LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREK KULLANINIZ
11/22/2014
ÖĞRETMENLİK: EN PROLETER MESLEK
Prof. Dr. Hasan Şimşek
İstanbul Kültür Üniversitesi
(www.hasansimsek.net)
24 Kasım 2014
Yurt dışında doktora eğitimim sırasında aile dostumuz olan bir Amerikalı hanım
kendisine Türkçe öğretmemizi istedi. Basit kelime karşılıkları ile başladık. Ahbabımız
hanım bu işi ciddiye aldı. Kendisine defter filan edindi, ders diyemeyeceğim seanslara
bayağı donanımlı gelmeye başladı. Söylediklerimi yazıyor, not alıyor filan. Kelimelerle
olan eğlenceli kısımla ilerlerken ister istemez “şu nasıl söylenir, bu nasıl söylenir” diye
sorular soruyor. Bu sorularla birlikte benim açımdan işin eğlenceli kısmı bitti, işkence
kısmı başladı. İster istemez konuşma kurallarına, yazım kurallarına, fiil, isim, fiil
çekimleri gibi teknik konulara girmek gerekiyor (hala ve sadece kulaktan dolma bu
tür konuları hatırlıyorum). Çünkü belli bir içerik içinde kendisinin de yeni tümceler
türetmesini öğretmen gerekiyor. Sonuç olarak, bu işi yürütemedim ve benim Türkçe
öğretme maceram da böylece sona ermiş oldu.
Öğretme, öğretim gibi şeylerin ne kadar zor olduğunu o zaman anladım. Üniversite
formasyonum gereği eğitim ve öğretmenlik mesleğinin gerekleriyle ilgili konu ve
kavramlara tanışıktım. Bu işin profesyonel bir alan olduğunu öğrenmiştik. Türkçe
öğretme macerasında öğretme işinin ne kadar önemli olduğunu bizzat deneyimle
kavramış oldum.
Dışarıdan bakanlara bu “öğretme” işi basit geliyor. Belki de bu nedenle, Fen ve
Edebiyat Fakültesi dekanları Eğitim Fakültelerinde çalışanların neden Fen-Edebiyat
mezunlarının kısa süreli öğretmenlik formasyonu programı ile mesleğe kabul
edilmesine karşı çıktıklarını anlayamadılar. Yıllardır kendi mezunlarının öğretmenlik
mesleğine kabul edilmesi için yılmaz bir lobi faaliyeti yürütüyorlar. Kendi fakültelerinin
ve mezunlarının çıkarlarını savundukları için de onları anlayışla karşılıyorum ve takdir
ediyorum. Sıfır yaşından itibaren Türkçe konuşan birisi olarak benim Amerikalı
hanıma Türkçe öğretebileceğimi kendime kondurabilmem ile öğretmenlik mesleğine
Page 1 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREK KULLANINIZ
11/22/2014
dışarıdan bakanların zihinsel yapısı arasında benzerlikler var. Matematik, Fizik, Kimya,
Biyoloji, Mühendislik bilenler de bunları başkalarına öğretebileceklerini düşünüyorlar.
Öğretmenlik mesleğini zaafiyete düşüren konulardan birisi herkesin “bildiğini
öğretebileceğine” olan sarsılmaz inancı.
İçinde bulunduğumuz zaman dilimi itibariyle Türkiye’de okul öncesi, PDR, özel eğitim,
İngilizce (son pedagojik formasyon uygulaması ile artık bu alandaki ihtiyaç da
ortadan kalkacak) gibi belirli alanlarda öğretmen ihtiyacı varken, hemen hemen diğer
bütün alanlarda öğretmen fazlası var. Pedagojik formasyon elde ederek öğretmen
olanlar ya da Eğitim Fakültesi mezunu olarak öğretmenlik hakkını elde eden
öğretmen adaylarının önemli bir kısmı atanamıyor ve hükümet üzerinde ciddi bir baskı
yaratıyorlar. Uzun süredir öğretmenlik mesleği siyasi bir konu haline dönüştü ve
zaman zaman da siyasilerin “atanma” konusunu bir seçim malzemesi olarak
kullanmasına da tanık olduk. Bu atanma sorununun nedenleri konusunda herkes
birbirini suçluyor: Hükümet YÖK’e kızıyor: “Niçin bu kadar fazla öğrenciyi programlara
kaydediyorsunuz?” YÖK ve eğitim fakültelerinin haklı gerekçeleri var: “Üniversite
kontenjanlarındaki azalma sonunda yine siyasi bir soruna dönüştüğü için,
üniversitelere kabul edilen öğrenci sayısındaki azalma hükümetler açısından istendik
bir durum değil!” Keza, ikinci öğretim programları da bu tür popülist bir gerekçeyle
Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde açılmıştı. Öğretmen adayı; “madem öğretmen
fazlası var, öğretmenlik programlarına niçin bu kadar kontenjan verdiniz?” diyor.
