Osmanlı-İran Sınırından Anılar
Aziz Samih İlter ve Charles Henry Dudley Ryder, Orta Doğu ve Afrika
Araştırmacıları Derneği (ORDAF), İstanbul, 2014, 146 Sayfa.
Aysun ÜNAL*
Resmi tarihte ve uluslararası ilişkiler literatüründe İran’dan “yaklaşık 400 yıldır değişmeyen, 560 km’lik bir sınırı paylaştığımız önemli bir komşumuz”
olarak bahsedilmektedir. Tarih derslerinde, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan sınır değişikliklerin, İran sınırımızda yaşanmadığı öğretilir ve
Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması
(1639), bu sabit sınırın mimarı olarak gösterilir. Fakat gerçekte durum bu denli
istikrarlı değildir. Ali Murat Kurşun tarafından hazırlanan ve Aziz Samih İlter
ile Charles Henry Dudley Ryder’ın anılarından oluşan “Osmanlı-İran Sınırından Anılar” adlı kitap, hem bir anılar bütünü niteliği taşımakta, hem de yüzyıllardır bilinmeyen bazı gerçeklere ışık tutan tarihi bir içeriğe sahip olmaktadır.
Literatürde neredeyse hiç yer almayan bu değerli anıların kitaplaştırılması,
tarih biliminin yanı sıra sosyoloji ve edebiyat gibi sosyal bilimlere de önemli
bir katkı sağlamıştır.
Bilinenin aksine, Türkiye ve İran arasında Kasr-ı Şirin’den sonra da çeşitli
anlaşmalar yapılmıştır. Bunlar, 4 Eylül 1746 yılında yapılan Osmanlı-İran Barış
Antlaşması ve 1823 yılında Erzurum’da imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Bu
antlaşmanın yapılmasının esas nedeni, iki ülke arasında yer değiştiren aşiretlerin sahiplenilmesi meselesine çözüm sunmaktır. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra İngiltere ve Rusya’nın İran üzerindeki nüfuz çekişmeleri, kendisini
Osmanlı-İran sınırı üzerindeki tahakküme kadar taşımıştır. İran’ın içişlerine
müdahale etmeye başlayan bu iki devlet, Kasr-ı Şirin’den beri büyük oranda
*
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü. E-Mail: [email protected]
com.
181
Kitap Tahlilleri / A. Ünal
değişmeyen sınırın tam anlamıyla kesinleşmesi için, 1847’de Erzurum’da bir
komisyon kurulmasını kararlaştırmıştır. Bu sınır komisyonunun 1869 yılında
çıkardığı harita özellikle İngilizleri ikna etmediğinden, yeni bir protokol imzalanmasına neden olmuştur.
1907 yılında İran’ın Rusya ve İngiltere arasında nüfuz bölgelerine ayrılmasıyla, Osmanlı-İran sınırı meselesi yeniden gündeme gelmiştir. 17 Kasım
1913’te İstanbul’da imzalanan İstanbul Protokolü ile, 3/4’ü haritalar üzerinde
belirlenen Osmanlı-İran sınırı için bir tahdit komisyonu kurulması öngörülmüştür. Bizzat birincil kaynak olarak bu tarihi olaya tanık olan Aziz Samih
Bey’in anıları bu hikayeyle başlamaktadır. Aziz Samih Bey ve İngiliz komisyoner Ryde’ın anılarından oluşan kitap, okuyucuları dönemin sosyal ve politik
gelişmelerine bir roman havasında yazılan anılarla taşıyor. Ryde’a ait fotoğrafların da yer aldığı kitap, birinci ağızdan anlatımla okuyucuları hiç bilmediği
bir dünyaya taşırken, aynı zamanda tarihsel gerçekliklere de tanıklık etmelerine imkan tanıyor.
1913’te imzalanan protokolle kurulması öngörülen komisyonların Türk
heyeti başkanlığına, tecrübesine binaen Albay Aziz Samih Bey seçilmiştir. Söz
konusu kitapta da Aziz Samih Bey’in 7 Haziran 1934 ve 15 Temmuz 1934
tarihleri arasında “Türk-İran Hudutlarında Neler Gördüm?” başlığı altında,
günlük tefrika halinde Vakit Gazetesi’nde yayınlanan anıları derlenerek kalıcı
bir kaynak haline getirilmiştir. Bunca yıl bir kitaba dönüşmeyen bu anıların
Ali Murat Kurşun tarafından kalıcı bir kaynak haline getirilmesi, Türkiye- İran
veya Osmanlı Devleti-İran ilişkileri için eşsiz bir kaynak niteliğindedir. Çünkü
anıların tarihimize ışık tutma niteliği yadsınamaz bir gerçektir.
Resmi olmayan bir dille yazılan anılara derleyici tarafından hiç dokunulmamış olması, kitaba romansı özellikler katmaktadır. Bu dil sayesinde anılar
içinde geçen tarihsel anekdotlar; didaktik olmaktan ziyade, akıcı ve yumuşak
bir dille okuyucuya sunulmaktadır. Hudut tahdidinin İran ve Türkiye’den ziyade İngiltere ve Rusya tarafından istenmesi, bu tür anekdotlardan yalnızca
birisidir. Kitapta sadece Osmanlı-İran bölgesi ile ilgili gerçekler değil, İran’a
gidilirken geçilen Ege ve Yunanistan ile ilgili de gözlemler yer alıyor: “… Sisam
adasının merkezi olan Vati’ye gelmişiz. Sabaha kadar burada kaldık. Ufak bir
kasaba. Hükümet konağında Sisam bayrağı, gümrükte ve bazı binalarda Yunan bayrağı sallanıyor”. Bu gözlemlerin sade bir dilde yazılmış olması hem
okuyanı rahatlatıyor hem de didaktiklikten uzak bir çerçevede önemli bilgiler
içeriyor.
