Norbert Von Bischoff
1930-1932 Yıllarında Avusturya Büyükelçiliği Müsteşarı,
1933 Yılında Avusturya Büyükelçisi
ANKARA 1935
Bir Yabancı Gözüyle
Türkiye’deki Yeni Gelişimin Anlamı
İstanbul, Eylül 2014
Tarihçi Kitabevi Yayınları • 62
Genel Yayın Yönetmeni
Necip Azakoğlu
Editör
Necip Azakoğlu
Kapak ve sayfa tasarımı
Çağlar Yalçın
Birinci baskı: Eylül 2014, İstanbul
Boyutlar: 13,5 x 21 cm
Sayfa sayısı: 224
ISBN: 978-605-4534-55-5
Baskı ve cilt
Pasifik Ofset Ltd. Şti.
Cihangir Mah. Güvercin Cad. No: 3/1
Baha İş Merkezi A Blok Kat: 2
34310 Haramidere/İstanbul
Sertifika no: 12027
© Yayın hakları Tarihçi Kitabevi’ne aittir.
Bu eserin bütün hakları saklıdır. Yayınevinden yazılı izin alınmadan
kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz,
hiçbir şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve
yayımlanamaz.
Moda Caddesi No: 104/A Moda/Kadıköy-İSTANBUL
Tel: 0216 418 68 86
GSM: 0530 370 74 11
www.tarihcikitabevi.com
[email protected]
Norbert Von Bischoff
1930-1932 Yıllarında Avusturya Büyükelçiliği Müsteşarı,
1933 Yılında Avusturya Büyükelçisi
ANKARA 1935
Bir Yabancı Gözüyle
Türkiye’deki Yeni Gelişimin Anlamı
Çeviri
Güven Göktan Uçer
İstanbul, Eylül 2014
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
9
BİRİNCİ BÖLÜM
GEÇMİŞE DAİR
ANADOLU’NUN TARİHİ
13
TÜRKLERİN YAŞANTISI VE İSLAM DİNİ
49
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN
SONA ERİŞİ
81
İKİNCİ BÖLÜM
GELECEĞE DAİR
TÜRK DEVRİMİ
111
TÜRKİYE’NİN KURULUŞU
153
TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ
191
ÖNSÖZ
Ben bu kitabı,
Türkiye’de geçirdiğim ve hayatımın en değerli yılları olarak kabul ettiğim üç yıl boyunca izlediğim ve anladığımı düşündüğüm oluşumu yorumlamak için;
Türkiye’deki sorunlar ve olaylar hakkında sadece kısmen
bilgi sahibi olan ve bu nedenle yaşanan tüm gelişimin büyüklüğünden, anlamından ve gerekliliğinden haberdar olamayanları aydınlatmak için;
Türk ulusuna duyduğum saygının ve dostluğumun göstergesi olarak yazdım.
Paris, Ocak 1935
Norbert Von Bischoff
BİRİNCİ BÖLÜM
GEÇMİŞE DAİR
Kılıçla ölmeyen başka bir nedenle ölür; sebepler çeşitlidir, ama ölüm değişmeyen aynı olgudur hep.
(Arap atasözü)
TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ
İskenderiyeli Ptolemaios,1 milattan sonra ikinci yüzyılın ortalarında o dönemdeki dünya haritasını çizmişti.
Ptolemaios’un ‘Terra incognita’ olarak işaretlediği ekvatoral
Afrika’yı ve ‘extra Gangem’, ‘extra Imaum montem’ adını
verdiği doğu Asya’yı, Hindukuş Dağları ile Baykal Gölü arasındaki dağlık bölgeyi, yani var olduğu az çok bilinen, ama o
zamanların politik ve ekonomik yaşamında henüz rol oynamayan toprakları o haritadan kesip çıkarırsak, Ön Asya’nın
eski dünyanın merkezinde yer aldığını görürüz.