Siyasetçi yanlış bir yaklaşımla “her öğretmen adayını atamak zorunda değiliz!” diyor.
Bu pek anlaşılır bir duruş değil, çünkü Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye’de eğitim
sistemi üzerinde neredeyse bir tekeli söz konusu. Türkiye’de eğitim sistemi içinde özel
okulların payı %3.5 civarındaysa, devlet sistemin %97.5’inin mutlak denetimine sahip
demektir. Dolayısıyla, bu adayların başka gideceği ve istihdam edilebileceği bir alan
yoksa bunları makul ölçülerde istihdam etmek de hükümet politikası olmalıdır.
Öğretmenlik mesleği bu açılardan tıp, mühendislik, mimarlık, işletme, hukuk, ekonomi
gibi diğer meslek gruplarından farklılaşıyor.
Bütün bu sorunlara ek olarak hiç kimse meslekteki öğretmenin ve yeni mezunların
kalitesinden de memnun değil. Dahası da var. Sadece öğretmenlerden şikayetçi
Page 2 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREK KULLANINIZ
11/22/2014
değiliz, öğretmen yetiştirme sisteminin de yeteri kadar kaliteli omadığını ve iyi
işlemediğini düşünen bir hayli akademisyen ve insan var.
Biraz dikkatle bakıldığında bütün bu yüzeydeki konuların alt yapıda önemli yerlere
bağlandığını göz ardı ediyoruz. Atanamayan öğretmen, Fen-Edebiyat fakültesi
mezunlarına öğretmenlik hakkı tanınması, öğretmenlerin niteliği, vb. konuların
tamamı aslında altta ve derinlerda yatan ve öğretmenlik mesleğinin sosyolojisi,
ekonomisi ve felsefesi ile ilgili asıl konuların üzerini örtüyor. Gerçekten de öğretmenlik
mesleği ile ilgili pek çok sorun mesleğin “özü,” “ne”liği, “değerleri” ile ilgili. Mesleğin
sosyolojik, ekonomik, kültürel alt yapısıyla ilgili! Çünkü, öğretmenin kim olduğu
tartışmalı? Öğretmenlik mesleğinin ne olduğu tartışmalı? Okulun işlevi tartışmalı?
Eğitimin ne amaca hizmet ettiği konusu çok boyutlu ve tartışmalı?
Okul: Alışılmadık (atipik) bir örgüt
Dışarıdan bakıldığında okul örgütlerinde diğer örgütlerde gördüğümüz tüm tipik işlev
ve süreçlerin varlığını fark edebiliriz. Fakat, diğer tipik örgütlerden farklı olarak okullar
daha düzensiz, karmaşık, yakın denetime izin vermeyen özelliklere de sahip.
Öğretmenin örgütsel yaşamında çok ciddi denetimsel ve bürokratik mekanizmalar
olmasına rağmen bunlar diğer örgütlerdeki gibi belirli bir düzen ve sıra içinde, katı
kurallarla akmaz. Dolayısıyla, okullar zaman zaman verimsiz ve etkisiz bürokrasiler,
atipik örgütler olarak da tanımlanır. Bu nedenle örgüt kuramlarında okullardan yola
çıkılarak örgütlere ilişkin bazı özel kuramlar geliştirilmiştir: “Gevşek yapılandırılmış
sistemler” (Weick, 1976); “örgütlü anarşi” (Cohen, March ve Olson, 1972) gibi. Bu
muğlaklığı ve anarşiyi giderebilmek için veya makul düzeye getirebilmek için sık sık
öğretmenlere yönelik operasyonlar yapılır: Hizmet-içi eğitim, programların
standardize edilmesi, öğretmenliğe giriş koşullarıyla oynanması, performans
değerlendirme, takdir ve teşvik sistemleri, merkezi sınav sonuçları, vb.
Altta yatan örgütsel ve örgüt amaçlarıyla ilgili ve büyük ölçüde okulun alışılmadık
özelliklerinden kaynaklanan örgütsel arızaları öğretmen yoluyla çözmeye çalışıyor gibi
değil miyiz?
Page 3 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREK KULLANINIZ
11/22/2014
Öğretmen: Ne İsa’ya, ne Musa’ya!
