın gerek Baro sayısı gerekse genç
meslektaşlarımız olarak çok yoğun olduğu
Kurultay’a Türkiye Barolar Birliği Yönetim
Kurulu Üyeleri, Baro Başkanımız Av. Rıza
ÖZTEKİN, Başkan Yardımcımız Av. Şenol
GÜNDOĞDU, baromuz avukatlarından Av.
Nilüfer ÖZTEKİN, Gençlik Meclisi İdare ve
24
Yaz 2014
26 Nisan Cumartesi günü saat 9’da İstiklal
Marşı ve Saygı Duruşu ile başlayan Çalıştay,
daha sonra açılış konuşmaları ile devam
etti. Denizli Barosu Başkanı Avukat Müjdat
İLHAN’ ın konuşmasının ardından Kurultay
HABER
Divanı’nın oluşturulması işlemine geçildi.
Divanın oluşumunu müteakip toplam 11
tane Çalıştay masası belirlendi ve Çalıştay’ın
birinci bölümüne geçildi. Çalıştay’da
oluşturulan konu başlıklarından bazıları şu
şekildeydi;’
- Bağlı Çalışan Avukatların Sorunları
- Kendi Adına Bağımsız Çalışan Avukatların
Sorunları
- Kamu Avukatlarının Sorunları
- Staj Öncesinde ve Staj Süresince Yaşanan
Sorunlar
- Cmk ve Adli Yardım Listelerinde Genç
Avukatları Yaşadıkları Sorunlar
- Hukuk Fakültelerine Dair Sorunlar
Birinci bölümde her barodan birer temsilci Çalıştay konularıyla ilgili oluşturulan masalara dağıldı ve konu başlıklarıyla ilgili çözüme yönelik
tartışmalar gerçekleştirildi. Birinci bölümün
sonra ermesinden sonra ise ikinci bölüme geçildi ve bu bölümde de her Çalıştay Masasının
kendi konularıyla ilgili sonuç bildirimini hazırlaması ve Kurultayda bu sonucu takdim edecek
katılımcının belirlenmesi işlemleri gerçekleştirildi. Saat 14’e kadar süren Çalıştay verilen öğle
yemeği ile sona erdi. Çalıştay’ın ardından saat
15’te katılımcılar için düzenlenen Pamukkale
Gezisi gerçekleştirildi.
Akşam saat 20’de ise genç meslektaşlarımız
arasında dayanışma ve kaynaşmayı sağlamak
üzere Gala Yemeği vardı. Çalıştay’ın yorgunluğunu gala yemeği ile atan katılımcılar canlı
müzik eşliğinde eğlendi.
27 Nisan 2014 Pazar: Kurultay (Saat
09:15-15:45)
Kurultay, 27 Nisan Pazar günü saat 9.15’te
Denizli Baro Başkanı Av. Müjdat İLHAN’ın
konuşmasıyla başladı. Konuşmanın ardından,
Çalıştay’da oluşturulan Kurultay Divanı yerle-
rini aldı ve ilk olarak dönem sözcüsü sıfatıyla
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı Av.
Hüseyin AKÇAR’ Faaliyet Raporu Sunumunu gerçekleştirdi. Ardından Denizli Barosu
Gençlik Meclisi Başkanı Av. Uğur COŞKUN
konuşmasını gerçekleşirdi ve 2014 Dönemi
Genç Avukatlar Kurultayı Ev Sahibinin Belirlenmesi işlemine geçildi. Katılımcı Baroların
kullandığı oylar neticesinde IV. Genç Avukatlar Kurultayı’nın ev sahipliğini Amasya Barosu kazandı. Oy kullanma işleminden sonra
Çalıştay Grupları çözüm önerilerini sözlü olarak sundular ve saat 12.30’da öğle yemeğine
geçildi.
Öğle yemeğinin ardından Grupların çözüm
önerilerinde değişmesi gereken hususlarla ilgili önergelerin tartışıldı ve karara bağlandı.
Kurultay saat 15.45’te gerçekleştirilen Basın
Açıklaması ile sona erdi.
Yaz 2014
25
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ’NDEN STAJYER
AVUKATLARA YÖNELİK MUHTEŞEM
BİR PROJE;
“ESKİŞEHİR H TİPİ KAPALI CEZA
İNFAZ KURUMU GEZİSİ”
stajyer avukatlarımız, gezi sırasında akıllarına takılan birden fazla soruya da cevap buldular. Bu konuda Eskişehir Barosu Gençlik
Meclisi’nin destekleyen başta Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Cezaevi Savcılığı’na,
Eskişehir Barosu Başkanlığı’na ve Eskişehir
Barosu Staj Eğitim Kurulu’na teşekkür ederiz. Aynı zamanda Eskişehir Barosu Gençlik
Meclisi dinamiğine inanan eski Cumhuriyet
Başsavcımız Sayın Orhan Çetingül’e ve Eskişehir Barosu Başkanımız Av. Rıza Öztekin’e
de sonsuz şükranlarımızı sunarız.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi 6. Dönem
İdare Heyeti’nin en önemli projeleri arasında
yer alan Stajyer Avukatlara yönelik yapılan H
Tipi Kapalı Cezaevi Ziyaretleri gruplar halinde Mayıs Ayı boyunca gerçekleşti. Eskişehir
Barosu Gençlik Meclisi’nin çalışmalarını başlattığı, öncelikle Cezaevi Savcısı görüşüldüğü
ardından Eskişehir Cumhuriyet Savcılığı ile
görüşmelerini tamamladığı cezaevi ziyaretleri
büyük beğeni topladı. 15’er kişilik gruplar halinde başlatılan çalışma her hafta Cuma günü
bir başka grubun Cezaevine giderek eğitimleri
almasıyla başladı. Cezaevi gezisi sırasında koruma baş memurları avukatlarımıza eşlik ettiler. Cezaevinde avukatları ilgilendirecek olan
bütün konuları stajyer avukatlarımıza aktardılar. Cezaevi içerisinde yer alan sosyal tesisler, koğuşlar çalışma alanları, spor tesisleri ve
dinlenme yerlerine kadar detaylı bilgiler alan
26
Yaz 2014
ESKİŞEHİR BAROSU
GENÇLİK MECLİSİ, MESLEKİ
FAALİYETLERİNE BİR YENİSİNİ
EKLEYEREK “SPOR HUKUKU
VE GÜNCEL GELİŞMELER” ADLI
PANEL GERÇEKLEŞTİRDİ.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi daha önce
gerçekleştirmiş olduğu hukukun değişen dinamiklerini gösterme hedefinin ikincisini
Spor Hukuku ile gerçekleştirdi. 03 Mayıs
2014 tarihinde Eskişehir Adalet Sarayı Konferans Salonu’nda Spor Hukuku ve Güncel
HABER
GENÇLİK MECLİSİ YÖNETİMİ,
ÇOCUKLARLA BİRLİKTE
TYMBRİS’İN DANSI ADLI GÖSTERİYİ
İZLEDİ.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi, 100.
Yıl Çocuk Koruma Evindeki Çocuklarla
05/05/2014 tarihinde Anadolu Üniversitesi
AKM salonunda gösterilen Tymbris’in Dansı
ADLI gösteriyi izledi. Çocuklarla her zaman
bağ kuracağının sözünü veren Gençlik Meclisi yönetimi, çocukları sevindirmiş oldukları
için mutlu olduklarını belirtti.
Gelişmeler konulu panel düzenlendi. Panelin
moderatörlüğünü Eskişehir Barosu Gençlik
Meclisi Başkanı Av. Hüseyin Akçar gerçekleştirdi. Panele konuşmacı olarak Prof.Dr. Erkan
Küçükgüngör, Yard. Doç. Dr. Kadir Gürten
ve Av. Oytun Süllü katıldı. Spor Hukukunun
gelişen bir dal olması ve ülkemizde son dönemde olan olaylar dikkate alındığında yeni
bir dinamik oluşturması Spor Hukuku’nu
önemli hale getirecektir. Bu konuda tebliğlerini sunan hocalarımız, Spor Hukukunun öneminden ve uygulamadaki sorunlardan bahsettiler. Konuşmaların ardından konuşmacılara
teşekkür dilerek plaketleri takdim edildi.
ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR
BELEDİYESİ BAŞKANI PROF. DR.
YILMAZ BÜYÜKERŞEN’DEN GENÇ
AVUKATLARA HALLER GENÇLİK
MERKEZİ’NDE KOKTEYL
Yaz 2014
27
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof.
Dr. Yılmaz Büyükerşen, Genç Avukatlara 13.05.2014 tarihinde Haller Gençlik
Merkezi’nde kokteyl verdi. Her zaman gençlere değer veren Büyükerşen, Genç Avukatlarla
doyasıya muhabbet etti. Kokteyle, Odunpazarı Belediye Başkanı Av. Kazım Kurt, Odunpazarı Belediye Başkan Yard. Erdal Caferoğlu,
Eskişehir Barosu Başkanı Av. Rıza Öztekin ve
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı Av.
Hüseyin Akçar ve Gençlik Meclisi İdare ve İzleme Heyeti üyeleri ve çok sayıda genç avukat
katıldı. Haller Gençlik Merkezi’ndeki bütün
işyerlerinin Genç Avukatlara hizmet verdiği
kokteylde Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi
Başkanı Av. Hüseyin Akçar, Büyükşehir Belediyesi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’e
nazik davranışından dolayı el yapımı Aztek
Maya takvimi hediye etti. Genç Avukatların tutumlarından dolayı mutluluklarını dile
getiren Büyükerşen, Hukukumuzun temelinin Genç Avukatlara emanet edildiğini basın
mensupları ve avukatlarla paylaştı. Kokteyl
toplu fotoğraf çekimi yapıldıktan sonra son
buldu.
28
Yaz 2014
HABER
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ, SOMA FACİASI İLE
İLGİLİ TBB’NİN BAŞLATMIŞ
OLDUĞU KAMPANYAYA DESTEK
VERMEK İÇİN ESPARK ALIŞVERİŞ
MERKEZ’İNDE STANT AÇTI.
Akcar, ayrıca Anadolu Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Sui Generis Tiyatro, 29 Mayıs’da Sinema Anadolu’da “Dar ayakkabıyla Yaşamak”
adlı oyunun sergileneceği, bu oyunun gelirlerinin Soma’da hayatını kaybeden işçilerin ailelerine yararına sergileneceğini sözlerine ekledi. Esparktaki stant 29 Mayıs 2014 tarihine
kadar açık duracaktir.
GENÇ AVUKATLARIN ESKİŞEHİR
ZİYARETİ.
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi, Türkiye
Barolar birliği tarafından başlatılan Soma’ya
Yardım Kampanyası’na destek için Espark
alışveriş merkezinde stant açtı.
Burada konuşan Eskişehir Barosu Gençlik
Meclisi başkanı Avukat Hüseyin Akçar, Türkiye Barolar Birliği’nin şimdi yetim hakkını
ödeme zamanı başlıklı yardım kampanyasına
destek vermek ve Eskişehirlileri bilgilendirmek amacıyla stant açtıklarını belirtti.
Akçar, “Gelin, Türkiye Barolar Birliği’nin
başlattığı bu kampanya ile Soma için bağışta
bulunun. Yardımlarınız Soma’daki madenci
yetimlerinin geleceğine ışık olsun. Bu kampanya sırasında Büyükşehir, Odunpazarı ve
Tepebaşı belediyeleri destek verecekler. Duyarlı insanlarımızın, yurttaşlarımızın bu kampanyaya destek vermelerini istiyoruz” dedi.
III.Genç Avukatlar Kurultayında kurulan Genç Avukatların Komisyonu Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi ev sahipliğinde
Eskişehir’de gerçekleştirildi. Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı Av. Hüseyin
Yaz 2014
29
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Rıza Öztekin’e nezaket ziyaretinde bulunuldu.
II.Genç Avukatlar Kurultayı Dönem Sözcülü
şiltini Av. Hüseyin Akçar, Av. Uğur Coskun’a
takdim etti. Ardından Baroların temsilcileri
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Prof.
Dr.Yılmaz Büyükerşen’e ziyaret gerçekleştirdi.
Sayın Başkanın Genç Avukatlara her zaman
değer verdiğini söyleyen Akçar, Avukatlık Kanunu Tasarısı ile ilgili Başkan Büyükerşen’e hazırladıkları taslakla ilgili olarak bilgiler sundu.
GENÇLİK MECLİSİ, SAYIN DT.
AHMET ATAÇ’I ZİYARE ETTİ.
Akçar’ın, Bursa Barosu Genç Avukatlar Meclisi Başkanı Av. Fikriye Merve Evin Kayrak’ın,
Bursa Barosu Genç Avukatlarından Av. Cihan
Kayrak’in, Denizli Barosu Gençlik Meclisi
Başkanı Av. Uğur Coşkun’un ve Meclis Sekreteri Av. Yıldıray Demirci’nin ve Amasya Barosu Gençlik Meclisi Genel Sekreteri Stj. Av. Burak Babacan’ın katıldığı toplantıda Avukatlık
Kanunu Tasarısı tartışıldı ve Genç Avukatlar
adına yetki dahilinde birtakım kararlar alındı. Daha sonra Eskişehir Barosu Başkanı Av.
30
Yaz 2014
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Dergisinin
yeni sayısını Başkan Sayın Ahmet Ataç’a takdim eden Gençlik Meclisi Başkanı Av. Hüseyin Akçar, Gençlik Meclisinin daha iyi yerlere gittiğini noktasında Başkan Ataç’a bilgiler
sundu. Önümüzdeki sezonun başında Tepebaşı Belediyesi ile ortak projeler gerçekleştirmek istediklerini söyleyen Av. Hüseyin Akçar,
bu projelerle birlikte Gençliğin önemini Tepebaşı Bölgesinde daha iyi vurgulayacaklarını söyledi. Sezon başında Sanatçılarla birlikte
TÜSAK Yasa Tasarısını inceleyen harika bir
çalıştay gerçekleştirme fikrini ve bunun Tepebaşı Belediyesi ile birlikte olacağının sürprizini Başkan Ataç ve Başkan Akçar birlikte
kamuoyuna açıkladı.
HABER
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ’NDEN GELENEKSEL İFTAR
ORGANİZASYONU
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Ramazan
Ayında meslektaslarimizla daha iyi bir
iletişim ağı kurabilmek için 22 .07.
2014 tarihinde Kahve6 Bistro’da iftar
organizasyonu düzenledi. Gençlik Meclisi
iftar organizasyonuna Eskişehir Barosu
Başkanı Av. Rıza Öztekin, Eskişehir Barosu
Yönetim Kurulu üyeleri ve cok sayıda genc
meslektas katıldı. Güzel bir yemek eşliğinde
iftar son buldu.
Yaz 2014
31
HABER
BASIN AÇIKLAMALARI
25.02.2014 TARİHLİ BASIN
AÇIKLAMASI
Baro Başkanımız Av. Rıza ÖZTEKİN’in
“Çok önceleri MİT’e olağanüstü - operasyonel yetkiler getirilebileceğini belirtmiştik.
TBMM’de görüşülen MİT Yasası öngörümüzü maalesef haklı çıkartmıştır. Kanunlaşan ve
onay bekleyen HSYK düzenlemesi Anayasa’ya
açıkça aykırıdır. İddia edilen paralel yapıyı
tasfiye etme bahanesi ile hukuk ve dolayısıyla
rejimin bütün temel değerleri yok ediliyor.”
konularında basın açıklaması yaptı.
ESKİŞEHİR BAROSU
KADIN HUKUKU KOMİSYONU
8 MART BASIN AÇIKLAMASI
BASINA VE KAMUOYUNA
32
Yaz 2014
HABER
8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York
kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce
kadının düşük ücretleri, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto
eden ve hakları uğruna can veren bu kadınların isyanları ve başkaldırmaları sayesinde 8
Mart’ı anıyoruz. Bugün dünyanın her yerinde
kadınlar, eşitlik, adalet, özgürlük, emek, barış
ve dayanışma için seslerini ve isyanlarını birleştiriyor.
düzenlemeler sağlık ve emeklilik hakkımızı
elimizden alırken, istihdam paketi ile biz kadınlar çalışma alanlarımızdan tasfiye edilmeye
çalışılıyor, bütçeden kamuya ayrılan pay daraltılıp savaş politikaları beslenmeye devam
ediyor. Kadına yönelik şiddetin en yoğun
yaşandığı süreçlerden biri olan savaş, tüm kadınlar için işkenceyi, tecavüzü, göçü, “namus”
cinayetlerini, yoksulluğu beraberinde getiriyor.
Kadınların hak ve eşitlik mücadelesi devam
ederken, ülkemizde kadına yönelik şiddetin
ve şiddeti meşrulaştırma çabalarının özel ve
kamusal alanda arttığına tanık oluyoruz. Töre
ve namus cinayetleri, çocuk gelinlerin sayısı
her geçen gün artarken, 4+4+4 eğitim sistemi
ile kız çocuklarının eğitim hakkı dolaylı olarak
sınırlanıyor ve çocuk evliliklerinin önü açılıyor, lise düzeyindeki çocukların evlenebilmesi
öngörülüyor, kürtaj hakkı sınırlanıyor, evlilik
teşvik paketleri gündeme getiriliyor, kızlı-erkekli evler şer odağı olarak ilan ediliyor. Ev
içindeki şiddet ise hala dokunulmazlığını koruyor. Kadınlara ‘sıcak’ ve ‘korunaklı’ olarak
vaat edilen ailenin içinde, şiddet meşru görülüyor. 2013 yılı verileri bize; 2013 yılının ilk
sekiz ayında erkekler tarafından 122 kadının
öldürüldüğünü, 118 kadına tecavüz edildiğini;
146’a kadının yaralandığını; 117 kadına cinsel
tacizde bulunulduğunu söylerken ve bu sayılar
her geçen gün artarken, ataerkil namus anlayışı
kadınların kendi hayatları üzerine söz söylemesine dahi izin vermiyor. Cezaevinde kadınlar
tecrit koşullarında yaşamak zorunda bırakılıyor, gözaltında şiddet artarak devam ediyor.
Siyasal iktidar ve siyasal iktidarın tüm temsilcileri başta olmak üzere Devlet aygıtının
tüm kurumlarının şiddet dilini terk etmedikçe, toplumsal barışın sağlanması ve barış
dilinin konuşulması mümkün olmayacaktır.
Her söyleminde şiddeti kutsayan bir devletin,
şiddetin yanlışlığını anlatabilmesi ve kadına
yönelik şiddetle mücadelede mesafe kaydedebilmesi mümkün değildir.
Neo-liberal politikalar adı altında kadınlar
her geçen gün yoksullaşıyor; yoksulluk kadınlaşıyor. Kriz bahanesiyle birçok kadın işten
atılıyor ya da sigortasız, parça-başı işlerde çok
düşük ücretle güvencesiz çalışmaya mahkûm
bırakılıyor. Kadının ev içindeki görünmeyen emeği daha da görünmez kılınıyor. Yasal
Sizden olmayan herkesin “öteki” ilan edildiği
bir düzlemde, yaşam alanlarını mevcut halini
sevmeyen, ama terk etmeyen, inatla direnen ve
mücadele eden kadınlar var. Bu süreçte farklı
görüşlerin zenginlik olduğuna biz kadınların
dayanışmasının ve ortak bir mücadele yürütmesinin bir temenniden öte zorunluluk olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu mücadelenin
toplumun her kesiminden ezilen, dışlanan
ama isyan eden, barış, emek, demokrasi ve
kadın mücadelesinin ayrılmaz bütünlüğüne
inanan bütün kadınlarla yaşamın her alanında
yan yana, omuz omuza, el ele olduğu sürece
başarılı olacağına inanıyoruz.
8 Mart Dünya Kadınlar Gününde; kadınların
birey ve vatandaş olarak haklarının korunması
için Eskişehir Barosu Kadın Hukuku Komisyonu olarak kadınlarla birlik ve dayanışma
içinde mücadelemize devam edeceğimizi basına ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Eskişehir Barosu
Kadın Hukuku Komisyonu
Yaz 2014
33
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
BERKİN ELVAN’I KAYBETTİK
yoruz hiçbirşey bu Milletin demokratik, laik,
sosyal bir hukuk devletinde yaşamak azim ve
kararlılığını ortadan kaldıramayacaktır.
Berkin Elvan’a Allah’tan rahmet ailesine, annesine, babasına ve Milletimize başsağlığı dileriz.
Avukat Rıza ÖZTEKİN
Eskişehir Barosu Başkanı
Gezi Parkı olayları sırasında öldürülen Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Mehmet
Ayvalıtaş, Ahmet Atakan, Ethem Sarısülük,
Medeni Yıldırım ve Musa Sarı’dan sonra
Gezi’nin son demokrasi şehidini de verdik.
Berkin Elvan.
13.03.2014 TARİHLİ İNSAN HAKLARI
KOMİSYONU BASIN AÇIKLAMASI
BASINA VE KAMUOYUNA
Gezi Parkı olayları sırasında polisin attığı gaz
fişeği ile başından yaralanan ve 269 gündür
komada bulunan BERKİN ELVAN dün hayata gözlerini yumdu.
Masum, hayata ve geleceğe umutla bakan,
yaşama dair hayalleri olan 15 yaşındaki
Berkin’in, geleceğini yok ettiler.
Polisin esasen korumak zorunda ve güvenliğini sağlamak zorunda olduğu vatandaşına karşı
yürüttüğü bu acımasız şiddet ve saldırı asla cezasız kalmamalıdır.
Kendi vatandaşına karşı düşman gibi bakan,
gözü dönmüş şekilde etrafa saldıran, küçücük
çocukların, kadınların, yaşlıların üzerine gaz
bombalarını yağdıran, tekmelerle, yumruklarla gençlerini, kadınlarını yerlerde sürükleyenler Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve bu
Milletin polisi olamaz. Bunlara emir verenler,
yaptıklarını normalmiş gibi gören ve gösterenler de eşit derecede sorumludur.
Türkiye’de özgürlükleri askıya alanlara, şiddeti
normalleştirmeye çalışanlara buradan sesleni34
Yaz 2014
Gezi Parkı eylemleri sırasında, bir sabah bakkala ekmek almaya giden ve polisin attığı gaz
fişeğinin başına isabet etmesi sonucu komaya
giren ve 269 gün sonra, 11 Mart sabahı hayatını kaybeden 15 yaşındaki Berkin Elvan
Türkiye’de devlet şiddeti sonucu ölen ilk çocuk değildir.
Sivil toplum örgütlerinin raporlarına göre
1988 ile 2014 yılları arasında bizzat devlet
eliyle yaşam hakları ihlal edilen çocuklarımızın sayısı 576 dır. Bu rakama yine devletin
sorumluluğunda olan iş kazalarından, eğitim
ortamından ve diğer çeşitli sebeplerden dolayı
yitirdiğimiz çocuklarımızın sayısı eklenmemiştir.
HABER
O çocuklarımızdan biri de Mazlum Akay’dır.
Mazlum Akay, tıpkı Berkin Elvan gibi mahalle
bakkalına gitmiş, ancak evine dönerken polisin attığı gaz bombasıyla yaşamını yitirmiştir.
Uğur Kaymaz 12 yaşında 13 kurşunla öldürülmüştür. Gözleriyle hatırladığımız Ceylan
Önkol ise roketle parçalanmıştır.
Mazlum Akay, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz,
Doğan Teyboğa, Umut Furkan Akçil, Ahmet
İmre, Enver Turan…1988’den bu yana devletin ölümünden bizzat sorumlu olduğu çocuklarımızdan bazılarıdır.
20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler
tarafından kabul edilen ve Türkiye’ nin de taraf olduğu, Çocuk Hakları Sözleşmesine göre;
bu sözleşmeye taraf olan devletler, çocukların
başta yaşam hakkı olmak üzere sağlık, eğitim,
güvenli bir çevre, dil ve kültür, katılım, güvenlik içinde ve onurlu yaşama haklarını sağlamak, korumak ve önlem almakla yükümlüdür.
Bu sözleşmenin 2. Maddesine göre; “Taraf
devletler, bu sözleşmede yazılı olan hakları
kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa,
kendilerinin, ana babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil,
siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve
sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler. “
6. maddesine göre ise “ Taraf devletler her
çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler ve çocuğun hayatta kalması
ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı
gösterirler.
Türkiye bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülkelerden biri olmuş ancak sözleşmenin kendisine
yüklediği yükümlülükleri hiçbir şekilde yerine getirmemiştir. Yukarıdaki veriler bunun
ispatıdır. Sözleşmenin açık hükümlerine rağmen kolluk kuvvetleri yıllarca çoğunlukla
“ötekileştirilen” çocukların ölümüne neden
olmuştur. Üstelik bu ölümlerden dolayı devlet kurumları gerekli soruşturmaların yapılması ve sorumlu kişilerin yargılanması için
gereken titiz ve dikkatli çalışmaları neredeyse
hiçbir olayda gerçekleştirmemiştir. Aksine bu
ölümlere hep bir bahane bulunmaya çalışılmıştır. Rokete sopayla vurdu, gaz fişeği denk
geldi, terörist sanıldı, el bombasını oyuncak
sandı… vs… Bu söylemler, çocuk haklarına
dayalı olarak tüm çocukları ırk, din, düşüncelerine göre ayırt etmeden koruması gereken
demokratik ve insan haklarına saygılı devlet
anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Berkin Elvan aynı zamanda Gezi eylemlerindeki polis şiddeti nedeniyle yitirdiğimiz
çocuklarımızdan, gençlerimizden birisidir.
Gezi eylemleri ile halkımız, herkesin barışçıl gösteriler yapma hakkına sahip olduğunu
bir kez daha görmüş ve anlamıştır. Ancak
bu hakkın içeriğini iktidar hala anlayamamıştır. Son olarak yürürlüğe konulan Temel
Hak ve Hürriyetlerin Genişletilmesi’ne dair
hazırlanan yasada, bu toplantı ve gösterilere
AIHM içtihatlarına aykırı yasaklar konulmaya çalışılmaktadır. Kamuoyuyla bir kez daha
paylaşmak isteriz ki; Herkesin önceden izin
almaksızın toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı vardır. Gösterinin barışçıl düzlemde
devam etmesini sağlamak da polisin görevidir.
Polis bu hakkı bizzat ihlal eden değil, ihlali
engelleyen konumunda olmalıdır. Ancak ne
yazık ki polis; siyasal iktidarın da talimatıyla
bu eylemlerde doğrudan taraf olmuş, anayasal demokratik hakkını kullanan vatandaşlara
saldırarak, bu haklarını kullanmalarına engel
olmayı kendine hak görmüştür.
Bizler Eskişehir Barosu İnsan Hakları Komisyonu olarak yeni acıların yaşanmaması için;
Yaz 2014
35
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
siyasal iktidar temsilcilerinin talimat veren,
polis şiddetini öven, azmettiren söylemlerine
ve polis şiddetine son vermesini, polisin ve
diğer güvenlik güçlerinin şiddet içeren eylemleri sonucunda yaşamlarını yitiren çocuklarımızın, gençlerimizin faillerinin bulunmasını
ve “hak ettikleri cezalarla” cezalandırılmasını
istiyoruz. Ancak bu şekilde polis devletinden
hukuk devletine doğru yol alacağımızı düşünüyoruz.
Tanık olduğumuz bu acı ve utanç verici olayları lanetliyor, ‘çocuklar uyurken susulur,
ölürken değil’ anlayışıyla komisyon olarak
üzerimize düşen her türlü görevi yerine getireceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Av. HEVAL YILDIZ KARASU
Eskişehir Barosu
İnsan Hakları Komisyonu Adına
Komisyon Başkanı
18.03.2014 TARİHLİ
BASIN AÇIKLAMASI
“İLERİ DEMOKRASİ - İLERİ FİŞLEME”
yoksa Başbakan’ı mı sevdikleri, Öğretmenlerinin ders işlerken propaganda yapıp yapmadıkları” hususunda sorular yönelttiği, yine öğrenci Velilerinin çağrılarak benzer konularda
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlandığı
ve bu hususun görsel ve yazılı basına somut
olarak yansıdığı bilinmektedir.
Bu uygulamanın “devlet büyüklerine kin, nefret söylemleri içeren ve devlet büyüklerine karşı kışkırtıcı faaliyette bulunulduğu iddiasının
araştırılması” kapsamında MEB tarafından
(aralarında Eskişehir’in de bulunduğu) İl Valiliklerine verilen talimatla yapıldığı belirtilmektedir.
BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin,
1. Maddesine göre “18 yaşına kadar her insan çocuktur”
14. Maddesi “taraf devletlerin çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına
saygı göstereceklerini,”
16. Maddesi ise “hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da
haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız saldır
ılamayacağını”düzenlemiştir.
Anayasamızın 24. Maddesi uyarınca; “..herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu, kimsenin dini inanç
ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağını, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı
kınanamayacağını ve suçlanamayacağı,
Son günlerde bazı Özel Okullar, Dershaneler
ve Öğrenci Yurtlarına MEB Müfettişlerinin
giderek, öğrencilere,”öğretmenleri ve aileleri
hakkında, anne ve babalarının protesto yürüyüş
ve gösterilerine katılıp, katılmadıkları, Başbakan hakkında ne düşünüldüğü, Atatürk’ü mü
36
Yaz 2014
25. Maddesinde ise “..herkesin düşünce ve
kanaat hürriyetine sahip olduğunu, her ne
sebep ve amaçla olursa olsun kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağını ve düşünce ve kanaatlerinden
dolayı kınanıp, suçlanamayacağı.. belirtilmiştir.
HABER
“Fişleme” niteliğindeki bu uygulamayı asla
kabul etmiyor, kınıyoruz. Eğitim yuvalarımız olan bu kurumlarda oluşturulan sorgu
odaları ile çocuklarımız üzerinden fişleme işlemleri yapıldığı, korku imparatorluğu yaratıldığı ve korkunun artık ilkokul sıralarındaki
körpecik yavrularımızdan medet umduğu bir
kez daha ortaya çıkmıştır.
Valiler, İl Milli Eğitim Müdürleri “Bakanın
talimatını uyguluyoruz” diyerek sorumluluktan kurtulamazlar. ÇünküA.Y 137/2.
maddeye göre “konusu suç teşkil eden emir
hiçbir surette yerine getirilemez” Fişlemenin unsurlarından biri, hukuka aykırı olarak kişisel veri elde etme ve kaydetmedir.
TCK.135/1.maddeye göre bu olay suç teşkil edebilecek niteliktedir. Yine TCK.135/2.
maddede “kişilerin siyasi, felsefi veya dini
görüşlerine....ilişkin bilgileri kişisel veri
olarak kaydeden kimseye altı aydan üç yıla
kadar hapis cezası verileceği” öngörülmektedir.
Yetkililer İlimizde bu uygulamanın yapılıp
yapılmadığını, şayet yapıldıysa ayrıntılarını ve
gerekçelerini açıklamak, kamuoyu ile paylaşmak zorundadır. Hukuksuzluk varsa sorumluluk vardır ve sorumlular hakkında da gerekli işlemler yapılmalıdır. Öğrencilerimiz ve Velileri de yalnız değildir. Eskişehir Halkının her
zaman yanında olan Baromuz bu konunun da
takipçisi olacaktır.
Kamuoyuna saygılarımızla.
Av. Rıza ÖZTEKİN
Eskişehir Barosu Başkanı
27 MART DÜNYA TİYATROLAR
GÜNÜ
Merhaba Bugün Dünya Tiyatrolar Günü başta Eskişehir Barosu Kültür Sanat Komisyonu
üyeleri olarak Eskişehir’de, Türkiye’de hatta
tüm dünyada tiyatro yapan, yapmaya çalışan
Tüm tiyatro dostlarının ve değerli Tiyatro
severlerin Dünya Tiyatrolar gününü tebrik
ediyoruz. Dünya Tiyatro günü, 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute) tarafından yaratıldı. Her yıl 27
Mart günü ITI merkezleri ve dünya çapında
tiyatro grupları tarafından kutlanmaktadır.
Bugün “Dünya Tiyatro Günü”. Yeryüzünün
dört bir bucağında şenliklerle kutlanıyor. Bu
yurdun sanatçıları olan bizler ise, şenlik düzenlemek bir yana, kaygı ve isyan duygusu
içindeyiz. İktidara hakim zihniyet, ülkemizde sanata topyekûn savaş açmış görünüyor.
Gün geçmiyor ki sanat alanlarımız, gerici bir
zihniyetin alelacele çırpıştırdığı yıkımcı buyruklarla karşılaşmasın. Gözdağı, baskı, tehdit,
sansür, rant ve yıkım, sanat alanlarımızın ve
kurumlarımızın Alikıranbaşkeseni oldu. Dans
beldenaşağı, heykel ucube, resim müstehcen,
edebiyat sakıncalı, opera lüks, orkestra zulüm,
sinema ayıp, tiyatro tehlikeli, kitaplar bomba
sayılıyor. İnsanlığın ortak mirası olan kültürel ve tarihi dokular,saygısız bir talan furyası
ile karşı karşıya. Sanat eğitimi gecekonduya
sıkıştırıldı. Sanat üretilen ve sunulan yapılar
ya alışveriş merkezine ya da karakola dönüştürüldü. Sansür gündelik olay halini aldı. Sokak
sanatçılarına karşı baskı ve taciz, aldı başını
yürüdü.
Yaz 2014
37
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Özel tiyatrolar, koşullu sadakaya bağlandı.
Destek fonuna kabul edilemez, çağ gerisi
bir‘ahlaki ve milli değerler’ kapanı kuruldu.
Yerel yönetim tiyatroları belediye memurlarının meşrebine mahkûm edildi. Adına TÜSAK denilen bir fetva ile cumhuriyetin gözbebeği sanat kurumları için idam fermanı
düzenlendi. Dozerler, TOMAlar, gaz fişekleri,
akrepler ve çıyanlar, özgür. düşüncenin, bilimin ve sanatın kapısında nümayiş halinde...
kazandırmak için parmak ucuna çıkarken,
sıçrarken; toplumu yüceltmenin, sıçratmanın düşünü paylaştık. Çok sesli şarkılarımızı
söylerken;kulaklardaki ve zihinlerdeki duvarları yıkmayı öğrendik.Arşe çekmeyi, üflemeyi
öğrenirken;insanların yüreğine su serpmeyi,
zihnine ışık tutmayı öğrendik. Biz fırçamızla renkleri türküye ve halaya dönüştürmeyi;
ağaç, toprak, taş ve tunca Kybele anamızla
Nasreddin babamızı koymayı öğrendik.
Bütün bunlar karşısında,yandaş medya kör
ve sağır. Üniversitelerin tiyatro bölümleri kıpırtısız. Kültür Bakanlığı uzman, memur ve
danışmanları önünü ilikliyor. Uluslararası
Tiyatro Enstitüsü’nün Türkiye Milli Merkezi de tabuttaymışçasına suskun… Sanat kurumlarımız zaman içinde aşınmış ve yıpranmış olabilir. Buna yol açan, çağın isterlerine
yanıt veremeyen eskimiş yasalar, siyasilerin
ve yöneticilerin ihmalleri, orantısız derecede
düşük bütçe ve yatırımlar, moral bozucu çifte standart uygulamaları ile asılsız ve orantısız
suçlamalardır. Sesimizi, diyaframımızı, kulağımızı, ellerimizi, bedenimizi eğitirken;insanlığın doğrularını savunmak için sesimizi gürleştirmeyi de
öğrendik. Sadece ezber yapmayı öğrenmedik;
dar kafalı siyasetçilerin, sömürgenlerin, aymazların ve çıkarcıların ezberini bozmayı da
öğrendik. Orkestralarımız uyum içindeki çoksesliliğin simgesidir. Sahnelerimiz insanlığın
kendisiyle yüzleştiği, tarihiyle ve geleceği ile
hesaplaştığı, iyi ile kötüyü ayırt ettiği, önyargılarla savaştığı, aydınlığa ulaşmaya çalıştığı
şenlik alanlarıdır. Sessizliğin içindeki çığlığı,
heyecanın barındırdığı dönüşümü, gözyaşının
arındırıcı hızını, kahkahanın devrimci gücünü; avuçlarımızda su taşırcasına seyircimizle
paylaşırız.
Çok iyi biliyoruz ki, mevcut durumdan sanatçılar da hoşnut değildir. Ve çözüm üretmek için çalışmaktan geri durmamış, emek
vermiş, öneriler ortaya koymuşlardır. Ne var
ki iktidardaki zihniyet, bu birikime kulaklarını tıkamıştır. Kurumları onaracak, iyileştirip
geliştirecek rasyonel tedbirleri almak yerine,
yıkımcılık yolunu; halkın sanat ihtiyacını uygun şekilde karşılamak yerine de, kâr ve rant
yolunu seçmiştir.
