mülâkât
“Kýrk Hadis” Kitabý Üzerinden
Ýsmet Özel Ýle Bir Hasbihâl
"Kendi kadrini/konumunu bilen hiç kimse helak olmadý, olmaz" der, seleften birçok kimse.
Ýsmet Özel, "Kýrk Hadis" adlý eserinde, Müslüman'ýn kendi kadrini, konumunu, deðerini,
bu dünyada nasýl bir yer iþgal ettiðini bilmesi;
þahsiyetinin tekâmülü yolunda "istikamet azýðýný" mükemmelden uzaklaþma korkusu ile
mükemmele ulaþma ümidi arasýnda ve bir
kulluk idraki içinde temin etmesi gerektiði; bir
gün mutlaka hesap vereceðini birinci meselesi yapmayan insanýn ziyanda; Müslümanýn
hayatýnýn gayrimüslim insanlarýn hayatýndan
farklý ve üstün olduðu gibi meselelerin altýný
kalýn bir þekilde çiziyor. Ahlakýn engin boyutlarýný da gözler önüne serdiði bu kitabýnda,
bizlere "niçin bu halde olduðumuz"u hatýrlatýyor ve "nerede ve nasýl olmamýz gerektiðini"
iþaret ediyor.
Yine bizlere "hadisleri gölgeye çekme yahut
daha sisli bir alana sevk etme" çabasýnýn altýnda, Ýslam dünyasýný Ýslam dýþý bir merkezden
idare etmeye çalýþanlarýn ve bu kimselerden nemalanýp ayný doðrultuda mesai sarf edenlerin tuzaklarýnýn yattýðýný ihtar
ediyor. Bunun önüne de, ancak hadisleri canlý tuttuðumuz ve bunlarý yaþanýlýr kýldýðýmýz oranda geçebileceðimizi belirtiyor. Türkiye'de ve sair yerlerde Sünnet karþýsýnda itirazî bir tavýr takýnan Modernistlerin bu tavrýnýn altýnda kendilerini
daha çok söz sahibi kýlma endiþesi yattýðý; ayrýca modern insanýn "çare" diye sunduðu þeyin bizzat "hastalýk" olduðunu
da nazarýmýza vuran Ýsmet Özel pek güzel bir ifadeyle, "Allah Resulü'nün bize öðrettiði þey, hayatýmýzýn hâlis olarak yaþanabilmesi için, bize saðlanan bir yardýmdýr" diyor.
Söyledikleri ve yazdýklarýyla hep yanký uyandýran Ýsmet Özel'in, "Kýrk Hadis" kitabý hak ettiði ilgiyi bulamadý, bir baþka
ifadeyle de arzu edilir bir yanký uyandýrmadý, dersek abartýya kaçmýþ olmayýz herhalde. Bu durum ister istemez bizleri
"acaba niçin?" diye sormaya götürüyor. Acabalarýn mahiyeti ve cevaplarý her ne olursa olsun "Kýrk Hadis" kitabýnýn bizlere söylediði çok þey var. Sýnýrlarý itinayla korumaya çalýþan Ýsmet Özel'in, "Kýrk Hadis" kitabýnda da sýnýrlarý olabildiðince korumaya çalýþtýðýný söyleyebiliriz. "Yaratýlmýþ biri olarak hiçbir þeyin hakkýný verdiðimden emin deðilim" diyen bir insanýn "gayretiyle" karþý karþýyayýz ve eksiklikleri de yaratýlmýþlýðý ölçüsünde.
Faniliðinin her yanýndan sayha sayha yayýldýðý þu dünyada gerçekten de hüner, "haþyet"i de ilim bilmek ve bu hayatý "ihlâs ve istikamet" üzere yaþayýp, yaþatmaya vesile olmaktýr; yoksa kýt akýllarýmýzý, vicdaný kýt bir zümrenin korosuna ilhak edip Sünnet aleyhtarlýðýna çevirmek deðildir, diyoruz ve sizleri hasbihalimizle baþ baþa býrakýyoruz.
R
I
H
L
E
110
Muhammed Aydemir: "Kýrk Hadis" kitabýnýzý dikkatle okumuþ biri
olarak, yine de bir giriþ olmasý açýsýndan þu soruyu sorma ihtiyacý
hissediyorum. Acaba, Ýsmet
Özel'e "sünnet" veya "hadis" denildiði zaman bu, Ýsmet Özel'de nasýl
bir çaðrýþým yapýyor yahut Sünnet'in Ýsmet Özel için yeri ve önemi nedir?
Ýsmet Özel: Acaba böyle bir soru
sorulabilir mi diye düþünüyorum
ben? Þu manada; yani dünyada
bir insan var mýdýr ki "Kur'ân ve
Sün net" de me den Sün net'ten
bah set sin. Dün ya da bir in san
Sün net'ten bah set ti ði za man,
mücerret olarak Sünnet, diye bir
þeyden nasýl bahseder!
Þimdi, iþin aslýný herkes biliyor,
ama bu kâinatýn yaratýldýðý zamandan beri iman-inkâr arasýndaki fark, iman-küfür arasýndaki
zýtlaþma dolayýsýyla yaþanan bir
hadiseler bütünü var. Bu bütünün
bir parçasý, hem de huzursuzlukla
zikredeceðimiz bir parçasý bizi
Sünnet'ten bahsetmeye mecbur
býrakýyor.
Kur'ân ve Sünnet dediðimiz zaman, zeytinyaðý ve sirke gibi bir
þeyden bahsetmiyoruz. Niye bu
örneði verdim. Çünkü insanlar,
yukarýda Kur'ân, aþaðýda Sünnet
gibi bir mantýkla kafalarýný meþgul
ederler. Bir þiþeye zeytinyaðýný ve
sirkeyi koyarsanýz, yukarýda zeytinyaðý aþaðýda sirke durur, deðil
mi? Böyle deðildir, yani Kur'ân ve
Sünnet sözkonusu edildiði zaman
böyle bir tahayyül yanlýþtýr.
Biz, Kur'ân ve Sünnet dediðimiz
zaman bir bütünden bahsederiz;
bir bütünü iþaret ederiz, ama bu
bütünün nelerden müteþekkil olduðu hakkýnda da bir fikrimiz vardýr. O bakýmdan, biraz önce müra-
Kur'ân ve Sünnet
dediðimiz zaman,
zeytinyaðý ve
sirke gibi bir þeyden
bahsetmiyoruz. Niye bu
örneði verdim. Çünkü
insanlar, yukarýda Kur'ân,
aþaðýda Sünnet gibi bir
mantýkla kafalarýný
meþgul ederler.
caat ettiðimiz benzetmenin bir yanýný büyütelim isterseniz. Þöyle ki;
Ýslam dediðimiz þey aslýnda sirke
ile zeytinyaðý arasýndaki münasebete deðil, bizzat sirkenin kendisine benzer. Yani su ve sirke birbirinden nasýl tefrik edilecek? Önümüzde bir sirke var. Teþbihte hata
olmamak üzere, sanki Ýslam'a bir
yakýþtýrma cüreti gösterip, bir yol
açtýðýmýzý düþünelim: Su ile sirke
arasýndaki münasebet, Kur'ân'la
Sünnet arasýndaki münasebete
benzer. Ýslam bütünüyle bir sirkeyse eðer, bunun su olan kýsmý
Kur'ân'dýr, sirke olan kýsmý da
Sünnet'tir. Eðer sirkeden suyu çýkarýrsanýz, sirke diye bir þeyden
bahsedemezsiniz. Yani susuz bir
sirke yoktur, ama sirke sudan ibaret de deðildir. Dolayýsýyla susuz
nasýl sirke olmazsa, Kur'ân'sýz da
Sünnet olmaz. "Kardeþim, Sünnet'ten bahsediyorum ben!" denilemez, böyle bir þey yok, Kur'ân
varsa Sünnet vardýr.