Ön Asya, dünya politikası bağlamındaki merkezi konumunu insanlık tarihinin ilk günlerinden bu yana muhafaza
etmiştir. Ne var ki Hıristiyan dünyasının doğusuna set çeken,
neredeyse Asya ile tüm bağlantıları kesen Osmanlı İmparatorluğu, Batı’nın Ön Asya’yı birkaç yüzyıl boyunca unutmasına neden olmuştur. Ancak coğrafi keşifler başladıktan
sonra uzak ülkeleri görüp tanıyan, dünya birliği misyonunu
yeniden üstlenen Batı dünyası, bu birliği ekonomik ve politik
açıdan beyaz adamın lehine gerçekleştirmeyi amaç edinmiş
ve aradaki engelleyici duvarı, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmaya çalışmıştır. Batı emperyalizminin Osmanlı İmparatorluğu ile mücadelesinin temel nedeni budur.
1 Ptolemaios : Batlamyus olarak da bilinen gökbilimci, matematikçi, coğrafyacı.
(ç.n.)
192
ANKARA 1935
Süveyş Kanalı’nın hinterlandı olan Filistin ile Suriye’nin
Dünya Savaşı’nda Batılı güçlerin eline geçmesiyle, Asya’ya
deniz yoluyla ulaşım Türklerin kontrolünden nihai olarak
çıkmış, Türk tehdidi ortadan kalkmıştır. Fakat karayolu hâlâ
Türk topraklarından geçmekte, ayrıca Avrupa ile Asya arasındaki hava ulaşımı için Küçük Asya’da bir ikmal noktasının
da bulunması gerekmektedir. Sevr Antlaşması’nın koşulları,
Avrupa ile Asya arasında köprü görevini üstlenen Küçük
Asya’nın Avrupalı büyük devletler için ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermiştir. Londra ile Bombay’ın ortasında
yer alan, Moskova’dan, Paris’ten ve Mekke’den eşit uzaklıkta
bulunan Küçük Asya, yirminci yüzyılda da eski dünyadaki
merkezi konumunu korumaktadır. Ptolemaios’un eski haritası gibi günümüzün en modern merkatör projeksiyonları da
Anadolu’yu dünyanın coğrafi merkezi olarak göstermektedir.
Basit bir rastlantının çok ötesinde bir olgudur bu. Çünkü coğrafi özellikler, toplumun yaşamını, siyasi ve ekonomik
bağlantılarını doğrudan etkiler; bu coğrafyada, bu bağlantıların odağında yaşayan insanlar açık yürekli olurlar, yabancılara
uyum sağlarlar, asimilasyona yatkındırlar ve farklılıklardan
yeni bir sentez oluştururlar; aksi takdirde her yönden gelen
cereyanlara yenik düşerler ve yaşamlarını kendi iradeleriyle
şekillendirme hakkından vazgeçmek zorunda kalırlar.
Merkezi konumlar her zaman tehlike altındadır ve özgün
bir kültürün yaratılmasına pek elverişli değildir. Altı bin yıllık
karmaşık bir tarihe sahip olan Anadolu, bu katı gerçeği doğrulayan en tipik örneklerden biridir. Süper güçlerin siyasi ve
ekonomik menfaatlerinin kesişme noktalarında yaşayan toplumların uzun süre ayakta kalan güçlü devletler kurarak yüksek bir kültür yarattıkları nadiren görülür. Dünyanın köklü
kültürleri, Mısır ve Babil, Antik Yunanistan ve Çin kültürleri,
Batı Avrupa, Güney ve Orta Amerika ülkelerinin kültür atı-
TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ
lımları hep merkezden uzak yerlerde, coğrafi ve siyasi açıdan
korunmalı bölgelerde gelişmiştir.
Böyle bir güvenceye hiçbir zaman sahip olmayan Küçük
Asya, böyle bir kültür düzeyine de hiç erişememiştir. Anadolu, daha başlangıçtan itibaren orduların üzerinden geçtiği,
toplumların birbiriyle çatıştığı, kültürlerin birbirine karıştığı
bir topraktır. Küçük Asya, tarihinin ilk günlerinden başlayıp günümüze kadar süren, muhtemelen gelecekte de devam
edecek olan üç büyük güç akınına, kuzeydoğudan Sarmatların, batıdan Avrupalıların, güneyden Arapların istilasına
maruz kalmıştır. Binlerce yıl boyunca bu üç kuvvetin birbiriyle çatıştığı Anadolu harabeye dönmüştür, yoksullaşmıştır.