Biz sanatçılar, ustalarımızdan el aldık.Sanatımızı öğrenirken, insanı görmeyi, insanı sevmeyi öğrendik. Siyasal rant oyunlarını değil,
oyun sevinciyle gönülleri fethetmeyi öğrendik.
Dansederken;yerçekimine meydan okumayı,
insanların bedenine ve ruhuna kanat takmayı öğrendik.Biz bedenimize çelik bir disiplin
38
Yaz 2014
Ama biz sanatçılar yalnızca duygular dünyasının ve ilhamın değil; aynı zamanda aklın,
bilginin, bilincin, vicdanın ve emeğin kuracağı, yeni ve güzel bir dünyanın neferleriyiz.
Daha uygar bir dünya, kardeşçe ve daha iyi
bir yaşam ve daha duyarlı, daha birikimli bir
toplum; biz sanatçıların vazgeçilmez düşüdür.
Bu yüzden sonunda, divan kurup yasa yapmayı da öğrendik. Bu bağlamda: Sanat kurumlarımızın yok edilmesi girişimine sonuna
kadar karşı çıkacağız! Susmayacağız, çünkü
sanatçı son sözü karanlığa bırakmaz! Şunu
söylemek ve savunmak, büyük savaşçı ve büyük sanatkâr Mustafa Kemal’e, cumhuriyetin
HABER
kurucularına, yurdumuzun sanat öncülerine,
bizleri yetiştiren aziz öğretmenlerimize, halkımıza ve tarihe karşı borcumuzdur:
Er ya da geç, yurdumuzda bilim ve sanat özgür, kurumları özerk olacaktır!
KADIN HAKLARI KOMİSYONU
28 NİSAN 2014 TARİHLİ
BASIN AÇIKLAMASI
BASINA VE KAMUOYUNA
22 Nisan 2014 tarihinde Eskişehir’de öldürülen Nuray YILDIZ kadın cinayetlerinin
bir türlü durdurulamayan bir ölüm dalgasına
dönüştüğünü bir kez daha gösterdi bizlere.
Güpe gündüz sokak ortasında meydana gelen
bu cinayet sonrasında yine kadının boşanmış
olması, katille olan münasebeti gibi ayrıntılar
haberlerde yer aldı. Haberlerde yer almayansa
kadın cinayetlerinin önlemesine yönelik toplumsal mesaj, katilin teşhir edilmesi ve ayıplanmasıydı.
Nuray YILDIZ 2014 yılı kadın cinayetleri istatistiklerinde bir rakama dönüştü.
2013 yılı kadın cinayetleri istatistiklerinde ise
237 kadın isimsizce bir rakam olarak karşımızda duruyor. Kadın cinayetlerinin en fazla
yaşandığı ilk beş il olan İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Antalya ve Gaziantep ise bir başarıyla değil ölüm sayılarıyla anılıyor.
2013 yılında öldürülen 237 kadının, 25’i koruma talep etmiş ve 18’i koruma alabilmişti.
Bunun dışında kalanlar ise ya başvuru yapmış
ama koruma alamamış ya da koruması o öldükten sonra verilmişti.
Yapılan başka bir araştırmada şiddet mağduru kadınların %88 gibi büyük çoğunluğunun
koruma kararlarının kendilerini koruyacağına
inanmadıklarını ve bu gerekçeyle adli mercilere başvurmadıkları ortaya çıktı. Devlet
tarafından yasa ile kurulan ve resmi bir kurum statüsündeki ‘Şiddet Önleme Ve İzleme
Merkezleri’ kadınların ulaşımına uzak, kadına
yönelik şiddeti önlemekten ziyade aileyi korumayı hedefleyen birer irşat kurumuna dönüştü.
Basın ve ana haber bültenlerinde yer alan haberlerden de görmekteyiz ki; ülkemizde kadına yönelik şiddet normalleştirilmekte, aileyi
korumak adına kadına yönelik şiddet fiillerinin yargılandığı davalarda şiddet uygulayanlara haksız tahrik indirimleri uygulanmakta,
mahkemeler şiddet mağdurlarına koruma
kararları vermekte isteksiz davranmakta, her
şeye rağmen alınan koruma kararları uygulanamamaktadır. Kısacası ülkemizde kadınlar
yine yok sayılmakta, yine görülmemektedir.
Çünkü egemen anlayışa göre kadınlar ancak
aile ile var olabileceklerdir.
Milletvekili Ayla Akat Ata, Adalet Bakanlığından 2008’den başlayarak son 6 yılda öldürülen kadın sayısını, bunlara ilişkin kaç dava
açıldığını, bu davaların kaçı için yargılama
sürecinin devam ettiğini, kaç kişinin yargılandığını, kaç kişinin ne ceza aldığını ve kaç kişinin ceza indiriminden yararlandığını sormuş
ancak bakanlık “soru önergesine konu edilen
hususlarda ve talep edilen ayrıntılarda Bakanlığımızda istatistiki bilgi bulunmamaktadır”
demiştir. Yani Bakanlık devlet tarafından koYaz 2014
39
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
runamayan kadınların ölmeleri sonrasında
onların istatistiğini de tutmamaktadır.
Bakanlık tarafından tutulmayan istatistik kadın örgütleri ve basın kuruluşları tarafından
tutulmaya çalışılmaktadır. Vatan gazetesinin
verilerine göre 2008-2012 arasında 5 yılda öldürülen kadın sayısının yaklaşık 700 olduğu,
kadın cinayetlerinin yüzde 40’ının kocaları,
yüzde 16’sının aile meclisi ya da akrabalarından biri tarafından, geri kalanının ise eski kocaları, babaları, sevgilileri gibi yine tanıdıkları
erkekler tarafından gerçekleştirildiği ortaya
çıkmıştır.
Hala günde ortalama 5 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü bir toplumda devletin
koruyucu önlemleri en etkili biçimde alması
ve yargı erkinin davalarda kadın katliamlarını önleyecek nitelikte kararlar alma gerekliliği açıkça ortadadır. Bizler Eskişehir Barosu
Kadın Hukuku Komisyonu üyeleri olarak
kız kardeşimiz olarak gördüğümüz Nuray
YILDIZ’ı, kadına yönelik şiddete karşı yürüttüğümüz mücadelemizde saygı ile andığımızı
kamuoyuna duyururuz.
Av. Pınar ÇELİK ARPACI
Eskişehir Barosu Kadın Hukuku Komisyonu
ESKİŞEHİR BAROSU
29 NİSAN 2014 TARİHLİ
BASIN AÇIKLAMASI
“SORUN AVUKATLIK
YASASINDA DEĞİL
BU YASAYI UYGULAMAMAKTA
DİRENENLERDEDİR”
“Yeni” Avukatlık Yasası Taslak Metni Adalet
Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğünün
resmi sitesinde kısa bir süre önce yayınlanmış ve Kanunlar Genel Müdürlüğünce “ilgili” olarak öngördükleri kurumlara, TBB
40
Yaz 2014
ve Barolara gönderilmiş bu kapsamda görüş
talep edilmiştir. Eskişehir Barosu olarak taslak metinle ilgili çalışmalarımız Adalet Bakanlığı ve TBB’ne gönderilecektir. Fakat
taslak metnin bazı hükümleri mesleğimizi
çok ciddi anlamda tehdit etmekte olup,
bu hükümler karşısında lehe olan bazı
düzenlemelerin de bir anlamı kalmayacağından, bu aşamada çok önemli gördüğümüz düzenlemelerle ilgili kurumsal tepkimizi kamuoyu ile paylaşma gereği duyduk.
Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğünün Dağıtım listesi incelendiğinde, taslak
metnin doğrudan TBB’ni, Baroları ve avukatları ilgilendirmesine rağmen Adli Yargı
Komisyon Başkanlıklarından, Noterlerden,
Hukuk Fakültelerinden sonra Baroların listede en sonda olması Barolara bakışın aslında
ne olduğunu da göstermektedir. Bu bakış açısı
maalesef taslak metne de yansımıştır.
Taslak metinde mesleğimizi tehdit eden çok
ciddi hükümlerin ayrıntılarına geçmeden
önce İzmir Urla’da TBB Yönetim Kurulu Üyesi ile TBB Çevre ve Kent Komisyonu üyesi
avukatların 26 Nisan 2014 tarihinde maruz
kaldıkları hukuk dışı uygulamayı kınıyoruz.
20 avukattan oluşan bir grup meslektaşımız
görevleri kapsamında, kamuya açık olan SİT
alanında inceleme yapmak ve hukuka aykırılıkları belirlemek için gittikleri yerde Savcılığın talimatı ile Jandarma tarafından 3 saat
alıkonulmuştur. Görevi gereği bir suç işlediği
HABER
iddia edilen avukatın Bakanlık izni ile sadece
Savcı tarafından ifadesi alınabilir. İlgili Savcılığın talimatı ve Jandarmanın uygulaması
hukuk dışıdır. Zihniyet bu olduktan sonra
nasıl bir avukatlık yasası yaparsanız yapın sonuç değişmeyecektir. Önce zihniyetin, avukatlara bakışın değişmesi gerekiyor.
Mevcut Avukatlık Yasasının bazı eksiklikleri
olduğunu kabul ediyoruz.Eksikliklerine rağmen mevcut hükümler tam olarak uygulansa
bugün sorun olarak gördüğümüz bir çok husus çözülmüş olacaktır.Yani sorun yasada değil bu yasayı uygulamamakta ısrar edenlerdedir. Mevcut Avukatlık Yasasında “avukatlar
yargının kurucu unsuru” ama uygulama bambaşka. Adliyeler’de cübbeleri yırtılarak,yaka
paça sürüklenen avukatları gördük..... Bir çok
Adliye’de yargının diğer kurucu unsurlarının,
giriş kapıları, asansörleri, otoparkları, yemek
yeme alanları, kafeteryaları avukatlardan ayrıdır ve bu alanlara avukatlar giremez..........
Kısıtlı alanlarla ilgili avukatlar 2007’den beri
mücadele veriyor.Vermeseydik bugün kısıtlı
alanlara giremeyecektik............ Mevcut yasada ve AAÜT’de “asgari ücretin altında vekalet
ücreti olmaz” diyor ama CMK’da 20 yıldır
avukatların emeği sömürülüyor........ Savcılar halen yasaya açıkça aykırı bir yönetmeliğe dayanarak uzlaşma dosyalarını hukukçu
olmayanlara veriyor......... Arabuluculuk yine
büyük mücadeleler sonucu bugünkü halini
aldı, ama yönetmelikle mülakatın getirilmesi
kaygı verici ......... Mevcut yasamızda bilgi ve
belge alma hakkımız var. Ama uygulama o kadar farklı ki adeta avukatlara çile çektiriliyor
ve çoğu zaman klasik Mahkemeden yazı getir
“vekaletnamede özel yetki yok” “harç yatır”
cevapları nedeniyle bu hakkımızı kullanamıyoruz...........
Kanun çok açık olarak Adliye’lerde Barolara
yeteri kadar alan verilir diyor, ama çok büyük mücadele vermezseniz bu da mümkün
değil. Mahkeme kurulacağı zaman ilk boşaltılan yerler Barolara ait olan odalardır............
Kanunun açık hükmüne rağmen avukatlar
dosya incelemede halen çok sıkıntılı, vekaletiniz yoksa Savcılık dosyalarını inceleyemezsiniz, Mahkemelerde de tutanak tutulur.........
Pek çok Mahkeme zabıt vermemekte direniyor........ Tekel hakkımıza aykırı uygulamalarla ilgili yapılan şikayetlerde 35. ve 63.
maddelerin açık hükmüne rağmen takipsizlik
kararı veriliyor.......... UYAP çok büyük mücadelelerle bugün “kerhen” ve “takdir yetkisi” ile kısıtlı olarak avukatların kullanımında,
ama garantisi yok........... Kanun protokoldeki
yerimizi çok açık olarak göstermiş, ama yine
yasaya aykırı bir yönetmelik devreye giriyor,
fiili durumumuz çok farklı ............
Bu sorunları saymakla bitiremeyiz. Peki tek
sorumlusu 1136 sayılı Avukatlık Yasası mı?
Elbette hayır, yukarıda da belirttiğimiz gibi
bu yasayı uygulamamakta direnenler var, yine
avukatların biat edeceğini zanneden ve duruşma salonundan geri geri eğilerek çıkmasını “
saygı” olarak gören zihniyet var ve elbette bu
zihniyetin uygulayıcıları var.
Bizim mesleğimiz savunmanın yanında hak
arama mesleği.Ama artık biz savunmayı savunmak zorunda kalıyoruz. Her gün hak
Yaz 2014
41
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
aramamızın önüne engeller konulmakta.
Oysa aradığımız haklar bize ait değil.Vatandaşlara ait.Yani aslında engeller onların önüne
konuluyor. Dolasıyla “yeni” bir avukatlık
yasasına ihtiyaç yoktur. Başta sınav olmak
üzere sıkıntılı bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yasayı uygulamamakta direnenlere
getirlecek ceza-i yaptırımlarla sorun çözülebilir.
Taslak metin maalesef 1136 sayılı yasayı komple değiştiriyor, sistematik bozuluyor. “Yeni” yasaların çözüm olmadığı TCK,
CMK,TBK,HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra anlaşıldı.Yeni bir Avukatlık Yasası
da çözüm olmayacaktır.Bu hususu yukarıda
belirtmiştik. Taslak metinde elbette lehe hükümler de var. Ama temel konularda mesleğimizi çok ciddi tehdit eden düzenlemeler
lehe hükümleri de anlamsız kılıyor.
Taslak metindeki en sıkıntılı düzenleme
avukatların Anonim ve Limited Şirket bünyesinde şirket kurabilmeleri ve şube açabilmeleri. Küresel sermaye yıllık 10 Milyar
dolar olarak öngördüğü bu “sektörün”(!)
peşinde. Yoğun baskılar, lobi faaliyetleri ile
birlikte yabancı avukatlık faaliyeti ile paralel
olarak taslak metin tam istedikleri gibi. Mesleğimizi kısa bir süre içinde yok edecek bu
düzenlemeyi çok tehlikeli buluyoruz. Diğer taraftan avukatlar tacir değildir, ticaret
yapmaz,yasaktır zaten. Oysa A.Ş. ve Limited
Şirketler Ticaret Kanununa göre tacirdir. Bu
şekilde Baro’ya olan bağlılıkta azalacaktır. Şirketler Ticaret Odasına kayıtlıdır.
Bu düzenlemeye paralel olarak Reklam Yasağı kaldırılmıştır. Mevcut yasada “Reklam
Yasağı” kuraldır.Taslak Metinde maalesef
“Reklam ve Tanıtım” kural haline gelmiştir. Her ilde şube açan çok büyük avukatlık
şirketlerinin yapacağı reklam ve tanıtımlar42
Yaz 2014
la oluşacak haksız rekabet binlerce avukatlık bürosunun kapanmasına yol açacaktır.
Büro açarken ikametgah aranmaması, Hukuk
alanındaki Profesör,Doçent ve Yrd.Doçentlerin başkaca şart aranmaksızın avukat olabilmeleri ve bir avukatlık şirketinin ortağı olabilmeleri şirketleşme ve şubeleşmeye paralel
hükümlerdir.
TBB’nin mevcut delege yapısının değiştirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Öngörülen
alternatif taslak metinler yasalaşırsa İstanbul,
Ankara, İzmir gibi çok fazla avukatın bulunduğu Baroların delege sayısı 1/3 oranında
düşmektedir. 100 üyesi olan Bir Baronun
Başkan dahil 3 delegesi varken bunun 300
katı üye sayısı olan İstanbul Barosunun 30 delegesi olacaktır. Temsilde Adalet ilkesi ihlal
edilmektedir. Ama asıl hedef 2017 yılındaki TBB seçimleridir.
Bugüne kadar onurlu bir görev olarak öngördüğümüz ve asla ücret almayı kabul etmeyeceğimiz Baro’daki görevlerimizin ücretli hale
getirilmesi, 2014 yılındaki seçimlerin ertelenmesi biraz da taslak metnin mesleği yok edecek sert hükümlerinin saklanması, tepkilerin
azaltılması amacını taşımaktadır. 2014 Ekim
ayında seçimler yapılmalıdır. Hiçbir şekilde görevlerin ücreti olmasını kabul etmiyoruz.
Staj öncesi ve sonrası sınavın Adalet Bakanlığı veya ÖSYM tarafından yapılması kabul
edilemez.Sınav TBB tarafından yapılmalıdır.
Sınavın detaylarının Adalet Bakanlığınca çıkarılacak yönetmeliğe bırakılması çok tehlikelidir. Mülakatın yönetmelikte düzenlenmeyeceğini kimse garanti edemez. 50.000’e
yaklaşan Hukuk Fakültesi öğrencilerinin
“müktesep hak “(!) kavramının zorlanması
ile sınavdan muaf tutulmasını kabul etmiyoruz. Böyle bir müktesep hak yoktur, olamaz.
HABER
Uzman avukatlık kabul edilemez. Hangi kritere göre uzmanlaşma olacağı belirsizdir. Meslek içi eğitim de dayatmadır. Baroların hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak görevi taslak metinde
de devam etmesine rağmen Baroların sadece mesleki konularda dava açabileceğinin
belirtilmesi çelişkidir. Barolar halkın avukatıdır. Son zamanlarda TBB ve Baroların açtığı ve sonuç aldığı davaların bu düzenlemede
etken olduğu bir gerçek .Baroların hukuka aykırılığın giderilmesine katkıda bulunulmasını
istememek gerçekten düşündürücüdür.
Taslak çok ayrıntılı. Meslektaşlarımızdan gelecek öneriler de gözetilerek tüm maddeler
üzerinde görüşlerimizi kısa bir sürede TBB
ve Adalet Bakanlığına ileteceğiz. Bu aşamada
taslak metinde mesleğimizle ilgili tehlikeler
içeren hükümlere karşı kurumsal tepkimizi
meslektaşlarımız ve kamuoyu ile paylaşıyoruz.
Saygılarımızla.
Av. Rıza ÖZTEKİN
Eskişehir Barosu Başkanı
ÇOCUK HAKLARI İZLEME
KOMİSYONU BASIN AÇIKLAMASI
Konu: ÇOCUK CİNAYETLERİ
Türkiye, son günlerde çocuk cinayetleri ile
ilgili gündem oluşmuştur. İstanbul’da Pamir Dikdik’in ölümü, Kars ‘ta kent mer-
kezinde kaybolan sadece dokuz yaşındaki
Mert Aydın’ın cesedi, merkeze 5 kilometre
uzaklıktaki Karadağ Çöplüğü yakınlarında
bulunması, ardından Adana’da, annesi pazardayken kaybolan sadece altı yaşında olan
Gizem Akdeniz’in cansız bedenine ulaşıldı.
Son olarak, Manisa’da dört gündür kayıp
olan ilkokul öğrencisi Umut Zambak’ın cesedi, Akhisar İstasyonu’ndaki kullanılmayan
on yedi metre derinliğindeki su kuyusunda
bulundu. Burada halk olarak aile olarak ve
devlet olarak geleceğimiz olan çocuklarımıza
bakamıyor muyuz?konusunun tartışılması ve
bu konunun gündemde kalması gerektiğini
düşünüyoruz. Çocuk ölümlerinde de çok kullanılan yazısı buymuş, kısmet, kaderde varmış
kelimeleri bir yana bırakılmalıdır. En azından
küçük çocukların tek başına sokakta gezerken
karşılaşıldığında kanaatimizce halkın duyarlı olup, ilgilenmeleri, çocuklara karşı gerekli
güvenlik önlemlerinin evde, okulda, sokakta,
her yerde öncelikle düşünülmesi, gerekli önlemleri almayanların cezalandırılması şarttır.
Gittikçe artan çocuk cinayetleri çocukların
korunması konusunu bir kez daha gündeme
getirmiştir.
Son derece hassas ele alınması gereken bu
konuda; ilk olarak önleyici ve sonrasında koruyucu güvenlik çalışmaları yapılmalı, risk
grupları belirlenmeli, çocuklara en yakın olan
ana-baba ve öğretmenlerinin eğitimi gündeme taşınmalı ve tabi ki tüm bunlar büyük
oranda devlet eli ile yapılmalıdır.
Devlet önlem almadığı için ortaya çıkan yaşam hakkı ihlalleri, devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle ortaya
çıkan yaşam hakkı ihlalleridir . Gündem Çocuk Derneği’nin 2013 yılına dair çocukların
yaşam hakkı ihlallerini içeren raporunda yer
alan bu başlığa göre; Türkiye’de 2013 yılında
Yaz 2014
43
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
18 çocuk cinayeti, 16 ev içi şiddet ve ihmal
sonucu yaşamını yitiren 406 çocuk olmak
üzere toplam 440 çocuk yaşamını yitirmiştir.
Derneğin çocukların yaşam hakkı ihlallerine ilişkin raporunun girişinde belirttiği gibi;
2012 yılında yaşam hakkı ihlaline uğrayan en
az 609 çocuk, 2013 yılında yaşamını kaybedecek 633 çocuğun haberini veriyordu aslında bize.
Sosyal hukuk devleti anlayışı çerçevesinde ailelerin bu konuda daha bilinçli olmaları adına örgütlü çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin,
okullarda “güvenli davranış öğretileri” işlenmelidir. Çocuk, hangi dokunma iyi hangi dokunma kötü; iyi sır kötü sır nedir ve kötü sırrın neden saklanmaması gerektiğini öğrenmelidir. Okul öncesi çağından itibaren çocuklara
iyi ve kötünün ayrımı yaptırılmalı ve ‘HAYIR’
diyebilmenin önemi vurgulanmalıdır.
Yanısıra, medya haberleri verirken son derece
dikkatli davranmalı ve korkutucu bir üslup
kullanmak yerine daha doğru bilgilendirme
yapmalıdır. Yazılı ve görsel basın bu konuda
çocukların hak ihlallerine yol açmadan onlar
hakkındaki haberlere yer vermeye özen göstermelidir.
Ülkemizin de imzaladığı ve tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nin dört temel ilkesinden “yaşama ve gelişme hakkı” ile “çocuğun yüksek yararı” ilkelerine göre, her çocuk temel
yaşam hakkına sahiptir. Ana-babalar ya da sorumluluk taşıyan diğer kişiler bu sorumluluğu
yerine getiremedikleri taktirde Devlet, çocuğa
yeterli dikkati ve desteği gösterecektir demektedir.Devlet, çocuğun yaşamını ve gelişmesini güvence altına almakla yükümlüdür.
Sözleşme, üye devletlere çocukların suistimal ve ihmalden korunması hakkında yükümlülükler yüklemiştir. Çocuk Koruma
44
Yaz 2014
Kanunundaki çoğu madde savcı ve hakimlerimiz tarafından uygulanamamaktadır.
Devlet çıkarttığı kanunların uygulanabilir olmasını sağlamalıdır. Bu kanunu da
işte çıkarttık demekle sözleşmeye uyulmuş
olunamamaktadır. Devamında kanunların
uygulanma ortamının yaratılmaması Çocuk Koruma Kanunu da yetersiz bir hale
getirmiştir. Nitekim çocuklarımızı koruyamamaktayız, sonuç olarak çocuklarımız
ölmektedir. Herkes ve kurumlar bu konuda
özeleştirisini yapmalıdır.
Eğitim konusunda Eskişehir Barosu Çocuk
Hakları İzleme Komisyonu olarak bilgilendirme içerikli ilköğretim okullarında yaptığımız
çalışmalar bu kapsamda birer örnek olup, diğer STK‘lar ile koordineli şekilde devam edecektir.
En kısa zamanda somut adımlarla gerekli önlemlerin alınması sağlanarak yaşanan bu yıkıcı
olayların tekrarının engellenmesi dileğimizle,
acılı aileler ve Türk halkına üzüntü ve başsağlığı dileklerimizi bir kez daha iletiriz.
Av. Banu BAYIKER
Eskişehir Barosu Çocuk Hakları İzleme
Komisyonu Koordinatörü
12 MAYIS 2014 TARİHLİ
BASIN AÇIKLAMASI
“DEMOKRASİ AYNI ZAMANDA
BİR TAHAMMÜL REJİMİDİR”
HABER
Danıştay’ın 146. Kuruluş Yıldönümünde TBB
Başkanımız Av. Metin FEYZİOĞLU’nun konuşmasına Sayın Başbakan tarafından müdahale edilmesini, hakaret içerikli sözler sarf
edilmesini ve tahammülsüzlüğü kınıyoruz.
Birlik Başkanımıza yapılan hareket özünde
yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız
savunmayı serbestçe temsil eden avukatlara,
savunmaya ve Barolara yapılmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 110/17.
maddesine göre Türkiye Barolar Birliğinin
“hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik
kazandırmak” görevi vardır. Bu görev susarak,
biat ederek, iktidarın istediği şekilde konuşarak ya da birilerinin yaptığı gibi “hiçbir şey
yokmuş gibi” davranarak değil, hukuka ve
insan haklarına aykırılık kimden nereden nasıl gelirse gelsin çıkıp bunları en üst düzeyde
ortaya koyarak yerine getirilebilir.
Birlik Başkanımız da bu görevini yerine getirmiş ve gezi olaylarında polisin orantısız güç
kullandığına, olaylarda ölen gençlere, sahte
delillerle kumpas kurularak TSK’nın tasfiyesine, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarının
engellendiği algısının oluştuğuna, emniyette
devam eden atama adı altındaki tasfiyeye, yargıç ve savcıların görevden alınmasına, HSYK,
MİT, İnternet düzenlemelerine ve bunun gibi
daha pek çok olaya, yani hukukun, adaletin
ve demokrasinin yok edilmesine karşı eleştirilerini dile getirmiştir.
duymayan, Savcı ve Hakimleri hedef gösteren, demokrasiyi bir araç olarak görüp aslında
demokrat olmadığını da ifade eden ve böylece
demokratik hukuk devleti kavramına inanmayan bir zihniyetin yargının asli ve kurucu
unsuru olan “bağımsız savunmaya” da saygı
duymaması şaşırtıcı değildir. Unutmayalım ki
demokrasi aynı zamanda bir tahammül rejimidir. Demokrasiye inanmayanların demokrasinin olmazsa olmaz kurumlarına ve bunların temsilcilerine tahammül göstermelerini
beklemek de mümkün değildir.
Olay sonrası Sayın Başbakanın adeta “talimat” verir gibi salondan çıkma davetine uyan
Sayın Cumhurbaşkanının, Genelkurmay Başkanının ve Danıştay Başkanının davranışları
Devlet Geleneğimize, Anayasa ve yasalara aykırı olup aslında Türkiye’de fiilen “tek adam”
yönetiminin egemen olduğunu göstermiştir.
Özellikle ev sahibi olan Danıştay Başkanının
Sayın Başbakanla birlikte salondan çıkması ve
sonrasında Başbakan lehine açıklamalar yapması kabul edilemez. Danıştay Başkanı artık
“yargı bağımsızlığından” en azından kendisi
söz etmemelidir. Unutmayalım ki “yargı bağımsız olmalı ama öyle de gözükmelidir.” Türk
Milleti yargının bağımsız olmadığını zaten
bilmekteydi, ama olay sonrası Danıştay Başkanının davranışları ve açıklamaları maalesef
bu acı gerçeği pekiştirmiştir.
Kuvvetler ayrılığının, demokrasinin, hukukun ve adaletin nasıl yok edildiği ve üstün
olanın sadece “hukuk” olabileceği gerçeğini
ayrıntıları ile anlatan TBB Başkanımızın konuşmaları aslında Hukuk Devletinin yeniden
inşaası için Sayın Başbakan ve iktidar açısından yol gösterici olmalıydı.
Birlik Başkanımızın konuşmalarının tamamını Eskişehir Barosu olarak desteklediğimizi
belirtiyor, “hukukun üstünlüğünü ve insan
haklarını savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik kazandırmak” görevini en üst düzeyde yerine getirdiği ve üstün olanın sadece
“hukuk” olabileceğini hatırlatmaya devam
ettiği için kendisini bir kez daha kutluyoruz.
Saygılarımızla.
Ama kuvvetler ayrılığını, yargıyı yok sayan,
en yüksek Mahkemenin kararına dahi saygı
Av. Rıza ÖZTEKİN
Eskişehir Barosu Başkanı
Yaz 2014
45
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK
MECLİSİ’NDEN 19 MAYIS GENÇLİK
VE SPOR BAYRAMI VE TÜRKİYE’DE
YAŞANAN HUKUKSUZLUKLAR İLE
İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI
Öncelikle biz Gençlik Meclisi İdare ve İzleme
Heyeti olarak dün Manisa’nın Soma ilçesinde gerçekleşen Maden faciasında yitirdiğimiz
tüm işçilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına
ve ulusumuza başsağlığı dileyerek sözlerimize başlamak istiyoruz. Soma’da yüzlerce işçi
hayatını kaybetti. Birileri daha önce ‘Madencinin kaderi ölmektir’ demişti. Ama biz
biliyoruz ki, ölümler ihmalkarlıktan, hükümetin özelleştirme teşviklerinden kaynaklıdır.
Bugün Tüm Türkiye’de karanlığı yaracak işçi
sınıfının nezdinde aydınlık nöbeti başlatıldı.
Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi ve bir
gün hep birlikte göreceğiz, madencinin kazması, işçi sınıfının kazması birilerini yerlerinden edecek.
Önümüzdeki hafta tüm Türkiye’de büyük bir
sevinç ve coşkuyla ile kutlanmasını ümit ettiğimiz –bunca yaşanan olumsuzluklara karşıGençlerin yani bizlerin Bayramı olan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını yine de bunca
olumsuzluklara rağmen en içten dileklerimizle kutlar, ülkemiz için ferah, huzurlu günler
temenni ederiz.
Ne kadar güzel bir başlangıç da yapmaya çalışsak, malumunuz aslında ülkenin sorunları
46
Yaz 2014
bizi sevinçli, kendinden emin bir hale sokamamaktadır. Ülkenin devlet kademelerinin
her an bir kaos ortamı yaşatması, yargının
kurucu unsurlarından olan biz avukatları da
tedirgin ve rahatsız etmektedir.
Son dönemde, Sayın Başbakan tarafından
Birlik Başkanımıza karşı yapılan hakaret dolu
sözler, biz avukatların tedirginliğini daha da
arttırmıştır. Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Danıştay’ın
146. Yıldönümü ve “İdari Yargı Günü”nde;
halen üzerinde çalışılan Avukatlık Yasası başta
olmak üzere ülke gündemine ilişkin önemli
konuları baştan sona yapıcı bir üslupla dile
getirerek çözüme yönelik işbirliğinin önemini
de vurgulayan bir konuşma yapmıştır.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı; üstlendikleri toplumsal sorumluluk gereği, hukukun
üstünlüğüne sahip çıkarken insan hak ve özgürlüklerini de korumak gibi ulvi bir görevin
de gereklerini yerine getirmek durumundadır.
Bu çerçevede; toplumun çeşitli kesimlerine
mensup yurttaşlarımızın mağduriyetlerini dile
getirirken Van depremzedelerinin yaşadıkları
dramdan da söz etmesi siyasi değil sorumluluk sahibi, duyarlı ve bilinçli bir yaklaşımdır.
Bu anlamda Sayın Başbakan’nın Birlik Başkanımızın Danıştay’ın 146.Kuruluş Yıldönümünde yaptığı konuşmaya müdahale etmesini, hakaret içerikli sözler sarf etmesini ve
tahammülsüzlüğü kınıyoruz. Birlik Başkanı-
HABER
mıza yapılan hareket özünde yargının kurucu
unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eden avukatlara, savunmaya ve
Barolara yapılmıştır.
Mesleğe yeni başlayan avukatlar olarak, birden fazla sorun bizi beklemektedir. İşte bu
sorunların karşısında tam bir örgütlenme örneği olan Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi
bulunmaktadır. 6 dönemdir faaliyet gösteren
ve yeni dönemde de gördüğünüz arkadaşlarımla birlikte mesleğimizi daha iyiye yerlere
çıkarmak için elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Genç avukatlar artık
çok güçlü ve dinamik bir yapıya sahip örgütlü
çatıları bulunmaktadır.
Fakat Genç Avukatları sindirmeye çalışıyorlar.
Mesleğe yeni başlayan meslektaşlarımız bu
sindirilmiş duygular içerisinde görevlerini icra
etmeye çalışıyorlar. Bugün bu sorunun en aza
indiğini Eskişehir Barosunda görebiliriz. Fakat diğer barolarda hala daha bu sorunla karşı karşıyayız. Artık üstat avukatlarımız Genç
Avukat olgusunu, kavramını kabul etmek zorundalar ve bu kişilere de işçi gözüyle değil
meslektaş gözüyle bakmaları gerekmektedir.
Mesleğimizi tehlike altına bir diğer sorun ise;
Avukatlık Kanunu Tasarısı. Adalet Bakanlığı
Bilim Alt Komisyonu tarafından baroların ve
avukatların katılımı olmadan, dayatmacı bir
anlayışla hazırlanarak yayımlanan, yeni Avukatlık Kanunu tasarısının, bu hazırlanış şekli
ile kabul edilebilir bir tarafı yoktur.
Dayatılmaya çalışılan Avukatlık Kanunu tasarısı, genç avukatların şu ana kadar bildirdiği
taleplerinin neredeyse hiçbirine cevap vermediği gibi avukatlık mesleğinin itibarına ve
bağımsızlığına indirilmeye çalışılan bir darbe
olarak karşımıza çıkmaktadır. Eksikliği oldu-
ğunu vurguladığımız yürürlükteki Avukatlık
Yasasının dahi savunmaya verdiği; mesleğe
bugün başlayan ile yıllardır bu mesleği icra
eden avukat arasında hiçbir farkın olmadığı,
hiyerarşinin reddedildiği, hukuku ve hukukçuyu ticari mantıktan uzak tutan anlayışı Avukatlık Kanunu tasarısı ile ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Avukatlık Kanunu taslağının; avukatlık bürolarının sermaye şirketi gibi
şirketleşmesi ve şube açabilmesine, yabancı
avukatlık şirketlerinin Türkiye’de faaliyet göstermesinin önü açılmasına, daha once genç
avukatlar olarak yaptığımız kurultayların sonuç bildirgelerinden neredeyse hiçbir başlığa
yer verilmeden ticaret kanunu gibi Avukatlık
Kanunu hazırlanması anlayışına Türkiye’deki
ve Eskişehir Barosu Gençlik Meclisine mensup Genç Avukatlar olarak karşı çıktığımızı ve
bu karşı çıkışımızı her gün bir önceki günden
daha sert bir biçimde ifade edeceğimizi tüm
sorumluluk ve görev sahipleri ile kamuoyunun bilgisine saygıyla sunuyoruz.
Değerli basın mensupları; Genç Avukatların
bir diğer sorunu ise, kendini nasıl ifade edeceğinin endişesidir. Stajyer avukatlar mesleğe
atılarak ilk yıllarda çok önemli problemlerle karşılaşmaktadır. Şöyle ki; genç meslektaş
ruhsatını alıp yemin ettikten sonra ya bağımsız olarak kendi bürosunu açmakta ya da siYaz 2014
47
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
gortalı olarak başka bir meslektaşının yanında
işçi-işveren konumunda çalışmaktadır. Genç
meslektaşın staj sonrası ilk yıllarında karşılaşacağı problemlerde bu iki tercihine göre farklılık arz etmektedir.
Bu alternatifler arasından kendi bürosunu
açmayı tercih eden genç meslektaşlarımızın
karşısına çıkacak ilk problem vergi yükü açısından yıllarını bu mesleğe vermiş üstadları ile
aynı statüde bulunmasıdır. Başka bir deyişle,
genç meslektaş gelir vergisi, stopaj ve bunun
gibi mali yükümlülükler açısından ağır bir
tablo ile karşı karşıyadır. Halbuki kendi ayakları üzerinde durmaya çalışırken maliye politikası açısından ona destek olmak için vergi
teşvikleri getirilmelidir.
Karşılaşılacak diğer bir problem ise; avukatlar arasından mevcut haksız rekabettir. Genç
meslektaş, kendisine yer edinebilmek için
çoğu kez asgari ücret tarifesinin altında bedellerle hukuki hizmet vermek zorunda kalmaktadır. Halbuki; Türkiye’deki tüm barolar
avukatlık asgari ücret tarifesinin uygulanması
yönünde sözde değil özde biçimde prensip kararı almalı bunu genç meslektaşa mesleğe ilk
adımını attığı andan itibaren hissettirmelidir.
Hatta avukatlık ücretinin bankaya yatırıldığına dair dekontlar, dava dosyalarının ayrılmaz
bir parçası olmalıdır.