Ýslam modernistleri bilhassa, Müslümanlarýn kâfir köpeði olmalarýný
temin gayesiyle, Kur'ân ve Sünnet
arasýnda bir "hat" icat ettiler. Böyle
bir hat yok! Hz. Âiþe validemiz ne
dedi: "O'nun ahlaký Kur'ân idi" yani
O yürüyen bir Kur'ân'dý. Ama yine
R
I
H
L
E
111
gâvurlar bize, sanki Kur'ân'la Ýslam
arasýnda bir hâkimiyet iliþkisi teþekkül edebilirmiþ gibi (bir þey sunmaya çalýþtýlar.) Tarih içinde Mutezile
de "Kur'ân mahlûktur" diye, bizi bir
türlü içinden çýkamayacaðýmýz bir
yere sevk etmek istemiþti.
Bizim, dünyada insanlarýn sýrat-ý
müstakim üzere olmalarýnýn baþka
bir ihtimali olmadýðýný öðrendiðimiz kaynaðýn tahribi, bizi Sünnet'ten baðýmsýz bir þekilde konuþmaya mecbur ediyor. Bir kaynaðý
tahrib etmeye çalýþtýlar, edebildiler
mi edemediler mi, bilemiyorum,
ama bugün iç açýcý bir durumda
deðiliz.
Ýnsanlar, imanýn neye taalluk ettiði
konusunda ciddi zihnî karýþýklýða
sahipler. Yahudilerin ve Hýristiyanlarýn dinî telakkileri, sanki Ýslamýnkine paralelmiþ anlayýþýyla hareket ediyor insanlar ve bu yüzden
de imanýn neye kuvvet temin ettiði konusunda aciz kalýyoruz. Yani
biz, þu anda yaptýðýmýz konuþmanýn bize Allah'ýn bir lütfu olduðunu
düþünmeksizin hareket ediyoruz.
Bize putlarýn ya da Allah'tan baþka
ilahmýþ gibi varsayýlan nesnelerin
durumu hakkýnda Kur'ân'la haber
verilen þey þudur: "Allah'tan baþka
yalvardýklarýnýz ise hiç bir þey yaratamazlar, hâlbuki kendileri yaratýlýp durmaktadýrlar." (Nahl, 20)
Bizim aldýðýmýz her nefesin, Yaradanýn bize aldýrdýðý nefes olduðunu paranteze alarak hiçbir þey yapamayýz. "Onu biliyoruz zaten" deyip de bir þey yapamayýz. Çünkü
her yaptýðýmýz þey anýnda deðerlendiriliyor.
Þimdi Sünnet'i Kur'ân'dan ayýrarak deðerlendirdiðimiz zaman elimiz kolumuz tamamen baðlý kalýr.
Çünkü biz Sünnet vasýtasýyla,
Müslüman olarak dünyadaki yeri-
miz konusunda þuur sahibi olabiliyoruz. Allah Teâlâ Kur'ân-ý Kerim'i
biz bu günlere gelmeyelim diye indirdi. Yani Kur'ân'ýn nazil olduðu
zaman ve þartlar ve de coðrafya
öyle tesadüfen oluþmuþ bir þey deðil. Þimdi, bizim bugüne geleceðimizi Allah bilmiyor muydu? Tabi
ki biliyordu. Ama O'nun rahmeti
gazabýný aþtýðý için bize rahmet etti, Kur'ân nazil oldu. Yani biz
Kur'ân'a sadýk kalmayý baþarabilseydik, bugünlere gelmeyecektik.
Ama þöyle oldu, böyle oldu, her
neyse. Allah bunu biliyordu ve
Resûlü'ne de bildirmiþti. Çünkü O:
"Ben ikindi vakti geldim", "Ben ahlaký tamamlamak üzere gönderildim" diyor, deðil mi? Biz Sünnet'te
"mükemmel" bir ahlak görüyoruz,
yani tamamlanmýþ, tekâmül etmiþ
bir ahlak. Ama biz Kur'ân'a ittiba
ettiðimiz ölçüde o ahlakýn mükemmelliðinden haberdar olabiliriz.
Yani, o orda, bu burda, zeytinyaðý
yukarýda sirke aþaðýda olduðu zaman bu anlaþýlmaz.
Madem mü'minin bir feraseti vardýr, bizim ilk iþimiz böyle bir ayrýmýn olmadýðýný anlamak olmalýdýr.
Bizim ilk iþimiz kâfirlerin bize yutturduðunun, yuttuðumuz bir þey
olduðunu bilmek, ikinci iþimiz de
bunu kusmaktýr. Çünkü kusmadýðýn zaman sindirirsin ve artýk iþ iþten geçmiþ olur.
Muhammed Aydemir: Sindirmekusma faslýndan hareketle þöyle
bir soru soracak olsam: Modern
zamanlarda hadis sahasýnda, daha doðrusu genel olarak "dinî
ilimler" alanýnda sarf-ý mesai
edenlerin kahir ekseriyeti, mevcudu yanlýþlama, yýpratma ya da en
azýndan "ayýklama" güdüsüyle hareket etti. Çok az bir kýsmý da
mevcudun modern deðerlerle ça-
týþmadýðýný ispatlamak için çaba
sarf etti. Ýsmet Özel'in "Kýrk Hadis"te yaptýðý ise, bütün bu çalýþmalar karþýsýnda "yapýsal" bir farklýlýk gösteriyor. Bu farklýlýðýn, alanýn temelini, yapýsýný anlamaya ve
izaha dönük, "tahkim edici" duruþtan kaynaklandýðýný söyleyebiliriz. Üstelik siz bunu, temele inerek, zihniyet seviyesinde yapýyorsunuz. Çalýþmalarý bu alanlar dýþýnda temerküz etmiþ birisinin, bu
performansý nasýl izah edilebilir?
Hadis sözkonusu
olduðunda iki þeyi birlikte
görmek zarureti vardýr. Bir;
bu hadisler bize nasýl ulaþtý?
Ýki; bu hadisler bize
niçin ulaþtý?
Ýsmet Özel: Hadis sözkonusu olduðunda iki þeyi birlikte görmek zarureti vardýr. Bir; bu hadisler bize
nasýl ulaþtý? Ýki; bu hadisler bize niçin ulaþtý? Hadislerin bizzat varlýðýný, nasýllýðýný bulmamýz lazým. Yani insanlar, bir þeyin kaybolmasýna
mani olmak üzere bize bunlarý
ulaþtýrdýlar. Kaybolmasý istenmeyen bir þey vardý, bir kere bu
önemli. Bu ayný zamanda hadislerin tertibi, tasnifi konusunda da
Müslüman aklýn, Müslüman zihnî
çabanýn neye taalluk ettiðine de
iþaret ediyor. Ýnsanlar bunlarý, tertip ettiler, tasnif ettiler, tahlil ettiler.
Burada öncelikle "Müslüman neyle meþgul olur?" sorusunun cevabý
var. Ýþte sahih hadis, zayýf hadis…
dünya kadar derecelendirme var.
Her birinin de özel bir izahý var.
Þimdi bu bir! Demek ki bizim, hadislerle ilgilendiðimiz zaman, öð-
R
I
H
L
E
112
renmek zorunda olduðumuz bir
zihnî saha var. Benim öyle üzerinde durduðum, kendim mesafe katettiðim bir þey deðil bu. Ama bu
olmadan, olmadýðýný biliyoruz.
Ýkincisi de niçin bu hadislerin bize
ulaþtýðý meselesidir. Bu da bizim
helal-haram konusundaki hassasiyetimizin derecesini belirler. Mesela insanlar, hoþlarýna gitmediði
zaman "senedini söyle" falan filan
diyorlar. Bu aslýnda, onun senedinin saðlam olup olmamasýndan
çok, bizim helal-haram karþýsýndaki hassasiyetimizle alakalý bir þey.
Çünkü -biliyorsunuz- bazý mutasavvýflar eðer bir konuda tereddüt
varsa, tereddüde yol açan hususlarý bertaraf ederler. Yani öyle de
yapmazlar, böyle de yapmazlar.
Burada iþte bizim, küfürle el sýkýþmaya hevesli olup olmadýðýmýz hadislerle çok alakalý. Hadisler konusundaki "niçin" kýsmý, bizim þahsen, insan olarak, Müslüman olarak kendimizi ne kadar iman bölgesinde güvende hissettiðimiz; ne
kadar, küfürle selamlaþmaktan
zevk aldýðýmýz meselesini açýða çýkarýr.
