Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
Ünal TAŞKIN1
545 NUMARALI DEFTERE GÖRE MAARRA’DA TIMAR DÜZENİ
Özet
Osmanlı Devleti’nde reaya adıyla bilinen halkın, devlete karşı birtakım mükellefiyetleri
vardı. Toprağı işleyen köylüler, elde ettiği ürünün belirli bir bölümü ile besledikleri hayvanlar
için belirli bir miktar vergiyi devlete öderlerdi. Devlet, o bölgede görev yapan asker ve
memurlarına, maaşlarına karşılık olarak, bu vergi toplama işini verirdi. Tımar adıyla bilinen bu
sistem, devletin idarî, askerî ve iktisadî denetimini sağlıyordu. Bu çalışmada Maarra’daki
tımarlar anlatılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Tımar, Maarra
TIMAR ORDER IN MAARRA ACCORDING TO THE DEFTER NUMBERED 545
Abstract
People generally known as reaya in Ottoman State had some responsibilities to state.
Villagers cultivating the land paid a certain amount of tax for both some part of the crops they
got from the land and for the animals they fed. State gave their soldiers and civil servants in
those regions the duty of collecting these taxes as their salaries. This system, known as
grooming and state was provided administrative, military and economic control. This study will
be discussed that tımars in the Maarra
Keywords: Ottoman State, Tımar, Maarra
1
Doç. Dr., Adıyaman Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, [email protected]
Ünal Taşkın
Giriş
Osmanlı Devleti, bir bölgeyi yönetimi altına aldıktan sonra, o bölgenin mevcut durumunu
tespit edebilmek amacıyla, tahrir adı verilen sayımlar yaptırırdı. Sancak adı verilen yönetim
birimleri esas alınarak yapılan bu sayımlar, üretim alanlarının belirlenmesinin yanı sıra, gelirleri
bizzat devlet hazinesine girecek yerlerin veya işletmelerin belirlenmesini de sağlıyordu. Tahrir
yani sayım işlemi bittikten sonra, tertip edilen defterlere Mufassal Defter, bu defterlerin özeti
şeklinde hazırlanan ve sadece mevcut gelirlerin kimlere, ne şekilde verileceğini gösteren
defterlere ise İcmal Defter adı veriliyordu. İcmal defterlerde, tahrir sırasında ortaya çıkan
gelirler, devletçe belirlenen oranda, tımar erbabına, maaşları karşılığı dağıtılıyordu (Taşkın
2013: 40).
Maarra sancak olarak teşkilatlandırıldıktan sonra ilk kez 1550 yılında Arab Defterdarı
Ramazanoğlu Mehmed Çelebi tarafından tahrir edildi (Çakar 2003: 27-30, 73-74). Bizim
incelediğimiz defter ise bu tarihten çok sonra tutulmuş bir defterdir. İcmal kayıtlarını içeren
incelediğimiz defter, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Tapu Tahrir Tasnifi’nde 545 numarada
kayıtlıdır. Defter, sayfa usulüne göre numaralandırılmış olup 48 sayfadan ibarettir. Defterin bir
kısım sayfaları boş bırakılmıştır. Numara verilen fakat boş olan sayfalar 1, 2, 45, 46, 47 ve 48.
sayfalardır. Defterin içinde 15/1 ve 18/1 olarak numaralandırılan kayıtlar mevcuttur. Bu kayıtlar
sırasıyla evasıt-ı rebiülahir 986 (1578) ve evasıt-ı rebiülahir 982 (1574) tarihlerini taşımaktadır.
Zikredilen kayıtlar dışında defterin herhangi bir yerine tarih kaydı düşülmemiştir. Bu durumda
defterin tutulduğu tarih 1574 tarihinden önceki bir tarih olmalıdır. Defterin giriş sayfasında ise
Sultan II. Selim’in tuğrası bulunmaktadır. Bu durumda incelenen defter 1566-1574 yılları
arasında tutulmuş olmalıdır.
