Prof.Dr. Okumuş: Ahlak
olmadan siyaset olmaz
RÖPORTAJ: AHMET YILDIZ
Ahlaklı olmanın gerekçesi:
Niçin ahlaklı oluyoruz?
PROF. DR. HAKAN POYRAZ
Bülten
Y I L : 1 1 • S AY I : 3 1 • E Y L Ü L 2 0 1 4
Konya iş dünyası
buluşması gerçekleşti
İş dünyası ve STK’lar, İGİAD iftarında buluştu
İGİAD, Soma faciasına duyarsız kalmadı
İSLAM İKTİSADINI YENİDEN DÜŞÜNMEK
Sekülarizmin içerisinde bocalayan akademi ile kapitalizmin mekanik dişlileri arasına sıkışmış iş dünyası arasındaki
irtibatsızlığın had safhada olduğu günümüz Türkiye’sinde bunun sıkıntılarını ülke ekonomisi ile birlikte tüm işverenişgören çevresi müşahede etmektedir. Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) bu kopukluğu aşmayı
kendine amaç edinerek yeni bir paradigmanın kuramsal yapısını inşa edecek bir takım faaliyetler içerisinde
bulunmaktadır. Bu doğrultuda ortaya koymaya çalıştığımız katkı neticesinde şekillenen atölye çalışması başından
sonuna kadar finansal hegemonyadan uzak ve sarih, alternatif bir İslami iktisat zemini arayışı içerisinde bulunmanın
bir göstergesidir. Bu özelliği ile de atölye Türkiye’de çok önemli bir konunun vazgeçilmez zeminini teşkil etmektedir.
Elinizdeki kitap 2-3 Mart 2013 tarihinde İstanbul’da düzenlenen İslam İktisadı Atölyesi-I: “Temel Kavramlar ve Fikirler”
başlığı altında mevcut konular etrafında sunulan bildirilerden oluşmaktadır. Atölyenin düzenleme ve organizasyonu
İlmi Etüdler Derneği (İLEM), İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği ve Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği’nin
(İGİAD) işbirliği neticesinde şekillendirilmiştir. Birçok farklı ülkeden gelen yazarların kavramsal, fikri ve metodolojik
açılardan İslam iktisadı tartışmalarını çok boyutlu olarak ele aldıkları bu kitabın bundan sonra gerçekleştirilecek
olan İslam iktisadı çalışmalarına esaslı bir zemin teşkil edecek bir başvuru kitabı olmasını ümit etmekteyiz.
Bilgi için: 0212 544 96 00 [email protected]
ŞÜKRÜ ALKAN
İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı
YIL: 11 • SAYI: 31 • EYLÜL 2014
Ahlakın kılavuzluğunda bir siyaset
S
iyaset, toplumsal hayatın vazgeçilmez bir alanıdır. Tüm toplumlar, şu
veya bu şekilde siyasetle uğraşmış ve siyasi kurumlara sahip olmuşlardır.
Siyaset; ahlak ve adalet ilkeleri kılavuzluğunda yapıldığında toplumlara
huzur, özgürlük ve refah getirmiş; bu ilkelerden sapıldığında ise zulmün,
haksızlığın, adaletsizliğin adı olmuştur.
Konunun önemine binaen 31. sayımızın konusunu “siyaset ahlakı” olarak
belirledik. Özellikle İslami değerleri önemseyenlerin iktidarında siyaset-ahlak
ilişkisi daha bir ön plana çıkıyor. İslam’dan, ahlaktan bahseden insanların
siyasetteki sorumluluklarının daha ağır olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü büyük
bir iddianın, ağır bir davanın sorumluluğunu taşıyorlar.
Konuyla ilgili röportajımız; ilahiyat, siyaset ve sosyoloji araştırmalarıyla
tanınan Prof. Dr. Ejder Okumuş’la yapıldı. Konunun hem teorik hem de güncel
boyutlarının ele alındığı röportajda altı çizilmesi, üzerinde önemle durulması
gereken hususlara değiniliyor.
Dosya konumuzla ilgili iki makale de kendi alanında otorite olan iki değerli
bilim adamımıza ait. Hâlihazırda ODTÜ’de görev yapmakta olan, Türkiye’nin
önde gelen felsefecilerinden Ahmet İnam, ahlak konusunu felsefi derinlikle
irdeliyor. “İç ahlak” kavramını ele alarak ahlakın davranışlarımıza, özellikle
toplumsal hayatımıza dayanak olabilirliğinin imkânını arıyor. Yine bir felsefeci
olan ve Sakarya Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Hakan Poyraz, Platon’un Devlet adlı eserinde anlattığı bir hikâyeden yola çıkarak “Niçin ahlaklı
oluyoruz?” sorusunun cevabını arıyor.
Bültenimizin dosya konusuna ayrılan sayfaları çevirdiğinizde geçmiş dört
aya ilişkin faaliyetlerimizden ön plana çıkanların bir kısmını bulacaksınız. Bunlar
arasında özellikle Konya’ya yaptığımız iş gezisinin altını çizmek istiyorum.
Oldukça verimli geçen, birçok tanışıklıklara vesile olan ve çeşitli projelerin
değerlendirildiği başarılı bir gezi oldu. Konya Valisi, sivil toplum kuruluşları ve
iş adamlarıyla çok samimi görüşmelerimiz oldu. Konya’da olduğu gibi Anadolu
şehirlerine olan ziyaretlerimiz devam edecek.
İGİAD’ın gelenekselleşmiş faaliyetlerinden biri de iftar davetidir. 2014 yılının
Ramazan ayında verdiğimiz iftar da dostlarımızla tekrar bir araya gelme fırsatı
sundu. İş, akademi ve basın dünyasından çok sayıda katılımcıyla gerçekleştirilen iftar programı, oldukça sıcak bir atmosferde geçti.
Soma’da yaşanan elim facia, millet olarak hepimizi büyük bir üzüntüye gark
etti. Bizler de elimizden geldiğince bu üzüntüye ortak olabilmek amacıyla
Somalılarla dertleşmek ve yardımlaşmak istedik. Böylece bir nebze olsun acımızı
hafifletebilmeyi umduk. Bu niyetle Manisa ve Soma ziyaretinde bulunduk. Bu
vesileyle tekrar Soma’da hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına
ve tüm milletimize başsağlığı diliyorum.
“Ahlak ve adalet” diyerek çıktığımız bu yolda 31. sayımızla karşınızdayız.
Gerçekleştirdiğimiz faaliyetlere katkıda bulunan, iştirak eden üyelerimize ve
dostlarımıza teşekkür ediyor, desteklerinin devamını diliyorum. Çok daha
güzel, verimli ve derinlikli faaliyetlerin haberlerinin duyurulacağı yeni sayılarda
buluşmak dileğiyle…
İGİAD Adına Sahibi
Şükrü Alkan
Genel Yayın Yönetmeni
Ömer Bedrettin Çiçek
Editör
Ahmet Yıldız
Yayın Kurulu
Ahmet Yaşar
Davut Güler
Emin Boyraz
Emre Harun Demirtutan
İbrahim Akkuş
Mehmet Aktaş
Mehmet Baran
Mehmet Bulayır
Mustafa Palas
Orhan Sağlam
Sinan Polat
Yayına Hazırlık
İGİAD Eğitim ve Araştırma
Komisyonu
Grafik Tasarım
Fokus Ajans
www.fokusajans.com
Baskı ve Cilt
Mega Basım
www.mega.com.tr
Yazışma Adresi
Maltepe Mh. General Ali Gürcan Cd.
Eski Çırpıcı Yolu Sk. No: 1 Merter
Meridyen İş Merkezi Kat: 4 D: 419
34010 Zeytinburnu / İstanbul, Türkiye
Tel: +90 212 544 96 00 - 77
Faks: +90 212 544 96 76
www.igiad.com
[email protected]
İGİAD Bülten, kurum faaliyetlerini
duyurmak, İGİAD üyeleri arasında
etkileşim ağını güçlendirmek, İGİAD’ı
tanıtmak, iş dünyasında ahlaklı girişimcilik
ve iş ahlakı konularında kamuoyu
hassasiyeti oluşturmak gayesiyle
yayımlanır, ücretsiz olarak dağıtılır.
ASR-I SAÂDET’TE TiCARET
VE TÜCCAR SAHÂBÎLER
MUHAMMED EMİN YILDIRIM
Sahâbe’nin ilim kalelerinden biri olan Abdullah b. Mes’ûd (ra) Efendimiz’in (sas) şöyle buyurduğunu bize aktarır:
Ancak iki kişiye hased/gıpta edilir. Bunlardan ilki; Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayan tüccar, diğeri
ise Allah’ın kendisine verdiği ilim ve hikmete göre karar veren ve onu başkalarına öğreten âlim. Tüccar ve âlim...
Biri, el emeğiyle, alın teriyle kazandığı malı Allah yolunda harcayarak, diğeri ise kendisine bahşedilen
ilmi yine Allah’ın memnun olacağı şekilde kullanarak gıpta edilecek kametlere erişmişlerdir.
Muhammed Emin Yıldırım kitabını, zor zaman ve zeminlerde helal daire içinde ticaretlerini yapmaya çalışan,
kazandıklarını da Allah yolunda harcamaktan bir an geri durmayan, bu amelleriyle de hiçbir gölgenin olmadığı
gün arşın gölgesinde gölgelenme ikramını kazanan, özü ve sözü doğru olan tüm tüccarlara ithaf ediyor.
Bilgi için: 0212 544 96 00 [email protected]
2
Bülten EYLÜL 2014
içindekiler
DOSYA SİYASET AHLAKI
Ahlaklı olmanın gerekçesi nedir?
PROF. DR. HAKAN POYRAZ
Ahlak olmadan siyaset olmaz
RÖPORTAJ: AHMET YILDIZ
“İç Ahlak”
PROF. DR. AHMET İNAM
Etik ile politika
arasındaki ilişki nedir?
SHALLY MAKARENKO
4
6
10
12
FAALiYETLER
Konya iş dünyası buluşması gerçekleşti ............................................................................................... 14
Geleneksel İGİAD iftarı, iş dünyası ve STK’ları bir araya getirdi ............... 16
Soma, ayağa kalkıyor ........................................................................................................................................................................ 18
Medeniyet Sohbeti’nde “Tüccar Sahâbîler” konuşuldu ................................... 20
İGİAD Sektör Kurulları’ndan 2014 değerlendirmesi ................................................... 20
MÜSİAD’dan çalışma ziyareti ............................................................................................................................................. 21
ANESİAD’dan dostluk ziyareti .......................................................................................................................................... 21
11. Geleneksel pikniğe coşkulu katılım ...................................................................................................... 22
İş Geliştirme Komisyonu Kütahya’daydı ............................................................................................... 24
Sudan Başkonsolosluğuna ziyaret ................................................................................................................... 24
Ankara ve Düzce’de önemli temaslar .......................................................................................................... 25
Kurumsal algı istişaresi yapıldı ................................................................................................................................. 26
İGİAD üyeleri bayramda bir aradaydılar .............................................................................................. 26
İGİAD Gençlik Kurulu’ndan Gazze’ye yardım ............................................................................. 30
Muhammed Emin Yıldırım Hoca’ya ziyaret .................................................................................... 31
Boğaz’da tekne turu .............................................................................................................................................................................. 31
DOSYA SiYASET AHLAKI
Ahlaklı
olmanın
gerekçesi nedir?
Her türlü bağdan azade olarak; yakalanma,
ayıplanıp dışlanma korkusu olmadan her
şeyi yapabilecek bir güce sahip iken, hiç
kimseye hesap verme endişesi taşımazken
ahlaklı olmaya devam eder miydik?
PROF. DR.
HAKAN POYRAZ
SAKARYA ÜNIVERSITESI FEN-EDEBIYAT FAKÜLTESI
KONUYA merkezinden değil dolayla-
rından girmek istiyorum, Lidya kralı Gyges’in öyküsüyle... Kralın tahta
çıkış şekliyle ilgili farklı öyküler anlatılır. Bunlardan biri de Platon’un
4
Bülten EYLÜL 2014
Devlet adlı eserinde anlattığı yüzük
öyküsüdür.
Hikâyeye göre, Gyges, Lidya kralının hizmetinde bir çobandır. Günün birinde bir kasırga veya deprem
yüzünden yer çatlar ve hayvanların
otladığı yerde derin bir yarık açılır.
