Kent Sağlık Grubu’nun ücretsiz yayınıdır.
Eylül 2014 / Sayı 15 • www.kenthospital.com
ISSN: 1307-2242
Mide sağlığı ve
REFLÜ
&
SAYFA 15
&
İçimizdeki
gizli bomba:
AORT
ANEVRİZMASI
Kalbimi
bıraktığım yer
POSİTANO
SAYFA 59
&
SAYFA 11
&
Sağlığımız için
gizli tehlike:
OMURGA EĞRİLİĞİ
(Skolyoz)
SAYFA 19
RADYASYON
SAYFA 37
ÇOCUKLAR
HERŞEYİMİZ
Gebeler ve emziren anneler için iyot desteği
Aceleci bebeklerin yaşam odası
Hangi yaşta, hangi spor?
Anne ve babalar dikkat!
Çocuk ishalleri
Online Dergi
2014
medikent
EYLÜL
iÇiNDEKiLER
Ürolojinin
Marifetli
Cihazı
41
HANGİ YAŞTA
HANGİ SPOR
İYOT
DESTEĞİ
47
33
SAĞLIK
YAZILARI
Artık uykuda
nefes durmasının da
PİLİ VAR
BÜYÜK
KAYIP
27
Medikent
Kent Sağlık Grubu'nun
ücretsiz kurumsal iletişim yayınıdır.
İmtiyaz Sahibi ve
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Dr. Ruşen YILDIRIM
Genel Yayın Yönetmeni
Nesrin COŞKUN
Görsel Yönetmen
Burhan GÜNAY
Editör
Dilek EKER
İçerik Hazırlık
Sinan TATLI
Yönetim Yeri
8229/1 Sokak No: 56 Çiğli / İZMİR
Tel: 0232 386 70 70 (pbx)
Faks: 0232 386 70 71
www.kenthospital.com
[email protected]
Yayın Türü: Bölgesel - Süreli
65
07
57
YOGA
Yayın Kurulu
Prof. Dr. Alp DEMİRELLER
Opr. Dr. Dilek SINMAZ
Prof. Dr. Suat BUKET
Uzm. Dr. Bülent ŞENGÜL
Doç. Dr. İbrahim AKEL
Prof. Dr. Namık DEMİR
Dyt. Seda UŞARER
Uzm. Dr. Benal ÇUBUK
Dr. Ebru YÜCETÜRK
Opr. Dr. Işık ÖZGÜ
Uzm. Dr. Cengiz ÖZTÜRK
Uzm. Dr. Süreyya PAKSOY
Psikolog Nezahat BEDİR
Uzm. Dr. Buket ÖZTÜKEL
Bahar AKINCI
Katkıda Bulunanlar
Özlem ÜNLÜ
Sertan GÜNTAÇ
Serdal PEKEY
Derya CÖMERT
Ali DOĞAN
Şehriban ARSLAN
REFLÜ
15
RADYASYON
37
anne ve babalar
DİKKAT
49
SKOLYOZ
Omurga
Eğriligi
19
Basım Yeri
Mono Matbacılık
İnş. Tur. Tic. San.
Büşra Yolver
379 Sokak No: 14/208
K.2 2.Sanayi Sitesi
Bornova / İZMİR
Tel: 0 232 461 08 98
Faks: 0 232 461 08 70
Basım Tarihi: Eylül 2014
Yıl: 8 Sayı: 15
Medikent Dergisi, Kent Sağlık Grubu'nun kurumsal iletişim
yayınıdır. Dergide yer alan makalelerin telif hakları ve yasal
sorumlulukları yazarlarına aittir. Reklamlardan doğacak haksız
rekabetten reklam veren sorumludur. Kaynak gösterilmek
şartıyla makale ve fotoğraflar kullanılabilir. Ücretsiz dergi talebinizi;
görüş ve önerilerinizi telefon veya [email protected]
elektronik posta adresimizle bizlere ulaştırabilirsiniz.
YILDA 3 SAYI YAYINLANIR. ÜCRETSİZDİR.
Değerli
Medikent okurları,
2014’ün ilk sayısında bu yılın bizim için çok
özel ve önemli bir yıl olduğunu belirtmiş, 10.
kuruluş yıldönümümüzü kutlayacağımızı ve
karşınıza 10. yıl özel sayısı ile çıkacağımızı
yazmıştım. 18 Haziran Çarşamba akşamı
tüm Kent Ailesi bir araya gelerek 10. yaşımızı ve başarılarımızı kutlayacak, mutluluğumuzu paylaşacaktık, ama olmadı…
O günün sabahına acı bir haberle uyandık.
Kent Ailesi’nin de çok değerli bir ferdi olan
Beyin Cerrahımız Prof. Dr. Yusuf Erşahin’i
kaybetmiştik. Prof. Dr. Erşahin, dünyaca
tanınan, Türkiye’nin en önemli çocuk beyin
cerrahlarından biriydi. Dünyanın en prestijli
dergilerinde bilimsel çalışmaları yayımlanan
saygın bir tıp adamı, hekimliği kadar insanlığı ile de yeri doldurulamayacak bir isimdi.
Acımız çok büyük. Eşi Burçak Erşahin ve kızı
Ece’ye tüm sevdiklerine Kent Ailesi olarak
başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Prof. Dr.
Yusuf Erşahin’i asla unutmayacak, her
zaman özlemle anacağız.
Bu büyük kaybımız nedeniyle kuruluş
yıldönümü kutlama programımızı da
Medikent 10. yıl özel sayısını da erteledik. Bu
sayıda, mesleğinin zirvesinde yaşama veda
eden, büyük kaybımız Yusuf hocamıza,
meslektaşlarının veda yazılarına, Kent’te
gerçekleştirdiği, gazete ve televizyonların
haberleştirdiği unutulmayacak ameliyatlarından örneklere yer verdik.
Temmuz ayında, 10. kuruluş yıldönümü
etkinlikleri kapsamında bir mini sempozyum
düzenledik. “Küresel Sağlık ve Omurga
Deformiteleri” konulu sempozyumda dünyanın en önemli omurga cerrahlarından biri
kabul edilen Prof. Dr. Oheneba Boachie-Ad-
jei’yi konuk ettik. Ortopedi uzmanlarımızdan
Doç. Dr. Ibrahim Akel ile Istanbul’dan Prof.
Dr. Azmi Hamzaoğlu’nun da bildiri sunduğu
sempozyumumuzla ilgili
detaylar, Dr.
Boachie’nin ilginç yaşam öyküsü ve ünlü
konuğumuzla yapılmış bir mini söyleşiyi
sayfalarımızda bulabilirsiniz.
Medikent’te çeşitli hastalıklarla ilgili doktorlarımızın bilgilendirmelerine, uyarılarına ve
önerilerine yer verdiğimiz gibi sizlere özel
kliniklerimizi, birimlerimizi tanıtmayı da
sürdürüyoruz. Bu sayımızdaki özel bölümümüz; “Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi”.
Uzm. Dr. Cengiz Öztürk’ün sorumluluğundaki yenilenen ve güçlenen ekibi ile bu birim
hayata erken “merhaba” diyen, sağlık sorunlarıyla doğan bebeklerimize yaşam odası
oluyor. 510 gram doğan Elif Öykü bebek,
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitemizde tedavi
görüp sağlıkla anne babasının kucağına
verdiğimiz miniklerimizden biri. Mucize anne
ve bebeğinin hikayesini ilgiyle okuyacaksınız.
Bir başka hayat hikayemiz daha var; kahramanı 17 yaşında ikinci hayata başlayan
Antalyalı lise öğrencisi Handan Ülker. Kent
Hastanesi’nde kutsal bağışla gelen karaciğerin nakledildiği genç kızımız röportaj
konuğumuz oldu, nakil öncesi ve sonrası
yaşadıklarını anlattı.
“İlklerin hastanesi” ünvanımızı başarıyla
taşımayı sürdürüyoruz. Pek çok üniversite
hastanesinde bile yapılamayan uyku apnesi
tedavisinde en son yöntemlerden olan “Dil
kökü pil uygulaması”nı Başhekimimiz, KBB
Uzmanı Prof. Dr. Alp Demireller ve ekibi
başlattı. Gazete ve televizyonların haberlerinde geniş yer verdiği yöntem hakkında
bilgileri, ilk dil kökü pili takılan hastamızın
öyküsüyle birlikte sayfalarımızda bulacaksınız.
Bilimsel çalışmalarını ara vermeden sürdüren çok sayıda hocamız ulusal ve uluslararası sempozyumlara, tıp günlerine katılarak
bildiri sundular, Kent Hastanesi’ni başarıyla
temsil ettiler. Yine hekimlerimiz “Kent Sağlık
Buluşmaları” adı altında gerçekleştirdiğimiz
seminerlerimizle halkımızı bilgilendirmeye
devam ediyor.
Gebelere iyot desteğinden aort anevrizmasına, reflüden çocuk ishallerine, radyasyondan madde bağımlılığına kadar değişik
konularda hekimlerimiz sizler için yazdı,
makalelerin ilginizi çekeceğini umuyorum.
Dergimizin en son bölümünde ise, sizlere
keyif aldıracak, edebiyat dünyamızın önemli
yazarlarından Canan Tan ile yaptığımız
söyleşi ile sizleri bambaşka diyarlara götürecek Bahar Akıncı’nın seyahat yazısını, Yoga
Eğitmeni Gülin Zeytunlu’dan “Evde Yoga”
önerilerini okuyacaksınız.
Kent Hastanesi, zorlu, yapılamayan ameliyatların yapıldığı bir sağlık kuruluşu olarak
sadece İzmir’in, bölgenin değil, Türkiye’nin
hastanesi olma iddiasını sürdürüyor. 10. Yıl
özel sayımızda buluşmak üzere.
Sağlıklı günler dileğiyle saygılar sunarım.
Dr. İ. Ruşen Yıldırım
Genel Müdür
2014
01
medikent
kent haber
Kent Saglık Bulusmaları
Bel, Boyun ve Omurga Sağlığı
“Omurga Sağlığı” konulu seminerlerimizle Delphi Otomotiv,
Agora Alışveriş Merkezi ve Tüpraş’a konuk olduk. Büyük ilgi
gören seminerlerimizde Beyin ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Kemal
Yücesoy, omurga, boyun ve bel sağlığının önemini anlattı.
Omurga ve bel dejenerasyonu hakkında detaylı bilgi veren
Prof. Dr. Yücesoy, tanı ve tedavi süreçleri konusunda dinleyicileri aydınlattı. Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Yücesoy,
omurga ve bel sağlığını korunmak için önerilerde bulundu.
İlk Yardım
"Yaşam Destek ve İlk Yardım" konulu
seminerimizi Sanem Plastik
Fabrikası’nda gerçekleştirdik. Acil
Tıp Uzmanı Dr. John Fowler , Sanem
Plastik çalışanlarını acil durumlarda
hasta ya da yaralıya zarar vermeden
temel ilk yardım uygulamalarının
nasıl yapılabileceğini, nasıl temel
yaşam desteği verilebileceğini
anlattı. Dr. Fowler, doğru ve zamanında yapılacak ilk yardımın hayat
kurtaracağını söyledi.
Stresle Nasıl Baş Edilir?
Psikolog Nezahat Bedir, Hugo Boss çalışanlarına "Stresle Nasıl Baş
Edilir?" konulu seminer verdi. Bedir, stresi başarıyla yönetmenin
mümkün olduğunu, stresle başa çıkmanın yollarını anlattı. Bedir,
özellikle kadın çalışanların zaman zaman işte evi, evde işi düşünmek
zorunda kaldıklarını belirtip, iş ile ev hayatı arasındaki dengenin nasıl
sağlanabileceği konusunda formüller önerdi.
Obezite Çaresizlik Değildir
“Avrupa Obezite Günü” olan 22 Mayıs’ta Agora
Alışveriş Merkezi’nde düzenlediğimiz “Obezite
Çaresizlik Değildir” konulu seminerde Endokrinoloji
ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanımız Prof. Dr.
Mitat Bahçeci sunum yaptı. Seminerde
“Obezite Nedir? Türkiye’de görülme sıklığı nedir?
Neler obeziteye yol açar? Kimlerde görülür?
Hamilelikte obezite riskleri nelerdir? Nasıl tedavi
edilir? Nelere dikkat edilmelidir?” konuları ele alındı.
Meslekler Günü’nde
öğrencilerle buluştuk
İzmir Özel Saint Joseph Fransız Lisesi’nin “Meslekler Günü”
etkinliğinde Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Seda Uşarer,
öğrencilere diyetisyenlik mesleğine dair ayrıntılı bilgiler verdi.
2014
02
medikent
kent haber
Kent Saglık Bulusmaları
“Kalp Sağlığı Bilinci ve
Çalışanlarda Kalp Sağlığı”
Semineri
Alzheimer
Ahmet Piriştina Kent Arşivi Müzesi’nde İzmir Kahramanlar Lions Kulubü ile ortaklaşa “Alzheimer” konulu
seminer düzenledik. Nöroloji uzmanımız Prof. Dr.
Aytekin Akyüz, Alzheimer hastalığının en çok kimleri
tehdit ettiğini, hangi yaşlarda daha sık görüldüğünü,
hangi bulgulardan şüphelenilip doktora başvurulması
gerektiğini detaylı anlattı. Seminerde, “Alzheimer
hastalarını ve hasta yakınlarını neler bekler?” sorusu
da yanıt bulurken, Prof. Dr. Akyüz, bu süreçte hasta
yakınlarının çok sabırlı olması gerektiğini söyledi.
Çocuklarda
Beyin ve Zeka
Gelişimi
“Kalp Sağlığı Bilinci ve ÇalışanlardaKalp Sağlığı” konulu seminerlerle
Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Abdi
Sağcan’ın sunumuyla önce Kale Pratt
& Whitney Uçak Motor Sanayi A.Ş’ye,
daha sonra Kardiyoloji Uzmanı Doç.
Dr. Cevad Şeküri’nin sunumuyla
Tüpraş İzmir Rafinerisi’ne konuk
olduk. Seminerlerde “Kalp sağlığı için
nelere dikkat edilmeli? Kalp krizi vb.
kalp hastalıklarında risk faktörleri
nelerdir? Çalışanlarda kalp sağlığına
yönelik riskler nedir? Hangi durumla
da hekime başvurulmalı?” sorularının
yanıtları verildi.
Tüpraş İzmir Rafinerisi
Kale Pratt & Whitney
Çocuklarla Buluştuk
Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzm. Dr. Buket Öztükel ve Diş
Hekimi Dr. Cüneyt Işıker’in katılımıyla Kidz Anaokulu’nda
çocuklarla buluştuk.
Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Benal
Çubuk’un sunumuyla "Çocuklarda
Beyin ve Zeka Gelişimi” konulu
seminere JTI çalışanları katıldı.
Cilt Bakımı
Dermatoloji Uzmanı Dr. Arzu Görgülü Eraslan,
JTI çalışanlarına "Cilt Hastalıkları, Cilt Bakımı
ve Kozmotolojik Uygulamalar” başlıklı bir
konferans verdi. Uzm. Dr. Eraslan, özellikle
güneş ışınlarının yol açtığı cilt sorunları
hakkında bilgi verdi. D vitamini için güneş
ışınlarından yararlanırken, cildin korunmasının da önemine dikkat çeken Eraslan, doğru
cilt bakımının nasıl yapılabileceğini anlattı,
kozmetolojik uygulamalardan örnekler verdi.
2014
03
medikent
kent haber
Sempozyumda
TEMSİL EDİLDİK
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanımız Prof. Dr. Namık Demir,
1. Ege Ebelik Doğum Kongresi’nde “Sağlıklı Gebelikten Sağlıklı
Doğuma” başlıklı bir konferans verdi. Prof. Dr. Demir, 15 Haziran
2014’te ise Fetal Tıpve Prenatal Tanı Sempozyumu’na katıldı,
“Fetal Alt Ürüner Sistem Tıkanmaları” konulu bildiri sundu.
Sempozyumda temsil edildik
Medikal Onkoloji uzmanlarımız Prof. Dr. Mehmet Alakavuklar ve Doç. Dr. Gürbüz
Görümlü, 23-26 Mayıs 2014 tarihleri arasında Medikal Onkoloji Derneği'nin
düzenlediği “IX.Aydın Onkoloji Günleri - Klinik Onkolojide Güncel Tedaviler”
sempozyumuna katıldı.
Doktorumuz
Türk Toraks
Derneği Onur
Kurulu Başkanı
Göğüs Hastalıkları Uzm. Prof. Dr.
Ülkü Bayındır, Türk Toraks Derneği’nin 12. Genel Kurulu’nda “Onur
Kurulu Başkanı” seçildi.
Güneydoğu Hepatit Günleri’ne katıldık
Kent Hastanesi Karaciğer Nakli Bölüm Başkanı Doç.
Dr. Murat Kılıç, Güneydoğu Nöroloji ve Enfeksiyon
Hastalıkları Derneği (GÜNIDER) tarafından 3 Mayıs
2014 tarihinde Diyarbakır’da Hilton Oteli’nde düzenlenen “Güneydoğu Hepatit Günleri”ne katıldı. Doç.
Dr. Kılıç, “Karaciğer Transplantasyonu ve Sonrasında
Hasta Takibi” konulu konferans verdi.
Kardyoloj’de
Bahar Günleri
Kardiyoloji Uzm. Doç. Dr. Cevad Şeküri , 8-11
Mayıs 2014 tarihleri arasında Türk Kardiyoloji
Derneği'nin düzenlediği Kardiyo-Bahar Güncelleme Toplantısı'nda ''Diyabetik Hastalarda Sessiz
İskemi Taraması: Ne zaman? Nasıl yapalım?''
başlıklı sunum ile Kent Hastanesi’ni temsil etti.
2014
04
medikent
kent haber
Çocukların
BAYRAM SEVİNCİ
Üyelerini İzmir Kent Hastanesi’nde karaciğer
nakliyle yeni bir hayata başlayan çocukların
oluşturduğu Canım Ciğerim Kulübü, bu yıl 23
Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı
yine coşkulu, bol eğlenceli bir etkinlikle kutladı.
Fame City’de gerçekleşen bayram kutlamasına
Canım Ciğerim Kulubü
çocukları, 23 Nisan Ulusal
Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı
Fame City’de kutladı.
nakilli çocuklarımızın aileleri, doktorları ve
hemşireleri katıldı. Hep beraber oyunlar
oynayan, şarkılar söyleyen çocuklar pastalarını
da birlikte kesti. Bayramlarını kutlayan çocukların mutluluklarına anne babaları, doktorları da
ortak oldu.
Dünya Kongresi’ne katıldık
SAĞLIK
YÖNETİMİ
ZİRVESİ
7-8 Mayıs 2014’te Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
Sağlık
Yönetimi
Topluluğu
ANSAYT tarafından düzenlenen
“Özel Hastanelerin Yönetimi
Zirvesi”nde İzmir Kent Hastanesi’ni Yurtiçi Pazarlama Yönetmenimiz Sertan Güntaç temsil etti ve
toplantıda bir konuşma yaptı.
Geçen yıl ANSAYT’ın geleneksel
“Yılın En İyi Genç Sağlık Yöneticisi” ödülünün sahibi olan Güntaç ,
bu yıl aynı ünvana layık görülen
Vahap Doğan’a ödülünü vererek,
kutladı.
Canım Ciğerim
Dergisi’nin yeni sayısı
İzmir Kent Hastanesi Karaciğer Nakli Bölüm Başkanı Doç. Dr. Murat Kılıç ve ekipten Prof. Dr.
Mehmet Alper, Prof. Dr. Çiğdem Arıkan, Opr. Dr. Cahit Yılmaz ve Opr. Dr. Rasim Farajov Uluslararası Karaciğer Nakil Topluluğu’nun (ILTS) İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlediği Dünya
Kongresi’ne katıldı. Kongrede biri sözlü, 2’si poster üç sunum yaptıklarını belirten Doç. Dr. Kılıç,
“Kongre tüm dünyadan karaciğer nakli yapanları buluşturdu, son gelişmeler paylaşıldı. İzmir
Kent Hastanesi Karaciğer Nakli Ekibi olarak üç çalışmamızı sunduk. Bunlardan biri ‘Çocuklardaki immunsüpresyon yani bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanımıyla ilgiliydi. İkinci çalışmamız; çocukların nakil sonrası büyüme ve gelişmeleriyle ilgiliydi. Üçüncü sunumumuz ise
Budd-Chiari Sendromu (karaciğer toplar damarının tıkanması) tedavisinde canlı vericili karaciğer nakli deneyimimizdi. Bu dünyada çok özel bir hastalık. Bunda en çok karaciğer nakli yapan
yerlerden biriyiz dünyada, bugüne kadar 15 vaka yaptık, o nedenle ilgi büyüktü. Sayı olarak az
görülse de çok özel ve nadir bir hastalık olduğu için dünyadaki en büyük serilerden birisi. 15
vakada sadece bir kaybımız oldu, yüzde 93-94 sağ kalım var. Başarı yüksek, ilgi de öyle oldu ”
dedi.
Dünya Karaciğer Nakli Kongresi’nde Türkiye’nin çok ilgi gördüğünü ifade eden Doç. Dr. Kılıç, “Bu
ilginin nedeni canlı vericili karaciğer nakillerinde Avrupa lideri olmamız; Çin, Japonya, Kore ile
başa baş gitmemiz” diye konuştu.
dopdolu
içeriğiyle
yayında
Dergimizi Kent Hastanesi’nden
ücretsiz olarak alabilirsiniz!
2014
07
medikent
Artık uykuda
nefes durmasının da
Prof. Dr. Alp
DEMİRELLER
Kent Hastanesi
Kulak Burun Boğaz
Uzmanı
2014
08
Uyku apnesine
dil pili tedavisi
Uyku apnesi nasıl bir hastalıktır?
Uyku sırasında nefesin on saniyeden uzun durmasına
“uyku apnesi” diyoruz. Saatte 5’e kadar olan nefes
durmaları normal. Bunun üzerindeki apneleri hastalık
kabul ediyoruz. Apne sayısı 5-15 arası ise hafif, 15-30
arası orta, 30’dan fazlası ciddi hastalık.
Uyku apnesi görülme sıklığı nedir?
Dünyada diyabet ve astım hastalıklarının görülme sıklığı
kadar yani her 100 kişiden 4-7’sinde uyku apnesi
görülüyor ama pek çok insan habersiz birlikte yaşıyor. O
hastayı tedavi etmezseniz ya kalp krizinden ya da beyin
kanamasından öldüğü sanılıyor. Oysa ki asıl sebep uyku
apnesi oluyor.
Uyku apnesinin tehlikesi nedir?
Uyku apnesi olanlarda yüksek tansiyon, kalp damar
hastalıkları, aritmiler, kalp yetmezliği miyokard
enfarktüsü, beyin kanaması, diyabet, obezite, gün içinde
uyku hali gibi patolojiler normal insana göre yüksek
oranda görülür. Diğer insanlara nazaran bu kişilerin
trafik kazası yapma riski 7 kat fazladır. Apne indeksi
30’un üstünde olanlarda beş yıl içinde ölüm riski yüzde
25’ e ulaşır.
Kısaca ?
Bir sürü yan etkisi olan, ani ölümlere yol açan bir
hastalık.
Tedavi yöntemleri nelerdir?
Uyku apnesinde üç çeşit tedavi yöntemi mevcut. Çeşitli
cerrahiler birinci yöntem. Cihazlı tedavi olarak CPAP
denilen maske tedavisi, ikinci yöntemdir. Üçüncü
yöntem ise, dünyada son iki yıldır uygulanan dil kökü pil
tedavisidir.
Bu yöntemleri biraz açarsak…
Hastalara üç yöntemi de anlatıyoruz. Hasta kendine
uygun olanı seçiyor. Ancak 70 yaşındaki bir hastaya
ameliyat önermiyoruz, maskeye yönlendiriyoruz.
Maske, hastalığı tedavi etmiyor ama diğer ortaya
çıkacak komplikasyonları engelliyor. Hastanın maskeyi
ömür boyu kullanmak gibi bir zorunluluğu var. Dil kökü
pili; maske kullanamayanlarda, apne sayısı 20’den fazla,
obez olmayan, dil kökü tıkanmalarının ön planda olan
hastalarda iyi bir alternatif. Pil tedavisinde başarı oranı
yüzde 85-90.
Pil, bu yöntemlere alternatif mi?
Uyku maskesi, kullanılması zor bir cihazdır. Dünyada
yapılan çalışmalarda iki yıl sonunda maske kullanma
oranı yüzde 20-40 arasındadır. Bu oran, bizde daha
düşük. Hasta uyumunun bu kadar düşük olduğu bir
uygulamada dil kökü pili iyi bir alternatiftir. Başarı
oranının yüzde 85-90 oranlarında olması pilin cazibesini
artırıyor.
Bu yöntem her uyku apnesi hastasına
uygulanabilir mi? Uygun hasta nasıl seçilir?
Maske kullanamayanlarda, apne sayısı 20’den büyük
olanlarda, obez olmayanlarda ve dil kökü tıkanmaları ön
planda olan hastalarda iyi bir alternatiftir.
Uyku apnesinin pille kontrol altına
alınmasını sağlayan bu tedavi, hastaya
nasıl uygulanıyor?
Hasta açısından zor bir cerrahi değil. 1.5 saat süren
operasyonda dil siniri uyarıcısı hastanın boynun sağ
tarafına, pil de sağ göğsünün üzerinde cilt altına
yerleştiriliyor.
Bu sistem nasıl işliyor?
Sistem şöyle işliyor; pilden gelen sinyaller siniri
uyararak dil kökünü çalıştırıyor, dili öne çekip apneyi
engelliyor. Bu hastaya kesintisiz solunum, horlamadan,
nefesi durmadan sağlıklı uyku sağlıyor. Kalp pili gibi
düşünülebilir. Pilin ömrü 20 yıl. Bu sürenin sonunda
kolaylıkla değiştirilebilir. Geri dönüşü de olabilen bir
yöntem. Sistemi ameliyat sırasında kontrol ediyoruz.
Pilin çalıştırılması ise ameliyattan bir ay sonra. O zaman
pil çalıştırılıp ayarları yapılıyor. Hastaya pili çalıştıracak
uzaktan kumanda veriyoruz. Hasta kumandaya basıyor,
yarım saat uyuma süresinden sonra pil çalışmaya
başlıyor. Hasta uyuduktan yarım saat kadar sonra
devreye giren nörostimülatör, hastayı uyandırmadan dil
kökü kaslarını kasarak gece uykuda nefes durmalarının
önüne geçiyor.
“Uyku apnesi
olan kişilerin
trafik kazası
yapma riski çok
yüksektir!”
medikent
2014
09
medikent
Maskeli yaşam yerine
“PİLLİ YAŞAM”
Recep Gür (51) Türkiye’de dil kökü pili takılan ilk
hastalardan biri. Gür’e yapılan uyku testinde nefesinin
1 saat içinde 10 saniyenin üzerinde 42 kez durduğu
saptandı. Ani ölümlere yol açan “ileri derecede uyku
apnesi” tanısı koyulan Recep Gür’e, (51) İzmir Kent
Hastanesi’nde KBB Uzmanı Prof. Dr. Alp Demireller
başkanlığında Prof. Dr. Mustafa Gerek, Uzm. Dr. Nihan
Akça ve hemşire Umut Erekli’den oluşan ekip
tarafından gerçekleştirilen operasyonla “dil kökü pili”
takıldı.
Maskeli yaşam yerine pilli yaşamı tercih ettiğini
belirten Recep Gür, “Ben uykusuzluktan, yorgunluktan
şikayet ediyordum. Eşim Dilek, uyurken defalarca
nefesimin durduğunu, televizyon seyrederken bile
uyuduğumda ölü gibi kaldığımı söylüyordu. Biz
reflüden şüphelenmiştik, ciddi uyku apnesi çıktı.
Maskeyle ömür geçmez, yaşayamazdım. Pil, yeni bir
teknoloji ama mantıklı. Üstelik başarı oranı diğer
cerrahi yöntemlerinin çok üzerinde, yüzde 90’larda.
Doktoruma güvendim, dil kökü pili taktırarak maskesiz,
horultusuz, apnesiz bir yaşamı tercih ettim” dedi.
Başarı oranı
%90’larda
Dil kökü pili
2014
10
medikent
Opr. Dr.
Dilek SINMAZ
Kent Alsancak Tıp Merkezi
& Kent Hastanesi
Kulak Burun Boğaz
Uzmanı
Yenidoğan bebekler de bile uyku apnesi görülebilir
ÇOCUKLARDA UYKU APNESI
I
Kent Alsancak Tıp Merkezi’nin KBB
uzmanlarından Opr. Dr. Dilek Sınmaz,
uyku apnesinin yenidoğan bebeklerde
bile görülebildiğine dikkat çekti. Opr. Dr.
Sınmaz çocuklarda uyku apnesinin
belirtileri, tanı ve tedavisi konusunda şu
bilgileri verdi:
Uyku apnesi uykuda yaşanan 10 saniye veya daha fazla
süreyle ağız ve burunda hava akımının durmasıdır.
Hastalığın derecesi bu duraksamaların sayıları ile
belirlenir.
Çocuklarda uyku apnesinin nedenlerinin başında
bademcik ve geniz eti büyümeleri gelir. Ayrıca çenenin
normalden küçük ve geride olması ve dilin normalden
büyük olması da nedenler arasındadır. Apne yenidoğan
bebeklerde dahi görülebilir buradaki nedenler doğumsal
burun dil yüzle ve sinir kas sistemi ilgili gelişim
bozukluklarıdır.
Teşhiste öncelik, muayene ve aileden alınan bilgilerdir.