Küçük Asya’yı altüst eden, gelecekte de etkisini sürdürecek
olan bu olgunun yeni Türkiye inşa edilirken hesaba katılması
gerekir.
Bu üç akının içinde siyasi açıdan en etkili olanı, Sarmat
akınıdır; Hititlerin bu gruba girmesi kuvvetle muhtemeldir;
Medler ve Persler işlevsellik bakımından, Tatarlar, Moğollar
ve Türkler ise, her açıdan bu kategoriye dahil edilebilirler.
Rusya’nın on dokuzuncu yüzyıldaki giderek artan baskısı,
Sovyet Rusya’nın günümüzdeki siyasi ve kültürel etkisi de,
sarmatik karakterlidir.
Avrupa akını, Yason’un, Agamemnon’un savaşları ile başlar; İskender’le, Sezar’la, Bizans İmparatorlarıyla, Haçlı Seferleriyle, Venedik tüccarları ile devam eder ve nihayet Mustafa Kemal’in önderliğindeki Türk milletinin Çanakkale’de
ve Sakarya’da çektiği güçlü setlere çarparak dağılan Avrupa
emperyalizminin çok renkli hücum kollarına kadar sürer. Fakat setlerle durdurulan Avrupa selinin verimli sularını, şimdi
Türk ulusu binlerce kanal üzerinden nadasa bırakılmış tarlalarına, kültüre susamış topraklarına akıtmaktadır.
193
194
ANKARA 1935
Üçüncü akın, siyasi açıdan en zayıf, ancak zihinsel yönden
en güçlü hareket olmuş, Anadolu’daki etkisini yakın geçmişe
kadar sürdürmüştür. Biz bu hareketi güneyden gelen Arap
akını olarak nitelendirdik, ama bu sadece coğrafi bir adlandırmadır; birbirinden çok farklı güçleri kapsar. Aslında güneydeki büyük devletler -Mısır’dan hiç söz etmiyoruz buradaAnadolu’nun belli başlı bölgelerinde devamlı bir hâkimiyet
kuramamışlardır. Gerçi milattan önce yedinci yüzyılın başlarında Asur Kralı Esarhaddon Kilikya’yı Asur devletine ilhak
etmiştir ama, II. Nebukadnezar dönemindeki ülkenin sınırı,
yaklaşık olarak bugün Türkiye’yi Suriye’den ayıran aynı sınırdır. Araplar, milattan sonraki yedinci ve sekizinci yüzyıllarda
da bu sınırın ötesine geçememişlerdir.
Güneyin Anadolu üzerindeki zihinsel tesiri ise daima çok
güçlü olmuş, üç büyük dalga olarak Küçük Asya’ya yayılmıştır. Üçüncü binyılın sonlarında Küçük Asya’daki ülkelerin
Babil kültürünün etkisi altında olduğunu görüyoruz; ikinci
binyılda buna Suriye üzerinden gelen Mısır kültürü de eklenmiştir. Milattan önceki son binyıl içinde, batıdaki Grek aleminin çekiciliği tarafından yolu bir ölçüde kesilmiş de olsa,
güneyden gelen Hıristiyanlık anlayışı, Suriye çevrelerindeki
farklı inançlar nedeniyle bu tür bir yaklaşıma zaten hazırlıklı
olan Anadolu’ya kolayca girmiştir. Yedi Apokalips şehri Anadolu topraklarındadır.2 Üçüncü büyük dalga ise, kısa bir süre
sonra gelen, Anadolu’nun tüm zihinsel yaşamına neredeyse
bin yıl boyunca damgasını vuracak olan İslamiyettir.
Güneyden gelen cereyanın bugün ne siyasi, ne de kültürel gücü kalmış gibidir; ancak Anadolu halkının kafa yapısını
2 Apokalips: Aziz Yuhanna tarafından yazılan, insanlığın geleceğinden sembolik anlatımlarla söz eden kutsal metin; ‘Vahiy’ adıyla da biliniyor. Aziz Yuhanna’nın 7 kilisesinin bulunduğu şehirler: Efes, İzmir, Bergama, Sart, Akhisar,
Alaşehir, Eskihisar. (ç.n.)
Download

ANKARA 1935 - Tarihçi Kitabevi