kitâbiyât
kestirmek zor deðil. Gerçi bu da
önemli bir boþluðu dolduracaktýr,
ama ya Türkçe, Urduca, Farsça veya Batý dillerinde yazanlar? "Ýslam
Dünyasýnda Modernist Düþünce"
yahut "Ýslam Modernistleri" baþlýklý
3. Kur'ân'ýn anlaþýlmasýnda esas aldýklarý belli baþlý metotlar; bunlarýn
iç tutarlýlýðý ve Ýslamîliði.
4. Metotlarýný tatbik ederken ortaya
koyduklarý alternatif inanç ve fikirler.
bir ekip çalýþmasý -sadece tanýtýcý
mahiyette dahi olsa- önemli bir ihti-
5. Alternatif teþri anlayýþlarý.
yaç olarak eksikliðini hissettiriyor.
Bunun arkasýndan yer verdiði 1.
Fasýlda, son 30 yýl içinde Arap modernistlerin Kur'ân'ýn anlaþýlmasý
merkezinde yaptýðý çalýþmalarýn siyasî, iktisadî, fikrî arkaplanýný irdeliyor. 2. Fasýlda Arap modernistlerin, mevcut tefsir metodu hakkýndaki düþünceleri ele alýnýp deðerlendiriliyor. 3. Fasýlda Arap modernistlerin Kur'ân-ý Kerim'in anlaþýlmasýnda izledikleri metotlarýn arzý
ve tenkidi, 4. Fasýlda Arap modernistlerin itikadî sahaya ve 5. Fasýlda da teþriî sahaya taalluk eden bazý ayetlerin tefsiri sadedinde ortaya
koyduðu görüþlerin deðerlendirmesi
yapýlýyor. Sonuç kýsmýnda ise geçen
fasýllarda ortaya konan hususlarýn
kýsa bir deðerlendirmesi yapýlýyor
ve ulaþýlan sonuçlar zikrediliyor.
Malezya Uluslararasý Ýslam Üniversitesi'nde öðretim üyesi olan elCîlânî Miftâh, el-Hadâsiyyûn el-
EL-HADÂSÝYYÛN ELARAB fî'l-Ukûdî'sSelâseti'l-Ahîra VE'LKUR'ÂNÝ'L-KERÎM
Dirâse Nakdiyye
el-Cîlânî Miftâh
(Dâru'n-Nehda, Dimaþk1427/2006, 317 sayfa)
odernitenin dümen suyunda kâh Ýslamî Sosyalizme, kâh Ýslamî Liberalizm'e, kâh Ýslamî Demokrasi'ye yelken açan modernist Müslümanlarýn
aslî ve fer'î konularda ortaya koyduðu çeþitli fikirler üzerinde derli toplu
bir cem ve deðerlendirme yapýlmýþ
deðildir. Bu sahada kolektif çalýþmalarla ortaya konacak ansiklopedik
bir esere ihtiyaç bulunduðu açýk. Bir
(el-Müsteþrikûn yazarý) Necîb elAkîkî çýkýp el-Hadasiyyûn adlý bir
çalýþma ortaya koysa bile, bunun
sadece Arap coðrafyasýnda yaþayan
veya Arapça yazan modernistleri
kapsamaktan öteye gidemeyeceðini
M
Arab isimli çalýþmasýyla bu alanda
nisbeten bir boþluðu doldurmuþ. Ýslam/Arap âleminde fikir ve eserleriyle yanký uyandýran belli baþlý modernistlerin ele alýndýðý bu çalýþma,
ilk bakýþta sistematiði ve ciddiyeti
ile dikkat çekiyor.
Çalýþmasýna, Müslümanlarýn Kur'ân
ilimleri ve tefsir çalýþmalarýnýn karakteristik özelliklerini, arkasýndan
da modernistler tarafýndan ortaya
konan farklý yaklaþýmlarý özetleyerek baþlayan müellif, konuyla ilgili
olarak daha önce yapýlan çalýþmalarýn kýsa bir tanýtým ve deðerlendirmesini yapmýþ. Sonrasýnda kendi
çalýþmasýnýn sistematiðini ve hedefini zikretmiþ. Bu cümleden olarak
eserinde þu sorularýn cevabýný arayacaðýný belirtmiþ:
1. Son otuz yýl içinde modernistlerdeki deðiþimin sebepleri.
2. Kur'ân'ýn anlaþýlmasýnda ve tefsirde izlenegelen metotlara itiraz
sebepleri.
R
I
H
L
E
131
Görüþleri deðerlendirmeye alýnan
isimler arasýnda Muhammed Arkoun, Hasan Hanefi, Nasr Hâmid Ebû
Zeyd, Muhammed Þahrûr, Muhammed Ebu'l-Kasým Hâc Hamed, Seyyid Mahmud el-Kýmnî, Muhammed
Âbid el-Câbirî, Hüseyin Ahmed
Emîn, es-Sâdýk Bel'îd dikkat çekiyor.
Kadýnýn mirasý, örtünmesi, çok eþlilik, þeytanýn ontolojik varlýðý, Hz.
Âdem'e (a.s) secde etmesi meselesi,
hadd cezalarý, Kur'ân'da zikredilen
kýssalar… gibi ülkemizde de çokça
tartýþýlan bildik meseleleri tartýþma
biçimlerinin ilmî deðerlendirmelerle
ele alýndýðý çalýþmanýn, daha geniþ
çaplý çalýþmalara yol açmasý dileðimizi bir kere daha tekrar ediyoruz.
CUMHURÝYET
TÜRKÝYESÝ'NDE BÝR
MESELE OLARAK
ÝSLÂM
Ýsmail Kara
(Dergâh yayýnlarý, Ýstanbul2008, 387 sayfa)
u kitapta Cumhuriyet Türkiyesi'nin din/Ýslâm merkezli meselelerini ülkemizin kritik dönemlerinden birinde hayatî meseleler olarak yeniden ele almaya ve tartýþmaya çalýþýyorum. (Hemen belirteyim ki Türkiye'de uzaktan
yakýndan dinle irtibatlý olmayan hemen hiçbir mesele yok gibidir.)"