Çocuklarda uykuda devamlı ve aşırı bir horlama, nefes
nefese kalma, uykuda kesilmeler, ağızdan solunum,
terlemeler ve idrar kaçırma vardır. Gündüz şikayetleri ise
baş ağrısı, ağız kuruması, ağız kokusu, davranışsal
sorunlar, gelişim geriliği, konsantrasyon kaybı ve
öğrenme zorlukları, ağzı açık durma, sürekli burun
tıkanıklığı, büyük çocuklarda gündüzleri uyku hali
olması sayılabilir.
Aile tarafından çocuğun uyku esnasındaki hareketlerinin videoya alınıp değerlendirilmesi ve ses kaydının
incelenmesi de hastalıkla ilgili önemli değerlendirme
sağlayabilir.
Endoskopik muayene yöntemleriyle, hava yolunun
görüntülenmesi teşhiste çok önemlidir. Çocukların
radyasyona maruz kalmamaları için film ve tomografi ilk
tercih olmamalıdır.
Uyku apnesinin çocuklardaki etkileri; davranış değişiklikleri, zihinsel ve bedensel gelişim geriliği, öğrenme
zorlukları olarak görülür. Bu çocuklardaki fiziksel
değişiklikler yüz gelişim bozuklukları, otik sorunlar, boy
gelişiminin yaşıtlarına göre kısa olması, apnenin yol
açtığı hareketsizliğe bağlı olarak obezitenin artışıdır.
Tedavide gecikme kalıcı kalp ve akciğer sorunlarına dahi
yol açar.
Çocuk apnelerinin büyük çoğunluğu (yüzde 95) geniz eti
ve bademcik operasyonu ile tedavi edilir.
“Tedavide
gecikme kalıcı
kalp ve akciğer
sorunlarına dahi
yol açar.”
2014
11
medikent
Prof. Dr.
Suat BUKET
Kent Hastanesi
Kardiyovasküler Cerrahi
Uzmanı
İçimizdeki gizli bomba
AORT
ANEVRİZMASI VE
DİSEKSİYONU
Aort, tıpkı ana su borusu gibi vücuda kan akışını sağlayan ana damardır. Vücudun en büyük
damarı aort üzerinde hiç belirti vermeden oluşan kesecikler ve damar genişlemesi nedeniyle
oluşan aort anevrizması, tıpkı patlamaya hazır bir bomba gibi yaşam üzerinde tehdit
oluşturuyor. Bu nedenle tanı ve tedavi yöntemleri, hayati öneme sahiptir.
2014
12
Aort, vücuda kanı dağıtan ana atardamardır. “Aort”
dediğimiz damar, kalpten çıktıktan sonra vücuda
dağılan kanı pompalayan ana atardamardır. Aortun
çapı, kalpten çıktığı bölümde yaklaşık 2,5 cm’dir.
Vücutta bu kadar geniş çapa sahip başka bir damar
yoktur. Damarın genişleme miktarına paralel olarak
anevrizma riski de artmaktadır.
Vücudumuza giden bütün kanı, aort vermektedir. Bu
açıdan da vücuda giden ana boru gibidir. Kanın tüm
vücuttaki devri, yaklaşık 1 dakika sürmektedir. Aortta
oluşan bir problem, insan için hayati öneme sahiptir.
Aorttaki kan akışındaki durma, tüm vücudun kan akışını
durdurabileceği gibi; herhangi bir şekilde aortun bir
bölümünde çatlama veya kan sızması oluştuğunda
kanın dakikalar içerisinde vücuttan boşalmasına ve
aşırı kan kaybı nedeniyle insanın hayatını kaybetmesine
yol açabilir.
Anevrizma nedir?
Anevrizma, bir atardamarın duvarındaki anormal
balonlaşmadır. Atardamarlar oksijenli kanı kalpten
vücudun diğer kısımlarına taşıyan damarlardır. Yeteri
kadar genişleyen bir anevrizma vücutta genellikle
ölümcül olan kanamalara neden olacak şekilde patlayabilir.
Aort, kalbin sol ventrikülünden gelir ve göğüs ile karın
boşluğu boyunca ilerler. Aortun göğüs boşluğu
kısmındaki bölümünde oluşan anevrizmalar, “torasik
anevrizmalar” olarak adlandırılır. Aortun karın boşluğu
kısmındaki bölümünde oluşanlar ise, “abdominal
anevrizmalar” olarak adlandırılır.
Anevrizmalar; beyin, kalp, boyun, dalak, diz arkası ve
vücudun diğer bölümlerindeki damarlarda da oluşabilir.
Eğer beyindeki bir anevrizma patlarsa inmeye neden
olabilir.
Yüksek risk grubundaki
kişilerde anevrizma
taraması önemli
Her yıl yaklaşık 15.000 insan rüptüre (patlamış)
anevrizma nedeni ile ölür. Rüptüre anevrizmalar, 50
yaşın üzerindeki erkeklerde 10. sıklıkta ölüm nedenidir.
Rüptüre anevrizmaların çoğu erken tanı ve medikal
tedavi ile önlenebilir. Çünkü anevrizmalar herhangi bir
bulgu vermeden önce gelişip büyüyebilirler. Bu yüzden
yüksek riskli kişilerde anevrizma taraması yapmak
önemlidir. Tanı konulduğu anda anevrizmalar
genellikle ilaç veya cerrahi ile başarılı olarak tedavi
edilebilirler. Aort anevrizması tanısı konduğunda
doktorlar kalp hızını ve kan basıncını azaltacak ilaçlar
verirler, bu da patlama riskini azaltır. Geniş aort
anevrizması tanısı konulduğunda, genellikle aortun
hastalıklı kısmının replase edilmesi şeklindeki cerrahi
ile tedavi edilebilir. Sonuçlar, genellikle iyidir.
medikent
“Yüksek riskli
kişilerde
anevrizma
taraması yapmak
önemlidir.”
2014
13
medikent
Anevrizmanın
nedenleri nedir?
Anevrizma,
• Ateroskleroz (atardamarların içindeki kalınlaşma ve daralma)
nedeniyle oluşabilir. Ateroskleroz geliştikçe atardamar duvarları
kalınlaşır, hasarlanır ve normal iç yüzeylerini kaybeder. Atardamarın
bu hasarlanmış kısmı içindeki kanın basıncıyla gerilebilir veya balonlaşabilir. Böylece anevrizma oluşur.
• Anevrizma aynı zamanda atardamarın içindeki sürekli yüksek kan
basıncı dolayısıyla da oluşabilir.
• Göğüste oluşan bir travma ile (örneğin araba kazası sonucu oluşan
travma) oluşabilir.
• “Marfan sendromu” gibi bazı tıbbi durumlar da anevrizmaya neden
olabilir. “Marfan sendromu” görülen kişilerin boyları çok uzundur,
parmakları ince ve uzundur. Bu kişilerde damar yapısında incelme söz
konusu olabilir.
• Nadir durumlarda tedavi edilmemiş sifilis (cinsel yolla bulaşan bir
enfeksiyon) gibi enfeksiyonlar da aort anevrizmasına neden olabilir.
Kimler risk
altındadır?
Erkekler, kadınlara oranla AAA (En sık anevrizma tipi olan abdominal
aortik anevrizmalar) için 5-10 kat daha yüksek riske sahiptirler. AAA
riski, yaşlandıkça artar ve en sıklıkla 60-80 yaşları arasındaki
kişilerde oluşur. Periferik anevrizmalar da 60-80 yaş arasındaki
kişilerde sık görülür.
Risk faktörleri
nelerdir?
• Ateroskleroz (Atardamarlarda yağ depolanması)
• Sigara kullanımı (Sigara içenler, 8 kat daha fazla riske sahiptir)
• Aşırı kilo veya obezite
• Aort anevrizması, kalp hastalığı veya atardamarların diğer
hastalıkları için aile hikayesi
• Aort duvarını zayıflatan bazı hastalıklar (Marfan sendromu, tedavi
edilmemiş sifilis, tüberküloz)
• Trafik kazası sırasında göğüs darbesi gibi travmalar
• 35-60 yaşları arasında ciddi ve kalıcı yüksek kan basıncı (Kontrol
altına alınmamış basınç, tehlikelidir.)
• Kokain gibi uyarıcı ilaçların kullanımı
2014
14
Anevrizmanın bulgu ve
işaretleri nelerdir?
Anevrizmaların bulgu ve işaretleri tipine,
yerleşimine ve patlayıp patlamadığına veya
vücuttaki diğer yapılarla ilişkisine bağlıdır.
Anevrizmalar yıllar boyunca herhangi bir şikayete
yol açmaksızın oluşup büyüyebilir.
Çoğu AAA'lar (Abdominal Aort Anevrizmaları)
yıllar boyunca yavaşça büyürler ve patlayana
kadar herhangi bir şikayete yol açmazlar. Bazen
muayene sırasında hastanın karnında nabız veren
bir kitle fark edilebilir. Eğer şikayete yol açarlarsa,
bu şikayetler sırtta veya karnın kenarlarında derin
batıcı tarzda ağrı, karında saatler veya günler
boyunca süren sabit yanıcı ağrı, ayaklarda soğuma
veya uyuşma şeklindedir. AAA patlarsa, şikayetler
karnın alt kısmında veya sırtta ani ve şiddetli ağrı,
bulantı ve kusma, ciltte terleme, baş dönmesi ve
ayağa kalkınca artmış kalp hızı şeklinde olur.
Patlamış bir AAA nedeniyle oluşan iç kanama,
hastada şoka yol açabilir.
Anevrizma tanısı
nasıl konulur?
Anevrizmalar, rutin fizik muayene sırasında sıklıkla
göğüs veya karın ağrısı gibi başka nedenlerle yapılan
ultrason, röntgen veya bilgisayarlı tomografi sırasında
şans eseri bulunurlar. Anevrizma tanısı koymak için
röntgen, ultrason, bilgisayarlı tomografi, magnetik
rezonans görüntüleme, anjiografi gibi yöntemler
kullanılır.
Anevrizmalar nasıl
tedavi edilir?
Özellikle küçük olan ve ağrıya neden olmayan anevrizmalar dikkatli gözlem ile tedavi edilebilirler. Diğerleri
büyümeyi engellemek ve komplikasyonları engellemek
için tedavi edilmelidirler. Tedavi amaçları anevrizmanın
büyümesini, diğer vücut yapılarına zarar vermesini,
patlamasını engellemek ve hastanın normal günlük
aktivitelerine devam etmesini sağlamaktır.
İlaçla tedavi ve cerrahi, anevrizmaların iki tedavi
şeklidir. İlaçlar cerrahiden önce veya cerrahinin yerine
kullanılabilir. İlaçlar kan basıncını azaltmak, kan
damarlarını rahatlatmak ve patlama riskini azaltmak
için kullanılırlar. Eğer anevrizma büyükse ve patlama
riski varsa cerrahi önerilir. Eğer anevrizmalarda diseksiyon gibi bir komplikasyon gelişmişse acil cerrahi
gerekir.
Cerrahi tedaviye
nasıl karar verilir?
medikent
Torasik aort anevrizmaları, büyüyene veya
patlayana kadar şikayete yol açmayabilir. Ortaya
çıkan şikayetler; çenede, boyunda, sırtta veya
göğüste ağrı veya öksürük, ses kısıklığı veya nefes
almada zorluk şeklindedir.
Periferik anevrizmalarda ortaya çıkan şikayetler,
boyunda, kolda veya bacakta hissedilen nabız
veren kitle, kol veya bacak ağrısı, egzersiz krampı
şeklindedir.
Erken tanı önemli
Sigara içen ve 65-75 yaş aralığındaki erkeklerin
abdominal aort anevrizması açısından ultrason ile
incelenmeleri, erken tanı açısından önerilir. Aort
anevrizmaları için tedavi önerileri, anevrizmanın
boyutuna göre belirlenir. Erken tanı konulan küçük
anevrizmalar, yakın takip ile tedavi edilebilirler. Eğer
aort çapı küçük ise (3cm'den az) ve herhangi bir şikayeti
yoksa yakın takiple 5-10 yılda bir muayene gerektirir.
Eğer aort çapı 3-4 cm arasındaysa hasta yılda bir kez
ultrason yapılması için doktora gelmelidir. Eğer aort
çapı 4-4,5 cm arasındaysa her 6 ayda bir test
yapılmalıdır. Eğer aort çapı 5 cm'den büyükse veya yılda
1 cm'den fazla büyüme varsa en kısa zamanda cerrahi
işlem yapılmalıdır.
Çoğu periferik anevrizmalar şikayete neden olmazlar.
Çok nadiren patlarlar. Periferik anevrizmaların tedavileri, şikayet olup olmamasına, anevrizmanın yerleşim
yerine ve atardamardan kan akımının engellenmediğine bağlıdır. Dizin arkasındaki 2,5 cm'den büyük bir
anevrizmada genellikle cerrahi gerekir. Anevrizmaların
diseksiyonu acildir, ihmale gelmez. Akut aort diseksiyonu, en sık acil cerrahi gerektiren aort hastalığıdır.
Aort diseksiyonu, aort duvarının katları arasında yırtık
olması ve kanın duvarın katları arasında oluşan yalancı
lümene girmesidir. Bu durum genellikle Tip A (asendan
torasik aortu içeren yırtılma) ve Tip B (desendan torasik
aortu içeren yırtık) şeklinde sınıflandırılır. Tip A diseksiyonları, cerrahi yapılmayan her saat için %1 gibi yüksek
bir ölüm riski taşırlar. Tip B diseksiyonlu hastalarda
yırtılma veya organlarda dolaşım bozukluğu olmadıkça
cerrahi gerekmez. Diseksiyon cerrahisinde standart tüp
greft yerleştirilmesi uygulanır.
Anevrizma tedavisi için ameliyatın gerekli olup
olmadığına kalp ve damar cerrahları karar verirler. Eğer
ameliyat gerekli ise anevrizmanın yerleşimine, boyutuna
ve aort kapakçığının fonksiyonuna göre ameliyat şekline
karar verilir.
2014
15
medikent
Uzm. Dr.
Bülent ŞENGÜL
Kent Hastanesi
Gastroenteroloji
Uzmanı
Mide Sağlığı ve
REFLÜ
Mide sağlığımıza dikkat edebilmek için ne yediğimiz, ne kadar yediğimiz, nasıl
yediğimiz, ne zaman yediğimiz son derece önemlidir. Bununla birlikte sigara,
alkol tüketimi, gelişigüzel ilaç tüketimine de dikkat etmemiz şarttır.
Mide sağlığı neden önemlidir?
Sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam sürebilmenin temel
kurallarından biridir. İnsanlar da diğer canlılar gibi
dünyaya geldikleri ilk andan itibaren yaşamlarını
sürdürebilmek ve büyüyebilmek için beslenmek
zorundadır. “Beslenme” adı verilen bu yaşamsal olayda
sindirim sistemi başrolü oynamaktadır. Sindirim sistemi,
ağızdan anüse kadar olan uzunca bir yoldur. Ağız
boşluğundaki dişler, tükürük bezleri ve dil, beslenmenin
başladığı organlardır. Burada gıdaların sıcak-soğuk,
acı-ekşi-tatlı-tuzlu gibi özellikleri tespit edilir ve vücuda
alınıp alınmayacağı kararı verilir. Dolayısıyla ağız
boşluğunda gıdalara ısıtma ya da soğutma işlemi
uygulanarak, mideye gitmesine izin verilir. Tükürük
salgısı içerisinde enzim ve antikor denilen bazı maddeler
vardır. Bu maddeler sayesinde gıdalar tükürük salgısı ile
mikroplardan arındırılmaya çalışılır. Katı ve büyük
boyutlu gıdalar dişler yardımıyla parçalanır, tükürük
yardımıyla ıslatılarak yumuşatılır, böylelikle yemek
borusundan mideye gönderilmeye uygun hale getirilir.
Ağza alınan gıdanın tadında, kokusunda bir gariplik
varsa bunu geri çıkarmak kaydıyla vücuda girişine izin
verilmemiş olunur. Gördüğünüz gibi ağız boşluğu,
beslenme olayında hem hazırlayıcı, hem de kalite
kontrol merkezi gibi çalışmaktadır. Ağızda birçok
değerlendirmeye ve muameleye tabi tutulduktan sonra
vücuda alınması uygun görülmüş olan gıda yemek
borusu kanalıyla mideye ulaştırılır.
“Sağlıklı bir
mide için ağız
sağlığının da
iyi olması
gerekmektedir.”
2014
16
“Mide bakterisi,
mide sağlığını
tehdit eden önemli
bir faktördür”
Sağlıklı bir mide için ağız sağlığının da iyi olması
gerekmektedir. Midemiz, karın boşluğunda olup ince
bağırsaklardan önce gelmektedir. Boş iken hacmi
küçük olmasına rağmen gıdalarla doldukça yavaş yavaş
genişleyebilen ve birkaç litre hacme ulaşabilen bir
organdır. Aşırı sıcak ya da aşırı soğuk gıda alımı,
gıdaları ağızda iyice çiğnemeden hızlı bir şeklide yemek
yenilmesi, gerekenden fazla miktarda gıdayla midenin
adeta tıka basa doldurulması, çok fazla acılı – baharatlı
– ekşili gıdaların tüketilmesi mide sağlığını tehdit eden
faktörlerdir. Yemek sonrası yatmak, öne doğru eğilerek
mideyi sıkıştırmak, dar giysiler (korse – kemer – kuşak)
ile mideyi baskı altına almak mide sağlığını olumsuz
etkilemektedir. Bu nedenle akşam yemeklerini geç
saate bırakmamalı, yatmadan önce 3 saat kadar
midenin çalışmasına ve boşalmasına zaman
tanımalıyız.
Ancak mide sağlığını tehdit eden faktörler bu kadarla
kalmamaktadır. Kuvvetli ağrı kesici ilaçlar, aspirin
türevi ilaçlar, kuvvetli antibiyotikler, alkol, sigara
(tütün), asitli ve gazlı içecekler bu konuda önemli yere
sahiptirler. Tıp literatüründe 30 yılı aşkın süredir bilinen
ancak halk arasında son yıllarda giderek daha bilinir
hale gelmiş olan bir mikroorganizma (Mide bakterisi –
Helikobakter Pilori) da mide sağlığını tehdit eden
önemli faktörlerdendir.
Burada halk arasında sık karşılaşılan bir hatadan da söz
etmek gerekiyor. Ağrı kesici ilaçlar iğne şeklinde
yapıldığında ya da makattan fitil şeklinde alındığında
midenin bundan zarar görmeyeceği şeklinde bir inanış
vardır. Bu kısmen yanlış bir inanıştır. Çünkü ağrı kesici
ilaç, vücuda alındığında (hangi yolla alınırsa alınsın)
Stresin mide
üzerindeki etkisi
Stres, ortaya çıkardığı hormon ve
mediatörler vasıtasıyla vücudumuzda çok
fazla sorunlara sebep olabilecek bir
durumdur. İlk akla gelenler; tansiyon
yükselmesi, şeker yükselmesi, çarpıntı ve
mide asit yapımının artmasıdır. Mide asit
yapımının artması da mide duvar
sağlığını olumsuz etkileyen bir durumdur.
Bu nedenle uzun dönemli stres ve
gerginliklerden kaçınılması da sağlığımız
açısından son derece önemlidir.
Sağlıklı yaşamın en temel koşullarından birisi
sağlıklı beslenme olduğuna göre mide
sağlığımıza dikkat ederek beslenmemizi kaliteli
hale getirebiliriz. Burada sağlıklı beslenme diye
bahsedilen konu et – karbonhidrat – yağ ve
vitaminler açısından dengeli beslenme değildir.
Bu konu metabolizma uzmanlarının, diyet
uzmanlarının konusudur. Bizim burada sağlıklı
beslenme diye bahsettiğimiz ise sağlıklı
gıdaların tüketilmesi ve alınan gıdaların en
sağlıklı bir şekilde vücuda emilebilmesidir.
Sindirimin sağlıklı olabilmesinde mide
sağlığının da önemli rolü vardır.
medikent
kana karışarak tüm vücuda dağılır. Mideye de kanla
gelir ve mide duvarında yaptığı bazı değişikliklerle
mideye zarar verir. Ancak ağız yoluyla alındığında
tabletin midede erimesi sonrasında lokal olarak da
mide duvarını etkilemesi, zarar vermesi mümkündür.
Alkol, lokal toksik yolla, sigara ise içindeki bazı zararlı
maddelerin (tıpkı ağrı kesici ilaçlarda olduğu gibi) mide
duvarına kan dolaşımıyla gelerek zarar verebilir.
“Helikobakter Pilori” adı verilen ve halk arasında ülser
mikrobu – gastrit mikrobu ya da mide bakterisi olarak
da anılan mikroorganizma, mide sağlığını tehdit eden
önemli bir faktördür. Bu bakterinin toplumdaki sıklık
oranları ise, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile ters
orantılıdır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde %5 – 10
düzeyinde iken, ülkemizde %50’ler civarında olup
Afrika ülkelerinde sıklığı %90’ları aşmaktadır. Bu
mikroorganizmanın mide ülseri, gastrit, mide lenfoması
ya da mide kanseri gelişiminde rol aldığı kabul edilmektedir. Ancak midesinde bu bakteriyi barındıran her
insanda mide hastalığı olmaması mide sağlığını bozan
tek faktörün bu bakteri olmadığını düşündürmektedir.
Dolayısıyla midesinde bir hastalık saptanmış olan
insanlarda bu bakteri varlığı da tespit edilirse o zaman
bu bakteriye yönelik tedavi uygulanması kabul edilen
bir yaklaşımdır. Herhangi bir mide hastalığı olmayan ve
bu bakteri tesadüfen saptanmış kişilere tedavi verilmesi günümüz bilgileri ışığında doğru bulunmamaktadır.
Demek ki, mide sağlığımıza dikkat edebilmek için ne
yediğimiz, ne kadar yediğimiz, nasıl yediğimiz, ne
zaman yediğimiz son derece önemlidir. Bununla birlikte
sigara, alkol tüketimi, gelişigüzel ilaç tüketimine de
dikkat etmemiz şarttır.
2014
17
medikent
Reflü nedir?
Belirtileri nelerdir?
Mide içindeki asit içeriğin yemek borusuna geri kaçmasına “reflü”
denilir. Reflü, fizyolojik bir durumdur. Bebeklik döneminden
itibaren görülebilmektedir. Örneğin bebekleri biraz fazla emzirdiğinizde gaz çıkarma sırasında bir miktar kustuğu herkes
tarafından bilinen bir durumdur. Bu, bir çeşit reflü olup fizyolojiktir. Erişkin insanlarda da beslenme hataları sebebiyle mide
içeriğinin yemek borusuna geri kaçması söz konusu olabilmektedir. Bu durum, geğirme ya da hıçkırık sırasında ya da durup dururken olabilmektedir. Bu geri kaçış olayı, tek tük olduğunda
önemsenmemekte ve “fizyolojik reflü” olarak değerlendirilmektedir.
Haftada 2 kezden daha sık reflü olması durumunda “patolojik
reflü” yani reflü hastalığından söz edilebilir. Reflü hastalığını
tetikleyen faktörler vardır. Bunlar gıdalar (acı, ekşi, turşu,
baharat, bol yağlı ve salçalı yemekler, kızartma, çiğ soğan,
çikolata, şerbetli tatlılar, asitli ve gazlı içecekler, alkol),
beslenme hataları (hızlı yemek, aşırı miktarda yemek), yaşam
tarzı hataları (yemek sonrası öne eğilerek oturmak, yemek
sonrası yatmak, dar giysilerle karın ve mide bölgesinin sıkıştırılması, sporsuz ve hareketsiz yaşam) olarak sıralanabilir.
Bu faktörlerin yanı sıra insanın elinde olmayan bazı rahatsızlıklar
da reflü oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Bunlar mide
kapakçığındaki gevşeklik ya da genişlemeler, mide fıtığı, mide
boşalmasında yavaşlama, mide çıkışında darlık ya da tıkanıklıklar
olarak sayılabilir.
Tüm bu faktörlerin bir ya da birkaçı biraraya gelerek reflü
hastalığını ortaya çıkarabilir. Reflü hastalığının temel iki belirtisi
vardır. Birincisi; midede ya da yemek borusunda yanma, ikincisi ise
yemek borusuna ve ağıza acı su gelmesidir. Bu iki temel belirtiye
ilave olarak kronik öksürük, ses kısıklığı, boğazda sürekli iritasyon
ve farenjit hali, göğüs ağrıları ve göğüste yanma hissi de
olabilmektedir.
Ne zaman doktora
başvurulmalıdır?
Reflü, kimlerde daha
sık görülür?
Yukarıda bahsedilen yakınmaları olan hasta
derhal doktora başvurmalı ve gereken
tetkikleri yapıldıktan sonra tanısı konularak
tedavisi düzenlenmelidir. Tanısı konulmuş,
diyetine ve tedavisine devam etmekte olan
kişilerde tedaviye rağmen geçmeyen
şikâyetler varsa, sıvı ya da katı gıdaların
yutulması sırasında yemek borusunda ağrı,
yutma güçlüğü ya da takılma hissi oluyorsa
hiç vakit kaybetmeden doktora
başvurulmalıdır.
Reflü hastalığı, kadın ya da erkek, yaşlı ya da genç
herkeste görülebilir. Görülme sıklığı her geçen gün
artmaktadır. Bu artışta beslenme tarzı ve yaşam
koşulları oldukça önemli rol oynamaktadır. Yemek
saatleri düzenli olmayan, vakitli vakitsiz yemek yiyen,
reflüjenik gıdaları (asitli-gazlı içecekler, demli çay,
kahve, kızartma, yağlı-acılı-baharatlı-salçalı yemekler,
soğan, ekşi, turşu, çikolata, alkol) sık ve çok tüketen
kişilerde daha çok ortaya çıkmaktadır. Yine kilo fazlası
olan kişiler de reflü hastalığı bakımından daha yüksek
risk altındadırlar.
2014
18
Reflü tanısı nasıl
konulur?
Reflü hastalığı tanısı konulurken, birçok veriden
yararlanılır. İlk başta hastanın şikayetleri dinlenir ve
bazı sorularla hastalık daha da detaylı bir şekilde
irdelenir. Bunu takiben fizik muayene ile bu şikâyetlere
sebep olabilecek bir hastalığa ait muayene bulgusu var
mı araştırılır.
Reflü hastalığı ön tanısı konulduğunda tanıyı desteklemek amacıyla röntgen incelemelerine ya da endoskopik
incelemelere ihtiyaç duyulur. Endoskopik incelemenin
gelişmesi, yaygınlaşması ve sedasyon (uyutma)
yardımıyla konforlu hale gelmesi sonucunda reflü
tanısında röntgen incelemelerinin ağırlığı oldukça
azalmıştır.
Endoskopi yapıldığında yemek borusu, mide kapakçığı,
mide ve mide çıkışındaki yapılar detaylı bir şekilde
değerlendirilmektedir. Bu sayede reflü hastalığının
tanısı, sebebi, oluşan hasarlanma ve hastalığın
ciddiyeti hakkında bilgi edinilmektedir.
Yukarıdaki resimlerde endoskopi görüntüleri görülmektedir. Solda normal mide kapakçığı görülüyorken sağda
mide fıtığı görülmektedir.
medikent
Aşağıda ise reflü hastalığında yemek borusunda hasarlanma ile oluşan ve “özofajit” adı verilen lezyonlar
görülmektedir.
Yemek borusuna geri kaçan asit miktarını ölçen ve
parametrik olarak reflü şiddetini belirleyen yöntemler
de vardır. Bunlara “özofageal pH metri (Yemek borusundaki pH’yı ölçen)” denilir. Bu ölçme, günümüzde iki
yöntemle yapılmaktadır. Birincisi burundan mideye
kadar indirilen ve “kateter” denilen ince borular
yardımıyla asit ölçümü yapılması yöntemidir ki bu eski
yöntemdir. Burada 24 saat boyunca hasta burnundan
midesine inen ince boruyla bir cihaza bağlı olarak
zaman geçirir. İkincisi ise, “BRAVO kapsül pH metri”
yöntemidir.
Bu yöntem, yenidir. Hastanemizde de mevcut olan bu
yöntemde yemek borusunun alt ucuna endoskopik
yöntemle bir çip yerleştirilmekte ve bu çip sayesinde 48
saat boyunca asit ölçümü yapılabilmektedir. Bu
yöntemde burunda herhangi bir kateter yoktur. Yemek
borusundaki çip ölçümlerini telsiz frekansı ile kemere
takılan bir alıcı cihaza gönderir. Alıcı cihazda 48 saat
boyunca toplanmış olan veriler bilgisayarda döküm
haline getirilerek değerlendirilir. Bu 48 saatlik süre
içerisinde kemere takılı olan alıcı cihaz dışında
herhangi bir kablo ya da kateter yoktur. Bu da kişinin
beslenme, banyo, gezme, yatıp uyuma, iş, alışveriş gibi
günlük yaşamına aynen devam edebilmesine olanak
sağlamaktadır.
Reflü nasıl tedavi edilir?
Reflü hastalığı tedavisi, oluşum sebebiyle ilişkilidir. Kontrolsüz ve ölçüsüz bir
şekilde beslenen, reflüjenik gıdaları çok ve sık tüketen bir kişide tedaviye önce
beslenmeyi disiplinize ederek başlamak gerekmektedir. Beslenme yaşam tarzı
düzenlemeleri tedavide ilk ve en önemli basamaktır. Çünkü reflü hastalığında en
sık sebep, bu konudaki hatalardır. Obezite tarzı kilo fazlası olanların kontrollü bir
şekilde kilo vermeleri de reflü şikâyetlerinin azalmasına önemli katkı sağlayacaktır.
