LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
BİLMEK Mİ İNANMAK MI?
Prof. Dr. Hasan Şimşek
İstanbul Kültür Üniversitesi
(www.hasansimsek.net)
23 Şubat 2014
Türkiye’nin önemli aydınlarından Erdal Atabek, 27 Ocak 2014 tarihli Cumhuriyet
Gazetesi’nde “Bilmek mi İnanmak mı?” başlıklı bir yazı yazdı. Atabek, bilmek ve inanmak
kelimelerinden yola çıkarak bugün Türkiye’nin siyasi atmosferinde farklı siyasi olay ve
gelişmelere ilişkin olarak, zaman zaman birbirinin tamamen zıttı iki farklı siyasi dünyayı
tanımlıyor. Yazar “bilmeyi” şöyle tanımlıyor: “Bilmek; merak etmekle başlar, sorularla
devam eder, tarafsız gözlemlerle nedenleri araştırır, bulguları kabul eder, ulaştığı sonuca
göre karara varır; nedenden sonuca gider.” “İnanmayı” ise yine şöyle tanımlıyor:
“İnanmak; inanç sistemini kabul etmekle başlar, sisteme taraf olarak kabul eder,
nedenleri sorgulamaz, sunulan sonuçları doğru kabul ederek algıları ona uyarlar;
sonuçtan nedene gider”
(http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/33981/Bilmek_mi_inanmak_mi_.html)
Bundan sonra, yazar “bilmek” ve “inanmak” üzerine kurulu iki farklı zihinsel işlemin
Türkiye’deki güncel siyasi konular hakkında nasıl tavır göstereceğini örnekliyor. Örneğin,
son yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları konusunda “bilmek” tarafındaki zihnin soruşturma
kanıtları, bulunan paralar, sanıkların izlenmesi gibi elle tutulur verileri ya da kanıtları ön
plana alarak düşüneceğini ileri sürüyor. Yani, bu olaylara ilişkin olarak Atabek hükümet
karşısında yer alan kişilerin ve muhalefetin “bilmek” tavrını gösterdiğini vurguluyor. Öte
yandan, “inanmak” tarafındaki zihnin hükümetin tavrını, komplo iddialarını, dış güçlerin
müdahalesini, paralel yapılanmayı önemseyerek bütün olan bitenlere ilişkin olarak
sorgulamaksızın bir ön kabul göstereceğini belirtiyor. Dolayısıyla, gündemdeki yolsuzluk
ve rüşvet olaylarına ilişkin olarak hükümetin yanında yer alan kişi ve grupları ise
“inanmak” temelinde bir zihin yapısı altında grupluyor. Atabek yazısında başka güncel
örnekler de veriyor, ancak tüm örneklerde hükümete muhalif kesimi “bilenler,” yani her
Page 1 of 4
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
durumda aklı referans alan, kanıtlara dayalı olarak karar veren, neden-sonuç ilişkisini
önemseyen rasyonel/pozitif/bilimsel dünya görüşü taraftarları olarak görüyor. Öte
yandan, hükümet tarafındaki kesimi ise “inananlar” olarak sınıflıyor (tek başına
“inananlar” kelimesinden bu grubun ne kadar hoşlanacağı ayrı bir konu!). Bu tarafta
olanları sorgulamadan kabul eden, tartışma ve soruya kapalı, sonuçtan nedene giden
dogmatik dünya görüşü taraftarları olarak görüyor. Dahası, aynen şunu yazmış: “Onun
içindir ki, ‘bilmek’ alanında yaşayanlarla her şeyi tartışabilirsiniz. ‘İnanmak’ alanında
yaşayanlarla hiçbir şeyi tartışamazsınız…”
Yılların duayen aydını Erdal Atabek “bilmek” ve “inanmak” kelimelerinden yola çıkarak
önemli bir ayrımı kelimelerin doğru tanımlarıyla da verirken, bu kelimelere karşılık gelen
dünya görüşlerinin Türkiye’nin sıcak gündemindeki güncel siyasi olaylara yaklaşımları
konusunda bir miktar yanlışa düşmüş. Bir kere, Atabek’in “bilmek” tarafında olduğunu
var saydığı ve genellikle hükümete muhalif kesimi tarif eden siyasi ve toplumsal kesim
içinde de bir hayli “inanarak” eylemde bulunanlar var. Bu kesim içinde de kanıtlara
dayalı, sorgulayan, neden-sonuç ilişkisi ile düşünen, kuşkucu, kısacası pozitif-rasyonel
hiçbir özelliği olmayan milyonlarca insan var. Yine bu kesim içinde de Atabek’in
“inanmak” kampına koyduğu bireylerle ortak noktası olan yine pek çok birey olacaktır.
Tersi Atabek’in diğer kampa yerleştirdiği pek çok birey için de geçerlidir. Kaldı ki, biraz
derinlemesine irdelendiğinde “bilmek” ve “inanmak” arasında bu kadar keskin bir
ayrımının yapılması da bir miktar manidar olabilir. Bazı durumlarda, bilgiye dayalı
deneyimler belirli bir kalıcılık halini alarak ve giderek “inanç” halini alabilir. Kadının
erkeklerle eşit haklara sahip olması bugün hiçbir kanıta ve bilgiye ihtiyaç duyulmaksızın
bir ön kabul halini almıştır; dünyada milyonlarca insan buna “inanır.” Benzer örnekler
çoğaltılabilir.