Öte yandan, öğretmen operasyonel ünite olan sınıfta öğrenme sonuçlarını etkileyen
operasyondan birinci derecede sorumlu iken gerçekte kullandığı profesyonel yetkisi
ve gücü son derece sınırlıdır. Çoğu durumda, başka yerlerde alınmış stratejik ve
operasyonel kararları yine belirlenmiş sıra ve düzen içinde yerine getirmesi beklenen
“düz işçi veya teknisyen” konumundadır. Profesyonel karar verme, verdiği kararların
sonuçları konusunda hesap verebilir olma ve bu yolla süreci ve sonucu değiştirme
kapasitesine sahip olmayan öğretmen, çalıştığı ortamda ve toplumda saygın bir yer
işgal edememektedir. Dolayısıyla nitelikleri ve becerileri sürekli sorgulanan bir meslek
insanı olmaktadır. Sonuç olarak, sorun “öğretmen kalitesi” şeklinde önümüze
gelmektedir.
Eğitim ve öğretmenlik mesleği: Disiplin mi, alan mı?
Bu konu meslektaşlarımla en sık karşı karşıya geldiğim konudur. Eğitim ve
öğretmenlik mesleği yoğun ve derin bir disipliner jargondan yoksun olduğu için çoğu
kişinin at oynatabildiği bir alan halindedir. Mühendislik, tıp, hukuk, mimarlık, vb.
alanlarda bu disipliner jargon herkesin sahip olamayacağı bir giriş koşulu gerektirir.
Hakkında en kolay fikir yürütülebilecek, hatta reçete verilebilecek alanların başında
eğitim gelmektedir. Öğretmenlik çoğu durumda “yarı profesyonel bir meslek olarak”
görülür. Herkesin fikir yürütebildiği bir alanda mesleki kalitenin sorgulanmasının da
sınır ve ölçütleri son derece düşüktür. Öğretmen kalitesinin neredeyse her toplumda
sürekli sorun olmasının altında öğretmenin kalitesinin ne olması gerektiği konusunda
çok fazla kişi ve grubun “bir fikrinin olmasıdır.”
Ülkemizdeki ve başka ülkelerdeki çoğu üniversitede bile fiziksel mekanlarının kalitesi,
hatta yerleşke içindeki konumu anlamında en az önem verilen fakültelerin başında
eğitim fakültelerinin gelmesi acaba bir rastlantı mıdır?
Maaş ve özlük hakları: En kutsal görülen fakat en az para ödenen meslek!
Page 4 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREK KULLANINIZ
11/22/2014
Finlandiya ve Güney Kore gibi birkaç ülke hariç, öğretmenlik profesyonel meslek
grupları içinde göreli olarak en az kazanan meslek alanlarından biridir. Bir meslek
mensubunun geliri ve yaşam standartları o meslek grubuna ilişkin olarak toplumdaki
algıyı ciddi biçimde şekillendirmektedir. İstihdam verilerinin karşılaştırmalı olarak
sağlam tutulduğu ülkelerde öğretmenlerin yaşam boyu gelirleri mühendislik gibi
yaygın alanların en az %50 daha altındadır. Bu fark tıp gibi alanlarda daha da
artmaktadır. Üniversitelerde meslek gruplarına gösterilen ilgi bu yaşam boyu gelir
beklentisiyle doğrudan ilintilidir. Bu nedenlerle, öğretmenlik mesleği alt orta ve alt
SES’den gelen öğrencilerin daha fazla ilgi gösterdiği bir alan olmaktadır. Dolayısıyla,
karşılaştırmalı olarak bakıldığında öğretmenlik alanlarına gelen öğrencilerin akademik
başarıları diğer alanları tercih edenlerden daha düşük kalmaktadır. Dolayısıyla
öğretmenlik mesleğinin kalitesi hep sorun olagelmiştir! Bu anlamda öğretmenlik
mesleği, mesleğe ilgi gösterenlerin ve mesleği icra edenler sosyo-ekonomik ve soskültürel kökenleri dikkate alındığında meslekler arasında en “proleter” olan
mesleklerin başındadır.
Cinsiyet profili: “Feminin” bir meslek!
Bütün dünyada öğretmenlik özellikle sayısal olarak kadınların domine ettiği bir meslek
alanıdır. Sosyolojik araştırmalar, dünyanın pek çok yerinde prestijli ve çok kazandıran
mesleklerin erkeklerin domine ettiği “maskulin” meslekler olduğunu göstermektedir.
Zaten tarih boyunca en kolay hakkı yenen, kendini ve haklarını savunma konusunda
toplumlar tarafından en kolay acze düşürülen bir toplumsal kesimin domine ettiği
meslek, ne yazık ki, toplum tarafından yeteri kadar zor, talepkar ve prestijli olarak
görülmemektedir. Bu konuda, yani öğretmenlik mesleğinin cinsiyet profili, prestiji, ve
ekonomisi hakkında özellikle ABD’de sağlam araştırmalar vardır.
Sayı, kalite ve prestij: Öğretmenlik kalabalık bir meslek!
Amerika’da yapılan bir araştırmada kaç Amerikalı’nın hangi meslek grubunda
olduklarına ilişkin sayılar verilmiş: Grafiğin bir tarafında Mimarlar 180,000; Psikologlar
Page 5 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREK KULLANINIZ
11/22/2014
185,000; Avukatlar 952,000, Mühendisler 1.3 milyon; garsonlar 1.8 milyon. Grafiğin
diğer tarafında müstahdem, ev yardımcısı ve temizlikçiler 3.3 milyon; sekreterler 3.6
milyon; öğretmenler 3.7 milyon. Türkiye’de yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı
devlet okullarında çalışan öğretmen sayımızın 850.000 civarında olduğunu biliyoruz.
Dershane, özel okullar ve atanamayanlar dikkate alındığında bu sayının 1 milyonun
üzerinde olduğunu tahmin edebiliriz.
2009 yılında Mühendis ve Mimar odalarına kayıtlı olan mühendis ve mimarların sayısı
350.000. Bu sayının son altı yılda arttığını ve odaya kayıt olmayanların da hesaba
katılması durumunda bugün Türkiye’deki mühendis sayısının en fazla 500.000
civarında olabileceğini tahmin edebiliriz. 2014 yılı itibariyle Türkiye’de yaklaşık
135.000 hekim var (40.000 pratisyen, 73.000 uzman, 21.000 uzmanlık eğitimine
devam eden) (http://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-turkiyede-kac-hekimvar-iste-son-durum-2-12-57868.html). Barolar Birliği’nin verilerine göre 2013 yılı
itibariyle Türkiye’de toplam avukat sayısı 82.000 civarındadır
(http://www.barobirlik.org.tr/Detay.aspx?ID=22793).
Bu sayılardan da anlaşılabileceği gibi Türkiye koşullarında da öğretmenler
muhtemelen en kalabalık meslek grubu içinde yer almaktadır. Dolayısıyla, bu sayılar
hem mesleğin ekonomik durumunu yakından ilgilendirmekte hem de kaliteyi olumsuz
etkilemektedir.
Bu kadar kalabalık sayıda bir öğretmen ordusunun yetiştirilmesi konusunda eğitim
fakültelerinin de diğer disiplinlere göre iş yoğunluğunun daha fazla olacağı açıktır. Bu
sorun, yani fakültelerde kalabalık öğrenci sayıları özellikle mesleğin olmazsa olmaz
koşulu olan ve kalite üzerinde doğrudan etkisi olan “okullarda uygulama” deneyimini
oldukça sınırlandırmaktadır. Dolayısıyla, kuramsal olarak vazgeçilmez gördüğümüz
uygulama deneyimi bu tür sayısal sorunlar nedeniyle yeterince etkili
yapılamamaktadır.
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda, öğretmenlik mesleği konusunda basit ve
kestirme yargılarda bulunmak doğru değil. Her 24 Kasım’larda “öğretmenim, canım
benim” tarzında öğretmeni kutsayan ve yücelten eylem ve söylemler öğretmenlik
mesleğine ilişkin konunun sadece magazin tarafı. Bir yandan mesleği var olduğu
Page 6 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREK KULLANINIZ
11/22/2014
konuma getiren materyal koşul ve nedenleri iyi anlamalı, öte yandan öğretmenlik
mesleğini toplumda ve insanlarımızın gözünde hak ettiği yere taşıma konusunda
iğneyi de kendimize batırmalıyız.
Öğretmenlik mesleğiyle ilgili bazı konular evrensel ölçekte mesleğin “fıtratıyla” ilgili.
PISA sonuçlarıyla da kanıtlandığı gibi, öğretmenin hala öğrenme sürecinin en kritik
aktörü olduğunu topluma ve siyasetçiye anlatmak da bize düşüyor.
Öğretmenler Günü’nüz kutlu olsun.
------------------------------------------------Weick, Karl E. (1976). "Educational organizations as loosely coupled
systems." Administrative Science Quarterly, Vol. 21:1-19.
Cohen, M.D., March, J.G. ve Olsen, J.P. (1972). A Garbage Can Model of
Organizational Choice, Administrative Science Quarterly, Vol. 17:1-25
Page 7 of 7
Download

En Proleter Meslek