Genç Avukatların yaşamış olduğu sorunlardan bir diğeri ise CMK sorunudur. CMK sistemi içerisinde yeknesak hale gelecek bir sistem oluşturulmalıdır. Bu sistemde genç avu48
Yaz 2014
katları koruyacak en önemli yöntem hizmet
süresi veya yaş sınırı yöntemidir. Bu şekilde
mesleğe yeni atılmış olan avukat CMK döngüsünü daha hızlandıracak ve ihtiyaçlarını
karşılayacaktır. Onun için hizmet süresi sınırı
bizim onayladığımız bir çözüm metodudur.
Bunun yanında bu sitemdeki bir diğer sıkıntı ücretlerin çok geç dağıtılmasıdır. Bununla
ilgili olarak bütün barolar olarak dik durmalı
ve bu konuda Adalet Bakanlığına bildirimizi
ve çözüm önerilerimizi sunmalıyız.
Son olarak Genç Avukatların temsil sorununa değinmek istiyorum. Şu anki kanuna göre
Genç Avukatlar hiç bir şekilde kendisini ifade
edecek bir temsil grubu içerisinde yer almamaktadır. Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi,
Eskişehir Barosu içerisinde bu soruna bir çözüm getirmiş olsa da Türkiye Barolar Birliği
nezdinde Gençlik Meclisi birliğinin oluşması
gerekmektedir.
Görüldüğü üzere mesleğimiz, her yeni gün
yeni kurumlar ve sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Ancak, bizim yapacağımız, bunların karşısında olumlu ya da olumsuz görüş ve
düşüncelerimizi ortaya koyarak mesleğimizin
onuruna yakışır çözümler üretmek ve bunların icrası için baskı grubu oluşturmaktır.
Böylelikle, avukatlık mesleğini daha iyi icra
edecek ve mesleğimizin baki kalması gereken
niteliklerini korumuş olacağız.
Yukarıda genel hatları ile irdelediğimiz Genç
Avukatların sorunlarının ivedilikle aşılması
gerektiğini söylüyor ve bunun için ne gerekiyorsa Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi olarak
en önde olacağımızı basına ve kamuoyuna
saygıyla iletiriz. Saygılarımızla. 14/05/2014
Av. Hüseyin AKÇAR
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı
HABER
SOMA’DA MEYDANA GELEN
MADEN FACİASI İLE İLGİLİ
BASIN AÇIKLAMASI
“ULUS OLARAK YASTAYIZ”
rumlar yine tekrarlanmış, bazı Ülkelerdeki
maden facialarına ve ölü sayısına atıf yapılarak
ve “bu işin fıtratında var, olağan bir durum”
şeklinde yine insanın kanını donduran açıklamalar yapılmıştır.
Anayasa’daki sosyal hukuk devleti ilkesine aykırı bir şekilde çılgınca sürdürülen özelleştirme, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırmanın
sonucu olarak nasıl daha fazla para kazanırız
felsefesi ile iş ve işçi güvenliğine, denetimlere
gereken önem verilmemekte ve maalesef bu
ve benzeri olaylar “kader” olarak değerlendirilmekte, “her şeyin hesabını sandıkta veririz”
denilerek sorumluluğun gereği de yapılmamaktadır.
Soma’da meydana gelen maden faciası nedeniyle Ulus olarak yastayız. Acımız çok büyüktür. Yaşamını yitiren tüm maden işçilerine
Allah’tan rahmet, başta kederli aileleri olmak
üzere tüm Ulusumuza başsağlığı, yaralı işçilerimize de acil şifalar diliyoruz.
Gelen haberlere göre bugün itibariyle yer altında bir çok işçimiz vardır. Kurtarma çalışmaları devam ediyor. Umudumuzu yitirmedik. Yer altında bulunan maden işçilerimizin
tamamının sağ olarak kurtarılmasını bekliyoruz.
Bu olaya özellikle kaza demiyoruz. Kaza, öngörülmesi mümkün olmayan ya da çok az bir
olasılık dahilinde bulunan durumlara denilebilir. Tüm uyarılara rağmen önlem alınmayan
ve bir dizi ağır ihmallerin sonucu olan bu olaya, İş Kazası değil “ İş Cinayeti” denilebilir.
Teknolojinin ulaştığı seviye gözetildiğinde bu
olayı “kader” olarak değerlendirmek mümkün
değildir. Ülkemizden çok daha büyük kömür
rezervine sahip Batı Ülkelerinde bu tip facialar yaşanmamakta, yaşansa da bir kaç işçi ölümü ile sonuçlanmaktadır. Avrupa’da maden
faciaları ve yitirilen işçiler açısında 1. sırada
olmamız “kader” değil “sorumsuzluktur”
Bu ülkede maalesef acıyı yaşamak,paylaşmak,
dile getirmek,sahiplenmek de yasaktır.
Soma’da başbakanlık müşavirinin bir işçi yakınına attığı tekmenin görüntüleri dehşet
vericidir. Gezi olaylarında yaşamını yitiren
gençlerimizden ve yüzlerce /binlerce yaralı
insanımızdan hiç ders alınmadığı görülmektedir. Olayı demokratik yollarla proteste eden
Yaşanan bu acı olay sonrası sorumlu mevkiide olanların yaptığı açıklamaları ise (tıpkı geçmişte olduğu gibi) izah edemiyoruz.
Zonguldak’ta yaşanan maden faciası ile ilgili
“acı çekmediler, güzel öldüler” ve “bu mesleğin
kaderinde vardır” şeklindeki akıl almaz yoYaz 2014
49
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
halkımız yine bildiğimiz manzaralarla karşı
karşıya, polis müdahalesi, toma, su, biber gazı
ve maalesef gözaltılar...
İstisnai olarak benzer hadiselerin yaşandığı ülkelerin bakan ya da başbakanları sorumluluğun gereği olarak istifa etmektedir. Ama bizde
“sandık herşeydir”. Yaşanan facialara rağmen
“sandıkta” şekli olarak bir başarı varsa, “hesabımızı sandıkta verdik” denilerek siyasal sorumluluğun gereği yapılmamakta, sorunların
çözümü için hiç bir adım atılmamaktadır.
Eskişehir Barosu olarak olayla ilgili devam
eden soruşturmanın da yakın takipçisi olacağımızı belirtiyor kamuoyuna saygılarımızı
sunuyoruz.
Av. Rıza ÖZTEKİN
Eskişehir Barosu Başkanı
HAKİM OKTAY KUBAN’A YAPILAN
SALDIRIYI KINIYORUZ
Eskişehir Adliyesinde de bir süre görev yapan
değerli hukukçu ve Hakim Oktay KUBAN’a
makamında görevi başında yapılan saldırıyı
kınıyoruz. Bu saldırının özünde Adalete ve
Yargı Camiasına yapıldığını özellikle vurguluyoruz.
Son zamanlarda dava taraflarının yargıçlara, savcılara ve avukatlara yönelik bu türden
münferit saldırılarının artması toplumsal
barışın ve huzurun da zedelendiğinin göstergesidir. Bu durum yargıcının siyasal baskı
unsuru haline getirilmesinin, politikacıların
ve bürokratların yargıya müdahalelerinin toplumda normalleşmesinin bir sonucudur. Hukukun üstünlüğü ve demokratik çoğulculuk
ilkelerine aykırı olarak normalleşen bu tutum
ve tavır üzücü olarak münferit saldırılara da
yol açmaktadır.
50
Yaz 2014
Yargıya yönelik müdahale, yargı kararını politik söylemlerle eleştirme ve kınama boyutunu
aşmış, yargıçların atanmaları, HSYK’nın tasfiyesi, yargıçların kararlarından ötürü bireysel
olarak hedef gösterilmesi boyutuna ulaşmıştır
Bu türden siyasal söylemlere ve saldırılara
konu olan yargı kararları, yargıya duyulan
güveni sarsmaktadır. Yargıya güveni olmayan
herhangi bir dava tarafı da yargı kararlarına
“saygı duymaktan” kaçınmaktadır.
Yargının kurucu unsurlarının hiç birine bir
daha böyle bir saldırının olmamasını diliyor,
değerli Hukukçu ve Hakim Oktay KUBAN’a
geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Av. Rıza ÖZTEKİN
Eskişehir Barosu Başkanı
ESKİŞEHİR BAROSU KADIN
HUKUKU KOMİSYONU BASIN
AÇIKLAMASI
Değerli Basın Mensupları;
Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin
Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin
HABER
Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011
tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış olması
nedeniyle; İstanbul Sözleşmesi olarak anılmaktadır.
Türkiye, Avrupa Konseyinde İstanbul Sözleşmesini imzalayan ve onaylayan ilk ülke olmuştur. Sözleşmenin 75. maddesi gereğince,
sözleşme sekizi Avrupa Konseyi üyesi olmak
üzere on devlet onayladıktan sonraki üç aylık
sürenin sonunu takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Sözleşmenin 10. ülke olarak 22 Nisan 2014
tarihinde Andorra tarafından onaylanmasından sonra yürürlük için aranan 10 ülke koşulu tamamlanmıştır.
Sözleşmenin kadına yönelik şiddetin nedenlerine ve yol açtığı olumsuzluklara değinilen
Giriş bölümünde taraf devletlerin;
• Kadına yönelik şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinden kaynaklanan tarihsel bir olgu olduğu ve bu güç ilişkisinin erkekler tarafından
kadınlar üzerinde baskı kurulmasına ve
kadınlara yönelik ayrımcılık yapılmasına
yol açtığı ve kadınların ilerlemelerini engellediği,
• Kadınlara yönelik aile içi şiddet, cinsel
istismar, tecavüz, zorla evlendirme, sözde
“namus” cinayetleri ve bir insan hakları ihlali olan şiddetin kadın erkek eşitliğini sağlamanın önündeki en büyük engel olduğu,
• Çocukların aile içindeki şiddete tanık olmak da dâhil, aile içi şiddet mağduru oldukları hususlarında anlaştıkları belirtilmiş; kadın ve erkek arasında yasal ve fiili
eşitliğin gerçekleşmesinin kadına yönelik
şiddeti önlemede önemli bir unsur olduğu
vurgulanmıştır.
Türkiye’nin hazırlığına öncülük ettiği ve parlamentosundan ilk olarak Türkiye’nin geçirdiği Sözleşmenin amacı:
• Kadınları her türlü şiddetten korumak,
kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti
önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak,
• Kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve
kadınların güçlendirilmesi yolu dâhil kadın ve erkek arasındaki temel eşitliği teşvik
etmek,
• Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet
mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmek,
• Kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti
ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası
işbirliğini teşvik etmek,
• Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak üzere bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliğini
sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamaktır.
(İstanbul Sözleşmesi), uluslararası hukukta
kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konusunda
• yaptırım gücü olan,
• bağlayıcı,
• bağımsız bir denetim mekanizması kurulmasına yer verilen ve
• şiddetin kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme
niteliği taşıyor.
Sözleşmenin en önemli yanı ise beraberinde
getirdiği “denetim mekanizmasıdır” (md.66.
Yaz 2014
51
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
monitoring mechanism) Buna göre, Taraf
Devletlerce Sözleşmenin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere, “Kadına Yönelik
ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu” (GREVIO) adı altında Avrupa
Konseyi bünyesinde bir denetim mekanizması oluşturulması öngörülmektedir. Avrupa
devletlerinden insan hakları, kadın hakları ve
kadına yönelik şiddetle mücadele uzmanı 10
ila 15 kişiden oluşacak bu grup, sözleşmenin
yürürlüğe girmesinin ardından, taraf devletler
hakkında düzenli denetim raporları hazırlayacak, raporlarda üye devletlere kadına yönelik
ve aile içi şiddetle mücadelede önerilerde bulunulacak, bu önerilerin ne derece yerine getirildiği takip edilecek, bu raporlarla bir yandan
Avrupa genelinde kadın-erkek eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadelede ortak normlar
yaratılmasına, bir yandan da taraf devletlerde
bu alanlarda ilerleme sağlanmasına ortam yaratılacaktır.
Sözleşme ile devletlere, Toplumsal cinsiyete
duyarlı politikalar uygulama yükümlülükleri
ve gereken özeni gösterme, farkındalığı arttırma, sığınakların açılması hakkında yasal ve
uygulamaya yönelik yaptırımlar getirme, veri
toplama, sivil toplumun bu alandaki çalışmalarını destekleme, önleyici müdahale ve tedavi
programları yapma, özel sektör ve medyanın
katılımını sağlama, sorumluluğu verilmiştir.
Sözleşmede, taraf devletlerin kadın-erkek eşitliği ve kadına yönelik şiddet konularını eğitimin her düzeyinde müfredata eklemeleri de
öngörülmektedir.
6 Mayıs 2014 itibariyle Sözleşmeyi onaylayan
ülkeler:
52
Yaz 2014
ALBANIA
(4.2.2013);
ANDORRA
(22.4.2014);
AUSTRIA
(14.11.2013);
BOSNIA
AND
HERZEGOVINA
(7/11/2013); DENMARK (23/4/2014);
ITALY (10/9/2013); MONTENEGRO
(22/4/2013); PORTUGAL (5/2/2013);
SERBIA (21/11/2013); SPAIN (10/4/2014);
TURKEY (14/3/2012)
Türkiye açısından, Anayasanın 90. maddesinde yer alan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda
farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma
hükümleri esas alınır” hükmü gereğince büyük önem taşımaktadır.
Sözleşmenin uygulaması Avrupa Konseyi
bünyesindeki bağımsız bir komite tarafından
izlenecek ve denetlenecek olması onaylayan
devletlerde Sözleşme hükümlerinin yaşama
geçirilmesi için itici güç olacaktır.
Sözleşmenin duyurulması ve etkin uygulanmasının sağlanması için biz kadının insan
hakları savunucularına büyük görevler düşmekte olup; taraf devlet olarak ülkenin siyasal ve kamusal yaşamında kadınlara karşı ayrımcılığı tasfiye etmek için gerekli her türlü
tedbiri almak, kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan mevcut yasaları, hukuki düzenlemeleri,
gelenekleri ve uygulamaları değiştirmek veya
kaldırmak için gerekli siyasal, ekonomik ve
kültürel alanlarda her türlü tedbiri almakla
yükümlü olduğumuzu da hatırlatırız.
Av. Pınar Çelik ARPACI
Eskişehir Barosu
Kadın Hukuku Komisyonu Başkanı
DOSYA
YARGI BAĞIMSIZLIĞI ve
TARİHSEL GELİŞİMİ
Av. Umut ULUTAŞ
Eskişehir Barosu
A. Genel Olarak Yargı Bağımsızlığı
Modern anlamda ilk olarak, Locke ve Montesquieu tarafından ortaya atılan erkler ayrılığı düşüncesi tüm dünyayı etkilemiş ve yargının diğer erklerden ayrılması ve bağımsız
olması gerektiği düşüncesi yaygınlaşmaya
başlayarak nihayetinde,İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 10. maddesinde ve İnsan
Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 6.maddesinde
yargılanma hakkı düzenlenirken, kişinin davasının “bağımsız ve tarafsız mahkeme”lerde
görülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yasama
ve yürütme erklerinin hukuk devleti sınırları
içinde hareket etmelerini sağlayan yargı erkinin bağımsızlığı, şüphesiz hukukun üstünlüğüne demokratik devletlerin en temel ilkelerindendir.
B. Yargı Bağımsızlığının
Tarihsel Gelişimi
1. Aydınlanma çağı
Üç parçalı sistem terimi Fransız Aydınlanma çağı siyaset bilimi düşünürü Baron
de Montesquieu’ya atfedilmektedir.Locke,
Montesquieu’dan önce, yönetimin mutlak gücünün özgürlükçü ve eşitlikçi bir çerçevede ele
alınarak mutlaka belirli bir düzeye indirilmesi
gerektiğini ve bunun ancak kuvvetler ayrılığı
ilkesiyle gerçekleştirilebileceğini savunmuştur.Locke’un yasama ve yürütme güçlerinin
birbirinden ayrılığı olarak açıkladığı kuvvetler
ayrılığı ilkesi; Montesquieu tarafından yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığı olarak geliştirilmiş ve yargı ilk kez bağımsız bir
erk olarak anılmıştır.
2. İslamiyet ve Osmanlıda Yargı
Bağımsızlığı
Hz. Muhammed ve ilk halife Ebu Bekir dönemlerinde valilik ve yargı görevi birlikte
kullanılmış, her ne kadar Hz. Ömer zamanında yargı erki valilerden ayrılmıştır.(Orhan
Aldıkaçtı, Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, İstanbul 1982, s.2425;Demirkol, s.26. ) Bu tarihten sonra da yargı erkine ilişkin görevlendirmeler yürütmeyi
elinde bulunduran halife veya padişah adına
vekaleten yürütülmüştür.Ancak İslamiyet’in
adalete verdiği büyük önem sebebiyle hakime
yargı işlevini yerine getirirken müdahale edilemeyeceği kabul edilmiştir.
Osmanlı Devleti’nde de, -1909 Anayasa değişikliği dışında- bir kuvvetler ayrılığı anlayışı
yoktur. Ancak padişahın, bütün güçleri kendinde topladığı bu sistemde, şer’i konularda yargı yetkisi kadıdadır. Kadı, şeriat adına
hüküm verir ve verdiği hüküm kural olarak
Yaz 2014
53
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
kesindir. Örfi hukuk alanında ise yetkili olan
kişi padişahtır. Padişah, şeriata aykırı olmamak kaydıyla toplum yararına koyduğu bu
kurallardan doğan uyuşmazlıkları kendisi dilediği gibi çözer ya da çözdürür. Bu tür uyuşmazlıklarda kadı kendi başına karar veremez,
gelecek talimatlara göre davranmak zorundadır. Ancak 1839’da ilan edilen Gülhane Hatt-ı
Hümayunu ile padişah örfi ceza verme yetkisinden vazgeçmiş, cezaların şeriata ve kanuna
uygun olarak mahkemelerce saptanacağı ifade
edilmiştir.(C.Üçok-A.Mumcu-G.Bozkurt,
Türk Hukuk Tarihi, Ankara 2006, s. 228,
245, 332.)
3. Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı
Tüm erklerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne
ait olduğu 1921 Anayasası’nda yargıya ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.1924
Anayasası’nda ise yargıya bir “hak” olarak yer
verilmiş, bu hakkın millet adına usul ve yasaya göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağı belirtilmiştir. 1961 Anayasası’nın
7. maddesinde, yargının bir yetki olduğu ve
Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce
kullanılacağı belirtilmiştir. Bu Anayasa ile
hakimlerin görevlerinde bağımsız oldukları,
Anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri (md.132);
azledilemeyecekleri ve kendileri istemedikçe,
Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye
ayrılamayacakları, bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa aylıklarından yoksun kılınamayacakları (md.133) da
hükme bağlanmıştır.
1982 Anayasası da, hakimlerin görevlerinde
bağımsız olduklarını, Anayasaya, kanuna ve
hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine
göre hüküm vereceklerini (md.138), azledilemeyeceklerini ve kendileri istemedikçe
Anayasa’da gösterilen yaştan önce emekliye
ayrılamayacaklarını, bir mahkemenin ya da
54
Yaz 2014
kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık,
ödenek ve özlük haklarından yoksun kılınamayacaklarını (md.139) ve görevlerini mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı
esasına göre ifa edeceklerini (md.140) hükme
bağlayarak bağımsız yargı için gerekli başlıca
şartları sağlamıştır. Ancak Anayasa’nın 140/6.
maddesi uyarınca, hâkimler ve savcılar idarî
görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar.
C. Yargı Bağımsızlığının Sağlanması
Tarihsel süreçte yargı bağımsızlığı her zaman
hakimlerin bağımsızlığı olarak kabul edilmiş
ve gelişim göstermiştir.Bunun başlıca sebebi
geçmişte uygulanan özellikle uygulanan hakimin aynı zamanda savcı olduğu tahkik sisteminin uygulanmasıdır.Bu sistemde hakim
hem suç delillerini toplamakta hem ceza davasını başlatmakta hem de yargılama yapmaktadır.Günümüzde modern devletlerde uygulanmakta olan silahların eşitliğine dayanan itham
sisteminin uygulanmasıyla yargı bağımsızlığı
kavramının içine iddia makamının ve savunma makamının bağımsızlığı da girmektedir.
1. Yargı Makamının Bağımsızlığı
Türkiye’de yargı bağımsızlığının önündeki
en büyük engel yürütmeye bağlı olan Hakim
Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısıdır.HSYK
kuruluna 1982 Anayasasında öngörüldüğü
üzere Adalet Bakan’ı başkanlık etmektedir öncelik bu uygulamaya bir son verilmeden yargı
erkinin bağımsızlığından söz etmek mümkün
olmayacaktır.
Yargı bağımsızlığının önündeki bir başka vahim sorun ise Hakim ve Savcıların mesleğe
kabulünde her ne kadar yasal mevzuatla eşitlik sağlanmış gibi görünse de adayın siyasi,
dini görüşlerine göre başka bir deyişle ayrımcılığa tabi tutularak mesleğe kabul edilmek-
DOSYA
tedir.Mesleğe kabulde yapılan sözlü mülakat
bu eşitsizliğin önünü açmakta, haksızlığa uğrayan hakim/savcı adayının hakkını araması
mümkün olmamaktadır.Bu hususun bir an
önce önüne geçilerek mesleğe kabulde objektif şartlar bir an önce yaratılmalıdır.
3. Savunma makamının bağımsızlığı
Yargı üyelerinin görevden alınmama güvencesi yetersizdir.Anayasamızın 139. maddesine
göre “….meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler” meslekten çıkarılabilecektir.Bu hüküm oldukça geniş olmakla birlikte hakimlere verilmiş olan tüm güvencenin
önüne geçmekte keyfi uygulamalara sebep
olabilmektedir.
Savunma makamını oluşturan avukatlar son
bir kaç yıla kadar bağımsızlıklarını nasıl daha
ileriye taşıyacaklarını tartışırken bugün gidişat
tersine dönmüş avukatlık mesleği ilerlemek
için değil çöküşe karşı mücadele eder hale gelmiştir.
Diğer bir konu, daha önce de üzerinde durulduğu gibi, Türkiye’de HSYK kararlarına karşı
etkili bir yargı yolu bulunmamasıdır.Bu hususun yalnızca yargı bağımsızlığına değil aynı
zamanda hukukun üstünlüğüne ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğu açıkça ortadadır
2. İddia makamının Bağımsızlığı
Yukarıda belirtilen sorunların hepsi savcılar
için de geçerli olmakla birlikte savcıların ve
hakimlerin aynı kuruma yani HSYK’ya bağlı olmaları başlı başına bir sorundur.Savcılar
ile hakimler arasında uygulamada bir farklılık
bulunmamasından dolayı Türkiye’deki yargı
sistemi her ne kadar karma olarak kabul edilse
de, çağdaş hukuk sisteminin getirdiği itham
sistemi yerine tahkik sistemine daha yakındır.
HSYK’ya dolayısıyla Adalet Bakanlığı’na bağlı savcıların yetersiz hukuki korumayla görev
yaptığı adalet sistemimizde savcıların iktidarı
ellerinde bulunduranların yargılamaya dahil
olduğu konularda veyahut iktidarın güttüğü
siyasal amaçların aksine kişilerin hak ve özgürlüklerini koruması imkansız hale gelmektedir.
İddia ve savunma makamlarının HSYK marifetiyle yürütmeye başlandığı hukuk sistemimizde yargının tek bağımsız erki savunma erkidir.Ancak bağımsızlığı anayasal güvence altında olmayan tek yargılama erki de savunmadır.
Avukatların günümüze kadar diğer erklere nazaran daha bağımsız olan yapısı mesleğe kabul
ve çıkartmanın, disiplin cezalarının bağımsız
barolarca yapılmasından kaynaklanmaktaydı.
Ancak diğer erkler üzerinde hakimiyetini kurmuş olan yürütme yargı ağımsızlığının son
kalesi olan savunma makamını da kendisine
bağlamak istemektedir ve bu sebeple “Avukatlık Kanunu” taslağı hazırlanmıştır.
Taslakla avukatlık mesleği ticaret şirketlerine
dönüştürülmeye çalışarak ekonomik pazar
haline getirilmeye çalışılmakta dolayısıyla
avukatların ekonomik özgürlüğüne darbe vurulmak istenmektedir.Ayrıca mesleğe kabulde
Adalet Bakanlığı tarafından yapılacak sınavla aynı hakimlerin ve savcıların mesleğe kabulünde olduğu mesleğe kabulde ayrımcılık
gündeme gelecektir.
Yine taslakla, baroların hukukun üstünlüğü,
insan haklarını savunmak ve korumak adına
dava açma yetkilerini sadece mesleki konulara
indirgenmesi baroların toplumsal işlevlerini
yerine getirmesini engellemekte, yurttaşın hak
arayışı ve adalete erişimine ket vurulmaktadır.
Ayrıca yine taslakla Barolar ve Türkiye Barolar Birliği Adalet Bakanlığı’nın vesayeti altına
girecek, aldıkları kararlar yürütmenin denetiminden geçecektir.
Yaz 2014
55
DOSYA
POLİS DEVLETİ
Stj. Av. Sercan BAKIR
Eskişehir Barosu
…..
Başarısız boktan bir kış geçirdik
Kanımız bile doğru dürüst akmadı
Bir sürü çocuğu öldürdüler….
Turgut Uyar
Bir çoğumuz 90’larda çocuktuk ve belki bazılarımızın hiç hatırlamadığı yıllardı. Düşük
yoğunluklu bir savaş içinde, ülkenin bir bölümünde olağanüstü olayların gerçekleştiği
günlerden bu yana nelerin değişmediğini tartışarak belki de hedefimize yaklaşırız. Devlet;
karşısında görmek istemediği her güce karşı
ilk önce tüm gücüyle saldırıp sonra onun karşısında zayıfladıkça daha düşük yoğunluklu
bir biçimde savaşı sonsuza kadar sürdürmeye
çalışsa da, eninde sonunda doğru ve haklı olanın kazanmasını bir türlü engelleyememiştir.
O yıllarda devletin bekası için uygulanan hukuk, çok eski çağların karanlık intikam ritüelleriyle günümüzün teknolojisini birleştirerek
ortaya bir savaş makinesi çıkarmıştır.
İşte şimdi yazının bu noktasından itibaren,
iktidara gelen her burjuva partisinin yaptığı gibi yeni bir demokrasi hamlesi yaptığını
propaganda eden muktedirin yediği naneleri
56
Yaz 2014
anlatarak, yeni derin devletin eski derin devleti yargılarken yalnızca halkı mahkûm edip
etmediğini irdelemeliyiz. Kâğıt üstünde hiç
durmadan geçen demokratikleşme paketleri
ve yasalarının sonucu olarak arkamızda onlarca cenaze ve gözü yaşlı, birbirinden ayrışmış
koca bir ülke bıraktılar. Kemalist ulusalsalcı
kesimle genetik kodlarının aynı olduğunu kanıtlamaya çalışırcasına hiç durmadan 12 yıl
boyunca yaptıkları hak ihlalleri ketum polis
devleti geleneğinin devam ettiğini göstermektedir.
Hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka
uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu
hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile
DOSYA
kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık
olan, yasaların üstünde kanun koyucunun
da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve
Anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir.
Polis devleti, yöneticilerin halka karşı hiçbir
hukuk kuralıyla bağlı olmadığı yönetim biçiminin adıdır. Günümüzde Hukuk Devleti
kavramının karşıtı olarak kullanılan terimin
tarihsel kaynağı, mü.
İlk devlet kuramından sonra ortaya çıkan polis devleti kuramıdır. Bu kurama göre devleti
yönetenler devlet adına yetkilerini kullanırken yalnızca kendi çıkarlarına ve temsil ettiği
sınıfa karşı sorumluluk taşır. İktidarın emirlerini uygulayan memurlar da halka karşı hiçbir
hukuk kuralıyla bağlı değildir. İktidarın emirleri birer hukuk kuralı sayılır; halkın kayıtsız
şartsız bunlara uyması gerekir.
AKP hükümeti baskıcı ve despot devlet geleneğini açıktan devam ettirmiştir. Hakkını
arayan işçi ve emekçinin demokratik haklarının kullanılması, Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması, cezaevlerinin daha insani
koşullara kavuşturulması hak getire, insanlar
sokakta yürürken bile işkenceye maruz bırakılmıştır. Yaşanan tüm bu insanlık dışı koşullar sermaye sınıfının gerçek yüzünü ortaya
koymuştur. Burjuva devletin polisi, her daim
sermayenin hizmetinde, işçi ve emekçilerin,
ezilen halkların karşısında duracaktır. Kriz
derinleştikçe bu saldırılar daha da artacaktır.
Ancak tüm bu baskılar, karşıtını doğurmaktan ve öfkeyi arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Yarın öbür gün maddenin doğası
gereği her güç karşısında başka bir güç doğuracak; muktedirin polis sayısını arttırmak,
yeni ceza evleri inşa etmek ve polislere sonsuz
hak ve yasal güvenceler vermekten başka hiçbir şansı kalmayacaktır.
TİHV’ndaki çalışmalarla da ortaya çıkan,
bir yandan ’’işkenceye sıfır tolerans” denirken
öte yandan da işkence ve kötü muamelenin
arttığını gözlemliyoruz. Terörle Mücadele
Yasası’nda 2006’da ve Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda (PVSK) 2007’de yapılan değişikliklerin ardından özellikle bu dönemden
başlayarak günümüze dek, polis tarafından
kimseye nefes alma alanı bırakmayan bir süreç
yaşanmaktadır. 2009’daki yerel seçimlerden
sonra da inanılmaz bir baskı başlatılmıştır.
2010’un son aylarında “vahşilik” katsayısı artmıştır. Son derece sistematik bir şekilde, yasal
düzenleme ve uygulama düzeyinde de Başbakan Erdoğan başta olmak üzere yetkililerin
söylemleri düzeyinde de, Başbakan başta olmak üzere yetkililer, şiddeti teşvik ederek suç
işlemişlerdir. Ayrıca muktedirin kurduğu eş
dost kapitalizminin ortaya çıkardığı yolsuzluk
soruşturmaları ya da soruşturamamalarından
ortaya çıkan, oğlu rüşvete aracı olmakla suçlanan İçişleri Bakanı’nın aldığı talimatla, soruşturmaya yardımcı olan adli kolluk görevlilerinin yerlerinin değiştirilmesi yargıya açık bir
müdahaledir. Soruşturmanın başlamasından
sonra Adli Kolluk Yönetmeliği’nin değiştirilmesi, Anayasanın 2., 9. ve 138. maddeleri bir
yana CMK’nın 157., 160., 161., 164. ve 167.
maddelerine kesinlikle aykırıdır. Başka bir
yolsuzluk soruşturmasına, kendisine verilen
yetkiyle başlayan Cumhuriyet Savcısının talimatlarının ve talep ederek aldığı hakim kararlarının, Başsavcılıkla ilişkileri bahane edilerek
kolluk tarafından yerine getirilmemesi olayın
tam bir garabet olduğunu göstermektedir.
Yaz 2014
57
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Kolluk, bu gücünü ve yargının üstüne çıkma
cüretini siyasi iktidardan almaktadır. Anayasanın ve CMK’nın 157. 161. 164. maddeleri
ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun
12. maddesinin üzerine çıkan bu sonuçla artık Türkiye “hukuk devleti” bir yana; “kanun
devleti” de değil sadece bir ‘Polis Devleti’dir.
2013 yılında yargısız infazların devam ettiğini
görüyoruz. 2007 yılında PSVK’da yapılan değişiklik ile kolluk kuvvetlerinin silah kullanma yetkisinin kolaylaştırılması bu ihlallerde
yaşanan artışın en önemli sebeplerindendir.
2013 yılında 2’si çocuk olmak üzere 19 kişi
dur ihtarına uymadıkları gerekçesi ile öldürülmüş, 19 kişi yaralanmış, 2 kişi köy korucuları
tarafından öldürülmüş, 5 kişi yaralanmış, sınır hattında 3’ü çocuk 1’i asker olmak üzere
toplam 22 kişi öldürülmüş, 58 kişi yaralanmış, özel güvenlik görevlileri tarafından da 1
kişi öldürülmüştür. Türkiye’de yargısız infazların önlenememesinin en önemli sebebinin
cezasızlık kültürü olduğunu aşikardır. Kolluk
güçlerine karşı etkili soruşturma ve kovuşturma yöntemlerine başvurulmaması yargısız
infazlarla mücadeleyi etkileyen en önemli ve
olumsuz devlet politikasıdır. Gezi Direnişi sırasında Ethem Sarısülük’ün Ankara’da,
Abdullah Cömert’in Antakya’da polis tarafından öldürülmesi, Ali İsmail Korkmaz’ın
Eskişehir’de polis ve eli sopalı sivil faşistler
tarafından dövülerek öldürülmesi, Medeni Yıldırım’ın Diyarbakır Lice’de jandarma
tarafından öldürülmesini yargısız infaz olarak değerlendirmeliyiz. İHD verilerine göre
2013 yılında 233 kişi gözaltında işkence ve
kötü muameleye uğradığını, 307 kişi gözaltı
yerleri dışında kötü muameleye uğradığını,
6 kişi köy korucuları tarafından işkence ve
58
Yaz 2014
kötü muameleye uğradığını, 39’u çocuk olmak üzere 843 kişi cezaevlerinde işkence ve
kötü muameleye uğradığını, 109 kişi kolluk
güçleri tarafından tehdit ve ajanlık teklifi yolu
ile kötü muameleye uğradığını, 59’u çocuk
olmak üzere 14151 kişi toplumsal gösterilerde güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu
dövülerek yaralandığını ve böylece işkence ve
kötü muameleye maruz kaldığını, 32 kişi özel
güvenlik görevlileri tarafından işkence ve kötü
muameleye maruz kaldığını ve 25 kişi okulda
şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir. Tüm
bunları topladığımızda özellikle Gezi Direnişi sırasında dövülen ve yaralananların sayısı
da göz önüne alınarak toplam 15706 kişinin
işkence, kötü muamele, onur kırıcı ve küçük
düşürüşü davranış ve cezalandırmaya maruz
kaldığını görmekteyiz. Bu rakam çok yüksek
olup, adeta siyasal iktidarın otoriterliğini ilan
eden bir rakamdır.
Adalet Bakanlığı’nın resmi istatistikleri 2 yıl
geç yayınlandığından 2012 yılı işkence ve eziyet suçlarından 896 kişi hakkında dava açıldığını görmekteyiz. Bu rakam 2011 yılında 800
idi. Görüldüğü gibi resmi istatistiklerde bile
bir yükselme olduğu anlaşılmaktadır. Buna
karşın kolluk kuvvetlerine mukavemet (karşı koyma) olarak adlandırdığımız TCK 265.
maddeden 2011 yılında 27753 dava açılmış
iken, bu sayının 2012 yılında arttığını görüyoruz. Adalet Bakanlığı sadece 265. madde
rakamını yayınlamamış olup 247-266. maddelerden dolayı 71075 kişiye dava açıldığını açıklamıştır. Genellikle en çok dava 265.
maddeden açıldığından 2012 yılında bu maddeden açılan dava sayısının 30 bini geçtiğini
tahmin etmekteyiz.
DOSYA
Aşağıda, yaşam hakkı ihlallerine yönelik cezasızlık uygulamasının sistematik olduğunu
kanıtlayan bazı örnekler verilmiştir:
1- Ethem Sarısülük- Ankara (14.06.2013):
Gezi Parkı eylemleri sırasında Ankara Kızılay’daki gösteride polis kurşunuyla başından
yaralandı. Ağır yaralanan ve beyin ölümü gerçekleşen Sarısülük hayatını kaybetti. Ethem
Sarısülük’ü vuran ve MOBESE kamerası görüntülerinin incelenmesiyle kimliği belirlenen
polis serbest bırakıldı.
2- Abdullah Cömert/Hatay (03. 06. 2013):
Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını
Hatay’da polis tarafından öldürülen Abdullah
Cömert’in failleri yakalanmadı.
3- Medeni Yıldırım/Lice-Diyarbakır (28.
06. 2013): Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı
Kayacık Köyü’ndeki karakol inşaatını protesto eden yurttaşların üzerine açılan ateş sonucu 18 yaşındaki Medeni Yıldırım yaşamını
yitirdi, olayda onu aşkın kişi yaralandı. Lice
Kaymakamı yaptığı açıklamada jandarmanın
havaya ateş açtığını, göstericilerin birbirine
ateş açmış olabileceğini ileri sürdü. İçişleri Bakanlığı olayla ilgili bölgeye müfettiş gönderdi.
4- Mahir Zorbey /Aydın: 04.03.2012 günü
Aydın’da gözaltına alınan Er Mahir Zorbey,
polisin iddiasına göre kaçtığı için ve “Dur”
ihtarına uymadığı için öldürüldü. Olay yerinde yapılan incelemede, polisin defalarca ateş
ettiği ortaya çıktı. Sanık polis savunmasında: ”Öldürme kastının olmadığını, ayağının
kaydığı gerekçesiyle silahının iradesi sonucu
patladığını ve maktule isabet ettiğini” söyledi. İlk duruşmada zanlı polis memuru serbest
bırakıldı.