Tarihçe
Halep’i Hama üzerinden Humus’a bağlayan tarihi bir yol üzerinde bulunan Maarra, İslam
kaynaklarında Maarretünnuman, Maarretühalep, Maarretühumus ve Zatülkusur adlarıyla
bilinmektedir. Tarih boyunca pek çok devlet veya beyliğin hâkimiyeti altında kalan şehir, 637
yılında Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın ordusuna teslim olarak İslam devletinin sınırlarına edildi
(Honigmann 1979: 116-119, Demirkent 2003: 274-276). Bu tarihten sonra bölgede kurulan
Tolunlu, İhşidli ve Fatimi devletlerine bağlandı. Haçlı seferleri sırasında işgal edilen şehirlerden
biri olan Maarra, büyük bir kıyım ve vahşete tanıklık etti2. Haçlıların bölgeden uzaklaştırılması
sonucu Türk emirliklerinin ve yerel hanedanların denetim sahasına giren şehir, sonraları Eyyubi
ve Memluk hâkimiyetleriyle tanıştı. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlı
2
Haçlı vahşetiyle ilgili olarak bkz. Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, I, (çev. Fikret Işıltan),
Ankara, 1992, s. 200; Amin Maalouf, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, (çev. Ali Berktay), İstanbul,
2010, s. 49-64; Ali Sevim, “Suriye Selçukluları-Haçlı İlişkileri”, Uluslar arası Haçlı Seferleri
Sempozyumu 23-25 Haziran 1997, Ankara,1999, s. 93-94.
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
2
545 Numaralı Deftere Göre Maarra’da Tımar Düzeni
Devleti’ne bağlanan şehir, ilk taksimatta oluşturulan Şam (Arab) Beylebeyiliği’nin yönetim
sahası içindeydi. Maarra, 1522 yılında Hama’nın bir kazası iken Halep sancağına bağlı bir
nahiye olarak teşkilatlandırıldı. Fakat bu idarî durum fazla uzun sürmedi ve 1523 yılından
itibaren tekrar Hama’ya bağlı bir kaza haline getirildi. 1549 yılında Halep sancağının
Beylerbeyilik olarak teşkilatlandırılmasından sonra Maarra’da müstakil sancak yapılarak buraya
bağlandı (Çakar 2003: 27-30). 1550 yılını gösteren bir sancak tevcih defterinde Maarra
sancakbeylerinin 1549’da Yunus Bey, 1550’de ise Mansur Bey ve Süleyman Bey olduğu
anlaşılmaktadır (Emecen-Şahin 1999: 75).
İncelediğimiz dönemde Ahmed Bey’in yönetiminde olan Maarra sancağı, Maarra ve
Kefer Tab olmak üzere iki nahiyeden ibaretti (TD 545: 13).
Sancak Gelirleri ve Gelirlerin Paylaşımı
Osmanlı Devleti’nde vakıf ve mülk addedilen topraklar dışındaki bütün ekilebilir arazi
mirî yani devletin sayılmıştır. Topraklarda havass-ı hümâyûn olarak kaydedilmiş yerlerin
gelirleri, devlet hazinesine, vakıf olarak kaydedilmiş yerlerin gelirleri ise hangi vakıf için
ayrılmışsa oraya aktarılırdı. Bunun dışında kalan ve gelir getiren bütün topraklar, devlet
görevlilerine, maaşları karşılığı dağıtılıyordu. Dirlik adı verilen bu uygulamada, topraklar belirli
gelir dilimlerine göre ayrılıyor ve devlet memurlarına, kıdem ve istihkaklarına göre tasarruf
yetkisi veriliyordu. Dirlik, 100.000 akçeden fazla gelire sahip olan has, 20.000 ile 100.000 akçe
arası gelire sahip olan zeamet ve geliri en fazla 19.999 akçe olan tımar olmak üzere üç şekilde
tevcih ediliyordu (Taşkın 2013: 41).
Haslar
Geliri 100.000 akçeden fazla olan toprakları tabir etmek için kullanılan has, devletin üst
dereceli görevlilerinin tasarruf yetkisine sunulan yerlerdi. Sultan için ayrılan yerler hass-ı şâhî,
havâss-ı hümâyûn veya hassha-i pâdişâh-i alempenâh; vezirlere ve diğer yüksek devlet
memurlarına verilenler havâss-ı vüzerâ, havâss-ı mirmiran; hanedana mensup hanımlara ayrılan
yerler paşmaklık olarak isimlendiriliyordu (Orhonlu-Göyünç 1997: 268). Sancakbeyi hasları ise
hass-ı mirlivâ olarak ifade edilmekle birlikte sancakbeyinin görevli olduğu sancağın, Osmanlı
teşkilat yapısı içerisindeki kıdemine ve derecesine göre farklı miktarları ifade edebiliyordu.
İncelediğimiz defter padişah hasları kayıtlarıyla başlamıştır. Bu zamanda padişah hassı
olarak ayrılan yerlerin toplam geliri 739.226 akçedir. Bu miktarın 10.050 akçesi Maarra
merkezinden, 398.957 akçesi Maarra nahiyesinden ve 330.219 akçesi ise Kefer Tab
nahiyesinden elde ediliyordu (Tablo-1).
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
3
Ünal Taşkın
Tablo-1: Padişah Hasları
Miktarı (Akçe)
10.050
398.957
330.219
739.226
Yer
Nefs-i Maarra
Nahiye-i Maarra
Kefer Tab
Toplam
Maarra merkezinde padişah hassı olarak kaydedilmiş miktar, büyük oranda beytülmal,
mal-ı gaib, mal-ı mefkud, yave ve kaçgun resimleri ile Maarra’daki boyahanenin gelirlerinden
ibaretti. Bunun yanı sıra bir parça arazinin gelirleri de padişah hassı olarak ayrılmıştı (TD 545:
4). Maarra ve Kefer Tab nahiyelerindeki gelirler genel itibariyle köy ve mezra hâsıllarından
oluşmaktaydı. Bundan başka Kefer Tab nahiyesinde Şayhun Han’ında elde edilen vergiler de
padişah hassı olarak kaydedilmişti(TD 545: 4-12).
Bu devirde Maarra sancakbeyi olduğu anlaşılan Ahmed Bey 224.554 akçelik bir gelire
sahipti(TD 545: 13).
Tablo-2: Sancakbeyi Hasları
Yer
Nefs-i Maarra
Nahiye-i Maarra ve Kefer Tab
TOPLAM
Geliri
78.755
145.799
224.554
Sancakbeyi hasları incelendiğinde, gelirinin büyük bölümünü nahiyelerden elde ettiği
görülmektedir. Şehir merkezinden elde edilen gelirler arasında, mal-ı dimos, rüsum-ı örfiye,
resm-i maze ve resm-i nahl, bac-ı bazar-ı siyah, bac-ı ağnam ve kasabban bulunmaktadır.
Bunların dışında maarra merkezi ile nahiyelerinden elde edilen badı heva grubu vergilerin yarısı
da sancak beyi hassı olarak kaydedilmiştir. Tahsil edilen bu badıheva grubu vergiler padişah,
züema ve serbest tımar sahiplerine ayrılan yerler dışındaki miktarları ifade ediyordu.
Kırsal alandan sancakbeyi için ayrılan gelirler ise toprak mahsullerinden alınan hâsıldan
oluşmaktaydı.
Zeametler
Osmanlı tımar sistemine göre, geliri 20.000 akçeden 100.000 akçeye kadar olan dirliklere
zeamet adı veriliyordu. Bunlar daha ziyade orta dereceli devlet görevlilerine tevcih edilen
yerlerdi.
Zeametlerin başlangıç miktarı 20.000 akçe idi ve bu miktar aynı zamanda kılıç olarak
adlandırılan parçalanamaz kısmı ifade ediyordu. Bu sebepten, bir sipahinin üzerine 20.000
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
4
545 Numaralı Deftere Göre Maarra’da Tımar Düzeni
akçelik bir zeamet kaydedilirse, icmalli kılıç zeamet olarak adlandırılır ve her ne şekilde mahlûl
(boş) kalırsa kalsın parçalanamazdı.
İncelediğimiz dönemde Maarra Sancağı’nda 8 zaim olduğu kaydı vardır. Diğer yandan
defterin içinde Aladoğan Mustafa adlı bir şahsın Kefer Tab nahiyesindeki Kefer Kuh adlı köy
ile bir kısım başka yerlerin gelirlerinden oluşan 20.000 akçelik bir zeamete sahip olduğunu
anlıyoruz(TD 545: 15/1). Bu durumda zaim sayısı 9 olmaktadır. Zeamet miktarlarına bakılırsa
(Tablo-3), Fereczade, Ferhad ve Mehmed için tevcih edilen miktarların zeamet gelirinden az
olduğu görülür. Muhtemelen bu üç zaimin, asıl zeamet tasarruf ettikleri yerler başka bir bölgede
olup bu miktarlar zeamet hisselerini oluşturmaktadır. Zira Hızane-i Amire Ruzanamçecilerinden
olan Mehmed’in zeamet miktarı 33.121 akçeydi. Fakat bu miktarın 20.000 akçelik kısmı Humus
şehir merkezinden elde edilen muhtelif vergilerden oluşmaktaydı. Geriye kalan 13.121 akçelik
kısım ise Maarra’dan elde ediliyordu(TD 545: 14).
Maarra Sancağı’nda zeamet tasarruf eden Keyvan Bey’in Kudüs sancakbeyi olduğu
kayıtlıdır fakat hemen kaydın yanına der sabık ber vech-i tekaüd ifadesi düşülmüştür(TD 545:
13). Osmanlı devlet teşkilatında bir zaimin sancakbeyi olabilmesi için 80.000 akçelik bir
zeamete mutasarrıf olması gerekirdi. Bunlar sancakbeyiliğine geldiklerinde 200.000 akçelik bir
tahsisatla tayin edilirlerdi (Afyoncu 2014: 163). Keyvan Bey’in tasarruf ettiği zeamet ise 35.500
akçe idi. Bu miktar sancakbeyilerin tasarrufuna sunulan miktardan oldukça azdır. Kaydın yanına
düşülen ber vech-i tekaüd ifadesi ise durumu açıklar niteliktedir. Tekaüd ifadesi, ihtiyarlık veya
sakatlıktan dolayı görevini yapamayan memurların, hak edişlerinin bir miktarını alarak
emekliliğe ayrılması olarak değerlendirilmektedir (Ş. Sami 1318: 424). Bu durumda Keyvan
Bey’in, ihtiyarlık veya sakatlık sebebiyle, kendi hakkı olan tahsisatının bir kısmıyla (35.500)
istirahata çekildiği anlaşılmaktadır.
Tablo-3: Zeametler
Tasarruf Eden
Keyvan Bey Mirliva-i Kuds-i Şerif
Mehmed Ruznamçe-i Hızane-i Amire
Mustafa b. Bayezid
Bayezid
Ali b. Abdülaziz
Fereczade
Ferhad
Mehmed
Toplam
Geliri
35.500
33.121
20.700
20.150
20.000
19.500
15.500
16.737
181.208
Deftere göre Maarra sancağındaki zeamet gelirleri toplamı 181.208 akçedir. Bu toplama
Aladoğan Mustafa adına kaydedilen 20.000 akçelik miktarı ilave edersek 201.208 akçelik
zeamet gelirinin olduğunu söyleyebiliriz.
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
5
Ünal Taşkın
Tımarlar
Osmanlı Devleti’nde bir kısım devlet görevlilerine hizmetleri karşılığında tasarruf yetkisi
verilmiş senelik geliri 20.000 akçeye kadar olan dirliklere tımar adı verilmekteydi 3. Tımarın
başlangıç kısmını oluşturan bölümüne, zeamette olduğu gibi kılıç denirdi. Kılıç adı verilen ve
aynı zamanda malî ve askerî bir birimi ifade eden toprağın sınırları içerisinde kayıtlı olan
çiftçiler hukuken tımar sahibinin reayasıydı. Dolayısıyla tımar sahibine sahib-i arz veya sahib-i
raiyyet adı verilirdi. Bu durumda ilgili bölgeyle alakalı kanunları uygulamada tek yetkili kişi
tımar sahibi idi. Fakat kanunlara riayet etmediği veya usulsüzlük yaptığı takdirde takibata
uğrardı (İnalcık 2012: 169-170).
Kılıç kavramının asıl amacı, tımar erbabı öldüğü zaman oğullarına babalarının tımarından
verilecek asgari kısmın belirlenmesidir. Zira sipahi çocuğu (sipahizâde) olmak tımar tasarruf
etme hakkını da beraberinde getiriyordu. Ancak babasından sonra tımara talip olan oğul veya
oğullar kılıç tutmaya kadir olacak yaşa kadar beklemek durumundaydı (Acun 2002: 906).
Ölen bir sipahinin tımarı yetişkin oğlu varsa ona, şayet birden fazla oğlu var ise müşterek
olarak onlara bırakılabilirdi. Ba-nevbet veya münavebe adı verilen bu usulde, tımar kaç kişi
üzerine kaydedilmişse, bunlar tımarı ber vech-i iştirak tasarruf ederdi (Şahin 1979: 924).
Bazı durumlarda ise tımar, sipahiler arasında eşit hisseler şeklinde de paylaştırılabilirdi.
Mesela, bu zamanda Kefer Tab nahiyesinde Hüseyin ve Mehmed b. İbrahim adlı sipahilere
4.000 akçelik tımar 2.000 akçelik hisseler halinde tevcih edilmişti (TD 545: 43).
Maarra sancağında mustahfız tımarları da bulunmaktaydı. Bu tür tımarlar, kale
teşkilatında görevlendirilen sipahilere maaşları karşılığında tevcih edilirdi. Maarra sancağındaki
mustahfız tımarlar Selemiye kalesinde görevli olan Osman b. Murad, Mustafa b. Haydar, Ali ve
diğer Ali adlı sipahilerin her birine 1.300 akçe olarak verilmişti(TD 545: 44).
Tablo-3: Tımar Tasarruf Edenlerin Statüsü
Görev Türü
Cebeci
Çavuş
Defter Katibi
Kethüda
Miralem
Mustahfızan
Parscı
Serasker
Sipahi
Toplam
Adet
2
5
1
1
1
4
1
1
69
85
3
Tımar teriminin ortaya çıkmasıyla ilgili olarak bkz. Yücel Öztürk, “Timar-Thema Teriminin Ortaya
Çıkması, Bizans Uygulaması ve Osmanlı Mukayesesi”, OTAM, 31, Bahar 2012, s. 157-208.
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
6
545 Numaralı Deftere Göre Maarra’da Tımar Düzeni
Tablo-3’te görüldüğü üzere Maarra Sancağı’nda tımar tasarruf edenlerin büyük
çoğunluğunu sipahiler oluşturmaktaydı.
Tablo-3’e göre, Maarra Sancağı’nda 5 çavuş görev yapmaktaydı. Çavuşlar tımar
erbabından olan bütün devlet büyüklerinin, sancakbeyi ve beylerbeyilerin hasları ile alaybeyleri
ve benzerlerinin dirliklerini teşkil eden yerler kanununca serbest kaydını taşıdıkları için,
bunların her türlü idaresini ve asayişini yürütme yetkisinde olan görevlilerdi. Ayrıca, bunlar
fermanların yerine ulaştırılması, fermanın gereğinin yerine getirilmesi ve cezaların infazı
hususları ile suç olaylarının teftişinde de yetki sahibi idiler (Çakar 2003: 84).
Dergâh-ı Âlî çavuşları olarak anılan Dîvân-ı Hümâyûn çavuşlarının, yabancı elçilerin
karşılanması, padişah veya veziriazam tarafından verilen bir emrin tebliği, idam hükümlerinin
icrası ve gözaltında tutulan sefirlere nezaret etme gibi görevleri de vardı. (Köprülü 1993: 237).
Maarra Sancağı’nda ayrıca Hama seraskeri olduğu anlaşılan 1 serasker görev
yapmaktaydı. Çeribaşı olarak da bilinen serasker, sancakta alaybeyinden sonra en yüksek rütbeli
subay olup serbest dirlik tasarruf ederdi. Seraskerin vazifesi, memur olduğu yerlerin asayişini
temin etmek, sefer sırasında ve muhafazalarda gereken askerleri çıkarmak ve savaşın olmadığı
yıllarda iktiza eden muafiyetleri tahsil eylemekti (Taşkın 2011: 60-61).
Bunların yanı sıra tımar tasarruf edenler arasında kethüda, defter kâtibi, miralem
(sancaktar) ve cebeci gibi görevliler de bulunuyordu.
İncelediğimiz defterde bir sipahinin kökeni belirtilmiştir. Kökeni belirtilen bu bir kişinin
adı Rıdvan olup Bosnalıdır(TD 545: 29).
Tımar erbabının isimleri kaydedilirken, birkaç farklı yol denenmiştir. Mesela, Kılıç,
Mehmed, Abdulkadir, Hasan, Yusuf, Budak gibi kendi isimleriyle kaydedilenler yanında,
İbrahim b. Abdullah, Hasan b. Üveys, İskender b. Abdullah gibi babalarının adlarıyla yazılanlar
da mevcuttur. Bunun yanı sıra sipahiler, devlet erkânından bağlı bulundukları kişiler ile
akrabalık bağı olan diğer devlet görevlileriyle de birlikte yazılmıştır. Mesela, Perviz adlı
sipahinin Murad’ın adamlarından olduğu kaydedilmişken, Ali adlı sipahinin Ahmed’in kardeşi
olduğu belirtilmiştir(TD 545: 21, 38). Bunların yanı sıra, sipahilerin meşgul oldukları işler ile
ilgili nitelemeler de bulunmaktadır. Mesela, Kemal adlı sipahinin Parsçı yani Pars avlayan veya
yetiştiren biri olduğu yazılmıştır(TD 545: 31).
Tımar erbabının isimlerine bakılırsa, Budak, Kılıç, İnal gibi Türkçe isimler, Keyvan,
Piyale, Perviz gibi Farsça isimler ve Ahmed, Mehmed, Mahmud, Mustafa, İdris, Yahya, Yusuf,
Ali, Hasan, Hüseyin gibi Arapça isimler kullanılmıştır.
Sonuç
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
7
Ünal Taşkın
Maarra, Osmanlı idaresinde XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sancak olarak itibar
görmüş bir idarî birimdi. Tımar sistemi çerçevesinde, sancaklar merkeze alınarak yapılan
sayımlar (tahrir) sonucu ortaya çıkan gelir kaynakları belirlendikten sonra, orada görev yapan
devlet görevlilerine, belirli oranlarda dağıtımı yapılırdı. Sancağın gelir miktarlarına bakıldığı
zaman, orta ölçekli bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır.
XVI. yüzyılın ikinci yarısında Maarra sancağında 9 zeamet, devlet görevlilerine gelir
karşılığı tahsis edilmiştir. Zeametlerden üç tanesi, zeamet kılıç miktarının (20.000 akçe)
altındaki gelirlerden oluşmaktaydı. Bu durum defterdeki kayıtlarda ‘an ifadesi ile açıklığa
kavuşmuştur. Bahsi geçen zeametler, zaimlere Maarra sancağından sunulan hisselerdir. Asıl
zeamet hisseleri ise başka bölgelerdedir. Zeametlerden biri ise tekaüdlükten dolayı tevcih
edilmiştir.
Sonuç olarak Maarra sancağındaki tımar, dağıtım ve işleyiş yönünden, devletin diğer
bölgelerinden farklı değildi. Genel anlamda devlet, tımar sistemi sayesinde tımarlı sipahi adı
verilen askerlerin yetiştirilmesini sağlıyordu. Bunun yanı sıra mevcut gelir getirebilecek
toprakların işletilmesi de memurlar aracılığıyla temin ve takip edilmiş oluyordu.
Kaynakça
a) Arşiv Belgeleri
Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) Tahrir Defteri (TD), no: 545
b) Araştırma ve İncelemeler
ACUN Fatma, “Klasik Dönem Eyalet İdare Tarzı Olarak Tımar Sistemi ve Uygulaması”,
Türkler, IX, Ankara, 2002, s. 899-908.
AFYONCU, Erhan, “Zeamet”, DİA, XLIV, İstanbul, 2014, s. 162-164.
BOA, TD, 545
ÇAKAR, Enver, XVI. Yüzyılda Haleb Sancağı (1516-1566), Elazığ, 2003.
DEMİRKENT, Işın, “Maarretünnu’mân”, DİA, XXVII, 2003, s. 274-276.
EMECEN, Feridun – ŞAHİN, İlhan, “Osmanlı Taşra Teşkilâtının Kaynaklarından 957-958
(1550-1551) Tarihli Sancak Tevcih Defteri I”, Belgeler-Türk Tarih Belgeleri Dergisi,
XIX/23, Ankara, 1999, s. 53-121.
HONİGMANN, E., “Maarret-ün-Nûman”, İA, VII, 1979, s. 116-119.
İNALCIK Halil, “Tımar”, DİA, XLI, 2012, s. 169-170.
KÖPRÜLÜ, Orhan F, Çavuş. DİA, VIII, İstanbul, 1993, s. 236-238.
MAALOUF, Amin, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, (çev. Ali Berktay), İstanbul, 2010.
ORHONLU, Cengiz – GÖYÜNÇ, Nejat, “Has”, DİA, XVI, 1997, s. 268-270.
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
8
545 Numaralı Deftere Göre Maarra’da Tımar Düzeni
ÖZTÜRK, Yücel, “Timar-Thema Teriminin Ortaya Çıkması, Bizans Uygulaması ve Osmanlı
Mukayesesi”, OTAM, 31, Bahar 2012, s. 157-208.
RUNCİMAN, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi, I, (çev. Fikret Işıltan), Ankara, 1992.
SEVİM, Ali, “Suriye Selçukluları-Haçlı İlişkileri”, Uluslar arası Haçlı Seferleri Sempozyumu
23-25 Haziran 1997, Ankara,1999, s. 91-113.
ŞAHİN, İlhan, “Timâr Sistemi Hakkında Bir Risâle”, İÜEFTD, XXXII, İstanbul, 1979, s. 905935.
ŞEMSEDDİN SAMİ, Kâmus-ı Türkî, Dersaadet, 1318.
TAŞKIN, Ünal, Osmanlı İdaresinde Safed (1516-1600), Elazığ, 2011.
TAŞKIN, Ünal, “Osmanlı Hâkimiyetinin İlk Yıllarında Filistin’de Timar Sistemi (Gazze ve
Kudüs Sancakları Örneği)”, Ekev Akademi Dergisi, 17/56, Yaz 2013, s. 39-54.
EKLER
EK-1: Maarra Tımarlıları ve Gelir Miktarları
Tımarlı Adı
Budak
Mehmed Cebeci
Mehmed
Tasdur
Abdülkadir
Keyvan Katib Defter-i Divan-ı
Haleb
Günide Hasan
Hasan
Yusuf
Şerif
İbrahim b. Abdullah
Behram Kethüda
Ebubekir b. Mehmed Cebeci
Ali birader-i Ahmed
Piyale
Üveys
Hasan b. Üveys
Bayezid Çavuş
Davud
Yahya
Mendam
Mehmed b. Sirab
Kulu
Kılıç
Yusuf
Hasan Çavuş
Hüseyin
Gelir Miktarı
(Akçe)
13.965
12.699
9.800
9.700
9.500
9.370
8.500
8.600
8.000
7.399
7.200
7.000
6.799
6.400
6.300
6.300
6.200
6.299
6.200
6.200
6.000
6.000
6.000
5.999
5.999
5.999
5.999
Tımarlı Adı
Mehmed
Zeyneddin
Mansur
Himmeddin
Yusuf Halil
Hasan b. Mehmed
İskender b. Abdullah
Mehmed Serasker nahiye-i
Hama
Mehmed b. Hüseyin
Haydar
Bosna Rıdvan
Ali
Mehmed
Mahmud
Hasan Çavuş
Parscı Kemal
Memi b. Mehmed
Hasan
Hasan b. Havac
İbrahim
İsa Çavuş
İskender
Mehmed
Nasuh b. Ahmed, Hüseyin
Ramazan b. Ahmed Çavuş
Mehmed
İnal
Gelir Miktarı
(Akçe)
5.999
5.800
5.647
5.500
5.300
5.276
5.200
5.000
4.300
4.300
3.633
3.550
3.500
3.000
3.000
2.699
2.500
2.400
2.300
2.300
2.299
2.200
2.200
2.000, 2.000
2.000
2.000
1.600
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
9
Ünal Taşkın
EK-2: Kefertab Tımarlıları ve Gelir Miktarları
Tımarlı Adı
İyas Miralem
Liva-i Maarra
Hacı Hüseyin
Kılıç
Yusuf
Mustafa
Derviş b. Ali
Yahya
Mehmed
İdris
Gelir Miktarı
(Akçe)
15.300
8.000
6.100
5.999
5.999
5.999
5.999
5.999
5.999
Perviz merdüm-i
Murad
Ahmed
5.300
Yahya b. Mehmed
5.000
5.000
Tımarlı Adı
Mehmed b. Ahmed, Ali
Gelir Miktarı
(Akçe)
4.300, 4.300
Ali b. Kılıç
Mahmud b. Ahmed
Hızır
Mehmed
Ali b. Ahmed
Mehmed b. Piri
Ramazan b. Sadi
Hüdavirdi b. Mehmed, Mustafa, Mehmed b.
Şahrafi, Ali b. Şahrafi
Ataullah, Mehmed
4.000
4.000
3.200
3.200
3.000
3.000
2.500
2.500, 2.200,
2.000, 2.000
2.000, 2.000
Osman b. Murad, Mustafa b. Haydar ‘an
mustahfızan-ı kala-i Selemiye
Ali, Diğer Ali ‘an mustahfızan-ı kala-i
Selemiye
1.300, 1.300
1.300, 1.300
10
SOBİDER
Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science / Yıl: 1, Sayı: 1, Aralık 2014, s. 1-10
Download

II. Meşrutiyet Dönemi Türk Romanında Millî Kimlik