Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
Muhammed HÜKÜM1
ECE AYHAN’IN “PADİŞAH İLE ASLAN ŞİİR’İNDE OSMANLI TARİHİNE
MUHALEFET ARACI OLARAK DİLİN KULLANIMI
Özet
Dünya üzerindeki edebiyat kuramı ile ilgili araştırmalar ya ülkenin şair ve yazarlarının
yönelimini tespit edip açığa çıkarma ya da bir eğilimi tespit edip bu alana doğru yönelme
biçiminde ortaya çıkar. Özellikle Tanzimat’tan sonraki Türk şiiri için şairlerin şiirlerini
bahsettiğimiz ikinci strateji üzerinden deneysel bir biçimde ortaya koymaya çalıştıkları
söylenebilir. Nitekim Garip Şiiri, Nazım Hikmet ve geleneksel şiirle anabileceğimiz Necip
Fazıl’ın şiirleri de en azından biçimsel yönden Batı şiir ve edebiyat kuramlarından haberdardır.
İkinci Yeni içindeki şairlerden İlhan Berk ve Ece Ayhan, şiir dili ve yapısı üzerinden
yaratmaya çalıştıkları algı biçimi ile açık uçlu okumaya müsait metinler üretmişlerdir. Özellikle
Ece Ayhan dilin yapısını bozarak dili bir “muhalefet etme aracı” olarak kullanmıştır. İlhan Berk
de aynı tavrı şiirde anlam üzerinden gösterir. Bu bağlamda çalışmada Ece Ayhan’ın bir şiiri
üzerinden biçimci ve tarihsel bir okuma denemesi yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Dil, ironi, muhaliflik, tarih, şiir
USING LANGUAGE FOR TO OPPOSITION IN ECE AYHAN'S LION AND KING
POETRY
Abstract
Literary theory studies are carried out in two ways in general. Either orientation of the
literary people in a country is identified or a certain orientation is identified to guide literary
activities. The latter is the case for Post-Tanzimat poetry as it seems that Turkish poets
somehow follow an experimental route. As an example, Garip Poetry, Nazım Hikmet and Necip
Fazıl, who could be counted as a reminiscent of conventional poetry, are aware of the Western
poetry and literary theories formally at least.
1
Yıldırım Beyazıt Ünv., Doktora Öğrencisi
Ece Ayhan’ın “Padişah ile Aslan Şiir’inde Osmanlı Tarihine Muhalefet Aracı
Olarak Dilin Kullanımı
İlhan Berk and Ece Ayhan, as poets of the Second New, introduced works ready for
open-ended reading thanks to the perception they offer with poetic language and structure. In
particular, Ece Ayhan deconstructed the language and used it as an “instrument of making
opposition”. Similarly, İlhan Berk had such an attitude by means of meaning in poetry. In this
study, a poem of Ece Ayhan is analyzed from a perspective of formalism and historicism.
Keywords: Language, irony, opposition, history, poem.
1. Dili Bozmak, Yapıyı Bozmak, Geleneği Bozmak:
Türkiye’nin değişimi içinde gözlenen siyasi ve ideolojik hareketlerin Türk şiirine ciddi
etkisinin olmaya başlaması, Nazım Hikmet’in avangard diyebileceğimiz bir alan açması ile
mümkün olur. Elbette ki bu yeni ideolojik söylem ve buna bağlı olarak şekillenen Nazım
Hikmet şiiri, dil telakkisini de ciddi bir biçimde etkiler. II. Yeni şiiri içinde dil karşısında bir
devrim stratejisi olarak belirlenen yapının kaynağını Sezai Karakoç dışındaki şairler için Nazım
Hikmet olarak belirlemek yanlış olmaz. Zira Ece Ayhan, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut
Uyar ve Edip Cansever yazdıkları ve söyledikleri ile sosyalist dünya görüşüne daha yakın
olduklarını belirtirler. Sosyalist dünya görüşünün anarşizmle kurduğu bağlantının dil üzerindeki
etkisi Ece Ayhan’da saldırgan ve sert siyasi söylemle bütünleşir. II. Yeni şiiri modern felsefi ve
düşünsel gelişmelerden haberdar bir şiirdir. Bu bağlamda bilinci uyanıktır dönem şiirinin.
Marx’tan Proudhon’a; varoluşçuluk’tan modern İslami hareketlere kadar çok geniş bir düzlem
üzerinde gezinebilen şairler bu kaynaklardan beslenerek kendilerine düşünce alanı yaratırlar.
Ece Ayhan “İkinci Yeni” olarak adlandırılan şiir akımı içerisinde değerlendirebileceğimiz; fakat
gerek şiirleri gerekse yaşam tarzı ile “marjinal”olarak tanımlanabilecek bir şairdir. Kendi ifadesi
ile tüm ideolojilerin dışında değil “karşısında olmak”, dil konusunda estetik ve yadırgatıcılık
arasındaki çelişkili durumu şiirleştirmesi noktasında da oldukça girift bir portre sunmaktadır.
Genel anlamda II. Yeni şiiri için özel anlamda Ece Ayhan için şiir öncelikle bir dil
problemidir. Edip Cansever’in deyişi ile “ Ece Ayhan’ın kilit noktası dildi. Bu dili anlamak için
de sözlük sözlüklere başvurmaktan çok, ona maruz kalmak, seslenişini dinlemek, hareketini ve
bükülgenliğini hissetmek gerekiyordu.” (Cansever, 2009:152). II. Yeni şiiri içinde İlhan Berk’in
şiirin anlamsızlığı üzerine söyledikleri de çok tartışılmıştır. Bu durum II. Yeni içindeki şairlerin
şiirlerini dil üzerinden okuma konusunda bir kolaylık sağlamaktadır.
Her ne kadar Rus biçimcilerinin düşüncelerinin Marksist kuramın parti propagandası
odaklı bir yapıya bürünmesine tepki olarak ortaya çıktığı düşüncesi de olsa Ece Ayhan’ın
şiirdeki ve dildeki muhalefeti Marksist dünya görüşü ile ilişkilidir. “İdeolojiyi dönüştürme”
(Althusser, Akataran Moran, 2004:176) olarak adlandırabileceğimiz dildeki bu tavır ileride
yapısalcılığın da esasına etki edecek bir sistem oluşturur. Bu ilişki doğrudan anlamsızlığa
kaçmak yerine yeni bir dil ve algı bina etme çabası biçimindedir. Nitekim “şair dili bozar, büker
kuralları çiğner, altüst eder. Böylece dili alışmadığımız yeni bir düzene sokar. Bu şaşırtıcı
başkalık bizi silkeler, uyandırır ve dile getirdiği her ne ise onu yeni bir gözle görmemizi sağlar.”
(Moran,2001: 179). Cansever’in “bükülgenlik” dediği budur. H. Bloom’un dediği gibi güçlü
ölüler hayatta olduğu gibi şiirde de geri dönerler. Onları ölümsüz kılan belki onlardan daha
zayıf olan halefleri belki de kendi şairiyetleridir. Günümüz şiirinde Ece Ayhan’ın sıra dışı
tarzının kendine bir halef dahi bulamamış olması en azından türünün ender örneği olarak Ayhan
şiirinin yaşıyor olmasına ve de kalıcılığın delalet eder. Ece Ayhan’ın şiir dili ve dili bozma
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
53
Muhammed Hüküm
çabası bugünün şiiri içinde kendini zaman zaman gösterse de dünyaya ve yerleşik değerlere
karşı bu denli keskin muhalefetin tek bir şairde ortaya çıktığını söylemek olanaksızdır. Bugün
de Türk düşünce dünyası içinde yerleşik sisteme son derece muhalif düşünceler vardır; fakat bir
muhalefet etme biçimi olarak dilin kullanılması çok rastlanan bir durum değildir. Ayhan’ın
Padişah ile Aslan” şiirinde kullandığı dilde büyük sapmalar görülür. Bu sapmalar hem resmi
tarih kavramında hem de dilin yapısında kendini hissettirir. Alışılmadık ve marjinal
bağdaştırmaların muhalefetle ilk kesiştiği nokta dindir:
-Kumarcı Musa
Vedha'lardan birinde Musa kumar oynuyor
Peygamberlik bir meslek oldu
( B.Y.S, Vedhalardan Birinde: 13)
Bir peygamber isminin önüne getirilen kumarcı sıfat okuyucu öncelikle alışılmadık bir
bağdaştırma ile karşı karşıya getiren ve düşünce düzlemini altüst eden bir yabancılaştırma efekti
olarak düşünülebilir. Dil ile başlayan bu muhalefet, yine farklı inançlara ait dini terimlerle
kendine daha kapsayıcı bir anlam alanı yaratır ve sonra kendi söyleminin dayattığı seküler algıyı
ortaya çıkarır. Dinle ilgili bağdaştırmalarda zıtlıkların kullanımı ile oluşturulan ifadeler yapının
yıkılmasına yönelik yırtıcı, ironik saldırılardır. İroninin kullanılış biçimi yazarın ideolojik
söylemi ile paralel bir biçimde ilerler. Çünkü Çünkü ironi “Bir Timurlenk gibi saldıran ve
saldırdığı yerde taş üstünde taş bırakmayan( Kierkegard, 2009:288)” bir yapıdır. Ece Ayhan
şiirlerinde dilin muhalif kullanımı; yabancı sözcüklerden bilinmeyen kelimelerin seçilmesi,
bilinen kelimelere farklı anlamlar yüklenerek kullanılması ile elde edilen bir dil atmosferi
yaratmak, argo ve küfrün sık sık kullanımı gibi yöntemlerle sağlanır. Bir başka biçimsel
farklılık Ece Ayhan’ın dizelerinin çoğuna sıralayıcı rakamlar vermesidir. aynı biçimde de
düzyazılarındaki tavrın da “şiirle düzyazı arasındaki sınırı ihlal etmesi” (Koçak, 1997:119) dil
alanındaki muhalefetin göstergesidir. Bu biçimde şairin yarattığı yeni düzlemin yasalarını
sıralıyormuş hissi okuyucuda uyandırılır.
Biçimin bu biçimde ortaya çıkışının ve saldırganlığının Ece Ayhan şiirinde temel üç
saldırı noktası bulunur. Bunlardan biri din; ikincisi sistem üçüncüsü resmi tarihtir. Özellikle
Osmanlı Tarihi Ece Ayhan, için tamamen kurgudan ibaret bir zulüm sürecidir. Bu yapıdan
intikamını dil ve ironi desteği ile almak zorundadır. Zira tartışmaya gireceği her düzlem tarihin
alanına tekabül edeceğinden söyleminin haklı olacağı yeni bir düzlem yaratmak gibi bir strateji
geliştirir:
1.
Ihlamur Köşkü’ndeki toplantıya yatağıyla getirilmiştir. Lazımlık da hem etsin hem
konuşsun
2.
Ağız kapışması olur bir ara. Hüdavendigar livası, köşk, mülkler tehlikededir.
3.
Lazımlıkta otururken kıpkızıldır padişah. Öfkeden mi ıkınmadan mı? Bilinmiyor
4.
İşte burası anlaşılmamıştır yazmanlarca. Tarih hocaları tartışır.
(B.Y.S, Çarşaflı Bir Ölüm Yatağı: 208)
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
54
Ece Ayhan’ın “Padişah ile Aslan Şiir’inde Osmanlı Tarihine Muhalefet Aracı
Olarak Dilin Kullanımı
Ece Ayhan şiirinin yapısal olarak yarattığı anarşinin kökeninde asimetrik bir tarih
bilinci olması şiirinin içeriğine de yansır. Fakat bu yansıma yazarın zihninde yarattığı bir
tarihten rastgele kesilip bir araya getirilmiş bir kolaj çalışmasını anımsatır. Bu kolajın ya da
Cansever’in deyimi ile Bizans mozaiğinin büyük ve göze çarpan parçalarda, yapısal ve anlamsal
anarşinin ve asimetrinin açık bir biçimde gözlemlendiğini söylemek mümkündür. Ece Ayhan’ın
şiirini, Kendine sürgün, adresi olmayan bir yaratık, kendini yaratan, tarihten yalıtılımış özerk bir
yaratık ( Cansever, 2009:152-155) olarak tanımlarken Ece Ayhan’ın içeriğinden bağımsız
olarak geliştirdiği tarih anlayışında en azından duygusal olarak neye karşı olduğunu veya neyi
olumladığını açıklamak gerekir. Ece Ayhan şiirleri “karmaşık ya da ilgisiz görünen
göndermeler ve değinmelerle yüklüdür.” Bu sebeple şiirindeki tarih anlayışının kışkırtıcı doğası,
çarpıcı ve şiddet içeren” yapısından bağımsız düşünülmemelidir (Orhan, 2007: 15). Tüm dünya
tarihin bağımsız bir ada olarak yarattığı şiirinin içinde de Ece Ayhan, anakaradan getirdiği
yönelimlerini asimetrik bir biçimde kullanır. Bu asimetrik yapıda Vedhalar, Yahudi misitisizmi
ve Bizans imgesi gibi yapılar anarşik yapıyla bütünleşip Osmanlı ve Cumhuriyet karşısında
orantısız bir güç olarak kullanılmıştır. Bu durum sadece Ece Ayhan’ın marjinalliği ya da sol
gelenekten gelişi ile açıklanamaz. Ece Ayhan’ın yaşantısına tarihin ve coğrafyanın etkisi de bir
biçimde asimetrik olmuştur. Küçük yaşta babası ve annesi ile ilgili olarak şiirini etkileyen şairin
bireysel tarihi, “tabiat2”e kaçışın temel çekirdeğidir. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetine karşı
olan orantısız saldırılarını da Ayhan’ın Kaymakamlık tecrübesinin olumsuz bir biçimde
sonuçlanmasından bağımsız düşünülmemesi gerekir. Enis Batur’un deyimi ile geniş ve keskin
bir açıyla tarihsel tabakalara göndermeler yapan bu şiiri, kelimelerden yola çıksak da,
alıntıladığı kaynaklara yönelsek de Ayhan’ı besleyen ansiklopedi çalışmalarına eğilsek de
aydınlatmamız oldukça zordur. Çünkü asimetri, atonallik gibi kavramların anlamsal karşılığı
aydınlık değildir. Ece Ayhan şiiri yarattığı asimetri ile kendi ne özgü bir dil katmanı yaratmıştır.
Bu katmanın belirleyici özelliği düzen tutmaması olarak düşünülebilir. Nitekim Ayhan’ın
bireysel manada acımasız davrandığı devlete karşı saldırıları da sistematik değil; kendi deyimi
ile “sabuklama” şeklindedir. Bu yapının önyargılı bir saplantı şeklinde olmadığını gösteren
başka bir veri de Kolsuz Bir Hattat’ta Sünni şairler dediği Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit
Zarifoğlu ve Erdem Beyazıt’la ilgili olumlu yorumlarıdır. Bu saptamalar Ece Ayhan için bir
suçlama niteliğinde değildir. Bir tutarsızlığa da işaret etmez. Zira onun tarih düzleminde
ölçüştürdüğü kavramlar, güzellik ve kötülük gibi eşdeğer olmayan ve aynı paydada buluşmayan
kavramlardır:
“ Tarihten, kendi tarihimizden biliriz ki kardeşlerini az önce boğmuş bir padişahın bile
elinde uzak ve kokusuz bir gülle yaptırdığı minyatürleri, çağdaş padişahların ise basına
dağıtılmak üzre çocuklarla çektirdikleri birçok fotoğrafı vardır. Şimdi çocuklar ve güller bile
yüz vermedikleri için olsa gerektir, müesses ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor.
(Ayhan, 1987:7)
Şairlere verilecek ödüller üzerine düşünürken yazdığı bu metinde şiirindeki karanlık
Nispeten daha azdır. Bu açıdan bakıldığında önemsediği estetik değerler olan gül ve minyatür
izleklerinin kardeş katli yasası ile olusuzladığı Fatih Sultan Mehmet’in minyatürü üzerinden
açıklanma gayreti bahsettiğimiz manada eşdeğer olmayan kavramların yarattığı bir asimetrinin
tarih düzlemine oturtulmasıdır. Ece Ayhan’ın Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetindeki Osmanlı
2
• Tabiat Ece Ayhan’ın kullandığı bağlamda tüm coğrafi ve tarihi etkilerden yalıtılmış saf ve gerçek
özdür.
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
55
Muhammed Hüküm
etkisine geliştirdiği bakışaçısı oldukça olumsuzdur. “Kolsuz Bir Hattat”ta tarihsel bir süreç
olarak bu olumsuzlamayı yukarda kurduğu imajla bağlantılı olarak açıkça ifade eder:
“Avnî elbette 1486’da kokmadı, kokmazdı da! (Çünkü yukardakiler, iktidardakiler, yani
Padişahlar kokmazlar özellikle! Tarihte hiç kokmazlar! Hakareti de ederse de ancak onlar
başkalarına edebilirlermiş.) Dericilik, sepicilik o karabasan imparatorluğunun belli başlı
uzluklarındandır. O boğa’nın (Fatih Sultan Mehmet, Bellini’nin resminde yandan ve çok kalın
göründüğü için öyle dedim) bağırsakları çıkarılmış ve içi tuzlanmış. (1970, Ankara, Türk Tarih
Kurumu kongresi’nde okunmuş bir bildiri.) (Ayhan, 1987: 66)
Ece Ayhan’ın Osmanlı toplum düzenine karşı geliştirdiği olumsuz yargıların kaynağı
Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile başlar. Ona göre bu kuruluş tarihte bir sapmadır ve sarışın
tarihçilerce düzenlenip “düz tarih” bilinci ile anlatılmaya devam etmektedir:
“Düz Tarih’te, her bir şey tahtada sırayla ve sırasıyla, hiç kurgu yapmadan ve
kronolojik olarak anlatılacaktır. Hocalar böyle isterlerdi. Şimdi herhalde tahtaya kalkmış falan
değilim.” (Ayhan, 1987:66)
Resmi düz tarih anlayışında Ayhan’ın kronolojik olmayı reddettiği görülüyor. Bu
biçimde kendi asimetrik bakışını dayatan Ayhan, resmi tarihin objektifliğine de güvenmediğini
ifade ediyor. Tarihin objektifliğinin ve kurgusuzluğunun bir eksiklik olduğu üzerinde duruyor.
Kendi kurguladığı tarihsel durumları da sadece kurgusal olduğu için ve muhalif olduğu için
olumluyor. Onun Osmanlı devletinin kuruluşu hakkındaki kurgusu ise Batı-Doğu
karşılaştırmasında da bir asimetrik yapının ifadesidir. Osmanlı’yı küçükbaş hayvan besleyen
debbağ ve sepici bir aşiret olarak gören Ayhan İnsana ait tüm değerlerin Anadolu’yu terk
edenlerle birlikte gittiği düşüncesindedir. Ona göre nesnel gerçeklik karşısında derinlemesine ve
çok boyutlu düşünememe edimi, Doğu toplumlarına özgüdür. Bütün imparatorluk tarihi iktidar
çekişmeleri içinde geçmiş ve iktidar uğruna can almak bilgi sevgisinin çok önüne geçerek insan
sevgisini bile yok etmiştir (Orhan, 2007: 19):
“Düşünce ve şiiri gibi insana ve insan toplumlarına ilişkin her şey çoktan tasını
tarağını, dengini toplayıp Batı’ya gitmişti….Ama Batı’ya gidenlerin gözü arkada
kalmamıştır…Bacıyan-ı Rum’un desteği Rum tekfurlarından kız almak…Bizimkiler
sinirleniyorlar. Batı neden bizi uygarlıktan saymıyor, diyedir. Ne var bunda düşünce Batı’ya
kayarken bir şey bırakılmamıştı ki. Kalan birkaç resmi de hem sofu hem sarı (sarışın Osmanlı
tarihçileri herhalde buradan kaynaklanıyor) Beyazıt yaktırdı. Çoğunluk Ortodoksluk sertlik
adına babasının getirdiği ressamları kovdu.” ( Ayhan, 1987: 68-69)
Bu kurgu, Cumhuriyet’te de Ayhan’a göre devam etmekte ve iktidarı beslemektedir:
“1968’de Sezer Tansuğ bana, II. Beyazıt bu işleri işlediği için eline sağlık demişti. Her gün yeni
bir şey öğreniyoruz. İktidardayken de iktidar kapılırmış… Gerekirse sağ sol olur, sol da sağ…
(Ayhan: 1987: 68)
Cumhuriyet’in ve Osmanlı’nın iktidar üzerinden yürüyen bu işbirliği Ece Ayhan’ın tarih
ve şiirdeki dünya görüşünün tam karşısında konumlanır. Bu konumlama aynı seviyede
olduğundan Ece Ayhan eşitliği şiir dili ile bozma gayretindedir.
Ayhan’ın tarihe bakışını şekillendiren üç isimden bahsetmek gerekir. İdris Küçükömer,
İsmail Beşikçi ve Şerif Mardin’in tarih anlayışını çeşitli yönleriyle olumlayan Ece Ayhan’ın
tarih üzerine geliştirdiği şiiri yapısı en azından bakış açısı olarak ismi geçen tarihçi ve
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
56
Ece Ayhan’ın “Padişah ile Aslan Şiir’inde Osmanlı Tarihine Muhalefet Aracı
Olarak Dilin Kullanımı
sosyologların etkisini taşır. İdris Küçükömer’in bir yazısında geçen; “ …yoksul evlerde
milyonlarca çocuğun sinirli, hırçın problemli yetiştiği bir ülkede yaşıyoruz. Ben geleceğe o
evlerden de bakmaya çalışıyorum. Siz bakmıyor musunuz?(Küçükömer,1984) ifadesini gururla
alıntılayan Ayhan’ın kendi hayatının Küçükömer’in bahsettiği koşulları yansıttığı rahatlıkla
söylenebilir.
Ece Ayhan’ın “Padişah’la Aslan şiiri “Çok Eski Adıyladır “ kitabının son şiiridir. Fakat
Ece Ayhan’ın tersten okuması ile şiire I. Numara verilmiştir. Sondan başa doğru yapılan
rakamsal sıralamaya göre şiir ilk şiirdir. Kitapta Ece Ayhan’ın aykırı tarih tezleri Osmanlı ve
Cumhuriyet arasında kurulan ilgilerle ifade edilmiştir. Eleştiriler, Osmanlı devletinde analitik
düşünce becerisinin eksikliğine; Kürt meselesinde cumhuriyetin tavrına; iktidar ve adaletsizlik
düzenine; 1971 öğrenci hareketlerinde hükümetin tavrına eleştiriler getirilir. Fakat esas eleştiri
biçimsel yapının oluşturduğu atonallik ve asimetride ifadesini bulur.
19. yüzyılda modernizmle bağ kuran Osmanlı otoritesi karşısında Ece Ayhan, muhalif
düşüncelerini dilin yapısını bozarak Padişah ile Aslan şiirinde net bir biçimde ifade eder:
“1. Perdelersizdir, kalıp sabunlarsızdır; uzamış pencereleri düşünüyorum. Düşünüyoruz
tarihte karaşın.”
“Karaşın” sözcüğü Ece Ayhan’ın dil evrenindeki alışılmadık bağdaştırmalardan en
dikkat çekeni ve çok kullanılanıdır. Farklı şiirlerde kullanılan sözcük, Osmanlı’nın,
Cumhuriyet’in, resmi tarihin tamamen karşısında kendini konumlandıran Ayhan’ın “sarışın”
sözcüğüne alternatifidir. Ayhan, şiirlerinde sistemden kopup “tabiat”a karışmış insanı, gerçek
insan olarak betimler. Onun için sisteme adapte olmak bir nevi ölümdür. Gerçek yaşam; onun
sözlüğünde “tabiat” olarak adlandırdığı; tüm ahlakî, dini ve siyasi kurallardan öte insan
doğasıdır. Tüm sistemleri ve buna bağlı olarak oluşan tüm düşünce tarzlarını “sarışın” olarak
niteleyen ve küçümseyen Ece Ayhan; gerçek şairi (tarihçiyi ve insanı) ise “karaşın” olarak
niteler ve yüceltir. Ayhan’ı sıra dışı yapan ya da şair yapan olgu onun dil, din, devlet, gelenek
ve tarih karşısında takındığı tutumdur. Dildeki yadırgatma istenci de derinden derine bu
ideolojik karşıtlıkla bağ kurar. Ece Ayhan’a göre insanoğlunun din, devlet ya da gelenek
karşısında geliştirdiği tutum, öncelikle onları var edip sonra da onlara bir boyun eğme
biçimidir. Devleti var eden insanoğlu sonra onu kendi benliğinden ayırmış daha sonra da onu
itaat edilecek bir erk olarak kutsallaştırmıştır. Özellikle Türklerdeki devlet bilinci devletin
kutsallığı üzerine kuruludur. Tabi ki bunda Osmanlı Devletinde dinin devletle iç içe bir
pozisyonda bulunmasının etkisi yadsınamaz. Ayhan’ın devletin kutsallığı karşısındaki duruşu
açık ve net olarak nefrettir. Özellikle Osmanlı üzerinden açıkladığı tarih anlayışı “sarışın”
tarihçilerce kutsanan ve dini değerlerle kutsallıklarına kutsallık katılan Osmanlı iktidarının
karşısında olmak şeklindedir. Şiirinin ve söyleminin temelini bu “karşısında olma” durumu
oluşturur. Bu saldırı biçimi üstelik sadece Osmanlı’ya karşı değildir. Aynı nefret Cumhuriyet
ve onun ortaya koyduğu yaşam biçimi için de geçerlidir. “Bir Sivil Şairin Ölümü”nde: “Biz
cumhuriyette hayvan gibi yaşadık!” diyebilmiş olmakla övünen Ayhan aynı tepkiyi sosyal
demokratlara da göstermektedir. Ayhan, insan eliyle kutsallaştırılmış her şeye karşı şiddetli bir
eleştiri tutumu geliştirmiştir. Bahsettiğimiz tutum dil için de aynı biçimde geçerlidir. Ece
Ayhan, dilin sıradanlaşmasına boyun eğmeyi reddeder. Bunu şiirlerinde kâh küfre varacak bir
kullanımla kâh yeni ve bilinmedik sözcükler türeterek yapar.
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
57
Muhammed Hüküm
Ayhan, benzer stratejiyi cehennet kelimesine de uygular. Ece Ayhan, “cennet” ve
“cehennem” sözcüklerinden bir birleşime vararak, “Mor Külhani” ve “Destemona-Othello”
şiirlerinde kullandığı “cehennet” sözcüğünü türetir. Böylece, aslında her iki kavramı özdeş
gördüğünü (cennetten farksız bir cehennem/cehennemden farksız bir cennet) dışa vurmaya
çalışır.” (Kul, 2012). Cehennet kelimesi dil alanındaki muhalefeti gösterdiği kadar Ayhan’ın
Osmanlı, yerleşik sistem ve geçerli yapı karşısındaki ironik tavrını da ortaya koyar.
Birden sekize kadar numaralanmış cümleler şeklinde oluşturulan şiirin bu biçimi, şairin
bu yöntemle kanun maddeleri oluşturmak gibi genel geçer doğrular öne sürmeye çalıştığının
göstergesidir. Nitekim kendini “etikçi” olarak niteleyen Ece Ayhan’ın etik anlayışının olağan
etik anlayışından oldukça farklı bir etik anlayışı vardır. Şiirin ikinci dizesinde kullandığı argo
kelimeler yadırgatmanın sadece mecazla olmadığının göstergesidir.
2. Çınarlar geceleri büyür. Osuruk ağaçları gündüzleri küçülür bir kent. Çok eski adıyla
İstanbul.
Şiiri dilinin gündelik dille karşı karşıya getirilmesi (Todorov, 1995:36) bu dizedeki
argonun dikkat çekme ve yabancılaştırma işlevini yüklendiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Şiirin kalan kısmında anlatılan hikâye Ece Ayhan’ın dildeki muhalefetinin tarihe evirildiği bir
hikâyeye dönüşür.
3. Ve Topkapı Sarayı. Sarayburnu-Gülhane-Cankurtaran
Sultanahmet’ten gidiliyordur.
arasındaymış
yüksekte.
4. (Benim uydurduğum) Girit taşları ile güzel döşenmiş bir avludur. İşte orada bir aslanhane
varmış.
5. Bir insan takviminde, 19. Yüzyıl, bir padişah bir aslanla arkadaşlığı ilerletmiş ilerletir.
6. Aslan kafesinden çıkartılır, padişah pençeleri arkasında, ikisi bir aşağı bir yukarı
dolaşırlarmış.
Şiirin bu bölümü Ece Ayhan’ın nefretini çekinmeden yönelttiği Osmanlı tarihine bir
göndermedir. İ. Habip Sevük’ün yapıtında şöyle bir bölüm yer almaktadır:
“Topkapı sarayının geniş avlularındayız. Sinan Paşa köşkünün üst taraflarındaki açıklığa
‘Gülhane meydanı’ deniyor. Orada bir aslanhane vardır. Bilâhare Abdülaziz ihtiyar bir aslanla
dostluğu artırarak zincirsiz ve korkusuz beraber dolaşırmış. ‘Gözlüklü Reşid Paşa’ denen büyük
adam yazdığı ‘Hattı hümayun’u işte bu aslanhanenin önünde okuyacaktır.”(Aktaran, Kul,2012).
Hikâyede pehlivanlığı, gücü ve cesareti ile tanınan Sultan Abdülaziz’in aslında gücün
ve kuvvetin sembolü olarak anılmasına gönderme yapılmıştır. Fakat Ece Ayhan’ın muhalif
tavrı dili tersyüz etmek dışında tarihi de tersten okuma gibi bir gayreti de içinde barındırır. Bu
tersyüz etme tavrı altıncı dizedeki “padişah, pençeleri arkasında” ifadesi ile başlar. Ayhan, bu
dil oyunu ile zalimlik göstergesi olarak ifade edilen pençe imgesini padişaha yakıştırır. Bu
biçimde iktidarın yeryüzündeki ve “tabiattaki” bütün güçlerden daha tehlikeli bir zulüm aracı
olduğunu ifade etmeye çalışır. Ona göre Aslan’ın pençeleri bir zulüm aracı değildir. Çünkü
pençe aslanın bir parçasıdır. Fakat padişahın gücü kendinden menkul değildir. Makamının ona
kazandırdığı doğal olmayan bir güçtür.
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
58
Ece Ayhan’ın “Padişah ile Aslan Şiir’inde Osmanlı Tarihine Muhalefet Aracı
Olarak Dilin Kullanımı
7. “Cesaretli padişah, zincirsiz aslan” diyedir yazmış sapsarı kesildiği belli bir vakanüvis.
Yedinci dizede yine muhalifliğin yükü dilin üzerine yüklenmiştir. Daha önceden
belirlediğimiz gibi “sarışın” sözcüğü Ece Ayhan’ın sözlüğünde yandaş, korkak, gerçekleri
çarpıtan, zengin, iktidarın kölesi gibi anlamlar yüklenir. Normal şartlarda “kara/karaşın”
sözcüğünün zıddı olarak kullanılması gereken sözcük beyaz iken Ayhan’ın kullandığı
“sarı/sarışın” sözcükleri dili bozup yeniden anlamlandırmanın bir örneğidir. Bu kullanımı tek
şiirde değil bütün şiirine uygulaması kendi içinde şiirinin tutarlılığına ve bağlamsal olarak
anlamlandırılmasına olanak tanır.
8. Kara gözümde ve de kara gerçekte; cesaretli aslandır! Padişah zincirsiz!
Son dizede resmi tarihin şiirdeki kullanımı ile “sapsarı kesildiği belli bir vakanüvis”in
söyledikleri tam anlamı ile tersyüz edilmiştir. Bu, cümle içindeki kelimelerin yerinin,
bağlamının değiştirilmesi ile elde edilen yargı, resmi tarih karşısında önerilen ve Ayhan şiirinin
dayattığı bir tavırdır. “Kara sözcüğünün Ayhan şiirinde kazandığı gerçek, halkçı ve samimi
anlamı vurucu dizenin anlaşılmasında bir açar sözdür. Cesaretli olanın padişah değil de Aslan
olması iktidarın “tabiat” karşısında kullanabileceği orantısız gücün göstergesi olarak
kullanılmıştır.
Sonuç olarak Ayhan’ın bakışımsızlık (asimetri) ve atonal müzik olarak ifade ettiği
biçimsel denemeleri, onun şiirinin arka planında bir şablon oluşturur. Asimetrik olan bu
tablodaki düzensizliği ve beklenmezliği sağlayan dili bozma istencidir. Dili bozma ve yeniden
anlamlandırma çabası şairin ideolojik saplantılarına bağlı olarak anlamda da bir asimetri
yaratır. Bu asimetrik tablonun gelenek, Osmanlı, düzen, Cumhuriyet gibi kavramlarla ilgili
olan tarafı yerden yere vurulur ve “sarışın” sözcüğüyle imlenir. Tablonun diğer tarafı, düzensiz
karmaşık ve karanlıktır. Fakat Ece Ayhan etiğini marjinal bir düzlem üzerine bina etmiş ve
tablonun bu tarafını kusursuz görmüştür.
KAYNAKLAR
AYHAN, Ece (2010), Bütün Yort Savullar, Yapı Kredi Yayınları, (8. Baskı) İstanbul
Bahar 1997.
CANSEVER, Edip (2009) Şiiri Şiirle Ölçmek, YKY, İstanbul.
KİERKEGAARD, Sören (2003), Kaygı Kavramı (Çev. Türker Armaner),
İstanbul.
Kültür Yay.,
KOÇAK, Orhan (2012) Kopuk Zincir, “Sayıklar Bir Dilde Bilmediğim” Metis yay., İstanbul.
KOÇAK, Orhan (1997) “Ece Ayhan Şiirinde Dil ve Bağlam”. Ludingirra: İstanbul.
KUL,
Erdoğan (2012)Metinlerarası İlişkiler Bağlamında Ece Ayhan Şiiri.
www.ussuz.com/2012/06/metinlerarasi-iliskiler-baglaminda-ece-ayhan-siiri/
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
http://
59
Muhammed Hüküm
KUL, Erdoğan (2007) “Ece Ayhan’ın Şiirleri Üzerine Bir Araştırma” Basılmamış Doktora Tezi,
Ankara(Ankara Ünv. Sos.Bil. Enst.)
TODOROV, Tzvetan (1995) Yazın Kuramı, YKY, İstanbul
CANSEVER, Edip(2009) Şiiri Şiirle Ölçmek, YKY, İstanbul.
AYHAN, Ece (1987) Kolsuz Bir Hattat “Dipyazılar” Beyaz Yay.,Kent Basımevi İstanbul.
KÜÇÜKÖMER, İdris (1984) “Türkiye’de Sol Liberal Olabilir mi?, Yeni Gündem Dergisi (1
Temmuz)
ORHAN, Ahmet (2007) “Çok Eski Adıyla” Yeni Bir Tarih” Poelitika, Ece Ayhan, Haz. Eren
Barış, Ortadünya Yay., Ankara
60
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 52-60
Download

II. Meşrutiyet Dönemi Türk Romanında Millî Kimlik