5- Yeşim Çelik/İstanbul: 20 Şubat 2011
günü Dumlupınar Üniversitesi öğrencisi Yeşim Çelik internetten tanıştığı polis sevgilisi
Salih KAYA’nın tabancasından çıkan kurşunla
hayatını kaybetti. Müebbet hapisle yargılanan
zanlı polis memuru ikinci duruşmada tahliye
edildi.
6- Doğan Teyboğa/Silopi- Şırnak: 24 Temmuz 2011 günü ŞIRNAK’ın Silopi ilçesinde
gerçekleştirilen gösteride, polisin rastgele attığı gaz bombasıyla başından vurulan ve ağır
yaralanan 13 yaşındaki Doğan Teyboğa tedavi
gördüğü Diyarbakır’da yaşamını yitirdi. Olayla ilgili takipsizlik kararı verildi, dava açılmadı.
7- Roboski Katliamı/ Uludere- Şırnak (28.
12. 2011): Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı
savaş uçaklarının yaptığı bombardıman sonucu, aralarında çocukların da olduğu 24
kişi yaşamını yitirdi. Diyarbakır Cumhuriyet
Başsavcılığı olayla ilgili takipsizlik kararı vererek dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri
Savcılığı’na gönderdi.
8- Cemal Yalın/Diyarbakır (5 Ağustos
2010): Polisler tarafından ‘terörist’ sanılarak açılan ateşle öldürüldü. “Kasten adam
öldürmek”le yargılanan polislerin kendilerini
koruduklarına karar verildi.
9- Şerzan Kurt/Muğla (12 Mayıs 2010):
Muğla’da üniversite olayları sırasında polis
kurşunuyla yaralanan Muğla Üniversitesi öğrencisi Şerzan Kurt tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi hastanesinde hayatını kaybetti. Muğla Valiliği ve polisi uzun süre Kurt’u
yaralayan kurşunun polis tabancasından
çıkmadığını öne sürmüş ancak 17 Mayıs’ta
Yaz 2014
59
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Güvenlik Şube’de görevlisi 43 yaşındaki polis
memuru Gültekin Şahin bu olayla ilgili tutuklanmıştı. Şahin daha sonra tahliye edildi.
10- Diren Basan/Şırnak (04.06.2010):
Şırnak’ta 10 yaşındaki Diren Basan adlı çocuk, ‘akrep’ olarak bilinen zırhlı polis aracının
altında ezilerek katledildi. Bu cinayeti işleyen
polis hakkında dava bile açılmadı.
11- Ceylan Önkol/Lice- Diyarbakır: (28.
09. 2009): Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı
Şenlik köyünde 28 Eylül 2009’da meydana
gelen patlamada 12 yaşındaki Ceylan Önkol
yaşamını yitirdi. Savcılık, olayla ilgili takipsizlik kararı verdi.
12- Aydın Erdem/Diyarbakır 86 Aralık
2009): Diyarbakır’da yapılan bir gösteride
kurşunlanarak öldürüldü. Diyarbakır’da yapılan otopside, Aydın Erdem’in (23) yakın
mesafede ve tek kurşunla yaşamını yitirdiği tespit edildi. 23 yaşındaki Erdem’e isabet
eden mermi kovanları Diyarbakır Emniyet
Müdürlüğü’nde bulundu. Olayla ilgili takipsizlik kararı verildi.
13- Emrah Gezer/Ankara (27.12.2009):
Ankara’da eğlendikleri lokantada Kürtçe şarkı
söyleyen Emrah Gezer’e tepki gösteren Özel
Harekât Polisi Serkan Akbulut, silahını çıkararak Emrah Gezer’e kurşun yağdırdı. Emrah
Gezer olay yerinde yaşamını yitirirken 1 kişi
de ağır yaralandı. Yargılandığı davada 19 yıl
hapis cezası alan Akbulut, “tahrik indirimi”
aldı.
14- Osman Aslı/İstanbul (20.12. 2009): Dağıtım iznine gelen 2 aylık asker Osman Aslı
gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü Avcılar Firuzköy Karakolu’nun avukat görüşme
60
Yaz 2014
odasında ölü bulundu. 20 yaşındaki gencin,
bot bağlarıyla kendisini astığı söylendi. Ancak
aile iddiayı gerçekçi bulmadı. Takipsizlik verildi, dava bile açılmadı.
15- Enes Ata/Diyarbakır (28 03.2009): 8
yaşındaki ilköğretim öğrencisi Enez Ata güvenlik güçlerinin ateşli silah kullanması sonucu, Kuruçeşme semtinde vücuduna isabet
eden mermi sonucu yaşamını yitirdi. Olayla
ilgili takipsizlik kararı verildi.
16- Uğur Kaymaz/ Kızıltepe-Mardin
(21.11.2004): Mardin İli Kızıltepe İlçesinin
Turgut Özal Mahallesinde meydana gelen
olayda Ahmet Kaymaz (30) ve 12 yaşındaki
oğlu Uğur Kaymaz, güvenlik güçlerinin açtığı
ateş sonucunda yaşamlarını yitirdi. Yargılanan
polisler beraat etti.
İşte bu yalnızca okyanusta su damlası kadar
anlatabileceğimiz yerin girizgahıdır ve gerçekten kollukla hukuk düzeni arasında nasıl bir
ilişki olduğunun hikayesidir. Yeni Türkiye’de
sokakta başımıza ne geleceğini bilemeden yaşamaktır artık bize kalan. Hukukçuların üzerine düşen ise halkın hukukçuları olup hangi
görüşten hangi ulustan hangi inançtan olursa
olsun hakkı ihlal edilen her kesimin adalet
arayışının bir parçası olmaktır. Devletin sonsuz güçleri karşısında halkın haklarını savunmazsak bugün elimizde kalan hak ve özgürlük kırıntılarını da altın tepside egemenlere
ve halka karşı suç işleyenlere vermiş oluruz.
Çocukların bile düşman hukuk içinde katledildiği bir yerde demokrasiden ve özgürlükten
yana tüm hukukçulara ve mücadele eden insanlara çok büyük görevler düşmektedir.
MAKALE
6100 SAYILI HUKUK
MUHAKEMELERİ KANUNU’ NA
GÖRE PEŞİN ALINAN GİDER
AVANSI ELEŞTİRİSİ
-TEZAv. Burcu AKTAŞ
Eskişehir Barosu
Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 04/02/2011
tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak,
01/10/2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Yasada yapılan değişiklikler ile yargılamanın
hızlandırılması amaçlanmıştır. Ancak yeni
hükümlerin yürürlüğe girmesi ile, yargının
uyum sürecinde yaşanabilecek sıkıntıların
yanı sıra, avukatların ve vatandaşların hak
kaybına uğramamak adına dikkat etmesi gereken hususlar odlukça artmıştır.
HMK md 120/1’ e göre, davacı dava açarken
mahkeme veznesine yargılama harçları ile gider avansını yatırmak zorundadır. Davacının
yatırdığı gider avansının eksik olması halinde ise HMK m. 120/2’e göre mahkeme tarafından verilecek iki haftalık kesin süre içinde tamamlanması gerekmektedir. Kesin süre
içinde tamamlanmaması halinde, dava şartı
noksanlığından davanın usulden reddine karar verilir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun getirdiği yeniliklerden biri “gider avansı” dır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri
gibi giderleri kapsar. Gider avansı, HMK m.
114/1-g’ de “Davacının yatırması gereken
gider avansının yatırılmış olması” hükmü
ile dava şartları arasında sayılmıştır. Gider
avansının yatırılmamış olması halinde, HMK
m. 115/2 gereğince dava şartı noksanlığından
davanın usulden reddine karar verilir veya tamamlanması mümkün ise tamamlanması için
taraflara kesin süre verilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’
nun gider avansına ilişkin hükümleri hakkında birçok eleştiri yapılmışsa da, hükmün
getirilme amacına uygun sonuçlara ulaşıldığı
görülmektedir. Gider avansı hükümlerinden
önce görülen davalarda, yargılama masrafları
taraflardan peşin olarak alınmadığı ve ikmal
edilmesi gereken hallerde kesin süre verilmediği için, yargılama süreci olması gerektiğinden daha uzun işlemekte idi. Bu durum, bir
yandan yargının iş yoğunluğunu arttırmakta,
öte yandan kötü niyetli tarafların yargılamanın uzaması konusundaki çabalarını gerçekleştirmelerine fırsat vermekte idi. Zira, kötü
niyetli taraf, yargılamanın uzaması ve vakit
Gider avansı, her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılan gider avansı tarifesine göre belirlenir.
Yaz 2014
61
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
kazanma amacı ile masraflarını yatırmamakta,
süre istemekle hem yargıyı oyalamakta hem
diğer tarafın hakkını ihlal etmekte idi.
Gider avansının dava şartlarından sayılması sebebi ile mahkemeler her
aşamada masrafın ödenmesini beklemek, ödenmemesi halinde celse ertelemek yükünden kurtarılmış,
avukatlar ise davanınesasından daha
çok uğraş-tıkları müvekkilden masraf alma telaşından kurtulmuştur.
Gider avansına ilişkin hükümlerin, yargılama
sürecini hızlandırmasının yanı sıra, mesleki
açıdan biz avukatların işini de kolaylaştırdığını söylemek mümkün. Gider avansının
dava şartı sayılmasından önce, dayandığımız
delillere ilişkin masraf yatırmamız gerektiğinde müvekkillerimize bu durumu her seferinde ayrıca izah etmek durumunda kalmak ve
onlardan bu masrafları alabilmek için büyük
çaba sarf etmek gerekiyor idi. Doktora muayene olurken verdiği parayı sorgulamayan vatandaşlarımızın, haklarının korunması adına
avukata ödedikleri para, ne yazık ki ülkemizde havaya saçılan para olarak nitelendirilmektedir. Bir yandan mesleğimizin ağır yükünü
ve önemini kavratmaya çalışmakla uğraşırken,
bir yandan da dava sürecinde masraf istemek,
durumu içinden çıkılmaz bir hale sokuyor
idi. Hele ki masraf istedikten sonra müvekkile
ulaşamıyor ve masrafı alamadığımız gibi masraf gerektiren delilden vazgeçtiğine dair Müvekkilden beyan da alamıyorsak, yaptığımız
62
Yaz 2014
iş avukatlığın amacından oldukça sapıyor idi.
Gider avansı hükümleri sonrasında ise, yargılama sürecindeki masraf stresini yaşamıyoruz.
Gider avansının davanın açılmasından önce
ödenmesi ile ilgili gelen eleştirilerin çoğu,
şahısların hak arama hürriyetlerinin kısıtlandığı, avans miktarının yüksek olması sebebi
ile maddi kaygılarla şahısların dava aç(a)madıkları yönündedir. Açıkladığımız sebeplerle
gider avansının peşin alınmasının yargılama
süreci ve mesleki açıdan faydalı olduğunu
izah etmiştik. Bunun yanı sıra, vatandaşlardaki mahkemelerce gider avansının “hibe imiş
gibi” alındığı algısını kırmak biz avukatlara
düşmektedir. Vatandaş, masrafları dava öncesi
peşin olarak yatırmasa dahi, yargılama sürecinde zaten yatıracaktır. Ayrıca, peşin olarak
yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmı
şahsa iade edilmekte, avanstan kesilen yargılama giderleri ise haksız çıkan tarafa yükletilerek tahsili sağlanmaktadır. Bu nedenle, gider
avansı hükümlerinin anayasal hak arama hürriyetinin kısıtlanması olduğunu öne sürmek
doğru değildir. Gider avansı, vatandaşların
dava açmasına engel olmadığı gibi, aksine yıllarca süren yargılamanın daha kısa sürmesine
ve hakkın daha erken tesisine sebep olmaktadır.
Gider avansının dava şartlarından sayılması
sebebi ile, mahkemeler her aşamada masrafın
ödenmesini beklemek, ödenmemesi halinde
celse ertelemek yükünden kurtarılmış, avukatlar ise davanın esasından daha çok uğraştıkları müvekkilden masraf alma telaşından
kurtulmuştur. Bu sebeplerle, gider avansı hükümlerinin uygulamada da amacına uygun
olduğu kanaatindeyim.
MAKALE
6100 SAYILI HUKUK
MUHAKEMELERİ KANUNUNA GÖRE
PEŞİN OLARAK ALINAN GİDER
AVANSI ELEŞTİRİSİ
-ANTİTEZAv. Volkan ÖZTÜRK
Eskişehir Barosu
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
04.02.2011 tarihinde Resmi Gazetede
yayımlanarak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe
girmiştir. İlgili kanun hukuk davalarında
uygulanan
usullerde
birçok
yeniliğe
gitmiştir.Ancak bu yeniliklerden belki de en
önemlilerinden ve özellikle en dikkat çeken
değişikliklerden biri de dava masrafı olarak
tabir edilen gider avansının önceki kanunun
yürürlüğündeki gibi ihtiyaç oldukça değil,
dava açarken peşin olarak alınması hususudur.
Gider avansı kavramı HMK md.114/1-g
bendinde “Davacının yatırması gereken
gider avansının yatırılmış olması.” Denilerek
açıkça dava şartlarından biri sayılmış ve
yine aynı kanunun
120. Maddesinde
“Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet
Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde
belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme
veznesine yatırmak zorundadır.” Denilerek
ilgili gider avansının dava açılırken davacıdan
peşin olarak tahsil edilmesi zorunluluğunu
getirmiştir. Yine bu kanunla birlikte Hukuk,
Aile, Ticaret, Kadastro, Tüketici, Fikri ve
Sınai Haklar mahkemeleriyle birlikte Ticaret
ve Denizcilik İhtisas Mahkemeleri’nde
açılacak ve görülecek davalarla ilgili giderler
de “Gider Avansı” başlığı altında düzenlenerek
davacılara, işbu mahkemelerde dava açarken
davada yapılacak işlemlere göre belirlenen
miktarları “Gider Avansı” olarak peşin olarak
yatırma zorunluluğu getirilmiştir.
HMK md.114/1-g bendiyle dava şartı
olarak kabul edilen ve aynı kanunun 120.
maddesiyle dava açılırken peşin olarak
yatırılması zorunluluğu getirilen gider
avansı yargılamanın hızlanması amacıyla
hukukumuza getirilen bir yeniliktir. Nitekim
ilgili kanunun gerekçesinde “Maddede yapılan
bu düzenlemeyle, gerekli masrafların zamanında
yatırılmamasından dolayı gecikmesinin önüne
geçilmesi amaçlanmıştır” denilerek bu amaç
ortaya konulmuştur. Çıkış noktası ve maksadı
itibariyle isabetli bir hüküm algısı oluşturan bu
hükmün maksadı maalesef hasıl olamamıştır.
Nitekim uygulamaya bakıldığında her ne
kadar bu amaçla yola çıkılsa da bu amacın
çok dışında kalındığı görülecektir. İlgili
gider avansının dava açılırken peşin olarak
yatırılması
yargılamanın
hızlanmasına
herhangi bir katkıda bulunmadığı gibi
aksine Anayasamız ve Avrupa İnsan Hakları
Yaz 2014
63
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Sözleşmesince güvence altına alınmış kişilerin
hak arama özgürlüğüne de vurulan açık bir
darbedir. Anayasamızın 36. Maddesinde
Hak Arama Hürriyeti başlığı altında “Herkes,
meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahiptir.” Denilerek kişilerin hak
arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
6. Maddesinde “Herkes, gerek medeni hak
ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek
cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar
konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete
uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına
sahiptir” denilerek hak arama özgürlüğünün
önemine ve gerekliliğine değinilmiştir. Ancak
yeni getirilen gider avansı düzenlemesiyle bu
hürriyet kısıtlanmış, yeterli parası olmayan
insanların Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri
vasıtasıyla hak aramaları zorlaştırılmıştır.
Nitekim önceki kanun yürürlüğünde hak
arama hürriyeti kapsamında cüzi miktarlara
açılabilen davalar, yeni kanunla birlikte
peşin olarak alınan gider avansları yüzünden
açılamamakta ve bu da kişilerin hak aramalarını
zorlaştırmaktadır. Bu durum ise genel
perspektifte değerlendirildiğinde Anayasanın
sosyal hukuk devleti ilkesi (Anayasa md. 2),
devletin ekonomik ve sosyal engelleri kaldırma
ödevi (Anayasa md. 5), kanun önünde eşitlik
ilkesi (Anayasa md. 10), hak arama hürriyeti
ve adil yargılanma hakkı (Anayasa md.
36;90;AİHS md.6) ile bağdaşmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nce “bireyin adaleti
bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı
giderme
uğraşının
uygar
yöntemi”
şeklinde tarif edilen hak arama özgürlüğü,
hukuk devletinin başlıca ölçütlerinden,
demokrasinin en çağdaş gereklerinden ve
64
Yaz 2014
vazgeçilmez koşullarından birisidir. Sadece
bu açıdan bile değerlendirildiğinde gider
avansının peşin alınması suretiyle kişilerin
dava açarak haklarını aramalarının önüne
çekilen setin kaldırılması gerekliliği gözler
önüne serilecektir.
Gider avansının dava açılırken peşin olarak
alınması zorunluluğu yargıyı açıkça parası
olan kişiler için iş gören bir kurum haline
getirmiştir. Bu durum ise ister istemez
mahkemelere giden ihtilafların sayısını
azaltabilmek adına pahalı bir yargı yolu mu
tercih ediliyor? sorusunu akıllara getirmektedir.
Bu sorunun akıllara gelme ihtimali bile çağdaş
hukuk devletiyle bağdaşan bir anlayış değildir.
Diğer bir açıdan değerlendirilecek olursa
gider avansına ilişkin hükümlerin hak arama
hürriyetini kısıtlanmasının yanı sıra mesleki
açıdan biz avukatların da işini güçleştirdiği
aşikardır. Hakkını arama maksadıyla
dava açmak isteyen bir kişi, ilgili davanın
masraflarıyla karşılaştığında davayı açmaktan
vazgeçmekte ve bu da avukatların iş kaybına
uğramasına yol açmaktadır. Örneğin; bir işçi
1000-TL’lik ücret alacağı için işverenine dava
açmak istediğinde, yaklaşık 500-TL kadar
bir masrafla karşı karşıya gelmektedir. Yeni
kanunla gelen gider avansının peşin alınması
zorunluluğu nedeniyle işçi, talep ettiği ücret
hakkının neredeyse yarısına tekabül eden bu
avansı peşin olarak yatırmak istememekte ve
böylelikle kişinin hak araması fiilen de olsa
engellenmiş olmaktadır. Bu durumdaki bir
kişi için hak arama hürriyetinden bahsetmek
mümkün olmadığı gibi avukatlar için de iş
kaybına yol açtığı aşikardır. Nitekim meslek
hayatımızda da karşılaştığımız gibi özellikle
genç avukatlar için küçük veya büyük bir
iş ayrımı yapılamaması,gelen her işi alma
çabası göz önünde bulundurulduğunda bu
tarz iş kayıpları mesleği daha da zor bir hale
getirmektedir.
MAKALE
DEVRİMCİ BİR HUKUKÇU
MAHMUT ESAT BOZKURT VE
BOZKURT - LOTUS DAVASI
Stj. Av. Demet KOÇKANAT
Eskişehir Barosu
Mahmut Esat Bozkurt 1892 Kuşadası doğumludur. 1911 yılında İstanbul Hukuk
Mektebini bitirmiş, öğrenimini İsviçre’de Lozan ve Fribourg Üniversitelerinde sürdürerek
2 Ağustos 1922 tarihinde Hukuk Doktoru
olmuştur. İzmir’in işgali üzerine Kurtuluş Savaşına katılmak üzere yurda dönmüş, Aydın’da
Kuvayı Milliye Hareketine katılmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1. Döneminde İzmir Milletvekili olarak görev almıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 23 Kasım
1924’de Adliye Vekilliğine getirilmiş, Avukatlık Yasası dahil Hukuk Devrimlerinin hazırlanmasında çok büyük katkısı olmuştur.
sız Gemisi İstanbul’a gelince, İstanbul Ağır
Ceza Mahkemesi’nce Fransız Kaptanın tutuklanmasına karar verilmiştir. Yapılan yargılama
neticesi Fransız Kaptan ve Türk Kaptan ayrı
ayrı “Dikkatsizlik ve Tedbirsizlik Neticesi
Ölüme Neden Olmak” suçundan hapis cezasına mahkum edilmişlerdir. Fransız Kaptanın
Avukatı yetkisizlik iddiasında bulunarak, davanın Türk Mahkemelerinin yargılama yetkisi
dahilinde olmadığını savunmuştur. Bunun
üzerine iki Devlet arasında anlaşmazlık çıkmış, sonuçta her iki Devlet 12 Ekim 1926 yılında hakemlik sözleşmesi imzalayarak, olayı
Lahey Adalet Divanına götürmüşlerdir.
1930 yılından sonra Ankara Hukuk Fakültesinin kuruluş çalışmalarında katkıda bulunmuştur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
ve Siyasal Bilgiler Okulu’nda Anayasa Hukuku ve Devletler Hukuku alanlarında Profesör
unvanı ile dersler vermiştir. Soyadını Lahey
Adalet Divanı’nda görülen, Bozkurt-Lotus
Davasında gösterdiği başarıdan sonra almıştır.
Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nda
Türkiye’nin Avukatlığını, Adliye Vekili Mahmut Esat Bey yapmıştır. Mahmut Esat Bey’in
hazırladığı güzel savunma ve uzun tartışmalardan sonra, d 7 Eylül 1927 tarihinde dava
çoğunluk kararı neticelenmiş, Lahey Uluslararası Adalet Divanı, Türkiye’nin Uluslararası Hukuka aykırı hareket etmediğine karar vermiştir.
Dava konusu olayda Fransız gemisi Lotus
ile Türk Nakliye gemisi Bozkurt arasında 2
Ağustos 1926 gecesi Midilli Adası civarında
çarpışma olmuş, Türk Nakliye gemisi Bozkurt
batmış, sekiz Türk Vatandaşı ölmüştür. Fran-
Bazı kaynaklar davanın Türkiye lehine neticelenmesinden sonra, Atatürk’ün davaya çok
önem verdiğini ve süreci duyarlılıkla izlediğini belirterek, Fransız basınının Atatürk’ü ve
Mahmut Esat Bozkurt’u kastederek “ASLAN
Yaz 2014
65
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
PENÇESİNDEN BELLİ OLUR” başlığı ile
haber yaptıklarını yazarlar.
Genç Cumhuriyetin ilk yıllarında Fransa’ya
karşı davanın kazanılması tüm yurtta heyecan
ve sevinç uyandırmıştır. Davada kazandığı üstün başarı nedeniyle Mahmut Esat Bey, BOZKURT soyadını almıştır.
Yılmaz bir yurtsever, sarsılmaz bir devrimci
olan Bozkurt, hukuk önderidir. Hukuk Devrimlerinin inşasında büyük etkisi ve katkısı
vardır. Türkiye Barolar Birliği, Bozkurt’un
büstünü, onun anısına Ankara Hukuk
Fakültesi’ne armağan etmiştir. Bozkurt, 21
Aralık 1943’de İstanbul’da vefat etmiş, İzmir
Kuşadası yolunda defnedilmiştir. Faruk Erem
66
Yaz 2014
ölümünden önce, yazı ve konuşmalarında Aydın Barosu’nun Bozkurt’un mezarına gösterdiği ilgiden duyduğu memnuniyeti belirtmiştir. Aydın Barosu’nun Mahmut Esat’a olan
sevgisi, saygısı devam etmektedir ve etmelidir.
Mahmut Esat Bozkurt, Savcı ve Hakimlerin
yetki ve sorumluluklarını tarihe geçen şu özdeyiş ile değerlendirmiştir.
“Türk Savcıları, Türk Hakimleri;
Meriç kıyısında çalışan Türk köylüsünün
kaybolan sapanından tutunuz da, bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak bir
haksızlıktan, hatta Bingöl Dağlarının ıssız
kuytularında bekleyen öksüzlerin göz yaşlarından siz sorumlusunuz.”
MAKALE
İŞYERİNİN DEVRİ VE
HUKUKİ SONUÇLARI
Egemen ÖZGÜR
Eskişehir Barosu
iş güvencesi ile doğrudan bağlantılıdır. İşçi ile
işveren arasında oluşan iş sözleşmesinin, işçinin işinin devamlılığını da kapsaması iş güvencesini meydana gelir.
GİRİŞ
Son yüzyıllarda yaşanan ekonomik gelişmeler, ekonomik krizler ve küresel ekonominin
yaygınlaşması, birçok işletmenin yapısında
mecburi değişikliklere yol açmaktadır. Bu
nedenle işletmeler bölünmekte, birleşmekte
veya doğrudan başka işverenlere devredilmektedirler. İşletmelerin yapısının değişmesinin
sebebi; birleşme durumlarında daha güçlü bir
işletme olma düşüncesi, mali açıdan zorluk
çeken işletmelerde ise devir işlemi yapmanın
işletmeyi kapatmaktan daha iyi bir yol olduğu
düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Bütün bu
gelişmeler, devredilen işletmede çalışan işçileri
doğrudan etkilemekte ve bu nedenle işçilerin
haklarının korunması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.
İşyeri devri durumunda, işçiler işlerini kaybetme riski ile karşılaşmaktadırlar. Bu yüzden
işyeri devrinde işçilerin haklarının korunması,
İşçinin hakları Anayasa ve İş Kanunlarıyla güvence altına alınmaya çalışılmaktadır. İşyeri
devri konusunda, Türk Ticaret Kanunun getirdiği düzenlemelerle işçinin haklarının sınırı
genişlemiş, fakat İş Kanunuyla çatışan kısımları da mevcut hale gelmiştir.
I) İŞYERİ DEVRİ, İŞYERİ, İŞYERİ
BÖLÜMÜ ve İŞLETME KAVRAMLARI
A) İşyeri Devri Kavramı
İş sözleşmesinin devri, sözleşmenin bütünüyle bir başka işveren tarafından üstlenilmesidir.
Burada ölüm veya işyerinin devri ile iş sözleşmesinde işverenin değişmesi değil, iş sözleşmesinin devri ile işveren tarafın değişmesi söz
konusudur.
B) İşyeri
İş kanununun 2.maddesinin ilk fıkrasında,
işyeri, ‘‘İşveren tarafından mal veya hizmet
üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim’’
olarak tanımlanmaktadır. (m.2/f.I/c.2)
Yaz 2014
67
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
C) İşyeri Bölümü
İşyeri bölümü, bir işyerinin teknik amacının gerçekleştirilmesinde belirli bir işleve
(kısmi bir teknik amaca) sahip olan ve bu
işlevini ayrıldığı işyerinden bağımsız olarak sürdürebilen bir organizasyon birimi
olarak tanımlanmaktadır.1
D) İşletme
İşyeri kavramı İş Kanununda tanımlanmış olmasına rağmen işletme kavramı tanımlanmamıştır. İşletme, iktisadi bir amacın gerçekleştirilmesi için aynı işverene ait bir veya
daha fazla işyerinin bağlı olduğu organize
edilmiş bir bütün olarak tanımlanmaktadır.2
II) İŞYERİ DEVRİNE YOL AÇAN
HUKUKİ DURUMLAR
A) Hukuki İşlemle Devir
1) Genel Olarak
İş Kanunu 6.madde uyarınca, işyeri veya işyerinin bir bölümü ‘‘hukuki bir işlem’’e dayalı
olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut
olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile
birlikte devralana geçer (f.I).
2) İşyerinin Devri Şekilleri
İşyeri devri uygulamada daha çok işyerinin
başka bir işverene satılmasıdır. İşyerinin devrinden söz edebilmek için işyeri üzerindeki
mülkiyet hakkının devralan işverene geçmesi
bir zorunluluk değildir.3
1 DOĞAN YENİSEY, Kübra (2007), İş Hukukunda İşyeri
ve İşletme, Alman ve Fransız Hukuklarıyla Karşılaştırmalı
Bir İnceleme, İstanbul, s. 241.
2 SÜZEK, Sarper (2008), İş Hukuku, 4.Baskı, Ankara, s.
179.
3 EKONOMİ, Münir (2000), İşyerinin Bir Bölümünün
Devri (Kısmi Devir) ve İş İlişkilerine Etkisi, Prof. Dr.
68
Yaz 2014
Bir işverenin kira sözleşmesi ile başkasına
devrettiği bir işyerini kira sözleşmesinin sona
ermesi üzerine kendisinin işletmeye devam etmesi de işyerinin devri niteliğindedir4.
Günlük yaşam koşullarında uygulanmasına
pek rastlanmamakla birlikte, işyerinin bağışlama, trampa, ölünceye kadar bakma sözleşmeleri kapsamında devredilmesi veya işyeri
üzerinde intifa hakkı tesis edilmesi de mümkündür5.
B) Ticaret Ortaklıklarının Birleşmesi,
Bölünmesi ve Tür Değiştirmesi
1) Genel Olarak
Ticaret ortaklıklarının birleşmesi ve nevi değiştirmesi, son yıllarda yaşanan gelişmelerle
birlikte, işveren değişikliğine yol açan nedenler arasında ön plana çıkmış bulunmaktadır.
Gerçekten, özellikle 90’lı yıllardan bu yana
tüm dünyada yaşanan ekonomik krizler, küreselleşme ve rekabetin yaygınlaşması ile birlikte gerek küçük gerek büyük ölçekli işletmeleri başka işletmelerle birleşmeye zorlamakta;
hatta birleşme, çok uluslu şirketlerin tercih
ettikleri bir hayatta kalma stratejisine dönüşmektedir. Günümüzde, şirket evlilikleri adı
ile anılan şirket birleşmeleri, hemen hemen
her sektörde hızla yayılan bir uygulama haline gelmiştir. Şirket birleşmelerinin stratejik
büyüme, yeni pazar olanaklarının yaratılması, risklerin dağıtılması, vergi tasarrufu
sağlanması, pazarda rekabet ortamının şirket lehine değiştirilmesi gibi pek çok amacı
bulunmaktadır.6
Turhan Esener’e Armağan, Ankara, s. 347.
4EKONOMİ, a.g.e., s. 348.
5EKONOMİ, a.g.e.,s. 348.
6 DOĞRUSÖZ Hanife, Ticaret Ortaklıkların Birleşme
ve Nev’i Değiştirmelerinin Ferdi ve Toplu İş Hukuku
Bakımından Temel Sonuçları, İstanbul 2006, s. 591-592.
MAKALE
2) Birleşme
Türk Ticaret Kanununda birleşme iki yerde
düzenlenmiştir. Bunlardan, TTK. m.146 vd
hükümlerinde birleşmeye yönelik genel ilkeler, TTK. m. 451 vd’de ise, anonim şirketlerin birleşmelerine ilişkin düzenlemeler yer
almaktadır. Şirket birleşmelerini tanımlayan
TTK. m. 146/f.I. hükmü uyarınca, ‘‘Birleşme, iki ya da daha fazla ticaret şirketinin
birbirleriyle birleşerek yeni bir ticaret şirketi kurmalarından veya bir yahut daha
fazla ticaret şirketinin mevcut diğer bir
ticaret şirketine iltihak etmesinden ibarettir’’. Bu hükmün belirttiği gibi birleşme en
az iki ticaret ortağı arasında yapılabileceğini
ve bu birleşme sonucunda da bu ortaklardan
en az birinin infisah etmesinin gerekli olduğu
belirtilmektedir.
3) Bölünme
Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan düzenlemeler dikkate alınarak bölünme, bir sermaye
şirketinin malvarlığının tümünü iki ayrı şirkete
veya bazı kısımlarını bir bütün olarak mevcut
veya yeni kurulacak bir veya daha fazla sermaye
şirketine devredip karşılığında kendisinin veya
ortaklarının devralan şirketin veya şirketlerin
paylarını kazanması şeklinde tanımlanmaktadır.7
4) Tür (Nevi) Değiştirme
Ticaret ortaklıklarında tür değiştirme, bir işletmenin bir hukuki biçimden diğer bir hukuki biçime çevrilmesi, yani hukuki ve ekonomik
ayniyet ve devamlılığını sürdürerek başka tipte
bir ticaret ortaklığı olarak uygun statü ve ünvanla ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır.
7 HELVACI Mehmet (2004), Anonim Ortaklıkların
Bölünmesi(Yeniden Yapılandırma Modeli Olarak
Bölünme, İstanbul, s. 35-37.
Öğretide, Ticaret Hukuku anlamında tür değiştirmeden söz edebilmek için, eski türdeki
ortaklığın tasfiye edilmemesi, malvarlığının bütünlüğünü koruması ve ekonomik
ayniyet ve devamlılığın sürdürülmesinin
şart olduğu ifade edilmektedir8.
III) İŞYERİ DEVRİNİN DİĞER ÜÇLÜ İŞ
İLİŞKİLERİYLE KARŞILAŞTIRILMASI
A) Genel Olarak
İş Hukukunda, yeni bir iş sözleşmesine gerek
olmaksızın, var olan iş sözleşmeleri sebebiyle
doğan hak, borç ve sorumlulukların tamamının veya bir kısmının sözleşme dışı üçüncü
bir şahsın hukuk alanına sirayet etmesinden
kaynaklanan üçlü iş ilişkileri ortaya çıkmaktadır.9
B) Asıl İşveren-Alt İşveren İlişkisi
İşletmeler kural olarak kendi işçileri, teknolojileri ve organizasyonlarıyla mal veya hizmet üretimini gerçekleştirmekle birlikte, bazı
hallerde uzmanlık gerektiren işleri ve asıl işe
yardımcı işleri başka (alt) işverenlere yaptırabilmektedirler10.
Yasada yer alan tanıma göre, ‘‘Bir işverenden,
işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl
işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği
ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte
çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren
arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir’’ (m.2/f.VI, c.1).
8DOĞRUSÖZ, a.g.e.,s. 604.
9ÖZKARACA Ercüment (2008), İşyeri Devrinin
İş Sözleşmelerine Etkisi ve İşverenlerin Hukuki
Sorumluluğu, s. 80.
10SÜZEK, a.g.e.,s. 141.
Yaz 2014
69
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
C) Geçici İş İlişkisi
İş hukukundaki üçlü iş ilişkilerinin bir türü
olan geçici iş ilişkisi, bir işverenin kendisine iş
sözleşmesi ile bağlı olan bir işçiye karşı sahip
olduğu işin görülmesini talep hakkını, geçici
bir süreyle ve işçinin de rızasını almak
koşuluyla, başka bir işverene devretmesi
olarak tanımlanabilir11.
D) İş Sözleşmesinin Devri
İş sözleşmesinin devri, sözleşmenin bir bütün
(kül) halinde başka bir işveren tarafından
üstlenilmesidir12.
Sözleşmenin devri, sözleşmenin kanuni devri
ve iradi devri olmak üzere ikiye ayrılmakta
ve bu ayırımın yapılmasında devrin nasıl ve
ne şekilde gerçekleştiği esas alınmaktadır.
Sözleşmenin kanuni devrinde, mevcut olan
sözleşmelerde taraf değişikliği kendiliğinden ve
başka hiçbir hukuki işleme gerek kalmaksızın
kanun gereği (ipso iure) gerçekleşirken; iradi
devir kanuna bağlı bir sonuç olmaktan öte,
tarafların iradelerinin birleşmesi ile meydana
gelmektedir13.
IV) İŞYERİ DEVRİ SEBEBİYLE İŞ
SÖZLEŞMESİNİN FESİH YASAĞI
A) Genel Olarak
İşyeri devrinde fesih yasağı düzenleyen İş Kanunu m.6 hükmü uyarınca, devreden veya
devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Dev11 SÜZEK, a.g.e.,s. 255 vd.
12 MOLLAMAHMUTOĞLU, Hamdi (2008), İş Hukuku,
3.Baskı, Ankara, s. 289.
13 ARSLANOĞLU, M. Anıl (2006), İş Sözleşmesinin
İradi Devri ile İşverenin Değişmesi, Legal İHSGHD,
2006/10, s. 536.
70
Yaz 2014
reden veya devralan işverenin ekonomik ve
teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır. (f.V) Böylelikle işçiye iş güvencesi sağlanmış olur.
SONUÇ
İş kanunu madde 6 hükmünde öngörülen
işyeri devrine ilişkin düzenlemenin temel
amacı, devir halinde işçinin iş sözleşmesinin
sürekliliğini sağlamak ve keza yeni işverenin
üretiminin durması veya yavaşlamasını
önlemektir.
İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki
işleme dayalı olarak devredilir ise işyeri devir
tarihinde işyerinde veya bir bölümünde
mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve
borçları ile birlikte devralana geçer.
İşyerinin devri halinde, işçinin yıllık ücretli
izin hakkı, fesih bildirimi süreleri ve buna
bağlı haklar, kıdem tazminatı, iş güvencesinin
kapsamına girme gibi tüm hakları bakımından,
devreden işveren yanında geçmiş hizmeti de
devralan işveren yanında geçmiş gibi kabul
edilerek, işçinin tüm hizmet süresi birlikte
değerlendirilecektir.
6012 sayılı Türk Ticaret Kanunu işyeri devri
konusunda, 4857 sayılı İş Kanununa göre
farklı düzenlemeler öngörmüştür. Bu farklı
düzenlemeler her ne kadar kanunları çatıştırsa
da genel teori olan sonuç ortaya çıkmaktadır.
Her zaman işçi lehine ve çağdaş iş-işçiişveren anlayışına uygun hareket etme olanağı
sağlanmıştır.
MAKALE
25 ŞEHİT VERDİĞİMİZ
CEPHANELİKTEN CEVAPSIZ
SORULAR
Av. Umut ULUTAŞ
Eskişehir Barosu
05 Eylül 2012 tarihinde saat 21.15 sıralarında, Afyonkarahisar’da konuşlu Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığına bağlı Mühimmat
Depo Komutanlığında, el bombalarının ve
obüs mermilerinin depolandığı bir cephanelikte meydana gelen patlamayla 25 askerimiz
şehit olmuş, 8 kişi ise yaralanmıştır.
Konuyla ilgili olarak 3 subay tutuklanmış
ancak 2 ay sonra serbest bırakılmışlardır.Sanıkların sonradan ortaya çıkan deliller ile ilgili olarak sonradan tutuklanmalarına ilişkin
askeri savcılığın ve katılan vekillerinin talepleri ise reddedilmiştir.Söz konusu patlama ile
sorumlu olduğu iddia edilen subaylar uzun
süre Afyon’daki görevlerinde kaldıktan sonra
tayinlerinin çıkmasıyla başka birlikte görevlerine devam etmektedirler.
Patlama öylesine şiddetle meydana gelmiştir ki tonlarca basınca dayanaklı olarak imal
edilen deponun tabanının tamamen kaybolduğu, duvar parçalarının 1500 metre uzağa
fırladığı, depo önündeki bir askeri jipin 300
metre fırladığı tespit edilmiştir.Olay yerinden
1788 adet doku örneği toplanmış ancak bunların 1115 tanesi DNA incelenemesin uygun
olmaması sebebiyle kimliklendirilememiştir.
Patlama sonucunda yaklaşık 7 kilometrelik
bir menzile enkaz yayılmış kimyasal inceleme
için biçilmez kaftan olan mühimmat deposu-
nun tonlarca ağırlığındaki kapısı halen bulunamamıştır.
Depoda bulunan mühimmat Susurluk’ta bulunan askeri deponun lağvedilmesi üzerine
Susurluk’tan Afyon’a 5 gün süren bir tren yolculuğuyla ve 4 erin nezaretinde getirilmiş, getirilen mühimmat depolara istiflendiği sırada
nedeni halen belli olmayan patlama gerçekleşmiştir.Cephaneliğin günler süren yoluculuğu
sırasında mühimmata dışarıdan bir müdahale
olup olmadığı bilinmemektedir.
Erlerin girişlerinin yasak olmasına rağmen eğitim verilmeden neden mühimmat alanına sokulduğu, gece istif yapılması yasak olduğu halde kamyon farı aydınlatmasıyla neden istif yapıldığı, acemi erlerin neden bu işte kullanıldığı,
erlere neden gece gündüz mühimmat taşıtıldığı halen cevabı bulunamamış olmakla beraber
patlamaya eğer basit bir kaza ise bu ihmallerin
patlamaya sebep olduğu iddia edilmektedir.
Patlamaya ilişkin olarak 6 gün sürecek olan
olay yeri incelemesi tamamlanmadan, bölgedeki yangın henüz söndürülememişken
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu
“Olay tamamen bir adet el bombasının kaza
neticesinde patlamasıyla, maalesef büyük bir
patlama meydana gelmiştir.Tamamen bir tasnif, sayım yapılırken meydana gelen bir kaza,
terörle alakası yok, kontrollü nokta. İglo tip
dediğimiz cephaneliklere dışarıdan müdahaYaz 2014
71
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
le söz konusu değil, dışarıdan bir sabotaj söz
konusu değil. Tamamen bir kaza olduğu konusunda ben de kesinlikle mutmainim” açıklamasını yaptı.Bu açıklamadan bir süre sonra
sonra ana muhalefet başkanı Kemal Kılıçdaroğu patlama ile ilgili olarak bazı komutanlardan edindiği bilgiye göre patlamanın %99
sabotaj nedeniyle gerçekleştiği açıklamasını
yapmıştır.
Patlamanın üçüncü günü, tüm ülke yas halindeyken Genelkurmay Başkanı Org. Necdet
Özel Afyonkarahisar’da 25 askerin şehit olduğu mühimmat deposunda incelemelerde bulunmak üzere Şehit Uzman Çavuş Mete Saraç
Kışlası’na geldi. Valiliği de ziyaret eden Org.
Özel’e hediye vermesi ve birlikte hediyelerle
poz vermeleri ülke gündemine oturdu.Bu esnada Afyonkarahisar’da mühimmat deposundaki patlamada şehit olan 25 askerin ailelerine
Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından gönderilen yazıda personelin “Görev esnasında
doğal afet nedeniyle şehit” olduğu bildirildi.
Şehitlerin doğal afet şehidi olarak kabul edilmesi şehit ailelerine sağlanan yardımdan faydalanamamaları anlamına geliyordu. Ancak
daha sonra bu yanlıştan dönülecek ve Afyon
Şehitleri’nin aileleri terörle mücadele kanunu
kapsamına alınarak diğer şehit ailelerinin sahip olduğu haklara sahip olacaktır.
Bu sırada patlama yeri özel olay yeri inceleme kıyafeti giymemiş, gündelik standart kıyafetiyle çalışan personelce incelemeye alınmış, ancak olay yerinde patlamanın sebebine
ışık tutacak olan toprak ve sürüntü analizleri
alınmamıştır.Aynı şekilde her delil ayrı poşetlenmesi gerekirken farklı kişilere ait bir çok
organ ve doku parçası aynı torbaya konması,
parçalarda kimyasal analiz yapılması ve sonuçlara göre olayın aydınlatılmasının önüne
geçmiştir.Ayrıca patlama çukurunda patlamaya yol açan envanterin belirlenmesini sağlayacak olan toprak analizi ve patlama çukuru
72
Yaz 2014
ölçümleri yapılmamış, olay yeri patlamadan
sonraki üç dört gün içerisinde iş makineleriyle
kapatılmıştır.
Yargılama sırasında ortaya çıkan bir diğer ilginç ayrıntı ise; kışlanın nizamiyesinde bulunan kameradır.Kamera kayıtlarının neden incelenmediği sorusuna verilen yanıt kameranın
gerçek olmadığı, sadece caydırıcı olarak kullanıldığı yönündedir.Ancak yargılama sırasında
ifade veren bir tanığın ifadesine göre, nizamiyedeki kamera gerçektir ve kayıt yapmaktadır.
Yani ya Türkiye’nin en büyük mühimmat depolarından biri acil müdahale için hayati öneme sahip kameralar olmadan korunmaktadır
ya da kamera kayıtları karartılmıştır.
Patlamadan 16 ay sonra mahkeme emriyle
yapılan toprak analizlerinde depodaki mühimmatlarda bulunmayan plastik patlayıcı ve
roket atar yapımında kullanılan kimyasallar
tespit edilmişse de bu maddelerin nereden
geldiğiyle ilgili herhangi bir sonuca ulaşılamamış, yetersiz yapılan olay yeri incelemesi
ve olay yerinin iş makineleriyle kapatılması
sebebiyle de nereden geldiklerinin tespiti neredeyse imkansız hale gelmiştir.
Patlama ile ilgili bir diğer kafa karıştırıcı ayrıntı ise istihbarat tarafından patlamanın
meydana geldiği Afyon ilinde tam da patlamanın gerçekleştiği tarihlerde terör saldırısı
gerçekleşeceğinin istihbaratının alınmış olması ve durumun kışlaya bildirilmiş olmasıdır.
Elbette yargılamanın sonucu ne olursa olsun
ailelerin yitirdiği evlat acısının dindirmesi
mümkün değildir, ancak bir an önce patlamaya ilişkin gerçeklerin ortaya çıkması, suçluların cezalandırılması yüreklere su serpecektir.
Ancak şehit ailelerinin bugüne kadar bir çok
siyasiden söz almalarına rağmen gerçekleştiremedikleri bir talepleri daha var; Patlamanın
meydana geldiği yere bir anıt istiyorlar, çünkü
çocukları o topraklarda, bu kadar acı bir şey
olabilir mi?
MAKALE
5237 SAYILI TÜRK CEZA
KANUNU md. 85/2 İLE YARGITAY
UYGULAMASINDAKİ SORUN
Av. Özgen Cem AŞKUN
Eskişehir Barosu
I-) GİRİŞ
Günümüzde uygulama açısından Yargıtay kararlarının ne denli önem arz ettiği hepimizin
malumudur. Normlar hiyerarşisi incelendiğinde üstün norm olma açısından yargı kararları kanunlarımızdan çok daha sonra gelse
de uygulamada bu durumun tam tersi şekilde
işlediğini ve özellikle mahkemelerde verilen
kararlarda Yargıtay kararlarının kanunlardan
üstün tutularak hüküm verildiğini sık sık gözlemliyoruz.
Hal böyle olunca Yargıtay ilamlarının kanunların ifade ettiği amaçtan ne denli saptığını zaman zaman gözlemlememiz mümkün olabiliyor. Bu makalemizde 5237 Sayılı TCK md.
85/2’nin Yargıtay uygulamasındaki problemi
sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
II-) İLGİLİ HÜKMÜN YARGITAY
UYGULAMASI
TCK’nın ilgili maddesine göre;
Taksirle öldürme
Madde 85- (1) Taksirle bir insanın ölümüne
neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir
veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir
veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden
olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.
İlgili hükmü irdelediğimizde açıkça görülmektedir ki kanun koyucu taksirle öldürme
durumunda tek bir insanın ölümü halinde
üst sınırı 6 yıl olarak belirleyerek görevli mahkemenin Asliye Ceza Mahkemeleri olduğuna kanaat getirirken, eylem sonucu taksirle
birden fazla insan ölür veya bir veya birden
fazla insanın ölümü yanında bir veya birden
fazla insan yaralanırsa üst sınırın 15 yıl olmasına hükmetmiştir. Bu hüküm gereği taksirle
tek bir insan ölümüne neden olan kişi Asliye
Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak iken, bir
insanın ölümü ile bir insanın yaralanmasına
neden olan kişi Ağır Ceza Mahkemesi’nde
yargılanacaktır.
Kanun koyucu ilgili hükmü benimserken
yaralamanın niteliği ile hiçbir şekilde ilgilenmemiş basit veya nitelikli olup olmadığına bakmaksızın ölüm hali yanında yaralama
olgusunun da gerçekleşip gerçekleşmediğini
aramıştır. Kanun metninden bu durum rahatlıkla anlaşılmaktadır. Ne var ki Yargıtay
9. Ceza Dairesi ve hatta Yargıtay Ceza Genel
Kurulu vermiş olduğu kararlarda Kanunda
yer alan ifadeyi bir kenara bırakarak yaralamanın niteliğine önem vermiş, şayet yaralama
Yaz 2014
73
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
basit bir yaralama ise ve şikayete tabi olan bu
basit yaralamada mağdurun herhangi bir şikayeti yok ise yaralama olgusunun meydana gelmeyeceğini ve dolayısıyla TCK 85/2’nin değil
TCK 85/1’in uygulanması gerektiğine kanaat
getirmiştir. Dairenin kararlarından birine örnek vermek gerekirse;
ralandığı olayda yaralı mağdurların sanıktan
şikayetçi olmamaları karşısında eylemin 5237
sayılı TCK.nun 85/1. maddesi kapsamında olduğu gözetilerek, lehe yasa değerlendirmesinin
buna göre yapılması gerekirken, anılan Yasanın
85/2.maddesi esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi,
T.C.
YARGITAY
9. CEZA DAİRESİ
E. 2007/2492
K. 2007/3445
T. 18.4.2007
• LEHE KANUN UYGULAMASI (Bir Kişinin Öldüğü 4 Kişinin de Yaralandığı Olayda - Yaralı Mağdurların Sanıktan Şikayetçi
Olmamaları/Eylemin TCK. Md. 85/1 Kapsamında Olduğu)
• TAKSİRLE ÖLÜME SEBEBİYET (Yaralı
Mağdurların Sanıktan Şikayetçi Olmamaları/Eylemin TCK. Md. 85/1 Kapsamında
Olduğu - 1 Kişinin Öldüğü 4 Kişinin de Yaralandığı Olay)
• MAĞDURLARIN ŞİKAYETÇİ OLMAMALARI (Bir Kişinin Öldüğü 4 Kişinin de
Yaralandığı Olayda - Eylemin TCK. Md.
85/1 Kapsamında Olduğu)
5237/m. 85
ÖZET: Bir kişinin öldüğü, dört kişinin de yaralandığı olayda yaralı mağdurların sanıktan
şikayetçi olmamaları karşısında eylemin 5237
sayılı TCK.nun 85/1. maddesi kapsamında olduğu gözetilerek, lehe yasa değerlendirmesinin
buna göre yapılması gerekir. DAVA: Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR: Bir kişinin öldüğü, dört kişinin de ya74
Yaz 2014
5237 Sayılı TCK’nın 85. maddesinde
taksirle
ölüme
sebebiyet
suçu
düzenlenmiştir. maddenin 1. fıkrasında
taksirle ölüme sebebiyet suçunun basit
şekli, 2. fıkrasında ise, ağırlaşmış şekil
hüküm altına alınmıştır.
SONUÇ: Kanuna aykırı, sanık müdafiinin
temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş
olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 18.04.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi. Aynı dairenin 10.03.2009 tarih ve 9128-2840
sayı ile vermiş olduğu aynı mahiyetteki kararı; Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında direnmesi sonucu Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’na gelmiş, Genel Kurul 05.04.2011
tarih, 2010/9-254 Esas ve 2011/31 Karar
sayılı kararında yaptığı inceleme sonucu kanaatimce talihsiz bir biçimde yerel mahkemenin suç vasfındaki yanılgısı sebebiyle direnme
hükmünün bozulmasına kanaat getirmiştir.
III-) DEĞERLENDİRME
5237 Sayılı TCK’nın 85. maddesinde taksirle
ölüme sebebiyet suçu düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında taksirle ölüme sebebiyet suçunun basit şekli, 2. fıkrasında ise, ağırlaşmış
şekil hüküm altına alınmıştır.
MAKALE
A-) TCK 85/2 Bileşik Suçun Bir
Türüdür.
bileşik suç denir, bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.”
5237 Sayılı TCK’nın 85/2 maddesinde düzenlenen suçta birden fazla netice bulunmaktadır. Bunlar, birden fazla kişinin ölümü,
bir veya birden fazla kişinin ölümü ile yine
bir veya birden fazla kişinin yaralanmasıdır.
Kanuni tanıma göre, gerçekleşen her netice
ayrı bir suçu oluşturur. Çünkü kanun koyucu korumak istediği her hukuki yararı ayrı
bir suç olarak düzenler. Esasen bahse konu
maddenin 2. fıkrası bileşik suçun bir türünü
oluşturmaktadır. Şöyle ki; bir kimse gerçekleştirdiği eylem ile bir veya birden fazla kişinin
ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına yol açıyorsa bu kişiye TCK
md. 89’da yer alan taksirle yaralama hükmü
değil yalnızca taksirle öldürme hükmü uygulanmaktadır. Dolayısıyla bu hüküm TCK md.
89’u da içerisinde barındıran bir hükümdür.
Bir başka deyişle müstakil bir suç olan taksirle
yaralama suçu, taksirle ölüme sebebiyet suçunun ağırlatıcı sebebini meydana getirmekte
ve bu sebeple faile sadece taksirle ölüme sebebiyet suçunun cezası verilmekte, taksirle
yaralama suçundan dolayı ayrıca ceza tayin
edilmemektedir.
Bileşik suç, kendisini meydana getiren suçlara
bölünemediği gibi bileşik suçu oluşturan suçlardan birinin şikayete bağlı olması da bileşik
suçu doğrudan şikayete bağlı hale getirmeyecektir.
Bileşik suç, kendisini meydana getiren
suçlara bölünemediği gibi bileşik suçu
oluşturan suçlardan birinin şikayete
bağlı olması da bileşik suçu doğrudan
şikayete bağlı hale getirmeyecektir.
5237 Sayılı TCK’nın 42. maddesine göre, “
Biri diğerinin unsurunu veya ağırlatıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça
Bu bağlamda taksirle ölüme sebebiyet ve
taksirle yaralanmaya sebebiyet suçlarından
oluşan bileşik suç niteliğindeki TCK 85/2
maddesinde yazılı suç, bir cezai muhakemeye
tabi olduğu takdirde taksirle yaralama suçunun mağdurlarının şikayetten vazgeçmeleri,
bileşik suçun yapısı gereği suç vasfının değişmesine ve dolayısıyla TCK 85/2 maddesinin
yerine TCK 85/1 maddesinin uygulanmasına
yol açmayacaktır.
B-) Şikayet Bir Muhakeme Şartı Olup
Suçun Unsuru Değildir.
Taksirle yaralanan kişinin şikayetinden vazgeçmesi fiildeki hukuka aykırılığı ortadan
kaldırmamaktadır. Şikayet şartı salt usuli bir
şarttır. Usuli şartlar ile maddi ceza hukukunun suçun unsurlarına ilişkin şartlarını karıştırmamak gerekir. Somut olayda kanunen aranan ölüm ve yaralama neticeleri gerçekleşmiş
ise TCK 85/2 hükmü uygulanmalıdır. Zira
bir eylemin suç oluşturması ayrı, bu suçun cezai anlamda takip edilebilir olması ayrıdır. Bu
anlamda ceza muhakemesine ilişkin şartların
suçun unsurlarından biri olmaması durumu
göz önüne alınarak bir muhakeme şartı olan
şikayetin varlığına bakılmaksızın hüküm tesisi
yerinde olacaktır. Bu bağlamda Yargıtay Ceza
Genel Kurulu’nun şikayeti, suçun unsurları
içerisinde tutan kararını eleştirmemek mümkün değildir.
Yaz 2014
75
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
C-) TCK 85/2 Diğer Suçlardan Ayrı
Bağımsız Bir Suçtur.
maddesi gereği Asliye Ceza Mahkemesi’ne
aittir.
TCK’nın 85. maddenin 2. fıkrası bağımsız
bir suçu düzenlemekte ve birkaç suçu birlikte
ele almak suretiyle ceza sorumluluğu açısından yeni bir suç tipi ortaya koymaktadır. Bu
sebeple bahse konu hükmün TCK’nın 89.
maddesinin son fıkrasında yer alan şikayet
hükmünden farklı düşünülmesi gerekmektedir. Nitekim TCK’nın 89. maddesinin son
fıkrası, sadece bu madde ile ilgili şikayet şartını ortaya koymakta olup bu maddede aranan
zorunluluk, TCK 85/2 için bağlayıcı kabul
edilemez. Dolayısıyla, eğer bir trafik kazasında bir kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişi yaralanmışsa, bu durumda yaralananların şikayetinin bulunmaması sonucu
değiştirmeyecek ve TCK 85/2’nin uygulanması mümkün olacaktır. Bu sebeple TCK’nın
89. maddesinin son fıkrası, bir olay sonucunda sadece yaralanmanın olduğu fiillerle sınırlı
uygulama alanı bulacaktır.
5271 Sayılı CMK’nın 3. maddesi gereği,
mahkemelerin görevi kanunla belirlenir.
TCK 85/2 hükmünün uygulanmasında şikayet şartının varlığının aranması halinde,
TCK’nın 85/2. maddesinin uygulanmasını
gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne ve bir
ya da birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verilmesi suçlarında mağdurların şikayetten vazgeçmeleri halinde aynı kanunun
85/1. maddesinin uygulanması gerekecek ve
dava Ağır Ceza Mahkemesi yerine Asliye Ceza
Mahkemesi’nde görülecektir.
D-) Ceza Muhakemesi’nin Göreve
İlişkin Kuralları Kamu Düzenine
İlişkin Olup Kişilerin İradesine
Bırakılmaz.
TCK’nın 85/2. maddesinde yer alan suç ile
ilgilenme görevi 5235 Sayılı Kanunun 12.
maddesi gereği Ağır Ceza Mahkemesi’ne,
TCK’nın 85/1. maddesinde yer alan suç ile
ilgilenme görevi ise 5235 Sayılı Kanunun 11.
Türk Ceza Kanunu’nun 89. Maddesinin
Son Fıkrası, Bir Olay Sonucunda
Sadece Yaralanmanın Olduğu Fiillerle
Sınırlı Uygulama Alanı Bulacaktır.
76
Yaz 2014
Ceza muhakemesinde, görev kuralları kamu
düzenine ilişkin olup bu kuralların belirlenmesini suçun mağduru olan kişilerin iradesine bırakmak 5271 Sayılı CMK’daki göreve
ilişkin düzenlemelere açıkça aykırılık teşkil
edecektir.
IV-) SONUÇ
Değerlendirme kısmında belirttiğimiz tüm
bu sebepler ile Yargıtay’ın TCK 85/2 hükmünün uygulanmasına ilişkin kararına katılabilmemiz mümkün değildir. Makalemize
konu ettiğimiz ve tartıştığımız bu hüküm
Yargıtay’ın Kanunlar ile çelişki içeren yüzlerce kararından sadece birini oluşturmaktadır.
Yargıtay kararlarının Kanunlardan daha ön
planda değerlendirildiği günümüzde bu denli
hukuksal niteliği son derece tartışmalı kararların azalması en büyük dileğimiz olup bunu
sağlayacak olan da gerektiği yerde sesini duyurarak hukuksuzluğa müdahale eden siz değerli
hukukçu meslektaşlarımdır.
MAKALE
6502 SAYILI TÜKETİCİNİN
KORUNMASI HAKKINDA KANUN İLE
GELEN DEĞİŞİKLİKLER
Av. Fatma ÖMEROĞLU
Eskişehir Barosu
4077 sayılı Kanun’un çağın gereklerine uygun
hale gelmesi ve uygulamada yaşanan problemlerin çözüme ulaşabilmesi amacıyla 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun
ile bazı değişikliklere gidilmiştir.
Gelen diğer bir değişiklikle, taraflardan birini
tüketicinin oluşturduğu eser,taşıma,simsarlık
,sigorta,vekalet,bankacılık ve benzeri sözleşmeler de Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanun kapsamına dahil edilmiştir.
Öncelikle, Kanun’un kapsamı genişletilmiş ve
bu kanunun her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsadığı hüküm
altına alınmıştır. Böylece, kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki
amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da
hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişilerin, tüketicilerle sözleşme imzalamadan önce,
sözleşmenin kurulması esnasında ve sözleşme
imzalandıktan sonra yaptıkları uygulamaların
da Kanun kapsamında değerlendirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır.
Tüketicinin korunması amacına yönelik olarak, bankalar, tüketici kredisi veren
kuruluşlar,finansal kuruluşlar ve kart çıkaran
kuruluşlar tarafından, tüketiciden alınacak
faiz dışındaki her türlü ücret,komisyon ve
masraf türleri ve bunlara ilişkin görüşler Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenecektir.
6502 sayılı Kanun’un 3.maddesinde ‘‘kalıcı veri saklayıcısı’’terimine yer verilmiştir. Bu ifade, tüketicinin gönderdiği ya
da kendisine gönderilen bir veriyi sadece fiziki olarak değil,kısa mesaj, elektronik
posta,internet,disk, CD,DVD, hafıza kartı ve
benzerlerini ifade etmektedir. Tüketiciye fiziki bir evrak verilmemekle birlikte, yukarıda
belirttiğimiz yollarla bilgi verilmesi halinde,
tüketici bilgilendirilmiş sayılacaktır.
Bir diğer değişiklik de taksitli satış sözleşmelerinde meydana gelmiştir. 4077 Sayılı Kanun’da
cayma hakkı düzenlenmemiş iken,6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
taksitli satış sözleşmelerinde cayma hakkına
yer vermiştir. Buna göre,tüketici yedi gün
içerisinde herhangi bir gerekçe göstermeden
ve cezai şart ödemeksizin taksitle satış sözleşmesinden cayma hakkına sahip olmuştur.
Herhangi bir uyuşmazlık olması halinde,satıcı
ve sağlayıcı tüketiciyi cayma hakkı konusunda
bilgilendirdiğini ispatla yükümlüdür.
En kapsamlı değişiklik, tüketici kredi sözleşmeleri ile ilgili olarak yapılmıştır. Tüketici
Yaz 2014
77
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
kredi sözleşmelerinde, satıcı ve sağlayıcının
tüketiciyi makul bir süre önce bilgilendirmesi
yükümlülük haline getirilmiştir.Aynı zamanda anılan Kanun’un 24.maddesinde cayma
hakkı getirilmiştir. Buna göre,tüketici sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren on dört
gün içerisinde hiçbir gerekçe göstermeksizin
ve cezai şart ödemeksizin sözleşmende cayma
hakkına sahiptir.Tüketici, anaparayı almış olması halinde, cayma hakkını kullandığı tarihe
kadar işlemiş olan faizi ile birlikte bunu iade
etmekle yükümlüdür.
Yine, eski uygulamalara bakıldığında görülecektir ki, tüketicinin bireysel kredi kullanması
78
Yaz 2014
durumunda kredi verenlerce sigorta yaptırılmakta ve bu durum tüketiciye dayatılmakta
idi.Buna da bir düzenleme getirilmiş ve tüketicinin yazılı veya kalıcı veri saklayıcı ile açık
talebi olmadan kredi ile ilgili sigorta yaptırılamayacağı hükme bağlanmıştır.Aynı zamanda tüketici kredisine ilişkin sigorta yaptırmak
isterse, bunu kendi istediği sigorta şirketinden
yaptırabilme olanağı getirilmiştir.
Kanun genel açıklamalara yer vermiş olup,
uygulamanın nasıl olacağı önümüzdeki günlerde çıkacak yönetmelikten sonra netlik kazanacaktır.
MAKALE
OLMASA DA OLUR!
Stj. Av. Fatih ÖZATA
Eskişehir Barosu
Öldürenle katiliz, çalanla hırsız,
Tümümüz sanığız, tümümüz savcı,
Tümümüz suçlu, tümümüz yargıç.
Kimi aklar, kimi suçlarız,
Kimi bağışlar, kimi asarız,
Kendimizden başkasında.1
Büsbütün içindeyiz yargının, kendimizi ondan vebal hissediyoruz, eleştiriyoruz, sorguluyoruz… Ancak sistemin mantığı bir türlü bu
unsurları kendi içinde kabul etmiyor.
Yargılamanın asli unsuru ve sahibi olan
insan, en önemsiz unsur haline gelmiş durumda. Neredeyse “olmasa da olur” mantığı
ile yargılama devam ediyor. İnsanı devletten
daha fazla ciddiye almak yerine devletten yana
olarak, özgürleştiren hukuktan uzaklaştırıyor.
Yargıyı kendi içinde zihinsel patinajlara iterek,
unsurları yanlış oturtulmuş büyük bir sistem
kendi içinde hata vererek yargıya olan güven
duygusunu zedeliyor.
Öfkeli ve gözü yaşlı kararlar, insana çok büyük zarar vermektedir. Sistem vatandaşa sen
“olmasan da olur” derken, verdiği kararlar
1 Bülent Ecevit - Yargı
doğrudan bu süreci etkilemektedir. Halife
Hz. Ömer, Ebu Musa El Eş’ari’ye gönderdiği
talimatnamede şunlara değinmiştir : “ Esna-yı
mürafaada hiddet ve şiddetten içtinap et, rıfk ve
mülayemetle muamele eyle, yüz çevire, usanç getirme, söz kesme, ıstırap ve teezi gösterme, sabır
ve itidalini muhafaza et, mekin ve metin ol”2.
Bu şekilde yargılamayı yaparken “Olmasan da
olur” demekten kaçınarak, toplumdan yana
olmaya vurguluyor.
Büsbütün içindeyiz yargının, kendimizi
ondan vebal hissediyoruz, eleştiriyoruz,
sorguluyoruz…
Ancak
sistemin
mantığı bir türlü bu unsurları kendi
içinde kabul etmiyor.
Devletin dokunduğu her şey hukuka dönüşmelidir. Özgürleştiren hukuk kavramı
için en önemli adımlardan biri bu olacaktır.
Ancak özgürlük kavramına, hukuksal özgürlük adına bir eleştiri getirmemiz lazım. Şöyle
ki;
2 Beccaria, Suçlar ve Cezalar
Yaz 2014
79
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
“Savunulan şeyle yapılan şey arasında bir boşluk
var. İnsanlar olması gerekeni öğreniyorlar, olması gerekeni savunuyorlar bu çok kolaydır. Mesela
“Özgürlükler Arttırılsın” ifadesinden daha basit
ne olabilir, bunu herkes savunabilir. Özgürlüklerin artmasını istemeyen insan sayısı kendisi
için olduğu zaman çok azdır ama başkası için
olduğu zaman savunmayanlar ortaya çıkmaya
başlıyor çünkü o kötüye kullanılır vs. mantığı
işliyor. Herhangi bir fikri, herhangi bir zihniyette ki kişi savunabilir. O kişinin zihniyetini
savunduğu şeyden hareketle anlayamayız, ancak
savunma biçiminde bakarak bunu anlayabiliriz.” 3
Hukukun özgürleştirilmesi belki de
kanun koyucu iradesinden çok, hukuk
uygulayıcıları ile mümkün olacaktır.
Yani özgürleştiren hukuktan yana olacaksak,
savunulan şeyle yapılan şey arasında boşluğu
doldurmamız lazım, samimi ve dirayetli biçimde hem kendimiz için hem de başkası için
bu kavramın arkasında durulmadığı sürece
yukarıdaki metindeki gibi sadece basit bir ifade olarak kalacaktır.
Hukukun özgürleştirilmesi belki de kanun
koyucu iradesinden çok, hukuk uygulayıcıları ile mümkün olacaktır. Bu bağlamda
yargılamada karar verici konumunda olan
yargıçları anlamı ve onlar ile empati kurmalıyız. Yargıçları biraz daha iyi anlamak için de
adalet akademilerine bakmamız gerekmektedir. Adalet akademisinde dersler ağırlıklı
olarak Yargıtay ve Danıştay mensupları tarafından yapılmaktadır ve yapılan çalışmalar
sonucunda burada şu hususlar açıkça vurgulanmaktadır;
3 Etyen Mahçupyan - Yüzyıllık Parantez
80
Yaz 2014
“Yargıçlar adeta insanüstü varlıklardır, toplumun içinde olamazlar. Yargıçlar tarafsız olmalıdır anca resmi ideoloji söz konusu olduğunda
tarafsız davranma lüksüne sahip değildir. Kanunlara uyun ama kanun dediğimiz şey Yargıtay
ve Danıştay’ın dediği şeydir. Bilimsel çalışmalar
yapmayın, içtihatlar yeterlidir.” 4 şeklindedir.
Yani özgürleştiren hukuk diye başlanılan, adalet akademisi eğitimi sonunda “etimle kemiğimle devletinim“ diyerek devam etmesi, ara
sıra özgürlükçü tutum almayı çalışan yargıçlara da “Anayasaya bağlılık yeminini hatırlatırım” diyerek uyarılarda bulunması şaşırtıcı
gelmemelidir.
2000’li yıllar sonrası başlayan değişim, birçok alanda prangaları kırarak sistemin merkezine insanı alma çalışmaları yoğun gayretle
devam etse de, yargı alanında bu husus çok
yavaş ilerlemektedir. Hareket halindeki hukuk sisteminin içinde yaptığımız ekleme ve
çıkarmalar, 200 km hızla giden bir aracın motorunu değiştirme niyeti taşıyan motor ustasının yapacağı işte yaşayacağı zorluk gibidir.
Biz hukuk uygulayıcılarını da aynı zorluk ile
karşı karşıyayız. Hem hareket halindeki sistemin işlemesi hem de yenilikleri ayakları yere
basarcasına çalıştırmak için ciddi bir dirayet
ve teknik bilgiye ihtiyacımız olacaktır.
Velhasıl kelam, insanı devletten daha fazla ciddiye alan, özgürleştiren hukuktan yana
olan ve samimi biçimde boşluk oluşturmadan
bu özgürlüklerin arkasında duran kişilerden
oluşan bir sistem olmalıdır. İnsana merkeze
alan ve bunun tavizi olmayacağının farkında
olan bir yargı sistemi için...
4 Prof. Dr. Osman Can – Darbe Yargısının Sonu
MAKALE
SOMA RAPORUDUR.
Av. Ayşegül KUMAŞ
Av. Zeynep ALTINDAŞ
Eskişehir Barosu
13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma
ilçesinde yaşanan maden faciası sonrası 17
Mayıs 2014 tarihinde Soma ve çevre ilçeleri
ziyaret ettik işbu raporu da değerlendirmelere
binaen hazırlamış bulunuyoruz.
A. OLAY HAKKINDA
BİLGİLENDİRME
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can
kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçen iş cinayetidir. Soma
Holding şirketlerinden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden ocağında, ilk açıklamalara göre patlamaya elektrikli
ekipmanların sebep olduğundan şüphelenildi
fakat hala tam olarak sebebi kanıtlanmamış
olmakla birlikte, gazların birikmesi ve yanması ile oluşan bir patlama sebebiyle yangının
çıktığı üzerinde duruluyor. Yangın, vardiya
değişimi sırasında meydana geldi ve 787 işçi
patlama sırasında yer altında, maden içinde
kaldı. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 17 Mayıs 2014 tarihinde yaptığı
açıklamada, toplamda 301 kişinin hayatını
kaybettiğini ve içeride kimse kalmaması sebebiyle kurtarma çalışmalarının sona erdiğini
açıkladı, maden ocağının girişine set örülerek
maden kapatıldı.
B. MADENE İLİŞKİN TANIK
ANLATIMLARINDAKİ İHMALLER
1. Maden içinde olması gereken gaz sensörlerinin sayıca az olması
2. Madende yalnızca tek bir tane giriş ve çıkışın olması
3. Havalandırmanın yeterli sıklıkla ve sayıda olmaması
4. Akaryakıt ile girilmesi yasak olmasına
rağmen mazotla çalışan araçlarla madene
girilmesi
5. Kömürler sıcak çıkmasına rağmen çalışmaya devam edilmesi
6. S panosunun içi aşırı sıcak olmasına rağmen çalışılmaya devam edilmesi
7. Gaz maskelerinin raf ömürlerinin bile
bittiği, kontrol edilmediği
8. Çıkış kısmının yer eğiminin çok dik olduğu
9. İşçilerin kullandığı asansölerin sürekli
bozuk olduğu fakat kömür asansörlerinin hep çalıştığı
10. Kömür çıkarılan uçların çok dar olduğu,
insanların bile zor geçtiği
11. Arama kurtarma tatbikatlarının düzenli
olarak yapılmadığı, acil planların işçiler
tarafından bilinmediği
Yaz 2014
81
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
C. MADEN VE SOSYAL
GÜVENLİK KANUNA GÖRE
DEĞERLENDİRMELER
Çalışanların ve kurtarma ekibinde çalışanların
anlatımları ve madene ilişkin verilen rapora
ilişkin kanun ve yönetmelikler çerçevesinde
aykırılıklar bulunan durumlar kısaca;
1. Patlamanın yaşandığı maden 6 km. büyüklüğünde olup yalnızca bir tane girişi ve bir
tane çıkışı bulunmaktadır. Bu haliyle yasalara ayrkıdır. 6 km. uzunluğundaki bir madenin yalnızca tek giriş ve çıkışının olması
olası patlamalarda-yangınlarda önlenemez
sonuçlar yaratır. Aynı çatı altında toplanan
giriş ve çıkışın bulunması da kanuna aykırdır. Soma’da da “U” şeklinde olan madenin
yalnızca ek olarak bir tane daha giriş ve
çıkışı olsaydı, diğer giriş ve çıkış tarafında
çalışan işçiler zehirlenerek ölmeyeceklerdi.
Bu küçük gibi gözüken, ama en az 100 işçinin canına malolan bir durum yarattı.