Kitap okuyucuya dönemin taşra yönetimi hakkında da bilgi veriyor. Aziz
Samih Bey’in ilk kez Irak’ta duyduğu “mukataa” ile ilgili ilginç bir ayrıntıyı
182
Kitap Tahlilleri / A. Ünal
kitapta bulmak mümkün : “Irak arazisi “mukataa” adıyla birçok parçalara
ayrılmıştır. Bunlar büyüklü küçüklü ve az yahut çok mahsuldar araziden ibarettir. Bu parçalar beşer, onar sene müddetle müzayede ile isteyenlere ihale
ediliyor. Müzayedeye girenler de o arazide veya civarda oturan kabilelerdir. En
çok veren o araziye ihale müddetince malik oluyor.”
Şeyh Haz’al’in Tiyatrosu başlıklı 16 Haziran 1934’te yayınlanan bir anı dönemin Muhammara Şeyhi’nin tiyatrosunu anlatmaktadır. Modernleşme dönemine girmiş Osmanlı Devleti’nde bir Albay olan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında da mebusluk yapacak olan Aziz Samih İlter, bu anısını bir nebze hayretle
anlatmaktadır. Bu tiyatroda Basra’nın yüzü dövmeli, burunları halkalı hayat
kadınlarının oynatıldığından ve şeyhin de “keyfettiğinden” bahseden Aziz Bey,
böylelikle oryantalist bir anlatım tarzına yaklaşmaktadır.
Dönemin Irak’ı ile ilgili de bilgiler içeren kitap, bölgenin zorlu şartlarını
da çok iyi yansıtmaktadır: Su Diye Pis, İğrenç Bir Mayi Getirdiler başlıklı anıdan, içme suyunun kullanılamayacak bir halde olduğu anlaşılmakta, böylelikle Osmanlı Devleti’nin merkezi yönetimi ile taşra arasındaki yaşam farkı
çok açık bir şekilde ortaya konmaktadır.Kitapta anlatılan yerleri tam anlamıyla tahayyül edebilmek için, kitabı okurken yanımızda bir Orta Doğu haritası
bulundurmakta fayda var. Aziz Samih Bey’in pek çok farklı ülkede bulunması
ve anılarını bu minvalde anlatması, okuyucunun bir harita olmaksızın anıları
gözünde canlandırmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle haritadan yardım almak,
kitabın anlaşılmasını kolaylaştırabilir.
Kitapla birlikte öğrenilebilecek diğer bir husus da, Yahudilerin bu bölgede
ticaret erbabı olarak büyük bir öneme sahip olduklarıdır. Ne İranlılar, ne Araplar ne de Kürtler ticaret konusunda Yahudilerin rolünü üstlenmemişlerdir. Osmanlı Devleti’nin merkezinde olduğu gibi eyaletlerinde ve sınır bölgesinde de,
Yahudiler ticaretle uğraşmaktadırlar.
I. Dünya Savaşı’nın başladığını da burada öğrenen Aziz Samih İlter, görevliyken aldığı savaş haberlerini ve Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu
karmaşık durumu şu şekilde anlatmaktadır: “Saray’da ajansları alıyor ve bazı
gazeteleri görüyorduk. Kapitülasyonların lağvi hakkında evvela İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden, sonra Dahiliye Nezaretinden haberler geldi. Bu kargaşalıkta bizim de boyunduruktan kurtulmaya uğraştığımız anlaşılıyordu”. Ayrıca
bu dönemde Rumiye’nin tamamen İran kontrolünde değil Rusların da etkisinde olmasını şu cümlelerle dile getiriyor : “… Rumiye bütün Asya şehirlerinin
tarzında düzlükte ve etrafı bağ ve bahçelerle dolu güzel bir şehirdi. Şehrin İran
tarafından mansub (tayin edilmiş) bir valisi olmakla beraber Rus askeri ta183
Kitap Tahlilleri / A. Ünal
rafından işgal edilmişti. Rus konsolosu idarede sahib-i salahiyetti. Vergi bile
topluyordu…”
Bölgenin etnik yapısıyla ilgili de ziyadesiyle bilgi veren kitapta, Yezidilerin bölgede “şeytana tapanlar” ve “bir gözü kör bir horoz şeytanın timsalini
köy köy gezdirerek para toplayanlar” olarak bilindikleri bilgisi yer alıyor. Fakat
Aziz Samih’e göre Yezidiler’in diğer Kürtler’den hiçbir “içtimai, bünyevi, fikri”
farkı bulunmamaktadır.
Ali Murat Kurşun tarafından hazırlanan bu kitap tarihe ışık tutmakla kalmayıp, okuyucuyu alıp yüzlerce yıl öncesine götüren bir tarihsel roman özelliği
taşımaktadır. Bu bağlamda kitap; sosyolojik, coğrafi, kültürel ve etnik konulara
ilgi duyan ve bu konular üzerine araştırmalar yapan herkesin kütüphanesinde
bulundurması gereken değerli bir kaynak niteliğindedir.
184
Download

Osmanlı-İran Sınırından Anılar Aziz Samih İlter ve Charles