Öyleyse Atabek’in çözümlemesi neden isabetli değildir? Bu konularda tipik olarak yapılan
hata bir kavramı veya tanımı sınırlarını gereğinden fazla zorlayarak özellikle yanlış bir
içerik/bağlamda (context) kullanmaktır. “Bilmek” ve “inanmak” temelindeki zihinsel
işlemler iktidar ve muhalefet kamplarının taraftarlarının siyasi tavırlarına ilişkin bir
bağlama oturtulduğunda yanlış sonuçlar vermektedir.
Page 2 of 4
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
Kabaca bir çözümleme ile “elitler bilir,” “halk inanır!” “Elitler” her durumda bilgiye,
verilere ve kanıtlara ulaşma konusunda “halktan” daha avantajlı bir konumda oldukları
için halkı “ikna etmek” veya “inandırmak” için sıklıkla değişik türlerde manipülasyonlara
da başvurabilirler. Dünya tarihi din elitlerinin, ekonomik elitlerin halkın değer ve
inançlarını nasıl manipüle ettikleri hakkında sayısız örneklerle doludur. Öyleyse, işin
doğası gereği, sağ veya sol, dinci veya laik ideoloji fark etmeksizin birbirine çok
benzeyen iki kitleyi “bilenler” ve “inananlar” olarak sınıflamak doğru olmaz. Çünkü, hem
sağ hem sol, hem laik hem muhafazakar kitle içinde her iki tür zihin yapısına sahip
insanlar kümesini bulmak daima mümkündür. Hele, hükümet muhalifi olan kitleyi,
entelektüel ve eğitim donanımlarına bakmadan pozitif-bilimsel zihin yapısına sahip
insanlardan oluşan bir kitle olarak, hükümet taraftarı olan kitleyi ise yine entelektüel ve
eğitim donanımlarına bakmadan körü körüne “inanan” bir kitle olarak etiketlemek doğru
olmaz.
İnsanlık tarihi boyunca azınlık bir üst yapıyı tarif eden; bilgi ve veriyi kullanarak
çevrelerindeki uzman ve danışman ordularıyla strateji ve taktik geliştirebilen “bilen”
elitler aydınlanma, sanayi devrimi, burjuva demokrasi ve laik yaşamın kurulmasında da
öncü ve devrimci bir rol üstlenmiştir. Dolayısıyla bu azınlık “bilenler” bugün modern
bilimin temellerini oluşturan pozitif-akılcı dünya görüşünün kurulmasına da öncülük
etmişlerdir. Öte yandan, din, gelenek, töreler ve çeşitli güç sembolleri kullanılarak tarih
boyunca kendisine şekil verilen, yönlendirilen geniş “inandırılanlar” kitlesi, yani “halk,”
günümüzün ideolojik kamplarından bağımsız olarak pek çok ortak yönlere sahiptir.
Ön kabule dayalı “inanç” odaklı zihinsel yapıya sahip insanların pozitif-akılcı “bilenler”e
dönüşmesi, yani “inananların bilen” haline gelmesi insanların “eğitilmesi” ile mümkündür.
Körü körüne bir siyasal ideolojiyi desteklemek, hastalık derecesinde bir siyasal veya dini
lidere bağlanmak ile alınan eğitimin derecesi ve niteliği arasında neredeyse bire bir
koşutluk vardır. Bugün herhangi bir ideoloji ile özdeşleştirmeksizin (sağ da olabilir, sol da
olabilir; laik de olabilir, muhafazakar da olabilir) sorgulamadan inanma davranışını kuşku
ve veriye dayalı bilme davranışına dönüştürmenin bilinen en kesin yolu eğitimdir. İkinci
Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan bütün araştırmalarda; siyaset, sosyoloji, psikoloji,
Page 3 of 4
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
demokrasi konularında yazılan bütün kitaplarda bir ülkenin ne kadar demokratik olduğu
o ülkedeki eğitim ile koşutluk göstermektedir. Eğitimsiz, töre ve geleneğin baskısı
altında, dini taassuba gömülmüş bir halk (seçmen) kitlesiyle demokratik bir rejimin
kurulamayacağı, kurulsa bile o rejimin yaşatılamayacağı basit bir toplama işlemi kadar
kesindir.
Türkiye’nin bir numaralı sorunu eğitimdir! Uygarlığa önderlik etme görevini devir almak
üzere olan Japonya, Güney Kore, Tayvan, Singapur, Çin gibi Uzak Doğu ülkelerinin
bugünkü başarısında 1970’lerden başlayarak eğitimlerine yaptıkları yatırımı görmek
gerekir. Nüfusumuzdaki “bilenlerin” oranını hızla ve istikrarlı bir şekilde artırmak
zorundayız. Sadece ekonomik olarak kalkınabilmek ve daha müreffeh bir toplum olmak
için değil, elimizdeki iyi kötü bir demokrasiyi de koruyup yaşatabilmek için “eğitim şart!”
Page 4 of 4
Download

Bilmek mi İnanmak mı?