“Tüm yeraltı çalışmalarında, çalışanların
kolayca ulaşabileceği, birbirinden bağımsız
ve güvenli yapıda en az iki ayrı yoldan yerüstü bağlantısı bulunur. Bu yollar arasındaki
topuk 30 metreden aşağı olmaz, bu yolların
ağızları aynı çatı altında bulundurulmaz.”
(Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından, Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek- 3 Yeraltı Maden
İşlerinin Yapıldığı İşyerlerinde Uygulanacak Asgari Özel Hükümler, m.2)
2. Yaya yolları 180cm.’den alçak yapılmış
olup panolar arası geçişlerin dışında kalan
bölgelerde işçiler eğilerek geçmek zorunda
kalmıştır. Bu durum tahliye ve kurtarma
safhalarını da etkileyen olumsuz bir durum yaratmıştır.
82
Yaz 2014
“Taşıma elle veya bir mekanik araçla yapıldığı takdirde, yaya yolları galeri tabanından
en az 180 santimetre yükseklikte ve araçlarla
galerinin yan duvarlarından birisi arasında
en az 60 santimetre mesafe kalacak şekilde
bırakılır. “ (Yönetmelik Ek-3, m.3.3)
3. Madende çalıştırılan aracı yıllarca kullanan operatör ile yaptığımız konuşmalarda,
sürekli mazot ile çalışan aracı kullanmak
zorunda kaldığını bu durumun da herkes
tarafından bilindiğini aktarmıştır. Kömür
madenlerinde benzinle çalışan araçlar yasak olmasına rağmen, kullandırılmıştır.
“Kömür ve kükürt ocaklarında, benzinli
lokomotiflerin ve benzinle çalışan araçların
kullanılması yasaktır. Dizel lokomotiflerde
egzoz gazlarının tehlikesine karşı, uygun
sistemler kullanılması zorunludur.” (Yönetmelik, Ek-3, m.4.5)
4. Madende içerisinde belirli aralıklarla sensörlerin konulması zorunludur, facia yaşanan madende sensör sayısının az olduğu
saptanmıştır. Sensörlere ilişkin bilirkişi raporunda:
“Özellikle kömür üretiminin yapıldığı alanda, sensörlerin yerleştirildiği tespit edildi.
Kömürün kendiliğinden yandığını belirleyen
karbonmonoksit gazı tarafımıza iletilen veriler üzerinde 2014 yılı mart ayından kazanın
meydana geldiği zamana kadar incelemelerde,
özellikle S ponosundaki 470 numaralı sensörde, madenlerde izin verilen azami konsantrasyon olan 50 PPM’nin üzerinde, çok sayıda
ölçüm kaydı olduğu tespit edilmiştir.
Bu sensörlerin yer yer 500 PPM’nin üzerinde
kayıtlar yaptığı saptanmıştır.”denilmektedir.
Sensörler 50 PPM’in üzerinde ölçüm yapamasa da hayati riskin olduğu durumda uyarı sinyalleri çalmaktadır. Fakat facia yaşanan
MAKALE
madende sensörlerin sinyallerinin kapatıldığı
işçiler tarafından dile getirilmiştir.
Öyle ki, 50PPM’e ulaşıldığı tespitinin yapıldığı an çalışmanın durdurulması gerektiği kanunlarda açıkça yer almaktadır. İşe ara verilmemesi için sinyaller iptal edilerek çalışmaya
devam edilmiştir.
B. 6. maddede sözü edilen S panosunun aşırı
sıcak olması ve çalışma koşullarının çok ağır
oluşu birçok işçi tarafından dile getirilmiştir.
Bu denli sıcak olmasının sebebi, kömürün
içten içe yanıyor olmasıdır. Kömürün yandığının en büyük kanıtı da, çıkan gaz ölçümleridir. S panosuna ait gaz ölçümleri, madenin
kapatılması gereken seviyededir.
“Havasında % 19’dan az oksijen, % 2’den
çok metan, % 0.5’den çok karbondioksit,
50 ppm (%0.005) dençok karbonmonoksit
ve diğer tehlikeli gazlar bulunan yerlerde
çalışılmaz.” (Yönetmelik, Ek-3, 8.5)
5. Madene ilişkin incelemeler yapma ve noter onaylı defterlerde düzenli notlar tutma,
madenin ihtiyaçlarını ve eksikliklerini maden sahibine iletme görevi, Teknik Nezaretçiye verilmiştir.
“zz) Teknik nezaretçi: İşletmelerdeki faaliyetlerin teknik ve emniyet yönünden nezaretini yapan, Kanunun 29 uncu maddesi gereği faaliyet bilgi formunun hazırlanmasından sorumlu ve yetkili maden mühendisini”
“Madde 111 - Teknik nezaretçisi olmayan
ruhsat sahalarında üretim yapılamaz. Teknik nezaretçinin görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:
A) Teknik nezaretçi, işyerinin her yerinde görevi ile ilgili inceleme yapmak ve
gerekli her türlü bilgiyi alma yetkisine
sahiptir. Bu yetkinin kullandırılmamasından ruhsat sahibi sorumludur.
B) Teknik nezaretçi, nezaret görevini 3213
sayılı Maden Kanunu ve 4857 sayılı İş
Kanunu hükümleri kapsamında yürütür. Teknik nezaretçi, ruhsat sahasındaki faaliyet ve üretimleri on beş günde
en az bir defa denetlemek, tespitlerini
ve önerilerini teknik nezaretçi defterine
not etmek zorundadır. İşyerinde yaptığı
inceleme ve gözlemlerde iş sağlığı ve güvenliği yönünden tehlikeli bir durumun
varlığını tespit etmesi ve hemen tedbir
alınmasının mümkün olmadığını belirlemesi durumunda, işletme faaliyetini tedbir alınıncaya kadar durdurma
yetkisini kullanarak ilgili kuruluşlara
bildirir.” (Maden Kanunu Uygulama
Yönetmeliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından, Resmi Gazete Tarihi: 03/02/2005 Resmi Gazete Sayısı:
25716)
Teknik nezaretçi yukarıda da açıkça belirtilen
koşullara uymak zorundadır, uymadığında
cezai sorumluluğu da doğacaktır. 5. maddede
aktardığımız bilirkişi raporunda teknik nezaretçi ile ilgili kısımda;
“Sadece 24 Şubat 2014 tarihinde H panosu
yarı mekanize ayaktaki karbonmonoksit gazı
artışı nedeniyle, ayağın barajlandığı ve kül
verme işlemine başlandığı 10 Mart 2014 tarihinde kül verme işleminin devam ettiği 9
Mayıs 2014 tarihinde de tekrar açılmak üzere
temizlenmeye başlandığı notu dışında, herhangi bir uyarıya ver verilmediği” denilmiştir.
Böylece, teknik nezaretçi, 50PPM’in üzerinde
olan sensör ölçümlerini not etmemiş, o panoların kapatılmasını sağlamamıştır.
6. Madende patlamanın yaşanmasının ardından ilk anda yan maden olan İmbat
Kömür İşletmeleri Müdürü ve işçileri ile
vardiya değişimi için gelen madenin kendi işçileri müdahale etmiştir. Soma Maden
Yaz 2014
83
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
İşletmeleri AŞ’nin müdürü patlamadan saatler sonra gelmiştir. Patlamayı duyan işçi
yakınları da madene inerek kurtarma ekibine dahil olmuşlardır.
Öyle ki, işçiler herhangi bir plan dahilinde
değil, risk alarak yanlarında korunmalarını
sağlayacak ekipmanlar olmadan madene girmişlerdir. Giriş kısmında yaşanan patlamadan
dolayı çıkış kısmına yönelmişler, kirli havanın
çıkışından dolayı da girememişlerdir.
Madende tek giriş-çıkışın bulunması, bir yangın oluştuğunda en uçta çıkışa yakın bulunan
işçilerin bile zehirlenmesine yol açmaktadır.
Yangın ile birlikte ortaya çıkan kirli gaz yeraltında tüm madeni dolaşarak herkesi zehirlemeye başlamıştır. Yalnızca madende iki tane
giriş ve çıkış olması durumunda dahi, 150
kadar işçi sağ kurtulabilirdi. Bu bakımdan havanın etkisi yer altı madeni için hayatidir.
İmbat Kömür İşletmeleri’nin müdürü, hava
akışını tersine çevirerek çıkışa yakın bulunan
S panosu gibi panolarda çalışanları kurtarmaya yönelmiştir. Hava akımı terse çevrilerek S
panosundan 80 işçiyi sağ çıkarmışlar, en dipte
olan H panosuna girememişler, ayaklarda bulunan sağ işçileri kurtarabilmişlerdir.
Elbette bu seçim de, havanın terse çevrilmesiyle başka panolarda hava almaya çalışan,
ulaşılamayan işçilerin zehirlenerek ölümüne
sebep olmuştur. Tek bir giriş ve çıkışın bulunması patlama halinde yangının kirli havasının
tüm madeni dolaşmasına yol açmış, havanın
geçtiği bütün panolarda ölümler meydana
gelmiştir.
“18/6/2013 tarihli ve 28681 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak yeterli ilk yardım donanımı sağlanır
84
Yaz 2014
ve yılda en az bir defa olmak üzere düzenli
olarak gerekli tatbikatlar yapılır. “ (Yönetmelik, Ek-3, m.5)
“Her ocakta arama, kurtarma ve tahliye ile
görevli destek elemanlarının yararlanması
için belli başlı kapıları, barajları, hava köprülerini, hava akımını ayarlayan düzeni ve
telefon istasyonları gibi ihtiyaç duyulacak
hususların yerlerini gösteren bir plan bulundurulur.” (Yönetmelik, Ek-3, m.16.1)
Hükmüne rağmen işçiler tatbikatların yapılmadığını aktarmıştır. Acil çıkış planlarının
olmadığı gibi, kurtarma ekibinin de olmadığı,
gönüllülük temelinde isteyenin madene girdiği bir durum söz konusudur.
Bu bakımdan, özellikle son bulunan 3 cesetten bir tanesi, madene kurtarmaya giren kişidir. Madene kurtarmaya girenler de hayatını
kaybetmiştir.
Afad ve Akut ekipleri çıkışta beklemiş, madene girmemiştir. Kurtarma ile ilgili “belirli
bir timin girdiği” haberleri halkı rahatlatmak
için söylenen, gerçekliği olmayan beyanlardır.
Öyle ki, kimin girip girmediğini yetkililer
dahi bilmemektedir.
7. Maden Kanunu ve Yönetmeliğinde açıkça
grizunun tanımlaması yapılmaktadır. İçten
içe yanan bir maden de grizulu kabul edilmektedir. Soma Maden İşletmeleri AŞ’nin
sahibi olduğu facia yaşanan madenin önceki sahipleri bu konuda Soma Holding’i
ve Bakanlık yetkililerini uyardıklarını beyan etmiştir. Grizu sebebiyle madeni aylarca çalıştırmayan şirket, kapatarak üretimi
durdurmuştur. Bütün bunlara rağmen
bir süre maden tekrar açılıp, grizu hususu
gündeme getirilmeden sözleşme imzalanmıştır.
MAKALE
“Yeraltı çalışmalarında yanıcı veya patlayıcı ortam oluşması riski meydana getirecek
miktarda metan gazı çıkma ihtimalinin olduğu yerler grizulu kabul edilir.” (Yönetmelik, Ek-3, m.10.1)
8. Maden içerisinde sensörlerle ölçümlerin
yapılması en temel hayati faktördür. Öyle
ki, grizulu olan madenlerde sensör ölçümleri yasalarda ayrıca düzenlenmiştir. Buna
rağmen, facia yaşanan madende sensörlerin sayısı az ve ölçüm değerleri önemsenmemiştir, nezaretçi defterlerinde de yer
almamıştır.
“Grizulu ocaklarda havalandırma ile ilgili
değerler her vardiyada ölçülür, metan gazı
ölçümleri bu ölçümlerle beraber yapılır.
Havada % 1’den çok metan gazı tespitinde, bu oran % 1’in altına düşünceye kadar ölçümler aralıksız sürdürülür. Üretim
ünitelerinden dönüş havası içinde ve üretim
yerlerindeki gazların birikebileceği yerlerde
metan gazı seviyesi sürekli olarak izlenir.”
(Yönetmelik, Ek-3, m.10.3)
“Aynı hava akımı üzerinde bulunan ve aynı
anda çalışılan yerlerin sayısı, hava miktarına ve grizu çıkışına göre düzenlenir. Aynı
hava akımından yararlanan ayaklarda ve
damar içindeki düz ve eğimli yollarda metan oranı % 1,5’u, bunların bağlandığı
hava dönüş yollarında % 1’i geçmez.” (Yönetmelik, Ek-3, m.10.11)
9. Yukarıda açıkladığımız hayati tehlikeleri
görünmez kılan en temel etken rödövans
sözleşmesidir. Rödövans sözleşmesi ile
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı maden
ocaklarını satmıyor, fakat üretimi özel sektöre devrediyor, devredilen madenden de
çıkan tüm madenleri kendisi satın alıyor.
Ne kadar üretim olursa o kadarını alıyor,
herhangi bir arz-talep yaratılmadan sürekli
arz ve talebe dayalı bir sistem uygulanıyor.
Böylece de, kapanması gereken madenler 24
saat çalışıyor ve üretiyor. Ürettiğinin hepsini
devlet alıyor. Devletin çıkarı ise, sözleşmeye
eklediği kendi lehine sorumluluğunu düzenleyen madde oluyor, yaşanacak tüm sorumluluğu üretici firmaya yıkıyor.
“rr) Rödövans sözleşmesi: Ruhsat sahalarındaki madenlerin üretilerek değerlendirilmesi amacıyla üçüncü kişilere veya kuruluşlara
tasarruf hakkı sağlamak üzere ruhsat sahasının tamamı ya da bir kısmı için ruhsat
sahiplerinin bu kişilerle yapmış oldukları
sözleşmeleri”
C. SORUMLULUKLARIN
DEĞERLENDİRİLMESİ
1.Basın açıklamalarında her ne kadar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan’ı “asıl
sorumluluk Enerji ve Tabi Kaynaklar
Bakanlığı’nda” dese de, her iki bakanlığın
da sorumluluğu bulunmaktadır.
Öyle ki, Çalışma ve İş Güvenliği kanunları
ve yönetmeliklerine aykırı birçok hususu denetlemesi gereken, buna yönelik yaptırımlar
uygulması gereken Bakanlık görevini yapmamıştır.
2. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ise, grizulu olan ve kendisine içten yanmalı bir
maden olduğu bildirilen madeni sözleşme
ile üretime açmıştır. Üretime açtığı gibi de
denetimlerini yapmamıştır. Her ne kadar
basında denetimlerin yapıldığı söylense de,
yalnızca sensörlerin ölçüm miktarları bile
madeni kapatacak derece tehlikeli olmasına rağmen denetçiler işlem yapmamıştır.
Bakanlık, rödövans sistemi uygulamaktadır.
Rödövans sistemi ile, ne kadar üretim olursa
olsun bunu peşinen alacağını kabul etmiştir.
Yaz 2014
85
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Bakanlık, bu durumu özel sermayenin kötüye kullanacağını bilmesine rağmen, yalnızca
kendi sorumluluğunu da özel sermayeye yüklediği hüküm ile kendisi sorumluluktan kurtulmaya çalışmaktadır.
Üretim maliyetleri karşılaştırıldığında bile bu
durum açığa çıkmaktadır, devlet kurumunun
ürettiği ile Soma Maden İşletmeleri’nin ürettiği maden maliyeti 5’te 1’dir. Beş liradan bir
liraya maliyetin düşmesi, sağlıksız koşullaraişçi güvenliğinin yok sayılmasına-azami kar
hırsı gibi sebeplere dayanmaktadır. 24 saat, 3
vardiya çalışan bir işletme, Soma Holding’e
çok kısa sürede milyarlar kazandırmış, fakat
devletten alındığı haliyle hiçbir iyileştirme
yapılmadan, içten yanmalı olduğu önemsenmeden hep çalışmaya devam etmiş. Bu kadar
büyük miktarda para transferinin döndüğü
bir madende, eksiklikleri gidermek için madenin kapatılmasına hem devlet hem de şirket
ortaklaşa istememiş, ne olursa olsun üretimin
devam etmesini amaçlamış.
3.Soma AŞ işçileri Türk-İş’e bağlı olan
Maden-İş Sendikasına üyedirler. Bu bakımdan, Türk-İş Sendikası da sorumludur,
işçilerin haklarını ve çalışma koşullarını
denetleme yükümlülüğü olmasına rağmen
hiçbir şey yapmamıştır. İşçi temsilcileri
dahi işveren tarafından seçilmiş, işçiler zorla oy vermiştir. İşçilerin çalışma hayatına
dair hiçbir sorunları ile ilgilenilmemiştir.
Bu bakımdan da sendika yaşanan faciadan
sorumludur.
4. Soma Maden İşletmeleri AŞ; içten yanmalı bir madende, kanun ve yönetmeliklere
uygun olmayan bir madende düzenlemeler
yapmadan, işçi sağlığı ve güvenliğine uygun ekipman ve planlamaları yapmadan
86
Yaz 2014
çalıştırmıştır. Gaz sensörleri alarmları en
yüksek seviyeye geldiklerinde çalacak olmalarına rağmen sensörler kapatılmış, üretime devam etmiştir. Teknik nezaretçi tüm
bunların uyarılarını yapmasına rağmen,
belli ki teknik nezaretçi defterine ihllallerin büyük bir kısmını yazdırmamıştır.
Tüm bunlar ve daha soruşturma sonucunda
öğreneceğimiz bilgilerle birlikte en berrak
olan gerçek, Soma Maden İşletmeleri bu facianın olacağını bilmesine rağmen üretime devam etmiştir. İşçilere ödeyeceği tazminat, üreteceği kömürden daha değersizdir. Seçimini
kömürden yana kullanıp, madeni çalıştırmaya
devam etmiştir. Bu koşullar altında yaşanan
tarihimiz en can alıcı ölümlerine “kaza” değil,
katliam diyebiliriz.
Sorumlulukları da, kaza değil katliam üzerinden değerlendirmeliyiz. Soruşturmanın “taksirle ölüme sebebiyet verme” suçundan ilerlemesine katılmıyoruz. Taksirin söz konusu olabilmesi böylesi bir katliamda mümkün değildir. Birçok Ceza Hukukçusu da Bilinçli Taksir
ve Kasten öldürme suçlarından yargılamaların
sürmesi gerektiğini açıklamıştır. Öyle ki, yalnızca gaz ölçümleri bile patlamanın olacağını
çok açık bir şekilde göstermektedir, buna rağmen üretime devam edilmesi göz göre göre
yaşanacakları kabul etmektir. Katliam hiçbir
şekilde engellenmeye çalışılmamıştır. Yüzlerce
işçinin canı tehlikeye atılmış, gereken sorumluluklar yerine getirilmemiştir.
5. Madende “dayıbaşı” denilen bir sistem uygulanmaktadır. Dayıbaşları işçileri madene
getiren, onları yaş ve kuvvet-dayanıklılık
bakımından seçen kişilerdir. Dayıbaşları
prim ile çalışmakta, ayrıca her işçinin aylık çıkardığı kömür üzerinden de pay al-
MAKALE
maktadır. Dayıbaşları, işçilerin izin almamaları-haftalık izin kullanmamaları gibi
konuları da düzenlemektedir. Maden müdürlerinden ziyade dayıbaşları maden içi
sorunları düzenlemektedir.
İşçiler işe bir gün gelmediklerinde, hafta tatillerinin iptal edilmesinin yanında bir ayda 30
gün çalışmayan işçiler prim almamakta, dayıbaşları da onları sürekli sıkıştırmaktadır. Ayda
30 gün çalışan işçiler üzerinden dayıbaşlarının
daha fazla prim aldığı söylenmektedir.
Edindiğimiz bilgilere göre, dayıbaşları aylık
30bin TL civarı kazanmaktadır. Dayıbaşları
tespit edilmeli, para akışları üzerinden sorumlulukları araştırılmalıdır.
D. “Kaza” mı “Katliam” mı?
• Soma’da ölümlü ve yaralanmalı 2013 yılında vaka sayısı; 5000.
• Türkiye’de toplam maden sayısı; 14.000
• Türkiye’de 2013 yılında madende yaşanan
vaka sayısı; 73.000, ölüm; 95
• Türkiye ölümlü maden kazanlarında;
Dünya’da 1. Sırada
• Türkiye Avrupa’da maden kazanlarında 1.
Sırada
Böyle bir tablo bize üretim ve kar hırsının
“kaza” ile geçiştirilemeyeceğini, bunun bir
KATLİAM olduğunu anlatıyor. Yukarıdaki
veriler ışığında, Türkiye’de azami kar hırsının
katliamlara yol açtığını söyleriz. En öncelikli
denetimlerin yapılması gereken, risk oranı ve
çalışma koşulları zor olan madenlerin devlet
tarafından değil özelleştirilerek-taşeronlaştırılarak azami kar hırsıyla hareket eden özel
sermayeye verilmesi ve verilen üretim alanla-
rının “gerektiği gibi” denetlenmemesi sonucu
ölümler olmaktadır. Devlet madenleri ile özel
madenlerde yaşanan kaza sayısı ve ölüm sayısı karşılaştırıldığında özel sektörde ölümlerin
çok daha fazla olması her şeyi özetlemektedir.
Özel sektör daha fazla kar için güvenlik önlemlerini almamaktadır. Devlette gerekli denetimleri katı bir şekilde değil, şekli anlamda
yaparak yeni ölümleri yaratmada rol üstlenmekte, özel sermayeyi kollamaktadır.
Kaza ve katliamı ayıran çok önemli hususlar,
ilk bakışta anlaşılabilecek netliktedir. Soma’da
301 işçinin öldüğü faciaya “katliam” dememiz; öngörülen ve yaşanması çok muhtemel
olayların engellenmemesinden ötürüdür.
Bunca yaralanma ve ölümlerin, Avrupa birinciliğinin kazayla açıklanamayacağını düşünüyoruz. Maden işletmelerinde kamudaki
ölümlerle özel sermayedeki ölüm oranları
karşılaştırıldığında, “kader” değil azami kar
hırsının geçerli olduğunu görüyoruz. Özel
sermaye, çıkardığı her kömürü devlete satarken maden ocağının bir kısmını dahi kapatarak iyileştirme çalışması yapması hem üretimin aksamasına hem de maddi masrafa sebep
olacaktır. Bunlar yerine, ölümlerin yaşanması,
ardından “kaza” açıklamaları özel sermayenin
işine gelmektedir. Teknik nezaretçiler patronlar yerine sorumlu tutularak, özel sermaye
sıyrılmaktadır. Sıyrılamadığı koşullarda da
“taksir” ile öldürmeden yargılaması yapılarak
en alt sınırdan göstermelik cezalarla üretime
devam etmektedirler.
Bu koşullar değiştirilmediği sürece, ölümlerin
katlanarak artacağı ortadadır. Yeni katliamların yaşanmaması için hiçbir sebep yoktur,
Soma’da diğer madenler araştırıldığında dahi
bu gerçek önümüzdedir.
Yaz 2014
87
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Kanunların ismi dahi, neyi öne çıkardığını
göstermektedir. “İş güvenliği Kanunu”, “iş”i
önemsemektedir, “işçi güvenliği”ni değil...
E. KAR HIRSI VE İZLENEN DEVLET
POLİTİKASI
Türkiye tarihinde değil, dünya tarihinde
bile, en kitlesel madenci katliamlarındandır,
Soma’da 301 kişinin ölmesi. Kaldı ki, dünyada bu kadar kitlesel ölümler, 1800’lü yıllarda
yaşanıyordu. Recep Tayyip Erdoğan’ın katliamın hemen ardından yaptığı açıklamada,
o yılları örnek vermesi boşuna değildi. Hem
katliamın büyüklüğünü, “diğer ülkelerde de
oluyor” diyerek küçültmek, hem de Soma’lı
madencilerin 1800’lü yılların koşullarında çalıştığını normalleştirmekti amaç.
Ama Türkiye’nin her yerinden yükselen tepkiler, amaçları boşa düşürdü. Devletin işçi
ölümlerindeki sorumluluğu, özel sermayeden
kat be kat daha fazladır. Kanunları şekillendiren, çıkmasını sağlayan, özelleştirmeler yapan,
rödövans anlaşması yapan, özel sermayelerin
denetimini yapan devlettir. Bu noktada da,
devletin yasama organından yürütmesine kadar en baştan en uca kadar ayrı ayrı pek çok
sorumluluğu bulunmaktadır.
Bu sorumluluklar neticesinde, devlet kurtarma çalışmalarında şeffaf olamadı. Sürekli algı
yönetimi ile ilgilendi, halka ölü sayısını alıştırmaya çalıştı, ölenleri “yaralı” gibi göstererek
öfkeyi soğutmaya çalıştı, yaptığı açıklamalarla
gerçek olmasa da “yetkili” kişilerin ilgilendiği
ve her şeyin kontrol altında olduğu izlenimi
verildi.
Türkiye’de işçi ölümleri her gün oluyordu,
fakat özelleştirmeler ve sendikasızlaştırma88
Yaz 2014
güvencesiz çalıştırma koşulları ağırlaştırıldı.
AKP hükümetinin işbaşına gelmesiyle daha
da azgınlaşan sömürü koşulları, iş cinayetlerini de devasa boyutlara getirdi. Son 12 yılda
yaklaşık 14 bin kişi, bu cinayetlere kurban gitti. Bunda AKP ile artan özelleştirme ve taşeronlaşmanın payı oldukça büyük. Salt maden
sektöründe bile, bu gerçeği görmek mümkün.
Özelleştirme sonrası ölüm oranı ortalama 13
kat artmış. TMMOB’un 2010 yılında hazırladığı rapora göre, milyon ton kömür başına
düşen ölüm sayısı, kamu madenlerinde 3.98
iken, özel sektörde 59.25!
Madenlerin özel sermayaye devredilmesiyle ve
taşeronlaşma-rödövans sistemleriyle birlikte
devasa rakamlara ulaşan ölümlere karşı işçiler
sürekli eylemler yaptılar. En son Yatağan maden işçileri “madencinin katili özelleştirme”,
“özelleştirme ve taşeronlaştırma ölüm demektir” diyordu. Rödövans sistemi Soma katliamı
ile birlikte hemen gündeme gelmesi gerekirken günlerce medyada başkaca şeyler koşuldu,
fakat rödövans konuşulmadı.
Konuşulmaya başlaması ve kanunun ihmallerle dolu olması gündeme geldiğinde, halk
ailelerden gerçekleri öğrenmeye başladığında
ise AKP hükümeti “torba kanun” çıkaracağını
açıkladı. Düzenlemeler ile “iyileştirme” yapılacağı sözünü verdi, hatta Çalışma Bakanı,
meclis kürsüsünden taşeronu kaldıracaklarını
ilan etti. Hepsi halkın öfkesini engellemek
içindi, torba kanun açıklandığında gördük ki,
alt işverenin yanı sıra taşeronluk üst işveren
dahi olabilecek bir düzenlemeydi.
Taşeron son 10 yılda 350 binden 2,5 milyona
ulaşmış. Yine son 10 yılda sendikalı işçi sayısı
2 milyonun üzerindeyken, 1 milyonun altına
düşmüş. Yani taşeron sayısı arttıkça, sendi-
MAKALE
kalı işçi sayısı aynı oranda düşüyor! Taşeron
çalıştırma, işverenler için karlı, işçiler içinse
güvencesiz ve sağlıksız çalışma koşulları demek, kölelik demek... Buna rağmen taşeronluk daha da yaygınlaştırılmaya çalışılıyor, özel
sermayenin kar hırsı palazlanıyor.
Bir yandan Hidro Elektrik Santralleri bir yandan Termik Santraller ve bunlara yönelik halk
direnişleri, diğer yandan da doğalgazı çok
pahalıya alan halkın kömür tüketimi ile güncel ve karlı olan madenlerde ölümler ve işçi
direnişleri yaşanıyor. Azami kar hırsıyla özel
sermaye kobi durumundan holding olurken,
işçileri kölelik koşullarında çalıştırmaya kendi
bireysel çıkarı için baskı altında tutan dayıbaşları da palazlanıyor, işçiyi kim ezebilirse o
palazlanıyor!
Türkiye’nin her yerinde irili ufaklı grevler,
direnişler yaşanıyor, Soma ile birlikte son bir
yılını sokakta eylemlerde geçiren halk en temel hakkı, yaşam hakkı için dahi direnmek ve
mücadele etmek zorunda bırakıldı.
Yaşam hakkımızın, mücadelemiz kadar olduğunu biliyoruz.
D. ÖLÜ SAYISI VE ARAŞTIRMALAR
Madende facia yaşanmasıyla birlikte ilk yardıma gelenler, madenin kendi vardiyasına gelen
işçileri ile İmbat isimli komşu maden işçileriymiş. Ulusal medyada duyulasıya kadar geçen
sürede ilk müdahaleleri yaparak işçileri kurtarma çalışmalarını başlatmışlar. Fakat, yukarıda açıkladığımız üzere, önceden yapılan bir
örnek tatbikat ve görevliler-yetkililer listesi
olmadığından isteyen herkesin içeri-madenegirdiği bir kurtarma başlamış.
Madende yetkili müdür ve diğer görevliler
saatler sonra madene ulaşmış, benzer şekilde
Bakan Taner Yıldız’ın da gelişi ile AFAD da
görevlendirilmiş. AKUT ekipleri de daha sonradan dahil olmuşlar.
Resmi tüm açıklamaları orada bulunan Bakan
Taner Yıldız yapmıştır. İlk zamandan bu yana
içeride olan işçi sayısı (Sgksız işçi çalıştırılmıyor ise) belli olmasına rağmen (madene giren
işçiler kart basarak girmektedir, kart basılan
giriş ise yangından etkilenmeyen dış kısımdadır) açıklanmamıştır. İlk yapılan haberlerde
12 işçinin öldüğü ile başlayan süreç, 301 ile
son bulasıya kadar geçen 5 günlük süreç şeffaf yürütülmemiştir. Ölmüş olmasına rağmen
oksijen maskesi bağlanarak ambulansa bindirilen işçiler olmuştur. Açık ki, amaçlanan aileleri ve halkı sakinleştirmek, ölü sayısını az
göstermektedir.
Halkın bilgi alma hakkı kısıtlanmıştır, basın
ile bilgi paylaşımı yapılmamış, basın sahaya
sokulmamıştır. İlk andan itibaren örtülü bir
tablo ortaya çıkmış, ölü sayısı da uzun süre
açıklanmayıp bir anda 100-153-240 ve son
olarak 301 açıklanmıştır. Gerçekleri öğrenemeyen halk, neden sayının ilk andan itibaren
açıklanmadığını meydanlarda ve sosyal medyada sorgulamıştır.
Gönüllü olarak madene giren maden işçileri
arama-kurtarmayı gerçekleştirmiş, son kapıda bekleyen AFAD ekiplerine sedyede teslim
etmişlerdir. AFAD yalnızca ilk kapıya kadar
madene girmiş, sedyeyi ambulansa taşımıştır.
AFAD’ın düzenli ve gerçek liste hazırlaması
çok basit yapılabilecekken bu bilgiler halktan
gizlenmiştir. Halk yalnızca Taner Yıldız’ın yapacağı açıklamalara mahkum edilmiştir. Bu
açıklamalar da saat başı değil, çok arada bir
yapılmıştır.
Yaz 2014
89
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
En başından içeride kaç işçi olduğu bilinmesine rağmen açıklanmamış, ölü olarak çıkarılanların sayısı saat başı belirli olmasına rağmen açıklanmamış, halktan gizlenerek öfke
azaltılmaya, algı yönetimi kurulmaya çalışılmıştır.
Halkın ölü sayısına inanmaması normaldir,
şeffaf yürütülmeyen tüm süreçler inandırıcılığını yitirmektedir. Devlet, ölü sayısını azaltarak ve o arada kendi sorumluluğunu araştırarak süre kazanmıştır.
lHer madenin haritası vardır, bu harita ilk
andan itibaren açıklanıp, bu harita üzerinden
kurtarma çalışmaları açıklanabilirdi. Hangi panolara ulaşıldığı, hangi panolardan kaç
işçinin sağ ya da ölü olduğu tek tek belirtilebilir, bir rapor oluşturulabilirdi. Kurtarma
çalışmalarında içeri giren her işçi nereye kadar
gittiğini, hangi panodan kaç işçi çıkardığını
bilirken, resmi açıklamalarda bu hususlara yer
verilmemesi acılı aileleri de tedirgin etmiştir.
Ölenler sedyeyle çıkartıldığında tanıkların anlatımına göre ilk başlarda, direkt ailelere teslim edilmiştir. Aileler kendileri götürmüştür,
bu bakımdan toplam sayılara eklenip eklenmediği belirsizdir.
Ölenlerin cesetleri hastanelere ve özel firmaların havalandırma depolarına götürülmüştür.
Konuştuğumuz hastanede bir doktor yalnızca
kendisinin 120 kişiye siyah kurdele taktığını
söylemiş, başka meslektaşlarımızın soğuk hava
deposu görevlilerinden edindiği bilgilere göre
de açıklananın üzerinde ceset getirildiği bilgisi
alınmıştır. Aileler soğuk hava depolarında teşhis işlemi ile cesetleri teslim almıştır. Bazı ailelere teslim sırasında herhangi bir imzalı kağıdın verilmediği tarafımıza aktarılmıştır. Ölü
90
Yaz 2014
sayısının belirsizliği hala devam etmektedir.
Soma’da bulunan Çağdaş Hukukçular Derneği ve çeşitli sendikalar birlikte Soma İçin
Adalet Komitesi kurmuş, konuyu araştırmaktadır. İlk araştırmalarda, çevre ilçelerdeki
mezarlık müdürlükleri aranarak toplam defin
sayısı ve numaraları öğrenilmiş, açıklanan resmi rakamlarla karşılaştırılmıştır. Yalnızca bu
karşılaştırmada dahi rakamlar birbirini tutmamaktadır. Bunun yanı sıra her defin Soma
ve çevresinden değildir, Kütahya-Simav ilçesinden ve Ordu’dan madende çalışmaya gelip
ölen işçiler de vardır. Sayıların belirlenmesi bu
anlamda güçlük yaratmıştır, ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın yaptığı açıklamaya
göre, 50 işçi toplam listede bulunmamaktadır.
Tüm bu açıklamalarla birlikte, ölü sayısı ile
ilgili belirsizlikler sürmektedir. Halkın resmi
açıklamalara güvenmediği bir ortam oluşturulmuştur.
F. SOMA VE ÇEVRESİNE İLİŞKİN
GÖZLEMLER
Soma’nın merkezinde her yerde tamamen sivil ve resmi üniformalı polisler her köşe başında bekliyordu. Soma İçin Adalet Komitesi’nin
her sabah buluşma noktası, KESK Soma şubesiydi. Başka illerden gelen Avukatlarla da
görüşebildiğimiz yer olmuştu. Bu sırada tanıdığımız Av. Efkan Bolaç binanın dışındayken
aşağıdaki polisler gözaltına almaya çalışmış,
bindirecekleri araba da KESK binasının tam
altında bulunuyorken balkonda olanlar durumu görerek herkese söyleyerek haber vermişti. KESK’te bulunan avukatlarla birlikte aşağı inerek gözaltına alamayacaklarını söylesek
de, etrafımız sivil polisler tarafından sarılarak
MAKALE
tartaklanmaya başladık. Kaldırımda olmamıza rağmen sivil polisler bizi arkaya doğru
ittirmeye devam ettiler, sözlü tartışmalar neticesinde de Av. Selçuk Kozağaçlı’nın gözaltına alınmasını söylediler. Sonrasında da sivil
polisler tamamen saldırarak tutukları herkesi
yerlerde sürükleyerek gözaltına almaya çalışması sonucunda 10 avukat karga tulumba gözaltına alındı.
Bu durumun, bilinçli organize bir provokasyon olduğu en başından beri netti. Soma’da
polisler tüm esnaflara giderek “avukatlara güvenmeyin, dışarıdan gelenler burayı Gezi’ye
çevirmeye çalışıyor, yakıp yıkacaklar” gibi sözlü tacizlerde bulunmuşlar. Son olarak da bu
fiili saldırı ile sindirmeye çalıştılar. Gözaltının
her sürecinde “giremezsiniz” sözleriyle karşılaştık. Orada bulunan CHP Milletvekilleri de
hemen ilk andan itibaren yanımızda yer alarak bu hukuksuzluklarla mücadelemizde bizlere destek oldular.