Reflü hastalığında olay, mide asitinin yemek borusuna geri kaçması olduğundan
beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleri ile bu asit kaçışı azaltılamıyor ya da önlenemiyorsa şikâyetler tam geçmeyecektir. Bu durumda mide asitini azaltacak
ilaçlar devreye sokulmaktadır. Bu ilaçlar yemek borusuna kaçan asitin şiddetini
azaltmakta ve şikâyetlerin azalmasını ya da geçmesini sağlamaktadır. İlaçlar
şikâyetleri azaltmaktan başka varsa yemek borusundaki hasarların iyileşmesini de
sağlamaktadır. Düzenli ilaç kullanımı bu hasarların tekrar oluşma riskini de
azaltmaktadır. Buna ilaveten hastada mide fıtığı ya da çok genişlemiş bir mide
kapakçığı durumu varsa ameliyat edilerek bu anatomik bozukluğun düzeltilmesi de
tedavi seçeneklerindendir. Ameliyat laparoskopi yöntemiyle (kapalı yöntemle)
yapılabilmektedir.
Özet olarak söylemek gerekirse; diyet şarttır. Diyete ilave olarak ihtiyaç duyulursa
ilaç kullanılmalıdır. Diyet ve ilaca rağmen sorun devam ederse ve ameliyatla
düzeltilebilecek bir patoloji varsa ameliyat da seçenekler arasında olmalıdır.
Tedavi ve iyileşme
süreci sonrasında
nelere dikkat
edilmelidir?
Anlaşıldığı gibi reflü hastalığı bir kere tedavi edilen
ve sonrasında ömür boyu rahat edilen bir hastalık
değildir. Reflü hastaları her zaman kilolarına,
beslenme tarzlarına, yaşam tarzlarına ve giyinme
tarzlarına dikkat etmek durumundadırlar. Bu diyet
odaklı yaşam devam ederken, reflü yakınmaları
olduğu ya da belirginleştiği dönemlerde diyete ilave
olarak ilaç da kullanmak durumunda kalacaklardır.
Bu ilaç kullanma süresi, hastadan hastaya değişmektedir. Diyet ne kadar düzgün olursa, ilaç kullanma
ihtiyacı o kadar az olmaktadır.
“Sürekli ilaç kullanayım, istediğim gibi yiyip içeyim,
hiç mide şikâyetim olmasın” şeklinde bir yaşam
tıbben kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir durum
değildir.
2014
19
medikent
Doç. Dr.
İbrahim AKEL
Kent Hastanesi
Ortopedi ve Travmatoloji
Uzmanı
SKOLYOZ
Omurga
Eğriliği
Sırt ve bel bölgesini oluşturan omurgalardaki eğriliklere “skolyoz”
denir. Sağlıklı bir omurga ön ve arkadan bakıldığında düzdür.
Yandan bakıldığında ise, boyun ve bel kısmının çukurluğuna
uyumlu olarak eşlik eden hafif bir sırt çıkıntısı mevcuttur.
Skolyoz’da temel olarak ön ve arkadan bakıldığında, omurgada
sağa ve/veya sola eğrilikler gözlenir.
2014
20
medikent
Skolyoz, doğumdan sonra erken bebeklikten erişkin
yaşa kadar her zaman görülebilmektedir. Eğriliğin
görüldüğü yaşa, eğriliğin tipine ve yerleşim yerine
göre hastalığın seyri ve tedavi seçenekleri farklılık
gösterebilir. Skolyozun tiplerine göre nedenleri
araştırıldığında, kalıtsallık, sinir-kas-kemik denge
hastalıkları, hormonsal nedenler gibi pek çok faktör
karşımıza çıkabilmektedir.
Skolyoz hastalığında ortaya çıkan omurga ve göğüs
kafesi şekil bozukluklarının hayati işlevleri en çok
etkileme nedeni, eğrilik ilerlediği zaman kalp ve
akciğer kapasitesini bozabilmesi ve ciddi sistemik
problemlere yol açabilmesidir. Bu nedenle erken tanı
ve tedavi, pek çok hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta
da önemlidir. Eğriliğin tipi, yerleşimi ve derecesine
göre bazı eğrilikler yakın takibe alınıp bir tedavi
uygulanmazken, bazılarında egzersiz ve korse
seçenekleri yanı sıra ameliyat yöntemleri, tedavi
seçenekleri arasında yer alır.
Skolyoz nasıl
teşhis edilir?
Skolyoz gelişen hastalarda sırt omurgalarındaki
eğriliğin derecesine, seviyesine ve tipine göre
omuzlarda, bel girintilerinde ve göğüs kafesinde
asimetri ve gövdenin bir yana doğru kayması
gözlenebilir. Büyüme çağında skolyoz gözlenen
hastalarda, özellikle 11-13 yaşlar arasındaki hızlı
büyüme döneminde sırt ve bel bölgesinde eğrilikler
hızlı bir artış gösterip belirginleşebilir. İleri yaşlarda
ortaya çıkan skolyozda ise, erişkin omurgasındaki
yıpranma ve bozulmalara bağlı eğrilikler olup, bel ve
sırt ağrıları oluşabilir.
Büyüme döneminde gelişen skolyozda aileler sıklıkla
çocuklarının omuzları arasındaki yükseklik farkları, bel
girintilerindeki yükseklik farkları ve bazen sırtta tek
taraflı ortaya çıkan geniş çıkıntılardan skolyoz
hastalığını fark edebilirler. Bunların yanı sıra öne
eğilme testi, hastalığın tanısında önemlidir. Bu testte
çocuk ayakları birleşik olarak dizlerini kırmadan öne
doğru eğilir. Yukarıdan bakıldığı zaman sırtın sol ve
sağ yanındaki yükseklikler arasında fark olması,
özellikle sırt bölgesi omurgaları içeren skolyoz
hastalığının tanısında önemli bir göstergedir. Sırtta
eğriliğin tanınmasında ve tiplendirilmesinde, özel
çekilen omurga grafileri yanı sıra bilgisayarlı tomografi
(BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG)
yöntemlerinden de yararlanılabilir.
ÇOCUKLARDA
SKOLYOZ
HASTALIĞI
Çocukluk çağı skolyoz hastalığı, erken dönemde teşhis
edildiği takdirde, ameliyatsız veya ameliyatlı girişimler
yardımı ile daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçilebilir. Büyümekte olan çocuklarda her
yaş için farklı tedavi yöntemleri olmakla beraber hepsinde
ortak amaç, öncelikle eğriliğin kabul edilebilir sınırlar
içerisinde kalmasını sağlamak ve durdurabilmektir. İleri
aşamaya geçen eğriliklerde ise, ameliyat ile eğriliği
düzeltebilmek ve bu düzelmeyi korumaktır.
2014
21
medikent K
SKOLYOZ
Tedavi Seçenekleri
Skolyoz hastalığının seyri ve özellikleri, oluşma tiplerine
göre de farklılık göstermektedir. Doğuştan sırt ve bel
omurgalarında oluşma/yapışma bozukluğu görülen
“doğumsal skolyoz” tipinde hastalık çoğu kez erken
yaşlarda görülür ve hızlı seyredebilir. Bu çocukların iç
organlarında da oluşumsal problemler gözlenebilir.
Doğumun ilk yıllarında ortaya çıkan diğer bir tür olan
“bebeklik skolyozu” tipinde ise, omurgalarda oluşma ve
yapışma bozukluğu görülmez ve genellikle hafif olan
eğrilikler iyi huylu seyreder ve çoğu kez 1-2 yaş
içerisinde kendiliğinden düzelir. “Erken çocukluk çağı
skolyozları” ise bebeklik yaşı sonrası ile okul öncesi yaş
arasında fark edilir. Eğriliğin derecesine, yerine ve
şiddetine göre korse tedavisi uygulanır ya da ameliyat
yapılır.
Erken yaşta gelişen, kendiliğinden veya korse yardımı ile
düzelmeyen eğrilikler, çoğu kez küçük yaşlarda
yapılacak ameliyatlı girişimler ile tedavi edilebilir.
Günümüzde büyüyen omurgaya adapte edilen yeni
sistemler sayesinde doğumsal ve erken çocukluk
skolyozları daha küçük seri ameliyatlar ile omurgaya daha
az zarar verilerek tedavi edilebilmektedir.
Çocukluk çağından erişkin olma yaşına dek görülen
skolyoz ise hastalığın başka bir tipidir. Çocukluk çağının
ikinci hızlı büyüme dönemini de içeren bu yaşlarda aşırı
bir artış sonrası fark edilen sırttaki eğrilikler gözlenebilir. Bu dönemde de eğriliğin tedavisiz yakın takibinden
korse ve egzersiz tedavisine, bu yöntemlerle ilerlemesi
önlenemeyen aşırı eğriliklerde ise sırt ve göğüs kafesinin
yanından yapılacak ameliyatlar ile eğriliğin düzeltilerek,
eğri bölgenin dondurulmasına kadar farklı tedaviler
gerekebilir.
Erken dönemde tedavi önemli
İhmal edildiği zaman hayat kalitesini ve
beden görüntüsünü bozabilen bu
hastalığın erken tanı ve tedavisi çok
önemlidir. Bu nedenle ailelerin, sırtında
eğrilik fark ettikleri çocuklarını en kısa
sürede bir hekime götürmeleri gerekir.
Erken dönemde fark edilen eğriliklerin
ilerleyip, kalp ve akciğer problemlerine
yol açmadan, daha küçük girişimler ile
tedavi edilebileceği unutulmamalıdır.
Hareketle, öksürmekle,
uzun süre ayakta kalmakla
ortaya çıkan bel ağrıları
hastalığının belirtisi olabilir.
Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği
Kent Hastanesi bünyesinde
hizmet vermeye devam etmektedir.
KENT HASTANESİ 8229/1 Sokak No:56 35580 Çiğli-İZMİR
Tel: (0232) 386 70 70 (pbx) • Faks: (0232) 386 70 71
www.kenthospital.com
www.sgkkent.com
/KentSaglikGrubu
/kentsaglikgrubu
2014
23
medikent
OMURGA CERRAHİSİNDE
Büyük Buluşma
Kent Hastanesi, düzenlediği “Küresel Sağlık ve Omurga Deformiteleri” başlıklı sempozyum
ile omurga cerrahisi alanında önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Omurga cerrahisinde
dünyanın en iyisi kabul edilen Prof. Dr. Boachie-Adjei, Kent Hastanesi’nin konuğuydu.
Prof. Dr. Oheneba Boachie-Adjei, Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu ve Doç.
Dr. İbrahim Akel'in sunumlarıyla 19 Temmuz 2014 Cumartesi günü
İzmir Swissotel’de gerçekleşen sempozyumda, skolyoz ve diğer
omurga deformasyonlarının tedavisine yönelik deneysel çalışmalar,
katılımcı hekimlerle paylaşıldı.
Dr. Ruşen Yıldırım
Prof. Dr. Oheneba Boachie-Adjei
KÜRESEL SAĞLIK ve OMURGA DEFORMİTELERİ
KÜRESEL SAĞLIK ve OMURGA DEFORMİTELERİ
Kent Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Ruşen Yıldırım’ın
açılış konuşmasıyla başlayan sempozyumda, İzmir Kent
Hastanesi’nden Doç. Dr. İbrahim Akel ile İstanbul’dan
Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu bilgi ve deneyimlerini aktardı.
Doç. Dr. Akel, “Adolesan idiopatik skolyozun etiyolojisi ile
ilgili deneysel çalışmalar” başlıklı bir sunum yaptı.
2014
24
Batı Afrika kentlerinden Kumasi, Gana’da doğan,
çocuk yaşta göç ettiği Amerika Birleşik
Devletleri’nde tıp okuyup bugün dünyanın
omurga cerrahisinde “en büyük ortopedist”
olarak gösterdiği Boachie, sempozyumun sabah
oturumunda “Adolesan idiopatik skolyoz:
Sınıflandırma ve füzyon seviyelerinin seçilmesi”
başlıklı bir konferans verdi.
Boachie, öğleden sonraki oturumda ise “Erişkin
dejeneratif skolyoz; tedavi seçenekleri” ve
“Küresel sağlık ve az gelişmiş ülkelerde (FOCOS)
mükemmeliyet merkezlerinin oluşturulmasının
zorluğu” adı altında iki sunum daha yaptı.
Doç. Dr. İbrahim Akel
KÜRESEL SAĞLIK ve OMURGA DEFORMİTELERİ
KÜRESEL SAĞLIK ve OMURGA DEFORMİTELERİ
Prof. Dr. Oheneba Boachie-Adjei
Doç. Dr. İbrahim Akel
Dr. Ruşen Yıldırım
Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu
Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu
Sempozyuma İstanbul’dan katılan Ortopedi ve taravmatoloji Prof. Dr. Hamzaoğlu da “Adolesan idiopatik skolyozda ciddi ve rijid eğriliklerde posterior osteotomi
seçenekleri” ve “Erişkin dejeneratif deformitelerin üç
kolon osteotomileri ile tedavisi: Endikasyonlar ve teknik”
başlıkları altında iki sunum gerçekleştirdi.
medikent
2014
25
medikent
Dr. Boachie
Kent Hastanesi’nin
konuğuydu
Skolyoz nasıl bir hastalık, görülme sıklığı nedir?
Skolyoz omurganın yana dogru eğilmesidir. Göğüs
bölgesinde olduğunda kambur olmaya sebep olabilir. En
çok görünen skolyoz türü, idiyopatik skolyozdur. Kalıtsal
bir hastalıktır. En çok kadınlarda, çocuklarda görülür.
Dünya nüfusunun yüzde 2-3’ünde bu hastalık vardır. 6
milyar insan düsünüldüğünde 100 binlerce kişi idiyopatik skolyoz hastasıdır. Başka tür skolyozlar da var.
Örneğin; Nöromuskuler Skolyoz, nörolojik problemlerden kaynaklanır. Ayrıca konjenital skolyoz vardır, en
az sıklıkta görülür. Embriyo gelisimi ile hastalık devam
eder. Enfeksiyonlar da skolyoza sebep olabilir.
Gana’da bu hastalıkların tedavisi için hastane
kurdunuz. Buradan yola çıkıp, Skolyoz dünyada
en çok Batı Afrika gibi geri kalmış ülkelerde
görülür, diyebilir miyiz?
Genel olarak idiyopatik skolyoz dünyada aynı sıklıkta
görülür. Belli bir bölgede daha sık rastlanmaktadır,
diyemiyoruz. Bazı bölgelerde konjenital skolyoz daha sık
görülür. Gelişmemiş ülkelerde, erken teşhis yapılamadığından hastalık oranı fazladır.
Anne babalar çocuklarında, yetişkinler
kendilerinde skolyoz olduğunu anlayabilir mi?
Skolyoz göğüs kafesi gelişimini etkileyebilir veya erken
ölümlere sebep olabilir. Çocukları 6 ayda bir kontrol
ettirmek gerekiyor. Büyüme gelişiminden skolyoz
anlaşılabilir. Yetişkinler genel olarak aslında çocukken
skolyoza sahiptirler. Çocukken tedaviler uygulanabilir.
Yetişkinlerde acı ve deformasyon olarak belirtiler gösterir.
Fizik ve ilaç tedavileri uygulanır, gerekirse ameliyat
yapılabilir.
Skolyoz sosyal ve psikolojik olarak
hastayı nasıl etkiler?
Genç yaşta skolyoz olanlar, en heyecanlı, en güzel yıllarında bu durumdan büyük rahatsızlık duyarlar, içlerine
kapanırlar. Halka açık alanlarda, arkadaş gruplarında
bulunmak istemezler. Bu sebeple hem sosyal hem de
psikolojik olarak etkilenirler.
Yakın zamanda makale yayınladık. Afrika ve Amerika
skolyoz hastalarının karşılaştırdık. Hastalar üzerinde ortak
olarak gördüğümüz etki hastaların kendilerini beğenmemesi, mutsuzluktur.
Son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler nedir,
umut verici mi?
Skolyoz tedavileri 100 yıldır yapılır. Daha öncesinde de bazı
metotları kullanılmıştır. Örnek; traksiyon yöntemi. Bu
metotlar zamanla geliştirilmiştir. 40 dereceye kadar çocuklarda, yetişkinlerde korse gibi aparatlar uygulanır. Daha yüksek
dereceler için ameliyat gereklidir. Teknolojinin de gelişmesiyle, hasta 3 ile 5 gün sonrasında yataktan yardımcı olmadan
kalkabilir. 6 ay içinde normal hayatına geri döner. Ama yıllar
önce hastaların 1 ay veya 1 yıl yatmaları gerekiyordu. Skolyoz
hastası küçük çocukların, ergenlik çağına gelmeden çok
sayıda operasyon geçirmeleri gerekiyor. Operasyon sayısını
azaltabilmek için kendi kendilerine uzamayı sağlayan
omurilik enstrümanları ile bir cerrahi teknik tasarladık. Ayrıca
ameliyat riskini azaltıcı, ciddi eğrilikleri azaltmaya yönelik bir
traksiyon metodu oluşturduk.
Omurgamızı korumamız için neler önerirsiniz?
Omurga hareketlerimizin arka kemiğidir ve beyinden
aşağıya inen omuriliği taşır. Kronik ağrı ve paralizeleri
önlemek için yaralanmasını önlemek çok önemlidir.
Bunu taşıma, eğilme, kaldırma ya da egzersiz ve güvenli
spor hareketleri gibi mekanizmalar ile yapabiliriz.
Sağlıklı olmak, kilo vermek, omurgaya daha az yük
binmesini sağlayacaktır.
Yaşla artan ortopedik sorunlar konusunda
neler söylemek istersiniz?
Yaslanma ile eklemlerin ve kemiklerin deformasyonu
(deterioration), artrit ve osteoperoz yaşlanan popülasyonlarda ortopedik rahatsızlıkların temelini oluşturmaktadır.
Sağlıklı yaşam en büyük faydayı sağlamaktadır. Post
menapoz döneminde kadınlar kemiklerini sağlıklı tutabilmek amacıyla kemik bakım programlarına katılmalıdırlar.
Eklem rekonstrüksiyonlarındaki gelişmeler eklem artrit şikayeti
olan birçok yaşlı hastanın yaşam kalitesini iyileştirmiştir.
Modern osteoperoz tedavileri ise bundan etkilenen hastaların
kemiklerini güçlendirmeye yardımcı oluyor.
Söyleşi
Nesrin COŞKUN
Kent Sağlık Grubu
Basın Danışmanı
Dr. Boachie
Kimdir?
Prof. Dr. Oheneba Boachie-Adjei Kumasi, Gana’da
küçük bir tüccar ailenin 7 çocuğundan biri olarak
dünyaya geldi. Küçük bir çocukken, geçirdiği mide
hastalığı sebebiyle ölümle burun buruna gelen
Boachie, Batı’da eğitim alan Ganalı doktordan
etkilendi. Boachie 1972 kışında üzerinde bir kazak,
cebinde 12 dolarla New York’a gitti. Brooklyn College’a
kayıt olan Boachie, hem eğitimini hem yaşamını
sürdürebilmek için çeşitli işlerde çalıştı, öğretmenlik
yaptı.
Boachie, yaşadığı maddi manevi büyük zorluklara
karşın bölümünden en iyi derece ile mezun oldu,
kimya ihtisası ve yan dal olarak Afrika çalışmaları ile
“summa cum laude” derecesi aldı. Boachie, 1980’de
Columbia Üniversitesi College of Physicians and
Surgeons’ı bitirip tıp doktoru oldu. Kariyeri boyunca,
Dr. Boachie-Adjei erişkin ve pediyatrik omurga
deformiteleri tedavilerinde uzmanlaştı. Dr.
Boachie-Adjei , University of Minnesota, University
of Southern California ve University of California
College of Medicine, Irvine’da eğitim verdikten
sonra New York'a geri döndü. Dr. Boachie, 1998
yılında Gana’da ve Batı Afrika’daki az gelişmiş
topluluklara ortopedik tedavi hizmeti sunmak
amacıyla FOCOS (Foundation of Orthopedics and
Complex Spine) Vakfı’nı kurdu. Bu vakıf için 16
milyon doların üzerinde birikim sağlayan Dr.
Boachie-Adjei hiçbir ücret talep etmeden omurga
eğrilikleri (skolyoz), kalça problemleri ve diğer ciddi
sağlık sorunları olan hastaları ameliyat etmektedir.
2006 yılında Discovery Channel’da “Hayatımı
kurtaran ameliyat” isimli belgeselde Gana ve
ABD’de karmaşık ve riskli hayat kurtaran çocuk
ameliyatlarını gerçekleştiren biri olarak yer verilen
Ortopedi Profesörü Boachie, sayısız ödüle layık
görüldü. 4 yıl önce Amerika’da hem mesleki hem de
insani özelliklerinden dolayı “En saygın hekim”
ödülü verilen Boachie, Weill Cornell Medical
College’da Ortopedik Cerrahi Profesörü olmasının
yanı sıra New York Hospital for Special Surgery
(HSS) Skolyoz Hizmetleri biriminde Emeritus Şef
ünvanına sahip olarak görev yapmaktadır. Boachie,
ülkenin en büyük ortopedik cerrahlarının
gerçekleştirmekte tereddüt ettiği karmaşık ve zor
vakaları yürütmekle tanınan biridir. Dünya çapında
az gelişmiş ülkelerdeki çocuklara yaptığı karşılıksız
sağlık hizmetleri ile övgü ve saygı kazanmıştır.
2014
27
medikent
Türkiye’nin
en başarılı beyin cerrahlarından
Prof. Dr. Yusuf Erşahin
hayata veda etti
BÜYÜK
KAYIP
2014
28
Türkiye’nin yetiştirdiği çok değerli ve başarılı beyin
cerrahlarından, bilimsel çalışmaları dünyanın en prestijli
tıp dergilerinde yayımlanan Prof. Dr. Yusuf Erşahin’i, (56)
geçirdiği akciğer enfeksiyonu nedeniyle çok genç yaşta
kaybettik. Çocuk beyin cerrahı olarak bugüne kadar pek
çok ilke imza atıp, yüzlerce bebek ve çocuğu hayata
döndüren Erşahin’in beklenmedik ölümü başta eşi
Burçak Erşahin ile biricik kızı Ece’yi, ailesini, dostlarını,
meslektaşlarını, öğrenci ve hastalarını kahretti, yasa
boğdu.
İzmir Kent Hastanesi ailesinin de bir ferdi olan
Prof. Dr. Erşahin’i gözyaşlarıyla son yolculuğuna
uğurladık. O büyük hoca, bilim adamı, güzel insan
artık “unutulmaz, unutulmayacak hekimlerinsanlar” arasında. O’nu özlemle hatırlayıp anacağız.
Işıklar içinde yatsın.
İlklerin Hocasıydı
1958 yılında İzmir’de doğan, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Prof. Dr. Yusuf Erşahin, aynı fakültede Beyin
ve Sinir Cerrahisi Uzmanlığı’nı alıp profesörlüğe kadar
yükselirken, alanında pek çok ilke imza attı. Hekimliğini
yurt dışı eğitim ve deneyimlerle de geliştiren, Türkiye’de
nöroendoskopik cerrahinin öncülerinden Prof. Dr.
Erşahin, 1998’de ayrık omurilik kusurları ile ilgili yaptığı
araştırma ve tanımladığı tip beyin cerrahisinin dünyada
bir numaralı dergisinde yayınlanıp kapak oldu.
Yayımlanmış 10 kitabı, ulusal ve uluslararası dergilerde
yayımlanmış 150’yi aşkın makalesi bulunan, sayısız
kongreye katılıp konferans veren Prof. Dr. Erşahin, ilk
yurt dışı deneyimini Hollanda’da kazandı. 1986’da
Rotterdam’daki Erasmus Üniversitesi Beyin Cerrahisi
Kliniği’nde 1.5 ay süreyle çalışıp, hem erişkinlerde hem
de çocuklarda ameliyatlara giren Erşahin, 1987–1988
yıllarında Chicago Northwestern Üniversitesi’ne bağlı
Children’s Memorial Hastanesi’nde çocuk beyin cerrahisi
eğitimi aldı ve aynı zamanda özellikle omurilik oluşum
kusurları üzerine deneysel araştırmalar yaptı.
Oradayken en ünlü beyin cerrahlarıyla çalışan Erşahin,
Amerika kıtasında bile sayılı merkezlerde yapılmakta
olan spastisite tedavisinde uygulanan selektif dorsal
rizotomiyi Dr. Storss’dan öğrendi ve ülkeye döndüğünde
Türkiye’de ilk kez bu ameliyatı yapan hekim oldu.
Erşahin, ihtisasını tamamladıktan sonra zorunlu hizmet
dolayısıyla 1.5 yıl süreyle Van Devlet Hastanesi’nde
yaklaşık 5–6 ilin tek beyin cerrahı olarak çalıştı.
Askerlik hizmetini Ankara GATA Beyin ve Sinir
Cerrahisi’nde tamamladı. E.Ü. Tıp Fakültesi Beyin ve
Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’na akademisyen olarak
döndükten sonra özellikle çocuk beyin ve sinir cerrahisi
dalında hizmet vermeye başladı.
medikent
2014
29
medikent
KENDİ BULDUĞU
YÖNTEM,
TASARLADIĞI
ŞANT VARDI
Bebeklerde beyin ile beyin zarı arasındaki kanamalarda
hastayı ameliyathaneye almadan uygulanabilen drenaj
yöntemini bulan Prof. Dr. Yusuf Erşahin yine aynı
konuda tasarladığı “subduro - peritoneal şant” ın
üretimini sağlayıp tıp dünyasına sunmuştu. Ünlü beyin
cerrahı, 1998 yılında ayrık omurilik kusurları ile ilgili
yaptığı araştırma ve tanımladığı tip, dünyanın bir
numaralı beyin cerrahisi dergisine kapak konusu
olmuştu. Hiç beklenmedik bir zamanda ağır akciğer
enfeksiyonundan hayatını kaybeden Prof. Dr. Erşahin,
Türkiye’de nöroendoskopik cerrahinin öncülerindendi.
Doğum öncesi kafatası kemiklerinin erken kapanmasına bağlı gelişen kafa şekil bozukluklarında (kraniosinostoz) endoskop yardımlı ameliyatı ülkemizde ilk
uygulayan hekim olan Erşahin, bu çalışmasıyla
Antalya’da yapılan 21. Nöroşirurji Kongresi’nde birinci
seçilmişti.
Omurga eğrilikleri konusunda bazı ameliyatları
gerçekleştiren Türkiye’deki ilk ve tek beyin cerrahı olan
Prof. Dr. Erşahin, bugüne kadar sayısız hastaya şifa
dağıtıp hayat kurtarmış, doktor ve uzman yetiştirmişti.
UNUTULMAYAN OPERASYONLAR
Beyin Cerrahı Prof. Dr. Erşahin, alanında
Türkiye’de ilklere imza atan hekimlerin
başında gelirken, bu başarıları da gazete ve
televizyonlarda geniş yer bulmuştu.
Bunlardan biri 2012 Eylül’de İzmir Kent
Hastanesi’nde gerçekleştirdiği, Türkiye’de
yapılan ilk “omurga kısaltma-boy kısaltma”
ameliyatıydı. Erşahin,“Gergin omurilik"
(omuriliğin son kısmı kısa ve kalın) denilen
rahatsızlığı nedeniyle yıllarca kuyruk
sokumu ve bacaklarında şiddetli ağrılar
çeken, 3 omurilik ameliyatına karşın
düzelmeyen 17 yaşındaki Nagehan Yeter’e
Japonya ve Amerika’da yapılan ameliyatı
uygulamış ve sağlığına kavuşturmuştu.
Geçirdiği trafik kazasından sonra yaşatılması için çıkartılan alın kemiği bulunamayan 7 yaşındaki Emre Erpolat’a Avustralya’dan getirtilen yapay kafatası
kemiğini takan ve talihsiz çocuğun eski
görünümü kavuşmasını sağlayan Prof. Dr.
Erşahin’in bu başarılı ameliyatına da basın
büyük ilgi göstermişti.
Erşahin
yine
Kent
Hastanesi’nde
gerçekleştirdiği, basına yansıyan bir başka
başarılı ameliyatı da 16 aylık Toprak
Karakaya’ya yaptığı neştersiz ameliyattı.
Daha annesinin karnındayken 40 binde
bir görülen “Dandy - Walker kusuru”
(Beyinciğin orta kısmının olmaması) tanısı
koyulan Toprak bebek hidrosefali (kafada
su toplanması) gelişmesi üzerine komaya
girmiş, Erşahin, talihsiz bebeğin kafatasında açtığı 25 kuruşluk delikten girerek
endoskobik yöntemle normale dönmesini
sağlamıştı. Maalesef Erşahin’in beklenmedik, çok genç yaşta kaybı ellerinden şifa
bulan, hayata dönen tüm hastalarını ve
yakınlarını üzüntüye boğdu.
2014
30
Prof. Dr.
Sertaç
İŞLEKEL
Opr. Dr.
Mete
RUKŞEN
Prof. Dr. Yusuf Erşahin Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin
Cerrahi Kliniği’nde yetişmiş çocuk
beyin cerrahisi (Pediatrik Nöroşirürji )
alanında dünya çapında tanınmış bir
Türk beyin cerrahıdır.
Prof. Dr. Yusuf Erşahin bu ülkenin
yetiştirdiği en iyi Pediatrik
Nöroşirurjien, yeri asla
doldurulamayacak. Mesleğini
gerçekten seven etik kurallara sadık,
prensipli, çalışkan, bilgili, temiz, titiz,
düzenli, candan, neşeli, espirili,
stresli, kibar, nazik beyefendi Yusuf
abinin ilk aklıma gelen özellikleri.
Hala onu kaybettiğimize inanmakta
güçlük çekiyorum, onu çok
özlüyorum. Öğrencisi olarak Yusuf
ağabeyi ne çok sevdiğimizi maalesef
kaybedince anladım, mekanı cennet
olsun.
Yusuf Erşahin Söke Lisesi’nde parasız
yatılı okumuş ardından Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesinde tıp
eğitimini ve yine aynı üniversitede
beyin cerrahisi ihtisasını
tamamlamıştır.
ABD Chicago’da pediatrik nöroşirürji
eğitimini almış ve ülkemize
döndükten sonra oradaki bilgileri
cömert bir şekilde meslektaşlarına
aktarmıştır.
Yusuf Erşahin, bilimsel
araştırmalarını sürdürerek dünyada
Pediatrik Nöroşirürji alanında
adından söz ettirmiş; en saygın
uluslararası dergilerde birçok
makalesi yayınlanmıştır. Ege
Üniversitesi’nin en çok yayın yapan
öğretim üyelerinden biridir. Bilimsel
yayın ve konferanslar ile genç beyin
cerrahlarının Türk beyin cerrahisinde
pediatrik nöroşirürji konusunda
eğitilmelerini sağlamıştır.
Yusuf Erşahin’in bıraktığı boşluğu
doldurmak gerçekten imkansız olacak
çünkü o engin bilgisini harika kalbi ile
birleştiren gece gündüz mesleği ve
hastaları ile yaşayan müstesna bir
hekimdi.
medikent
Opr. Dr.
Ali
AKAY
Türk Beyin Cerrahisi çok önemli bir
değerini kaybettiği için çok üzgün.
Bizler ise sevgili hocamızı, başımız
dara sıkıştığında çekinmeden arayıp
tavsiye aldığımız sevgili ağabeyimizi ve
bilgemizi kaybettik. Yokluğunu
anlatmak çok zor, çok üzgünüz…
Beyin cerrahi asistanlığıma ilk onun
yanında başladım. Emeklemeye çalışan
bir bebeğe, ilk adımlarını öğretirken
bir baba şefkati ve asker disipliniyle
eğitim verirdi. Ondan herkes çok şey
öğrendi, öğrendik. Fakat yakınında
olup ağabeyliğinden nasiplendiğim için
hep kendimi şanslı hissedeceğim.
Yokluğun içimizde ukdedir; nurlar
içinde yat sevgili hocam.
Opr. Dr.
Namık
KOÇ
Yusuf Erşahin’i beklenmedik bir şekilde kaybettikten sonra
bırakın onun hakkında bir şey yazmayı, sosyal medyada bir
şey paylaşmak bile içimden gelmedi. Çünkü onun aniden
kaybı bana çok erken geldi. Hani derler ya; “Tam da
yaşayacakken ölüverdi…” bu da öyle bir şey işte… Nedense
hep böyle olmuyor mu? İnsan daha olgun, daha bilgili, daha
deneyimli ve daha bilinçli olduktan sonra aniden ortadan
kaybolup gidiveriyor. Bu nedenle ölüm “keşke” lerle açıklanmayacak kadar çıplak ve
soğuk bir gerçek.
Sevgili Yusuf; seninle dostluğumuz 1964 senesinde başladı. Beraber koştuk Basın
Sitesi’nin yollarında, beraber öğrendik A,B,C’yi, beraber tırmandık o zeytin ağacına
defalarca… Şimdi nasıl olacak aylık toplantılar, nasıl gidilecek iskeleye, oto
fuarlarında nasıl dolaşacağız çocuklar gibi...
Bugüne kadar geçen sürede bizi ilk defa ve sadece bir kere üzdün. Fakat bu yaptığın
canımızı çok acıttı, içimizi yaktı. Seni her zaman, her yerde hep anıyoruz sevgili
dostum. Ama zor oluyor be birader, çok zor oluyor…
2014
31
medikent
Bu sayıdak röportaj konuğum
Handan Ülker. Lsel br genç kız, br
muczenn kahramanı… Henüz 10
günlükken başlayan ve normal
denlen sarılık yüzünden bebeklğ,
çocukluğu, gençlğ hastanelerde
geçt. Azral’e kafa tuttu ama kolay
değld ş. Kurtuluş çn tek çare
karacğer naklyd. 17’snde nakl
oldu. Kutsal bağış, Handan’a knc
hayatın kapılarını açtı. Ben de
Handan’ın knc hayatına konuk
oldum. Br karacğer hastasından
beklemenn, çareszlğn, ölüm
korkusunun ne olduğunu
dnledm.Nakl önces duygularını,
hssettklern; nakl sonrası yaşadığı
sevnc, mutluluğu paylaştım. Br
mucze hayatın öyküsü, yen
hayatlara rehberlk etsn dye.
Söyleşi
Nesrin COŞKUN
Kent Sağlık Grubu
Basın Danışmanı
Bir Mucizenin
Kahramanı…
Handan’ı tanıyablr myz?
28 Aralık 1996’da Antalya’da, ailenin en küçük çocuğu
olarak dünyaya geldim. Annem, babam ikisi de hayatta.
Ailede en büyük çocuk abim. Aramızda 12 yaş var. Şu an
doktor. Ondan sonra ablam var. Onunla da aramızda 10 yaş
var. Şu an özel bir şirkette çalışıyor. Babam önceden
sanayide tamircilik yapıyordu. Şimdi ise emekli, çalışmıyor.
Annem ise ben onu bildim bileli bizim için koşuşturan
biricik bir ev hanımı.
Doğumumdan bir hafta, 10 gün sonra ‘’Çoğu çocukta
vardır, normaldir.’’ denilen sarılıkla karşılaştım. Fakat bir
süre sonra anlaşılmış ki her bebekte olan şeyler değilmiş
bende olanlar. Vücudumda bir şeyler eksikmiş. O
günlerden sonra hayatım genelde hastanelerde,
tedavilerle geçti. Bu sorunun aksine ailenin en küçük
çocuğu olmanın sağladığı sevgiyle, değerle, her şeyin en
iyisi olmasa da her şeyin en iyisine yakın bir hayat yaşadım,
hala da yaşıyorum.
Çok küçük yaşta başlayan br sağlık sorunu sen karacğer
naklne götürdü. O yaşlarda ney ne kadar blyor,
anlıyordun? Hastalıkla brlkte çocukluğun nasıl geçt?
6-7 yaşındayken ablamın doğum gününün ertesi günü
mide ağrısı şikayetiyle hastaneye gitmiştik, annemle. O
zaman annem doktorla konuşurken tam olmasa da
öğrenmiştim bazı şeyleri. ‘’Karaciğerindeki sorunlar
yüzünden oluyor bunlar’’ demişti, doktor. O zaman
kulaktan dolma bilgilere sahiptim. Ondan 3-4 yıl sonra ise
tam olarak kavramıştım her şeyi. Bununla yaşamayı ise
çoktan öğrenmiştim. Artık hastalığımın ne olduğunu
biliyor, çevreye ifade edebiliyordum kendimi. Tüm bunlar
olurken ben çok güzel bir çocukluk geçiriyordum. Elbette
bazı sosyal kısıtlamalarım vardı. Başka çocuklar yaparken
benim yapamayacağım şeyler oldu tabii ki. Ama önemli
olan moralimdi, ben bunu hep biliyordum.
Hastanede yattığın dönemlerden kalan anıların var mı?
Anlatır mısın?
Sanırım hayatımda en çok bulunan şeylerden birisi bunlar.
Yanlış hatırlamıyorsam 4-5 yaşındaydım. Abimle ablam bir
şeyler almış, hastane odasındaki küçük camdan
gösteriyorlardı. O şeyler her neyse beni çok mutlu ediyordu.
Aynısını nakil olduktan sonra da yaşadım. Yine abim ve
ablam odamı kreşe çevirecek oyuncaklar alıp beni mutlu
etmeye çalışıyorlardı. Bu iki zaman arasındaki fark çok olsa
da, mutluluk seviyesi aynı sayılabilirdi…Bir de asıl önemli
bir anım da şu ki; hastanede odadan ameliyathaneye
giderken sadece filmlerde olur sandığım aileye son bakış
anıydı. Ben ardıma baktığımda gülücüklerle bana el
sallıyordu. Fakat biliyordum ki güçlü yanımız kadar,
güçsüzlüğümüz de vardı o an. Bunu hissetmiştim. Hatta en
çok bunu hissetmiştim o an.
Br yandan da başarılı br öğrencydn. Hastalığınla okul
hayatın nasıl geçt?
Oldukça karışıktı. Çevrem geniş; birçok arkadaşım, dostum
oldu. Hala da varlar. Hastalığımı her ne kadar çevreme,
hayatıma, ilişkilerime yansıtmak istemesem de o buna hep
engel oldu. Özellikle son zamanlarımda, lise
zamanlarımda, çok gider olmuştuk hastaneye.
Etkileniyordum ister istemez. Derslerim de bunlar
arasındaydı. Fakat bu aksiliklere, engellere rağmen güzel
bir okul hayatım oldu, hala da öyle. Seneye üniversiteye
gideceğim. Tek istediğim, şu ana kadar bana engel olan bu
şeylerin gelecekte önüme çıkmaması.
“Ailemde olan
en önemli
özellik her ne
olursa olsun
bitmeyen
sevgi. ”
2014
32
Alenn en küçük çocuğusun. Senn hastalığın alen
nasıl etkled?
Çocuğu olan diğer aileler gibi bakmıyorlardı hayata
bu belliydi. Duyguları da farklıydı. Her an kaybetme
korkuları vardı çünkü. Ailemde olan en önemli özellik
her ne olursa olsun bitmeyen sevgi. Bu bizi hep
birlikte tutuyor. Ve ben kendimi her zaman ailemin
sevgi kaynağı olarak görüyorum. Ağabeyim benim
için seçti tıp fakültesini. Sanırım ben ona en mutlu
olacağı mesleğe gitmesini sağladım.
Büyüdükçe bu hastalıkla yaşamak nasıl br şeyd?
Arkadaşlarınla lşklern nasıldı?
Büyüdükçe zorlaşan bir yoldu. İçimdeki sorunlar gün
geçtikçe artıyordu çünkü. Yayılıyordu içimdeki
tehlike. Daha da artıyordu bazı riskler. Büyüdükçe
korkulara kapılıyordum, bu kesindi. Ama niye
bilmiyorum bu duyguyu, bu korkuyu hep içimde
yaşadım. Elbette isyan ettiğim zamanlar oldu ama
arkadaşlarıma, aileme ya da bir başkasına kolay kolay
yansıtmadım duygularımı. Hep kendim üstesinden
gelmeye alıştım ve başardım. Sanırım bu yüzden
‘’MUCİZE’’ oldum.
Karacğer naklnn ne olduğunu blyor muydun?
Korkuların var mıydı?
İster istemez vardı korkularım. Birçoğunu engellesem
de engelleyemediklerim, önüne geçemediğim
korkularım da vardı. Çünkü belli bir süreye kadar
hiçbir fikrim yoktu karaciğer nakli konusunda.
Sonrasında yavaş yavaş ne olduğunu öğreniyordum.
Bu sırada hastane arkadaşlarımdan birisi nakil
olmuştu. Görmüştüm onda pek çok şeyi. Ama
yaşamak lazımdı. Yaşadım ve şimdi diyebilirim ki eğer
korkum, kendime olan güvenimden biraz fazla
olsaydı, başaramazdım.
Antalya’dan İzmr’e, Kent Hastanes’ne geldnz?
Doğumumdan
beri
Akdeniz
Üniversitesi
Hastanesi’nde tedavi gördüm. Bu sırada sürekli İzmir,
Ankara ve diğer pek çok şehirde değerlendiriliyordu
durumum. Fakat olumlu sonuçlar alınamamıştı. Son
olarak, durumumun kötüleştiği zamanlarmış o
zamanlar, bizi İzmir Kent Hastanesi’ne gönderdiler.
Nakil sırasında adım, kötü olan durumum nedeniyle
ön sıralarda yerini almıştı. Yaklaşık bir yıl sonra,
aniden gelen bağış haberiyle tekrar hayata döndüm.
Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?
Nakl çn ne kadar bekledn? Kadavradan bağış
habern alınca ne hssettn? İlk tepkn ne oldu?
Doğuştandı hastalığım. Yani doğduğum andan beri
bekliyordum bana uyacak olan o organı. Doğduğum
andan beri bekliyordum o haberi. Yani tam olarak 17
sene bekledim, bekledik. O haber geldiğinde
korkmuştum
önce.
İstemediğimi
söyledim.
Durumumun kötüleştiğini o zamanları sadece babam
biliyormuş. Sonrasında ağlamaya başlamıştım.
Şimdiye kadar hiç düşünmemiştim çünkü o olayın
gerçekleşeceğini. Umudum vardı evet; ama gerçek
çok farklıydı. Çok geçmedi sakinleşmemin üzerinden.
Ardından hemen yola çıkmıştık zaten.
Ne zaman nakl oldun? O süreç nasıldı?
1 yıl 5 ay oldu ameliyat olalı. Hastanede, öncesinde ve
sonrasında içinde bulunulan duygular tam bir
karmaşaydı diyebilirim. Çünkü o süreç insana
gülerken duygulanmayı, ağlarken gülmeyi öğretiyor.
İnsanı güçlü yapıyor. Normalde alamayacağın dersleri
öğretiyor size orası, o zamanlar.
Karacğer nakl senn ve alen çn
ney fade edyor?
Tek kelimeyle cevaplarsam tam olarak kurtuluşun
bizdeki anlamı karaciğer nakli. Fakat biraz açarsam
ailem için artık zamansız gidilen hastanelerin, aniden
gelen korkuların artık olmayacağını; benim için ise
kısıtlamaların yok oluşunu, sağlıklı hissetmenin nasıl
olduğunu anlatıyor.
Nakl sonrası hemen Antalya’ya dönemedn. Bu süreçte
neler yaptın, eğtmn…?
Geçen yılın ikinci döneminin başladığı gün, yoğun
bakımdaydım. Hastane sonrasında bir, bir buçuk ay
kendimi topladım. Ardından babam başta milli eğitim
ve sağlık bakanı olmak üzere pek çok kurum ve kişiyle
konuşup evde eğitim almamı sağladı. Geçici olarak
İzmir’de bulunduğumuz yerdeki İzmir Büyük Çiğli
Anadolu Lisesi’ne kaydoldum. Oradaki hocalar, her
gün düzenli olarak gelip eğitimime devam etmemi
sağladılar. Sanırım bu konuda da ilkler arasındayım.
Geri kalmamı engelledikleri için emeği geçen herkese
teşekkür ediyorum. Ve şunu demeliyim ki nakil,
eğitiminize engel değil. Bu konuda da içinizi rahat
tutabilirsiniz.
Tekrar Antalya’ya döndün. Arkadaşların, okulun…
Nasıl karşılandın? Neler yapıyorsun?
Ameliyatımın yedinci ayından sonra kesin olarak
Antalya’ya dönmüştük. Pek zaman geçmedi, okullar
başladı. Okulum değişmişti. Sağlık durumumdan
dolayı evimize en yakın okul olan H.M.M. Bileydi
Anadolu Lisesi’ne başladım. Şunu itiraf etmeliyim ki
İzmir’de yalnız geçirdiğim onca günün ardında
kalabalığa alışmam gerçekten çok zor oldu. Daha
önceki arkadaşlarım tarafındansa çok güzel
karşılandım. Nerede kaldıysak, oradan en güzel
şekliyle devam ettik. Neredeyse gün saydık,
kavuşmak için, nasıl mutlu olmayalım ki? Yeni
okulumda ise bir senemi geride bıraktım. Tam olarak
alıştım diyebilirim.
Çevrende karacğer nakl le lgl neler konuşuluyor?
Yanlış blnenler neler?
Bu konuda şöyle bir gerçek var ki insanlar sağlığının
kıymetini hastaneye uğradıkları anda fark ediyorlar.
Hastanede zor durumda olanlar fark edilmiyor çoğu
zaman. Yanlış bilinen o kadar çok şey var ki… en
başta organ nakli vericisi olduğunuzda hayatının
kısıtlanacağını düşünüyor insanlar. Bu çok yanlış bir
düşünce.
Birisinin
hayatını
kurtardığınızda
kısıtlanmıyorsunuz. Hele ki bu karaciğer nakliyse...
Unutmayın, karaciğer kendini tamamlayabilen bir
organ. Verici olduğunuzda ortalama olarak iki veya üç
aya eski siz oluyorsunuz.
Ünversteye hazırlanıyorsun. Gelecek le lgl planların
neler?
Küçüklüğümden beri doktor olmayı isteyen
birisiydim. Ameliyatımdan sonra da bu böyleydi.
Ancak eğitimimde ve sosyal hayatımda olan bazı
değişiklikler tıp okuma fikrimi değiştirdi. Şu an bir iki
seçeneğim var kafamda meslek olarak. Fakat şunu
söyleyeyim ki mesleğim ne olursa olsun hastanedeki
insanları hiç unutmayacağım. Çünkü ben orada
geçirdim çocukluğumu. Oradaki ruh halini iyi
bilenlerdenim. Bu yüzden bir yanım hep hastanede,
özellikle de orada olmak zorunda olan çocuklarda
olacak.
medikent
Yaşadıkların sana ne öğrett?
Paylaşmak stedğn deneymler neler?
Yaşadıklarım bana en başta umutlu olmayı ve güçlü
kalmayı öğretti. Daha önce de bir yazımda demiştim:
‘’Hastalıklar insanı olgunlaştırır.’’ Çok şey öğrendim.
İnsanları öğrendim, insanların duygularını öğrendim.
Sağlık bu, insanın hayatındaki en temel şey. İnsanın
ne zaman, nerede, başına ne geleceği hiç belli
olmuyor. Bu yüzden değeri bilinmeli sağlığın.
Hastalığın bile değeri bilinmeli, daha kötüsü başıma
gelmedi diye. Ve her ne yaşanırsa yaşansın
mutsuzluğun içinden çıkabilmeli insan. Çünkü o
zaman kazanılıyor bazı şeyler, sevinçler…
Hasta ve hasta yakınlarına önerlern var mı?
Varsa neler?
Öncelikle hastalara sesleneyim. En önemlisi moral,
en önemlisi gülmek! Ve umutsuzluğa düşmemek. Ben
bunlarla yaşadım onca sene. Kendini çok kötü
hisseden hastada bile bunları sağlayacak güç vardır,
eminim. Hasta yakınlarına gelecek olursam…
Öncelikle hastanıza, kendinize sonrasında ise
doktorlarınıza güvenin. Hastanıza bol bol sevgi
gösterin, onu sevin. Destek olun. Bunları
sağladığınızda, eğer kaderinizde de varsa mutluluk,
huzur, sağlık önünüze hiçbir şey geçemez.
2014
33
medikent
Prof. Dr.
Namık DEMİR
Kent Hastanesi
Kadın Hastalıkları ve
Doğum Uzmanı
Gebeler ve
emziren
anneler için
I
I
IYOT
DESTEGI
I
2014
34
medikent
İyot nedir ve niçin iyoda ihtiyacımız vardır?
İyot, insanların çok küçük miktarlarda gereksinim duyduğu, dışarıdan alınması gereken olmazsa olmaz bir besin maddesidir.
Boynumuzun ön kısmında yer alan ve “tiroid bezi” olarak bilinen organımız tiroid hormonlarını yapmak için iyot kullanır. Bu
hormonlar, doğumdan önce anne karnındaki fetusun ve bebeklik ile erken çocukluk dönemindeki çocukların sağlıklı beyin ve sinir
sistemi gelişimleri için çok önemlidir. Gebe kadınların iyot gereksinimi, gebe olmayanlara göre %66 oranında artar. Bu nedenle
gebelerin ve emziren annelerin yeterince iyot almaları çok önemlidir. Tüm insanlar gibi gebeler de iyodu, tiroid bezlerinde
depolarlar. Bu küçük bezde sadece çok az miktarda iyot depolanabildiği için fazlası vücuttan atılır.
Gebelerin ve emziren annelerin ne kadar iyot ihtiyaçları vardır?
Yetişkin bir birey için önerilen günlük iyot alımı, 150 mikrogramdır. Gebelerin günde 220 mikrogram iyot almaları önerilmektedir.
Emziren anneler ise, günde 290 mikrogram iyot almalıdır. Aynı şekilde, Dünya Sağlık Örgütü, gebelerin ve emziren annelerin,
günde 250 mikrogram iyot almalarını önermektedir. Gebelikte ve emzirme döneminde iyot gereksinimi arttığı için ve diyetleri ile
yeterince iyot alma olasılıkları düşük olduğu için diyetin iyot içeriğinin desteklenmesi gereklidir.
Gebeler ve emziren annelerin iyot gereksinimleri niçin
toplumun diğer kesimlerine göre daha fazladır?
İnsanlar iyodu tiroid bezlerinde depolarlar. Gebelikte tiroid bezi özellikle çok çalışır ve her zaman olduğundan %50 oranında daha
fazla tiroid hormonu üretir. Tiroid bezinin, anne ve fetusu desteklemek amacıyla yeterince tiroid hormonu üretebilmesi için
annenin iyot alma gereksinimi artar. Eğer gebelikten önce annenin iyot alımı yetersiz ise, annenin depoları eksilebilir ve gebeliğin
daha sonraki dönemlerinde doğmamış bebeği desteklemek için yetersiz kalabilir. Emziren annelerde tiroid hormonlarının yapımı
normale döner. Buna karşılık, emziren annelere de iyot desteği önerilmektedir. Çünkü anne sütü alan bebeklerin tek iyot kaynağı,
anne sütündeki iyottur. Anne sütü alan bebeklerin iyot ihtiyaçları günde 90-100 mikrogramdır. Bebekler bu iyodu kendi tiroid
hormonu rezervlerini oluşturmak için kullanırlar.
İyot yetersizliğinin nedenleri nelerdir?
Yeryüzünde bulunan iyodun büyük bir bölümü; buzul, kar ve yağmurlarla toprağın yüzeyinden alınarak rüzgar, ırmaklar ve sellerle
okyanus ve denizlere taşınmakta ve buralarda buharlaşarak, yağmur ile birlikte yeniden toprağa dönmektedir. Bunun bir sonucu
olarak, özellikle deniz yosunları ve deniz ürünleri iyot açısından iyi kaynaklar arasındadır. Ancak, doğada çok az olması nedeniyle
bir ton deniz suyunda bile yalnızca 50 mg iyot vardır. Besin kaynakları üretildiği ortamın iyot içeriğini yansıtır. Sürekli yineleyen
seller ve dağlık bölgelerdeki toprak erozyonu, toprakta iyot yetersizliğine neden olur. Özellikle dağlık bölgelerdeki topraklarda
yetişen bütün bitkiler, yetersiz miktarda iyot içermekte, sonuçta besin tüketimleri tamamen bu topraklarda yetişen yiyeceklere
bağlı olan insan ve hayvanlar da iyodu yetersiz almaktadırlar. Ayrıca, yiyeceklerde bulunan “guatrojen” denen antitroid bileşiklerinin tiroid bezinde iyot taşınmasını engelleyerek, iyot yetersizliğinin oluşmasında rolü olduğu bilinmektedir. Antitiroid bileşiklerinin en önemlileri; lahana, karnıbahar, brüksel lahanası, şalgam, turp vb. sebzelerde bulunan glikosinolat türevi guatrinlerdir.
İyot yetersizliği hastalıklarının önlenmesi için
kullanılan yöntemler nelerdir?
İyot yetersizliğinin olduğu bölgelerde alınacak başlıca önlem, kişilerin
günlük iyot alımlarını artırmaktır. Özellikle bu önlem, guatr
bulgusunun henüz bulunmadığı çocuklarda ve erişkinlerde daha etkili
olup, iyot alımındaki artış, var olan guatrı tedavi etmekten çok,
guatrın görülme sıklığının azalmasında etkili olmaktadır. Bunu
sağlamak için yapılan uygulamaların temeli, sık yenen besinlerin
iyotla zenginleştirilmesine dayanmakta ve pek çok ülkede yandaki
yöntemler kullanılmaktadır :
• Tuzun iyotlanması
• Ekmeğe iyot katılması
• İyot tabletleri kullanılması
• İyotlu yağ enjeksiyonu ya da iyotlu
yağ kapsülleri kullanılması
• İçme suyunun iyotlanması
Tuzun iyotlanmasının teknik olarak basit olması
ve tuzda; renk, koku, tat değişikliği olmaması
nedeniyle dünyada en sık kullanılan yöntem,
tuzun iyotlanmasıdır.
Ülkemizde bu soruna yönelik olarak neler yapılmaktadır?
Ülkemizde Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ve UNICEF'in işbirliğinde 1994 yılında, "İyot
Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” başlatılmıştır. 1994 yılından bu yana yürütülen bu program
kapsamında; sağlık personeli, tarım il müdürlükleri, iyot analizi yapan laboratuvar personeli, tuz üreticileri, halk ve market yetkililerini kapsayan eğitim çalışmaları, tuzun iyotlanması konusunda yasal değişiklikler, izleme ve değerlendirme çalışmaları
düzenlenmiştir.
2014
35
medikent
Gebeler ve emziren anneler
yeterince iyot alamazlar ise ne
olur?
Şimdiye dek hafif düzeyde iyot eksikliğinin, beyin
gelişiminde sorun oluşturduğunu gösteren bir çalışma
bulunmamaktadır. Ancak, gebelikte hafif düzeydeki iyot
eksikliğinin sonraki yaşamındaki IQ düzeyi üzerine
olumsuz etkileri olabileceğini gösteren çalışmalar
bulunmaktadır. (Örneğin; 1999 yılında Haddow ve
arkadaşlarının yaptığı çalışmada; tedavi edilmemiş
“Hypothyroidismi” olan kadınların 7-9 yaş arası çocuklarının IQ skoru, tiroid bezi normal çalışanlar ile kıyaslandığında 7 puan daha düşük bulunmuştur.
Yapılan çalışmalar, gebelikleri sırasında idrarlarında iyot
miktarı düşük olan gebelerin (Bu durum, hafif ya da orta
derecede iyot eksikliğini göstermektedir.) çocuklarının
IQ düzeylerinin 8 yaşına geldiklerinde daha düşük
olduğunu ve özellikle verbal ve okuma skorlarının düşük
olduğunu göstermektedir.
Öte yandan, gebeliklerinde yeterince iyot alamayanlarda düşük, ölü doğum, perinatal ölümlerde artış ve
konjenital hipotiroidism riskleri artmaktadır.
İyot desteği alan gebelerin ve
emziren annelerin çok yüksek
doz iyot almaları mümkün mü?
Hayır. Hafif düzeyde iyot eksikliği olan gebelerin
önerilen günlük 150 mikrogram iyot alımı ile aşırı dozda
iyot almaları söz konusu değildir.
Günde 150 mikrogramdan daha
fazla iyot almanın faydası var
mıdır?
Hayır. Gebelere ve emziren annelere önerilen günde 150
mikrogramlık iyot verilmesi yeterli iyot düzeylerini
sağlamaktadır. Sadece çok az miktardaki iyot depolanabilmektedir. Fazlası atılmaktadır.
Gebelerin ve emziren annelerin
kullanmamaları gereken iyot
destek ürünleri var mıdır?
Evet. İyot desteği olarak verilen ve yosundan elde edilen
ürünleri önermiyoruz. Çünkü bu ürünlerdeki iyot miktarları değişkendir. Ayrıca civa gibi ağır metaller ile
bulaşmış olabilirler. Gebeler ve emziren anneler, kullanmış oldukları multivitamin preparatlarında iyot bulunup
bulunmadığını kontrol etmelidir.
Destek olarak alınan iyot
preparatlarına ne zaman
başlanmalı ve ne zaman
kesilmelidir?
Kadınları iyot desteği almalarında gebelik planladıkları
ve korunmayı bıraktıkları dönemde başlamalarını ve
gebelik ve emzirme süresince devam etmelerini
önermekteyiz. Gebelik planlamayanların ise gebeliklerini öğrenir öğrenmez iyod desteğine başlamaları
önerilmektedir. Gebeliğin ilk 3 ayı içerisinde TSH
düzeylerinin 2,5 µIU/ml nin altında ve 2.ve 3. Üç aylarda
ise 3 µIU/ml altında tutulmasına dikkat edilmelidir.
İyotlu tuz kullanımının sakıncalı
olduğu durumlar var mı?
Bazı tiroid hastalarının, örneğin Graves Hastalığı
(Hypertiroidism), Hypertiroidism fazındaki Hashimoto
Tiroiditi hastalarının ve sıcak nodülü olan hastaların
iyotlu tuz kullanmaları sakıncalıdır. Bu nedenle Sağlık
Bakanlığı’nca bu tür hastaların kullanımı için 250 g'lık
ambalajlarda iyotsuz sofra tuzu üretilmesine yönelik
düzenleme getirilmiştir.
“İyot miktarı
düşük olan
gebelerin
çocuklarının
IQ düzeylerinin
8 yaşına
geldiklerinde
daha düşük
olduğu
gözlenmiştir”
2014
36
Dyt.
Seda UŞARER
Kent Hastanesi
Diyetisyen ve
Beslenme Uzmanı
Uzm. Dr.
Benal ÇUBUK
Kent Hastanesi
Çocuk Nörolojisi Uzmanı
İyot vücudun tiroid hormonu üretebilmek için kullandığı
bir mineraldir. Tiroid hormonlarının düzenli çalışması
metabolizma için önemlidir. İyot yetersizliği anne karnından itibaren hayatın tüm dönemlerinde ciddi sorunlara
zemin oluşturabilmektedir.
İyot eksikliği, global bir sağlık problemidir ve yaşamın her döneminde insan
sağlığını olumsuz etkiler. Doğum öncesi (fetusda), doğum sonrası erken
bebeklik-çocukluk çağında ve büyük çocuklar ile erişkinlerde de değişik
tablolarla kendini gösteren çeşitli sağlık problemlerine yol açar. Dünya
nüfusunun yaklaşık %40’ı iyot eksikliği riski altındadır.
İyot eksikliği gebelerde düşüklere, erken doğuma, zeka
geriliğine, guatr hastalıkları gibi birçok hastalığa neden
olmaktadır. İyodu her yaş grubunun kullanması gereklidir.
İyot yetersizliğinden en çok etkilenen grup gebeler ve
çocuklardır. Yetersizliği görülen çocuklarda öğrenme
güçlüğü görülmektedir.
Anne karnında -gebelikte- iyot eksikliğine maruz kalınması, bebeğin beyin
gelişimini olumsuz etkiler. Özellikle gebeliğin ilk yarısında annenin tiroid
hormonları çok önemlidir çünkü fetus kendisi tiroid hormonu üretmeye 16-18.
gebelik haftası civarında başlar, bu zamana kadar annenin tiroid hormonları
bebeğin gelişiminden sorumludur. Beynin tabakaları, özellikle de dış katmanları 6 ile 24. gebelik haftalarında gelişir. Annede iyot eksikliği varsa, fetus
beyninde nöronların (sinir sistemi hücrelerinin) gelişimi, büyümesi, nöronlar
arası iletişimi sağlayan dallanmalarının gelişimi, bu olgunlaşma süreci için
gerekli olan nöronların beyin içindeki göçü, iletileri sağlayan myelin kılıfının
olgunlaşması, beyin katmanlarının normal gelişimi zarar görür.
İyot peynir, süt, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri gibi
besinlerde bol miktarda bulunur. Her besinin içindeki iyot
miktarı yetiştiği bölgedeki toprağın içerdiği iyot miktarına
göre değişiklik gösterebilir.
İyot yetersizliğini azaltmanın bir başka yolu da iyotlu tuz
kullanmakla giderilebilir. İyotlu tuz ağzı sıkı bir kapta
saklanmalı ve ısıyla temas ettirilmemelidir. Kızartma –
ızgara işlemi % 20 – 25, haşlama %60 kayba neden olur. Bu
nedenle sebzeler az suda haşlanmalı ve suları dökülmemelidir. Tuzun yemeğe piştikten sonra katılması bileşimindeki
iyottan daha fazla yararlanılmasını sağlar.
Annede iyot eksikliği düşüklere, küçük doğumlara, doğumsal anormalliklere,
zeka geriliklerine, artmış bebek ölümlerine ve - (zeka geriliği, sağırlık,
öğrenme güçlüğü, spastisite, şaşılık, boy kısalığı ile karakterize) - “kretenizm”
denilen ciddi bir tablonun ortaya çıkmasına neden olur. Öğrenme güçlüğü ve
davranışsal nörolojik problemler, ağır iyot eksikliğinde görülmekle birlikte,
hafif ve orta iyot eksikliklerinde de görülebileceğine dair veriler mevcuttur.
Doğumdan sonra çocukluk çağlarında ise iyot eksikliği, tiroid bezinin
büyümesi (guatr) ve hipotiroidi tablosunun ortaya çıkmasına neden olur.
Yorgunluk, uyuşukluk hissi, kuru saç, saç dökülmesi, göz kapaklarında-bacaklarda şişme, cilt kuruluğu, boğuk ses, konsantrasyon bozukluğu ve konuşmada yavaşlama, kabızlık, kilo alımında artış vb gibi pek çok belirtiye sebep olur.
Önlenebilir zeka geriliklerinin en sık nedenlerinden biri olan iyot eksikliğinden korunmak için; yenidoğan bebeklerde TSH tarama testleri, yöresel olarak
sulardaki iyotun ölçülmesi, idrarda iyot tayini, sofra tuzunun, ekmeğin ve içme
sularının iyotlanması, iyot tabletleri verilmesi gibi ulusal sağlık politikaları
geliştirilmektedir.
medikent
2014
37
medikent
Sağlığımız için
Gizli Tehlike:
Dr. Ebru
YÜCETÜRK
Kent Hastanesi
Nükleer Tıp
Uzmanı
RADYASYON
İleri teknoloji ürünü elektronik
cihazlar, günlük hayatımızın
vazgeçilmezi. Nükleer Tıp Uzm.
Dr. Ebru Yücetürk; bilgisayar,
tablet ve cep telefonları gibi
radyasyon ve elektromanyetik
alan içeren cihazlara uzun süre
maruz kalınmasının sağlığa
etkileri, radyasyondan nasıl
korunulabileceği ve radyasyona
maruz kalındığında ne yapılması
gerektiği konusunda Medikent
okurlarını bilgilendirdi.
2014
38
Radyasyon
nedir?
Radyasyon, ışıma demektir. Tüm
ışıma tipleri, bir tayfın ya da spektrumun içinde yer alır. Bu tayfın içinde
sırasıyla;
+ En ucunda; atomun çekirdeğinden kaynaklanan Alfa,
Beta ve Gama ışınları yer alır, insan sağlığına zararı
tartışılmaz.
+ Alfa, beta ve gama ışınlarının yanında, atomun
elektronlarından kaynaklanan X ışınları bulunur ve yine
insan sağlığına zararlı olduğu bilinir.
+ UV - ultraviyole - mor ötesi ışınlar: Başta cilt kanseri
olmak üzere birçok zarara yol açabilir.
+ Görünür ışık bölgesi, gökkuşağında yer alan 7 rengin
bulunduğu, insan gözlerinin, optik sisteminin ve
beyninin algılayabildiği ışık dalga boyuna denk düşer.
Direkt olarak göze (retinaya) ve çok yüksek şiddette
uygulanmadığı sürece bir zararı bilinmemektedir. Tam
aksine çevremizi görebilmek için görünür ışığa ihtiyacımız vardır. Görünür ışığın "zararsız ışınım" sınıfına
girdiği söylenebilir.
+ IR-infrared-kızıl ötesi ışınlar: Isınmamızı sağlayan
dalga boyları, burada yer alır. Örnek olarak mangal,
kömür sobası, kalorifer peteği, elektrikli IR ısıtıcılar
verilebilir. Bu bandda yer alan radyasyon da zararsız
kabul edilir.
+ Spektrumun nihayet “IR bölgesi altı” olarak da
adlandırılan diğer ucunda ise mikrodalga ve radyo
medikent
dalgaları bulunur. Bu bandaki elektromanyetik radyasyon kaynaklarına cep telefonu, baz istasyonları ve
mikrodalga ısıtıcılar örnek verilebilir. Bu kaynakların
yakın ve yüksek güçte olması, IR gibi vücutta ısınmaya
sebep olur. Ancak bu ısınma deriye değil, vücudun
derinliklerine işleyebildiğinden hem hissedilmesi
zordur, hem de bu aşırı ısınma insana zararlı olabilir.
Tüm bu tanımlardan sonra kabaca k çeşt radyasyonun
varlığından bahsedleblr:
İyonizan radyasyon ve iyonizan
olmayan radyasyon.
Hücrenin yapısında bulunan kimyasal bağları etkileyip
kopartabilecek güçte ve yapıdaki radyasyona “iyonizan
radyasyon” denir. İyonizan radyasyondan tıpta görüntüleme, teşhis ve tedavide yararlanılır. Bu noktada
doktorun kar-zarar hesabını yaparak tetkik endikasyonunu koyması ve tedavileri planlaması önem kazanmaktadır. Eğer hastanın ilgili yöntemden elde edeceği fayda
mesela bir kalp hastalığının erken teşhisi, kanserin
evrelemesi, anevrizmanın tedavisi gibi, hastanın bu
tetkikten göreceği olası zarardan fazla ise, elbette ki
doğru olan bu zararın göz ardı edilmesidir. Ancak
gereksiz yapılan tetkiklerin de zamanla kümülatif
hasarlara sebep olması söz konusu olabilmektedir.
2014
39
medikent
Radyasyondan nasıl
korunabiliriz?
“Ne kadar
uzak, o
kadar az
maruziyet.”
En net yanıt: bilinçlenerek… Öncelikle tıbbi alanda kullanılan radyasyon
için zaten sağlık görevlileri gerekli bilgilendirmeleri yapıp, önlemlerini
alacaktır. Burada asıl söz konusu olan, evimizde, cebimizde, yanı başımızda
bizler için farkında olmadığımız, gizli tehditleri doğru tanımlayabilmektir.
Hepimizin elinden düşüremediği, artık neredeyse 5. uzvumuz haline gelen
cep telefonları, bilgisayar ekranları, internet ağ sağlayıcıları, baz istasyonları, mikrodalga fırınlar hatta saç kurutma makineleri vb. asıl gizli tehditleri
oluşturmaktadır. Doğada istisnasız bir şekilde, elektrik akımının bulunduğu
her alanda elektromanyetik alan da bir madalyonun iki farklı yüzü gibi, bir
bütünün parçaları olacak şekilde yer alır. İnsanın yapıtaşı olan hücreye
baktığımızda ise asıl yaşam kaynağı ve “can” dediğimiz enerji akışını
sağlayan şey, iyon kanalları ve bu iyon kanalları üzerinden işleyen elektriksel devrelerdir. Yani kısaca insan vücudunun tamamının bir elektriksel devre
ve elektromanyetik alandan oluştuğunu, etrafımızda var olan tüm elektromanyetik alanlarla da gözle görülemez, anlık olarak hissedilemez de olsa
sürekli olarak bir etkileşim içinde bulunduğu şüphe götürmez bir gerçektir.
Radyasyondan korunmada üç temel prensip vardır:
Zaman:
Zaman, mutlaka sınırlandırılmalıdır: Ne kadar kısa süre, o kadar az maruziyet.
Mesafe:
Radyasyon kaynağından ne kadar uzak durursanız, etkisi matematiksel
olarak mesafenin karesi kadar azalır: Ne kadar uzak, o kadar az maruziyet.
Zırhlanma:
Bu seçenek, daha çok evde ve gündelik hayatımızda gerçekleştirebileceğimiz bir yol değil. Bu prensipte duvarların veya radyasyon kaynağının kurşun
ile zırhlanması söz konusu ki, bu durum ancak tıbbi merkezlerde gerçekleştirilebilir. Kaldı ki alfa, beta, gama ve X ışınları kurşun zırhlarla durdurulabilse dahi düşük yoğunluklu elektromanyetik alanlar kurşun zırhın da ötesine
geçebilmektedir.
Günlük hayatımıza dair
pratik öneriler
> Cep telefonunu üzerinizde taşımayın, kulaklıkla kullanın.
> Üzerinizde taşıyacaksanız, tuş takımının bulunduğu taraf dışarı baksın,
böylece dalgaların vücudunuza değil dışarı doğru yayılmasını sağlarsınız.
> Konuşmalarınızı kısa tutun, konuşurken sık sık kulağınızı değiştirin, karşı
taraf açmadan telefonu kulağınıza götürmeyin.
> Sinyal seviyesi düşük olduğunda telefonla konuşmayın.
> Arabada veya yolculuk sonrasında telefon baz istasyonlarını yakalamak
için daha çok dalga yayacağından telefonla konuşmayın.
> Gece yatarken cep telefonunu baş ucumuzda ve açık bırakmamak, açık
bırakmak zorundaysak en az 2 metre mesafe bırakmak, yine gece uyurken
wi-fi bağlantısını kapatmak en kolay ve önemli adımlardır.
> Bilgisayar ekranı ile aranıza en az 50 cm mesafe bırakın.
> Televizyon ile ise aranızda en az 2 metre mesafe bulunsun.
> Çok yoğun kablo donanımlarını yaşam alanlarınızda fazla zaman geçirdiğiniz yerlerde ya bulundurmayın ya da uzak bir konumda yerleştirin.
> Baz istasyonlarının menzili 300-400 metreye dek yayılabilir ve bu merkezler, asıl hasarı düşünülenin aksine tam altlarındaki bölgeye değil belli bir
mesafeden sonraki bölgeye vermeye başlarlar. Dolayısıyla ev seçerken baz
istasyonu ile ilişkisine dikkat etmek gerekir.
> Bir başka önemli konu da yüksek gerilim hatları. Yüksek gerilim hatlarının
yarattığı elektromanyetik alanın kemik iliğini etkilediği ve kan kanseri ve
lenf kanserine sebep olduğu ispatlanmış durumdadır. Yaşam alanlarımızın
yakınında yüksek gerilim hatlarının bulunması risk taşımaktadır.
> Kullanılmayan elektrikli ev aletlerini stand-by konumunda tutmak yerine
fişten çekin.
> Ek olarak seçilecek cep telefonlarının düşük SAR değerlerine sahip
olması da önemlidir. (SAR:) SAR değeri yani spesific absorption rate,
Türkçesi ile özgül soğurulma oranı cep telefonu kullanırken vücudun
emdiği radyasyonun enerjisinin ölçüsüdür.
> Cep telefonlarının yaydığı radyasyonun dalga boyu ile rezonansa giren ve
bu radyasyonun emisyonu veya hasar vermesini önleyen pocket-safe’leri
kullanmak bir başka seçenek olabilir.
> Günlük hayatta kullandığımız mikrodalga fırınların da birer saatli bomba
olduğunu mutlaka akılda tutmakta fayda var. Ya kullanmayın ya da kullanmak zorundaysanız çalışırken en az 1 metre mesafede durun.
> Saç kurutma makinesi yine çok bilinmeyen, masum görünen gizli
tehditlerdendir. Mümkünse uykudan hemen önce kullanmayın.
2014
40
GÜNLÜK HAYATTA KULLANDIĞIMIZ
ARAÇLARIN ETKİLERİ
Aşağıdaki tablo, Amerikan Pediatri Akademisi ve Kanada Pediatri Derneği tarafından
oluşturulmuş bir tablodur ve yaşa bağlı olarak günlük temasın nasıl sınırlandırılması
gerektiğini gösterir.
Amerikan Pediatri Akademisi ve Kanada Pediatri Derneği, 0-2 yaş aralığındaki bebeklerin
teknolojiden uzak tutulması gerektiğini ve teknoloji kullanımının 3 ile 5 yaş arasındaki
çocuklarda günde en fazla bir saat, 6 ile 18 yaş arasındaki bireylerde günde iki saatle
sınırlandırılması gerektiğini belirtiyor.
0 ile 2 yaş arasında bebeklerde beynin büyüklüğü üç katına çıkar ve 21 yaşına kadar bu
hızlı gelişim devam eder. Erken beyin gelişimi, çevresel uyaranlar ya da bunların eksikliğiyle belirlenir.
Küçük çocukların cep telefonu ile konuşması ve internetle çok zaman geçirmesi çok ama
çok risklidir. Çünkü çocukların kafatası incedir ve radyasyon onların beynini daha çok
etkiler. Ayrıca vücutları elektromanyetik dalgaların dalga boyları ile uyumludur ve daha
çok radyasyon emerler. Ne kadar erken yaşta kullanmaya başlarlarsa toplam uzamış etki
de o denli fazla olacaktır.
Teknolojik cihazlarla fazla zaman geçirmenin gelişimsel gecikme, yaygın obezite,
uykusuzluk, çocuk depresyonu, anksiyete, dikkat eksikliği, otizm, bipolar bozukluk ve
sorunlu çocuk davranışlarının artışı, saldırganlık, dikkat ve konsantrasyon eksikliği,
bağımlılık ve gerçek- yakın insan ilişkilerinde kopma, ayrışmaya sebep olduğu bilinse de
bu yazının asıl konusu olan radyasyon maruziyetinin detaylarına bir bakalım.
Yaz Gelişimi
Ne Kadar
Non-Violet TV Avuçiçi Cihazlar
Video Oyunları
Online Video Oyunları
0-2 yaş
3-5 yaş
6-12 yaş
13-18 yaş
Hiç
1 saat/gün
2 saat/gün
2 saat/gün
Asla
Asla
Asla
Asla
Günde 30 dakika ile sınırlı
Asla
Asla
Asla
Asla
Asla
Asla
Asla
2011 yılının Mayıs ayında, Dünya Sağlık Örgütü cep telefonlarını radyasyon emisyonu nedeniyle
2B kategorisinde sınıflandırmıştır. Yani OLASI KANSEROJEN!
Radyasyona maruz
kalmak nelere yol açar?
> DNA zincirinde kırılmalar
> Hücre zarındaki iyon kanallarında geri dönüşümsüz
bozulmalar, bu bozulma sonucunda hücre ölümü
> Kırmızı kan hücrelerinde deformasyon
> Bağışıklık sisteminde bozulma
> Sperm sayısında azalma
> Kronik yorgunluk
> Kontrolsüz şekilde ısı şok proteini üretimi sonucu
beynimizi koruyan kan beyin bariyerinin hasar görmesi
> Kanser; beyin tm, tükrük bezi tm, lösemi, lenfoma
> Duyma bozuklukları, kulak çınlaması,
kulak bölgesinde ısınma
> Astım ve alerji
> Görme alanı bozuklukları
> Artmış Alzheimer riski
> Yüksek tansiyon
> Sinir sıkışmaları
> Kalp pilinin bozulma riski
> Üreme bozuklukları, düşük riskinde artış,
embriyo gelişiminin zarar görmesi
> Hiperaktivite
Unutmayınız ki kişinin en iyi doktoru kendisidir ve
korumak, tedavi etmeye çalışmaktan çok daha kolaydır.
medikent
2014
41
medikent
Fleksibl Üreterorenoskopi Lazer sayesinde vücuda delik açmadan
idrar kanalında üreter ve böbrek içine giriliyor, ağrısız kansız taş
ya da tümör lazer yoluyla kırılıyor ya da alınıyor.
Ürolojinin
Marifetli Cihazı
Ürolog Opr. Dr. Işık Özgü, sadece böbrek taşlarını değl tümörlern de ağrısız, amelyatsız çıkarılmasını sağlayan Fleksbl
Üreterorenoskop lazer chazının hem tanı koydurucu hem de
tedav edc özellğyle ürolojnn “vazgeçlmez”ler arasına
grdğn söyled. Toplayıcı sstemdek tümörlern BT ve MR
le teşhsnn ancak hastalık lerleynce mümkün olabldğn
belrten Opr. Dr. Özgü, “Oysa bu yöntemle bu tümörler daha
erken teşhs edeblyor, radyoloj le göremedğmz kanamaları bu aletle böbreğn çne grerek göreblyoruz. Ürolojde son
yılların en öneml tanı ve tedav chazı” ded.
2014
42
medikent
İzmir Kent Hastanesi Üroloji Uzmanı Opr. Dr.
Özgü, ürolojide “olmazsa olmaz” cihazlar
arasına giren Fleksibl Üreterorenoskopi
hakkında bilgi verdi. İngilizce “Flexible”
kelimesinin kıvrılabilir, bükülebilir anlamına
geldiğini, böbrekte oluşan idrarı böbrek
havuzundan (pelvis) idrar torbasına taşıyan ince
kanala üreter denildiğini belirten Opr. Dr. Özgü,
üreterin sağ ve soldaki böbrekte olmak üzere iki
tane olduğunu hatırlattı.
Opr. Dr. Özgü, endoskopinin de yine
İngilizce’den gelip vücut içindeki organlara
teleskop aracılığıyla bakma anlamına geldiğini
kaydederek, şöyle konuştu:
“Fleksibl Üreterorenoskopi bu üç sözcüğün
birleşmesinden oluşuyor. Alet, kıvrılabilen çok
ince bir teleskop aracılığıyla, vücuda hiçbir delik
açmadan, idrar kanalından üreter ve böbrek
içine girilmesi ve buradaki taş ya da tümörün
lazer yoluyla kırılması ya da alınmasını sağlayan
bir cihaz. İdrar yollarını, böbreğin içi ve idrar
kanallarının endoskopik olarak muayene etmeye
yarayan, hem teşhis koydurucu hem de tedavi
edici bir alet. Bununla böbrek ve idrar yolları
taşlarının tedavisi yapılabiliyor. Bir takım
radyolojik tetkiklerle görüntüleme imkanımız
olmayan hastalıkların daha erken ve kesin
teşhisi ve tedavisi mümkün olabilir. Bildiğimiz
klasik böbrek tümörleri BT, MR ile görülüyor.
Ama idrarın döküldüğü ve toplandığı ve aşağıya
iletildiği bir toplayıcı sistem var. Bu toplayıcı
sistemin tömürlerinde ise bu yöntemler ancak
hastalık ilerleyince teşhis konabiliyor ama o
zaman da geç oluyor. Oysa bazı hastalarda
kanama oluyor, bu kanamanın kaynağını
radyoloji ile gösteremiyoruz. Bu aletle böbreğin
içini görmemiz mümkün, böylece kanamanın
kaynağını saptayabiliyoruz.”
TEDAVİ
LAZER İLE
YAPILIYOR
Bu cihazla hastalığın teşhisi için 15-20 dakikanın yettiğini belirten Opr. Dr.
Özgü, lazerle hem böbrek taşlarının kırılıp çıkarılabildiğini, hem de tümörlerin çıkarılabildiğini vurguladı. Ameliyatsız, ağrısız, sancısız taş ve tümör
tedavinin hasta için önemli bir rahatlık ve konfor olduğunu ifade eden Opr.
Dr. Işık Özgü, “Taş tedavisi yerine ve büyüklüğüne göre değişiyor. Taşı bu
aletle görüyor, lazerle kırabiliyoruz. Dışarıdan bir müdahale olmadan,
dışarıdan böbreği delmeden, kesmeden, tamamen doğal boşluklardan
çalışarak bu teşhis ve tedavi yapılabiliyor. Yine aynı şekilde tümörleri
çıkartıyoruz” diye konuştu.
2014
43
medikent
Uzm. Dr.
Cengiz ÖZTÜRK
Kent Hastanesi
Çocuk Hastalıkları ve
Sağlığı Uzmanı
YENİDOĞAN YOĞUN
BAKIM ÜNİTESİ
Parmak çocukların
hayat odası
Annelerinin karnında 40 hafta bekleyemeden, erken ya
da zor doğumlarla dünyaya gözlerini açan “aceleci
bebekler” için hayat daha ilk dakikalardan itibaren bir
mücadele ile başlıyor.
Organlarının gelişimlerini tamamlayacağı dönemden,
yani 37 haftayı doldurmadan önce doğan prematüre
bebeklerin vücut dirençleri ve enfeksiyonlarla baş
edebilmeleri normal süresinde doğan bebeklere
nazaran daha düşük. Bu da “yapay rahim” de denilen
kuvöz ihtiyacını doğuruyor. Bebeklerin dış dünyayla başa
çıkabilmeleri için de devreye bu cihazların yer aldığı
yenidoğan yoğun bakım üniteleri giriyor. Çeşitli
etkenlerle riskli olarak dünyaya gelen bebekler için ise
bu yenidoğan yoğun bakım üniteleri “hayat odası”
özelliğini taşıyor.
2014
44
medikent
İzmr Kent Hastanes Yendoğan Yoğun Bakım Üntes,
yoğun bakım htyacı olan tüm bebeklere gerekl desteğ
sağlayacak deneyml uzman ekbe ve modern tıbbı
donanıma sahp. Yendoğan Yoğun Bakım Üntemzde,
24’üncü gebelk haftasından tbaren erken doğum, çoğul
gebelk, dyabetl anne bebeğ, r bebek, anne karnında
mekonyum yutmuş bebek, zor doğum sonucu oluşan
beyn ve dğer organ hasarı gb yüksek rsk taşıyan
bebeklere gelşmş düzeyde bakım sağlıyoruz. Rskl
bebekler 24 saat boyunca montörze edlerek yaşam
desteğ verlyor. Çocuk Cerrah, Çocuk Nöroloj, Çocuk
Kardyoloj, Çocuk Gastroenteroloj uzmanlarımızdan
7/24 destek alıyoruz.
Her sey bebeklerimiz için
Prematürelerin yaşama şansı son yıllarda gitgide arttı.
Bu olumlu gelişmelerin yaşanmasında; teknolojik
gelişmelerin yenidoğan yoğun bakımlarda kullanılması,
prematüre bebek bakan doktor ve hemşire ekibinin
deneyim kazanmaları, eğitim ve bilgi paylaşımlarının
artması, hastanelerin tam teşekküllü kurulması gibi
birçok faktör bulunmaktadır. Hastanemizde bu etmenler
göz önünde bulundurularak bebeğiniz ve sizin için
uygun koşullar sağlanmaktadır. Prematüre bebekler için
en önemli şans doğru zamanda, deneyimli bir ekip ile
doğru yerde olmaktır.
Uzman kadromuzla 24 saat kesintisiz hizmet verilen
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitemizde bulunan cihazlar
bebeklere son teknoloji ile en iyi bakım hizmetini
verebilmemizi sağlamaktadır. Son teknoloji sayesinde
artık bebekleri çok daha yakından takip edebiliyoruz, bu
da onlara daha az girişim yapmamızı sağlıyor. Yenidoğan
yoğun bakımda bulunan küvözlerde bebeklere uygun
ortamın sağlanmasında kullanılan en önemli cihazlardan biridir. Küvöz; bebekler için anne rahminden farksız.
Erken doğan, düşük kilolu, solunum güçlüğü çeken,
enfeksiyona bağlı problemi olan ya da yenidoğan sarılığı
gibi sorunları olan bebekler bu kuvözlerde tedaviye
alınıyor. Bebekler anne rahmindeki gibi ısıtılıyor,
enfeksiyonlardan korunuyor, solunumları, vücut ısıları
ve kalp atışları 24 saat izleniyor. Yaşamsal fonksiyonları
takip edilip sorunlarına göre yapılan tedavilerle
bebeklerin yaşam şansları artırılırken, beslenmeleri,
bakımları da deneyimli hemşirelerimiz tarafından
gerçekleştiriliyor
Solunum desteği (ventilatör tedavisi), kan değişimi,
fototerapi (ışık tedavisi) gibi tedavilerin yanısıra EEG
(beyin elektrosu), EKO (Kalp ultrasonu), USG (beyin ve
diğer iç organların değerlendirilmesi için ultrason) gibi
tetkikler hasta başında gerçekleştiriliyor. Yenidoğan
Yoğun Bakım Ünitemizde tedavi gören tüm bebeklerimiz
mutlaka retinopati muayenesinden (erken doğan
bebeklerin göz muayeneleri) geçiriliyor.
2014
45
medikent
merak
ettikleriniz
i
i
i
Uzm. Dr. Cengiz ÖZTÜRK
Zamanından önce yani 37.
haftayı tamamlamadan doğan
bebekler prematüre kabul
edilirler. Bebek zamanından ne
kadar erken doğarsa riskleri de o
kadar artar.
Riskin
anlaşılması için
en sık sorulan 2
soru vardır;
• Bebeğin doğum haftası
• Doğum tartısı
Zamanından 2 hafta erken doğan
bebeklere “Sınırda Prematüre”
denmektedir. Bu bebeklerin
çoğunda sorun yaşanmaz. Yoğun
bakıma girmeden, annelerinin
yanında hayata uyum sağlamaya
çalışırlar.
30–34 haftalarda doğanlara
“Klasik Prematüre” denir. Yoğun
bakımda kısa bir süre misafirimiz
olurlar. 2–3 hafta bizlerle beraber
olduktan sonra anne kucağına
kavuşurlar.
“İleri Derecede Prematüre”
bebekler 26–30 haftalarda
doğanlardır. Prematüreliğe
özgün hastalıklarını değişik
seviyelerde yaşarlar. Uzun süreli
hastanede kalış sonrasındaki
takipleri de özenle yapılmalıdır.
“Yaşamın Sınırındaki Prematüre”
bebekler anne karnındaki fötal
dönemi yeni bitirmiş, organları
ancak oluşmuş ama çok az
gelişmiş 24–26 haftalık
bebeklerdir. Bu bebeklerin
yaşama şansı çok sınırlıdır.
Bebeğinizin çok
küçük olması sizi
biraz korkutabilir.
Bebeğinizi gördükçe
zaman içinde
alışacaksınız.
Aileler genellikle prematüre
doğumun ardında bir sebep arar ve
kendilerini suçlarlar. Bu konuyu
aklınızda bir an önce
çözümlerseniz, bebeğinize çok
daha erken odaklanabilirsiniz.
Zamanında doğan bir bebeğe göre
daha küçük ve cılız görünebilirler.
Ciltleri daha yumuşak, ince ve
hassastır. Kasları henüz kuvvetli
olmadığı için hareketleri titrek ve
atmalar tarzındadır. Emme
kuvvetleri 32. haftadan önce
gelişmez. Sindirim ise daha ilk
günlerde başlayabilir, bu nedenle
mümkün olan en erken zamanda
anne sütü ide tüpü ile bebeğe
verilebilir.
İzmir Kent Hastanesi, “Bebek
dostu” hastane ünvanına sahip.
Kent Hastanesi’nde, sağlıklı
nesiller için retinopati
muayenesi, fenilketönüri tetkiki
gibi tarama programları yapılıyor.
Bebeklerde bazı anomallik ve
hastalıklar erken dönemte teşhis
edilerek tedavisine başlanıyor.
Yenidoğan
Yoğun Bakım
Ünitesi’nde
Verilen Hizmetler
• Solunum desteğine ihtiyaç
duyan bebeklerin bakımı
• Kuvöz bakımı
• Kan değişimi
• Sarılık (fototerapi) tedavisi
• Erken doğan (prematüre) düşük
ve çok düşük doğum ağırlıklı
bebeklerin bakımı
• Yeni doğan ve sağlık sorunu
olan tüm bebeklerin bakımı
Prematürite
Bebek anne karnında yaşamaya
hazır olmayabilir ama çok daha
önceden tüm organları, küçük
elleri, ayakları, tırnakları bile
gelişmiştir. Bebeğin sorunlarının
çoğu, gelişim için yeterli zamanın
olmadığı için yağ dokusunun
azlığından, bazı enzimlerin
yetersiz salgılanmasından ya da
bebeğin sistemlerinin hazır
olamamasından (akciğerleri tam
gelişmediği için solunum sıkıntısı
yaşanması vb.) kaynaklanmaktadır.
Bebek Dostu
Hastane;
Kent Hastanesi
Anne Sütünün
Prematüre Bebekler
İçin Önemi
Prematüre bebeğin ilk aşısı
annesinden aldığı ilk günlerdeki
süttür (kolostrum). Bu süt barsak
bağışıklık sistemini ilk günden
geliştirir. Böylece zararlı
mikropların bağırsaklardan
geçerek bebeği hasta etmelerini
engeller. Anne sütü alan
prematüre bebeklerin hastane
enfeksiyonu, barsak enfeksiyonu
(nekrotizan enterokolit) geçirme
riskleri azalır. Bebek daha erken
taburcu olur. Prematüre bebeğe
daha yüksek protein sağlamak
gerekir. Prematüre bebeğin
annesinin sütünde protein
değerleri daha yüksektir. Anne
bünyesi bebeği büyütmeye ve
geliştirmeye programlanmıştır.
2014
46
Elif Öykü bebek
510 gram doğmuştu
Balıkesir’in Edremit İlçesi’ne bağlı Akçay’da yaşayan
Gözde Çakır (28) ile Mehmet Can Çakır (29)
mutluluklarına
mutluluk
katacak
bebeklerini
kucaklayacakları günü heyecanla bekliyorlardı. Ancak
her şey yolunda giderken gebeliğin 22. haftasında
tehlike sinyalleri çalmaya başladı. Anne adayına
suyunun azaldığı, bebekte gelişim geriliği gözlendiği
söylendi. Genç çiftte heyecanın yerini korkular,
endişeler aldı. Doktorların önerisiyle İzmir’e geldiler,
döndüler. İkinci gelişleri 15 gün sonra oldu. Gözde Çakır
25 Aralık 2013’te gebelik zehirlenmesine girdi.
Tansiyonu 22’e çıktı. O gece ambulansla koma halinde
getirildiği Ege Üniversitesi Hastanesi’nde acil
sezaryene alınan genç kadın 510 gram ağırlığında, 28
santimetre boyunda Elif Öykü’yü dünyaya getirdi. Anne,
yaşam mücadelesi vereceği Anestezi ve Reanimasyon
Servisi’ne kaldırırken, 24 haftalıkken dünyaya gelen
“parmak bebek” Elif Öykü ise boş kuvöz bulunamadığı
için Kent Hastanesi’ne sevk edildi. Doğduğu gün
annesinden ayrılmak zorunda kalan minik Elif Öykü için
yaşam mücadelesi başladı. Elif Öykü, tam 165 gün
kuvözde kaldı.
İzmir Kent Hastanesi Yenidoğan Servisi Sorumlusu
Uzm. Dr. Cengiz Öztürk ve ekibi, Elif Öykü’nün hayata
tutunması için yoğun çaba sarf etti. Elif Öykü’nün
boyundan büyük bir mücadeleden zaferle çıktığını
belirten Uzm. Dr. Öztürk, şöyle konuştu:
“Elif Öykü bize ambulansla sevk edilip geldiğinde
avucumuzun içine sığacak kadar minikti. Doğum kilosu
510 gram olmasına karşın her bebekte olduğu gibi
doğumdan sonra kilo kaybetti. 13 günlükken 470
gramdı. Minicikti. Her türlü tıbbı tedavi, destek ve
özenli bakımla bebeğimizi büyüttük. Bir aylık
olduğunda 510 grama ulaştı, boyu da bir santim uzadı.
Bebeğimize tam 165 gün anne rahmini aratmayan
kuvözde bakıp büyüttük. 7 Haziran 2014’te 5.5 ay sonra
Elif Öykü’yü sağlıkla taburcu ederken ağırlığı 3 kilo 410
grama, boyu 49 santime ulaşmıştı. Elbette prematüre
doğduğu için gelişimi yaşıtlarına göre geriden gelecek.
Ancak yaşam mücadelesini kazandı ve sağlıkla büyüyor.
Daha önce de Elif öykü gibi küçük bebeklerimiz
olmuştu, onların sağlıkla büyüdüklerini görmek bizi
mutlu ediyor.”
5 gün komada kalıp hayata dönen anne Çakır ile baba
Çakır şimdi mutluluk içinde bebeklerini büyütüyorlar.
Onların kuvözde 5.5 ay kalan minik kızlarına
büyüdüğünde anlatacakları çok özel
Anıları olacak.
medikent
HANGI YASTA
HANGI SPOR
Uzm. Dr.
Süreyya PAKSOY
Alsancak Kent Tıp Merkezi
Çocuk Hastalıkları ve
Sağlığı Uzmanı
Aynı yaşta çocukların hareket becerileri ve
fiziksel gelişim düzeyi farklılıklar gösterebilir.
Branşlara göre spora başlama yaşı da değişir. Bu
nedenle çocuklar; gelişim özelliklerine göre ilgi
duydukları spor dalına yönlendirilmelidir.
Spor yapma alışkanlığının kazanılması ve spor kültürünün benimsenmesi için en uygun dönem, çocukluktur.
Ailelerde bu yöndeki bilinçlenme artıkça, çocuklarını
spora yönlendiren ailelerin sayısı da artmaktadır. Peki
çocuklar, hangi spor dalına yönlendirmelidir?
Spor dalı, ailenin isteğinden çok, çocukların istek,
yetenek ve ilgileri öncelikli olmalıdır. Takım sporlarından
ziyade bireysel spor dalında iyiyse, çocuğun takım
sporuna yönlendirilmesi doğru değildir. Spor, çocuk için
eğlenmektir. Aileler, çocuklarla birlikte bir spor
yaparken, çocuklar öncelikle anne ve babalarını kendile-
rine model aldıklarından, onlara iyi bir model olabilme
rolü üstlenmelidir. Bunu yaparken birlikte eğlenme ön
planda tutulmalıdır. Çocuk spor yaparken eğleniyorsa,
doğru bir seçim yapılmış demektir. Böylece çocuk;
uğraştığı spor dalından keyif alabilecek, bu spor dalında
kendini geliştirebilecek, spor yaparken paylaşmayı
öğrenecek, arkadaşlar edinebilecek ve kendine güven
kazanabilecektir.
2014
48
medikent
Çocuklarda 1 yaş “refleks hareketler dönemi”,
1-2 yaş “ilkel hareketler dönemi”, 2-7 yaş
“temel hareketler dönemi” ve 7 yaş üstü
“sporla ilgili hareketler dönemi” olarak kabul
edilmektedir. Çocukların egzersiz ve spor
seçimleri, bu gelişim dönemlerine göre
değişebilir. Spor ve egzersizlerde yaş
gruplarının özellikleri mutlaka dikkate
alınmalıdır. Örneğin 7 yaş grubundaki
çocuklar, mini basketbol topu ve çocuk
potaları kullanarak basketbol oynamalıdır.
Bir çocuğun takım oyunlarına katılabilmesi ve
oyun kurallarını algılayabilmesi için en az 7
yaşında olması gerekir. Bu nedenle 7 yaşından
küçük çocukların yoğun fiziksel temas
gerektiren takım sporlarına katılmaları ve
eklemler ile kemiklere ağırlık yükleyen spor
dallarına erken yaşta başlamaları sakıncalıdır.
Bunun yanı sıra takım oyunlarındaki kazanma
ve kaybetme, özellikle 6 yaşından küçük
çocuklarda psikolojik açıdan olumsuz
sonuçlara neden olabilmektedir. Çünkü bu
yaş grubu çocuklarında, kimin kazanıp, kimin
kaybettiği durumu önemlidir.
Yas gruplarına göre
uygun spor aktivileri
2-3 yas
Koşma, yakalama ve zıplama içeren koşu,
yürüyüş, dans
4-6 yas
Dans, yüzme, jimnastik, ip atlama ve üç
tekerlekli bisiklete binmek
7-10 yas
Jimnastik, yüzme, futbol, basketbol,
voleybol, hentbol, bisiklet, tenis, yüzme
10 yas sonrası
Önceki yaşlarda başladıkları sporları daha
organize olarak yapmaya devam ederken,
atletizm, güreş ve küreğe başlayabilirler.
Birkaç yıl sonraysa güç gerektiren tekvando
ve karateye geçebilirler.
“Spor çocuklar için yararlı”
Spor, hem bedensel sağlık ve fiziksel
gelişme yönünden, hem de iyi bir kişilik
gelişimi ve ruh sağlığı açısından yararlıdır.
Spor elbette çocukların fiziksel gelişimine
çok değerli katkıda bulunur. Hareket,
çocuğun doğasında vardır. Hareket sisteminin temelini ise, aktif olarak kaslar, pasif
olarak da kemikler oluşturur. Spor bunların
daha güçlü olmasına yardımcı olur. Yani,
fiziksel etkinlikler normal kas ve kemik
gelişimi için zorunlu olmaktadır. Aynı
zamanda spor etkinlikleri, kemik özgül
ağırlığını ve bağ dokuların esnekliğini
arttırarak, bunları baskı ve gerginliklere
karşı güçlendirir. Spor etkinlikleri düzenli
olarak yapıldıklarında, bedenin fiziksel
uygunluğunu ve dayanıklılığını buna bağlı
olarak iç organların işlevlerini geliştirir. Bu
şekilde, kalp ve damar, hareket, solunum
sistemi sorunları ile diyabet gibi daha ileri
yaşlarda ortaya çıkma olasılığı olan
hastalıklara yakalanma riskinin azaltılması
mümkündür. Uygun ve bilinçli bir şekilde
planlanmış fiziksel etkinlikler ve sporla bu
sistemlerin işlevleri daha verimli düzeye
getirilebilir. Böylece bedenin değişen
koşullara daha kolay uyum sağlaması ve
yorgunluğa karşı koyma gücü artar. En fazla
etki, becerilerin gelişmesi, kas hareketiyle
verimliliğin artması, dolayısıyla kas gücü ve
dayanıklılığın artmasında görülür.
Halter dışındaki hemen hemen tüm sporlar,
boy uzamasını olumlu yönde etkiler. Spor,
stresi azaltmak ve depresyonu önlemek için
de en iyi yöntemlerden biridir. Spor yapmak
endorfin (mutluluk hormonu) salgılanmasını artırır. Spor bağışıklık sistemini de
güçlendirir. Dolayısıyla, spor yapan çocuklar, yapmayanlardan daha seyrek hastalanır
ve hastalıkları genellikle daha hafif seyirli
olur.
Spor yapmak, kalori harcamanın da en etkili
yöntemidir. Bu yüzden spor yapan çocuklarda çağımızın sorunu obezitenin gelişmesi
neredeyse imkansızdır.
Çocukların bir spor dalına katılımından
önce, mutlaka bir doktor kontrolünden
geçirilerek, aktivitelere dahil edilmesi
önerilir.
2014
49
medikent
anne ve babalar
DIKKAT!
Uyuşturucu madde kullanımında son yıllarda yaş sınırı düşmesiyle bu maddeler,
özellikle gençlere yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı. Ailelerin uyuşturucu
maddelerle ilgili bilgi edinmesi ve tehlikeden uzak kalabilmesi için önlemler alması
kadar çocuklarıyla ile ilişkilerinin kalitesi de çok önemlidir.
Psikolog
Nezahat BEDİR
Kent Hastanesi
Psikoloğu
2014
50
Uyuşturucuya Yönelim
Nedenleri
Gençler, en sık olarak merak nedeniyle madde kullanmaya başlıyor. Bu nedenle uyuşturucuya karşı özendirici davranışlardan kaçınmak gerekir. Arkadaş çevresi de
2. önemli etkendir. Bir arkadaş ortamında yapılan ısrara
çoğunlukla dayanılamamaktadır. Arkadaş grubunun
dışında kalmak, onlardan farklı olmak korkusu
yaşanmaktadır. Bir de buna merak eklenirse, kullanım
kaçınılmaz olmaktadır. Bu nedenle gencin kendi
hakkını koruması, “hayır” diyebilmesi çok önemlidir.
Gençlerde sorunlarını çözmek için başka yol kalmadığına inandıkları anda kullanım sıklaşır. Bir başka deyişle
çaresizlik, önemli bir etkendir. Bu nedenle gençlere
sorunlar ile başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesi
önem kazanmaktadır. Bir sorun karşısında nasıl davranmaları gerektiğinin öğretilmesi ve bugüne kadar
kullandıkları yanlış davranış biçimlerinin düzeltilmesi
gerekir.
Bu maddeleri kullanmak gencin kendini kanıtlamasının
bir yolu olarak algılanmalıdır. Farklı ve değişik
gözükmek, bir tür beğeni toplamak amaçlanmaktadır.
Maddenin bulunabilirliği bir başka etkendir.
Uyuşturucu maddenin kolayca elde edilebilir olması,
onun kullanılma oranını arttıracaktır.
Ergenlik döneminin uzun zaman sürmesi yanı sıra,
ergenden beklenen görevlerin çeşitliliği ve zorluğu; bu
dönemde ergenlerin bazı sorunlar yaşamasına yol
açabilir. Bu dönemin kendine özgü ruhsal ve
davranışsal özellikleri, duygusal çalkantıları, uyum
güçlükler, kimlik sorunları, bocalamaları, otoriteyle
çatışmaları çoğu kez büyük sarsıntılara neden
olmaksızın çözülür. Ancak bazı ergenler için, bu
özellikler, ciddi ve ağır biçimde sorun yaşanmasına
neden olabilir. Madde kullanımı da bu ciddi sorunlar
arasında sayılmaktadır.
BELIRTILER
Gencin içinde bulunduğu aile, okul, yakın
çevre, bağımlı olan genci ne kadar erken fark
eder, ona yardımcı olmaya çalışırsa, gencin
bağımlılıktan kurtulma şansı o kadar artar. Bu
nedenle, erken teşhis belirtilerinin bilinmesi
çok önemlidir. Görülen davranış değişikliklerini hemen uyuşturucu kullanımına bağlamak
UYUŞTURUCU
KULLANIMINA
DAİR
yanlış olur. Unutulmamalıdır ki; ergenlik
döneminde de bedensel ve ruhsal değişiklikler
görülür. Bu nedenle kişi hakkında duyulan
şüpheleri gidermek için mutlaka bir uzman
görüşüne başvurulmalıdır.
Çocuk ve gençlerde, madde bağımlılığının başlangıcını gösteren kesin bir işaret olmamakla
birlikte madde bağımlılarında görülen davranış değişiklikleri şöyle özetlenebilir:
Arkadaş çevresi değişir.
Aile ilişkileri azalır, odasında yalnız kalmayı tercih eder.
Okul başarısı ve okula devamı azalır.
Daha fazla para harcamaya başlar.
Bazen neşeli, sakin, bazen öfkeli, saldırgan davranışlar gibi ruhsal
değişimler gün içinde gözlenir.
“Çaresizlik,
önemli bir
etkendir.”
medikent
2014
51
medikent
Aşağıda sayılan fiziksel belirtileri de
görebiliriz ancak unutmamalıyız ki bu
belirtilerin sürekliliği ve nedenlerinin
iyi gözlenmesi gerekmektedir.
Fiziksel
Belirtiler
• Bitkinlik
• Dalgınlık
• Uyuklama
• Uyku bozukluğu
• Konuşma güçlüğü
• Burun akıntısı
• Terleme
• Titreme
• Dengesizlik
• Gözde kanlanma
• Göz bebeğinde daralma
• Yüzde kızarma-soğukluk
• Kabızlık
• İshal
• Yürüme bozukluğu
• Solunum güçlüğü-ağrılar
Toplumsal ve
Ruhsal Belirtiler
• Derslerdeki başarı oranı tamamen
ve her derste birden düşmesi
• Sık sık arkadaş değiştirme
• Arkadaşlarına tamamen sırt çevirme
• Çevreyle ilişkilerden kaçınma
• Tamamen içine kapanma
• Hiçbir şeye ilgi duymama
ve her şeyden uzak kalma
• Zaman zaman aşırı neşe ile
öfke/saldırganlık arasında gidip
dalgalanmalar
• Evde odasına kapanma
• Kendi bakım ve temizliğine
dikkat etmez hale gelme
• Fazla para harcama
• Okulu ya da iş eğitimini
tamamen bırakma
• Kendi geleceği için hiçbir
yol görmeme
• Geleceğe dönük hiçbir
adım atmak istememe
Kişi kullanmadığı halde, sadece
bazı belirtiler benziyor diye
suçlanmamalıdır. Böyle bir
suçlama baştan ilişkiyi koparır.
Yargılamak ya da etiketlemek
tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Amacın kişiyi yakalamak değil,
ona yardımcı olmak olduğu
unutulmamalıdır. Bu maddeleri
kullanan kişileri anlamak için
başvurulabilecek üç yöntem
vardır:
Kan ve idrar
tetkikleri
• Davranış değişiklikleri
• Madde etkisine bağlı
değişiklikler
Çocuğunuzun
uyuşturucu
madde
kullandığını
anlarsanız bu
konulara
dikkat edin!
• Paniğe kapılmayınız,
• Öfke ile hareket etmeyiniz.
• Sorunu görmezden
gelmeyiniz.
• Durumu gözlemleyiniz.
• Çocuğunuzun sosyal
çevresini inceleyip, sorunun
kaynağını tespit etmeye
çalışınız.
• Çocuğunuzun arkadaş
ilişkilerini gözden geçiriniz.
• Çocuğunuzun uyuşturucu
madde kullanmasının
sebeplerinin arasında, sizin
de eksik ve yanlış
davranışlarınızın olduğunu
göz ardı etmeyiniz.
• Çocuğunuza kesinlikle kötü
davranmayınız, onu
suçlamayınız.
• Uzman bir hekimin
bilgisine başvurunuz. Uzman
hekimin tavsiyeleri
doğrultusunda hareket
ediniz.
• Çocuğunuzu sıkmadan,
sevgi ve şefkatli bir
yaklaşımla ona daha fazla
zaman ayırınız.
• Aile bağlarını gözden
geçirip, sorunları giderip,
güçlendirmeye çalışınız,
2014
52
Madde bağımlılığı
tedavi edilebilir mi?
Evet! Uyuşturucu madde kullanan kişiler tedavi olabilir.
Madde kullanımı ve bağımlılığı bir sağlık sorunudur ve
bunun tedavisi mümkündür. Özellikle tedavi ilkelerini
yerine getiren kişilerde uyuşturucu maddeyi bırakma
oranı çok yüksektir. Kullanıcılar arasında “bu hastalığın
tedavisi olmadığı” yolunda bir kanı yerleşmiştir. Bu,
değiştirilmeye çalışılmalıdır.
daha hiçbir zaman kullanmamalıdır. Bir kez kullanması
onun eski günlerine dönmesine neden olabilir.
Uyuşturucu madde kullanan kişide bağımlılık geliştiyse, tedavi daha güç olacak ve daha uzun sürecektir.
Ayrıca, uyuşturucu kullanımı ile daha da artan aile içi
iletişim bozukluklarının, kopukluklarının giderilmesi
için anne ve babanın da tedaviye katılması gerekir.
“Sağlık
sorunudur ve
bunun tedavisi
mümkündür.”
Uyuşturucu maddeyi bırakan kişilerde tekrar madde
kullanımına başlamak sık olarak gözlenen bir durumdur. Kişi uyuşturucu maddeleri bıraktıktan sonra bir
Tedavide neler uygulanmaktadır?
Öncelikle kişi başvurduğu zaman, bedeninin bu maddeden
arındırılması gerekir. Buna “detoksifikasyon” adı verilir. Eroin
gibi bazı maddeleri aniden kendi başına bırakmak tehlikeli
olabilir. Bu nedenle kontrol altında bırakmak gereklidir. Daha
sonra kişinin kendini tanıması, maddeyi kullanma davranışını
öğrenmesi, madde kullanma nedenlerini anlaması, tekrar
başlamaması için neler yapması gerektiğini öğrenmesi
sağlanır. Ancak uzun süre kontrollere gelmesi, tedavi
programına devam etmesi gerekir.
Uzun süren tedavi dönemi bittikten sonra da yeniden başlama
riski ortadan kalkmıyor. Bu potansiyel tehlike yıllarca devam
ediyor. Onun için sürekli dikkat ve özen gerekiyor.
Tedaviyi tamamlamak, tedavi başarısında önemlidir. Tedavi
sonrası süreç oldukça hassastır. Genç, kendisini madde
kullanımına iten ortamlardan ve arkadaş çevresinden
uzaklaşmalıdır. Aksi taktirde tekrar madde kullanım ihtimali
oldukça yüksektir. Onları bu sıkıntılı durumlarından kurtarmak
için hepimizin onlara anlayışla, hoşgörüyle yaklaşması lazım.
Sosyal destek, bağımlılıktan kurtulma mücadelesi veren
gençler için yaşamsal öneme sahiptir.
medikent
2014
53
medikent
Uzm. Dr.
Buket ÖZTÜKEL
Kent Hastanesi
Çocuk Hastalıkları
Uzmanı
ishaller
Çocuklarda ishallerin sıklıkla görülmesi, uzun sürmesi,
beslenme bozukluğu ve büyüme ve gelişmede aksaklıklara yol
açar. Peki ishal neden önemlidir ve çocuklar ishalden nasıl
korunabilirler?
İshal Nedir?
İshal; günlük dışkılama sayısının artması ve kıvamının
sulu olması ile karakterli bir durumdur. İshal aynı
zamanda “sulu dışkılama” olarak da adlandırılır.
Özellikle 6 ay ile 2 yaş arasında olmak üzere çocuklarda
sık görülür. İshalli hastalıkta en ciddi tehdit, dehidratasyondur. Aşırı dışkılama ve kusma ile su ve elektrolitlerin
(sodyum, klor, potasyum ve bikarbonat) önemli düzeyde
kaybına bağlı olarak ciddi elektrolit dengesizliği meydana gelir ve zamanında yerine konmadığında ölüm
tehlikesi oluşabilir.
İshale neden olan pek çok durum vardır. İshal, mikrobik
olabileceği gibi mikropların salgıladığı toksinler,
antibiyotikler, çeşitli ilaçlar, bazı mide-bağırsak
hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, tümoral durumlar, ani ve aşırı ısı değişiklikleri, heyecan, üzüntü, korku
nedeniyle de oluşabilir. Yaz ishalleri genelde mikrobiktir.
“İshalde
en ciddi risk,
dehidratasyondur.”
2014
54
“Akut sulu ishal,
ağır klinik olaya
dönüşebilir”
medikent
İshal Neden Önemlidir?
İshal Nasıl Bulaşır?
İshal; çoğu kez kusma ile birlikte görülür. İshal ve
kusmanın beraber olması vücudun susuz ve bazı
kimyasal maddelerden (elektrolitler ve çeşitli
mineraller gibi) yoksun kalmasına yani dehidratasyona
neden olur.
En yaygın bulaşma yolu, kontamine (temiz olmayan)
suların tüketilmesidir. Sıcaklıklardaki artışla beraber su
ihtiyacı da buna paralel artar. İnsanlar bu nedenle yaz
aylarında daha çok su tüketirler. Çoğunlukla da
güvenilir olmayan su kaynaklarından su kullanılması,
bu sularla yıkanan sebze ve meyvelerin tüketilmesi ile
ishaller ortaya çıkar. Kontamine sularla yıkanmışhazırlanmış ya da hijyenik olmayan şartlarda hazırlanmış-saklanmış gıda maddelerinin tüketilmesi de önemli
bulaşma
yollarındandır.
Bulaşmada
önemli
etkenlerden bir diğeri de kişisel hijyen kurallarına
dikkat edilmemesidir. Hijyen standartlarının düşük
olduğu şartlarda etkenler kişiden kişiye kolayca
yayılabilir. Kirli sulardan yakalanmış balık ve deniz
ürünleri de akut gastroenteritler için kaynak olabilirler.
Vücuttan su ve gerekli kimyasal maddelerin kaybı
sonucu, ağır klinik tablolar (böbrek yetmezliği ve ölüm
gibi) görülebilir.
Eğer bir ishal atağı, 14 günden kısa sürmüşse, bu akut
ishaldir. Akut sulu ishal, dehidratasyona yol açabilir ve
malnütrisyonu (beslenme bozukluğu) kolaylaştırabilir.
Akut ishalde ölüm nedeni genellikle dehidratasyondur.
Eğer ishal 14 günden daha uzun sürerse, bu inatçı
ishaldir. İshal olgularının yaklaşık %20'si inatçı ishale
dönüşebilir. İnatçı ishal, genellikle beslenme sorunlarına yol açar ve ölüm nedeni olabilir.
İshal Tanısı Nasıl Konur?
Özellikle hijyen koşullarının kötü olduğu, kişilerin
temizlik alışkanlığının az olduğu, kirli sular, açık
tuvaletler, açıkta satılan yiyeceklerin ve sinek, böcek,
fare gibi canlıların çok olduğu yerlerde ve genellikle yaz
aylarında sık görülürler.
Gastroenterit vakalarının tanısında dışkının çeşitli
yöntemlerle incelemesi yapılmalıdır.
Ne zaman sağlık kuruluşuna
başvurulmalıdır?
Ağızdan
beslenememe
Hastalık
durumunun
ağırlaşması
Ateşlenme
Dışkıda
kan
Yeterli sıvı
alamama
gibi durumlarda acilen sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
İshal Nasıl Tedavi Edilir?
Antibiyotikler çoğu ishal olgularının tedavisinde etkin
değildir. Uygun antibiyotik ya da antiparaziter tedavi ile
birlikte ağızdan ya da damar yolu ile yeterli sıvı desteği
verilerek, sıvı-elektrolit dengesinin düzeltilmesi
sağlanır.
İshal için ek sıvı verilmesi ve beslenmenin sürdürülmesi
yani rehidratasyon çok önemlidir. Doktorunuz
tarafından genel tetkik sonrası gerekli görüldüğü
takdirde antibiyotik ilaçlar kullanılabilmektedir..
“Antibiyotikler
çoğu ishal olgularının
tedavisinde etkin
değildir.
2014
55
medikent
??
İSHALLERLE İLİŞKİLİ
RİSK FAKTÖRLERİ
NELERDİR?
Seyahat
Kreşler ve okullar
Huzurevi ya da
bakım evleri
İSHALDEN KORUNMAK İÇİN;
Eller uygun şekilde yıkanmalıdır.
Özellikle yemek öncesi ve sonrası, tuvalet sonrası, bebeklerin
beslenmesi ve alt temizliği öncesi ve sonrası muhakkak eller bol su
ve sabunla yıkanmalı,
Sokakta ya da açıkta satılan ve kaynağı bilinmeyen yiyecekler
tüketilmemeli,
Besinlerin hazırlanmasında ve saklanmasında gerekli kurallara
uyulmalı, besinlerin bozuk olup olmadığı kontrol edilmeli,
Özellikle meyve ve sebzeler yenmeden önce temiz su ile iyice
yıkanmalı,
Antibiyotik kullanımı
Su kesintileri sonrasında ilk gelen su mümkünse kullanılmamalı,
Diğer ilaçlar (kanser
ilaçları gibi)
İçme suyu olarak temiz su kullanılmalı, temizliğinden emin
olunmayan sular içilmemeli, şüpheli durumlarda su kaynatılmalı
veya filtre edilmelidir.
Temizliğinden emin
olunmayan yiyeceklerin
yenmesi ve suların
içilmesi
Deniz ürünlerinin tüketimi
Bazı kronik hastalıklar
(AIDS gibi)
İçme suların temizliği için, kaynatma da çok etkili bir yöntemdir.
Suyun kaynamaya başlamasından sonra 20 dakika daha
kaynatılması, gerekli temizliği sağlayacaktır.
Şebeke suyunun ve gerekiyorsa evlerde, okullarda, işyerlerinde
bulunan depolardaki suların kontrolü ve klorlanması yapılmalıdır
Su ve besinler yoluyla bulaşan hastalıklardan korunmanın en etkin
yolu, çevre koşullarının düzeltilmesidir.
Umuma açık yerlerde (okul gibi) tuvaletler temiz olmalı, mutlaka su
ve sabun bulunmalıdır.
Yerlerin, tuvaletlerin vs. temizliğinde çamaşır suyu kullanılması
(1 ölçü çamaşır suyu ile 9 ölçü suyun karışımı) sağlanmalıdır.
Kent Hastanesi,
hepimizden önce
çocuklarımızın hastanesi!
Çünkü, çocuklarımız,
hepimizin geleceği!
Kent Hastanesi’nin • Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü • Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi
çocuklara özel • Çocuk Acil Servis Hizmeti • Çocuk Nörolojisi Bölümü • Çocuk Cerrahisi Bölümü
bölümleri • Çocuk Kardiyolojisi Bölümü • Karaciğer Nakil Bölümü • Çocuk Gastroenterolojisi
KENT HASTANESİ 8229/1 Sokak No:56 35580 Çiğli-İZMİR
Tel: (0232) 386 70 70 (pbx) • Faks: (0232) 386 70 71
www.kenthospital.com
www.kenttipmerkezi.com
/KentSaglikGrubu
/kentsaglikgrubu
2014
57
medikent
YOGA
Yoga, kökleri binlerce yıl öncesine uzanan,
fiziksel bedenin, zihnin ve ruhun bir bütün
olduğunu bizlere hatırlatan dünyanın en eski
sağlık sistemi ve yaşam öğretisidir.
Yoga kelimesi Sanskrit dilinde ‘birleştirmek,
bütünlük, bağlantı kurmak’ anlamına gelir.
Hatha yoga fiziksel beden aracılığı ile ruhsal,
zihinsel ve duygusal olarak bir bütünlük
içerisinde olmamıza yol gösteren ve kişinin
kendine giden yolu bulmasına olanak sağlayan
bir araçtır, Yoga, kendi limitlerini bulmak,
sınırlarını genişletmek ve gerçekte kim
olduğunla mutlu olabilmeyi öğrenme
tecrübesidir.
Gülin ZEYTUNLU
Yoga Eğitmeni
[email protected]
Hatha Nedir?
Hatha, Sanskrit dilinde iki kelimenin
birleşmesinden oluşur. ’‘Ha’- Güneş, ‘
Tha’- Ay anlamındadır. Hatha yoga beden
içinde var olan güneş ve ay enerjisini
dengelemek üzerine kurulu bir sistemdir.
Güneş eril, sıcak, aktif, dışa dönük.
Ay ise pasif, dişi, içsel ve içe dönüktür.
2014
58
Yoga, kökleri binlerce yıl öncesine uzanan, fiziksel
bedenin, zihnin ve ruhun bir bütün olduğunu bizlere
hatırlatan dünyanın en eski sağlık sistemi ve yaşam
öğretisidir. Yoga kelimesi Sanskrit dilinde ‘birleştirmek,
bütünlük, bağlantı kurmak’ anlamına gelir. Hatha yoga
fiziksel beden aracılığı ile ruhsal, zihinsel ve duygusal
olarak bir bütünlük içerisinde olmamıza yol gösteren ve
kişinin kendine giden yolu bulmasına olanak sağlayan bir
araçtır, Yoga, kendi limitlerini bulmak, sınırlarını genişletmek ve gerçekte kim olduğunla mutlu olabilmeyi öğrenme
tecrübesidir.
YOGANIN
FAYDALARI
Bilimsel çalışmalar göstermektedir ki yoga stres hormonu
olan kortizol ve adrenal bezlerdeki strese yanıt veren
hormonları azaltır dolayısıyla rahatlama hissi ve stresle
ilgili semptomlarda düşüş ilk yoga uygulamasından
itibaren başlar.
Yoga pratiğine devam ettikçe beden güçlenmeye ve kronik
olarak fazla çalışan kaslar rahatlayıp uzamaya başlar.
Kaslar dengelenmeye ve iskelet sistemi hizaya girmeye
başladıkça beden daha dinç ve formda olur. Yoga pozları,
yani Asanalar yoluyla eklem ve kasların hareket kabiliyeti
artar, bedeni bir arada tutan bağ doku güçlenir
Yoga sinir sistemini dengeler böylece ani duygusal iniş ve
çıkışlar azalır, yoga giren eve depresyon girmez. Yoga
omurga etrafındaki kasları uzatıp güçlendirirken aynı
zamanda da iç organlara masaj yapar.
EVDE YOGA
NASIL YAPILIR ?
Çok sıkı veya çok bol olmayan, içinde rahat hissedeceğiniz
kıyafetler giymek yoga yaparken rahat etmenize yardımcı
olur. Hareket özgürlüğünüzü kısıtlamayacak, koton veya
pamuklu kumaş kıyafetler çok terlediğiniz pratiklerde ıslak
kalmanızı engelleyecektir. Ayrıca yoga yalın ayak yapıldığı
için çorap giymenize de gerek yoktur.
Fiziksel yoga uygulaması öncesinde ağır yemek yememek
ve alkol kullanmamak gerekir. Unutmayın hafif bir öğünün
sindirimi 1 saat, tam bir öğününki 3 saattir.
medikent
10 ADIMDA EVDE YOGA
1
Ne çeşit yoga yapmak
istediğinize karar verin
Bir çok farklı yoga sistemi vardır, yoga dünyası,
sayısız stili ve yaklaşımlarıyla binlerce tür ve
rengi barındıran bir ormana benzer. Ormandaki
her bir ağacın amacı ışığa ulaşmaktır. İster
Power yoga olsun ister Yin yoga tüm yoga
sistemleri de böyledir ve aynı amacı paylaşırlar.
Siz de kendinize uygun olan yoga sistemini
bulmak için kendinize zaman tanıyın ve her bir
sistemi denemekten çekinmeyin.
2
Evde yoga yapabileceğiniz
rahat bir alan yaratın
Yoga yaptığınız alanda sakatlanmaya neden
olabilecek ileriye, geriye sağa ve sola hareket
ettiğinizde etrafınızda olan çarpabileceğiniz
eşyaları kaldırın. Eğer isterseniz yoga
yapacağınız yeri süsleyebilir, mum veya bir
tütsü yakabilirsiniz.
3
Kendinize evde
kullanabileceğiniz kaydırmaz
bir yoga matı alın.
Yoga uygulamanızı güvenle yapmanıza
yardımcı olacak yüksek kaliteli kaydırmak bir
yoga matını spor malzemeleri satan dükkanlardan, yoga merkezlerinden veya internetten
satın alabilirsiniz.
4
5
DVD ve Online sitelerden
yararlanın
Eğer yeni başlıyorsanız başlangıç seviyesi yoga
DVD 'lerinden veya online yoga sitelerinden
faydalanabilirsiniz.
Akışınızı hazırlayın
Eğer tecrübeli bir öğrenciyseniz ve kendinize
bir akış oluşturuyorsanız başlangıçta kısa bir
meditasyon ve pranayama (nefes çalışması) ile
zihninizi sakinleştirebilirsiniz. Bedeni ısıttıktan
sonra ayaktaki asanalar, arkaya eğilmeler,
burgular, öne eğilmeler ve ters duruşlardan
oluşan ve bütün bedeni çalıştıran bir seri
yaratabilirsiniz.
6
7
Zamanı ayarlayın
Evde yoga yapmak için rahatsız edilmeyeceğiniz sakin bir zaman dilimi seçin, yoga
yapmak için ideal zaman sabah saatleri olsa da
size uygun olan zamanla başlayın.
Ne sıklıkla yoga yapacağınıza
karar verin
Eğer yoganın bir ruhu varsa, şurası kesin, o ruh
zorlama formüllerden hoşlanmıyor. İnsanın
içinden geliyorsa yapması gereken bir şey yoga.
İstekliyseniz başlangıç için haftada iki kere
yoga yapabilirsiniz, vaktiniz yoksa ve ancak tek
bir gün ayırabilirim diyorsanız, üzülmeyin
çünkü yoganın faydalarını görmek için sadece
başlamak bile yeterli. Siz yoga yaptıkça ve
bedeninizi dinleme kabiliyetinizi geliştirdikçe
haftada kaç kere yoga yapacağınıza kendiniz
karar vereceksiniz.
8
9
Pratiğinizi derinleştirin
Mesela Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri
güçlendirici bir fiziksel pratik yapıyorsanız
diğer günler terapatik veya restoratif bir akış
oluşturabilirsiniz.
Sabırlı olun ve bir yoga rutini
oluşturun
Fiziksel yoga uygulamasını güvenle sürdürebilmek için uygulamanın sağlam temellere
dayanması gerekir ve uygulamanın temel
taşlarını oturtmak kolay değildir. Zaman
ayırmak, sıkça tekrarlamak ve sabretmek
esastır.
10
Keyfini çıkarın…
Unutmayın yoga ömür boyu sürdürebileceğiniz
bir pratik, varılacak bir nokta yok asıl olan
yolculuğun kendisi...
Bahar AKINCI
Konuk Yazar
[email protected]
Bir kez geldiğinde,
hep geri dönmek isteyeceksin:
POSITANO
I
14 yıl önce izlediğim bir film, peşinden 10 yıl sürükleyip geldi, bu kasabanın falezlerinin önüne bıraktı beni. Bir
daha ayrılamadım. Kendim gitsem kalbimi burada bıraktım. Kalbimi alsam; ruhum ¨ben gelmem¨ dedi. Siz siz
olun, Positano’ya gitmeden önce 2 kere düşünün. Hele mevsimlerden yazsa ve hele aylardan Eylül’se...
Sorento’dan kalkan feribot, dalgalarla boğuşa boğuşa
Positano’ya doğru ilerliyor. Napoli’de uçaktan inince araç
kiralayabilir, otobüse binebilir ya da Positano’daki
otelimden shuttle isteyebilirdim. Ama hayır, işte ben yine
bu ağır aksak giden feribotun güvertesindeyim. İlla ki, bu
kez de sana bir güverteden bakacağım ey Positano! Usul
usul yaklaşıp o muhteşem görüntünü hafızama
kazıyacağım.
İskeleden çıkıp valizimi çeke çeke otelime doğru
tırmanmaya başlıyorum. Büyük Katedrali geçiyorum,
sokak ressamları çoktan yerini almış, Delicatessen’in
önüne limoncello şişeleri dizilmiş, her saat başı en
tepedeki Montopertuso semtine yolcu taşıyan 50 yıllık
otobüs oflaya puflaya köşeden görünüyor.... Turistler
nispeten seyrelmeye başlamış.... Positano’ya en güzel
mevsim gelmiş!
Hkaye, bu bölümünden sonra, szn Postano anılarınızla
devam edecek... Ama sz yne de, bzm szn çn
hazırladığımız tavsyelere br göz atın... Postano’ya ve
kendnze y bakın.
2014
60
Nasıl gidilir?
Positano, harita üzerinde, çizmenin güney
batısında, Napoli’nin hemen altında, falezler
üzerine kurulu bir sahil kasabası. Ünlü Capri
Adası’nın da tam karşısında. 2 şekilde
ulaşma mümkün. Ya Roma’ya uçup
havaalanından kiraladığınız araçla kara
yolundan 5 saatte. Ya da Napoli Limanı’ndan
3 saatte bir kalkan ve sizi Sorento üzerinden
Positano’ya getirecek feribot ile yaklaşık 2
saatte. Son ve en iyi seçenek ise kalacağınız
otelin sizi aldırmak üzere alana araç
göndermesi.
medikent
2014
61
medikent
Nerede kalmalı?
Le Srenuse Hotel
& Spa
Dünyada görülmesi gereken ilk 20 otel arasında.
Güneş denizin üzerine öyle bir doğup kasabanın
üzerine öyle bir batıyor ki, aklını alıyor insanın. 18 .
yüzyılda yaşamış görkemli bir İtalyan Ailesinin villası,
şimdi bölgenin en cazibeli oteli. İtalyan stili odaları,
spa’sı, süitleri ve restoranı ile son derece büyüleyici.
Via Cristoforo Colombo, 30, 84017 Positano
www.sireuse.it
Monastero Santa Rosa
Hotel & Spa
İsmi, gül bahçeli manastır demek.
İsminden de anlaşılacağı üzere, 18.
yy’dan kalma bir manastır restore ederek
muhteşem bir otele dönüştürülmüş.
Amalfi ve Positano arasındaki falezlerin
en görkemlisi üzerine kurulu. Sadece 20
suit odası, setler halinde denize uzanan
gül bahçeleri, sonsuzluk havuzu ve
konuklarını şımartacak kadar özel
hissettiren bir konukseverliği var.
Via Roma 2, 84010, Conca Dei Marini
www.monasterosantarosa.com
2014
62
Nerede yemel?
Al Palazzo
Yine 18. Yüzyıldan kalma, Katedralin arkasına düşen büyük nefis bir otel olan
Murat Palazzo’nun; limon ağaçlarıyla, akasyalarla bezeli, geceleri yüzlerce
fenerin aydınlattığı bahçesi ve restoranı. Ünlü İtalyan şef Donna Carmela
danışmanlığındaki mönü göz alıcı.
Via dei Mulini, 23, Positano
www.palazzomurat.it
İl Captano
Bu kez bahçede değil, denizin üzerindeyiz.
Kasabanın bana göre en şaşalı manzarasına sahip
restoranı İl Capitano. Aslında, Montemare Oteli’ne
bağlı ancak otel büyük bir saygı göstergesi olarak
işletmeyi bölgenin ünlü gurme ailesi
Cannavacciuolo’lara vermiş. Mönü bu nedenle çok
özenli. Yöresel malzemeler, birinci sınıf bir damak
tadı ile birleşmiş. Safranlı karides risotto, taze otlu
limon aromalı ahtapot gibi lezzetlerin tadına
bakılmalı.
Viale Pasitea, 119, 84017 Positano,
www.hotelmontemare.com
medikent
Postano
2014
64
Ne almalı?
Peynr / Zeytnyağı / Lmoncello
Katedrali takip edin, ada meydanına çıkan yolda hemen
solunuzda kalan Delicatessen isimli iki katlı şarküteri,
neredeyse tüm gününüzü orada geçirmenize sebep olabilir.
Çeşit çeşit tyaze peynir (söylerseniz vakumluyorlar),
şekerlemeden liköre limona ait ne varsa, taze makarna ve
zeytinyağı... seçenekler arasında!
Via dei Mulini, 5-11, 84017 Positano
Sandalet
Kasabanın en büyük geçim kaynağı. Her
yerde olağanüstü güzellikte sandaletçiler ve
sandalet ustaları görmek mümkün. Sahildeki
Safari isimli dükkanda pek çok çeşidi bir
arada bulabilirsiniz.
www.safaripositano.com
Şapka ve tunk
Kasabanın son yıllardaki gözdesi, rengarenk
şapka ve ipekli deniz tunikleri üretmek.
Sahilde ya da minik çarşıda çok iyilerini
bulabilirsiniz. En stil sahibi koleksiyon ise
La bottega di Brunella’da www.brunellaclothing.com
Seramk
Her yerdeler, rengarenkler ve çok güzeller.
Çünkü Positano seramiklerinin tamamı elde
yapılıyor ve bu yüzden de tek. Eğer çok iyi
parçalar arıyorsanız, Ceramica Casola’ya
bakabilirsiniz.
www.ceramicacasola.it
medikent
2014
65
medikent
Canan TAN
SAĞLIK
SOHBETLERİ
Söyleşi
Dilek EKER
Kent Hastanesi
Kurumsal İletişim
Daha çok romanlarıyla tanıdığımız Canan Tan; edebiyat dünyasıyla ve okurlarla ilk
buluşması mizah öyküleriyle olan ve bu öykülerle Aziz Nesin ekolünün az sayıdaki
temsilcisinden biri… Mizah öykülerinden, klasik öykülere, çocuk kitaplarından
romanlara farklı türde birçok eseriyle en çok okunan yazarlardan biri olan Canan
Tan, Medikent’e konuk oldu.
Edebiyata “Aziz Nesin Ödülü” de kazandığınız
mizah öyküleri ile adım attınız. Romanlarınızın
kahramanları ise, çoğunlukla hüzünlü yaşamların
kahramanları… “İz” romanınızda Verda’nın bir
sözü var: “…Düşünüyorum da, dünyanın düzenini
tersine çevirdik biz.” diyor Verda. Mizah öykülerinden, hüzünlü ve romantik romanlara geçiş de,
eczacılık eğitimi almışken, kariyerinizi başarılı bir
yazar olarak sürdürmek de bir nevi düzeni tersine
çevirmek. Siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?
Aslında radikal geçişler de olsa “düzeni tersine
çevirdim” diyemem. Mizahla başlamam, tümüyle
tesadüftü. Evimizde Aziz Nesin çok okunurdu ve
mizah ailemizin bir parçasıydı. Benim için ilk
başlangıç aslında şiirdi. İlk kitabımın çıkışı
mizahla olduğu için önce “mizah yazarı” denildi
ama farklı yaklaşımlarla yaşantımı da edebiyat
çalışmalarımı da yürütebiliyorum. Pozitif biriyim;
acıya benim dünyamda yer yok. Şimdi sorsalar
“Güldüren mizah yazarı mısın yoksa duygusal
Canan mısın?” diye? “Aslında her ikisiyim” derim.
Çeşitli ruh hallerimiz var ve bu hallerin beni
götürdüğü yerlerden topladıklarımla farklı türde
romanlar yazabiliyorum. Sonrasında eczacılık
eğitimi almış olmama karşın, edebiyat yaşantımın
her döneminde benim için önemliydi ve edebiyat
hayatıma yön verdi.
2014
66
“Kadınları anlatan bir kadın yazar” olarak
tanımlanıyorsunuz. Romanlarınızın kahramanları,
genellikle duygusal, güçlü biraz da hüzünlü kadınlar.
Zorluklar karşısında yılmayan, dirayetli, ayakları
üzerinde durabilen kadınların öyküsünü anlatıyorsunuz. Bu açıdan okurlarınız çoğunlukla kadınlar
mı?
Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’na göre
Türkiye, kitap okuma alışkanlığı sıralamasında 173
ülke arasında 86. sırada yer alıyor. Kitap okuma
alışkanlığının çok küçük yaşlarda başladığı bir
gerçek. Çocuklara yönelik yayınlanmış kitaplarınız
da bulunduğundan, sizce çocuklara kitap okuma
alışkanlığı nasıl kazandırılabilir?
Genelde kadınların okuduğu bir yazar olarak
görülüyorum ama böyle bir iddiam yok. Dünya
genelinde de ülkemizde de okurların büyük bir
çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Kitap fuarlarında da imza günlerinde de çoğunlukla kadın okurları
görüyoruz. Oysa benim kitaplarım, erkek okurlarca
da okunuyor. Hatta askeri okullar ve polis kolejleri
ile cezaevlerinde toplu olarak kitaplarımın
okunduğunu biliyorum. Aşk romanları yazarı da
değilim, benim bir tek aşk romanım var “En Son
Yürekler Ölür”. İlginçtir; bu roman, erkeklerin en
çok okuduğu romanlardan biri oldu. Son kitabım
Hasret’te ana karakter Tacettin’indir, yan karakterler ise güçlü ve dirayetli kadınlardır.
Kitap fuarlarında görüyorum, okuma alışkanlığı
olmayan anneler ve babalar, çocuklarına kitap
almaya pek hevesliler. Çocuk, kendisine “yap”
denileni değil, gördüğünü yapıyor. Çocuk, evde
anne ve babasının elinde kitap görürse, onlarla
birlikte kitap okumaya başlıyor. Kendimden örnek
vereyim; babam en çok Aziz Nesin öykülerini
okurdu. Ben de onun okuduğu kitapları okuya
okuya mizahla beslendim ve ilk kitabım mizah
öyküleri oldu, şu anda Türkiye’nin ilk ve tek kadın
mizah yazarıyım. Çocuklara kitap okuma alışkanlığı
kazandırmak için yalnızca okullarda öğretmenlerin
çabası yeterli olmaz, evde de anne babanın kitap
okuyor olması, çocuğun kitap okuma alışkanlığı
kazanmasını pekiştirecektir.
Diğer yandan, feminist söylemli bir yazar değilim,
roman kahramanları olarak düşündüğümüzde;
Piraye’de ezilen Haşim’dir, En Son Yürekler Ölür’de
ezilen Murat’tır. Yanı sıra benim için çok özel bir
kitap olan “Issız Erkekler Korosu”ndaki kahramanlar, baştan sona erkeklerdir. Sanılanın aksine
ülkemizde ezilen, hor görülen hatta kadınların
şiddetine maruz kalan erkekler de vardır. Böyle uç
noktaları zorladığım konular da oldu.
Çok okunan yazarlardan birisiniz. Kitap okuma
alışkanlığının arzu edilen seviyede olmadığı
varsayımından hareketle “kitapları en çok okunan
yazarların başında gelmek”, önemli bir başarı. Bu
ilgiyi neye bağlıyorsunuz?
Bazı yazarlar vardır; İstanbul, Ankara ve İzmir dışına
çıkmazlar. Ben İzmir’de yaşayan bir yazar olarak;
İzmir’den Erzurum’a, Diyarbakır’a, Trabzon’a
Anadolu’yu dere tepe geziyorum. Kitap fuarları
olsun, imza törenleri olsun, okurlarla iç içeyim,
onlarla aramızda çok tatlı bir iletişim kurulu.
Kitaplarımın konuları, güncel ve yaşamın içinden…
Onlar daha kitaplarımı okurken benimle ahbaplık
kuruyorlar ve bu ahbaplığı benimle karşılaştıklarında da sürdürüyorlar. Kitaplarımı yazarken, bir
tiyatro oyunu sahneler gibi yazıyorum, onlar da bir
tiyatro oyunu izler gibi adeta okudukları romanı
yaşıyorlar. Hatta “sizin kitaplarınızı okumuyoruz,
adeta izliyoruz” diyen okurlarım var. Okurla
aramızdaki bu güçlü iletişimin sırrı da bu olsa
gerek.
Bununla birlikte, konusu itibariyle psikolojik ve
sosyal yönü güçlü romanlarım var, tıpkı Eroinle
Dans, En Son Yürekler Ölür, İz ve Piraye romanlarımda olduğu gibi. Aslında tek aşk romanım da En
Son Yürekler Ölür. Buna karşın “aşk romanları
yazarı” olduğumu söyleyerek, bu ilgiyi buna
bağlayanlar var. Kendileri bilir.
“Eroinle Dans – Ateşten Küle” romanınızda çarpıcı
bir konuyu ele alıyorsunuz. Uyuşturucuyu “alevden
küle dönüş süreci” olarak yorumluyorsunuz. Bu sürece
dair neler söylersiniz?
Eczacı olmasaydım yazamayacağım 2 kitaptan
biridir. Bu maddelere yönelik bilgim vardı ama
kitabı yazarken çok araştırdım, romana da bu
araştırmalarla yön verdim. Romanın kahramanları;
Eylül ile Dünya… Eylül, el bebek gül bebek
büyütülmüş en iyi okullarda okutulmuş pırıl pırıl bir
genç kız. Yolundan sapmasını haklı çıkaracak hiçbir
dayanağı yok. Dünya da parçalanmış bir ailenin
sorunlarıyla baş başa bırakılmış bir genç kız.
İkisinin, uyuşturucu ortak paydasında buluşması,
alevin küle dönüştüğü noktaya el ele yürümeleri
düşünülemez bile. Ancak, çok güçlü arkadaşlık ve
dostluk bağları bile bazen bataklığa sürükleyebiliyor insanları. Sanılanın aksine uyuşturuya yalnızca
ihmal edilmiş veya parçalanmış ailelerin sorunlu
çocukları yönelmiyor. Bu illet, ne yazık ki 9 yaşına
inmiş durumda. Uyuşturucu kullanımında yaş
sınırının çok düştüğünü, okul çağı çocuklarına bir
tehdit oluşturduğunu artık biliyoruz. Eroin de
olması gerekmiyor, uyuşturucu haplara ulaşmak ne
yazık ki çok kolay. Sigara ve içkiyle başlayıp esrar,
kokain, sakinleştirici ya da uyarıcı haplarla süren,
uzun bir yolun son noktası eroin.
Gençleri
çoğunlukla
ortamlar
hazırlıyor
uyuşturucuya. Merak, macera arayışı, arkadaş
çevresi, içinde bulunulan topluluğa uyum çabası,
uyuşturucuya en uzak kişileri bile bu kaos haline
sürükleyebilir. Ailelerin ilgisi ve dikkati kadar,
çocukların da güçlü bir altyapıya ve özgüvene sahip
olmaları gerekiyor. Romanda da Eylül ve Dünya’dan
yola çıkarak uyuşturucuya dikkat çekmek istedim.
Eroinle Dans kitabıyla bu yıl özel bir ödül aldım.
Yeşilay tarafından Zümrüdüanka Ödülü’nü “En
Yeşilaycı Edebiyatçı” seçilerek aldım. Yanı sıra;
adında eroin geçen bir kitap olarak önceleri
yadırganan “Eroinle Dans”, Milli Eğitim Bakanlığı’nca okullarda okutulması tavsiye edilen bir
kitaptır. Bu açıdan da en çok gençlerin okuduğu bir
roman olarak, onlara yararlı olacağını umuyorum
medikent
“Evde de anne babanın
kitap okuyor olması,
çocuğun kitap okuma
alışkanlığı kazanmasını
pekiştirecektir”
2014
67
medikent
“En Son Yürekler Ölür” romanınızda da yine bıçak sırtı
bir tema söz konusu. Organ naklini konu alan ilk
roman, “En Son Yürekler Ölür”. Romanı yazarken,
neler hissettiniz?
Roman, “yaşamın ölümle bitmeden yeniden başladığı
bir kavşakta geçiyor.” İşte bu kavşakta bir kişi geride
kalırken; diğer kişi, geride kalandan aldığı emanetle
yoluna devam ediyor. Beyin ölümü gerçekleştikten
sonra yürek ölüme direniyor. Nakil yapılan kişiye can
veriyor. Birinin hüznü, diğerinin buruk mutluluğu
oluyor. Romanı yazarken çok inceleme yaptım,
gözlemleyebilmek adına organ nakli yapan cerrahlarla görüştüm, yoğun bakım ünitelerini gezdim, organ
nakli öncesi ve sonrasında hastalarla görüştüm. Bu
araştırmalar esnasında karşılaştığım bir bilgi, romana
yön verdi. Akciğer ve kalp nakli yapılan ABD’li bir
dansçı bir kadın var. Nakil ameliyatından “Tim” diye
sayıklayarak uyanıyor. Bizde organ nakillerinde
vericilerin kim olduğu bilinir ama ABD’de bu gizli bir
bilgidir. Dansçı, uzun uğraşlar sonrasında vericisinin
motosiklet kazasında hayatını kaybeden Tim adlı bir
genç olduğunu öğreniyor. Bu incelemelerden yola
çıkarak, romanda nakil yapılan kişilerin, organların
gerçek sahipleriyle kendilerini özdeşleştirdiklerine
değindim ve “yeşil zeytin” metaforu da bu konuya
yaptığım bir atıftır.
Karaciğer, böbrek ve kemik iliği nakilleri yapılıyor
hastanemizde. Organ bağışını “Organ yetmezliği olan
hastaların bir kahramana ihtiyacı var. Onların
kahramanı siz olun; organ bağışı ile onlar da sağlığına
kavuşsun.” diyerek destekliyoruz. Organ bağışına
yönelik görüşleriniz nelerdir?
Organ naklini tıbbın bir mucizesi olarak değerlendiriyorum. Organ naklini ele aldığım “En Son Yürekler
Ölür”, adını bilimsel bir gerçeklikten alıyor. Beyin
ölümü gerçekleşmiş kişinin en son kalbi ölüyor.
Solunum cihazına bağlı olan hastanın sadece kalbi
atıyor. Diğer organlar birer birer iflas ederken, kalp
mekanik bir pompa gibi bedeni yaşatıyor. Sonraki 12 48 saat içinde kalp de ölüyor. Bu durumun, bizlere
verilen mistik bir mesaj olduğuna inanıyorum. Bize
“bu organları başka bedende yaşatabilirsiniz” mesajı
verildiğini düşünüyorum. Organ bağışını da yeni bir
yaşam sunması açısından destekliyorum. Bizde de
yurt dışında verici zor bulunuyor ama organ bağışı
konusunda toplumda bilinçlenme zamanla daha da
artacak.
Son romanınız “Hasret”, gerçek bir hayat hikayesi.
Romandan bahsedebilir misiniz?
“Hasret”te aileleri, sevenleri ve en yakın dostları
birbirinden ayıran ve tarihte her zaman ayrılıkların en
önemli simgelerinden biri olarak gösterilen
“Mübadele” konusunu ele aldım. Yan hikayelerle
zenginleştirmiş olsam da birebir gerçek yaşanmış
hayat hikayesini konu alan tek kitabım Hasret, bir
mübadele romanı. Adından da anlaşılacağı gibi çok
derin bir hasreti barındırıyor. Romanın kahramanı,
1920’lerde Kırşehir’in Keskin ilçesinde yaşayan
Tacettin adlı bir genç. Köklü ve varlıklı bir aileye
mensup olan Tacettin ile Keskin’de yaşayan ve
taverna sahibi Rum kızı Patricia arasındaki aşk,
dünyaya gelen oğulları Ali’ye rağmen Tacettin’in
ailesinden kabul görmez. Aile evlenmelerini kabul
etmeyince; Patricia annesi ve oğlu Ali ile birlikte geri
dönmemek üzere mübadele sözleşmesiyle Selanik’e
yerleşir. Geriye büyük bir hasret, bölünmüşlük
duygusu, hüsran ve yitirilmiş bir aşk gibi çok güçlü
duygular kalır.
Yakınlarda yeni bir kitap var mı?
Evet, şu an töre cinayetini konu alan bir roman
yazmaktayım. Issız Erkekler Korosu’nda bir töre
hikayesi vardı. Yusuf’un öyküsüydü. “Pembe ile Yusuf”
adıyla yayınlanacak romanda; babası ve ağabeyleri
tarafından ablasını öldürmeye şartlandırılan 16
yaşlarındaki Yusuf’u anlatıyorum. Töre cinayetine
bugüne dek hep kadın açısından yaklaşıldı, hep
kadının hikayesi dile getirildi, kimse töre cinayetine
şartlandırılan erkeğin durumunu sormadı. Bu
romanda ablasını tutkuyla seven ve çok değer veren
bir gencin bu eylemi yapıp yapamayacağını sorguluyorum. “Pembe ve Yusuf”, Güneydoğu’dan İstanbul’a
yerleşen bir ailenin öyküsünü anlatacak.
Son olarak, sağlıklı yaşama dair nelere özen
gösterirsiniz?
İşin psikolojik boyutunda; pozitif olmanın gücüne
inanıyorum. Çok canımızı sıkan olaylarla karşılaşabiliriz, bunlardan etkilenmememiz mümkün değil. Bu
nedenle değiştiremeyeceğim şeyler için üzülmem.
Mümkün olduğunca pozitif düşünmeye çalışırım.
Bunun yanı sıra ben tek çocuğum. Yalnızlığı tüm
boyutlarımla yaşadığım için çevremin kalabalık
olması bana mutluluk verir. Yazma boyutunda ise
olmazsa olmaz kuralım, yalnızlıktır. Yazarlık, biraz da
yalnızlık gerektirir. Yalnızlık, ruhumda bu hallerde
dinginlik yaratır.
İşin bedensel boyutunda ise, tam da doktorların
sağlıklı yaşama dair tavsiyeleriyle örtüşen bir yaşam
tarzım ve beslenme alışkanlıklarım var.
Bazılarımızın
bir kahramana
ihtiyacı var,
organ bagısıyla
onların kahramanı
siz olun.
Kent Hastanesi;
SGK Anlaşmalı Karaciğer Nakli ve
Böbrek Nakli Merkezleri ile
Organ Bağışını desteklemektedir.
KENT HASTANESİ 8229/1 Sokak No:56 35580 Çiğli-İZMİR
Tel: (0232) 386 70 70 (pbx) • Faks: (0232) 386 70 71
www.kenthospital.com
www.sgkkent.com
/KentSaglikGrubu
/kentsaglikgrubu
2014
69
medikent
TRENDLER
& YENİLER
Sürücüsüz
Araç
Teknolojisi
Google, kendi tasarımı olan ilk sürücüsüz
otomobil modelini görücüye çıkardı. Kendi
kendine yol alabilen araçta direksiyon, gaz,
debriyaj, fren bulunmuyor. 2 kişilik aracın
hareket edebilmesi için sürücünün gideceği
adresi söylemesi ve hareket düğmesine
basması yeterli oluyor. Elektrik enerjisiyle
çalışan araç, saatte 40 km yol alabiliyor.
Google, ilk etapta 100-200 prototip üretmeyi
planladığını ve araçları güvenlik sürücüleriyle
test edeceğini açıkladı.
Su Geçirmez
Akıllı Bileklik
Giyilebilir teknolojik ürünler hayatı kolaylaştırmaya
devam ediyor. Nike+ FuelBand SE akıllı bileklik,
spor aktiviteleri için saat, kalori hesaplayıcı, adım
sayacı ve mesafe gibi bilgilendirici fonksiyonları
sunuyor. Su geçirmez özelliğiyle akıllı bileklik,
yüzerken de kullanabileceğiniz bir cihaz.
The Simpsons Evi
Lego Seti
Bahar doğanın canlandığı, yaz da renklendiği
mevsimdir. 2014 bahar ve yaz sezonunda modada
trend, doğanın pozitif izleri… Çiçekler ve yapraklarla
donatılmış giysiler, bahar ve yaz aylarında hem
gözlerimizi, hem de ruhlarımızı renklendirecek.
2014
70
MODADA
Modada şıklığın, rahatlığın ve özgünlüğün
sentezini oluşturan bohem giysiler, bu yıl
sıcak yaz günlerinde de yükselişte. Salaş
bluzlar ve etekler, etnik motifli rengarenk
elbiseler ve aksesuarlar, modada bohemliğin
yansıdığı kıyafetlerin başında geliyor.
medikent
2014
71
medikent
Sinema Dünyasından
KIS UYKUSU
Türk sinemasının gururu yönetmen Nuri Bilge Ceylan, “Kış Uykusu” adlı
filmiyle 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı. Nuri Bilge
Ceylan, ödülünü Hollywood’un dev ismi yönetmen Quentin Tarantino'dan
aldı. Türk sinemasının bol ödüllü yönetmeni Nuri Bilge Ceylan, Cannes Film
Festivali'nde daha önce de “Uzak” filmi ile “Jüri Özel Ödülü”, “Üç Maymun”
filmi ile “En İyi Yönetmen” ve “Bir Zamanlar Anadolu” filmiyle de “Jüri
Büyük Ödülü” kazanmıştı.
Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Melisa Sözen, Nejat İşler, Ayberk Pekcan,
Serhat Mustafa Kılıç, Tamer Levent ve Nadir Sarıbacak’ın rol aldığı “Kış
Uykusu”, Kapadokya'da inzivaya çekilen bir oyuncunun öyküsünü konu
alıyor. Eski bir tiyatro oyuncusu olan Aydın’ın (Haluk Bilginer),
Kapadokya’da babasından kalma Othello Hotel’e yerleşmesi ve tıpkı bir kış
uykusuna yatmış izlenimi uyandıran bu ıssız oteldeki günlük hayat akışı
içerisinde eşi, ablası ve yakın çevresiyle olan ilişkileri filmde anlatılıyor.
Dünyadan “Kış Uykusu” yorumları
“Nuri Bilge Ceylan insan doğasına dair bir başyapıt
çıkarmış! Sinemanın en saf hali. Klasik anlatıma yeni bir
boyut kazandırmış...”
Jean Roy, (L’Humanite, Fransa)
“Başyapıt! Bergman’dan beri böylesini görmemiştik!”
Michel Ciment (Positif, Fransa)
“İnsan zaafları üzerine çok katmanlı bir inceleme,
görkemli bir film!”
Justin Cheng (Variety, ABD )
“İnanılmaz bir yapıt! Çehov uzun bir film çekseydi
böyle bir şey olurdu!”
Deborah Young (Hollywood Reporter, ABD)
Kendinize
yeni bir sayfa açmaya
ne dersiniz?
KENT SAĞLIK GRUBU
KURUMSAL BİLGİ
KENT SAĞLIK GRUBU MEDİKAL KADROMUZ
ÖZEL KENT ÇİĞLİ HASTANESİ
Acil Servis
Uzm. Dr. John FOWLER (Danışman)
Uzm. Dr. Melek GÜRYAY
Uzm. Dr. Fecri BENGİ
Uzm. Dr. Sevilay KARADUMAN
Uzm. Dr. Nesibe Sönmez DEMİRYOĞURAN
Çocuk Gastroenteroloji
Doç. Dr. Çiğdem ARIKAN
Ağız ve Diş Hastalıkları
Dt. Cüneyt IŞIKER
Endokrinoloji ve
Metabolizma Hastalıkları
Prof. Dr. Mehtap ÇAKIR
Prof. Dr. Mitat Bahçeci
Ameliyathaneler ve
Yoğun Bakımlar
Prof. Dr. Ali Reşat MORAL
Uzm. Dr. Ayhan ÖNAL
Uzm. Dr. Ahmet SUBAŞI
Uzm. Dr. Erhan OLGUN
Uzm. Dr. Gökhan AYHAN
Uzm. Dr. Ali Han PİRİM
Algoloji
Prof. Dr. M. İbrahim YEGÜL
Beyin Cerrahisi
Prof. Dr. Altay BEDÜK
Prof. Dr. Kemal YÜCESOY
Opr. Dr. Mehmet Vasfi YARADANAKUL
Biyokimya
Uzm. Dr. Gültekin TAŞ
Böbrek Nakli
Opr. Dr. Uğur SARAÇOĞLU
Opr. Dr. H. Işık ÖZGÜ
Uzm. Dr. Ebru SEVİNÇ OK
Check-up Merkezi
Dr. Demet KARADENİZLİ
Çocuk Cerrahisi
Opr. Dr. Şamil KUDAY
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Doç. Dr. Çiğdem ARIKAN
Uzm. Dr. Buket ÖZTÜKEL
Uzm. Dr. Mehmet NİSANOĞLU
Uzm. Dr. Cengiz ÖZTÜRK
Uzm. Dr. Hüseyin YASLI
Uzm. Dr. Benal ÇUBUK
Uzm. Dr. Selda AYTAÇ
Uzm. Dr. Fatma TAT
Çocuk Nörolojisi
Uzm. Dr. Benal ÇUBUK
Çocuk Kardiyolojisi
Prof. Dr. Aytül PARLAR
Dermatoloji
Uzm. Dr. Arzu Görgülü ERASLAN
Uzm. Dr. Cüneyt SOYAL
Estetik ve Plastik Cerrahi
Opr. Dr. Kamil KILIÇ
Opr. Dr. Haluk MIDOĞLU
Enfeksiyon Hastalıkları ve
Klinik Mikrobiyoloji
Uzm. Dr. Işın MÜFTÜOĞLU
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Uzm. Dr. Atiye AYRAL
Uzm. Dr. Ceyhun BICILIOĞLU
Gastroenteroloji
Prof. Dr. Ethem TANKURT
Uzm. Dr. Bülent ŞENGÜL
Genel Cerrahi
Prof. Dr. Sinan ERSİN
Prof. Dr. Ömer HARMANCIOĞLU
Prof. Dr. Özdemir YARARBAŞ
Doç. Dr. Murat KILIÇ
Doç. Dr. Murat ZEYTUNLU
Opr. Dr. Cahit YILMAZ
Opr. Dr. Zafer ÖNEN
Opr. Dr. Atilla ÖZER
Opr. Dr. Rasim FARAJOV
Hematoloji
Prof. Dr. Filiz BÜYÜKKEÇECİ
Prof. Dr. Süleyman DİNÇER
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof. Dr. Namık DEMİR
Prof. Dr. Uçar ASENA
Opr. Dr. Orçun SEZER
Opr. Dr. Tunç CANDA
Opr. Dr. Nihal DANAOĞLU
Opr. Dr. Funda GÖDE
Opr. Dr. Barış PİLANCI
Karaciğer Nakli
Doç. Dr. Murat KILIÇ
Doç. Dr. Murat ZEYTUNLU
Prof. Dr. Mehmet ALPER
Opr. Dr. Cahit YILMAZ
Opr. Dr. Zafer ÖNEN
Opr. Dr. Rasim FARAJOV
Kardiyoloji
Doç. Dr. Cevad ŞEKURİ
Doç. Dr. Abdi SAĞCAN
Uzm. Dr. Zülfikar DANAOĞLU
Uzm. Dr. Murat TÜMÜKLÜ
Kardiyovasküler Cerrahi
Prof. Dr. Suat BÜKET
Opr. Dr. Ulusal COŞKUN
Opr. Dr. Yılmaz CİRBAN
Opr. Dr. Arzum KALE
Opr. Dr. Makbule KESİCİ
Ortopedi ve Travmatoloji
Prof. Dr. Erdal CİLA
Opr. Dr. Levent TAD
Opr. Dr. İbrahim AKEL
Medikal Onkoloji
Prof. Dr. Mehmet ALAKAVUKLAR
Doç. Dr. Gürbüz GÖRÜMLÜ
Patoloji
Doç. Dr. Latife DOĞANAY
Psikolog
Nezahat BİNGÖL
Radyoloji
Uzm. Dr. Alper YÜKSEL
Uzm. Dr. Sabri Onur SUMAN
Uzm. Dr. Ali Osman EVLİCE
Uzm. Dr. Dilşat ÇAMLI
Romatoloji
Uzm. Dr. Tolga Enver YÜCETÜRK
Tüp Bebek (IVF) Merkezi
Opr. Dr. İsrael ARUH
Opr. Dr. Tayfun ÖZAYDIN
Üroloji
Doç. Dr. Ömer ÖGE
Opr. Dr. Uğur SARAÇOĞLU
Opr. Dr. H. Işık ÖZGÜ
Kemik İliği Nakli
Prof. Dr. Süleyman Lütfi DİNÇER
Prof. Dr. Filiz BÜYÜKKEÇECİ
Erişkin Yoğun Bakım
Prof. Dr. Ali Reşat MORAL
Yenidoğan Yoğun Bakım
Uzm. Dr. İsmail Cengiz ÖZTÜRK
Göğüs Hastalıkları
Prof. Dr. Ülkü BAYINDIR
Uzm. Dr. Ebru GÜNEŞ
Kulak-Burun-Boğaz ve
Baş Boyun Cerrahisi
Prof. Dr. Alp DEMİRELLER
Opr. Dr. Nihan AKÇA
Opr. Dr. Evrim GÜLEÇ DOĞAN
Opr. Dr. Dilek SINMAZ
Girişimsel Radyoloji
Prof. Dr. A. Yiğit GÖKTAY
Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji
Uzm. Dr. İsmail AYDIN
Göz Hastalıkları
Opr. Dr. Safiye CAN KÜÇÜKGÜL
Opr. Dr. Filiz KUZUM AKYOL
İç Hastalıkları
Prof. Dr. Mehtap ÇAKIR
Prof. Dr. M. Niyazi ALAKAVUKLAR
Prof. Dr. Mithat BAHÇECİ
Uzm. Dr. Necdet YETİM
Uzm. Dr. Tolga Enver YÜCETÜRK
Nöroloji
Prof. Dr. Aytekin AKYÜZ
Uzm. Dr. Müge KOÇAK SURAL
Kat Hekimliği
Dr. Aylin DURMUŞ
Dr. Ekim BIÇAKÇIOĞLU
Dr. Ece ZAMANER
Dr. Emrah GEZER
Dr. Elçin Yücebaş
Dr. Selçuk Onur DUYGU
Dr. Tunç PINAR
Dr. Semra DEMİRLİ
Nefroloji
Uzm. Dr. Ebru SEVİNÇ OK
Beslenme ve Diyet
Dyt. Seda UŞARER
Dyt. Safiye TAŞ
Nükleer Tıp
Uzm. Dr. Ebru ACAR
Eczacı
Ecz. Anıl ÖZYAMAN
Ecz. Ayşe Gizem KALYONCU
ANLAŞMALI KURUMLAR
ÖZEL KENT ALSANCAK TIP MERKEZİ
Ağız ve Diş Hastalıkları
Dr. Dt. Neslihan EFEOĞLU
Dt. Ceyda AFYONCU
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof. Dr. Namık DEMİR
Opr. Dr. Barış PİLANCI
Anestezi ve Reanimasyon
Uzm. Dr. Ayhan ÖNAL
Uzm. Dr. Ahmet SUBAŞI
Uzm. Dr. Erhan OLGUN
Uzm. Dr. Gökhan AYHAN
Uzm. Dr. Ali Han PİRİM
Kardiyoloji
Doç. Dr. Abdi SAĞCAN
Doç. Dr. Cevad ŞEKÜRİ
Beyin Cerrahisi
Prof. Dr. Kemal YÜCESOY
Opr. Dr. M. Vasfi YARADANAKUL
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Uzm. Dr. Süreyya PAKSOY
Dermatoloji
Uzm. Dr. Fahrünisa UYAN
Uzm. Dr. Arzu GÖRGÜLÜ ERARSLAN
Endokrinoloji ve
Metabolizma Hastalıkları
Prof. Dr. Mehtap ÇAKIR
Prof. Dr. Mitat BAHÇECİ
Estetik ve Plastik Cerrahi
Opr. Dr. Kamil KILIÇ
Opr. Dr. Haluk MIDILOĞLU
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Uzm. Dr. Atilla AYRAL
Uzm. Dr. Atiye AYRAL
Gastroenteroloji
Prof. Dr. Ethem TANKURT
Uzm. Dr. Abdullah OKAN
Kulak-Burun-Boğaz
Opr. Dr. Evrim GÜLEÇ DOĞAN
Opr. Dr. Dilek SINMAZ
Nöroloji
Prof. Dr. Aytekin AKYÜZ
Ortopedi ve Travmatoloji
Prof. Dr. Erdal CİLA
Prof. Dr. Mehmet ALTINMAKAS
Psikiyatri
Uzm. Dr. Mehmet HANCIOĞLU
Radyoloji
Uzm. Dr. Serap IŞLAK
Üroloji
Opr. Dr. Uğur SARAÇOĞLU
Opr. Dr. Hasan Işık ÖZGÜ
Danışman Piskolog
Nezahat BİNGÖL
Şebnem TÜRKDALI
ÖZEL KENT ÇİĞLİ HASTANESİ
ÖZEL SAĞLIK SİGORTA ŞİRKETLERİ
•Acıbadem Sağlık ve Hayat Sigortası
•AK Sigorta A.Ş.
•Allianz Hayat Sigorta A.Ş.
•Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi
•Axa Sigorta A.Ş. *
•Demir Hayat Sigorta A.Ş.
•Ergo Sigorta A.Ş.
•Groupama Sigorta A.Ş.
•Güneş Sigorta A.Ş.
•Mapfre Genel Sigorta A.Ş.
•Yapı Kredi Sigorta A.Ş.
BANKALAR
•Asya Katılım Bankası
•T.C. Merkez Bankası Emekli -Çalışan ( Hasta Ödemeli )
•TC. Ziraat Bankası & T.Halk Bankası Mensupları
•Türkiye Halk Bankası Emekli Sandığı Vakfı
•Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Vakfı
•Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O
•Türkiye İhracat Kredi bankası A.Ş. (Eximbank) (Hasta ödemeli)
•Türkiye İş Bankası A.Ş.
RESMİ KURUMLAR
•TBMM
ÖZEL KURULUŞLAR
•Amcor Tobacco Packaging İzmir Gravür Baskı San.Tic. A.Ş.
•Bakioğlu Holding A.Ş
•Dirinler Döküm ve Yedek Parça San. Tic. A.Ş.
•Dirinler Mak. San. ve Tic. A.Ş.
•Dirinler Sanayi Makinaları
•Galata Taşımacılık A.Ş
•SGR Turizm Eğitim Danışmanlık Tic.Ltd.Şti.
•TGE Grup Sigorta A.Ş.
•Özkar İnşaat Turizm Gıda Tekstil Özel Eğitim Kurumları San.Tic.Ltd.Şti
•İmbat Madencilik A.Ş.
Genel Cerrahi
Opr. Dr. Atilla ÖZER
Göğüs Hastalıkları
Uzm. Dr. Tayfun ÇAĞLAYAN
Göz Hastalıkları
Opr. Dr. İsmail Hakkı KARDEŞLER
Opr. Dr. Fuat BOZKURT
İç Hastalıkları
Uzm. Dr. Tuncay FİLİZ
Uzm. Dr. Tuğba EMÜROĞLU
Kent Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi
ANLAŞMALI KURUMLAR
ÖZEL KENT ÇİĞLİ HASTANESİ
ULUSLARARASI KURULUŞLAR
•AID Asistance
•Adac
•Amerikan Hastanesi Tricare İnternationaL SOS
•Axa Assistance
•Blue Cross Blue Shield
•Bupa International
•Companion Global Healthcare
•Europ Asistance
•International Health Insurance
•International Medical Group IMG
•J.Van Breda
•Marm Sağlık A.Ş.
•Redstar Marm
•Reise Extra
•Remed Assistance
•SOS International
•SOS International UK
•Seven Corners
VAKIF, DERNEK VE ODALAR
•Darüşşafaka
•Tire Ticaret Odası
•Edremit Ticaret Odası
CHECK - UP ANLAŞMALI KURUMLAR
•ABN Amro Bank
•Acıbadem Sigorta (Arkas, Delphi, Metro, Bosch,
Nestle, Denizbank, Generali, TEB, Havaş, Aras Kargo,
Tesco Kipa, Gates)
•Ak Sigorta (Alliance one, Kaltun madencilik,
İmperial Tobacco)
•Allianz Sigorta
•Allianz Sigorta (Petrol Ofisi)
•Anadolu Sigorta (General Motors, Alcon Grubu)
•Axa Sigorta
•Axa Sigorta (Multinet)
•BNP Paribas Cardif Emeklilik
•Boyner (Dr.Back-up)
•Citibank
•Demir Hayat Sigorta
•Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri
•Finansbank
•Garanti Emeklilik
•IBM Global Services
•IBM TÜRK
•Kimtaş
•Mapfre Yaşam (JTI,Hugo Boss, Vestel, Unilever,
İnci Holding, Global Bilgi)
•STMicroelectrics Türkiye
•Çimentaş
•İnterpartner
Inter Partner Asistance(IPA)
•AXA PPP
•Ankara Anonim Türk Sigorta Şirketi
•Back-up Kişisel Sağlık Sistemi
•Bank Asya Platinium Card
•Benefit Card
•Benefit Global & Avivasa Hayat ve Emeklilik
•Benefit Global AIG-Card
•Cenoa Sigorta A.Ş Acil Tedavi Sigortası
•Dr.Back-up Kişisel Sağlık Sistemi
•Dr.Back-up
Kişisel Sağlık Sistemi & Fortisbank Kart
•Dr.Back-up Kişisel Sağlık Sistemi Temel
Sağlık Paketi Acil Tedavi Sigortası
•Güneş Sigorta Acil Tedavi Sigortası
•Halk Sigorta Acil Tedavi Sigortası
•IPA Card
•IPA Privilege Card
•Işık Sigorta A.Ş.Acil Tedavi Sigortası
•Life Center (Medikamed Sağlık)
•Life Guıde Card (TTI Grup)
•Life Partner Card
•MTA Grup
•Medline Sağlık Paketi ve Acil Tedavi Sigortası
•Metlife Emeklilik Acil Tedavi Sigortası
(Deniz Emeklilik)
•Metro Turizm Seyahat Organizasyon A.Ş.
•Ray Sigorta A.Ş.-Acil Tedavi Sigortası
•SBN Sigorta A.Ş. Acil Tedavi Sigortası
•Ticket Restaurant (IPA) Asistans Hizmetleri
•Türk Asisist Card
•Türk Ekonomi Bankası
•Zürich Sigorta A.Ş.&Zürih Sigorta
HSBC Acil Tedavi Sigortası
•Çek Cumhuriyeti Sigortalıları
•İNG Emeklilik Acil Tedavi Sigortası
CGM(Compu Group Medical Türkiye)
•Ace European Sigorta
•Ankara Sigorta
•Dubai Sigorta
•Eureko Sigorta
•Fortis Bank Sandık A.Ş
•Generali Sigorta
•HDI Sigorta (Ferdi Kaza ve Acil Sağlık)
•Halk Sigorta (Birlik)
•Ray Sigorta
•Sompo Japan Sigorta A.Ş.
•Ziraat Sigorta
ÖZEL KENT ALSANCAK TIP MERKEZİ
ÖZEL SAĞLIK SİGORTA ŞİRKETLERİ
•AK Sigorta A.Ş.
•Acıbadem Sağlık ve Hayat Sigortası A.Ş.
•Allianz Sigorta A.Ş.
•Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi
•Axa Sigorta A.Ş.
•Demir Hayat Sigorta A.Ş.
•Ergo İsviçre Sigorta A.Ş.
•Groupama Sigorta A.Ş.
•Güneş Sigorta A.Ş.
•Mapfre Genel Yaşam Sigorta A.Ş.
•Yapı Kredi Sigorta A.Ş.
BANKALAR
•Asya Katılım Bankası
•T.C. Merkez Bankası Emekli-Çalışan (Hasta Ödemeli)
•TC. Ziraat Bankası & T.Halk Bankası Mensupları Emekli ve
•Yardım Sandığı Vakfı
•Türkiye Halk Bankası Emekli Sandığı Vakfı
•Türkiye Sınai Kalkınma Bankası
•Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O
•Türkiye İş Bankası
ULUSLARARASI KURULUŞLAR
•AID Asistance
•Amerikan Hastanesi Tricare International SOS
CGM(COMPU GROUP MEDİCAL TÜRKİYE)
•Ace European Sigorta
•Ankara Sigorta
•Dubai Sigorta
•Eureko Sigorta
•Fortis Bank Sandık A:Ş.
•Generali Sigorta
•HDI Sigorta (Ferdi Kaza ve Acil Sağlık)
•Halk Sigorta (Birlik)
•Ray Sigorta
•Sompo Japan Sigorta A.Ş.
•Ziraat Sigorta
VAKIF, DERNEK VE ODALAR
•Darüşşafaka
•Edremit Ticaret Odası
KENT ULAŞIM
ÖZEL KENT ALSANCAK TIP MERKEZİ
RESMİ KURUMLAR
•TBMM
CHECK-UP ANLAŞMALI KURUMLAR
•ABN Amro Bank
•Ak Sigorta
•Allianz Sigorta
•Allianz Sigorta(Petrol Ofisi)
•Anadolu Sigorta
•Axa Sigorta
•Axa Sigorta (Multinet)
•BNP Paribas Cardif Emeklilik
•Boyner (Dr.Back-up)
•Citibank
•Demir Hayat Sigorta
•Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri
•Finansbank
•Garanti Emeklilik
•Groupama Sigorta (İmperila Tobacco)
•IBM Global Services
•IBM TÜRK
•Kargo,Tesco Kipa,Gates
•Mapfre Genel Yaşam (JTI, Hugo Boss, Vestel, İnci Holding, Global Bilgi)
•StMicroelectrics Türkiye
•Çimentaş
•Interpartner
ÖZEL KENT ÇİĞLİ HASTANESİ
ÜCRETSİZ SERVİS GÜZERGÂHLARIMIZ
Ücretsiz ring servislerimiz, 7’den 70’e tüm İzmirlileri
bir an önce sağlığına kavuşturmak için hazır bekliyor.
Hasta servislerimizin KONAK-KARŞIYAKA-BORNOVA’dan
kalkış ve hastanemizden dönüş saatleri aşağıdadır.
SERVİS KALKIŞ SAATLERİ (09:30 – 13:30)
(KONAK-BORNOVA-KARŞIYAKA-KENT HASTANESİ)
SERVİS DÖNÜŞ SAATLERİ (12:30)
(KENT HASTANESİ-KARŞIYAKA-BORNOVA-KONAK)
1. Güzergâh (Konak-Kent Hastanesi)
• Konak (Sabancı Kültür Merkezi)
• Emekli Sandığı Bölge Müdürlüğü Otobüs Durağı
• Basmane Postane Durağı
• Fuar 9 Eylül Kapısı Önü
• Fuar Montrö Kapısı Önü
• Fuar Lozan Kapısı Önü
• Alsancak Garı Otobüs Durağı
• Soğukkuyu Türk Petrol Önü
• Seza Eczanesi Önü
• KENT HASTANESİ
2. Güzergâh (Bornova-Kent Hastanesi)
• Bornova Otogar
• Canım Öğretmenim Parkı Önü
• Merkez Migros Önü
• Hükümet Konağı Önü
• Hilal İlköğretim Okulu Önü
• Peterson Köşkü Önü
• Şok Mağazası Önü
• Özkanlar Migros Önü
• Tansaş Önü
• Bayraklı Smyrna Meydanı
• Alaybey Tersane Otobüs Durağı
• Karşıyaka Yalı Cad. Anadolubank önü
• Karşıyaka Yelken Kulubü Otobüs Durağı
• Yıllar Market Önü
• Bostanlı Merkez Cami Otobüs Durağı
• Vilayet Evleri Otobüs Durağı
• Bostanlı Pazaryeri Otobüs Durağı
• Atakent Tansaş Otobüs Durağı
• KENT HASTANESİ
* Hasta servislerimiz sadece belirtilen duraklardan
yolcu alır ve durak haricinde durmaz.
Not: Pazar günleri servis hizmetimiz bulunmamaktadır.
ÖZEL KENT ÇİĞLİ HASTANESİ
ı
vaalan
Eski Ha
Yolu
An
ad
ol
u
İzm
ir-
Ca
d
.(
Al
tın
yo
l
M
en
em
en
)
De
m
Mavişehir
ğı
Yonca Kavşa
iry
ol
Çevre Yolu
akkale
Aydın / Çan
u
Kavşağı
İstasyonaltı
Bornova
An
Kipa Çiğli
ad
ol
u
Ca
d
.(
Al
tın
yo
l
)
rı
ulva
vB
aye
Dud
Sasalı
Mavişehir
Karşıyaka
Aksoy
Recidence
ÖZEL KENT ALSANCAK TIP MERKEZİ
ros
Mig
Kapalı Otopark
(Kor
don
Yolu
)
KENT
A
IYAK
Ş
R
KA
Alsancak
Garı
desi
ehitleri
Atat
ür
Cad.
k Cad
/
Kıbrıs Ş
Alsancak
Vapur
İskelesi
Plevnaerı
Bulv
Şair Eşref Bulvarı
t Pa
a
l
a
T
inç
Seavnesi
t
Pas
ı
var
ul
şa B
OVA
N
R
BO
İnsana verdiğimiz değere güvenin!
SUDOKU
5 3 1
3 9 6
7
8
4
5
9
2
6
8
4
9
7
1
1 5 8
8 1
7
4
4
4
2 1 9 4
7 4 3 5
5
3
3
9 5
Oyun sırasında sayıları tahmin etmek yerine sadece emin
olduğunuz sayıları işaretlemeniz daha mantıklıdır. Her
Sudoku'nun sadece bir çözümü vardır ve bu çözümü tahmin
ederek bulmak neredeyse imkânsızdır. Bunun yerine
bulmacada yüklü gelen sayıları kullanarak diğer bir sayının
nerelerde olamayacağı ya da nerede olması gerektiğini
saptamak daha mantıklı ve kolaydır veya koyacağınız sayıyı
yazmadan önce kafanızdan yazmış gibi davranarak deneyin
eğer yanlış sayı ise başka bir sayıyı deneyin sudokuda sağdan
sola yukarıdan aşağıya aynı kutu içerisinde aynı rakam
bulunmamalıdır.
9
8
4
59
4
5
9
Japonca "Sayılar TEK olmalı" anlamına gelen "Suuji wa
dokishin ni kag" kelimelerinin kısaltması olan Sudoku,
günümüzde Asya'dan, Avrupa ve Kuzey Amerika'ya da yayılan
oldukça popüler bir oyundur.
Oynama Yöntemleri
2 8
8
7
6
7
Nasıl oynanır?
Oyunun amacı dokuzar hücreden oluşan 9 eşit kutuya
bölünmüş bir alan üzerinde sayıları tekrar etmeyecek şekilde
dizmeyi başarmak. Her satır ve sütunda 1'den 9'a kadar olan
sayıları sadece bir kez kullanarak dizmeniz gerekiyor. Aynı
şekilde çizgilerle ayrılmış her kutu içerisinde de 1'den 9'a
kadar olan sayılar 1 kez kullanılmak zorundadır.
3
6
6
7
3
2
1
7
5
3
9
5 1
3
7
4
9
6
1
4
2
8
2
Kapsül
Kolonoskopi
Kapsül kolonoskopi,
içinde kamera bulunan bir kapsülün yutulması ve bu kapsülün
kalın bağırsak boyunca görüntü kaydetmesi ile yapılır.
Gastroenteroloji Kliniği
Kent Hastanesi bünyesinde
hizmet vermeye devam
etmektedir.
KENT HASTANESİ 8229/1 Sokak No:56 35580 Çiğli-İZMİR
Tel: (0232) 386 70 70 (pbx) • Faks: (0232) 386 70 71
www.kenthospital.com
/KentSaglikGrubu
/kentsaglikgrubu
Download

Skolyoz - Kent Hastanesi