"B
Sunuþ kýsmýndan alýnan bu ifadeler, Prof. Dr. Ýsmail Kara'nýn, baþlangýçtan günümüze Cumhuriyet'in
dinle, dindarla, medreseyle, tekkeyle, ulema ve meþayihle ilgili politika ve uygulamalarýný, "üst bir dil"
inþa etme endiþe ve hassasiyetini
koruyarak ortaya koyduðu çalýþmasýnýn ehemmiyetini anlamak için
bir anahtar olabilir.
Konunun ilgilileri, Cumhuriyet idaresinin yukarýda zikrettiðimiz kurum
ve kesimler hakkýndaki siyasetini,
bu çerçevede cereyan eden olaylarý,
hemen tamamen iki nokta-i nazardan ifadelendiren çalýþmalarla muhatap oldular bugüne kadar: Olan
biteni olumlayan, benimseyen, alkýþlayan, hatta "dinin gereði" olarak
takdim eden bakýþ açýsý ile, olanlarý
dine ve kaynaðýný dinden alan kurum, anlayýþ ve uygulamalara kasteden bir anlayýþýn ürünü olarak görenlerin, daha çok "savunmacý" bir
tavrý yansýtan takdim biçimi.
Kara'nýn çalýþmasý her ne kadar
meselenin bu veçhesini de içine
alan geniþ bir perspektife sahip ise
de, bizce çalýþmanýn asýl önemli yaný, yukarýda parantez içinde verilen
cümlenin vurguladýðý hakikatten
hareketle meseleye, Ýslam'ýn bu
coðrafyanýn en temel hakikati olduðu tesbitini tahkim eden ve onu
dýþlama tavrýnýn "kendini inkâr"la
eþanlamlý olduðu gerçeðini vurgulayan bir üslupla bakmayý denemesi.
Ýki ciltten oluþacaðý belirtilen bir
projenin ilk ürünü olan kitap, uzun
ve önemli bir mukaddimenin ardýndan yer alan 3 bölümden oluþuyor.
Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý'yla ilgili
tesbit ve tahlillerin yer aldýðý 1. Bölüm, tarikat ve cemaat yapýlarýna
ayrýlan 2. Bölüm ve Modern Ýslamcý söylemin açmazlarýna tahsis edilen 3. Bölüm. (Sunuþ kýsmýndan,
ikinci ciltte Laiklik meselesi, irtica
edebiyatý, Din eðitimi, Din merkezli siyasallaþma, Dinî düþünce ve
Dinî yayýncýlýk konularýnýn ele alýnacaðýný öðreniyoruz.)
Birinci bölümde Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý; yasal zemini, kurumsal
özelliði, fonksiyonu, siyasî ve ide-
R
I
H
L
E
132
olojik uygulamalarýn "dinî" bir meþruiyet formatýna sokulmasýndaki rolü, bir kýsým baþkanlarla ilgili kayda
deðer tesbit ve anekdotlar eþliðinde
tahlil ediliyor. Bu kýsmýn en dikkate
deðer yanlarýndan birisi, hal-i hazýrda Diyanet'e hakim olan anlayýþýn
din telakkisi, yenile(n)me/revizyon
(modernizasyon!) politikasý, bayan
müftü yardýmcýlarý istihdamý ve kadýnlara karþý "olumlu ayrýmcýlýk"
söylemi, Ehl-i Kitab'ýn cennete gideceði, mü'min bir kadýnýn Ehl-i Kitap bir erkekle evlenebileceði gibi
"yeni ictihadlar"ýn savunulduðu
Kur'ân Yolu isimli tefsir, henüz piyasaya çýkmadýðý halde üzerinde hayli gürültü koparýlan -ve her hal u
kârda "yeni bir bakýþla" kaleme
alýndýðý aþikâr olan Hadis projesi
vb. hususlarý eksik býrakmýþ olmasýdýr. Her ne kadar Dinlerarasý diyalog faaliyetlerine, Alevilikle ilgili politikaya, laiklik meselesine kýsa da
olsa deðinilmiþ, bu anlamda Diyanet'in aktüel durumu deðerlendirme
harici býrakýlmamýþ ise de, belirttiðimiz hususlarýn Diyanet'in durduðu yerin tayininde önemli birer gösterge olarak meskûtun anh geçilmiþ
olmasý, kitap açýsýndan bir eksiklik
olarak dikkat çekiyor.
Ýkinci bölümde toplumun en temel
dinî, kültürel ve sosyolojik gerçeklerinden olan cemaatler ve tarikatler
mercek altýna alýnmýþ. Nurculuk,
Süleymancýlýk, Nakþîlik… gibi cemaat ve tarikat yapýlarýnýn maruz
kaldýðý sindirme ve bastýrma politikalarý, bunun sonucu meydana gelen kýrýlmalar ve savrulmalar, çarpýcý tesbit ve anekdotlarla verilmiþ.
Bu bölümü ilginç ve önemli kýlan
bir noktanýn altýný çizmeden geçmek olmaz: Türlü baskýlara maruz
kaldýklarý dönemlerde cemaatler ve
tarikatler, Ýslam'a hizmetten baþka
bir endiþesi/düþüncesi olmayan, bütün olumsuz þartlara, maddî
imkânsýzlýklara raðmen hizmete ýsrarla ve ihlâsla devam eden bir anlayýþla faaliyet gösterirken, AB ile
iliþkilerin ýsýnmasýyla birlikte hýzlý
bir "dünyevîleþme" sürecine girdiler.
Bu aþamada þirketleþmeler, hatta
holdingleþmeler, cemaat ve tarikatlerin ilk oluþum amacý ve esas varlýk sebepleriyle þu anki durumda
makasýn bir hayli açýlmýþ olduðunun bariz göstergesidir.
Ýsmail Kara, burada projektörleri
"içeriye" yöneltiyor ve bu yapýlardaki dünyevîleþmeyi çarpýcý tesbitlerle
nazara veriyor.
Her iki bölümde özenle seçilmiþ çarpýcý görsel malzemenin, yer yer yarým sayfayý bulan resim altý yazýlarla
isabetli bir tarzda yorumlanarak verilmesi, kitaba karakterini veren unsurlardan biri olarak dikkat çekiyor.
Üçüncü bölümde ise Ýslamcý söylemin kaynaklarý ve gerçeklik deðeri
üzerine tesbitler yer alýyor. Diðerlerine göre hayli kýsa tutulmuþ olmasýna raðmen bizce kitabýn en önemli bölümü burasý.
Ýsmet Özel'in 1988'de yayýmlanan
bir gazete yazýsýndan alýntýlanan
çarpýcý bir paragrafla Akif'in,
Ya açar Nazm-ý celilin bakarýz yapraðýna;
min temel bir problemine isabetle
neþter vurur. Kur'ân hakkýndaki bu
telakki (onun münhasýran "dünya
hayatýný" inþa/imar etmek için gönderilmiþ bir kitap olduðu telakkisi)
modern zamanlara aittir ve Kur'ân'ý
dar bir çerçeve içine hapsetme anlamý taþýr. (Yazarýn bu paraleldeki
düþünce ve tesbitlerini daha önce
neþredilmiþ olan Din Ýle Modernleþme Arasýnda Çaðdaþ Türk Düþüncesinin Meseleleri isimli kitabýnda ve
daha baþka çalýþmalarýnda da görmek mümkün.)
Evet, Akif'in yukarýdaki dizelerinde
ve benzeri -modernist/reformisttesbitlerde, yaþanýlan fiilî durumun
vahameti ve ona acil çözüm bulma
telaþý görülmektedir/görülmelidir.
Ancak "birçok tarihî ve psikolojik icbar, söylemin, zaruretlerin meþrulaþtýrdýðý böyle bir ortamda ve bu
þekilde teþekkül etmesini açýklarsa
da, onun yýllara, on yýllara hatta
asýrlara dayanýklý bir söylem haline
nasýl geldiðini yeteri kadar açýklamaz, açýklayamaz.(…)
"Aslýnda olan þudur: Akan zaman
içinde zaruret hali normal halin yerine geçmiþ (zaruret hali devamlýlýk
sebebiyle mutlaklaþmýþ), bunun
beklenebilir bir neticesi olarak da
zaruretin geçici bir süre için "mübah" kýldýðý -aslen kötü ve yanlýþ
olan- þey, her zaman için iyi ve doð-
Yahut üfler geçeriz bir ölünün topraðýna.
ru olan þey haline gelmiþtir."
Ýnmemiþtir hele Kur'ân bunu hakkýyla bilin,
teþriklerin Ýslam'a iliþkin tesbit ve
Ne mezarlýkta okunmak ne de fal
bakmak için!
dizeleriyle baþlayan bu bölümde
Kara, Kur'ân'ýn ölüye okunmasýnýn
niçin yanlýþ olduðunu, onun yapraklarýna niçin "bakýlamayacaðýný" sorgular ve Modernist Ýslamcý söyle-
Modernist Ýslamcý söylemin, müstanýmlamalarýný baz alarak kendisini tarif ettiði ve konuþlandýrdýðý þeklindeki -son derece haklý- teþhisin
altýný çizen Kara, söz konusu tesbit
ve tanýmlamalarý þu þekilde özetler:
1. Hurafelere, bâtýl inançlara, menkýbelere, israiliyata bulanmýþ bir
inançlar manzumesi ve din;
R
I
H
L
E
133
2. Müstebit (otoriter/totaliter/despotik) bir siyasî rejim; buna karþýlýk
itaatkâr, sesini yükseltmeyen bir
toplum;
3. Âtýl, hareketsiz, vurdumduymaz,
gözü ahirete dönük bir toplumsal
yapý ve iliþkiler aðý;
4. Kadýnla erkeðin, müslimle gayrimüslimin, hürle esirin hukuken siyaseten ve statü itibariyle eþit olmadýðý bir sosyal hayat;
5. Sa'y u gayreti, ictihadý ve iradeyi
deðil de pasif bir hat üzerinde cereyan eden tevekkülü, sabrý, kaderi,
kanaatý ve "bir lokma bir hýrka"yý
öne çýkaran bir zihniyet ve yaþama
üslubu;
6. Ýlmî ve felsefî geliþmesi XII. asýrda durmuþ; þerhlere, haþiyelere,
tekrara, ezbere boðulmuþ, taklitle
yürüyen bir ilim anlayýþý ve kendini
yeniden üretemeyen, yeni meseleler
vaz edemeyen, bu yüzden de geçmiþte kalan bir tedris tarzý…
Modernist Ýslamcý söylemin, mevcut
dinî, ilmî ve toplumsal hayata iliþkin
tenkitlerinin/tesbitlerinin tam da bu
iddialarý reddetmek üzere formüle
edildiðini, esasen bu söylemin sahiplerinin münhasýran bunu yapmak
üzere yola çýktýðýný ve bu kurgusal
duruma uymayan Ýslamî taným, kurum ve kavramlarýn ya reddedilerek
yahut yapý-bozumuna uðratýlarak
devre dýþý býrakýldýðýný görmek gerekiyor. Modernist Ýslamcý söylem, her
þeyden önce, müsteþriklerden kopya
ettiði bu tesbit ve iddialarý tekrar
ederek kendi aidiyetlerini sorgulamaya yönelmesi sebebiyle arýzalýdýr.
Kara'nýn ifadesiyle, "Ýslamcý söylemin bir yönü batýlý iddialarý ve Ýslâma yönelik tenkitleri þu veya bu ölçüde cevaplandýrmaya, reddetmeye,
tadil ve tashih etmeye dönük iþlerken diðer bir yönü de doðrudan
Müslümanlara, Ýslam'ýn mevcut algýlanýþ biçimine yöneliktir."
leri eþliðinde takip etmek ise gerçekten bir þanstýr…
Vehbi Efendi, No: 451'de kayýtlý bulunmaktadýr.
Osmanlý'nýn çöküþ sürecinde ortaya
çýkan Ýslamcý akýmlarýn, dönemin
ve þartlarýn tazyikiyle ve "Batý'ya ait
olan"ý kimi noktalarda reddederken,
kimi noktalarda kabul etme saikiyle, ama en temelde bir "direnme"
güdüsüyle hareket ettiði ve "acil çözüm üretme" kaygýsýyla davranma
eksikliðiyle malul olduðu bir gerçektir. Bu tavrý sadece Akif'te deðil,
Manastýrlý Ýsmail Hakký'da, Þeyhülislam Musa Kâzým Efendi'de, Ýsmail Hakký Ýzmirli'de… hasýlý hemen
bütün Sýrat-ý Müstakim/Sebilürreþad çevresinde görmek þaþýrtýcý deðildir. En az bunun kadar önemli bir
baþka gerçekse, bugün adýna "Ýslamcý" denen hareketin, büyük ölçüde "direnme" refleks ve kabiliyetini
yitirdiði, -dünkü Ýslamcýlarýn mücadelesi "din ü devlet için" iken, bugünün Ýslamcýlarýnýn Ýslam'ýn "bireysel
arýnma"ya indirgenmesinde baþat
rolü oynadýðý vakýasýdýr.
ilindiði üzere kuzey kutbuna
yakýn bölgelerde yaz geceleri çok kýsadýr. Hatta bu bölgelerde yaz aylarýnýn bir kýsmýnda,
akþam þafaðý kaybolmadan tan yeri
aðarmaya baþlar. Bu durum o bölgelerde yaþayan Müslümanlarý, yatsý
namazýna vakit kalmadan sabah namazý vaktinin girmesi gibi bir problemle karþý karþýya getirmektedir.
Merhum Muhammed Zâhid el-Kevserî kitapla ilgili olarak þöyle demektedir:
Bu gerçekleri, geniþ ihata sahasý ve
vukufiyetiyle Ýsmail Kara'nýn tesbit-
NÂZÛRATU'L-HAK
fî Farziyyeti'l-Ýþâi ve in lem
Yaðibi'þ-Þafak
Þihabuddin el-Mercânî
(1818-1889)
B
Bugün Tataristan Cumhuriyeti sýnýrlarý içinde yer alan Kazan bölgesi de
ayný problemi yaþayan Ýslam þehirlerinden biridir.
Ýþte bu bölgenin yetiþtirdiði deðerli
âlimlerden biri olan Þihabuddin elMercânî 1870'li yýllarda Arapça
olarak kaleme aldýðý Nâzûratu'l-Hak
isimli eserde bu konuyu incelemekte ve akþam þafaðý kaybolmadan
tan yeri aðarsa bile yatsý namazýnýn
farz olduðunu ispatlamaya çalýþmaktadýr.
"Þihabuddin el-Mercânî'ye ait Nazuratü'l-Hak isimli eser Kazan'da
basýlmýþtýr; fakat bu bölgede basýlan eserlere ulaþmak birçok el yazmasýna ulaþmaktan daha zordur.
Ýçinde birçok önemli tahkikin bulunduðu bu eser yeniden basýlsa ne
kadar güzel olur." (Bkz. Hüsnü'tTekâdi: 95)
Eser bir mukaddime, dört ana konu ve
bir hatimeden meydana gelmektedir.
Mukaddimenin öncesindeki giriþ
yazýsýnda, akþam þafaðý kaybolmadan tan yerinin aðardýðý yerlerde
yatsý namazýnýn farz olmayacaðý
hükmü için, "ortaya atýlan en çirkin
ve kötü bid'atlerden biridir" diyen
Mercânî, kitabý bunun yanlýþlýðýný
ispatlamak için yazdýðýný belirtir.
Kitabýn ilerleyen bölümlerinde kendisinin de önceleri bu yanlýþ görüþe
uyup bir süre yatsý namazýný kýlmadýðýný; fakat sonra hepsini kaza ettiðini bildiren Mercânî, giriþ yazýsýnýn
ardýndan mukaddimeye geçer.
Konusuna ve yazýlýþ maksadýna bakarak kitabýn, hem çok özel hem de
çok mahdut bir çevreyi ilgilendiren
bir konu hakkýnda kaleme alýndýðýný
düþünmek, yanýltýcýdýr. Bu bakýmdan þunu özellikle belirtmeliyiz ki,
her ne kadar özel bir konuya eðilse
de, Mercânî'nin, gerek bu konuyla
ilgili mütalaalarý gerekse konuya
hazýrlýk olarak ele aldýðý diðer hususlar itibarýyla aslýnda Usul-i Fýkýh'tan Kelam'a kadar özel anlamýyla fýkhýn hudutlarýný aþan ve -yer yer
þayan-ý itiraz görüþleri olsa da- kendisinden sonraki âlimlere tesir eden
bir araþtýrmanýn içine girdiði görülmektedir.
Mukaddimede bütün kâinatýn insan, insanýn da Allah'a kulluk için
yaratýldýðýný ve peygamberlerin bu
hakikati teblið etmek için gönderildiðini belirtir. Ýnanç olsun amel olsun, hayatýný her yönüyle dinin hükmüne göre düzenlemesinin bir Müslüman için zorunluluk olduðunun
altýný çizer ve bunun dýþýnda baþka
bir kaynaða baþvurmanýn caiz olmadýðýný söyler.
Þihabuddin el-Mercânî'nin en güzel
eseri olarak nitelendirilen bu kitabýn
Kazan'da basýlmýþ bir nüshasý Süleymaniye Kütüphanesi, Baðdatlý
Dinî hükümleri tespit konusunda
dört temel aslýn bulunduðunu ve
bunlarýn Kur'ân, Sünnet, Ýcma ve
Kýyas olduðunu vurgular.
R
I
H
L
E
134
Daha sonra birinci bölüme geçen
Sahih hadisler karþýsýnda fukahanýn
Mercânî bu bölümde Allah'ýn esma
sözünün terk edilmesi gerektiðine
ve sýfatlarý konusunda bizlere düþe-
dair bizzat mezhep imamlarýndan
nin, dinin iki temel kaynaðý olan
nakillerde bulunur.
Kur'ân ve Sünnet'te bu konuyla ilgili gelen haberleri tevile gitmeden olduðu gibi kabul etmek olduðunu ve
bunlarýn ilmini Allah'a havale etme-
Bu bölümde anlattýklarýna bakýldýðýnda Mercânî'nin Kelam ilmi ve
taklit konusunda âlimlerin genel kanaatlerine ters düþen kendisine has
nin gerekliliðini ifade eder.
görüþlerinin bulunduðu görülmekte-
Yine bu bölüm içinde Kelam ilminin
dir.
zemmiyle ilgili bir fasýl açarak bu
Muhammed Zâhid el-Kevserî "onun
konuda seleften gelen rivayetleri sý-
ilmi tahkikatý arasýnda kaybolmuþ
ralar.
bazý aþýrý ve þaz görüþleri vardýr"
Mercânî Kelam sahasýnda þerh ve
(Bkz. Hüsnü't-Tekâdi: 95) derken
haþiye türü eserler vermiþ birisi ol-
bu noktaya dikkat çekmiþtir.
masýna raðmen Kelam ilmini sert
Ýçlerini uzun izah ve tartýþmalarla
bir dille eleþtirmekte ve hatta Mu-
doldurduðu
hammed Murad Remzi'nin verdiði
Mercânî ikinci bölümün sonuna
bilgiye göre, sýfatlarýn Allah'ýn zatý
doðru asýl meseleye girer ve fýkh ile
üzerine zait olduðu genel görüþünü
fakihin tariflerini verir. Buradan iti-
kabul etmemektedir. (Bkz. Telfiku'l-
baren Hanefi mezhebinin kitap ve
fasýllardan
sonra
Ahbar 2/404)
fakihleri hakkýnda yapýlan hiyerar-
Mercânî ikinci bölüme, asýl mesele-
þik sýralamalarý eleþtirerek -Ýmam
ye giriþ sayýlacak bir takým usulî ve
Kevserî'nin ilk alýntýda naklettiðimiz
fýkhî bilgiler vereceðini söyleyerek
sözünde ifade ettiði- önemli tetkik
baþlar ve dört þer'î delili teker teker
ve tespitlerde bulunur.
sýralayýp bunlar hakkýnda kýsa bilgi-
Bu bölümde Mercânî'nin, Ýbn-i Ke-
ler verir.
mal Paþa'nýn tabakatu'l-fukaha tak-
Kýyas konusu içerisinde taklit mese-
simini ilk eleþtiren kiþi olduðunu ve
lesine de deðinen Mercânî, taklidin
bazý Hanefî fakihlerinin bu taksim-
ancak zaruret halinde olabileceðini,
de hak ettikleri yerde gösterilmediði
bir konuda mukallit olan kiþinin di-
yönündeki eleþtirilerinin sonraki dö-
ðer konularda da mukallit olmasýnýn
nemlerde hayli takdir topladýðýný
gerekmediðini aksine mecbur kal-
görüyoruz.
madýkça taklide yeltenmemesi,
Kitabýn üçüncü bölümünde Mercânî
mecbur kaldýðý yerde ise en fakih ve
öncelikle namazýn önemini belirt-
takvalý gördüðü kiþinin görüþünü
mekte ardýndan namazla alakalý
benimsemesi ve bunu yaparken ke-
Kur'ân ayetleri ve bunlarýn tefsirleri-
sinlikle hevasýna uymamasý gerekti-
ne yer vermekte, son olarak da ge-
ðini ifade eder.
nelde beþ vakit özelde ise yatsý na-
Mercânî, bu bölüm içinde ayrý bir
fasýl açarak, delillerden hüküm çý-
mazýyla ilgili birçok hadis nakletmektedir.
karmak müctehidlerin iþidir ve artýk
Dördüncü ve son bölümde konunun
ictihad kapýsý kapanmýþtýr, þeklin-
merkezine gelen Mercânî, bu bölü-
deki görüþleri reddeder.
mün baþýnda, buraya kadar yapýlan
R
I
H
L
E
135
rivayetlerden günde beþ vakit namazýn hiçbir zaman ve mekân ayrýmý yapmadan bütün Müslümanlar
üzerine farz olduðunun anlaþýldýðýný
hatýrlatýr.
Yatsý namazýnýn ilk ve son vaktiyle
ilgili tartýþmalarý da gündeme getiren Mercânî, üzerinde ittifak saðlanamamýþ "yatsý namazýnýn sebebi
sayýlan vakit" yüzünden kesin olan
yatsý namazýnýn iptal edilmesinin
usul açýsýndan da doðru olmadýðýný
ifade eder.
Ayrýca namazlarýn vücubiyetinin
asýl sebebinin vakitler deðil, Allah'ýn
bize bahþettiði nimetler olduðunu
savunan Mercânî, vakitlerin sadece
birer alamet olduðu ve bu alametlerin bulunmadýðý yerlerde dahi namazlarýn kýlýnmasý gerektiði konusunda Ýbnu'l-Hümam'ýn yaptýðý tahkikata atýfla iddiasýný güçlendirir.
Daha sonra konuyla ilgili Hanefi
mezhebi kitaplarýnda yer alan fetvalara yer veren Mercânî, biri ilgili
memleketlerde yatsý namazýnýn kýlýnmasý, diðeri de kýlýnmamasý gerektiði yönünde iki farklý fetvanýn
bulunduðunu nakleder.
Bu ülkelerde yatsý namazýnýn kýlýnmamasý gerektiði yönünde fetvasý
bulunan fakihin, ilgili fetvasýnýn
nakledildiði kaynaklarda çeliþkili
ifadeler olduðuna dikkat çeken
Mercânî, burada fetva metnine
olumsuzluk edatýnýn sonradan müstensihler tarafýndan eklendiðini ve
bu sebeple fetvanýn mezkûr memleketlerde yatsý namazýnýn kýlýnmasý
gerekmediði þeklinde yanlýþ anlaþýldýðýný savunur.
Bu konudaki diðer bir fetvanýn
Bakkâlî isminde kim olduðu bilinmeyen bir kiþiye ait olduðunu söyleyen Mercânî, bu kiþinin sözünün de
rivayet ve dirayet açýsýndan mute-
ber olmadýðýný ispatlamaya çalýþýr.
Konuyla ilgili birçok fasýldan sonra
ayrý bir fasýlla Kazan bölgesindeki
Bulgarlarýn Müslüman oluþunu anlatan Mercânî, Ýbn-i Fadlan'ýn
310/920'li yýllarda kaleme aldýðý
eserinden (Rýhletu Ýbn Fadlan) yaptýðý bir nakille o bölgelerde yaþayan
Bulgarlarýn ilk Müslüman olduklarýnda dahi yatsý namazýný akþam
namazýyla birlikte kýldýklarýna dair
tarihî bir vesika sunarak bu bölümü
bitirir.
Hatimede kendi zamanýnda Bulgar
halkýnýn yatsý namazýyla ilgili görüþlerine yer veren Mercânî, kitabýn en
sonunda ise yatsý namazýnýn kýlýnmasý gerektiðini söyleyen otuz kadar âlimin ismini verir.
Merhum Muhammed Zâhid el-Kevserî'nin, bu eserin yeniden basýlmasý yönündeki arzusunu yerine getirebilmek ve kitabýn içindeki önemli
tahkikatý ilim erbabýnýn istifadesine
sunabilmek maksadýyla Daru'l-Hikme, bu kitabýn yayýna hazýrlanmasý
için gerekli tahkik çalýþmalarýnýn sonuna gelmiþtir.
Tahkikte Ýzlediðimiz Metot:
1. Kitabýn tahkikinde, Süleymaniye
Kütüphanesi'nde
bulunan
1287/1870 yýlýnda Kazan Matbaaý Hýzane'de basýlmýþ yüz altmýþ dört
sayfa ve yirmi bir satýr tutarýnda,
kenarlarýnda müellifin notlarýnýn
bulunduðu ve sonunda yanlýþ-doðru
cetveli ile bir konu fihristi yer alan
nüshayý esas kabul ettik. Kitabý bilgisayar ortamýna aktardýktan sonra
bu nüshanýn sayfa numaralarýný bizim çalýþmamýzýn yan taraflarýnda
belirttik. Müellifin yan kayýtlarýný
dipnota aldýk.
2. Kitabý paragraflara ayýrýp yazým
hatalarýný düzelttik ve bu hatalarý
dipnotta belirttik. Ancak kitabýn sonundaki "yanlýþ-doðru cetveli"nde
yer alan hatalar ile baskýdan kaynaklanan bazý önemsiz hatalarý belirtmedik. Bu arada Mercânî'nin zaman zaman lügat kurallarýna aykýrý
davrandýðý gördük ve bunlara dipnotta iþaret ettik. Nitekim Merhum
Muhammed Zâhid el-Kevserî onun
bu yönüne dikkat çekmektedir.
(Bkz. Hüsnü't-Tekâdi: 95)
3. Kitapta geçen ayet ve hadis metinlerinin tamamýný harekelendirdik.
Diðer yerlerde i'rabý ve okunuþu zor
olan kelimeleri harekelendirirken
garip kelimeleri de dipnotta þerh ettik.
4. Kitapta geçen hadislerin kaynaklarýný belirttik. Bunu yaparken
Mercânî'nin kaynak olarak gösterdiði hadis kitaplarýnýn hepsine tek tek
bakmadýðýnýn bilakis bu kitaplarý
cem eden eserlerden faydalandýðýnýn farkýna vardýk ve bu kaynaklarý
dipnota ekledik. Yine bu esnada
Mercânî'nin bazý hadis kaynaklarýnda, ravi isimlerinde ve bu isimlerden bir kýsmýnýn zaptýnda yanýldýðýný görüp tashihini yapmaya gayret
gösterdik.
Bu
durum
bize,
Mercânî'nin medresesinde talebelik
de yapmýþ olan Muhammed Murad
Remzi'nin onun hakkýnda söylediði
"Onun hadisle alakasý muhaddislerinki gibi deðildir; onun sadece hadise ilgisi vardýr" sözünün doðru olduðunu gösterdi. (Bkz. Telfiku'l-Ahbar 2/406)
5. Mercânî'nin -belirtsin veya belirtmesin- nakil yaptýðý kitaplara müracaat edip karþýlaþtýrmasýný yaptýk.
Bu nakiller esnasýnda meydana gelen anlama problemi oluþturacak
nitelikteki eksiklikleri köþeli parantezle kitabýn metnine dâhil ettik.
Yanlýþ aktarma yaptýðý yerleri de
dipnotta belirttik.
R
I
H
L
E
136
6. Dipnotta kaynaklarý verirken sadece cilt ve sayfa numarasýyla yetinmeyip konunun kitapta geçtiði
yerin ismini de verdik. Bununla, bizim kullandýðýmýzdan farklý bir baskýya sahip olan okuyucunun ilgili
yere müracaatýný kolaylaþtýrmayý
hedefledik.
7. Gerekli gördüðümüz bazý yerlerde dipnotlarla kitaba zenginlik kazandýrmaya çalýþtýk.
8. Kitabýn sonuna, iki fýkýh konseyinin konuyla ilgili kararlarýyla kitap
içinde adý geçen bazý meþhur olmayan kiþi ve kitaplarýn tanýtýmýnýn yer
aldýðý iki bölüm ekledik.
9. Kitabýn baþýnda Mercânî'nin kýsa
bir biyografisine ve kitapla ilgili bilgilere yer verdik.
EL-MÎZÂNU'L-KÜBRÂ
Ýmam eþ-Þa'râni
(Tahkik ve Talik: Dr.
Abdurrahman Umeyre,
Âlemu'l-Kutub, Beyrut, Ýlk
baský: 1409/1989, 3 Cilt)
mam Abdülvehhâb b. Ahmed
eþ-Þa'rânî (973/1565), Memluklarýn çöktüðü, Osmanlýlarýn
ise dengeleri henüz tam olarak oturtamadýðý XVI. yüzyýl Mýsýr'ýnda yaþamýþ, "âlim", "veli", "muhaddis",
Ý
"fakih", "mürebbi", "mürþid" sýfatlarýný þahsýnda bihakkýn cem etmiþ,
müstesna bir isimdir. el-Kettânî'nin
Fihrisu'l-Fehâris'te eserlerinin miktarý
hakkýnda
verdiði
rakam
300'dür. Sadece Ýslamî ilimlerin her
birinde deðil, Týp, Hendese… gibi
sahalarda da eser vermiþtir.
Ýhtilaflý görüþleri uzlaþtýrýcý tavrý,
Ýmam eþ-Þa'rânî'nin özellikle Fýkýh
ve Kelam/Akaid sahasýndaki eserlerinin kendine mahsus özelliði olarak
kolayca fark edilir. Bunun, belli bir
sistem doðrultusunda geliþtirilmiþ
orijinal bir okuma tarzý ortaya koymadan yapýlabilecek bir faaliyet olmadýðýný ayrýca belirtmeye gerek
yoktur. Bir ilim dalýnýn "felsefesi" diyebileceðimiz bu okuma tarzýnýn olmazsa olmazý, ilgili sahalara hakkýyla vukufiyetin yanýsýra üretken
bir zihin ve i'mal-i fikirdir.
Keþfu'l-Ðumme adlý eserinde -ki
"Hadis Fýkhý" sahasýnýn muhteþem
örneklerindendir- bütün müctehid
imamlarýn musib (içtihadlarýnda
isabetli) olduðu görüþünü dile getirir ve müdafaa eder. Bu eserinin giriþ kýsmýnda, bilahare el-Mîzânu'lKübrâ'da pratize edeceði sistematiðin ve okuma tarzýnýn ipuçlarýný verir. Mezhep imamlarýnýn ictihadlarýnýn zikredilmediði, sadece rivayetlerin ilgili olduklarý bablara derc edildiði Keþfu'l-Ðumme dýþýnda Ýmam
eþ-Þa'rânî'nin, müctehid imamlarýn
ictihadlarýnda dayandýklarý delilleri
zikrettiði el-Menhecu'l-Mübîn fî
Beyâni Edilleti'l-Müctehidîn isimli
bir eserinin daha bulunduðunu yine
kendisinden öðreniyoruz.
Ýlm-i Hilaf ya da Mukayeseli Fýkýh
sahasýnda Ýmam Ebû Hanîfe'den itibaren ulemanýn çok sayýda eser
verdiði ehlinin malumudur. Kýsmen
ya da tamamen günümüze kadar
intikal edip basýlmýþ olanlar arasýnda ilk akla gelenler Ýmam Ebû Nasr
el-Mervezî'nin Ýhtilâfu'l-Ulemâ'sý,
Ýmam et-Taberî'nin Ýhtilâfu'l-Fukahâ'sý (küçük bir kýsmý), Ýmam etTahâvî'nin Ýhtilâfu'l-Ulemâ'sý (Ýmam
el-Cassâs muhtasarý), Ýbnu'l-Münzir'in el-Ýþrâf'ý, Ýbnu'l-Cevzî'nin etTahkîkî, el-Beyhakî'nin Hilâfiyyât'ý
(Ýbn Ferah muhtasarý)… gibi eserlerdir.
Bunlar ve ayný tarzda kaleme alýnmýþ diðer eserler, ihtilaflý ictihadlarý
-kimi delillerini de zikrederek- vermekle, sadece müctehidlerin görüþ
ve ictihadlarýný karþýlaþtýrmalý olarak görmek/incelemek isteyenlere
bulunmaz bir fýrsat saðlamakla kalmaz, ayný zamanda bizi, mezhebi
inkýraza uðramýþ kadim ulemanýn
ictihadlarýndan da haberdar eder.
bu eserin, dönemin Mýsýr'ýnda yaygýn olarak müþahede edilen fýkhî
tartýþmalarý ve makul zemininin dýþýna taþma eðilimi gösteren mezhep
intisabý anlayýþýný dengeye oturtmak gibi bir fonksiyon icra ettiði
þüphesiz olmakla birlikte, rahatlýkla
söylenebilir ki bu, eserin temel
amacý deðildir. Temel amaç, birbirinden kopma eðilimi gösteren Ýslamî ilimleri -ki hiç þüphesiz bunun
dinî ve toplumsal ciddi yansýmalarý
olacaktýr-, gerçek bir "tecdid" anlayýþý içinde birbirine yeniden raptetmektir. Hadis, Tefsir, Fýkýh, Kelam,
Tasavvuf gibi Ýslamî disiplinlerin
birbirinden kopuk ve irtibatsýz birer
"uzmanlýk alaný" olarak algýlanmaya
baþlamasý, sadece toplumsal bir ayrýþmanýn deðil, daha önemlisi Müslüman bilincindeki bir kýrýlmanýn
iþaretidir. Ýmam eþ-Þa'rânî'nin eser-
el-Mîzânu'l-Kübrâ da bize ayný
imkâný sunar. Ancak onu diðerlerinden ayýran önemli bir hususiyet vardýr. O, sadece ihtilaflý ictihadlarý zikretmekle kalmaz, bunun yanýnda,
dört mezhep imamýnýn ictihadlarý
arasýndaki ihtilafýn "hikmet"ini de
araþtýrýr.
el-Mîzânu'l-Kübrâ'nýn orijinalitesi,
imamlarýn ictihad ve ihtilaflarýný
"hata-sevap" tesbiti yerine "azimetruhsat" zeminine oturtarak açýklamasýndadýr. Ýmam eþ-Þa'rânî, müctehid imamlarýn dayanak olarak aldýðý rivayetlerden birini diðerine tercih ederek, Efendimiz (s.a.v)'in hadisleri arasýnda "racih-mercuh" (tercihe þayan olan-olmayan) gibi bir
ayrým yapmaya gerek olmadýðýný,
esasen böyle bir ayrýmýn O'na
(s.a.v) ve hadislerine karþý gösterilmesi gereken edeple baðdaþmayacaðýný söyler.
Müellifinin, daha önce bir örneðinin
bulunduðunu bilmediðini söylediði
R
I
H
L
E
137
lerinin tamamýna hakim olan, bu
bütünleþtirici anlayýþtýr; her eseri bu
anlayýþý kuvveden fiile çýkarmanýn
adýmý olarak görülmelidir. Bu itibarla el-Mîzânu'l-Kübrâ hakkýnda yapýlacak her gerçekçi deðerlendirme,
onun, eþ-Þa'rânî imzalý diðer eserlerin oluþturduðu bütün içindeki yerini gözetmek zorundadýr.
Ýmam eþ-Þa'rânî, bu eserine yazdýðý
kýymetli ve geniþ mukaddimede
eserin kaleme alýnýþ öyküsünü anlatýr ve ihtilaflý ictihadlarýn birbirini
nakzeden deðil, ayný kaynaktan geldiði için birbirini tamamlayan görüþler olduðunu izah eder. Bu meyanda müctehid imamlarýn hepsinin mutlaka bir delile dayandýðýný,
onlarýn her birinin, herhangi bir delile dayanmadan sýrf þahsî kanaat
ile hüküm vermekten sakýndýran
sözlerini naklederek anlatýr. Bu çerçevede -kendisi Þafiî mezhebine
mensup olduðu halde Ýmam Ebû
Hanîfe'ye haksýz olarak yöneltilen
birtakým ithamlarý cevaplandýrdýðý
özel bir bölüme yer verir.
Uzunlu kýsalý 43 fasýl halinde tertip
edilen bu mukaddime, el-Mîzânu'lKübrâ'nýn teorik alt yapýsýný ve karakteristik özelliðini yansýtmasý bakýmýndan son derece önemlidir. Dolayýsýyla o okunmadan el-Mîzânu'lKübrâ'yý gereði gibi anlamak ve deðerlendirmek mümkün deðildir.
Yine mukaddime kýsmýnda, elMîzânu'l-Kübrâ'yý telif etmeden önce istifade ettiði kaynaklarý zikrettiði bir fasýl yer alýr ki, gerçekten kayda deðerdir. Burada, söz konusu
kaynaklarý üçe ayýrýr: Ezberlediði,
alimlerden þerhlerini okuduðu ve
kendi baþýna mütalaa ettiði eserler.
Ezberledikleri neredeyse tamamýyla
Usul ilmiyle alakalý eserlerdir. Bir
hocadan okuduðu yahut kendi baþýna mütalaa ettiði eserler ise -ki
önemli bir kýsmýný tekrar tekrar okuduðunu belirtmiþtir- muhtelif sahalara ve alimlere ait olup insaný dehþete düþürecek kemiyettedir.
Yine mukaddime kýsmýnda zahiren
birbiriyle tearuz halinde olan hadislerin el-Mîzân'ýn oluþturuluþ mantýðý
doðrultusunda nasýl uzlaþtýrýlacaðýný uygulamalý olarak ve fýkýh bablarýna uygun bir tasnifle son derece
detaylý bir þekilde izah eder. Bundan sonra kitabý oluþturan ana bölümlere geçer.
el-Mîzân'ýn orijinalitesi, fýkhî ihtilaflarý okuma ve izah tarzýndaki farklýlýkla sýnýrlý deðildir. eþ-Þa'rânî bu
eserinde yer verdiði her bir fýkýh ba-
býna, ilk olarak fukahanýn icma etti-
Burada bir noktanýn altýný çizelim:
ði meselelerin zikriyle baþlar. Ardýn-
Her ne kadar Ýmam eþ-Þa'rânî, el-
dan ihtilaf ettikleri hususlarý zikre-
Mîzân'ýn sahasýnda tek eser olduðu-
der ve -yukarýda da belirtildiði gibi-
nu söylemiþse de, Zâhid el-Kevserî
ihtilaflarý "azimet-ruhsat" denge-
merhum bizi, eþ-Þa'rânî'den yakla-
si/mizaný içinde izaha kavuþturur.
þýk 4 asýr önce benzeri tarzda kale-
Bunu müteakiben de ilgili babýn hü-
me alýnmýþ bir eserin varlýðýndan
kümlerindeki hikmetlerin keþfine gi-
haberdar etmektedir. VI/XII. asýr
riþir. Aðýrlýklý olarak ümmî üstadý Ali
alimlerinden Ebu'l-Alâ Sâ'id b. Ah-
el-Havvâs hazretlerinin açýklamala-
med b. Ebî Bekr er-Râzî, el-Cem'
rýný naklederek okuyucuyu fýkhýn
Beyne't-Takvâ ve'l-Fetvâ fî Mü-
farklý boyutlarýna götürür. Bu esna-
himmâti'd-Dîn ve'd-Dünyâ isimli
da, ele aldýðý konuyla ilgili olarak
eserinde -ki el-Kevserî merhum, iki
akla takýlabilecek meseleleri soru-
ciltlik bu eseri, I. Dünya savaþý yýl-
cevap formunda iþlemesi de esere
larýnda bir medrese açýlýþý için gitti-
ayrý bir hususiyet kazandýrmaktadýr.
ði Kastamonu'da görüp incelediðini
Ýslam ahkâmýnýn bünyesinde mevcut hikmetlerin keþfi, ilk dönemlerden bu yana feraset ehli mütecessis
ulemanýn ilgisini çeken bir faaliyet
olmuþtur. Bu alandaki çalýþmalar
hakkýnda uzun bir liste zikretmek
belirtir- müctehid imamlarýn ihtilaflarýný "fetva -takva " zemininde deðerlendirmiþtir. Bu deðerlendirme
tarzýnýn, el-Mîzân'da ortaya konan
"ihtilaf felsefesi"yle çarpýcý biçimde
benzeþtiði anlaþýlmaktadýr.
mümkün ise de, en meþhur örneði,
Ýslam fýkhýnýn karakteri, ahkâmýn
Ýmam el-Gazzâlî'nin Ýhyâ'sýný zikret-
hikmeti ve fýkhî ihtilaflarýn nede-
mek maksadý hasýl edecektir. Mo-
ni/mahiyeti gibi güncelliðini hiçbir
dern zamanlara gelindiðinde ise
zaman kaybetmeyen meselelere
Þah Veliyyullâh ed-Dihlevî'nin Hüc-
farklý bir bakýþ açýsý ile yaklaþmak
cetullâhi'l-Bâliða'sýnýn ön plana çýk-
ve kalbî itmi'nana ermek isteyenler
týðýný görürüz. Bu eseri dilimize çe-
için
viren mütercimin, Þah Veliyyullâh'ý
Mîzânu'l-Kübrâ'sý bir baþvuru kay-
modernizmle iliþkilendirmesinin se-
naðý deðil, baþtan sona okunmasý
bebi, eserin orijinalitesi deðil, hik-
gereken bir eserdir. Önyargýdan
met merkezli bir bakýþ açýsýyla kale-
arýnmýþ bir ruh hali ile okunduðun-
me alýnmasý olmalýdýr. Oysa belirtti-
da hem müellifinin yetkinliðini orta-
ðimiz gibi hikmet merkezli okuma-
ya koyan, hem de Modernitenin yu-
lar, Þah Veliyyullâh'tan uzun asýrlar
karýda zikrettiðimiz konu baþlýkla-
Ýmam
eþ-Þa'rânî'nin
el-
öncesine dayanan bir geçmiþe sa-
rýnda oluþturduðu soru iþaretlerini
hiptir ve Ýmam eþ-Þa'rânî'nin el-
büyük bir özgüven ve vukufiyetle
Mîzân'ý da bu sahanýn kilometre
çözüme kavuþturan bir "þaheser"dir
taþlarýndan birisidir.
söz konusu olan. (Eser A. Faruk
R
I
H
L
E
138
Download

Kitâbiyât