Çoðu zaman insanlar þu cümleyi
sarf ederler: "O devirler geçti."
Hangi devirler geçmiþ! Yani çocuklara "ne zamandan beri Müslümansýn?" sorusunun cevabý olarak "kâlû belâdan beri" demiyorlar
mý? Yani ne kadar zaman geçmiþ
olabilir, hangi devirden bahsediyoruz, kâlû belâ ne kadar eski?
"Ýsmet Özel için Sünnet'in manasý
nedir?" (tebessüm ediyor).
Þimdi, Allah bana ihtida nasip ettiði günden bugüne kadar, hatta o
hadisten haberdar olmaksýzýn, nedir o hadis: "Gelecekteki kardeþlerimi özlüyorum." Daha bu hadisten
haberdar olmadan önce ben, bir
karabetin tesis edilmediði yerde Ýslamî bir tavrýn gösterilemeyeceði
görüþüyle yaþadým. Yani, Allah
Resûlü'nün memnun olacaðý þeyleri yakalamam zor olabilir, ama
memnun olmayacaðý þeyleri fark
etmek o kadar zor deðil. Benim
Sünnet'le alakam bu. "Resûl-i Ekrem, ne-ler-den memnun olurdu?"
Onu ben çok kolay yakalayamayabilirim. Ama neden memnun olmazdý, onu yakalamam o kadar
zor deðil. Anlatabiliyor muyum? Ýþte, Sünnet'e yan çizenler, yani
Resûlullah'ýn memnun olmayacaðý
þeyleri görmezlikten gelip bunlarý
kendilerine yakýþtýran insanlar Sünnet'le kötü iliþki kuruyorlar.
Fatih Kaya: Bugünlerde Sünnet'e
karþý olan tavrýn altýnda yatan sebep, kitabýnýzda ifade ettiðiniz "yaþanýlan hayat ile nakledilen hadis"
arasýndaki sýkýntý mýdýr? Yani, meselâ bir kýsým insanlar "Sünnet'in
sübûtu", bize nasýl geldiði hakkýnda tereddütler izhar ediyorlar. Bir
kýsmý "Kur'ân varken Sünnet'e ne
gerek var, Sünnet'e neden ihtiyaç
duyalým ki…" diyorlar. Bir kýsmý
ise Kur'ân ve Sünnet nasslarýný anlama noktasýnda þimdiye kadar
Müslümanlarýn benimsediði yolun, usulün saðlýklý olmadýðýný söyleyip yeni bir usul teklif ediyorlar.
Ama burada, söylenen þeyler ne
kadar farklý olursa olsun, ortak
olarak söylenen veya ortaya konulan tavýr Sünnet karþýtlýðý… Bu
tepkinin altýnda yatan sizce nedir?
Ýsmet Özel: Þimdi kardeþim, benden iyi bileniniz vardýr, Resûl-i Ekrem'in Ebû Zer'e: "Bu þehirde evler iki katlý olduðu zaman sen burada yaþama" dediði rivayet edilir,
deðil mi? Þimdi adam kule ihalesine girmiþ, bu adamýn Sünnet'le fa-
lan… olacak þey deðil, anlatabiliyor muyum? Yani hiç yakýnýna
gelmemesi lazým, bu adam bunun
için her türlü taklayý atar.
lar angutlar mýydý? Deðillerdi, neler biliyorlardý neler! Ama biz cahiliye diyoruz. Bu anlamda ilimden
nasipleri yoktu.
Ama bize Müslüman görünüp kazýk atan insanlarýn en büyük kazýðý
þudur. Örneðin diyorlar ki "Ýnsan
Kur'ân için inmedi, Kur'ân insan
için indi." Tüylerim diken diken oldu bunu duyduðum zaman. Bundan daha büyük inhiraf olmaz.
Pekâla bunun aksini iddia etmek
mümkündür. Hayýr, Kur'ân insanlar için inmedi, insan Kur'ân için
indi, denilebilir.
Fatih Kaya: Bu manada, ilimle ilgili olarak kaynaklarýmýzda çok
þey var. Örneðin Ýmam Malik, ilmin, Allah'ýn insanlarýn gönüllerine ilkâ ettiði bir nur olduðunu söyler.
Þimdi biz Resûlullah'tan bahsederken "âlemlere rahmet" diyoruz,
deðil mi? Yani bu, bütün insanlýk
için cennete girme ihtimalinin son
fýrsatý… Eðer Kur'ân inmeseydi,
biz de Allah'ýn gazabýna ve sapýklýða uðramýþ olanlar seviyesinde
olacaktýk. Bunun öyle eðilip bükülür bir tarafý yok. Þimdi biz, niye
Kur'ân nazil olmadan önceki zamana "devr-i cahiliye" diyoruz?
Yani bunun anlaþýlýr bir tarafý yok
mu? Biz, neden Ýslam'ýn ortaya
koyduðu tarifleri hiç vuku bulmamýþ gibi hareket ediyoruz? Ben bu
kitabýn son sözünde dedim, kaynaðýný ve metnini bulamadýðým
için yer veremediðim ama yer vermeyi çok istediðim bir rivayet vardý: "Ýnsanlarýn kaybedecekleri ilk
ilim haþyettir." Allah korkusunun
ilim olduðunu bilmeyen insanlarýn
Müslüman olmalarý mümkündür,
ama Mümin olmalarý mümkün deðildir. Biz Ehl-i Kýbleyi tekfir etmediðimiz için onlara Müslüman deriz. Ama Allah korkusundan habersiz bir insanýn iman etmiþ olmasýna, ilim sahibi olmasýna
imkân yoktur. "Kardeþim, ooo neler biliyor!" Neler bilirse bilsin! Biz
ne diyoruz? Cahiliye devri… On-
R
I
H
L
E
113
Ýsmet Özel: Bunu Kur'ân-ý Kerim'den de öðrenmemiz çok kolay.
Hilkat süreci içinde diyelim, Ýblis
diyor ki: "Ben senin salih kullarýnýn
önüne çýkacaðým." Allah da ona
diyor ki: "Sen kýyamete kadar
mühlet verilmiþlerdensin." Demek
ki bizim bilgi konusunda yapacaðýmýz tefrik, onun Allah'tan gelip gelmediðini anlamakla mümkün olacak. Eðer Allah'tan gelmiyorsa,
önümüze çýkan þeytandýr. Yani bildiklerimizin kaynaðý Allah deðilse,
kýyamete kadar mühlet verilmiþ
olan þeytanýn müdahalesinden
müteessir oluyoruz demektir. Ona
bilgi bile demiyorum ben, ama insanlar onu bilgi sanýyorlar. Bilgi
doðrudan doðruya Allah'ýn verdiðidir. Allah Teâlâ eðer: "Biz arýya
vahyettik" diyorsa, insanlarýn, eþref-i mahlûkat olan kiþilerin hakikati tefrik etme konusundaki dualarýna bigâne mi kalacak? Mümkün deðil! Ama "ben bunu anladým abi, meseleyi çözdüm" diyen
adam, aslýnda karþýsýna þeytanýn
çýktýðýný fark etmeyen zavallý birisidir. Ben meseleyi çözdüm, diyor.
Ya nerden çözüyorsun sen!
Onun için Sünnet bu iþe yarar.
(tebessüm ediyor)
Talha Hakan Alp: Bilgi kaynaðý bu
manada, vahiy olarak Hz. Peygamber'e iniyor, Hz. Peygamber'in diliyle de bize ulaþýyor.
Ýsmet Özel: Hz. Peygamber'den geçmiyorsa eðer,
bil ki sana zarar verecek
bir yerden geliyordur.
Talha Hakan Alp: Peki,
genelde eski felsefeyi, Yunan felsefesini vs. bizim
bazý kitaplarda da olduðu
gibi Peygamberlere baðlama gayreti vardýr. Mesela
bazý antik çað filozoflarýnýn Mýsýr'da, Ben-i Ýsrail
peygamberlerinin talebeleri elinde yetiþtiði söylenir. O hikmetin de bir þekilde Peygamberlik kandiliyle irtibatlandýrýlmasý çabasý vardýr. Acaba bu çaba, konuþtuðumuz mevzu
ile alakalý bir þey mi?
Ýsmet Özel: Þimdi bir kere
burada ulaþamayacaðýmýz bir alan
var. Okuduðum Ýngilizce bir kitapta, Platon'un, Kur'ân-ý Kerimde
zikredilmeyen Yeremya Peygamberin talebesi olduðu yazýlýydý. Mýsýr'a gittiðinde onunla görüþmüþ.
Doðrudur, yanlýþtýr onu bilmem.
Ama þunu biliyorum. Neyi biliyorum? Kýzýlderili kutsal metinlerinde
tufandan bahsedilir. Þimdi bunlar
oraya Bering boðazýndan mý geçtiler, yoksa kuzeyde kutuplar o zaman sýcaktý, orda insanlar aþaðý mý
indiler, yoksa Atlas okyanusunun
olduðu yerde Atlantis kýtasý gerçekten var mýydý? Bunlarý bizim
bilmemiz mümkün deðil. Ama bildiðimiz bir þey var, Kur'ân'dan öðrendiðimiz. O da Ýslam, Âdem
aleyhisselam'dan beri devam ediyor. Onun için bakýn, bizim Daru'l-Ýslam kýlarak vatanlaþtýrdýðýmýz
topraklar, Âdem aleyhisselam'dan
beri gelen Ýslam'ýn izlerini üzerinde
barýndýran topraklardý. O yüzden
tebliðe muhatap olduklarý zaman
tanýdýk bir þeyle karþýlaþtýlar. Anlatabiliyor muyum?
Ama neydiii, ne olduuu…? O Hititologlarýn bildikleri, bilinmesi gerekenin ne kadarý? Þimdi Kýzýlderili metinlerinde tufan geçiyorsa,
Nuh'un gemisi Cudî daðýnda mý,
Aðrý daðýnda mý? Komik geliyor
deðil mi? Bizim, kendi çapýmýza
göre böyle bir hikâyeyle uðraþmak
hoþumuza gidiyor. Nereden bileceðiz, ne olmuþ, ne bitmiþ? Bilmemiz mümkün deðil! Biz þimdi þu
anda, miladî 2008 yýlýnda, þu anda olan þeylerin ne kadarýný biliyoruz. Bize deseler ki þahit olduðun
þeyleri yaz. Yazarýz da, yeryüzünde bizim yazdýklarýmýzdan ne kadar faydalanýlýr?
Muhammed Aydemir: Ýsmet
Özel'in -özellikle Kýrk Hadis kitabýnda- yazmýþ olduklarý okunduðunda, ümmet âlimlerinin, Sünnet'le ilgili korumuþ olduklarý sýnýrlar ve gösterdikleri hassasiyet açýkça görülüyor. Örneðin âlimlerimizin "es-Sünnetü kâdýyetun ale'l-
R
I
H
L
E
114
Kitâb…" diye ifade edilen
ve "Sünnet Kur'ân'a
hâkimdir, yani onun hükümlerini belirginleþtirir,
somutlaþtýrýr" anlamýyla
varlýðýna bulan duruþlarýný
Ýsmet Özel'de görebiliyoruz. Özellikle de kelime-i
þahadetle ilgili açýklamalarda. Sizi dehþete düþürdüðünü söylediðiniz o sözün sahipleri ve benzerlerinin temel açmazý bence,
sizin de atýfta bulunduðunuz "haþyeti" yitirmiþ olmak. Metot olarak kimi
takip ettikleri ise belli…
Gâvur olanlarýn ne yapmaya çalýþtýðý da malum.
Yitirilen bu vasýfla ilgili bir
þeyler söyleyecek olursanýz, neler söyleyebilirsiniz?
Ýsmet Özel: Biz Müslümanýz elhamdulillah ve Ýhlas sûresi bizim
için çok mühim, deðil mi? Kýsa bir
sûredir, ama çok önemlidir. Halk
arasýnda da "üç kulhuvellah bir
elham" derler. Ýhlas… yani insanlar Müslüman olmalarý sebebiyle
bir ferahlýk, bir yükseliþ yaþýyorlar
mý yaþamýyorlar mý? Yoksa nerdeyse masanýn altýna girecek gibi
mi hissediyorlar kendilerini? Sünnet'e bakýþ bununla alakalý bir
þey. Adam "kim oluyor, gâvur bu
bir kere!" demedikten sonra ben
onun Müslümanlýðýný nasýl ciddiye alýrým? Anlatabiliyor muyum?
Türk halký ne diyor: "Gâvurun aklý olsa Müslüman olurdu" demiyor mu?!
Fatih Kaya: Karacaoðlan da: "Akýllarý yoktur, küfre uyarlar" diyor.
Talha Hakan Alp: Bu husus, Ehl-i
Sünnet'in Maturidi akidesini altmýþ madde halinde açýklayan esSevadu'l-Azam'da da geçiyor.
Bundan bin yýl, hatta daha uzun
bir süre önce yazýlmýþ bu kitapta
yer alan maddelerden biri de
"Kâfirlerin aklý, Peygamberlerin
ve müminlerin aklýna denk olamaz" þeklindedir.
Ýsmet Özel: Tabi, tabi, yani bir kere bu, tereddüde mahal olan bir
þey deðil ve lüzumsuz bir çarpýtmaya yer vermemeliyiz. Ama bir
þeyi bilmeliyiz. Bakýnýz biz bu topraklarý vatan haline getirirken, Daru'l-Ýslam kýlarken, Yahudilere ve
Hýristiyanlara din dayattýk. Dedik
ki siz oturun oturduðunuz yerde.
Siz Musa aleyhisselam'ýn ümmetisiniz. Siz de oturun oturduðunuz
yerde, siz de Ýsa aleyhisselam'ýn
ümmetisiniz. Bu ne Hýristiyan itikadýnda, ne de Yahudi itikadýnda
böyle deðil. Biz dayattýk onlara,
böyle kabul edeceksin, böyle olacaksýn dedik. Onlar da hayat hakký adýna bunu "yer" göründüler ve
her fýrsatta bunun acýsýný çýkarmaya çalýþtýlar ve bunlarýn arasýndan
ihtida etmiþ gibi görünenler de birçok þeyi ifsat ettiler. Yani bugün
insanlarýn Ýslam'ýn aslýna mugayir
beyanlarý þaþýrtýcý gelmemeli. Çünkü zaten bunlar, bir hesabýn hâsýlasý.
Fatih Kaya: Peki bu, dinin dönüþümü yahut dinde reform çaðrýlarýnýn özellikle akademik bir zümre;
ayrýca, din iþlerinde yetkili kýlýnmýþ
bir kesim tarafýndan geliyor olmasýný manidar mý kabul etmek lazým?
Ýsmet Özel: Manidar deðil, belalý
kabul etmek lazým. Bu çok ciddi
bir þey, bu bir kusur falan deðil,
bunun çok üstünde bir þey. Örneðin senelerden beri, belki yirmi seneyi aþan bir zamandan bu yana
Kutlu Doðum Haftasý gibi kendisine sýfat bulamayacaðým bir þey
yapýlýyor. Bunun savunulur hiçbir
tarafý yok! Onun için bunlarýn
hem ciddiye alýnmasý mümkün
deðil, hem de tekin kabul edilmesi
mümkün deðil. O yüzden, birilerinin iþine geldiði için yürüyor bir
þeyler. Onlar kendi aralarýnda halletsinler.
Benim yandýðým husus birilerinin
yetki ve imtiyazlarý deðil, benim
yandýðým husus Türkiye'de Müslümanlýðýný bir kazanç bilen insanlarýn bigâneliði ve dangalaklýðýdýr. Beni rahatsýz eden budur.
Adnan Menderes'in bir sözü, siyaset alanýnda yanlýþ yorumlanýr,
herhalde 46-50 arasýnda bir dönemde söylenmiþ olsa gerek ve
hepinizin bildiði bir söz: "O zaman biz de sîne-i millete döneriz."
Þimdi insanlar bunu, seçim olur,
biz de milletle beraber hareket
ederiz, þeklinde yorumluyorlar.
Hayýr! O sözün anlamý þu: O zaman biz aradan çekiliriz, yani biz
kendimizi milletin sinesinde sayar, sizi milletle baþ baþa býrakýrýz;
o zaman siz hesabýnýzý millete vereceksiniz, demek. Yani bu, milletin hesap soracak pozisyonda olduðunun kabulüyle alakalý bir
þeydir. Bunu bu lafa muhatap
olanlar da rahatsýz edici buldular.
O zaman "biz sîne-i millete döneriz" demek, "siz millete hesap vermek zorunda kalýrsýnýz" demekti.
Þimdi böyle bir milletin var olup
olmadýðý bir mesele.
Osmanlý idaresi, Tanzimat'tan
sonra bile din ile muaheze edilebilen bir idareydi. Yani Osmanlý idaresi Tanzimat sonrasýnda bile hareketlerinin dinle uyuþmadýðý yerde kendini savunamayan bir durumdaydý. Cumhuriyet idaresi bu
zarureti, bu mecburiyeti, bu kýsýtlýlýðý kaldýrdý. Ama gene de bu bir
R
I
H
L
E
115
manevrayla elde edilmiþ bir þeydir. Sarahaten ve bile bile ya da
göstere göstere yapýlmýþ bir þey
deðildir. Yani biz, cumhuriyetin
ilanýyla beraber saltanatýn ve hilafetin etkisinin yok edildiðini biliyoruz, fakat kullanýlan ifade yanlýþtýr.
Türkiye'de ne saltanat kaldýrýlmýþtýr, ne hilafet kaldýrýlmýþtýr. Her ikisinin de yetkileri Türkiye Büyük
Millet Meclisi'ne devredilmiþtir.
Yani hiçbir zaman Türkiye'de iþler, Ýslam muhalefetinin kelimelere
döküldüðü þekilde cereyan etmemiþtir. Ýslam muhalefetini kelimelere dökememiþlerdir.
O yüzden bizim, elimizdeki en
büyük kozu, sanki koz deðilmiþ
gibi algýlamamýz kadar gaflete
denk düþen bir þey yoktur. Yani
bizim gafilliðimiz elimizdeki kozdan habersiz oluþumuz. Türkiye'de Ýslam'a olan muhalefet kelimelere dökülememiþtir. Hiç kimsenin gücü buna yetmemiþtir. Ancak kaydýrmýþlar, eðmiþler, bükmüþler falan filan. O yüzden bizim Müslüman olmaktan bir gocunmamýz olmamalý. "Sen Þeriat
Devleti mi istiyorsun" diye sorduklarý zaman bana, benim "sen
ne istiyorsun" diye sorabilmem
lazým. Ben cevabýmý veririm, önce sen ne istediðini söyle. Sen bana "Þeriat Devleti istiyor musun"
diye soracak çapta mýsýn? Sen
kimsin, sen ne istiyorsun? Yani
dediðim gibi, Türkiye'de birtakým
iþleri karýþtýran insanlar karþýsýnda
"ya neden bunlar bunu yapýyor…?" demek yerine eðer millet,
kendi haysiyetini çiðnetmemek
gibi bir tavrý benimsese korkacak
hiçbir þey yok. Ama bunu bir de
"bak bu herifler ne herzeler yiyorlar" þekline dönüþtürürsek, o zaman onlar kazanýr.
Talha Hakan Alp: Þimdi, Türkiye'de gerek iktidar gerekse elit kesim, Ýslam'a muhalefeti açýkça kelimelere dökemedi, dökemez de,
bugün de böyledir. Ama þimdi
þöyle bir þey var. Ýslam'a muhalefet dendiði veya bu konu ele alýndýðý zaman, Ýslam'ý da artýk bir yorum haline getirdikleri için hangi
Ýslam diye bir þey çýkýyor karþýmýza. Örneðin Diyanet'in en son,
"flört zinadýr" açýklamasý gündeme
düþtü. Sonra birkaç TV programcýsý buna itiraz etti, birileri aleyhte
bir þeyler söyledi. Bunun üzerine
Diyanet bunu yumuþattý, zina deðildir vs. dedi. Burada da gördüðümüz gibi Ýslam'a muhalif olan
þeyler, yine Türkiye'de Ýslam'ýn
"resmî mümessilleri" olan çevreler
tarafýndan "hayýr, bu Ýslam'a muhalif deðildir" noktasýna getirilebiliyor. Belki eskiden daha güvenli
bir alan içindeydik, bazý þeyler
açýkça Ýslam'a muhalefet olarak
kabul ediliyordu. Ama bugün Ýslam'a muhalefet olarak kabul edilmiyor. Çünkü "bu bir yorumdur"
deniliyor. Ýslam'ýn modernizasyonu ile birlikte böyle bir güvenlik
alaný da ortadan kalkmýþ oluyor.
Olmuyor mu daha doðrusu?
Ýsmet Özel: Þimdi bu iþin herkesi ilgilendiren kýsmý, bizim salih bir hayat diye bir þeyden haberdar olup
olmamamýzla alakalý. Ýtibarî bir ihlas sözkonusu olabilir mi? Yahut
ihlas itibarî olabilir mi? Bu sanki
kabul edilmiþ gibi. "Bak gördün
mü, sakallý adam, iþte ilahiyat fakültesi profesörü, bilmem ne, falan
filan dedi" dolayýsýyla falan filan…
Bu ülke nasýl bir ülke? Padiþahýn
atýnýn dizginlerini tutup yüzüne
"gâvur padiþah" diye baðýrýlan bir
ülke burasý. Yani iþleri, insanlarýn
kendi ahiretlerini feda edip etme-
Bu ülke nasýl bir ülke?
Padiþahýn atýnýn dizginlerini
tutup yüzüne "gâvur
padiþah" diye baðýrýlan bir
ülke burasý. Yani iþleri,
insanlarýn kendi ahiretlerini
feda edip etmedikleri
noktasýnda deðerlendirmemiz lazým.
dikleri noktasýnda deðerlendirmemiz lazým. Ýnsanlar "siz ne haliniz
varsa görün, ben bunu yapmam"
deyip bir kenara çekilmiyorlar deðil mi? Bir yerden onlar da bir þeylere bulaþmaya çalýþýyorlar.
Muhammed Aydemir: Þimdi madem söz millete geldi. Sizin "Günübirlik çýkarlarýmýzý göz önüne
alarak yaptýðýmýz deðerlendirmeler bizi Müslümanlýk alaný dýþýna
sürükler" cümlenizi de yukarýdaki
açýklamalarýnýza ekledikten sonra,
yine kitabýnýzda "…Gerçi âlimler
peygamberlerin varisleridir, diye
biliyoruz; ama Ýslamiyet'te Müslüman olan bütün toplum unsurlarýna Ýslam karþýsýnda duyulabilecek
hassasiyetin yükümlülüðü getirilmiþtir" diyorsunuz. Yine milletin
helal ve haram bilinciyle oynamaya çalýþan ve sizin de pek itinayla
vurguda bulunduðunuz o kesim
karþýsýnda bu milletin üzerine düþen nedir. Bu milletin, bu tavýr
karþýsýndaki tavrý ne olmalýdýr?
Ýsmet Özel: Biz Müslümanlar, takvimimizi ne ile baþlatýrýz? Hicretle!
Hicretin manasý nedir? Istýlahî olarak hicretten ne kastediyoruz? Mesela biz Rumeli'den, Kafkasya'dan
buraya geçenlere de muhacir di-
R
I
H
L
E
116
yoruz, ama muhacir dediðimiz zaman neyi kastediyoruz. Hatta bu
anlamda Habeþistan'a hicret edenlere de muhacir demiyoruz. Yani
ýstýlahî anlamda bu böyle deðil.
Ensar ve Muhacir iliþkisi içinde
muhacir, Mekke'den Medine'ye
göç etmiþ olandýr. Bizim takvimimiz burada baþlar. Eðer Mekke'nin
fethi akýbet deðilse, o yapýlan hicret deðildir. Yani hicretin hicret olmasý için Mekke'nin fethini gözeten
bir hareketin yürütülüyor olmasý
gerekir. Çünkü kâfirler bizi ne
Mekke'de yaþattýlar, ne de Medine'ye hicretimize göz yumdular.
Bu iþ böyle bir þeydir. Bunu anlamadan, vaziyeti idare etmek ile
hiçbir þey tebeyyün etmez. Onun
için kendimizi izah etmemiz, kendimizi vaz' etmemiz gerekiyor.
Mevcudiyetimizi izah edeceðiz. Biz
niçin Müslümanýz, yani biz Yahudi
deðiliz, biz Hýristiyan deðiliz, biz
putperest deðiliz, biz Budist deðiliz. Biz Müslümanýz! Biz takvimini
hicretle baþlatmýþ bir milletiz! Yani
biz, en zor durumunu ikbal haline
getirmiþ bir milletiz. Biz en kötü
þartlarýmýzý zafer bayraðý olarak
yükseltmiþ olan bir milletiz. "Ýdare
edelim iþte, þuradan kredi gelecek,
falan filan…" olmaz, böyle bir þey
olamaz, bu Müslümanlýk deðil.
Müslümanlýk "ben sana gösteririm" demektir.
Muhammed Aydemir: Bu soruyu
sormamým sebebi, kitabýnýzýn baþka bir yerinde geçen þu ifadelerinizdi. "Nerede Ýslamî hassasiyet
toplumun ileri gelenleri tarafýndan
savsaklanmýþsa, orada toplumun
ileri gelenleri dýþýnda kalanlar Ýslamî hassasiyete sahip çýkmýþlar.
Nerede halk yýðýnlarý, büyük kalabalýklar, þu veya bu sebeple yozlaþmaya, çözülmeye, bozulmaya
ve istenmeyen iliþkilerin içinde
bulunmaya baþlamýþlarsa orada
ister istemez Ýslamî hassasiyetleri
korur duruma gelen bir seçkin
zümre baþ göstermiþtir." Þimdi bu
deðerlendirmeniz ýþýðýnda Türkiye
toplumunu bir tahlile tabi tutacak
olursak, neler söyleyebilirsiniz?
Ýsmet Özel: Þimdi bu, vuku bulduðu zaman gördüðümüz bir þey.
Yani otomatik olarak nasýl olsa
vuku bulur diye düþünülecek bir
þey deðil. Geçmiþe baktýðýmýz zaman bunu böyle görüyoruz. Nerde yüksek tabaka su koyuverdiyse
aþaðýsý iþi sýký tutmuþ, nerde aþaðýsý dejenere olduysa yüksek tabaka
elinde kamçýyla milleti yola getirmiþtir. Bu böyle olmuþ ama hep
böyle olacak diye bir þey yok.
Talha Hakan Alp: Ýki kesim birden
su koyuverebilir de.
Ýsmet Özel: Evet… Ama böyle olmuþ olmasý, ikisinden birinin kendini izah edip, kendini vaz' etmesi
halinde yerini bulabileceðini gösterir bize. Yani bunun garantisidir.
Onun için bizim Ýstiklal Marþýmýz
"korkma" diye baþlar. Biliyorsun ki
bu, Resûl-i Ekrem'in Sevr maðarasýnda Ebû Bekir'e söylediðidir.
Bunlar tesadüf falan deðil. Bizim
Ýstiklal Marþýmýz "korkma" diye
baþlar, biz de hicret sýrasýnda
Resûlullah'ýn aðzýndan "korkma"yý
duymuþuzdur. Dolayýsýyla öyle
sosyolojik, antropolojik izahlarla
bir aydýnlýk elde edemeyiz. Nur
kalbimizden doðar. Bunun da
edebiyatý yapýlmaz. Doðar doðar,
doðmaz doðmaz!
Muhammed Aydemir: Madem Ýstiklal Marþý anýldý, þunu sorayým.
Kitabýnýzda: "Tecelliye bakýn ki tarihin bizi getirdiði nokta, þairlere
düþman olan kimselerle hadislere
düþman olan kimselerin ayný kim-
seler olduðu noktasýdýr" diyorsunuz. Bunu biraz açabilir miyiz?
lim ben diyor. Böyle bir þey olmuþ.
Ýsmet Özel: Þiir Okuma Kýlavuzu'nda Pablo Picasso'nun bir sözünü nakletmiþtim. Picasso diyor ki
"Sanat hakikat deðildir, sanat bize
hakikati öðreten bir yalandýr."
Gerçekten de sanat, sun'îdir, netice itibariyle. Bizim Müslüman olarak da Türk olarak da geçmiþimizde þiirle hakikat arasýnda sürekli
bir geçiþme alaný doðmuþtur. Biz
bir millî varlýk edinmemizi ayný zamanda þiir söyleyebilen millet oluþumuza borçluyuz. Divan edebiyatý süreci içinde, divan þairlerinin
bir kýsmýnýn Arapça, Farsça divanlarý da var. Yani adamýn hem
Arapça, hem Farsça hem Türkçe
divaný var. Biz onlarýn üretken,
verimli, iþe yarar kýsmýný Türkçe
divanlarýndan temin ettik. Arapça,
Farsça divanlarýndan deðil.
Þiirle Sünnet arasýnda bir korelasyon gerçekten olmuþ. Ýnsanlar bu
topraklar üzerinde alný açýk yaþamanýn, Müslüman olmakla çok
yan yana olduðunu bilerek yaþamýþlar ve Müslümanlýklarýnýn ifadesinin de o kelama ulaþabilmek
olduðunu da anlamýþlar. Öbürü iþte bunu yapamýyor. O yüzden son
asýrda bizim naat yazan Ermenilerimiz de vardýr. Çünkü bu iþ böyle
oluyor. Müzik alanýndan örnek
vermek daha kolay. Son zamanlarda cd'ler çýkarýyorlar. Ermeni
bestekârlar, Rum bestekârlar, Yahudi bestekârlar diye. Þimdi bunlar, tamam bazýlarý Rum, bazýlarý
Ermeni, bazýlarý Yahudi, ama ne
müziði yaptýlar, Türk müziði yaptýlar. Yani bir Türk ifade imkânýný
kullanýyorlar.
Þimdi Sünnet-i Seniyye bu milletin hayatýnda çok büyük bir yön
tayin edici, istikamet tayin edici bir
þey olmuþtur. Ýnsanlar çok böyle
fýkhî donanýmla deðil, ama kendilerini Resûlullah'ýn ümmeti saymaktan temin ettikleri bir hassasiyetle, bir çekingenlikle yaþadýlar.
O yüzden Osmanlý imparatorluðunun hayatý boyunca Müslümanlar,
gayrimüslimlere hiçbir zaman gýpta ederek bakmadýlar. Onlar daha
müreffeh, daha hünerli, falan filan
olduklarý zaman bile. Her zaman
Müslümanlarda yüksek bir vakar
vardý. Bu vakarýn dayanaðý büyük
ölçüde þiirdir. Türkü ne diyor: "Kalenin burcu muyam, dil bilmez
Gürcü müyem." Bunu söyleyen
aslýnda Ermeni, kendi dilini kaybetmiþ, ancak Türkçe kelam edebilen, onu da ancak o kadar edebilen… Ama yine de bununla
övünüyor. Dil bilmez Gürcü deði-
Bunun Sünnetle ne alakasý var diyeceksin, ama iþte burada bir yerinden Resûlullah'ýn ümmeti olmaya bulaþmanýn imkânlarýna talipler. Tabi ki dinlerini terk etmiyorlar, ama adamdan sayýlmanýn
ne olduðunu itiraf ediyorlar.
R
I
H
L
E
117
Böyle bir þey bilhassa, dediðim gibi divan þiirinde ortaya çýktý, Tanzimat sonrasýndaki þiirde de divan
þiiri geride býrakýldýktan sonra,
hâlâ "Türk dilinde kýymeti haiz söz
nasýl söylenebilir" sorusunun cevabý olan bir edebiyat yürüyebildi.
Türk dilinde kýymeti haiz söz söylemek, Müslüman olmadan mümkün olmayan bir þeydir. Ama bunu, bu geliþme süreci sona erdikten sonra anlayabildik. Yani biz
toplum olarak dilimizi de dinimize
borçlu olduðumuzu hâlâ anlayabilmiþ deðiliz. O yüzden bunlar artýk günümüzde insanlarýn, millet
olma meselesini ne kadar ciddiye
aldýklarýyla bir hal yoluna girecek.
Girecek ya da girmeyecek. Ýnsanlara bir þeyleri kabul ettiremezsin.
Ýnsanlar kendileri onu benimsedikleri zaman manalandýrabilirler.
Þunu hiçbir zaman unutmayalým:
Ýslam þifadýr. Böyle olduðunu bilmemek için þifaya muhtaç olduðunu bilmemek lazýmdýr. Ýnsan eðer,
þikâyetinden haberdar deðilse, o
þikâyetini giderecek olan þeyden
nasýl haberdar olabilir. Adam bilmiyor, noksanýndan habersiz. "Kiþi noksanýný bilmek gibi irfan olmaz" diye bir þiirimiz de var deðil
mi?
Muhammed Aydemir: Hz. Peygamber (s.a.v)'in bir hadisinde
"Kendisiyle Allah'ýn rýzasý aranacak bir ilmi, dünyalýk bir maksat
için öðrenen" kimse hakkýnda birtakým uyarýlar var. Þimdi ilimden
sanata dönük bir kýyaslama yaparak ve sizin Þuara suresinde geçen
þairlerle ilgili üç istisna duruma
atýfta bulunduðunuz, ayrýca þerhini yapmýþ olduðunuz bir hadiste
geçen þair Lebid'in "Allah'tan gayrý her þey batýldýr" çizgisini ve þiir
"ahlakî kurallar belirlemez" cümlenizle ifadesini bulan tespitlerinizi
ve duyarlýlýðýnýzý gözardý etmeden
þunu sorayým: Türkiye'de þiiri kutsayan ve bu konuda haylice abartýya kaçan bir Müslüman çevre var
ve de bunu Müslümanlýðýn öncelikli vazifelerini çok geride býrakmak pahasýna yapýyorlar. Bunu
dile getirirken Çenebazlýk kitabýnda, artýk bizim Nazým'ý ateist, Akif'i
þeriatçý bir þair olarak görme düzeyinden çýkmýþ olmamýz lazým tesbitlerinizi ýskalamadýðýmý da belirteyim. Þimdi þiir üzerinden bu gidiþat nereye desem?
Ýsmet Özel: Yani bir þiir fetiþizmi
var diyorsun. Ben de buna muka-
bil, fetiþ konusu olan þeyin gerçekten þiir olup olmadýðýný merak ediyorum. Eðer insanlar, Türkçenin
kaybolmaya yüz tutmuþ dillerden
biri olduðunu kabul edilebilir hükümler arasýnda sayýp da gene de
þiirle meþgul oluyorlarsa o insanlarýn þiirle meþgul olduklarýný ifade
etmek mümkün müdür? Bu ortalýkta canbazlýk yapanlar (canbazlýk
da deðil, keþke canbaz olsa. Çünkü canbaz güzel bir kelimedir. At
canbazý, koyun canbazý bir de tel
canbazý biliriz. Bunlar canla oynayan insanlar demektir. Onlar bunu
yapmýyorlar. Paul Cézanne adýndaki Fransýz ressam der ki: "Her
fýrça darbesinde hayatýmý riske atýyorum." Þimdi bu adam ressam,
anlatabiliyor muyum?)
Ýþte bunlar Türkiye'de þiiri ne kadar tebcil ederse etsin, hayatla,
birlikte yaþadýðý insanlarla münasebeti marjinalize olmuþ þeyi bize
þiir diye yutturmasýnlar. Yani sen,
sevgiline bile söyleyemeyeceðin
laflarý þiir diye kime kazýklýyorsun.
Böyle þey olmaz.
Muhammed Aydemir: Ama bizim
karþýmýza týrnak içinde "Müslüman
kimliðiyle" çýkýp da þiiri, Ýslam'ýn
önümüze koyduðu hayatýn ilerisinde bir düzeye taþýyýp, bu hayatý
çok gerilere atan insanlarýn konumundan bahsediyoruz. Bu noktada þiir ve Müslümanlarýn konumundan bahsedecek olursak.
Ýsmet Özel: Þimdi biz, Müslümanlar havf ve reca arasýnda olmalýdýr
diyoruz, deðil mi? Ýnsanlar aslýnda
neden ümit ediyorlar, neden korkuyorlarsa onu rab edinmiþlerdir.
Eðer adam, kitaplarýnýn Avrupa'da, Amerika'da neþrolunmasýnýn kendisi için bir kurtuluþ; filanca vakýftan, filanca organizasyondan madalya almanýn kendisi için
R
I
H
L
E
118
yükseliþ olduðunu düþünerek bir
þeyler yazýyorsa, iþin öbür kýsmýný
hiç konuþmayalým. Türkiye'de bizim bir þansýmýz oldu sanat bakýmýndan. Ne devlet ne de millet sanatçýlarý iplemedi. Böylece sanatçýlar, hakikaten yaptýklarý þeyin
deðerleri içine hapsoldular ve buradan da iyi þeyler çýktý. Ama þimdi bütün dünyada her þey pazarlanabilir, piyasa malzemesi haline
getirilebilir olduktan sonra böyle
uyduruk iþler çýkýyor ortaya. Mesela birisi, dinen neyin geçerli olup
olmadýðýný devlet büyükleri ve generallerimiz bilir diyor, deðil mi?
Þimdi burada bu laflar edildikten
sonra, þiir-miir bunlarý boþver. Yani onlar da o bapta iþler yapýyor.
Kimin tarafýndan taltif edilmeyi,
kimin kýnamasýndan kaçýnmayý
düþünüyor ona bakalým.
Muhammed Aydemir: Bunu þu
cümleleriniz dolayýmýnda dile getirmek istemiþtim. Ýzniniz olursa
okuyayým ve baþka bir soruya geçeyim: "Aslýnda Müslüman olarak
bize hadis-i þerifleri sadece okumanýn yeterli olmasý lazým. Herkes
ihlâsý nispetinde anlasýn. 40 hadis
vesilesiyle iþaret ettiðimiz hususlar
itibariyle biz inþallah haddi aþmýyoruzdur." Ýþte yukarýdaki soruma
sebep olan buydu, yani haddi aþýp
aþmamak noktasýndaki endiþe.
Devam ediyorum: "Bir þeyin nasýl
anlaþýlabileceði konusunda bir çaba göstermeyi tercih ettik. Bu zor
bir þey. Hadis üzerine konuþmak,
oldukça zor" diyorsunuz. Soralým
hocam, acaba neden zor?
Ýsmet Özel: Þimdi bu, mütekabiliyet meselesi, yani insanlar Ýslamî
endiþelerini ispat ile hayata geçiremezler. Ýslamî endiþelerin varsa
vardýr. Bunu bir þekilde ispat ettiðin zaman ortaya riya çýkar.
Dolayýsýyla sen hadislerden bahsederek riyakâr bir tip olursun.
Onun için bundan daha zor bir
þey yok. Bu öyle bir þey ki Sünnet'e uymanýn ayný zamanda hakikate intibak etmenin bir þekli olduðunu, biçimden ayýrarak gösteremeyeceðine göre, insanlara birtakým perdeleri aralama kolaylýðý
saðlayabilirsin. Bu da ancak senin
yaþadýðýn zorluklarýn, vaki olduðunu ve bu zorluklarla baþkalarýnýn baþ etmesinin senin tecrübenden yararlanmasý aracýlýðý ile olabileceðini gösterebilirsin. En fazla
bunu yapabilirsin. Yani kendini
bir mevkide sayýp, þu þöyledir, bu
böyledir, þu kadar zencefil, bu kadar kimyon diyerek insanlara bir
tarif getiremezsin.
Onun için iþte "inþaallah" dersin,
haddi aþmayarak, "bakýn ben bu
sýkýntýyý böyle atlattým, bu yol iþe
yarýyor" diyebilirsin. Bizim Hýristiyanlardan ve Yahudilerden farkýmýz, onlarýn uzlaþma alaný üreterek dinlerini yaþatmalarý, bizim ise
Kýrk Hadis kitabý yazmam
ve insanlarý bu bakýmdan
"vay canýna" dedirten bir
duruma düþmem, benim
bir artým deðil, Türkiye'nin
bir eksisi.
böyle bir þeye ihtiyaç duymadan
sadece birbirimizin itikadî derinliðinden istifa ederek yaþamamýz,
yaþatmamýz deðil. Mü'min mü'minin aynasýdýr. Eðer sen karþýndaki
Müslümanda besleyici bir þey bulamýyorsan, sende bir bozukluk
var demektir. Dolayýsýyla baþkasý
yanlýþ yaptýðý zaman, senin doðru
yapman mümkün deðil. Yani baþkasý kötü olduðu zaman sen iyi
olamýyorsun.
Hadislerden bahsetmenin zorluðu
senin "ben böyle yapýyorum ama
siz böyle yapmayýn" demeni
imkânsýz kýlan bir þey.
R
I
H
L
E
119
Kýrk Hadis kitabýnda ben, bana
yakýnlýk göstermeyecek insana
hiçbir þey söylemedim. Ben akýl
falan vermedim. O yüzden de belki birçoklarý diyecek laf bulamadýlar. Çünkü bunu belki benim yazmamam lazýmdý. Benim Kýrk Hadis kitabý yazmam ve insanlarý bu
bakýmdan "vay canýna" dedirten
bir duruma düþmem, benim bir
artým deðil, Türkiye'nin bir eksisi.
Çünkü bunlarýn, rahatlýkla ve evleviyetle kabul edilecek þeyler olmasý gerekirdi. Hâlâ insanlarýn benim Kýrk Hadis kitabýmý okuyup
"ya hakikaten bu iþin bu tarafý da
varmýþ" demeleri yaþadýðýmýz son
elli senenin felaketidir. Ve belki de
bütün o Ýslamcý akýmlarýn bizi bir
türlü istediðimiz alana sokamayýþýn bir þeyidir. Neyidir bilmiyorum
ama bir þeyidir.
Mesela benim daha ihtidamýn ilk
yýllarýna kadar, diyelim ki yetmiþ
beþ yýlýna kadar Türkiye'de bir insan beþ vakit namaz kýlmaya baþlarsa ona 'nurcu oldu' derlerdi.
Yani bu öbürlerinin bir þey bilmediðindendi. Ama buradan þunu
anlýyoruz: Demek ki vakit namazýna riayet etmek bir etiket gerektiriyor. Türkiye'de artýk vakit namazýna riayet etmenin mana taþýmadýðý bir yere geldik. Bunu da siyasal Ýslam'la temin ettik. Yani üniversitelerde baþörtüsüyle dersi takip etmek mühim bir þey oldu.
Fakat üniversitelerde mescit olup
olmadýðý unutuldu. Ýnsanlarýn buna dikkat etmeleri lazýmdý. Ýnsanlar vakit namazý kýlýyorlar mý kýlmýyorlar mý? "Ya býrak þekilperestliði" deyiveriyorlar, deðil mi?
Hadise bu.
Muhammed Aydemir: "Ben bu
kýrk hadis dizisinde ele almayý ya
da etrafýnda dolanmayý düþündüðüm hadislerin hepsini sýhhatli,
yani sahih denilen hadisler arasýndan seçmeye gayret ettim. Bunu yaparken Ýslam modernistleri
karþýsýnda gerileme, ne bileyim,
onlarýn baskýlarýný üzerimde hissetme gibi bir duyguya sahip olmadýðýmý öncelikle belirtmek istiyorum. Bence hadislere güven
esas olmalýdýr ve hatta büyük Ýslam âlimlerinin sahihliðinden ciddi þüpheler duyulan birçok hadise istinaden lehte Ýslamî görüþler
geliþtirdiklerini biliyoruz. Bunlarýn
boþuna ve yanlýþ yönlendirici bir
çaba olmadýðýný belirtmek istiyorum" diyorsunuz ilk hadisin giriþinde. Biliyorsunuz Ýmam Ebû
Hanife, zayýf hadisleri re'y-i ricalden önde tutar ve bu tavýr hadisler karþýsýndaki duyarlýlýða en güzel bir örnektir. Yukarýdaki ifadelerinizden ve kitabýnýz boyunca
söylediðiniz þeylerden sizin de bu
duyarlýlýðý taþýdýðýnýz açýk bir þekilde görülüyor. Diðer hususlarda
da böyle… Bu noktada sizi diðerlerinden, özellikle de hadisler üzerinde imal-i fikr ettiðini ve ýslaha
yönelik çaba sarf ettiðini söyleyen
insanlardan ayýran net bir çizgi
var. Daha önce geçen bir soruyla
irtibatlý olsa da sizi böyle kýlan
þeyler nelerdir acaba? Acaba onlar neden baþka bir mevziye düþtüler?
Ýsmet Özel: Biliyorsunuz, insanlarý dualarý yönlendirir. Kur'ân-ý
Kerim: "Ýnsan hayra da þerre de
dua eder" diyor. Benim için çocukluðumdan beri, bu topraklar
üzerinde, salih bir hayat, yerine
baþka bir þey konamayan bir
þeydi. Belki bu laflarý bilmiyordum, ama benim için böyleydi
ve bir þansým oldu. Allah'ýn lütfu
bu. Ben 1899 doðumlu bir babanýn, 1902 doðumlu bir ananýn
çocuðuyum. Dolayýsýyla ben bu
topraklar üzerinde baþka bir hayatýn vuku bulduðunu kelimelerle deðil, hal ile bilen bir insaným.
Bir gelecek aramak benim için
hep en sýhhatli olaný yakalamak
anlamýna geldi. Gelecek aramak
bir ihtiþam aramak deðildi benim
için. Belki de bu Osmanlýlarýn
içine düþtüðü en büyük kusurdur. Ýnsanlar resmî belirlemelerin, resmî dayatmalarýn cazibesine kapýldýlar belki. Ben hiçbir zaman bunu cazip bulmadým. Budur belki aradaki fark.
Bu konuda bazý kitaplar yazdým.
Þu manada, kitaplarýmdan birinin adý "Waldo Sen Neden Burada Deðilsin" idi. Yani ben de buna hayretle baktým. Benimle, ortak dünyada, ortak etkiler altýnda
bulunmuþ insanlarýn nasýl olup
da bu süreci benim gibi anlamlandýrmadýklarý beni de þaþýrtan
R
I
H
L
E
120
bir þey. Bunu ben izah edemem.
Neden insanlar böyle yapmadýlar? Hâlâ ayný þeyi söyleyebiliyorum. Allah Teâlâ insanlara zulmetmez. Ýnsanlar birbirlerine zulmederler. Hilkatte kusur yoktur,
yani biz, bir yerde ve bir çaðda
bulunma bakýmýndan herhangi
bir hatanýn kurbaný deðiliz. Dolayýsýyla eðer bir konuda bir fark
varsa o, istek farkýdýr. O onu istemiþtir, öbürü þunu istemiþtir.
Onun için onun "o"su vardýr, bunun "bu"su vardýr. O yüzden ben
de bakýyorum iþte, ne oluyor ne
bitiyor diye. Sizler benden genç
insanlarsýnýz. Ben bugünkü ortamda gerek hayat standardý olarak, gerek hayat formu olarak
öbürlerine fark atabilirdim. Bu ne
övülebilecek ne yerilebilecek bir
þey. Bu tamamen ne istediðinizle
alakalý. Mesela bu konuda kadýnlarýn payý çok büyük. Yani kadýnlarýn Türkiye'de çocuklarýna, kocalarýna hangi istekleri ulaþtýrdýklarý, yaþadýklarý hayatý çok etkiler.
Diyebileceðim bu…
Muhammed Aydemir: Buna þu
cümlelerinizi de ekleyerek son verelim: "Asr-ý saadet dediðimiz zaman dilimi sayesinde bizler, daha
sonra yaþayan Müslümanlar neyin
hangi manaya geldiði, neyin neye
delâlet ettiði konusunda hangi
olaylara baþvuracaðýmýzý öðreniyoruz."
Hocam bizi kýrmayýp buraya (Hidiv Kasrý) geldiðiniz için çok teþekkür ederiz.
Ýsmet Özel: Bir þey deðil, ben de
memnun oldum.
Download

Mülâkât