Soma’da bir gün sonra ise, hafta sonu için
otobüslerle avukatlar gelecekti. Bu provokasyonun bir amacı da hafta sonu olacakların göz
dağını vermekti. Sabah Soma’ya giriş yapmak
isteyen meslektaşlarımızın otobüsleri durdurulup ilçeye girişleri engellenerek bir baskı
da buradan kurulmuş oldu. Manisa Valiliği,
ilçede yapılması beklenen tüm gösteri, protesto ve yürüyüşleri yasakladı aynı zamanda da
ilçeye giriş-çıkışları kapadı. Öyle ki, hafta sonuna kadar Soma’da otelde kalan gazeteciler,
hafta sonunda sabah başka bir ilçeye geçtiğinde geri Soma’ya dönemediler. Halkın acısını
paylaşmaya başka şehirlerden gelenler, ilçenin
3 farklı giriş noktasından içeri alınmadılar.
Bir yandan Soma merkezde her yer polis ve
askerle doluyken diğer yandan da her türlü
toplantı ve gösteri yürüyüşü yasaklanıyor, acı-
lı ailelere taziyeye gelenler ilçelere alınmıyor...
Tam anlamıyla nefes aldığınız her an baskı
altında olduğunuzu hissediyorsunuz. Oteller
ve pansiyonların aileler dışında kimseyi almamaları konusunda tehdit edildiğini herkesten
dinledik, baskının çok organize planlandığı
ortadayken avukatlara yapılan gözaltının da
bu koşullarda düşünülmesi gerekiyor.
Tüm bunlara rağmen, Manisa Valisi ise,
Başbakan’ın yuhalanıp markete kaçmak zorunda kalmasından dolayı bu yıl yapılan atamalarla merkeze alınıyor.
Acılı ailelere, devletin sunduğu hizmet ve
öngördüğü tedbir polis ve din adamları göndermekti, Soma’da gördüğümüz tablo bu
şekildeydi. Din adamları da yalnızca sünniler içindi, mesela ölen Zabit Ataş’ın köydeki
evine taziyeye gittiğimizde bahçede ailesiyle
konuşurken bir anda sadece selam verip yan
tarafımıza gelip oturan din adamları bir anda
“sessiz olun dua okuyacağız” diyerek sesli bir
şekilde dualar okudular. Fakat, Zabıt Ataş ve
ailesi Alevi’ydi. Alevilere açılımların yapıldığı
iddia edilse de, bu acılı olayla da görülen şey,
binlerce sünni din adamı gönderilmesine rağmen Alevi olanlar için kendi inançlarına göre
din adamı gönderilmemişti.
Bazı din adamları da devlet görevlisi değil,
farklı cemaatlerdendi. Bu cemaatlerin üyelerinin özellikle mezarlıklarda dağıttığı bildiriler
dolaşıyordu, üzerinde “isyan etmeyin, ölü huzur bulmaz” gibi cümleler yazılıydı.
Aileler, bu birkaç günü çok zor geçirdiklerini
anlattılar. Bizim medyadan maden önünde
ailelerin bekleyişini izlediğimiz görüntüler,
görüldüğü gibi değilmiş. İlk anda madene gelebilen aileler orada beklemeye başlamış, diğer
aileler yukarıya madene alınmamış, girenlerYaz 2014
91
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
se bu durumdan dolayı orayı terketmemişler.
Çıkarılan işçilerle ilgili bilgi verilmediği için
aileler ilçe hastanelere ve soğuk hava depolarına tek tek sürekli giderek yakınlarını aramışlar. Bu koşturmaca sırasında da yoksul ailelere
yardım eden olmadığı gibi de birçok kavgalar
yaşanmış, yakınlarını göstermeme konusunda
diretmelerle karşılaşmışlar. Ailelerin günlerce
uykusuz ve yorgun hallerinin yanında yaşadıkları acıların tarifi imkansız... Kurtarma
çalışmalarına katılan işçiler, hiçbir kurtarma
ekibinin olmadığından yakındılar. Yakınları
için, kendi canlarını tehlikeye attıklarından
ama buna rağmen devletin şeffaf olmadığından üzerlerinde baskı kurmaya çalıştığından
yakındılar...
Bizim orada bulunduğumuz süreçte aileler
hem çok öfkeli hem de kaybettikleri yakınlarının ihmaller sonucu öldürüldüğü bilincindeydiler. Yakınlarının ne kadar zor koşullar
altında çalıştıklarını ve kötü koşullarda çalıştırıldıklarını biliyorlardı. Yalnızca, adalete olan
inançları olmadığından soruşturmalara karşı
güvensizlerdi.
G. ÖNERİLER
1. Öncelikle, Türkiye’nin en büyük katliamı
olması dolayısı ile TBB ile birlikte Eskişehir Barosu’nun da açılacak Ceza Davası’na
gözlemci olması gerekmektedir.
4. Yer altı madenlerine ilişkin özelleştirme
ve taşeron-rödövans sözleşmeleri iptal
edilmeli, kamu eliyle üretim yapılmalıdır.
Özel sermayenin çok büyük oranlarda kar
ettiği işletmelerin, kamu için de karlı olduğu açıktır. Ölümleri önlemenin en temel
yolu, bu sözleşmelere son vermektir.
5. Kanunlarda yer alan “Teknik Nezaretçi”
konumu tekrar düzenlenmelidir. Teknik
Nezaretçiler işyerine bağlı oldukları sürece
objektif ve güvenli bir rolleri olmayacaktır.
Teknik Nezaretçilerin devlete bağlı çalışmaları, kendileri için öncelikle “işten atılma korkusu” yaşamayacak bir zeminde ve
güvenle çalışmaları sağlanmalıdır. Kanun
ve yönetmeliklerdeki bu haliyle Teknik
Nezaretçiler, eksiklikler görseler dahi işten
atılma korkusuyla eksiklikleri defterlerine kaydedememektedir. Bu da, “eksiklik
yok” gibi bir durum yaratmakta, gerekli
önlemlerin hatta madenin kapatılmasınıçalışamaz halde olduğunu dahi görünmez
kılmaktadır.
6. Taşeron-rödövans gibi sistemlerin işçilerin
hayati güvenliğini ve sosyal güvenliğini
hiçe saydığı açıktır, taşeron ve rödövans
sistemlerine son verilmelidir.
2. Kanunlar ve yönetmeliklere ilişkin düzenlemelerin yapılmasında ısrar, önemlidir.
Kanun ve yönetmeliklerin eksiklikleri yeni
ölüm ve kazalara sebep olmaktadır.
7. Yer altı ve yer üstü madenlerinde yapılan
denetimler, üniversitelerden oluşturulacak
öğretim üyeleri ile birlikte, bağımsız ve objektif şekilde yapılmalıdır. Denetimlerin
gerektiği gibi yapılmadığı her olayda tekrar
tekrar kanıtlanmıştır.
3. Türkiye Cumhuriyeti, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) sözleşmesini 1995
tarihli ‘Madenlerde Güvenlik ve Sağlık
Sözleşmesi’ni imzalamalıdır.
8. Dolayısı ile köklü değişiklikler gerekmekte, yapılmadığı taktirde her gün tek tek
ölen işçiler tekrar toplu olarak rahatlıkla
öldürülebilmektedir.
92
Yaz 2014
MAKALE
ESKİŞEHİR BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONUNA
GENEL BİR BAKIŞ
Av. Buket ÜNLÜ HATİP
Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı
Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu olarak, hukukçuluğumuzu, ve hayvan
sevgimizi birleştirerek yaklaşık 2 yıldır aktif
bir şekilde faaliyet göstermekteyiz. Komisyon
üyeleri olarak sık sık ancak habersiz olarak
yaptığımız barınak ziyaretleriyle barınaklarda mevcut durumu gözlemlemekteyiz.Belli
aralıklarla Büyükşehir Belediyesi ise ortaklaşa
olarak afiş çalışmaları yapmaktayız. Yine adliye yemekhanesiyle yapmış olduğumuz anlaşma doğrultusunda her gün yemek artıklarını
teslim alıp, ihtiyacı olan yerlerdeki sokak hayvanlarına dağıtmaktayız.
Ülkemizde hayvan hakları 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunuyla düzenlenmiştir
5199/6.maddesinde;” Sahipsiz veya güçten
düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır.
Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan
ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten
sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır” hükmü yer almaktadır.Sokaklarda gördüğümüz kulaklarında küpe bulunan
köpekler ile kulaklarının uç kısmı kesilmiş
kediler işte bu aşılama ve kısırlaştırma işlemlerine tabi tutulmuşlardır. Ayrıca hayvanlarla
ilgili olarak TCK 151/2 maddesinde yer alan
mala zarar verme suçu düzenlenmiştir.İlgili
maddeyle,sahipli/sahipsiz hayvan ayrımı yapıldığı yetmezmiş gibi hayvanların da bizler
gibi birer canlı olduğu göz ardı edilmiş ve
hayvanlar “mal” olarak kabul edilmişlerdir.
Mevcut gündemimizde 5199 sayılı kanunda
yapılacak olan değişiklikler ile hayvan hakları ihlallerine caydırıcı yaptırımlar getirilmesi
planlanmaktadır. Yeni yasa çalışmalarında
hayvanların alındıkları yere geri bırakılacakları ifadesi çıkartılmaya ve sokak hayvanları
üzerinde deney yapılması sağlanmaya çalışılmaktadır. Yine sokak hayvanları,doğal yaşam
parkları, besleme odakları diye oluşturulan
yerlerde toplanarak sokaklardan alınarak bir
nevi ölüme terkedilmek istenmektedir. Bu
düzenlemeye gerek pek çok sivil toplum kuruluşu gerekse biz hukukçular şiddetle karşı
çıkmaktayız.
Hak ihlallerine karşı caydırıcı ve güçlü
adımlar atılması amacıyla bireysel olarak
Yaz 2014
93
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
aksi yönde, hayvan haklarını korumaktan
uzak ve ihlale açık maddeler içermesi nedeniyle, baroların amaçladığı kanun metninin ruhuna aykırı bu maddelerin kabul
edilmeyeceğini karar altına alan ortak bildirge düzenlenmesine karar verilmiştir.
değil,Türkiye’nin bir çok yerindeki hukukçular olarak birlikte hareket etmekteyiz.Bu doğrultuda Ankara,Eskişehir,İstanbul,İzmir,Man
isa,Aydın,Ordu,Bursa,Denizli,Uşak,Antalya,
Adana,Gaziantep,Kayseri,Sakarya gibi birçok
baronun işbirliği ile Türkiye Baroları Hayvan Hakları Kurulu’nu oluşturduk.Katılımcı
barolar ile üç büyük kurultay gerçekleştirdik.
Bu kurultaylardan ilk ikisi İstanbul,Antalya’da
yapılmış ve üçüncü kurultayın da Eskişehir
Barosu ev sahipliğinde yapılmasına karar verilmiştir.
Alınan bu karar doğrultusunda Türkiye Baroları 3.Hayvan Hakları Kurultayı 24.05.2014
tarihinde Eskişehir’de yapılmıştır. Kurultay’da
katılımcı baroların oybirliği ile alınan kararların özeti şu şekildedir;
• Öncelikle TBB bünyesinde bağımsız bir
hayvan hakları komisyonu oluşturulması
kararı alınarak buna dair ıslak imzalı talep
dilekçesi ve çalışma yönergesi oluşturulmuş ve Eskişehir Barosu Başkanı Sayın Av.
Rıza ÖZTEKİN kanalı ile TBB yönetimine teslimi sağlanmıştır.
• Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonu Başkanlığı alt komisyonu tarafından hazırlanan 08.05.2014 Tarihli, 5199
Sayılı Hayvanları Koruma Kanununda
değişiklik öngören çalışma raporunun,
içerik olarak daha önceki çalışmalarımızda
raporlanarak sunulan taleplerin tamamen
94
Yaz 2014
• Hayvan hakları ihlalleri karşısında hukuksal çözüm arayışında destek olacak şekilde
diğer disiplinlerle (tıp, sosyoloji, iletişim
vb.) işbirliğinin sağlanması ve ortak çalışma düzenlenmesi kararlaştırılmıştır.
• Hayvanlara karşı gerçekleştirilen hak ihlalleri karşısında hızlı ve hukuksal çözüm
ve müdahale için Türkiye’de bulunan 7
bölgede faaliyet göstermek üzere Türkiye
Baroları Hayvan Hakları kurulları üyeleri
arasından seçilen bölgesel bir temsilci mekanizması oluşturulmuştur.
• Yasa tasarısı hakkındaki hak ihlali oluşturacak düzenlemelerin yasama tarafından
yeniden gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi için son duruma ilişkin çekince ve
taleplerin komisyon yetkilileri ve yasama
mensupları ile yeni görüşmelerle iletilmesine karar verilmiştir.
• Kocaeli başta olmak üzere, pek çok ilde
yasa çıkmış gibi uygulamaların sürdürüldüğü tespit edilmekle bu uygulamalara
karşı ortak bir tavırla eylem ve yol planı belirlenmiş, başından beri hayvan haklarının
lafzı ve ruhuna aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kayıtsız şartsız karşı çıktığımız doğal
yaşam ve benzeri isimdeki tecrit alanlarının tamamen gündemden kaldırılmasına
yönelik çalışmalarımızın,eylemli olarak
faaliyete geçirilmesi görüşülüp karara bağlanılmıştır.
Her zaman dediğimiz gibi;” Onlar hayatımızın vazgeçilmezleri, bizler de onların gönüllü
savunucularıyız.”..
MAKALE
MESLEKİ İTİBARSIZLAŞTIRMA
Stj. Av. Mevlüt Kemal KISA
Eskişehir Barosu
Bugün toplumun her alanında sadece biz avukat ve avukat adayları için değil ‘’okumuş adamın’’ toplumda itibarının azaltılmaya ve hatta
bazı meslekler açısından yok edilmeye çalışıldığının ne yazık ki hepimiz farkındayız .Hukuksuzca gözaltına alınan avukatlar,yeni avukatlık
yasası,atama bekleyen binlerce öğretmen,işsiz
üniversite mezunları,müteahhit altında ezilen
mühendislerimiz,doktorların mesleki eylemlerini kısıtlayan fiiller…Bu liste bu şekilde
uzar gider.
Bu fiil ve eylemlerde her hakkaniyete aykırı
durumda söz konusu olduğu gibi,zarar görenlerin yanında,nemalanan da bir kesim elbette
bulunmaktadır. Tabiri caizse pire için yorgan
yakılmakta,belli bir azınlık için büyük bir çoğunluğun hakları hiçe sayılmakta ve gasp edilmektedir.Şüphesiz ki bu durum Türkiye’yi
geriye götürecek ve gençlerimizi okumaktan
uzaklaştıracak ve kısa yoldan köşeyi dönebilecekleri düşüncesini onlara aşılayacaktır.
Okumanın gerek para kazanmak açısından
gerekse sosyal statü sahibi olabilmek için gereksiz bir durum olduğunu düşündürecektir.
Hayatta elde edebileceğimiz şeylerin okumak,
çalışmak ve iyi bir insan olmakla elde edilebileceğini değil,birilerine yandaş olarak, parazitçe bir yaşam sürmenin artı bir değer olduğu düşüncesini oluşturacaktır.Eğitilmek, bir
insanın ufkunu açmak onlar için maymunun
gözünü açması anlamına geleceği için, eğitimsiz bir nesil istemekte bu yöneticilerin en
tabii hareketi olmaktadır. Bu senelerdir böyle
süregelmiş ve artarak da süregelmeye devam
etmektedir.
Mesleğimiz,açısından bakacak olursak,artan
hukuk fakülteleri ve kontenjan sayısıyla yeterli, yetersiz eğitim verildiği düşünülmeden
her alanda olduğu gibi, bir rekabet piyasası
oluşturularak ucuz iş gücü yaratılmaya çalışılmaktadır. Bunun yanında ise yeni avukatlık
yasasıyla işçi avukatların birçok hakkı elinden
alınmakta ve yine genel bir politika olan şirketleşme yoluna gidilmektedir. Şirketlerin her
eylemi güvence altına alınırken, bu sistemin
asıl emekçileri avukatlar göz ardı edilmektedir.
Güncel bir örnek üzerinden gitmek gerekirse,
bu yanlış politikanın Soma’da ne gibi büyük
acılara yol açtığını hepimiz gördük. Şirketin
kazancı için düşürülen giderler, devletin denetleme usulünde yaptığı yolsuzluklar, buradaki şirkete verilen imtiyazlar… Avukatlık
yasası ile bizim açımızdan elbette can kaybı
olmayacaktır ama hak kaybı aynen gerçekleşecektir ve bizler hakkımızı, canımız gibi savunmadığımız sürece de bu durum aynen devam
edecektir.Bizlerin bu hususta üstümüze düşen
yükümlülükler mesleğimiz açısından daha da
Yaz 2014
95
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
fazladır. Sadece avukatlık savcılık veya hakimlik açısından değil her mesleğin sorumluluğunu üstlenmemiz ve hakkını savunmamız gerekmektedir. Belki de senelerdir yapılan yanlış
uygulamalara ses çıkarmadığımız için bugün
sıra bize gelmiştir.
Bu konuda karşılaştırma yapmamız ve farklı
bir görüş olarak arkadaşım Dr. Yasin Koca’nın
da mesleki sorunları ve hukuksuzluklarla ilgili
görüşlerini değerlendirelim:
“Merhaba, ben Dr. Yasin Koca… 2012 yılında
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun
oldum. Mecburi hizmetimi Sağlık Bakanlığının öngördüğü şekilde Mardin Kızıltepe Devlet
Hastanesi Acil servisinde pratisyen tabip olarak
yürütmekteyim. Bu konuda kendi gördüğüm ve
meslektaşlarımın karşılaştığı yanlışlara değinmeye çalışacağım.
İlk olarak üzerinde durmak istediğim husus
en büyük sorunlarımızdan biri olan, hasta
ve(ya) hasta yakınlarının bizzat ben ve tüm
sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin normalleştirilmesi çabaları ve buna bağlı olarak bu
eylemlerin son yıllarda giderek artmasıdır.Bu
vahim durum öylesine normal bir hal almıştır
ki Sağlık bakanlığı tüm kamu hastanelerine,
sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin basına
yansıtılmamasını talep eden yazıları sıkça göndermekte diğer yandan ise bir çok meslektaşımızın iş yoğunluğundan dolayı meydana gelebilecek en ufak hataları bile şikayet edebilecekleri
‘’Alo 184’’ doktor şikayet hattını uygulamaya
sunulmuştur. Bu hatta yapılan her şikayet kabul
görerek,doktorları sürekli olarak savunma yapmaya sevk etmektedir ve bu durum zaten az
olan vaktimizi tüketmektedir.Birçok kez hasta
bakarken Alo 184 hattının ‘’tuhaf ’’ şikayetlerine cevap vermek zorunda bırakıldık ve bırakılıyoruz.
96
Yaz 2014
Bakanlığımızın yine gerekli temeli oluşturmadan yürürlüğe soktuğu ‘ACİLE GELEN HER
HASTA MUAYENE OLUR’ uygulamasıyla
usulsüz olarak kimliği olmayan T.C. veya Suriye vatandaşı kişilerin kayıtsız olarak veya yanlış
beyana dayalı kayıtlarla muayene etmek zorunda bırakılıyoruz,bu uygulamanın bir diğer
kötü tarafı da polikliniklere yapılan başvuruda
alınan muayene ücretinin acil serviste alınmamasından dolayı yoğunluk giderek artmakta ve
gerçek acil durum teşkil eden hastaların vakitlerini çalmaktadır .Dünya sağlık örgütünün
2013 yılında yaptığı konferansın konusu bu
durumun vahametini gözler önüne sermektedir.
’’75 MİLYON NUFUSA SAHİP BİR ÜLKEDE BİR YILDA NASIL 90 MİLYON ACİL
BAŞVURUSU OLUR’’ .Gerekli altyapı oluşturulmadan yapılan bu ve buna benzer uygulamalarla tüm acil servisler acillik olmuştur!
Bütün bu eksikler aslında saymakla bitmez
ama değinebileceğim konular şimdilik bu
kadar,Devlet mevcut Üniversiteleri yeterli seviyeye getirmeden yenilerini açarak zaten düşmüş
olan meslek kalitesini iyice düşürmekte vatandaşın canıyla kumar oynamaktadır. Benzer
durum tüm fakülteler içinde geçerlidir .Bize
düşen görevimizi en iyi şekilde icra etmek ve
yapılan yanlış uygulamaların düzeltilmesi için
elimizden geleni yapmaktır.
Buradan sana ve tüm meslektaşlarına çalışma
hayatında başarılar diliyorum.”
Dr. Yasin KOCA
Yazımı bitirirken farklı bir açıdan biz de üzerimize düşeni yapmalı,mesleğin onur ve şerefine
uygun hareketlerden ayrılmayarak,birbirimize
olan desteğimizi ve bağımızı arttırarak sürekli
hale getirmeliyiz.Algılarımızda yapacağımız
değişikliklerle aslında mevcut olan birçok sorunu çözmek bizim elimizde. Sevgi ve saygılarımla…
MAKALE
ANONİM ŞİRKETLERDE
GENEL KURULA KATILMA HAKKI
Av. Hüseyin AKÇAR
Eskişehir Barosu
A) GENEL OLARAK
Türk Ticaret Kanununun 269. maddesinde;
bir unvana sahip, esas sermayesi muayyen ve
paylara bölünmüş olan ve borçlarından dolayı
yalnız mameleki ile mesul bulunan şirket şeklinde tanımlanan anonim şirketler faaliyet konuları ve büyüklükleri itibariyle Türkiye ekonomisine yön veren, genellikle büyük sermayeli kuruluşlardır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
verilerine göre ülkemizde 100.000’in üzerine
anonim şirket faaliyet göstermektedir. Türk
Ticaret Kanunu’nun 277. maddesine göre
anonim şirketlerin kurulabilmesi için en az 5
kurucunun bulunması şarttır. Dolayısıyla ülkemizde 500.000’in üzerinde anonim şirket ortağı bulunmaktadır. Ortak sayısının 5’in üstünde
olduğu şirketlerin sayısının da azımsanamayacak kadar çok olduğu düşünüldüğünde bu sayının çok daha fazla olduğuna şüphe yoktur.1
Türk Ticaret Kanunu, anonim şirket işlemlerini düzenlerken şirket ortaklarının haklarını
da hüküm altına almıştır. Bu çalışma yukarıda
açıklandığı üzere çok sayıda olan şirket ortaklarının kanuni haklarını tanımaları ve gerektiğin1 AKKAYA Y. 6762 Sayılı Ticaret Kanununa Göre Anonim
Şirketler’de Pay Sahibi Hakları, Yaklaşım Dergisi
h t t p : / / w w w. y a k l a s i m . c o m / m e v z u a t / d e r g i /
makaleler/20100617010.htm (02.01.2012)
de kullanmaları açısından önem taşımaktadır.
Bu çerçevede çalışmamın başında pay sahipliği
kavramının kısaca tanımı yapılacak, sonrasında 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun’da pay
sahiplerine sağlanan haklardan Genel Kurula
Katılma Hakkına geçilecektir.
B) PAY SAHİPLİĞİ KAVRAMI
Pay, sahibine çeşitli haklar sağlar. Bu hakların kaynağı “pay”dır. Pay sahipliği haklarının
bağlı olduğu ilkeler vardır. Haklar niteliklerine göre değişik şekilde korunurlar. Pay sahipliği haklarına anonim şirketler hükümleri ile
hukukun genel ilkeleri uygulanır.2
Pay sahipliği kavramı kişilerin şirketin sermayesine katılmasını ifade etmektedir. Bu itibarla
bir şirketin sermayesine katılan kişi pay sahibi
kabul edilmektedir. Pay sahipliği herhangi bir
kişi tarafından şirketin kuruluşunda veya sermaye artırımında sermaye taahhüt ederek kazanılabileceği gibi, bir şirkette pay sahibi olan
kişiden sahibi bulunduğu hisseleri satın almak
yoluyla da kazanılabilmektedir.3
2 TEKİNALP Ü./POROY R./ÇAMOĞLU E. Ortaklıklar
ve Kooperatif Hukuku, 10. Tıpkı Basım, Eylül 2005
s.492
3 AKKAYA Y. http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/
makaleler/20100617010.htm (02.01.2012).
Yaz 2014
97
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Pay, pay sahipliği konumunu ifade eder; hak
ve borçlar da paya bağlıdır. Pay sayısı anasözleşmede belirli, fakat payların sahipleri değişkendir. Paya sahip olan kişi, pay sahibi sıfatını
kazanır ve payın sağladığı hak ve borçların da
sahibi olur.4
Pay sahipliği haklarını, anonim şirketler ile
pay sahibi arasındaki- anonim şirket ilişkisi dışındaki- çeşitli ilişkilerden doğan alacak
hakları ve taleplerinden ayırmak gerekir. Gerçekten; herhangi bir pay sahibi ile anonim
şirket; kira, satım, vekalet, iş, eser ve taşıma
gibi bir sözleşmenin taraflarını teşkil edebilirler yahut vekaletsiz iş görmeden ya da haksız
fiil yahut sebepsiz zenginleşmeden taraflardan
biri lehine alacak hakları veya talepler meydana gelebilir. Anonim şirket ile pay sahibinin
“taraf ” oldukları bu tür ilişkilerin niteliğine
göre, pay sahibi sıfatı alır ve ilgili hükümlere
tabi tutulur, haklar kazanır,borçlar yüklenir.5
C) KATILMA HAKKI
1. NİTELİĞİ
Genel kurula katılma hakkı, Türk Ticaret
Kanunu’nun “Müktesep Haklar” başlıklı 385.
maddesinin 2. fıkrasında, pay sahibinin, bu
mevkiden kaynaklı diğer haklarını (oy hakkı,
kar payı hakkı, gibi) kullanabilmesi için temel
bir hak olarak düzenlenmiştir.6
Pay sahibinin genel kurula katılma hakkı vazgeçilemez ve bertaraf edilemez nitelikte bir
haktır. (Türk Ticaret Kanunu mad. 385/2)
Çünkü; “organların tayini, hesapların tasdik
ve kazancın dağıtılması gibi şirket işlerine
müteallik haklarını, pay sahibi, umumi he4 BAHTİYAR M. Ortaklıklar Hukuku, 3. Bası, Ekim
2007, s.146.
yet toplantılarında kullanır.” Bu hakkın şarta bağlanması, bertaraf edilmesi, dolaylı veya
dolaysız tarzda sınırlandırılması pay sahibinin
birçok hakkını kullanamamasına veya sınırlı
olarak kullanmasına sebebiyet verir.7
Genel kurul, şirketin en üst ve karar organı ve
dolayısıyla şirketin aşağı yukarı tüm ilişkileri
genel kurulun kararına tabi olduğundan, pay
sahiplerinin bu kurula katılarak alınacak kararlarda etkili olmaları, onlar için bu hakkın
vazgeçilmezliğini ve bertaraf edilmezliği özelliğini ortaya çıkarmaktadır.8
Gerçekten de, pay sahibinin şirket yönetimine katılımı, esas sözleşmede ve yasada düzenlenen haklarını kullanabilmesi için öncelikli
olarak genel kurula katılabilmesi gerekir. Bu
sebeple, genel kurula katılma hakkı şarta bağlanamayan, engellenemeyen, sınırlanamayan
bir hak niteliğindedir.9
Nisbi emredici hükümlerle korunan haklar,
niteliğinde olan bu hakkın kısmen veya tamamen kaldırılmasını öngören ana sözleşme
hükmü veya bir genel kurul kararı kararı batıldır.10
Genel kurula katılma hakkını oy hakkının
mevcut olması şartına bağlı kılmak, özellikle
Türk Ticaret Kanunu’nun 361/2 ve 3. maddelerinden böyle bir anlam çıkarmak doğru
olmaz.11
Genel Kurula katılma hakkı, oy hakkından
başka kuruldaki tartışmalara katılma, dilek
7 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.542.
8 PULAŞLI H. Şirketler Hukuku, 4.Bası, İstanbul 2003,
s.638.
9 YENİOCAK U. s.47.
5 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.493.
10 MOROĞLU E. TTK’ya göre Anonim Ortaklıklarda
Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 4.Bası,
İstanbul 2004, s.103.
6 YENİOCAK U. Anonim Şirketlerde ve Limited
Şirketlerde Hisselerin Haczi, Ankara 2009, s.47.
11 ARSLANLI H. Anonim Şirketler II, Anonim Şirketin
Organizasyonu, İstanbul 1959, s.25.
98
Yaz 2014
MAKALE
ve önerilerde bulunma, iptal davası hakkının
kullanılmasıyla ilgili işlemleri yapma, bilgi
alma hakkı gibi hakları kapsar.12 Oy hakkı
bulunmayan bir kimsenin veya temsilcinin,
diğer şekle ilişkin gerekleri yerine getirmiş olması koşuluyla, genel kurula katılmasına ve
buna bağlı diğer haklarını kullanmasına engel
olmaz.13 Aksi halde alınan kararlar sakat ve iptal edilebilir bir karar olur.14
Türk Ticaret Kanunu’nun 385. maddesinin
2. fıkrasında müktesep haklar, sayım yoluyla
gösterilirken, genel kurula katılma hakkının
ana hak olduğuna işaret edilmiştir. Ancak,
genel kurula katılma hakkı; mutlak müktesep hak değil, vazgeçilemez, bertaraf edilemez
bir haktır. Çünkü yukarıda bahsedilen diğer
haklar (oy hakkı, bilgi alma hakkı vb.) genel
kurula katılma hakkından doğmaktadır.15
Yargıtay da vermiş olduğu bir kararında genel
kurula katılma hakkının doğal hak olduğunu
vurgulamıştır.
2. EŞİT İŞLEM İLKESİ
Genel kurula katılma hakkı, mutlak müktesep hak olduğu gibi, eşit işlem ilkesinin mutlak anlamda geçerliliğini gösterdiği bir haktır.
Pay sahipliği haklarından yararlanmada ölçü,
sermayeye katılmanın bir oranıdır. Kural olarak, pay sahiplerinin sayısı nazara alınmaz.
Bir paya sahip olan bir şahıs kara ve tasfiye
artığına bir birim ile katılır, bir birimlik rüçhan hakkı kullanabilir, bedelsiz paylardan bir
birimlik edinebilir, bir birimlik hazırlık faizi
alabilir. Buna karşılık 100 payı olan kişini
12 PULAŞLI H. s.638. MOROĞLU E. s.103.
13 MOROĞLU E. s.103. ARSLANLI H. s.25.
14 MOROĞLU E. s.103.
15 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.542. Yarg.
11. HD’nin 23.10.1984 tarihli ve E.1984/4349,
K.1984/4966 sayılı Kararı
yararlanması, 100 birimliktir. Buna oransallık denir. Fakat bazı hakların kullanılmasında
oransallık ilkesi uygulanmaz. Başka bir deyişle, bazı hakları tek paya sahip bulunan pay
sahibi de bütün kapsamı ile kullanabilir ve
ondan yararlanabilir. Örneğin, konusunu işlediğim, genel kurula katılma hakkında oransallık ilkesi uygulanmaz. Burada eşit işlem
ilkesi mutlak anlamda geçerliliğini korur. Bir
paya sahip olan ile binlerce paya sahip olan
arasında hiçbir zaman fark gözetilemez.16
3. ÖZEL DURUMLAR
aa) OYDAN YOKSUNLUK HALİNDE
Pay sahiplerinin oy haklarının sınırlandırılması mümkündür.17 Kanun koyucu, Türk Ticaret Kanunu mad. 291 ile mad. 374’de oy
hakkından yoksunluk hallerini düzenlemiştir. Oy hakkından yoksunluğun, genel kurula katılma ve buna bağlı hakların kullanımı
üzerinde etkisi yoktur. Çünkü bu haklar, oy
hakkından bağımsız nitelikte haklardır.18 Nitekim bazı hallerde, oy hakkından yoksun pay
sahiplerinin genel kurula katılması kaçınılmaz
bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Örneğin,
yönetim kurulu üyelerinin, haklarındaki ibra
kararlarında oy kullanma hakları yoktur. Bununla birlikte, pay sahiplerini aydınlatmak ve
genel kurulu gereği gibi işlemesini sağlamak
için toplantıda bizzat hazır bulunmakla yükümlüdürler.19 (Türk Ticaret Kanunu mad.
375)
16 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.504-543.
17 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.554.
18 ARSLANLI H. s.23-24.
19 ÖZER I. Anonim Ortaklıklarda Genel Kurul, Genel
Kurulun Elektronik Ortamda Toplanması ve Karar
Alması, s.58. (YÜKSEK LİSANS TEZİ). Yarg. 11.HD’nin
19.07.2007 tarihli ve E.2006/2171, K.2007/10775 sayılı
Kararı. (Palmiye,Mevzuat Programı) TEKİL F. Anonim
Şirketler Hukuku, 2. Baskı, İstanbul 1998, s.268.
Yaz 2014
99
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Oydan yoksun olunduğu durumlarda, genel
kurula katılabilme konusu tartışılmazken,
müzakerelere katılma ve öneride bulunma
hakkı tartışmalıdır.20
Burada üzerinde durulması gereken son nokta, Sermaye Piyasası Kanunu mad. 14/A’da
düzenlenen oydan yoksun pay senedi sahiplerinin genel kurula katılma hakları olup
olmadığıdır. Sermaye Piyasası Kurulu’nun
Sermaye Piyasası Kanunu mad. 14/A hükmüne dayanarak yayımladığı Seri: I, No:30
sayılı “Oydan Yoksun Hisse Senetlerine İlişkin Esaslar Tebliği” mad. 17’ye göre oydan
yoksun pay senedi sahipleri, esas sözleşmede
hüküm bulunmak kaydıyla, genel kurula oy
hakları bulunmaksızın katılabilir ve görüş
açıklayabilirler.21
bb) ASLEN VEYA TEMSİLCİ
ARACILIĞI İLE GENEL KURULA
KATILMA HALİ
Pay sahibi genel kurula katılma hakkını bizzat
veya temsilci aracılığıyla ile kullanabilir. Genel kurula katılma hakkının bizzat pay sahibi
tarafından kullanılmasında geçerli olan ilkeler, temsilci aracılığı ile kullanmada da aynen
yürür.22
Genel kurula katılma hakkı temsilci aracılığı
ile kullanıldığında, bunu belirleyecek temsil
yazısına “Temsil Belgesi”, “Temsil Selahiyetname” veya “Temsil Vekaletnamesi” denir.23
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Komiserleri
Yönetmeliği’nin 21. maddesinin 7. fıkrasına
göre, halka açık olmayan şirketlerde nama
ve hamiline yazılı hisse senetleri sahiplerinin
20 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.543.
21 ÖZER I. s.59.
22 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.543.
23 ÇEVİK N. Uygulamada Şirketler Hukuku, 3. Baskı,
Ankara 2002, s.527.
100 Yaz 2014
temsilcilerinin vekaletnamelerinin yönetmelik eki olan 3 no’lu örneğe uygun olarak düzenlenmesi, vekalet verenin imzasının notere
tasdik ettirilmesi veya noterce onaylı imza
sirkülerinin vekaletnameye eklenmesi şart koşulmuştur.24 Aksi halde komiser vekili toplantıya almaz.25
Temsil yetkisi, pay sahibi olmayan bir kimseye ana sözleşmede aksine bir hüküm bulunmaması koşulu ile verilebilir.(Türk Ticaret
Kanunu mad. 360/2) Kanuni temsil, Medeni
Kanun hükümlerine göre söz konusu olur.26
Şirket tarafından temellük edilmiş bulunan
payların genel kurulda temsili caiz olmadığından bu durumdaki payların maliki bulunan
şirketin, genel kurul toplantısında temsilci
aracılığı ile temsil edilmesi söz konusu olamaz. (Türk Ticaret Kanunu mad. 329)27
Bir pay senedinin birden çok sahibi bulunduğu takdirde bunlar ancak kendi aralarından
biri de olabilecek bir temsilci ile kurula ve oylamaya katılırlar.(Türk Ticaret Kanunu mad.
373)28
TTK m. 360/2 uyarınca, esas sözleşmeye hüküm konarak getirilebilecek sınırlandırma sadece üçüncü kişilerin temsilci olamayacakları
yönünde bir sınırlandırmadır.29
Bununla birlikte, pay sahibinin genel kurula
katılma ve oy hakkını ortadan kaldırmamak
koşuluyla temsilcinin kişiliğine ilişkin olarak,
belli bir yaşın, vatandaşlığın veya mesleğin
24 MOROĞLU E. s.104.
25 Yarg. 11. HD’nin 22.01.2001 tarihli ve E.2001/9458,
K.2001/320.
26 MOROĞLU E. s.104.
27 ÇEVİK N. s.527.
28 MOROĞLU E. s.104. İPEKÇİ N. Açıklamalı-İçtihatlı
T.T.K. Şerhi, Ticaret Şirketleri Tatbikatı 2.Cilt,Ankara
2002, s.1225-1226 DOĞAN A. Sermaye Şirketlerinde
Kuruluş ve Genel Kurul Rehberi, Ankara 1997, s.115.