Bu yarığın içine inen çoban, orada
içi oyuk, üstü delik deşik, tunçtan
bir at bulur. Eğilip atın içine baktı-
ğında orada insan boyundan büyük,
parmağında altın bir yüzük olan bir
ölü görür. Bu yüzüğü alıp yukarı çıkar. Çobanlar ay sonunda krala hesap vermek için toplanırlarmış. Gyges toplantıya bu yüzükle gelir. Otururken yüzüğün taşını farkına varmadan avucunun içine çevirir. Bunu yapar yapmaz da görünmez olur. Kendisi de dâhil, orada bulunan herkes
şaşakalır. Yüzükle oynarken taşı çevirince yine görünür olur. Böylece Gyges, yüzüğün tılsımını keşfeder: Yüzüğün taşını içeri çevirince görünmez
oluyor, düzeltince görünür. Bunun
üzerine görünmez olarak saraya girer, sarayda kraliçeyi baştan çıkartır,
onun yardımıyla kralı öldürüp yerine geçer (Devlet, 359d).
Gyges’in yüzüğü gibi kişiyi görünmez yapan iki yüzüğümüz olsa, birini doğru adamın, birini de eğri adamın parmaklarına takarak şehre salıversek, ne olurdu? “Bunlar her istediklerini korkmadan alacaklar, evlere
girip gönüllerinin hoşlandığı kimselerle düşüp kalkacaklar, canları kimi
isterse öldürecek, kimi isterse hapisten kurtaracak, tıpkı bir Tanrı gibi dilediklerini yapacaklar (Devlet, 360c).
Üstelik kimse kendilerini görmediği
için dürüst olarak bilinmeye devam
edecekler. Böylece en dürüst görünen -görünmeyi beceren- en ahlaksız adam olacak.
Bir an için bu fantezinin gerçek
olduğunu ve takan kişiyi görünmez
yapan böyle bir yüzüğe sahip olduğumuzu düşünelim. Artık yakalanıp ceza görme endişemiz yok ve görünmezlik bizi her şeyi yapabilecek bir güç ve
kudrete ulaştıracak. Diğer insanların
bizim hakkımızdaki kanaatleri, başkaları tarafından takdir edilmek ve toplumsal onay, bizim için hâlâ önemliyse yüzük bu problemi de çözmekte:
Bir ahlaksızı ahlaksız yapan arzu, istek ve heveslerimizi ölçüsüzce tatmin
edebileceğiz ama yine ahlaklı bir adamın görüntüsüne sahip olabileceğiz.
İşte soru burada düğümleniyor: Her
türlü bağdan azade olarak; yakalanma, ayıplanıp dışlanma korkusu olmadan her şeyi yapabilecek bir güce sahip iken, hiç kimseye hesap verme endişesi taşımazken ahlaklı olmaya devam eder miydik? Neden? Ahlaksız ile aramızda fark nedir? Niçin
ahlaklı oluyoruz?
Bu sorunun sorulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Zira hem
yönetim hem de siyaset açısından, ahlakı, zayıf olanın güçlü olan karşısındaki hak talebinin sonucu olarak değil, güçlü olanın hak karşısındaki duruşuyla anlayabileceğimizi düşünüyo-
rum. Yani ahlak, ölçü getiriyor ve ölçü, gücün kullanımını da belirliyor. Bu
ölçü haktır. Bu ölçü adalet olarak kendini gösterir ve kanunda somutlaşır.
Platon, Gualikon’a şeytanın avukatlığını yaptırarak şöyle dedirtir:
“Haksızlıktan şikâyet edenler haksızlığa uğrayanlardır”(Devlet, 359a).
Eğer güçleri yetseydi haksızlık etmeyi bırakırlar mıydı? Hayır! “Haksızlık etme fırsatını bulan herkes haksızlık eder” (Devlet, 360c). Şimdi, bir
doğru bir de eğri adama dilediklerini
yapma fırsatı tanıyalım. Sonra artlarına düşüp onları eğilimlerinin nereye
götüreceğine bakalım. Göreceğiz ki,
doğrunun gittiği yer, eğrinin de gittiği
yer olacak. Çünkü kendinde olandan
fazlasını istemek, bunu iyi bir şey sayıp ardına düşmek, insanın doğasında olan bir şeydir. İşte onu bundan
alıkoyan, eşitlik saygısına götüren şey
kanundur (Devlet, 359c).
Bu anlayışa göre mecbur olmasa kimse ‘ahlaklı’ davranmaz. O halde ahlak “Oynamak zorunda olduğumuz çok gelişmiş, ince bir oyun,
toplumda yaşamak için ödediğimiz
bir fiyattır. Ahlak, insanları itaat ettirmek için yaratılmış bir kurallar bütünü, güçlü olanı istediği şeyi yapmaktan engellemenin yoludur. Gerçekten
güçlü olanlar beyinleri yıkanıp suçluluk duygusu duymadıkça istedikleri şeyi elde ederler. Gerçekten endişelenmeye değer tek bir kural vardır: yakalanmamak” (Horner; Westacott, 2001: 171).
Yasaya yakalanmadığımız sürece
her şey mubahtır! Bu yasa; hukuk gibi, ahlak gibi toplumsal normlar olur
ama her seferinde bir dış yasadır. Peki ya derunumuzdakinden –içimizdeki ahlak yasasından- kaçabilir miyiz?
Burada, “dış ahlak” ve “iç ahlak”
ayrımı yapmak oldukça işlevsel görünüyor.
Ahlaklı olmanın dış gerekçeleri olarak saydığımız dış şartlar; toplumun bizden uymasını beklediği ve
bizi kendisine uymaya zorladığı, uymadığımız zaman yaptırımlara maruz
bıraktığı ahlak kuralları, adeta cengâverin savaşa giderken düşmana karşı
korunmak için giydiği zırh gibidir. Bu
zırh onun birçok hareketini engellese
de onu düşman saldırılarından korumaktadır. Sosyal ahlakı bu zırha benzetebiliriz. Bu ahlak, içinde tırtılı kelebeğe dönüştüren koza misali olursa
değerlidir. Yoksa içi boş bir ahlak olarak, herhangi bir değer taşımaz. Sosyal
ahlak kuralları içerisinde gerçekleştireceğimiz kendi özümüz, gerçeğimizdir.
Ahlakın içi ve dışı olarak resmettiğimiz bu durumu, “dış ahlak” ve “iç ahlak” olarak yeniden adlandıralım: Dış
ahlak iç ahlaka çerçeve üretir, iç ahlak
dış ahlaka hayatiyet verir. Dış ahlak iç
ahlakların ortak noktasıdır. Ortak ahlakî mirastır ve gelenek olarak yaşar.
Sonuç olarak;
Hangi çağda ve hangi kültür çevresinde yaşarsa yaşasın, insan kendini değerler dünyası içinde inşa eder.
İnsan olarak bizler, varoluş ödevimizi
gerçekleştireceğimiz bir çerçeve ahlakın içine doğarız. Bu çerçeve, bu kalıp
içerisinde gerçekleştireceğimiz kendi özümüz, gerçeğimizdir. ‘İnsanlık’
denince akla, zeki bir memeli türünden çok, bu kavramın değer boyutu
gelmektedir. Çünkü “insan olma” erdemi, insanın ahlakî yolculuğundaki
son durakta, insanlık idealinde, gerçekleşir. Hâl, yani yaşama durumu,
yaşayandan kopartılamayacağına; bu
ideal ve onu gerçekleştirecek değerler,
değerlendirmeler yapan bireyden bağımsız bir ide olarak düşünülemeyeceğine göre, ahlak hem yaşayan hem
de yaşatandır. Bu hâl, Gyges’in yüzüğünün değil, kendimizin efendisi olduğumuzda gerçekleşir.
EYLÜL 2014
Bülten
5
DOSYA SiYASET AHLAKI
PROF. DR. EJDER OKUMUŞ:
Ahlak olmadan
siyaset olmaz
Ahlakın geçerli olmadığı, güzel ahlakî
ilke ve esasların geçerlilik bulmadığı bir
siyaset, kalıcı olmadığı gibi toplumu
yokluğa sürükler, mahveder.
RÖPORTAJ: AHMET YILDIZ
“Siyaset” ve “ahlak”, günlük hayatta çokça karşımıza çıkan kavramlar. Bunlar arasında ne tür
bir ilişki var?
Aslında ahlakın hayatın bütün
yönleriyle doğrudan ilişkisi var. Ahlak
olmadan hayatı, hayattaki devamlılığı tasavvur etmek mümkün değildir.
Böyle düşündüğümüzde, siyaset de
ahlakla doğrudan bağlantılıdır. Ahlak olmadan siyaset olmaz. Ahlak ile
siyaset arasında çok sıkı ilişki vardır.
Nitekim misalen Aristoteles ve Farabî
gibi filozoflar ahlakı siyaset biliminin
içinde ele almıştır. Ahlak-siyaset ilişkileri çok kompleks ve tartışmalı olsa
da siyasetin ve siyaset adamlarının, uymakla mükellef oldukları belli ahlakî
esasların olduğu kabul edilmektedir.
Ne yazık ki bugün siyaset denildiğinde kötü ahlak veya aynı anlamda ahlaksızlık akla gelmektedir. Siyaset adına öyle şeyler düşünülmekte ve yapılmaktadır ki sanki siyaset ahlak alanının dışında bir şey, bir kurum. Ondan
dolayı da siyasetin ve siyasetçilerin güzel ahlakın dışına çıkmaları, siyasetin
6
Bülten EYLÜL 2014
doğasından kaynaklanan bir durum
olarak görülebilmektedir. Oysa siyasetin de ahlaka, güzel ahlaka zorunlu bir bağımlılığı, bağlılığı söz konusudur. Ahlakın geçerli olmadığı, güzel ahlakî ilke ve esasların geçerlilik
bulmadığı bir siyaset, kalıcı olmadığı gibi, toplumu götürür, yokluğa sürükler, mahveder. Hakikatte siyaset
doğru yönetme, güzel yönlendirme,
iyi hükümet etme işidir. Doğru, güzel ve iyi dediğimiz yerde ahlak var
demektir. Ahlak olmadan siyaset olmaz, günümüzün oportünist, pragmatist, makyavelist siyasetin yaygınlığına rağmen. Yine de insanların en
çok şikâyet ettiği konu siyasetin güzel
ahlaka mugayir yönüdür. İslam açısından konuya baktığımızda, her konuda olduğu gibi siyasette de temel ahlakî esaslara uyma zorunluluğu bulunmaktadır. Siyasetin güzel ahlakla
boyanması, icra edilmesi, siyasetçilerin güzel ahlaki ilkelere riayet etmesi,
İslam’a göre zorunluluktur. Siyasetçide bulunması gereken özelliklere bakıldığında, onların ahlakla doğrudan
bağlantılı olduğu görülür. Mesela adil
olma, dürüst olma, iyi davranma vd.
hep ahlakın içinde olan niteliklerdir.
Siyaset ahlakından bahsedilebilir mi? Siyaset ahlakını nasıl tanımlamak gerekir?
Siyaset sosyolojisi, siyaset bilimi
ve siyaset felsefesi perspektiflerinden
konuya bakılırsa, siyaset ahlakından
tabii ki bahsedilebilir. Ahlak ile siyaset arasında ayrılmaz bir ilişki olduğuna göre bir siyaset ahlakından, bir
devlet ahlakından söz etmek mümkündür. Nasıl ki örneğin bir meslek
ahlakından, bir aile ahlakından, bir
sosyal ahlaktan, bir bireysel ahlaktan
söz edilebiliyorsa, bir siyaset ahlakından da söz edilebilir, hatta edilmelidir. Toplum halinde yaşayan insanlar,
birbirlerine karşı ve de siyaset, bireylere ve topluma karşı sorumlu ise, o
takdirde bir siyaset ahlakının, bir devlet ahlakının olmaması düşünülemez.
Siyaset ahlakının, insanların siyasette nasıl davranması gerektiğinin bilgisini veren ahlak olduğu söylenebilir. Siyaset ahlakı, kısaca siyasal davranış ahlakı olarak da adlandırılabilir. Siyaset ahlakı, başka bir ifadeyle siyasetin ahlakî yönünü, siyasette uyulması gereken ahlakî ilkeleri ifade eder.
Genel olarak bir toplum için ahlak
çok önemli, hatta hayatî bir kurum
olduğu gibi siyaset için de son derece önemlidir. Sosyal bir kurumun ahlak disiplini olmadan yaşayamayacağı
göz önünde tutulursa, siyaset ahlakının veya siyaset-ahlak ilişkisinin önemi anlaşılacaktır. Özetle her ne kadar siyasette ahlakî paradokslar varsa
da bir toplumda siyaset ahlakı gereği siyasetçi veya siyaset, sonuçta belli
bir ahlakî iyiyi gözetmek ve iyi niyetle hareket etmek durumundadır. Ancak buna uymayan, yani kötü niyetle
hareket eden, iyiyi gözetmeyen siyaset veya siyasetçiler de vardır. O halde iyi siyasetten bahsedilebileceği gibi kötü siyasetten de bahsedilebilir.
Hz. Peygamber’in meşhur hadisidir: “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” Bunun
siyasetteki izdüşümü nedir? İslam’ın öngördüğü siyaset ahlakı nedir?
İnsanların zihniyet dünyasını, hayat tarzını, imanını değiştirmek üzere
görevlendirilen Hz. Peygamber, “innemâ buistu en utemmime mekârime’l-ahlak”, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyuruyor.
Bu hadis-i şerif çok derinlikli bir sözdür. Bu, güzel ahlakı imanla doğrudan bağlantılandırıyor. Güzel ahlakı
imandan, imanı güzel ahlaktan ayrı
tutamazsınız. Nitekim Mekke dönemi boyunca nazil olan ayetlere bakıldığında, imanla mü’min kimliğinin,
mü’minin ayırt edici şahsiyet özelliklerinin, güzel ahlakî yönlerinin birlikte zikredildiği açıkça görülür. Bu da
İslam’da güzel ahlakın ne kadar hayati
olduğunu gösterir. O halde İslam’a göre siyaset ahlakı, siyasette güzel ahlakî
ilkelere riayet etmektir. İslam’da siyaset ahlakı; dürüst yönetim, adil yönetim, paylaşımcı yönetim, merhametli
yönetim, hakperest ve hakşinas yönetim ve siyaset demektir. Yönetilenlere karşı yalan söylemek, zulmü meşrulaştırıcı söylem ve uygulamalara girişmek, haklıyı haksızı ayırmamak, İslam siyaset ahlakına terstir.
KiMDiR?
1967 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. 1988’de Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne başladı. 1989-1994 yılları arasında İstanbul ve Kahramanmaraş’ta öğretmenlik yaptı. 1995’te Selçuk Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı ve 1999’da Marmara Üniversitesi’nde doktora boyunca asistanlık yaptı. Diyarbakır ve İzmir’de İlahiyat Fakültelerinde bir müddet çalıştıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ne
geçti. Hâlen burada görev yapmaktadır.
“Siyasetin şerrinden Allah’a sığınırım” yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siyaset, şeytani bir uğraş mı yoksa sadece siyasetin belirli bir tarzını mı bu
şekilde değerlendirmek gerekir?
Bu yaklaşım, tamamen konjonktüreldir. Siyasetin kötü icra edildiğinin düşünüldüğü yerde söylenmiş bir
sözdür. Sadece siyasetin değil, her şeyin şerrinden Allah’a sığınmak gerek.
Ancak özellikle siyasete dair böyle bir
şeyi dillendirmek ve bunu genellemek
doğru bir yaklaşım değildir. Doğrudan doğruya siyasetten Allah’a sığınmak tamamen yanlış bir iştir. Siyaset,
toplum için, toplumsal hayat için olmazsa olmaz bir kurumdur. Siyasetin
olmadığı bir din, dinî hayat, İslam toplumu, Müslümanca yaşam, mümkün
olabilir mi? Böyle bir söz toplumsal realiteye, insanın yapısına, toplumun yapısına ters bir yaklaşımdır ve gerçekte
karşılığı olmayan bir yaklaşımdır. Siyaseti mutlak anlamda şeytani bir uğraş ve meslek olarak kabul etmek, oldukça yanlıştır. Siyasetin yanlış yapıldığı, kötülük üzere kurulduğu, siyasetin tamamen kirlendiği, güzel ahlaktan uzaklaştığı bir yerde siyasetin şerrinden uzak durmak, Allah’a sığınmak
gerekir; ama bu her şey için geçerlidir.
Siyaset ahlakı veya ideal devlet
konusunu İslam dünyasında ele
alan isimlerin başında belki de
Farabi gelir. Medinetü’l-Fazıla
isimli eserinde bir devlet yöneticisinin taşıması gereken vasıfları sayar. Medinetü’l-Fazıla ile
Platon’un Devlet’ini ahlaki hedefler ve standartlar açısından
karşılaştırabilir misiniz? Neler
söylersiniz bu konuda?
Farabi’nin devlet ve siyaset yaklaşımı ile Platon’un yaklaşımı arasında benzerlikler, aynılıklar var, ancak
anlayabildiğim kadarıyla Farabi’nin
siyaset anlayışında İslamî renk ağır
basmaktadır. Farabî, Platon’dan yararlanarak bir devlet felsefesi, bir siyaset ahlakı ortaya koyuyor, ama İslamî esaslar temelinde, Kur’an ayetlerini esas alarak yapıyor bunu. Mesela fazıl devlet, siyaset veya şehir yönetimi
ile fasık devlet veya siyaseti, aynı şekilde örneğin sapık devleti, hasis devleti, mübeddele devleti ele alırken kalkış noktasının Kur’an olduğu görülür.
Farabi devletin ve şehrin çöküşünde
de ahlakî yozlaşma ve çürümeye yol
açan fikirleri en başat etken olarak görür. Farabî’nin siyasetle ilgili görüşlerinin farkını anlayabilmek için onun
es-Siyâsetu’l-Medeniyye, Medinetu’lFâdıla, Fusûlu’l-Medenî gibi eserlerine bakmak lazım. Farabî’nin siyaset
ilmi ve siyaset felsefesinin temelinEYLÜL 2014
Bülten
7
DOSYA SiYASET AHLAKI
de Eflatun veya Aristo’nun görüşleri
değil, Kur’an’ın yaklaşımı olduğunu
söyleyebiliriz. Siyaset ahlakı konusunda bu durum hassaten geçerlidir. Reisin halkla ilişkilerinde, resin ve devletin taşıması gereken özellikleri konusunda ortaya koyduğu ahlakî ilkelerin
temelde İslamî kaynaklara dayandığı
anlaşılmaktadır.
Siyaset ahlakı dendiğinde veya
bu iki kavram aynı cümlede birlikte kullanıldığında ilk akla gelen çağrışımlardan biri, siyasetçilerin ahlaki tutumları oluyor.
Sanıyorum siyaset ahlakı ile siyasetçilerin ahlakı arasında bir
ayrım yapmak gerekir?
Siyasetçilerin ahlaksızlaştığı, güzel veya iyi ahlaka riayet etmediği durumları siyasetin doğasına hamletmek
doğru değil gibi geliyor bana. Siyaset
ahlakı, genel olarak siyasette uyulması
gereken iyi ahlaki esasları ifade ederken, siyasetçilerin ahlakı, iyi de olabilir, kötü de. O halde siyaset-ahlak
ilişkisinin siyasetçi-ahlak ilişkisinden,
siyaset ahlakının politikacının ahlakından ince bir çizgiyle ayrıldığı hususuna değinmek yararlı olabilir. Bugün siyaset-ahlak ilişkisinden bahsedildiğinde, siyaset ahlakından çok siyasetçinin ahlakının gündeme geldiği görülmektedir. Siyasetçinin ahlakı konuşulduğu veya sorgulandığı zaman, siyaset ahlakı sorgulanmış veya
konuşulmuş olmuyor aslında. Böylece siyasetçinin ahlakı ele alındığında, siyasetçinin içinde yer aldığı siyaset evreni değil, siyasetçinin siyasal davranışı ele alınmış olmaktadır.
Aslında siyaset ahlakı bozulursa, durum vahim demektir. Siyasetçinin ahlaki yönden bozulması zaman içinde
siyaset kurumunun ahlaki bozuluşunu getirirse, gerçekten o zaman toplum ve devlet, çok vahim durumlarla karşılaşacaktır.
8
Bülten EYLÜL 2014
Siyasette Makyavelci denilen bir
yaklaşımı pek çok kimse ahlaksızlığın adlandırması olarak görür fakat gerçek hayatta Machiavelli’in “Hükümdar” adlı eserinde resmettiği durum hiç de
azımsanmayacak düzeyde yaygındır. Makyavelciliğin hem en
çok rastlanan hem de en çok
eleştirilen bir tarz olması da ayrı
bir ahlakilik sorunu mu?
Evet, maalesef biraz öyle. İnsanlar, kendi çıkarlarına bir şeyin olmasını istediklerinde farkında olsunlar
ya da olmasınlar Makyavelist bir yaklaşımla, olmasını istedikleri şeyin olması için çalışırlar, orada ahlak falan
bir şey kalmaz. Esasen bugün bizim
genel olarak bir ahlak veya ahlaksızlık
bizim güzel ahlaka, iyi ahlak esaslarına olan samimiyetsiz, tutarsız yaklaşımımız nedeniyle olsa gerektir.
Siyaset kurumu, Türkiye’de veya pek çok ülkede en çok eleştirilen toplumsal sınıflardan biridir. Özellikle de yolsuzluk, suistimal gibi olaylarla gündeme gelir. Siyasetin bu kadar eleştiriliyor olması siyasetin doğasından
mı, siyasetçilerin ahlaki tutumlarında yeterince hassasiyet göstermemelerinden mi yoksa siyasetin göz önünde olması ve halka hesap veren önde gelen kurumlardan biri olmasından mı
kaynaklanıyor?
Bu çok geniş bir konu. Türkiye’de
siyasetin bu derece eleştiriye, hem de
İslam’a göre siyaset ahlakı, siyasette
güzel ahlakî ilkelere riayet etmektir.
İslam’da siyaset ahlakı; dürüst, adil,
paylaşımcı, merhametli, hakperest ve
hakşinas yönetim ve siyaset demektir.
sorunumuz var. Sanki hayattan ahlakı
kovmaya çalışıyoruz. Siyasette ahlaksızlığın veya iyi ahlaka aykırı tutum,
yaklaşım ve davranışların olması, toplumdan, toplumdaki genel ahlakî durumdan ayrı değerlendirilemez. Siyaset bu anlamda toplumun bir aynasıdır. Toplumdaki güzel ahlak da kötü
ahlak da siyasete de yansır, başka alanlara da. O nedenle günümüzde yaşadığımız ahlakî problemlerin kaynağında genel olarak ahlakı toplumsal
hayatımızın, imanımızın, amellerimizin, ekonomimizin, siyasetimizin, eğitimimizin bir parçası olmaktan çıkarmış olmamız yatmaktadır. Makyavelizmin hem eleştiri konusu yapılması
hem de onu eleştiri konusu yapanlar
tarafından meşrulaştırılması da yine
olumsuz bir eleştiriye, hatta karalamaya konu olmasının arkasında ne
olup bittiğinin iyi irdelenmesine ihtiyaç var. Türkiye yaklaşık yüz yıldır,
yani bir asırdır olağanüstü durumlarla boğuşuyor, yeni yeni normalleşmeden söz edilebilir, ama yine de rahat
verilmiyor. Olağanüstü şartları hazırlayanlar, çoğu kez siyaseti olumsuzlayarak, kendi ahlaksızlıklarını örtbas
etme, kendilerini halk katında temize çıkarma yoluna gitmişlerdir. Bunlar hep siyaseti ve siyasetçileri olumsuzlamış, kötülemiş, karalamış, hatta dövmüşlerdir. Siyasetçiyi; ahlaksız, yolsuz, adaletsiz göstermeye çalışmışlardır. Çünkü bunu yapmasalardı, darbelerine, müdahalelerine meşruiyet kazandıramazlardı. Fakat bu da
siyasetin Türkiye’de hep çok da iyi icra edildiği, halkın adaletle yönetildiği, siyasetçilerin devleti hep iyi ahlakla
idare ettikleri anlamına gelmez. Ancak diğer kurum ve kuruluşlar da bu
konuda siyasetten farklı değildir. Sonuçta toplumumuza bir operasyon,
bir ahlak operasyonu yapılmış, toplumumuzun vücudunun kimyasına yönelik bir bozma harekâtı yapılmıştır.
İnşallah Kur’an’da belirtildiği gibi yeniden imanla, yenilenmeyle, kaybettiğimiz ahlakımıza yeniden kavuştuğumuzda siyasetimiz de iyi ahlaka göre icra edilecektir. Bir süredir bunun
işaretleri siyasette ve diğer bazı alanlarda görülmeye başlanmıştır.
Dinin toplumsal ve siyasal rolü
yadsınamaz noktada. Dolayısıy-
mi perspektifiyle denilebilir ki, Türkiye’de din istismarından çok din istismarının istismarı vardır. Maalesef Türkiye’de dinden rahatsız olan bazı siyasal oluşum ve gruplar, partiler ve hizipler, siyasal elitler, elitist aydınlar, din
istismarı söylem ve politikasını dinî
özgürlükleri kısıtlamanın, dinî hayatı daraltmanın, dini kamusal alandan
kovmanın bir yolu olarak görmüşlerdir. Elbette dini siyasete alet edenler,
dini istismar edenler vardır, ancak bunu yapanlar samimi olarak dini kimliği benimseyenler, din özgürlüklerini savunanlar değil, dindar olmadıkları, dindarlara mesafeli oldukları halde gerekli gördükleri, çıkarları gerektirdiği yerde dinle yakın temas kuran,
dinsel söylem geliştirenlerdir.
Toplumsal hayatın genelinde ahlaki
açıdan tutarsız, samimiyetsiz, ilkesiz
isek, siyasette iyi ahlak beklemek
veya siyasette iyi ahlakın iyi sonuçlar
üretmesini beklemek boşunadır.
la din-siyaset ilişkisi de sıklıkla
tartışma konusu oluyor. Bir kısım çevreler dinin siyasete alet
edilmesinden, dinin araçsallaştırılmasından bahsediyorlar. Bu
tür iddiaları siyaset-ahlak ilişkisi bağlamında nasıl değerlendirmek gerekir?
Hiç şüphesiz din ile siyaset ilişkileri tarihsel olarak ve günümüzde çok
girifttir. Siyaseti dinden ayrı düşünmek, insanî ve sosyolojik gerçeklikle bağdaşmaz. Lakin bizde laiklik veya sekülarizm adına maalesef dine ve
dindarlara karşı patolojik bir yaklaşım sergilenmiştir. Ne zaman din veya dinsel özgürlükler adına bir talepte
bulunulsa hemen din istismarı yaftası
yapıştırılmıştır. Gerçekte siyaset bili-
Bugün Müslümanların yaşadığı ülkelerde, özellikle de Ortadoğu’da yaşanan siyasi ve sosyal
olayların pek çoğu insanı utandıracak türden zalimce, vahşice, ahlaksızca ve ilkesizce. Dini değerlerin bu kadar çok söz
konusu edildiği bir coğrafyada
ahlaki değerlerin bu kadar ayaklar altında olmasını neye bağlıyorsunuz?
Maattessüf böyle bir durum var.
Bunun küresel aktörlerle, küresel
neo-emperyalizmle, küresel kapitalizmle, küreselleşme ile ilgili boyutları olduğu gibi, doğrudan Müslümanlarla, Müslümanların bazı özelliklerini kaybetmeleriyle ilgili boyutları da var. Kur’an’a, İlahî kelama yeni-
den muhatap olma zorunluluğumuz
var, Peygamberî hayat tarzını model
almaya ihtiyacımız var.
Daha ahlaki bir siyaset, daha ahlaki bir toplum ve devlet için sanıyorum sadece siyasetçilere değil herkese görev düşüyor? Yani
öncelikle satılan domatesin çürük tarafını altta saklamayarak
başlanabilir, değil mi?
Biraz önce de söylediğim gibi
ahlak bir toplum olayı ve olgusudur.
Toplumsal hayatın genelinde ahlaki
açıdan tutarsız, samimiyetsiz, ilkesiz
isek, siyasette iyi ahlak beklemek veya siyasette iyi ahlakın iyi sonuçlar
üretmesini beklemek boşunadır. Ölçü ve tartıda hile yapıyorsak, ön veya üst tarafa malın iyilerini, arkasına
veya altına da çürüklerini yerleştirip
insanlara takdim eder ve sonra da alttaki veya arkadaki çürükleri de katarak satarsak, siyasetin iyi icra edilmesi
ne kadar mümkün olabilir? Toplumda, siyaseti de ahlaki açıdan denetleyecek ahlaki ilkelerin hâkim olması
gerekir. Çeşitli sosyal grupların, emr
bi’l-ma’ruf ve nehy ani’l-münkeri icra eden nefer, teşkilat veya gruplarının, sivil toplum örgütlerinin iyi ahlaki ilke ve esasları toplumun genelinde, bütün sosyal kurumlarda hâkim kılma çabası içine girmeleri şarttır. Bu yapılırsa, siyasette de ahlaki açıdan yozlaşma, çürüme, bozulma, kuralsızlık, ilkesizlik, yabancılaşma olmaz, olursa da mücadele imkânı doğar ve zararları azaltılabilir. Lakin tersi
olursa, siyasetteki ahlaki ilkelere ters
bir şekilde siyasetçilerde kötü ahlaki
tutum ve davranışlar, kötü siyasetler,
kötü politikalar yaygınlaşır.
Hocam, bize zaman ayırdığınız ve cevaplarınız için teşekkür ederim.
Asıl ben teşekkür ederim. İnşallah faydalı olur.
EYLÜL 2014
Bülten
9
DOSYA SiYASET AHLAKI
“İç Ahlak”
İç varlığı yaşayan, yaşayabilen,
kendi birli ve çoklu iç dünyalarında
ahlak düzeni kurabilir. İç eylemleri, iç
sorumlulukları, iç değerlerle gerçekleşir.
PROF. DR.
AHMET İNAM
ORTA DOĞU TEKNIK ÜNIVERSITESI
FEN EDEBIYAT FAKÜLTESI
AHLAK,
kamu alanındadır; birlikteliklerin, ortaklıkların, koinostik
olanın (koinos, Eski Yunancada ortaklaşa yapılanı, paylaşılanı gösteriyor, idios sözcüğünün zıttı olarak)
alanıdır diye bilinir. Toplum içinde,
göz önünde olup biter.
Göz altında olmayan alanların
ahlakı olur mu? Ahlak alanı, toplum içinde ortaya çıkan, herkese açık,
herkesçe görülebilir, herkesçe paylaşılır bir özellik taşımıyor mu? Bu göz
önünde olan, herkesin insan olarak
dâhil olduğu, “eşit” olduğu ahlak, dış
ya da ortak ahlak olarak adlandırılabilir. Genel olarak günlük dilde ahlak,
bu dış ahlak, ortak ahlaktır. Böyle
anlaşılmayan bir ahlak olabilir mi?
İç ahlak adını verebileceğim ahlak, alışılagelen ahlak anlayışının dışına düşüyor. Nedir iç? “İç”i, paylaşma kavramının yardımıyla kabaca tanımlayabiliriz. İç, bilinçli bir bütünün yalnızca kendisinin yaşayabileceği yaşantılar alanıdır. Bu tanım, çeşitli zorluklar taşısa da, “iç” hakkında, paylaşım açısından yol gösterici
olduğu için dikkat çekicidir.
10
Bülten EYLÜL 2014
Bu betimlemeye göre üç ayrı “iç”
ayırt edebiliriz.
a) Bireysel iç
b) Çoğul iç (Mahrem yaşam içi)
c) İç varlık (L’ Etre intérieur)
a) Bireysel iç, yalnızca bireyin yaşayabildiği alandır. Kimse bir ötekinin içini yaşayamaz. Bireysel içi, ancak o içi taşıyan birey yaşayabilir.
b) Çoğul iç, birden fazla bireyin yaşayabildiği içtir. Ayşe ile Mehmet’in birlikteliğinin (koinos!) oluşturduğu iç,
Mehmet’in Ayşe dışında, karşılıklı etkileşim içinde bir başkası ile yaşayamayacağı (Ayşe’nin de Mehmet’in dışında!)
yaşantılar alanıdır. Mahrem bir alandır.
Saklanan anlamında, gizli anlamında
değildir burada “mahrem”; üçüncü kişilerin yaşayamayacağı, salt bu ikisine özgü yaşantılar alanıdır. İkisi, bu ortaklaşa içi yaşarlar. (Eski Yunancada bu kavramı belki koinou entos sözüyle karşılayabilirdik! Paylaşılan iç anlamında!)
c) İç varlık, bireysel ya da paylaşılan içlerin yer aldığı, bulunduğu iç
dünya, iç âlem ya da derûnî âlem. Bu
iç varlık, yalnız iç yaşayabilenlerin
paylaşabileceği bir dünyadır. Ne demek “iç yaşayabilmek”? Her insanın
iç dünyası vardır, birey olarak ya da
öteki insanlarla iç yaşayabilirler. Ancak insan iç yaşayabilir. İç yaşayan, iç
varlığı yaşayabilir. Bu, nasıl olanaklı-
dır? Hiç kimse bir başkasının iç dünyasını yaşayamaz. İç dünyalar, bu anlamda birbirlerine kapalıdır. Ancak,
dışa, bedene ulaşılarak, bedenin işareti ya da imasıyla iç dünyalarda olup
bitenleri anlama, kavrama, dolaylı bir
yaşam olarak gerçekleşebilir.
Ötekinin iç dünyası ancak bedeni aracılığıyla “dışarıdan” yaşanabilir.
Ötekinin ve benim iç dünyalarımız
bireysel içler olarak iç varlıkta bulunur. Kendi iç dünyamı yaşayabilirim
ama iç varlığı yaşayabilir miyim? Elbette. Nasıl?
İç varlık, dışarıdaki içtir; ben
onun içindeyimdir ama o da benim
içimdedir, içimdeki dıştır. Öyleyse iç
varlık, dışımdaki iç, içimdeki dıştır.
İçimdeki dışı “görebilmem”, yaşayabilmem için, dışımdaki içi yaşamam gerekir. İşte, ancak içimdeki dışımı, dışımdaki içimi yaşayabilirsem, içinde
bulunduğum iç varlığın bilincine varabilir, onu yaşayabilirim.
“İçimdeki dışım” ne demek? İçimin tümüyle bana ait olmadığını,
içimde tümüyle “keyfî”, “dilediğimce” hareket edemeyeceğimin anlamı,
“içimdeki dıştan” gelir. İç dünyam:
Düşüncelerim, hayallerim, duygularım, ağrılarım, hazlarım, benim denetimimde, yönetimimde değil tümüyle; içimde bir dış var, bir ”yabancı” var,
içimin gücü tümüyle benden kaynaklanmıyor. İçime her zaman söz geçiremem; “dış” olan, bir ölçüde “bilip”,
bir ölçüde “bilemeyeceğim” bir “dış”
var içimde. Bundan dolayı, içim bir
ego değil, “ben” değil. İçimde “o” var.
“Dışımdaki iç”, dışımın bana “göründüğü” gibi olamayabileceğinden
kaynaklanır. Algılarım bana tümüyle gerçekliği vermez. Gerçekliğe, “dış”
gerçekliğe ben “anlam” katarım. Onu
anlamlarla yoğururum. İçimle yoğururum. Örneğin bir ayrık otu, “salt
fiziksel” yanıyla ayrık otu değildir,
onunla ilgili yaşantılarımda “özel” bir
anlam kazanabilir, bende bir “anısı”
olabilir, içimin bir izi olabilir!
Dıştaki içim anlam dünyamdır,
mana âlemimdir. İşte, içteki dışı, dıştaki içi yaşayabilen iç varlığın yaşayanları olurlar.
İçimde olup bitenler, içimdeki ahlak durumunu nasıl oluşturuyor? Yeniden soralım: İçimdeki ahlak düzeni
nasıl oluşuyor? İçimdeki eylemle kime
kötülük edebilirim ki? İçimdeki değerlerim, içimde kalan niyetim, içimde nasıl bir yükümlülük, sorumluluk oluşturabilir ki? İç dünyamda “yapmam”
gereken ödevlerim var mı? İçimdeki
sorumluluk kime karşı sorumluluktur?
İçimde yalnızca “ben” varken? Çoğul
içte yalnız birbirimize sorumluyuz.
Herkese açık olmayan sorumluluk,
sorumluluk mudur? İki kişiye, üç kişiye… sınırlı kişilere bağlı ahlak olabilir
mi? “Bu bizim iç ahlakımız sizi ilgilendirmez” diyebilir miyiz? Nedir iç dünyaların ahlakını olanaklı kılan? Tekrar tekrar sorduğumuz sorunun yanıt
denemelerini vermeye çabaladığımız
bu giriş çalışmamızda,
içimizde olanların görünürde “keyfîliği”ne,
belirsizliğine karşın, iç
ahlak düzeninin güvencesinin iç varlıktan kaynaklandığını
da vurgulamak gerekiyor. Tek kişilik içte
her türlü “edepsizliği
yaparsak” kime zararımız dokunur ki? Elbette önce kendimize.
İç dünyamız, iç varlık-
Herkese açık olmayan
sorumluluk, sorumluluk
mudur? İki kişiye, üç
kişiye… sınırlı kişilere
bağlı ahlak olabilir mi?
“Bu bizim iç ahlakımız
sizi ilgilendirmez”
diyebilir miyiz?
tadır. İç varlık, bütün iç dünyaları kuşatır. İç varlığı yaşayan, yaşayabilen, kendi birli ve çoklu iç dünyalarında ahlak düzeni kurabilir. İç eylemleri, iç sorumlulukları, iç değerlerle gerçekleşir.
Elbette iç varlığın yaşanması iç özgürlük ve öteki bilinciyle olanaklıdır.
Bunların kazanılması, ‘iç’in üzerindeki dış ve iç güçleri keşfetmeye çalışmakla sağlanabilir. Bu da bizi iç yönetimi kavramına götürüyor. İçimizi etkileyen güçleri öyle yönetmeliyiz ki, iç ahlak düzenimiz işleyebilsin.
Bu keşif için içimizin gücünü yakalamalıyız, içimizin bütünlüğünü de.
İç dünyamız zaman akışı içinde, bir
anlamda hep aynı dünyada kalıyor;
iç varlıkta kendine özgü sürekliliğini
gerçekleştiriyor; bu süreklilik, bir düzen sağlıyor, bir iç düzen; bu iç düzenin ahlakî düzen olabilmesi, sorumluluk duygumuza, iç varlığı yaşayabilecek donanıma, sahip
olmamıza bağlıdır.
İç ahlak düzeni,
içimizin sürmesi, iç
hayatımızın devam
etmesiyle olanaklıdır. Bundan dolayı,
içimize karşı, içimizde olup bitene karşı,
sorumluyuz. İnsanların iç dünyasını kuşatan iç varlığın yaşanmasını, “içimizde”
ve “dışımızda” varlığını sürdürmesini
sağlamak da, iç ahlak düzeninin temel ahlak sorumlulukları arasındadır.
İçimizdeki kazanı kaynatmak için
içimize odun atmak, içimizin gizil gücünü etkin hâle getirmek gerekir. Kazanımız iç yönetimin başarısıyla iç ahlak düzenini yaşar kılacak ateşle iç gücümüze destek verecektir. İç ahlak sürekli olarak beslenmek zorunda, bunun için gerekli iç enerji, gizilliği etkin hâle getirecek iç kazanla (buna
gönül kazanı da diyebiliriz!) sağlanır.
İç ahlak düzeninin kurulması, sürdürülmesi de, aynı ahlakın gerektirdiği
büyük bir sorumluluktur!
İç ahlak düzeni, inşa edilecek bir
düzendir; kaynağını içimizdeki dışsallıktan alır, bizim etkinliğimizi, moda
bir deyimle “inisiyatif almamızı” gerektirir. İç ahlak düzeni, ahlak bilincine, iç varlık bilincine erişmemiş insanlarda oluşamıyor, bir bakıma, bunun sonucunda da dışımızdaki ahlakı hakkıyla, gerektiği gibi yaşayamıyoruz. İç düzen kurulduğunda sürmesi
iç defterimizin iyi tutulmasına, içimizdeki dış dünyaya yeterince yer açmasına bağlıdır. İçinde farklı olanı,
içinde “dış” olanı, yabancı olanı taşıyamayan, içine dünyayı, dünyaları
konuk edinemeyen, içindeki güçlere
ulaşımında sorunları olan, iç ulaşımını oluşturamamış, içindeki yabancı öğelerle iç paylaşımını gerçekleştirememiş insanlarda iç ahlak düzeniyle ilgili ağır sorunlar çıkabiliyor.
Kendimizi ayakta tutmaya yarayan psikolojik savunma mekanizmalarının gerçekliği çarpıtmaya yol açmaması için, iç dünyamızın, iç gücümüzün ışığıyla görülmeye çalışılması, gerekli yüzleşmelerin gerçekleştirilmesi zorunlu görünüyor.
İçimizdeki dünyanın güzelliği, dışımızda, diğer insanlarla paylaştığımız
dünyayı yaşanır hâle getirebilmek için
büyük bir olanak olabilir.
EYLÜL 2014
Bülten
11
DOSYA SiYASET AHLAKI
Etik ile politika
arasındaki ilişki nedir?
SHALLY MAKARENKO
ARAŞTIRMACI, YAZAR
Politika, temelde betimleyici ve olgusal bir
bilimdir ve barış veya savaş zamanında
yönetimin işleyişini konu edinir. Etik ise ne
olması gerektiğini konu edinir, gerçekte neyin
olduğunu veya var olanın ne olduğunu değil.
POLITIKA biliminin konusu, yöneti-
min yapısını ve işlevini tanımlamaktır. Politik kurumlar, kamu yararının
gerçekleştirilebilmesi için vatandaşların davranışlarını düzenlemek amacıyla kurallar koyar.
İnsan, sosyal bir varlık olmanın yanında aynı zamanda politik bir varlıktır. Birey ve devlet, birbirlerine karşılıklı bağımlıdır.
Politika bilimi, devlete karşı bireyin ve aynı zamanda bireye karşı da
devletin görevlerini belirler. Haklar
ve görevler, devletin güvencesi altındadır ve gerçekte ahlaki yaşam, politik yaşama derinden bağlıdır.
Etik ile politika çok yakın bir ilişkiye sahiptir. Her ikisi de normatif bilimlerdir. Etik “en yüce iyi”yi amaçlarken politika “kamu yararı”nı amaçlar. Kamu yararına bireylerin yararıyla
ulaşılabilir. Bu sebeple politika, vatandaşlarının daha müreffeh olmasının
sağlanabileceği ideal bir refah devletinin kurulmasını amaçlar.
Benzer bir şekilde bireysel yarara, kamu yararı aracılığıyla ulaşılabilir. Politika pratik bir bilimdir ancak
12
Bülten EYLÜL 2014
etik böyle değildir. Bununla birlikte
pratik yaşam üzerinde etik’in etkisi,
göz ardı edilemez.
Politika ve etik tarihine baktığımızda, mesela Platon zamanındaki
etik ve politikaya göz attığımızda, yine her iki bilimin yakın bir ilişki içerisinde olduğu görülür.
Ancak Aristo, politika ve etik üzerine iki ayrı eser yazdı ve böylece konuların alanını farklılaştırdı. Etik ve
politika arasındaki ilişkiyle ilgili olarak düşünürler arasında elbette fikir
ayrılığı vardır.
Örneğin Gandi, politika ile etik
arasında mutlu bir evliliğin kurulması
gerektiğini savunur. Erdemli politika,
etik bir temele sahip olmalı.
Diğer yandan Machiavelli ve Lather, politikanın etik ile hiçbir bağının olmadığını savundu. Hükümdarın iradesi kanundur. Egemenlik, himayeleri karşılığında insanlar üzerinde uygulanmalıdır. Bu yüzden politikanın etik ile herhangi bir bağa sahip olmasına gerek yoktur.
Hobbes ve takipçileri, iyi davranışın devlet tarafından dayatılabilece-
ğini ve bu sebeple etik’in sadece politikanın bir dalı olduğunu iddia eder.
Etik ve politika arasındaki ilişkiyle
ilgili olarak fikirler farklılaşır. Fikirlerin farklılıklarına rağmen kesin olan
şu ki etik ile politika arasında karşılıklı bir bağımlılık vardır. Etik filozofları, devlet politikasını etkilemeye çalışmışlardır.
Politikacılar, devletin ahlaki görünümünün değişiminde önemli bir rol
oynadılar. Grayeff, politikacıların, fikirler aracılığıyla etik görüşler üzerinde söz sahibi olduklarının altını çizer.
Gerçekte, Karl Marks ve Mao Zedung gibi politik lider ve düşünürler,
kendi siyasi felsefeleri aracılığıyla devletin etik, dinî ve kültürel görünümünün değişimini sağlamışlardır.
Yukarıdaki husus, hem politik düşünürler hem de etikçiler için eşit düzeyde önemli olan bazı kavramların
varlığı aracılığıyla daha da belirgin hale gelir. Adalet, özgürlük, hak ve görevler gibi kavramlar, etik ve politikanın sınır hattında yer alır.
Elbette bu kavramlara farklı yaklaşımlar da söz konusudur. Politikacılar, hakların görevleri içerdiğini söylerken, gerçekte söyledikleri başka bir
şeydir. “Biri, bir başkasından kendisi
için bir şey yapmasını beklerse, kendisi de başkası için bir şey yapmalı”
önermesinde olduğu gibi tamamen
medeni anlamının dışındadır.
Diğer yandan etikçiler, kuralların
ihlali karşısında herhangi bir cezayı ne
dayatabilir ne de önerebilirler. Etikçi, sadece doğrunun ne olduğunu ta-
Politikanın amacı, bedeli
ne olursa olsun kamu
yararı veya menfaatini
elde etmektir. Politika,
araçlara değil amaca
daha fazla vurgu
yapar. Etikçilerin amacı
şudur: Herkes, daha
iyi bir insan olmalıdır.
Böylece etikçiler
tarafından önerilen “iyi”,
evrensel iyidir, sadece
kamu yararı değil.
nımlar ve topluma bir şey vermeden
her şeyi alıp götürmeyi doğru bulmaz.
Politika ve etik arasında bazı benzerlikler yer almasına rağmen bu ikisi arasında bazı farklılıklar da bulunmaktadır.
Politik felsefe, hükümet ve hükümetin işlemlerinin farklı biçimleri üzerine çalışma yapan bir disiplindir. Politika, iktidarın farklı biçimlerini karşılaştırır ve en iyi iktidar biçiminin tanımını yapmak için iktidarın oluşumunu konu edinir.
Diğer yandan etik, davranışını
değerlendirmek için karakteri, niyeti, arzusu gibi özellikleriyle insanı konu edinir. Bu anlamda etik’in kapsamı
daha geniş ve daha özgecildir.
Hem etik hem de politika; görev,
sorumluluk gibi kavramlarla ilgilidir.
Etikçi, sorumluluğun ne olduğu veya ne olmadığını değerlendirmek için
teorik ve analitik bir çalışma yapar.
Politikacılar da aynı işi yaparlar
fakat bundan fazla olarak yaptıkları,
yanlış yapıldığında sorumluyu belirlemek ve cezayı vermektir. Politikacılar bunu, yönetimin düzgün çalışması için yaparlar.
Etikçiler, doğru ile yanlış arasındaki anlam ayrımını belirtirler fakat hiçbir şey önermezler. Devletin kanun-
ları dış kaynaklı iken ahlaki kanunlar
iç kaynaklıdır. Muirhead’in haklı olarak vurguladığı gibi insanları parlamento yasalarıyla ahlaklı yapamazsın.
Politika, temelde betimleyici ve
olgusal bir bilimdir ve barış veya savaş zamanında yönetimin işleyişini
konu edinir. Etik ise belirli bir kurala dayandırılan insan davranışını ele
alır. Bu nedenle o, normatif bir bilimdir. Etik, ne olması gerektiğini konu
edinir, gerçekte neyin olduğunu veya
var olanın ne olduğunu değil.
Politikanın amacı, bedeli ne olursa olsun kamu yararı veya menfaatini
elde etmektir. Politika, araçlara değil
amaca daha fazla vurgu yapar.
Araçları amaçtan daha önemli gören Gandi gibi istisnai birkaç kişi hariç, politikacılar, genelde son planda
amacı ön planda tutar ki bu da kamu
yararıdır. Diğer yandan etikçiler, bireyin ahlaki mükemmelliğini amaçlar. Bu birey, diğer insanlardan farklı olarak, belli bir standartı olan bir
bakış açısına sahiptir.
Etikçilerin amacı şudur: Herkes,
daha iyi bir insan olmalıdır. Böylece
etikçiler tarafından önerilen “iyi”, evrensel iyidir, sadece kamu yararı değil.
Etik otoritesi, politikanın otoritesinden daha yüksektir. Medeni modern
devletlerde politik kanunlar, sadece
insanların iradesine dayanır.
EYLÜL 2014
Bülten
13
FAALiYETLER
Konya Valisi Muammer Erol’u makamında ziyaret ettik
Ribat Eğitim Vakfı Başkanı
Abdullah Büyük ziyareti
İpekyolu İş Adamları Derneği ziyareti
Konya iş dünyası
buluşması gerçekleşti
İş dünyasının önemli sivil toplum kuruluşlarından Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD), Konya’da iş dünyası ve STK’lar ile buluştu. İGİAD Yönetim Kurulu üyelerinin bulunduğu heyet, Konya Valisi
Muammer Erol ve Konyalı iş adamları ile önemli temaslarda bulundu.
YURT içi teşkilatlanma çalışmaları kapsamında Konya temsilciliği ile 14 Mayıs
günü ilk olarak saat 08:30’da Konya
Valisi Muammer Erol makamında ziyaret edildi. Samimi bir havada geçen
görüşmede İGİAD’ın kuruluş amaçları ve faaliyetleri hakkında Vali Muammer Erol bilgilendirilirken ayrıca valilik ile yapılabilecek projeler konusunda
görüş alışverişinde bulunuldu.
14
Bülten EYLÜL 2014
Valilik ziyareti sonrasında heyet
Konya’da bulunan bazı kurum, STK
ve iş adamları ile temaslarda bulundu. Bu kapsamda Ak Parti İl Başkanı
Ahmet Sorgun, İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Mehmet İncili, Ribat Eğitim
Vakfı Başkanı Abdullah Büyük ve İpekyolu İş Adamları Derneği ziyaret edildi.
14 Mayıs akşamı ise Konya Bera Hotel’de Valilik ve Konyalı iş adamlarının
onuruna İGİAD’ı tanıtım amaçlı bir akşam yemeği organize edildi. Konyalı iş
adamlarının ve basının yoğun ilgi gösterdiği yemeğe Konya Valisi Muammer
Erol, Karatay Üniversitesi Rektörü Prof.
Dr. Ömer Torlak, Ak Parti İl Başkanı, Vakıflar Bölge Müdürü, Anadolu Ajansı
Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nihat
Erdoğmuş, İstanbul Şehir Üniversitesi
Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Erkan Erdemir, MÜSİAD Başkan Yardımcısı İbrahim Özen, İlim Yayma Cemiyeti Başkanı
Mehmet İncili, Dosteli Derneği Başkanı
Mehmet Seçer, Mazlumder ve İpek Yolu İşadamları Derneği katılım gösterdi.
FAALiYETLER
Program kapsamında İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Alkan konuşmasında öncelikle Soma’daki maden faciasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi.
İş adamlarıyla bir araya geldiklerini, iş dünyasının sorunlarını ele aldıklarını ifade eden Alkan, ticaretle ilgili konuştuklarını, konunun dönüp dolaşıp ticari boyuttaki ahlaki yozlaşmaya geldiğini söyledi.
Sorunların birçoğundaki kilit noktanın bu olduğunu vurgulayan Alkan,
konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu konudan muzdarip olanların sorunun çözümü noktasında ciddi adımlar atmadığını gördük. Bundan hareketle ‘Biz ne yapmalıyız?’ diye kendimize sorduk. 2000’li yıllarda
platform kurduk ve adına da ‘İktisadi
Girişim Platformu’ dedik. Burada işin
başından bu yana ahlaka vurgu yaptık. Ticaretin olmazsa olmazının ahlaki
değerler olduğunu söyledik. Ticarette
ahlak sorununu ilk zamanlar gündeme
getirdiğimizde açıkçası bu kadar vahim bir tablonun olduğunun farkında
değildik. Bu sorunun sadece bizim değil birçok iş adamının sorunu olduğunun farkına vardık. Bu şekilde İGİAD’ı
kurmak nasip oldu. Amacımız yaşatmaya çalıştığımız değerleri biraz daha diri tutmak, ahlakı da işin merkezine alarak iş adamlarına, özünde ve
sözünde dürüst, güvenilir, emin tüccar vasfını kazandırmak.”
“ANADOLU KADİM
GELENEKLERE SAHİP”
Alkan, bu konuda birçok faaliyette
bulunduklarını, işin yoğun olduğunu,
kurumsallaşmada Türkiye’de ekonomik anlamda değer üreten illeri dikkate aldıklarını dile getirdi.
İşin olduğu yerde ahlaktan bahsedilebileceğini anlatan Alkan, “İnsanların
yalnız başına ‘Ben ahlaklıyım’ demesi
bir anlam ifade etmiyor. Daha çok iş
hayatında bunun anlamı var. Buradan
hareketle İGİAD’ın gündemini ve fikrini diğer illere taşımayı düşündük. Gittiğimiz illerde baktık ki sorun, bizimkinden farklı değil. Anadolu her ne kadar
kadim geleneklere sahip olsa da buralarda da kısmen yozlaşmalar olmuş.
Bu konuyla ilgili adımların atılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Alkan, kuruluşlarının 10. yılında Bakanlar Kurulu kararıyla derneklerinin
ismini Türkiye ibaresiyle taçlandırdıklarını, bu ibarenin büyük sorumluluklar
yüklediğini, ülke sathında projeler geliştirmek için çalıştıklarını belirtti.
EYLÜL 2014
Bülten
15
FAALiYETLER
Geleneksel İGİAD iftarı, iş dünyası
ve STK’ları bir araya getirdi
Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD), geleneksel olarak düzenlediği iftar programını, 2 Temmuz 2014 tarihinde Eyüp Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. İş, akademi ve basın dünyasından çok
sayıda davetlinin katıldığı iftar programı, sıcak ve renkli görüntülere
sahne oldu.
İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü
Alkan, davetlilere hitaben yaptığı konuşmasında, Ramazan ayının güzelliklerine ve gündeme ilişkin birçok konuya temas etti. Alkan, şunları söyledi:
“Ramazan ayı bedeni aç bırakma
ayı değildir. Ramazan ayı yalnızca bedeni aç olan insanları doyurma ayı da
değildir. Ramazan ayı ruhu temizleme,
huyları güzelleştirme, bedeni ve ruhu
tüm nefsanî duygulardan arındırma,
açlığı hissetme, yardımlaşma, dayanışma ve gönül köprüleri kurma ayıdır…
Ahlaki anlayışın gönüllerde yeniden
filizlenmesidir Ramazan… ‘Benlik’ duvarlarının yıkılıp ‘biz’ olabilmektir Ramazan… Irak’tan Bosna’ya, Suriye’den
16
Bülten EYLÜL 2014
Bangladeş’e, Filistin’den Çeçenistan’a,
Hatay’dan Sinop’a, Hakkari’den Edirne’ye, Diyarbakır’dan İstanbul’a biz olabilmektir Ramazan…”
Alkan, konuşmasında tüm İslam
coğrafyasında yaşanan sıkıntılarla ilgili
olarak duygu ve düşüncelerini paylaştı ve destek çağrısında bulundu. Önümüzdeki dönemde ahlak ve adalet konularının üzerinde ehemmiyetle duracaklarını belirten Alkan, şunları söyledi:
“İGİAD olarak on yılı geride bıraktık. Kurulduğumuzdan bu yana hakkı,
adaleti ve güzel ahlakı her daim kendimize şiar edindik. Gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetlerde ahlakı ön plana
çıkartmaya gayret ettik. Önümüzde-
FAALiYETLER
ki dönemde faaliyetlerimizin temelini
ahlak ve adalet oluşturacak ve ayrıca
güzel ahlakın göstergesi olan adil ve
güvenilir tüccar kimliğini de diri tutmaya çalışacağız. Biliyoruz ki adil tüccar, dünyaya da adaleti sağlayacak bir
ufka sahiptir.
Maalesef adalet konusunda dünyamız sınıfta kalmıştır. Bir kısım milletler
bazı oluşum ve girişimleri ile parayı
yönetmeye çalışmakta, bu da dünyanın en önemli sorunu olan gelir dağılımındaki adaletsizliğe sebep olmaktadır.
Günümüzde dünya nüfusunun %
10’u, toplam dünya gelirinin yüzde yetmişten fazlasını elde etmektedir. Dünya nüfusunun 2,5 milyarı (yaklaşık yarısı) günlük 2 $ yoksulluk sınırının, 1 milyarı günlük 1 $ açlık sınırının altında
yaşamaktadır. İnsanlığın dörtte birini
oluşturan sanayileşmiş kesim, dünya
zenginliğinin % 85’ini elinde tutmaktadır. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere
fakir halklar zenginlerin daha da zengin olabilmesi için her gün artan bir
şekilde ezilmekte ve zengin ile fakir
arasındaki gelir farkı her geçen gün
daha da artmaktadır.
Burada geçtiğimiz aylarda yaşa-
nan Soma’daki elim faciayı da anmadan geçemeyeceğim. Yine geçtiğimiz günlerde Soma’ya, Yönetim Kurulu üyelerimizle birlikte gerçekleştirdiğimiz ziyarette bir kez daha gördük
ki çalışanımız hem aldığı maaşla hem
de çalışma ortamları ile hak ettiği değeri ülkemizde de görmemektedir. Sonuç olarak; Türkiye ölçeğinde de gelir
dağılımı ve çalışma şartları açısından,
dünyadaki kadar olmasa da ciddi adaletsizlikler görülmektedir.
Bu durum biz Müslümanlara önemli sorumluluklar yüklemektedir. ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’
diyor Hz. Peygamberimiz. Bizler İGİAD olarak bu sorumluluk düşüncesi
ile önümüzdeki dönemlerde adalet ve
ahlak üzerinde durarak daha fazla projeler üretip değerler ortaya koyacağız.
Bu bağlamda İGİAD olarak bizler
her yıl geniş bir anket ve analiz çalışması ile yapageldiğimiz Asgari Geçim
Ücreti uygulamamız ile çalışanımızın
insani değerlerini önceleyerek asgari geçinebileceği maaş miktarını belirliyor –firmalarımıza örnek bir uygulama olması açısından da– kamuoyu
ile paylaşıyoruz.
Ayrıca yine bu çerçevede kasım
ayı içerisinde İslam coğrafyasında
yaşayan Müslüman tüccarlara yeni
ufuklar açmak, onlara iş dünyalarında balık tutmanın önemini anlatmak
için Sudan’a bir gezi düzenleyerek
ilk projemizi uygulamaya geçireceğiz inşallah.
Bununla birlikte, Müslüman tüccarların hatta tüm dünyanın önemli bir sorunu olan faizli sisteme karşılık, faizsiz iktisadi model üzerinde
durarak, İslam iktisadını oluşturacak
çalışmaları da geçtiğimiz dönemlerde olduğu gibi yine bu dönemde de
inşallah gerçekleştirmeye çalışacağız. Bu anlamda paydaş kurumlar ile
birlikte her yıl uluslararası bir organizasyon olarak düzenlediğimiz İslam İktisadı Atölyesi çalışmamızı gelecek yıllarda da geliştirerek devam
ettireceğiz.”
Şükrü Alkan’ın konuşmasının ardından İGİAD iftarının onur konuğu
olan Emrullah Hatipoğlu kürsüye davet edildi.
Konuşmasının ardından Emrullah
Hatipoğlu’na Şükrü Alkan tarafından
bir tablo hediye olarak takdim edildi.
Hatipoğlu’nun konuşması salondaki
davetliler tarafından ilgiyle takip edildi.
EYLÜL 2014
Bülten
17
FAALiYETLER
Soma, ayağa kalkıyor
İş dünyasının önemli sivil toplum kuruluşlarından İGİAD, 23 Haziran Pazartesi günü Manisa ve Soma’da bir dizi ziyaret gerçekleştirdi.
İGİAD Yönetim Kurulu üyelerinin bulunduğu heyet, bölgede bir dizi kurumsal ziyaret gerçekleştirerek, iş sağlığı ve güvenliğinin önemini bir kez daha vurguladı ve faciadan etkilenen aileleri ziyaret ederek acılarını paylaştı.
Ziyaretler kapsamında, Manisa Valisi
Erdoğan Bektaş, Manisa TSO Başkan
Vekili Yaşar Coşkun, Soma Kaymaka-
18
Bülten EYLÜL 2014
mı Mehmet Bahattin Atçı, Soma Belediye Başkanı Hasan Ergene ve MÜSİAD Manisa Şube Başkanı Abdullah
Tekin ziyaret edildi. Bu ziyaretlerin ardından faciadan etkilenen aileler ve şehitlerimizin mezarları da ziyaret edildi.
Ziyaretlere; İGİAD Yönetim Kurulu
Başkanı Şükrü Alkan, Başkan Yardımcıları Ayhan Karahan ve Hüseyin Din-
çel, İGİAD Medya Takip Kurulu Başkanı Celalettin Cingöz, İGİAD Kurucu
üyesi Alpaslan Durmuş, YİK Üyemiz
Katip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Saffet
Köse ve İGİAD Gençlik Kurulu Başkanı Nurullah Mahmut Dündar katılım gösterdi.
İGİAD Başkanı Şükrü Alkan, Manisa ve Soma temasları ile ilgili şu açıklamayı yaptı: Gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde Soma’nın, bir an evvel toparlanmak ve ayağa kalkmak istediğini
ve Soma’daki elim kazanın ardından
üzerinde ehemmiyetle durulması gereken beş temel konunun olduğunu
gözlemledik.
Birincisi: Tabi ki iş ahlakı ve buna
bağlı olarak da iş sağlığı ve güvenliği ile denetiminin önemi, bir kez daha gözler önüne serilmiş ve işverenin
kendisi için uygun görmediği bir çalışma ortamını iş görenleri için de uygun görmemesi ve işyerlerinde çalışma koşullarının insani seviyelere acilen çıkartılması gerekmektedir.
İkincisi: Soma’da yaşanan facia, Soma esnafını ve genelde Soma ekonomisini derinden etkilemiş, bu sebep-
FAALiYETLER
İGİAD heyetinin
Soma Kaymakamı
Mehmet Bahattin
Atçı’yı ziyareti
Soma Belediye
Başkanı Hasan
Ergene ziyareti
le madenlerde çalışanların bir an evvel işbaşı yapabilmesi için Soma’daki maden ocaklarının iyileştirilip işletmecisi kim olursa olsun açılması, Soma’ya yeni yatırımların da acilen teşvik edilmesi gerekmektedir.
Üçüncüsü: Hükümetimizin faciadan
etkilenen ailelerin acılarına bir an evvel
merhem olması, daha da organize ve
adaletli bir şekilde acilen nihai çözümlerin üretilmesi, özellikle şehit ailelerini kapsayan mevzuatlardaki değişikliklerin de daha kapsayıcı ve destekleyici şekilde yeniden dizayn edilmesi gerekmektedir.
Dördüncüsü: İGİAD tarafından her
yıl belirlenen Asgari Geçim Ücreti uygulaması konusu da önemini ortaya
koymuş, evlerine ekmek götürebilme adına canlarını dahi ortaya koyarak çalışan işçilerin ücretlerinin de in-
Manisa Valisi
Erdoğan
Bektaş
ziyareti
sani seviyelere çıkartılması ve çalışana insan olduğunun hissettirilmesi gerekmektedir.
Beşincisi ise Soma faciası, bütün
sebepleri ve sonuçlarıyla en ince ayrıntısına kadar irdelenmelesi; iş sağlığı ve güvenliği konuları, kamu bilincinin artırılması amacıyla okullarda ilgili derslerde okutulmalı, başta işlet-
mecilerimiz olmak üzere iş görenlerin
de çalıştıkları sektör ile ilgili eğitimlerden geçmeleri sağlanmalı, bu konuda mevzuatlarda ve uygulamalardaki eksikliklerin de Hükümetimiz tarafından tespit edilerek düzenlenmesi
gerekmektedir.
İGİAD olarak bu beş konunun hem
arkasındayız hem de takipçisi olacağız.
EYLÜL 2014
Bülten
19
FAALiYETLER
Medeniyet Sohbeti’nde
“Tüccar Sahâbîler” konuşuldu
27 Mayıs 2014 Salı akşamı, İGİAD’da düzenlenen “Asr-ı Saadet’te
Ticaret ve Tüccar Sahâbîler” konulu programa konuşmacı olarak, Siyer Araştırmaları Merkezi’nin kuruluşuna öncülük eden Muhammed
Emin Yıldırım katıldı.
GEÇTIĞIMIZ aylarda İGİAD tarafından
yayınlanan “Asr-ı Saadet’te Ticaret ve
Tüccar Sahâbîler” kitabının konu olarak derinlemesine irdelendiği sunumda Yıldırım, ticareti faaliyetler içerisinde rekabet ederken ve para kazanırken kalbi muhafaza edebilmek için beş
hususa dikkat çekti:
1. Sağlam bir akidenin inşası
2. Ticari hukukun öğrenilmesi
3. Sadık ve salih dostların edinilmesi
4. Allah’ın yapılan ticarete ortak
edilmesi
5. Bir hakikat olan ölümün sürekli hatırda tutulması
Üyelerin yoğun ilgi gösterdiği program, İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı
Şükrü Alkan’ın Muhammed Emin Yıldırım’a hediye takdim etmesiyle son
buldu.
İGİAD Sektör Kurulları’ndan
2014 değerlendirmesi
Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı
Derneği (İGİAD), İş Geliştirme Komisyonu organizasyonuyla Sektör
Kurulları üyelerini, Merhaba Pastanesi Başakşehir şubesinde bir araya getirdi.
20
Bülten EYLÜL 2014
İŞ Geliştirme Komisyonu Başkanı Hüseyin Acar’ın başkanlığında kahvaltı ile
başlayan toplantı, üyelerin tanışması
ile devam etti.
Sektör Kurulu üyelerinin 2014 yılının
ilk çeyreğinin sektör değerlendirmesi
ve önümüzdeki son çeyrekten beklentilerinin konuşulduğu toplantıda bilgi
alışverişinde bulunuldu.
Genel olarak seçim sürecinde meydana gelen gelişmelerin iktisadi hayata
olumsuz yansımaları şeklinde bir süreç
yaşandığı ve bu sürecin bir süre daha
devam edecek öngörüsünün de piyasalara yine olumsuz etki ettiği konusuna vurgu yapıldı.
Toplantının son bölümünde ise, İş
Geliştirme Komisyonu tarafından yürütülen “Risk Sermaye Havuzu” projesi sektör üyelerine tanıtılıp sonrasında kendilerinden konu ile ilgili görüşler alındı.
FAALiYETLER
MÜSİAD’dan
çalışma ziyareti
MÜSİAD Kurumsal İlişkiler Komisyonu Odalar, STK’lar ve Üniversiteler Çalışma Grubu Başkanı İbrahim Ceylan, çalışma grubu üyesi
Turan Yalçın ve Kurumsal İlişkiler
Yöneticisi Ferda Ankun’un bulunduğu heyet, 25 Haziran Çarşamba günü derneğimizi ziyaret etti.
İGİAD Başkanı Şükrü Alkan,
Başkan Yardımcıları Hüseyin Dinçel
ve Hüseyin Acar’ın hazır bulunduğu görüşmede Başkan Şükrü Alkan, İGİAD’ın yaptığı çalışmalar ve
faaliyetler ile ilgili bilgilendirmede
bulundu.
ANESİAD’dan dostluk ziyareti
ANADOLU Esnaf Sanayici İş
Adamları Derneği Başkanı Ali Kılavuz ve Yönetim Kurulu üyelerinin bulunduğu heyet, 25 Haziran
Çarşamba günü İGİAD’ı ziyaret etti.
Ziyarette ANESİAD Başkanı Ali Kılavuz, dernek çalışmaları
hakkında bilgi verdi. Özellikle İGİAD’ın Asgari Geçim Ücreti uygulamasını farklı platformlarda da dile getirdiklerini aktaran Ali Kılavuz,
bu çalışmalarından dolayı İGİAD’ı
tebrik etti.
EYLÜL 2014
Bülten
21
FAALiYETLER
11. Geleneksel pikniğe
coşkulu katılım
İGİAD üyeleri, her yıl yaz aylarında İGİAD Teşkilatlanma Komisyonu
tarafından düzenlenen piknik organizasyonu ile bir araya geliyor. Bu
yılki piknik programı, geçmiş yıllarda olduğu gibi Polonezköy’de bulunan bir piknik alanında gerçekleştirildi.
25 MAYIS 2014 tarihinde gerçekleşen
etkinlik, birbirinden neşeli görüntülere
sahne oldu. Saat 09:00’da kahvaltıyla başlayan programda Başkan Şükrü Alkan, katılımcılara bir selamlama
konuşması yaptı. Konuşmanın ardından dövüş sanatları gösterisi sergilendi ve sonrasında da çocuklar ve yetişkinler birlikte oyunlar oynadı ve sportif etkinliklerde bulundu.
22
Bülten EYLÜL 2014
Pikniğe katılan tüm çocuklara İGİAD
Başkanı Şükrü Alkan, İGİAD Başkan
Yardımcısı ve Teşkilatlanma Komisyonu Başkanı Hüseyin Dinçel ile Piknik
Komite Başkanı Sinan Şahin tarafından hediyeler dağıtıldı.
Üyelerin aileleri ile birlikte yoğun katılımının gözlendiği ve coşkulu ve güzel geçen İGİAD pikniği, zihinleri biraz
olsun dinlendirdi.
FAALiYETLER
EYLÜL 2014
Bülten
23
FAALiYETLER
İş Geliştirme Komisyonu
Kütahya’daydı
İGİAD İş Geliştirme Komisyonu toplantısı, 26 Haziran Perşembe günü komisyon üyesi Mustafa Ceylan Bey’in ev sahipliğinde Kütahya’da gerçekleştirildi.
İş Geliştirme Komisyon Başkanı Hüseyin Acar, komisyon üyeleri Ahmet
Can Şenkurt, Celal Geçer, Duran Mesut Eren, İsmail Yanarateş ve komis-
yon koordinatörü Sinan Polat’ın hazır bulunduğu günübirlik gezi, Ceylan
Tekstil fabrika ziyareti ile başlayıp komisyon toplantısı ile sona erdi.
Sudan Başkonsolosluğuna ziyaret
SUDAN’A hem ticari iş birliktelikleri oluşturmak ve fırsatlar yakalamak
hem de iş ahlakı kavramını Sudanlı işadamları ile de irdelemek üzere Kasım
ayında bir gezi düzenlemeyi planlayan Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD), gezi ayrıntılarını
paylaşmak ve Sudan ile işbirliği imkânlarının tesisine yönelik ne gibi ortak çalışmalar yapılabileceği konularını görüşmek üzere Sudan İstanbul
Başkonsolosu Asım M.A. Muhtar İbrahim’i ziyaret etti.
İGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Karaca’nın katıldığı ve samimi bir
havada geçen görüşmede ayrıca Sudan ekonomisinin özellikle hangi sektörlerde yatırım beklediği ve İş Ahlakı temasının önemi konuları üzerinde
de duruldu.
24
Bülten EYLÜL 2014
FAALiYETLER
Ankara ve Düzce’de
önemli temaslar
Genel Sekreterlik tarafından gerçekleştirilen programlarda Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu yetkilileriyle görüşmeler yapıldı.
GENEL Sekreterlik tarafından 3 Haziran Çarşamba günü gerçekleştirilen
programda sırasıyla Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Koordinatörü
Muhittin Yıldırım, Başbakanlık Müşaviri M. Fatih Önügören, Ekonomi Bakanlığı Anlaşmalar Genel Müdürlüğü
Uzman Bestami Saitoğulları ve Ekonomi Bakanlığı KOBİ ve Kümelenme
Destekleri Daire Başkanı M. Emrah
Sazak ziyaret edildi.
AHILIK RUHU YENIDEN
CANLANDIRILMALI!
Düzce Üniversitesi Rektörü Prof.
Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu ile, Ahilik geleneğimizin yeniden ticari ve sosyal hayatımıza işlenmesi ve Lonca teşkilat yapımızın özellikle bu dönemde
daha iyi kavranması gerektiği, İş Ahlakı konusunun günümüzde özelliğini ve
niteliğini kaybettiği hususları hakkında
genel değerlendirmelerde bulunulan
görüşmede ayrıca Kasım ayında yapılması planlanan İş Ahlakı Sempozyumu ve ortak çalışma alanları oluştu-
rulması konuları hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
İGİAD’ın ve faaliyetlerinin de aktarıldığı görüşme İGİAD yayınlarının Sayın
Şerifoğlu’na takdimi ve fotoğraf çekimi ile son buldu.
REKLAM KONSEYI’NDE
İGİAD DA YER ALMALI
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu’ndaki görüşmede, Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı tarafından reklam, medya ve ticari hayatta karşılaşılan haksız rekabet sağlayıcı, yanıltıcı ve ahlaki olmayan konuların etraflıca ele alınacağı ve tüm ilgili tarafların katılımının sağlanacağı bir Reklam
Konseyi oluşturulmasına karar verildiği öğrenildi. Bu Konseyin altyapı çalışmalarının şu an yapıldığı ve İGİAD’ın
da konusu itibarı ile mutlaka bu Konseyde bulunmasının gerekliliği, Reklam Kurulu konusunda hazırlanacak
tüm mevzuatlar konusunda İGİAD’ın
da görüşlerinin alınması ve ortak çalışma alanlarının oluşturulması konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.
KÜMELENME PROJESI
Ekonomi Bakanlığı’ndaki görüşmelerde ise Kümelenme projesinde firmaların ve derneklerin elde edeceği faydalar ve Kasım ayında yapılması planlanan Sudan gezisi konusunda görüşler aktarıldı.
ÜYELERİMİZ
BELGRAD ORMANI
ARBORETUM’DA
DOĞA YÜRÜYÜŞÜNDE
BULUŞTU
ÜYELERIMIZIN birbirleriyle
daha yakından tanışmalarını
sağlamak amacıyla düzenlenen,
Belgrad Ormanı Doğa
Yürüyüşü 27 Nisan Pazar günü
gerçekleştirildi.
EYLÜL 2014
Bülten
25
FAALiYETLER
Kurumsal algı istişaresi yapıldı
İGİAD Genel Sekreterliği Kurumsal
İlişkiler Komisyonu, Kurumsal Algı
Yönetimi çalışmaları kapsamında
önemli kurum temsilcilerini dernek merkezinde bir araya getirdi.
KAHVALTILI bir sohbet toplantısı şeklinde gerçekleşen toplantıya, İGİAD
Yüksek İstişare Kurulu Üyesi İTİCÜ Genel Sekreteri Doç. Dr. Nihat Alayoğlu,
AK Parti Avcılar Belediye Başkan Adayı Bayram Şenocak, TGTV Genel Sekreteri Abdullah Ekinci, MOSDER Genel Sekreteri Abdullah Tuğlu, ENSAR
Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Abdullah Serenli, MÜSİAD Kurumsal İlişkiler
Yöneticisi Ferda Ankun, MÜSİAD Sektör Kurulları Yöneticisi Olcay Karahan,
İstanbul Teknik Üniversitesi Kültür Vakfı Mahmut Özgün ve önemli kurum ve
firma temsilcileri katılım gösterdi.
İGİAD Genel Sekreterliği’nin ev sahipliği yaptığı ve samimi bir havada
geçen toplantıda; İGİAD tanıtımının
yanısıra kurumlar arası iletişim ve ilişkilerin önemi üzerinde duruldu ve MÜSİAD’ın geçmişten bugüne tecrübeleri ve birikimleri paylaşıldı.
İGİAD üyeleri bayramda
bir aradaydılar
HER yıl geleneksel olarak tertip edilen
İGİAD Bayramlaşma Programı, Ramazan Bayramı’nın 3. günü Nuruosmaniye Camii’nde sabah namazının ardından gerçekleşti.
İGİAD ve İGİAD Gençlik Kurulunun
ortak katılımıyla sıcak bir atmosferde
gerçekleştirilen Bayramlaşma Programı şeker ikramıyla başladı.
İkramın ardından İGİAD Üyemiz
Ahmet Yaşar Bey, İstanbul’un güzide camilerinden biri olan Nuruosmaniye Camii’nin tarihi hakkında bilgiler sundu.
Bu tanıtımlar sayesinde ecdadımızın bizlere bıraktığı bu güzel miras, bir
kez daha hatırlandı.
Camii tanıtımının ardından program, üyelerimizin tanışmaları ve muhabbetleri ile sona erdi.
26
Bülten EYLÜL 2014
ÜYELERDEN HABERLER
ORHAN SAĞLAM,
İTO’DA BİLİRKİŞİ
İGİAD üyelerinden Orhan
Sağlam İstanbul Ticaret
Odası bilirkişi heyetlerinde Mali Müşavirler Grubu’na bilirkişi olarak seçildi. Sağlam, firmaların
İTO’ya intikal eden işlemlerinde görev yapacak.
İKRAMAT
PRINTCENTER
YENI ADRESINE
TAŞINDI
1986 Yılından bu yana
basım sektöründe faaliyet gösteren üyemiz
Ömer Bedrettin Çiçek,
20 Yılı aşkın bir süredir
Zeytinburnu adresindeki şirketini, Eylül ayından itibaren Matbaacıların ve Ambalaj sanayicilerinin bulunduğu Bağcılar Yüzyıl Matbaacılar Sitesi ‘ne taşıdı. İkramat, kurumsal kimlik basım işleri, tanıtım katalogları, özel
notluklar, ajandalar, kartelalar, etiketler, maliye anlaşmalı fatura v.b. matbaa
işlerinin tasarım ve baskı
işlerini yapmaktadır.
YEŞİL ORMAN PEYZAJ FAALİYETTE
İGİAD üyelerinden İsmail Yanarateş’in kurduğu Yeşil
Orman Peyzaj firması Kemerburgaz’da faaliyete başladı.
ŞAZELİ FLORYA AÇILDI
Üyelerimizden Hasan Murat Bezirci’nin teşebbüslerinden
olan Şazeli, Florya’da hizmet vermeye başladı.
CAM AMBALAJ
LEZZETIN
GARANTISIDIR
Üyelerimizden Merhaba
Pastanesi ve Pasta Sanatı
sahibi Yaşar Sekizkardeş
TÜRES dergisine verdiği
röportajda gıdaların sağlığa uygun ambalajlarda
sunulmasının önemine
dikkat çekerek şunları
ifade etti: “Cam dünyada tüketimde olup kullanılan en sağlıklı ambalaj, bununla birlikte belki
de en riskli ambalaj, fakat bu risk sadece tek bir
ürünü ilgilendirir.” (TÜRES Mutfak ve Yaşam Dergisi, Sayı: 39.)
TUĞÇE DÖVIZ 212
AVM'YE TAŞINDI
Genç İGİAD eski başkan yardımcısı Mustafa Kaplan, 2012
yılında devir aldığı Tuğçe Döviz ve Altın firması ile sektöre
hızlı bir giriş yaptıktan sonra,
sektöründe öncü bir firma olmak için işletmesini İstanbul 212
Power Outlet Canter AVM'ye
taşıdı. Tuğçe Döviz, güvenli ve
kaliteli hizmet anlayışı ile 212 İstanbul Power Outlet Center -2.
katta hizmet veriyor.
EYLÜL 2014
Bülten
27
ÜYE ADAYI ZiYARETLERi
Halimullah Gültekin 13.05.2014
28
Ahmet Şenyıl 13.05.2014
Osman Güneş 13.05.2014
Dr. Seyit Karaca 13.05.2014
Bülent Biberci 13.05.2014
Bülten EYLÜL 2014
ÜYE ADAYI ZiYARETLERi
Mehmet İncili 14.05.2014
Ömer Özdengülsün 14.05.2014
Mustafa Keser 14.05.2014
Mehmet Boyraz 11.06.2014
Uz.Dr. Ali Sütçü 20.08.2014
EYLÜL 2014
Bülten
29
İGİAD GENÇLİK KURULU
DÜNDAR, ÜLKE TV’NİN
KONUĞU OLDU
İGİAD Gençlik Kurulu Başkanı Nurullah Mahmut Dündar, Ülke TV’de
Ersoy Dede’nin sunduğu Bıçak
Sırtı programında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.
İGİAD Gençlik Kurulu Başkanı Nurullah Mahmut Dündar, Ülke TV’de Ersoy
Dede’nin sunduğu Bıçak Sırtı programına konuk oldu. Dündar, İsrail-Filistin
meseleleri, gençliğin gündem üzerindeki etkileri, boykotlar, gençlerde sivil
toplum anlayışı gibi konularda önemli açıklamalarda bulundu.
Dündar açıklamasında İsrail’i barkod numaralarına bakarak boykot etmenin bir yararı olmadığını, küreselleşen dünya ekonomisinde barkodların önemsizleşmesiyle marka bazında
boykot gerçekleştirmenin daha önemli hale geldiğini vurguladı.
Ersoy Dede’nin “One minute ne
demek?” sorusunu cevaplayan İGİAD Gençlik Kurulu Başkanı Nurullah
Mahmut Dündar, “One minute, esasında omurgalı bir duruştur. Türkiye toplumunun yüzyıldan beri içinde biriktirmiş
olduğu o masum ve mazlum duygunun dışarıya vurulmuş halidir.” diyerek
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumunun öneminden bahsetti.
Programın kapanışında Dündar,
“Türk halkı olarak menfi düşüncelerden kurtulup birlikte hareket edebilme düşüncesine kavuşabilmemiz lazım. Bu hareket oluştuğu vakit toplumsal olarak da aynı anda aynı tepkileri vermeye başlayacağız.” sözleriyle
toplumda bir araya gelmenin ne kadar
önemli olduğunun altını çizdi.
30
Bülten EYLÜL 2014
İGİAD Gençlik
Kurulu’ndan
Gazze’ye yardım
İGİAD Gençlik Kurulu, İsrail zulmüne maruz kalan Gazzeli kardeşlerimize yönelik Gençlik Kuruluşları Birliği tarafından gerçekleştirilen yardım kampanyasında yer almaya devam ediyor.
ŞÛRÂ suresinde Rabbimiz tarafından vahyedilen ve Müslümanların
önemli bir özelliğine vurgu yapılan;
“Onlar, bir haksızlığa, zorbalığa uğradıkları zaman, birlik olup karşı koyar-
lar.” ayeti şiarınca Gazze için gençlik
birliği organizasyonları çerçevesinde bir ve beraber olarak çalışmalarını yürütüyor.
Ümmetin derdiyle dertlenerek
yanı başımızda akan gözyaşına dur
diyebilmenin farkında olan İGİAD
Gençlik Kurulu bunun azami derecede önemli olduğuna inanıyor ve
bu doğrultuda şuurlu bir şekilde
elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyor.
İGİAD GENÇLİK KURULU
Muhammed Emin Yıldırım
Hoca’ya ziyaret
İGİAD Gençlik Kurulu, gençlerde
iş ahlakı, girişimcilik, sosyal
medya fıkhı gibi konularda
istişare amaçlı bir ziyaret
gerçekleştirdi.
3 TEMMUZ 2014 günü, İGİAD Gençlik Kurulu Başkanı Nurullah Mahmut
Dündar, Başkan Yardımcısı Emre Harun Demirtutan, Komisyon Başkanı
Muhammed Fatih Üstün ve Koordi-
natör Burhan Burak ile Siyer Araştırma Merkezi (SAMED)’e ziyaret gerçekleştirilerek Muhammed Emin Yıldırım Hoca ile görüşüldü.
Samimi bir ortamda geçen ziyarette SAMED’in ve İGİAD Gençlik Kurulu’nun faaliyetleri hakkında karşılıklı bilgi alış verişinde bulunuldu, gençliğin
sorunlarına değinildi. Gençlerin iş hayatında ahlaki değerlere sahip olmasının önemine vurgu yapıldı. Bu minvalde İGİAD Gençlik Kurulu Başkanı
Nurullah Mahmut Dündar, Muhammed Emin Yıldırım Hoca’ya gerçekleştirdikleri ve gerçekleştirecekleri projeler hakkında bilgi verdi.
Ziyaret Nurullah Mahmut Dündar’ın
Muhammed Emin Yıldırım Hoca’ya
ahlaklı bir neslin yetişmesine katkılarından dolayı bir plaket takdim etmesiyle son buldu.
Boğaz’da tekne turu
İGİAD Gençlik Kurulu geleneksel hale getirdiği yaz dönemi faaliyetlerinden biri olan “Tekne Turu” organizasyonunu 16 Ağustos Cumartesi günü
yüksek bir katılımla gerçekleştirdi. Teknenin Sarıyer Limanı’ndan kalkış yapmasıyla başlayan organizasyon sabah
kahvaltısıyla devam etti.
Teknenin demirlemesi sonrasında
katılımcılar, boğazın serin sularında yüzerek denizin tadını çıkardılar. Hemen
arkasından mangal ziyafetinin gerçekleştirildiği organizasyonda katılımcılar,
leziz yemekleri tattılar. Yemek sonrasında ise tanışma faslına geçildi.
İGİAD Gençlik Kurulu Başkanı Nurullah Mahmut Dündar, yemekten sonra katılımcılara selamlama ve teşekkür
konuşması yaptı. Her bir katılımcının
diğer arkadaşlara kendini tanıttığı ta-
nışma faslında ise İGİAD Gençlik Kurulu üyesi olmayan katılımcılara İGİAD
Gençlik Kurulu tanıtılmış hem de yeni
üye alımları gerçekleştirilmiş oldu. Güzel bir atmosferde devam eden organizasyon İGİAD Gençlik Kurulu yönetim kurulu, üyeleri ve yeni arkadaşla-
rın sohbetleriyle daha da güzelleşirken ileriye yönelik daha sıkı bağların
oluşmasına katkı sağladı.
Katılımcıların stres atarak eğlendiği
tekne turu organizasyonu tekrar Sarıyer limanına gelinerek saat 17.00’da
nihayete erdirildi.
EYLÜL 2014
Bülten
31
BASINDA BiZ
32
Bülten EYLÜL 2014
Şazeli Kasap & Izgara Florya
Şenlikköy Mah. Halkalı Cad.
Florya Turistik Tesis Yanı
Florya-Bakırköy/İstanbul
Tel: 0 (212) 547 01 01
Download

Download PDF