29 ÖZER I. s.65.
MAKALE
aranması gibi bazı sınırlandırmaların esas sözleşme ile getirilmesi olanağı vardır. Pay sahibi
bu tip bir sınırlandırmaya aykırı nitelikte bir
temsilci seçerse anonim şirket, bu temsilcinin
kişiliğine karsı itiraz edebilir ve onun genel
kurula katılmasını engelleyebilir. Bu durumda pay sahibinin bizzat genel kurula katılması
veya şartlara uyan bir başka kişiyi temsilci olarak tayin etmesi gerekir.30
Pay sahibinin, sahip olduğu payların bir kısmı
için bizzat genel kurula katılıp oy kullanması, diğer kısmı için bir başka pay sahibi veya
üçüncü bir kişiye temsil yetkisi vermesi ya da
sahip olduğu her pay için farklı temsilciler tayin etmesi mümkündür. Çünkü her pay, pay
sahibinin kişiliğinden soyutlanmıştır ve her
biri diğerinden bağımsız olarak haklar verir.31
Fakat buna karşılık Türk Ticaret Kanununda
her pay sahibinin genel kurulda tek temsilci
ile temsil ettirebileceği bir düzenleme yoktur.
Bu açıdan bakıldığında doktrinde bir tartışma
ortaya çıkmaktadır.32
cc) PAY SAHİPLİĞİ HAKLARININ
DONDUĞU HALLERDE
Türk Ticaret Kanunu mad. 329/3’te “şirketçe devralınan payların umumi heyette temsili
caiz değildir.” kuralı öngörülmüştür. Kuralın
anlamı tartışmalıdır. Bu kural, anonim şirketlerin kendi paylarını istisnaen iktisap ettiği
haller için getirilmiştir. Bu hüküm dolayısıyla,
anılan payların oy haklarının kullanılamayacağında görüş birliği vardır.33 Bu duruma “oy
hakkının donması” da denir.34 Nisaplarda bu
payların hesaba katılıp katılamayacakları tar30 ÖZER I. s.66.. TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU),
s.563.
31 ÖZER I. s.67.
32 Görüş Prof.Dr. Mehmet Helvacı.
33 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.543
34 ÖZER I. s.58.
tışmalıdır. Ancak genel kurula katılma sorunu
incelenmemiştir.35
Bu kuralın sebebi, payların anonim şirketlerin
elinde bulunması sebebiyle genel kurula katılmanın veya katılmamanın bu durumda pratik bir önem taşımamasıdır. Ancak karşılıklı
katılmada, donmanın kabul edildiği hallerde
yavru ortaklığın ana ortaklığın genel kuruluna katılıp katılamayacağı pratik sonuç doğurabilecek özelliklere sahiptir.36
Karşılıklı katılma, iki anonim şirketin birbirlerinin pay sahibi olmaları anlamına gelir. Bir
hakimiyet ilişkisi olmaksızın karşılıklı katılma
söz konusu ise Türk Ticaret Kanunu mad.329
hükümleri uygulama alanı bulmaz ve genel
kurula katılma ve buna bağlı olan hakların
kullanılması mümkündür. Buna karşılık birbirinin paylarını iktisap etmiş şirketler arasındaki hakimiyet ilişkisi, dolayısıyla hakim
şirket – bağlı şirket ilişkisinin ortaya çıkmış
olması sonucu değiştirir. Bağlı şirket, sermayeye güçlü bir biçimde katılma nedeniyle hakim şirket tarafından bağımsız bir iradesinin
olmadığı kabul edilecek şekilde egemenlik
altında bulunuyorsa, Türk Ticaret Kanunu
mad. 329/3 gereği oy hakkı donar. Dolayısıyla bağlı şirket, hakim şirketin genel kurulunda
söz konusu paylardan doğan katılma hakkını
ve buna bağlı hakları kullanamaz.37
Federal Ticaret Sicili Dairesinin vermiş olduğu bir kararında, söz konusu hükmün (TTK.
Mad. 329/3), yönetim kurulunun diğer ortakları hakimiyet altına almasına engel olmak
için konulduğu ifade edilmekte ve kuralın ge35 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.543. TEOMAN
Ö. Oy hakkından Yoksunluk,Ocak 1983, s.60. (Sadece
TEOMAN, “kuralın oy vermesi, dar anlamda genel
kurula katılmayı …. kapsamaktadır.” demektedir.)
36 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.543.
37 ÖZER I. s.167. TEOMAN Ö. TTK 329’un Anlamı,
Otuz Yıl Ticaret Hukuku -Tüm Makalelerim, C. I,
(1971–1982), İstanbul 2000, s.272.
Yaz 2014
101
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
nel kurula katılmayı da kapsadığı belirtilmektedir. Genel kurula katılmanın, açıklanan sebeple doğru olmayacağı söylenirken, konuşma
ve öneride bulunma hakkının düşünüldüğü
şüphesizdir. Çünkü yönetim kurulu mezkur
paylara ait konuşma ve öneride bulunma hakkını, kendi dışındaki kişilere kullandırarak,
bu güçten haksız olarak yararlanabilir. Aynı
gerekçenin, karşılıklı iştirakte, ana ortaklığın
yavru ortaklığın temsilcisini veya temsilcilerini konuşturması halinde de geçerli olduğu
şüphesizdir. Onun için donmada; oydan yoksunluktan değişik bir sonuca varmak menfaatler dengesine daha uygun düşecektir.38
dd) HAKKIN SAHİPLERİ
hip olan malik, intifa hakkı sahibinin, oyunu,
pay sahibinin menfaatlerini hakkaniyete uygun bir şekilde göz önünde tutarak kullanıp
kullanmadığını izleyebilir.41
Bununla beraber, pay sahipleri veya temsilcilerin yardımcıları niteliğinde olan avukat, mali
müşavir veya teknik müşavirlerin toplantılara
pay sahipleri veya temsilcileri ile birlikte girme hakları yoktur, ancak divan başkanı veya
her halükarda genel kurul, genel kurula katılma izni verebilir.42 Ancak bu anılan yardımcı
kişilerin genel kurula girmelerine herhangi bir
itiraz olmaz ise, genel kurula katılabilirler ve bu
durum genel kurul kararı sakatlığına yol açmaz
ve dolayısıyla bir iptal nedeni de olmaz.43
Toplantıya katılma ve oy verme hakları bulunan kimselerin sıfat ve hüviyetlerinin tespitinde Türk Ticaret Kanununun 360. maddesi
hükmü göz önünde bulundurulur. Genel kurula katılma hakkı kural olarak pay sahiplerine aittir. Nama yazılı pay senedi sahipleri,
pay sahipleri defterindeki kayıtlara göre kurula alınırlar.(Türk Ticaret Kanunu 417/4) Bu
türden senetler rehnedilmiş, vedia veya ariyet
olarak verilmişse kurula katılma ve dolayısıyla oy hakkı pay sahibi tarafından kullanılır.(
Türk Ticaret Kanunu 360/3)39
ee) GENEL KURULA KATILMA HAKKINA BAĞLI OLAN HAKLAR
Genel kurula katılma hakkı yukarıda da bahsedildiği üzere malike( veya temsilcisine) ve
üzerinde intifa hakkı bulunan paylar açısından –aksi öngörülmemişse- intifa hakkı sahibine aittir.40 Son halde malike de genel kurula
katılma, hatta konuşma ve öneride bulunma
hakkı da tanınmalıdır. Bu hak Türk Ticaret
Kanununun 360. maddesinin 4. fıkrasının 2.
cümlesinden doğar. Zira, ancak bu hakka sa-
• Ticaret Kanunu mad. 362’deki “amade
bulundurma” yı isteme hakkı,
38 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.563-564.
39 MOROĞLU E. s.103.
40 ÖZER I. s.48.
102 Yaz 2014
Genel kurula katılma hakkına bağlı olan şu
haklar, katılma hakkının özellik ve niteliklerine sahiptir. Bu haklar detaylı bir şekilde incelenmeyecektir. Haklar;
• Genel Kurula kanun ve esas sözleşme hükümleri uyarınca çağrılma hakkı,
• Gündemin önceden ilan ve tebliğ edilmesi
konusundaki hak,
• Her hesap döneminde adi genel kurul toplantısına davet edilme hakkı.
Yukarıda sayılan bütün haklar, genel kurula
katılma hakkının mahiyetini taşır.44
41 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.544. PULAŞLI
H. s.638.
42 TEKİNALP (POROY/ ÇAMOĞLU), s.544.
43 PULAŞLI H. s.638.
44 ÇEVİK N. s.527- 528. TEKİNALP (POROY/
ÇAMOĞLU), s.544. BAHTİYAR M. s. 170.
SÖYLEŞİ
BİR “DOST” O; AŞIK VEYSEL
AŞIK VEYSEL TİYATRO OYUNUNDA;
“DOST”
Av. Hüseyin AKÇAR
Eskişehir Barosu
Kazım Sinan DEMİRER
Oyuncu
O, Anadoluyu ve Türk insanını en iyi anlatan
ozandı. Yaşama sevinci ile hüzün, iyimserlik
ile umutsuzluk buluştu onun şiirlerinde. Ve o
efkarlı bir o kadar da içten bir sesdi. İşte bu
kişi AŞIK VEYSEL.
Sinan Demirer’in öncülüğünde Aşık Veysel,
41 yıl önce Türkiye çok değerli bir ozanını
kaybetti. O hep gönlümüzde, şiirlerde ve
türkülerde yaşadı. İşte şimdi de bir tiyatro
oyununda can buluyor.
Bu oyunla “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü
Eskişehir Şehir Tiyatrolarında, başka hiçbir
yerde olmayan bir şey oldu. Oyuncu Kazım
ve Aşık Veysel dünyasında bulduk kendimizi.
tiyatro oyununa taşındı. İnanılmaz bir
proje oldu ki bütün izleyenler, karşısında
AşıkVeysel’i gördü.
alan oyuncu Kazım Sinan Demirer ile
“DOST” adlı oyun üzerine bir ropörtaj yaptık
Buyurun hep birlikte bakalım bu dünyaya…
Yaz 2014
103
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
• Böyle Bir Proje Yapmak Nerden
Aklınıza Geldi?
Oyuncu olarak bugüne kadar onlarca oyunda
oynadım. Kimi yabancı yazarların kimi de bu
toprakların oyunlarıydı. Ve bütün bu oyunları
başka yönetmenler yaptı. Uzun zamandır
kalbimde bu toprakların ulu ozanları ile ilgili
bir oyun yapmak istiyordum. Üstelik kendim
yazıp kendim yönetmek. Çünkü oyunculuk
üslubum ve 14 yıllık meslek hayatımda artık
kendi kalbimi ve oyunculuk sınırlarımı
görmek istiyordum. Bunun için de Aşık
Veysel’den daha uygun bir dünya olamazdı.
Tam ben bu hislerdeyken sazlı sözlü bir dost
muhabbetinde arkadaşım Tulga Serim “neden
Aşık Veysel yapmıyoruz” diye meseleye girdi.
Ben de “saçmalama” dedim. Çünkü ortada ne
bir metin var ne de daha önce Aşık Veysel ile
ilgili yapılmış bir tiyatro oyunu var. Külliyen
çılgınlık! Fakat Tulga bunu düşünmemi ve
bunun üzerine çalışmamı istedi. İlk etapta
asla olmayacak diye düşündüğüm bu proje, o
akşamdan sonra kalbime ve hayalime düşmüş
oldu. Başladım uzun ince bir yolda yürümeye…
104 Yaz 2014
• Elinizde Hiçbir Metin Olmadan
Böyle Bir Sürece Girdiniz, Merak
Ediyorum Acaba Oyun Çıkarma
Aşaması Nasıl Gerçekleşti?
İlk başta Aşık Veysel ile ilgili bildiğimiz
bilmediğimiz ne varsa toplamaya başladık. Ve
bu süreçte gördüm ki bu tek kişilik oyunla ya
meslek hayatımın sonuna gelmiş olacağım ya
da ayakta alkışlanıp hayatta unutamadığım bir
şey olmuş olacak. Haydi bakalım yol ayrımı…
Bu lokmayı yemeye karar verdim. Aşık Veysel
ile ilgili bir çok belgesel ve doküman vardı.
Fakat hiçbirinde bir başlangıç ve sonuç yoktu.
Bir tiyatro oyunu yazmaya karar verdiyseniz,
hele bir de Aşık Veysel ise bu iş, çok iyi bir
hikayesi ve çok iyi bir örgüsü olan bir oyun
olmalıydı. Başta, oyuncu Sinan olarak sahneye
gelecektim. “A dostlar size Aşık Veysel’in hayat
hikayesini anlatacağım.” tarzında bir oyun
olacaktı, fakat gördüm ki ya ben tam Aşık
Veysel olmalıyım, yanmalıyım yani, ya da bu
işe hiç soyunmamalıyım. Bastonu, fötr şapkası,
düzen tutmaz sazı ve en önemlisi de karanlık
dünyası ile Aşık Veysel olmaya karar verdim.
Bunun üzerine hikayeyi türkü dramaturjisi
üzerinden yürüttüm. Burada doğdu, burada
SÖYLEŞİ
çalmak vardı bir de sigarayı görmeden yakmak,
rakı şişesini görmeden bulmak ve minicik bir
bardağa taşırmadan rakı koymak. İşte böyle
oldu.
• Çok Merak Ediyorum, Oyun Seyirci İle Buluştuğunda Seyircinin
Tepkisi Ne Oldu?
öldü gibi klasik bir yol yerine, türkülerini ne
zaman ve neden yazdığı üzerine yoğunlaştık.
Çünkü “güzelliğin on para etmez bu bendeki
aşk olmasa” türküsünü söyleyen biri “ haydi
canım sıkıldı bende şöyle bir türkü yazayım”
demez. Bunu bulduk mu Aşık babayı bulduk
demektir ve daldık bir ummana.
• Oyunu İzlemiş Biri Olarak, Oyun
Boyunca Gözünüzü Hiç Açmıyorsunuz. Saz Çalıp, Türkü Söylediğinizi Biliyorum. Bu Bir Yere Kadar
Ama Tam 1.5 Saat Boyunca Gözünüzü Hiç Açmadan Oynamak Nasıl
Bir Şey, Bunun Provasını Ve Zeminini Nasıl Yaptınız?
Zaten bu proje aklıma düştüğünden beri
korktuğum en büyük şey buydu. 10 saniye
gözünü kapattığında kendinden korkan
insanlar olarak, 1.5 saat boyunca, üstelik tiyatro
sahnesinde gözlerini hiç açmadan yüzlerce kişi
karşısında onları kör olduğuma ikna etmek
dünyanın en zor işiydi. Yalandan iki baston
sallayarak olmayacaktı bu iş. Bunun da tek yolu
vardı, provaları da karanlıkta yapmak. Minicik
bir ışık olmamasına değin kapıları tamamen
kapattırıyordum. Kafa-göz yara yara, düşe kalka
provalar yaptım. Milim milim kaç adımda
sandalyeye gider, kaç adımda yatağa gider,
sağ neresidir, sol neresidir görmeden bulmaya
çalıştım. Bununla da kalmadı, görmeden saz
Bir oyun çalışıyorsanız, hem yakın tiyatro
izleyicisi hem de meslektaşlarınız büyük
merak içerisindedirler. Hele bir de bugüne
kadar yapılmamış bir iş yapıyorsanız ve üstelik
bu oyun tek kişilik bir oyunsa. Çünkü tiyatro
algısında, tek kişilik oyun sendromu diye bir
şey vardır. İzleyici ayak direr çünkü tek kişi bize
nasıl bir dünya sunacak ve nasıl mutlu edecek
diye düşünür. Bu tatmini sağlaması için anca
uçması gerekmektedir. Benim de en büyük
korkum buydu. Fakat süreçte Aşık Veysel
ile o kadar hemhal oldum ki ve dünyasını o
kadar sahiplendim ki uçmaya eşdeğerdi. İlk
oyunda, çok büyülü ve güçlü bir şey olduğunu
anladım. Çünkü bana elvermiş bir Aşık Veysel
vardı. Seyircinin gönlünü almaktan çok, Aşık
Veysel’in gönlünü almak daha önemliydi.
Bu oyunun büyüsü de burada yatıyor. Bu
girişimlerim sonunda Eskişehir halkı oyunu
muazzam karşıladı.
• Bu Yüzden Broşürde “Bu Oyun
Aşık Veysel Şatıroğlu’nun Yüce
Nefesine Adanmıştır” Cümlesini
Yazdırdınız. Şimdi Daha İyi Anlıyorum. Aşık Veysel’in Yakınları Oyunu İzledi mi?
Torunları izledi.
• Onlarla Oyun Sonrasında Konuştuğunuzda Nasıl Bir Tepki Aldınız?
Oyun sonunda bir süre kimse konuşamadı.
Çünkü gerçekten büyülenmiştik. Ezcümle
Yaz 2014
105
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
içine para koyan bir adamın dünyasından
bahsediyoruz. Hayatı büyük kederler
içerisinde geçmiş, kendi köylüsü tarafından
hor görülmüş. Fakat bütün bunlara rağmen
insan olmanın peşine düşmüş ve karanlığı
ile barışmış bir adam. Tabii bunun yanında
memleketin sosyo-ekonomik buhranlarını
da gözde kaçırmamış bir adam Aşık Veysel.
“Yezit nedir; ne kızılbaş, değilmiyik hep bir
gardaş, bizi yakar bizim ataş, söndürmektir
tek çaresi” Sanırım bundan ötesi yok.
şunu söylediler; “Dedemizi gördük ve
dinledik, ne desek boş.” Üstelik sadece
torunları değil, Çiftelerde Köy Enstitülerinde
bağlama öğretmenliği yaptığı öğrencileri de
izledi. Oyun sonunda elimi öpmeye kalkan
bile oldu. Sonunda ağlaştık, ağlaştık.
• Biraz Önce Aşık Veysel’in Dünyasından Bahsettiniz, Merakla Bu
Dünyaya Girmiş Birisi Olarak Bana
Ve Okurlara Kısaca Bu Dünyadan
Bahseder misiniz?
Tabii ilk önce bir rol olarak baktığımızda;
kuşkusuz bir oyuncu bir role nasıl yaklaşacağını
bilir. O rolü tanımaya, derinliklerine inmeye
çalışır. Ama bu rol Aşık Veysel ise çok daha
güçleşir. İlk başta Aşık Veysel karanlığın
içinde nasıl bir aydınlık dünya yarattığını
öğretti. Bu dünya, düşmanına bile dostça
davranmakla ilgiliydi. Düşünün bir kere; oğlu
on günlükken ölen, karısı başkasıyla kaçarken
yolda belde sefil olmasın diye çorabının
106 Yaz 2014
• Çok Güzel Bir Projenin İçinde Yine
Güzel Bir Proje Gerçekleştirdiniz.
İstanbul’da “Galata Kör Fotoğrafçılar Derneği”nde Bu Oyunu Zifiri
Karanlıkta Gören ve Görmeyenlere
Oynadınız, Bundan Kısaca Bahseder Misiniz?
Bu proje hayatımda unutamadığım bir olay
oldu. Görme engelli insanlar refakatinde
gören insanların karanlığa girmesi muazzam
bir şeydi. Sıfır ışıkta, yani tam da Aşık
Veysel’in dünyasında oynamak bu oyunun
son noktasıydı. Ne oyuncu seyirciyi görüyor
ne de seyirci oyuncuyu, fakat buna rağmen
kimsenin kimseyi görmediği bir ortamda Aşık
Veysel ile hep bir ağızdan “UZUN İNCE BİR
YOLDAYIM”ı söylüyorlar. Bir oyuncu için
bundan daha büyük bir mutluluk olamaz.
• Samimiyetinizden ve İçtenlikle
Verdiğiniz Bilgilerden Dolayı Teşekkür Ederim. Son Olarak Eklemek İstediğiniz Bir Şey Var mı?
Ben teşekkür ederim. Aşık Veysel, ruhuma
ve canıma can kattı. Ve gördüm ki, bu
memleketin ulu ozanları ve şairleri tiyatro
sahnesinde seyirci ile buluşmalı. Oyunculuk
serüvenimde bu damarı izleyeceğim.
KÜLTÜR SANAT
TAMER LEVENT İLE
TİYATRO ÜZERİNE
Zehra ÇAM
Follow Magazin Yazı İşleri Yönetmeni
Sanatsal yeti, ona duyduğumuz ilginin
kuvvetiyle azalan ya da çoğaltılabilen bir
durumdur. Bazı sanatçılar, bu yetilerini
alanlarıyla ilgili olabilecek diğer dallara da
sıçratarak adeta sanatın hizmetkârı durumuna gelir. Bu sanatçılar, uğraştıkları alanların gelişimine ve yaygınlaşmasına katkı
sunarlar. Böylece onların sundukları sanat,
mekânda seyirlik olandan çıkar zamana da
yayılan bir yol olur.
TOBAV(Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi
Vakfı) Başkanlığını yürüten ünlü tiyatrocu-
muz, Tamer Levent de oyunculuğun dışında tiyatro için öylesine yoğun emek harcamış
ki yönetmenlik, sinema ve dizi oyunculuğunun
yanı sıra tiyatronun gelişimi için çalışmalarda
da bulundu. Üniversitelerde verdiği “Yaratıcı Oyunculuk” dersleri verdi. Son yıllarda
daha da yaygınlaşan bu alanda yurt içinde
ve yurt dışında pek çok atölye çalışmasına
imza attı.
Tamer Levent ile Ankara’da Devlet
Tiyatroları’nın Shakespeare Haftası’nda
oynadığı Shylock karakterinin canlandırYaz 2014
107
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Genelde tiyatronun ve özelde Devlet
Tiyatroları hayatın içinde nasıl bir işlevi var ve bu kurumların kapatılması
nasıl bir açıklık yaratır?
dığı, Venedik Taciri’nin temsilinden sonra
görüştük. Sanatı ve Türkiye’de sanatın ve
tiyatronun sıkıntıları üzerinde konuştuk.
Bu arada, Eskişehir Kent Konseyi Kültür
Sanat Çalışma Grubu ve ESGROUP olarak
ortaklaşa yürüttüğümüz Eskişehir Liseler
arası Tiyatro Şenliği’nde, gençlik yazınına
da uygun olabilecek bir atölye çalışması
sözü aldık.
O güne kadar oyunlarını izlemek isteyenler
Devlet Tiyatroları programlarından takip
edebilir. Ne de olsa Hızlı Trenle bir buçuk
saatte kolayca ulaşım var.
Siz tiyatroyla ilgili önemli bir kurumun başındasınız. Son zamanlarda
Devlet Tiyatroları ve oyuncularıyla ilgili alınan kararlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Bu sorun nasıl aşılabilir?
Evet, TOBAV(Devlet Tiyatroları Opera ve
Balesi Vakfı) Genel Başkanıyım. Henüz kararlar alınmadı; ama Devlet Tiyatrolarının,
Opera ve Balenin kapatılması konuları gündeme gelmişti. Daha sonra bu konu ile ilgili yasa hazırlandığı söylendi. Biz de 46.463
imza toplayarak yasa çalışmalarında sivil toplum kurulu olarak görüşlerimizin alınmasını
istedik. Şubat ayı sonunda Kültür ve Turizm
Bakanlığında bu konuda sivil toplum kuruluşlarının katılacağı bir toplantı yapılacak.
108 Yaz 2014
Tiyatro insanlarda empati kültürünün gelişmesine katkıda bulunur. Bu da doğrudan demokrasi kültürünün gelişmesine hizmet eder. Bu
kurumların kapatılması Türkiye de düzenli
olarak her gece perdelerini açan ve yılda en
az bir milyon insanla buluşan bu tiyatro demokrasi kültürüne hizmet ediyor. İnsanların
birbirini tanıması, birbirlerini anlaması, birbirlerinin hakkına saygı duyması, tiyatro kültürünün gelişmiş olduğu toplumlarda daha çok
gelişir. Tiyatro kültürü, yaşamın sanatsallaşmasına hizmet eder.
Bugüne kadar oldukça fazla oyunda
rol almış bir oyuncu olarak özellikle
“bende iz bırakan oyun” dediğiniz bir
oyun var mı?
Çok oyun var tabii. Ama Bertold Brecht in Galile Galileo isimli oyununun yeri başka. Skolastik çağda, engizisyon kilisesinin dini bilime
karşı kullanmaya çalışması ve aydınlanmayı
engelleyişini anlatan bir oyundu. Bu oyun da
Galileo yu oynamıştım en iyi oyuncu ödülü
kazanmıştım. Ama oyunda Galileo’nun yaptığı açıklamalar ve tezini açıklamak için kitap
yazması. Kilisenin kendisini öldürmesine engel olabilme zekâsı ve kiliseye rağmen yine de
kitabını yayınlamanın yolunu bulmuş olması
gibi güzel, ibret verici sahneler vardı.
İzleyenlerin hem tarih öğrendiklerini hem de
felsefe ve bilim üzerine yararlı düşüncelere sahip olduklarını düşünüyorum. Venedik Taciri
de bu anlamda çok önemli bir oyun.
Yaşamınıza oyunculuk, yönetmenlik, sinema yazarlık gibi disiplinler
de dâhil olmuş. Bir oyuncu için farklı
KÜLTÜR SANAT
disiplinlerde çalışmanızın sebepleri
nedir?
Çünkü bir tiyatro oyuncusu ve yönetmeni, yaşamın her alanıyla ilgilenmek zorundadır. Vizyonunu sürekli geliştirmelidir. Bu gelişme onun
oyunculuk ve yönetmenlikte başarılı yorumlar yapabilmesine yol gösterir. Bu yüzden çok
da kitap okuması, seminerlere katılması, seyahat
yapması, yerli ve yabancı sahnelenmiş oyunları
ve sinema filmlerini de seyretmesi gerekir tabii...
Nazım Hikmet’i tek başına oynamışsınız? Başkaca oynamak istediğiniz
tek kişilik bir oyun var mı?
Tabi, o da şiirleri seçerek düzenlemesini kendim yaptığım bir oyundu. Sahneye de ben
koydum ve de oynadım. Bu operada opera orkestrası ile gerçekleştirdiğimiz bir çalışma idi,
müziklerini çok değerli arkadaşım Ali Aykaç
bestelemişti. Bence çok önemli bir çalışma
olmuştu “Yaşamaya Dair”.Ben de çok keyif
alarak oynamıştım.
Siz aynı zamanda tiyatro eğitmenisiniz. 170’den fazla ülkede atölye çalışmaları yaptınız. Bu çalışmalar daha
çok kimlere yönelikti ve neler yapıldı?
Türkiye de eğitimde drama kültürünün yayılmasına önemli bir katkım olduğu için çok
sevinçliyim. Bu çalışmalardan Çağdaş Drama
Derneği kuruldu ve çok önemli gelişmeler
gösterdi. Bu çalışmalar dünya da da çok yaygın çalışmalar idi ve ben atölye çalışmaları yönetmek için tüm dünya ülkelerine davet edildim. Yaptığım çalışmalar, atölye lideri yetiştirmeye yönelik, tiyatro oyuncusu yönetmeye
yönelik çalışmalardı. Bu anlamda Türkiye de
de uluslararası buluşmalar düzenledim.
Şenliği yapıyoruz. Gençlerimiz tiyatroya çok ilgi gösteriyorlar. Ancak
özellikle ilk gençlik dönemine hitap
eden oyunlar çok az. Bu konuda ülkemizde bir gençlik oyunları yazım
atölyesi açılabilir mi?
Tabii ki. Eskişehirde sizin şenlik boyunca böyle bir atölye açabiliriz.
Devlet tiyatrolarında repertuvar belirlenirken nelere dikkat ediliyor?
İzleyici ile doğru yaşam ilişkilerinde buluşmak,
oyunculuk olanakları vermek, sahne estetiğine olanak vermek ve izleyiciye düşünme
ve kendi kendini eleştirme olanağı vermek.
Ancak, bunlar Devlet Tiyatrolarında son derece başarılı bir şekilde sahnelenerek izleyici
ile buluşuyor. Bizler, oyun bittikten sonra da
izleyicinin oyunu düşünmeye devam etmesini
sağlayan oyunlar olsun istiyoruz.
Sizi en son Yunus Emre Aşkın Sesi
filminde, Hallacı Mansur’u oynadınız? Bunun yanı sıra Karacaoğlan’ı,
Nazım Hikmet’i de oynamışsınız? Öte
yandan birçok farklı karakterler de
canlandırıyorsunuz? Bir oyuncu olarak oynadığınız karakterlerden kendinize ne gibi şeyler katıyorsunuz.
Oynadığım her karakteri ince ince tanımaya
çalışıyorum. Hakkında araştırma yapıyorum
ESGROUP olarak Eskişehir’de dört
yıldan buyana Liselerarası Tiyatro
Yaz 2014
109
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
Sizi Ankara’da Venedik Taciri’nde izledik. Venedik Taciri, Shakespeare’nin
önemli klasiklerinden biri. Hem romanda hem de filminde Shylock adlı
karakter daha sert biri. Sizin yorumunuzda ise daha sempatik gösteriliyor. Oyunun bu yorumu hakkında
neler söylemek istersiniz?
sonra da bu bilgilere dayanarak, onu yorumlamaya çalışıyorum. Yaşam ile ilgili düşüncelerini o imiş gibi sahnede söylerken artık onu
anlamış hale geliyorum. Bu çok önemli bir
kazanım. Her kitap okuyuş insana nasıl kazanımlar sağlıyorsa bir role hazırlanırken onunla ilgili yorum çalışmaları, kaynaklara başvurulması, öğrendiklerini uygulama ve uygulama sırasında hala düşünmeye devam etmek!
Kuşkusuz insanın gelişip olgunlaşmasına çok
katkıda bulunuyor.
Uluslararası birçok tiyatro ödülünüz
var. Türk Tiyatrosu dış ülkelerde yeterince tanınıyor mu? Bu konuda ne
gibi çalışmalar yürütülüyor.
Türk Tiyatrosunu diğer ülkeler tanımayı çok
istiyorlar. Ama bu konuya uzun süre önem verilmemiş.1993 ten itibaren yapılan çalışmalar,
oyun değiş tokuşları, ikili ilişkiler ve uluslararası festivaller konusunda DT çok önemli
ataklar yapmıştı. Ancak son zamanlarda yurt
dışı turneler eskisi kadar çok yapılmıyor.
110 Yaz 2014
Amacımız Shylock u sempatik göstermek değil. Ortada bir adalet ve adaletsizlik durumu
var onu aydınlatmaya çalışıyoruz. Sırf Yahudi
olduğu için Shylock’tan para alıp ödememek,
kızını kaçırıp dinini değiştirmek diğerlerinin
hakkı mı? Shylock bunlara karşı hak arayınca suçlu mu olmalı. Bu çok peşin hükümlü
bir karar olmaz mı? Ötekileştirme değil midir? Biz aslında kimsenin tarafını tutmuyoruz.
Yaşamda karşılaşılabilecek bir yanlışlığı gözler
önüne seriyoruz. Karar izleyicinin. Bunun
için de oyunu satır satır hatırlamak ve düşünmek zorunda! Bu yüzden oyuna bir kaç kez
gelen izleyicilerimiz oluyor.
Dergimiz aracılığıyla Eskişehirlilerle
neler paylaşmak istersiniz?
Eskişehir, belediyecilik ve sanatı buluşturdu.
Bu konuda Yılmaz Büyükerşen hocamız tüm
ülkeye örnek oldu. Onun başardıklarını şimdi
tüm belediyeler gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
Eskişehir kültür mirası konusunda da zengin.
Ben Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı ile Sinema TV Okulu ile Belediye tiyatrosu işbirliği ile Eskişehir’de çok önemli projeler
yapılabileceğini düşünüyorum. Kentsel estetik ve yaşam kalitesini yükselttiği için Eskişehir in bir “SANATA EVET” şehri olduğunu
düşünüyorum ve kutluyorum. Gerek şahsım
olarak, gerek vakfımız ile Eskişehir e her türlü hizmete varım. Zaten konservatuar tiyatro
bölümü ilk açıldığında, orada hocalık ta yapmıştım. Eskişehir filarmoni ile de önemli bir
enteraktif dinleti gerçekleştirmiştik.
KÜLTÜR SANAT
NÜREMBERG DURUŞMALARI
(JUDGMENT AT NUREMBERG)
Stj. Av. Zehra Öncü
Stj.Av. Kerem Bağcı
Eskişehir Barosu
Burada başkalarına vermeyi esirgedikleri
adaleti alacaklar…
KÜNYE
İÇERİK
Yapım Yılı : 1961
Ülkesi
:ABD
Türü
: Dram, tarih, savaş
Yönetmen : Stanley Kramer
Yazar
: Montgomery Clift, Abby Mann
Oyuncular :Burt Lancaster, Judy Garland,
Spencer Tracy, Marlene Dietrich, Montgomery Clift, Richard Widmark, Maximilian
Schell
Film, Hitler ve Geobles’in intiharı ile sona
eren üçüncü yönetimin Alman haklı üzerindeki etkilerini silmek için Nazilerin önem
verdiği Nuremberg şehrinde gerçekleşen yargılamaları anlatmaktadır.
Aynı zamanda ceza muhakemesinin üç ana
unsurunun iddia, savunma ve yargılama işlevinin ne olduğunu ayrıntılarıyla işlemektedir.
İddia makamına göre sanıklar insanlığa karşı
suçları, savaş suçlarını ve dünya barışına karşı
Yaz 2014
111
ESKİŞEHİR BAROSU GENÇLİK MECLİSİ DERGİSİ
FİLM HAKKINDA DÜŞÜNCELER
Filmin ve muhakemenin çözülme anı İkinci
Dünya Savaşı sırasında Nazilerin yaptıklarından Alman halkının farkında olup olmadığının belirlenmesidir. Bu sorunun cevabı filmin
sonunda sanık Ernst Janning ile Hakim Dan
Haywood arasında geçen konuşmada gizlidir.
Her ne kadar Hakim Dan yeteneğini biraz
küçümsese de sahnelerde görmek istediğimiz
hakimlik vasfını filmin her anında bize hissettirmektedir.
suçları işlemişlerdir; savunma makamı ise davacının insanlık, davalının Hitler faşizmine
göz yuman tüm dünya devletleri olması gerektiğini ileri sürmektedir.
Nitekim de, birbirlerinden habersiz olarak,
gaz odasında gerçekleşen bir katliamda gaz
odasına götürmek için insanları trene yerleştirilmesi emrini veren asker, treni süren makinist, gaz odasının bulunduğu üssü koruyan
asker ve sonunda vanayı çeviren asker acaba
hepsi de soykırım suçlusu olacak mıdır?
FİLM HAKKINDA KISA BİLGİLER
Film 21 ödül adaylığı olup 15’ine layık görülmüştür; bunların ikisi de Oscardır. Oscarda 9 dalda aday gösterilip sadece 2 ödül almasının sebebi o sene “West Side Story” adında
bir başka mükemmel filmin olmasıdır. Aldığı
2 ödül ise en iyi erkek oyuncu ve en iyi senaryo dalındadır. Aynı zamanda Amerikan Barolar Birliği Dergisi’ne göre izlenmesi gereken
mahkeme filmleri arasındadır.
Ayrıca filmin çekildiği salonda hala ağır suçluların yargılanması yapılmaktadır.
112 Yaz 2014
Nazi hakim ve savcılarının yargılanmasına
sebep olan davranışlarını, kendisinin de yapmasına zorlandığını fark etmesi de herhalde
hukukçuların kurtulamayacağı bir lanet olsa
gerek.
Bir mahkeme filmi incelemesinde avukatlardan bahsetmemek olmaz. Bir avukatın gerçek
amacının doğruyu ortaya çıkarması mıdır
yoksa muhakeme sürecinde savunmaları ile
olayın şüphede kalmasına mı çabalamaktır?
Filme bir seyirciden ziyade hukukçu olarak
bakmak isterseniz de galip devletlerin aralarındaki anlaşma ile yargılamalara başlamaları ceza hukukunun en önemli ilkesi olan
kanunilik ilkesinin yok sayılmasına neden
olmuştur. Hukukun en genel ilkesi, büyük
balık küçük balığı yer atasözünün kat be kat
arkasında bırakılmaktadır. Bir başka hukuka
aykırılık ise bu mahkemede sadece kaybeden
taraf yargılanmıştır. Halbuki savaş iki yönlü
bir eylemdir ve kazanmış olsalar dahi aslında
diğer tarafta bu suça ortak olmuştur.
Filmi objektif bir bakış açısı ile izlediğinizde
bugüne dair cevaplayamadığınız sorulara da
bir nebze cevap bulabilirsiniz.
Download

Aç - Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu