CUMHURİYET DÖNEMİNDE İKTİSADİ GELİŞME
Prof. Dr. Ahmet M. GÖKÇEN
75 Yıllık Cumhuriyet dönemimizde ekonomik göstergelerde olduğu kadar ekonomik
politikalarda ve düşünce tarzında da önemli değişmeler meydana gelmiş olmakla beraber
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana temel felsefe olarak arz-talep-fiyat mekanizmasına
dayanan serbest piyasa ekonomisi şu veya bu şekilde işlemiştir. Gerçi farklı dönemlerde farklı
iktisat politikaları benimsenmiş ve uygulamaya geçirilmek istenmiştir. Bir dönem devletin
bizzat üretici olarak ekonomideki rolü ve etkinliği ön plana çıkarken, bu dönemi devletin
yanında özel sektörün de geliştirilmesine önem veren karma ekonomi politikasının
uygulanmaya çalışıldığı bir dönem takip
etmiştir. Karma ekonomi uygulamalarını
serbestleşme uygulamaları izlemiş, planlı dönemde ise kalkınma planları kalkınma aracı
olarak büyük ilgi görmüştür. Bir dönem Türkiye’nin sanayileşme kalkınma ve yapısal
değişime uğramasında İthal ikamesi temel iktisat politikası olarak kabul edilirken, bunu takip
eden dönemde dışa açık ve ihracata yönelik sanayileşme politikaları revaç bulmuştur. Bir
başka dönem ise özel sektöre verilen önem daha da arttırılarak devletin ekonomideki etkinliği
azaltılmaya gayret edilmiş ve özelleştirilme faaliyetlerine hız verilmiştir. Ancak uygulanmak
istenen iktisat politikalarında bu ve benzeri değişikliklere rağmen temelde, rekabet şartlarını
ve serbest piyasa ekonomisini hakim kılmaya yönelik iktisat politikalarının uygulanmak
istendiği gözlenmektedir.
Bütün bu değişikliklerin temelinde siyasi ve ideolojik
düşüncelerden daha çok, ampirizm, pragmatizm akılcılık, kalkınma ve ekonomik bağımsızlık
arzusu rol oynamıştır. Cumhuriyet döneminin başından beri değişen derece ve şekillerde
olmak üzere, teşebbüs serbestliği ve mülkiyet hakkı her zaman var olmuş, arz-talep-fiyat
üçlüsünden oluşan piyasa mekanizması tam olmasa bile çalışmıştır. Bununla beraber
dönemler itibariyle uygulanan iktisat politikalarında yine de bazı farklılıklar bulunmaktadır.
Burada cumhuriyetin kuruluşundan bu yana dönemler itibariyle uygulanan iktisat
politikalarına bir göz atılacaktır.
1-1950 öncesi iktisat politikaları
Uzun ve zorlu geçen Birinci Dünya savaşından Osmanlı imparatorluğunun
yıkılmasıyla Atatürk tarafından kurulan yeni Türk devletinin siyasi bağımsızlığı elde
etmesinden itibaren, iktisadi gelişme kalkınma ve iktisadi bağımsızlık üzerinde durmaya
başlanılmıştır. Öncelikle ülkenin iktisadi kaynaklarının tespiti gayretine gidilmiş, kalkınma ve
büyümenin nasıl bir iktisat politikasıyla ve ne tür bir modelle sağlanması için araştırmalar
yapılmak istenmiştir. Bu gaye için Cumhuriyet döneminin hemen başında İzmir'de Bir
"Türkiye İktisat Kongresi" Toplanmıştır.
1.1-Türkiye İktisat Kongresi-İzmir,1923
Ülkenin kaynaklarını belirlemek, kalkınma strateji ve politikalarını tespit ederek
uygulamaya koymak üzere cumhuriyetin hemen basında, 15 şubat 1923’te, ülkenin her
tarafından ve her kesimden çok sayıda delegenin katıldığı İzmir’de ”Türkiye İktisat Kongresi”
toplanmıştır. Kongrenin toplanması ile ilgili olarak zamanın İktisat
Vekaleti şu bilgileri vermektedir:”İktisat kongresinin maksad-ı Küşadı esas itibariyle
memleketin muhtelif iktisadi zümrelerinin teali-yi iktisadiyemiz için tavsiye edecekleri
tedabiri öğrenmekten ibarettir. Kongre’ye iştirak edecek olan murahhasların tabakat-ı
içtimaiyeye sunuf-u iktisadiyeye mensup olması itibariyle kongre ruznamesi umumi mesail-i
1
iktisadiyeyi havi bulunacaktır. İktisat Vekaletince memleketin iktisadiyatı için verilecek
istikametin tayininde Kongre mukarreratı haiz-i tesir olabilecekse de, esas itibariyle bu
mukarrerat iştişari mahiyette kalacaktır. Kongre’den beklenen faidelerin başlıcaları,
memlekette iktisadi sınıfların menafi-i müşterekleri nokta-i nazarından tebeyyün edecek olan
kanaatleri ve bu kanaatleri istihdaf edecek meslek-i iktisadiyenin memleket için müsmir
neticeler verebilecek bir tarz ve mahiyette tecelli edip edemeyeceği keyfiyetinden ibarettir”1.
“Beşeriyetin kudretinin fevkinde, büyük fedakarlıkların iktihamı ile istiklal ve
hürriyetini,tırnak ve dişleriyle boğuşarak xx. Asırda bir kere daha kazanan Türk Milleti ,
önünde yeniden yeniye açılmakta olan iktisat cidal-i sahasına, aşılması çetin ve güç ve fakat
herhalde zaferle aşacağı hayat cidal-i sahibasına büyük bir azim , metanet ve emniyetle
yürüyor. Şüphesizdir ki, “Türkiye İktisat Kongresi milli iktisat tarihimizin bir dönüm günü ve
aziz Türkiye’mizin iktisat tarihinin itila devrine bir başlangıç olacaktır. Bütün tarihimizde
inhitat sebeplerini iktisadiyatımızın zaafıyla ifade edebiliriz. Yeni Türkiye bayrağını itiladan
itilaya yürütürken , sabanın, çekicin, sayın ve bütün iktisat mesleklerinin hakkını istemeği
davasının en başında görmek ister ve görüyor. Hürriyet ve istiklalin sırrı buradadır” 2 .
Zamanın İktisat Bakanı Mahmut Esat ise Büyük Millet Meclisinde yapmış olduğu konuşmada
Kongre’nin toplanma gayesini şu şekilde açıklamıştır: “İktisat Kongresini toplamaktan
maksat, efendiler, Türkiye’nin her tarafı bir olduğu halde mesafenin uzaklığından ve yolların
fenalığından mateessüf İstanbul’daki tüccarlarımız Avrupa’nın uzak memleketlerindeki
tüccarları tanıdıkları halde, İstanbul’daki çiftçilerimiz uzak memleketlerdeki çiftçileri
tanıdıkları halde, Erzurum’u, Diyarbekir’i, Bitlis’i tanımayacak kadar feci vaziyettedirler.
İstedik ki, ayni zamanda, büyük içtimada yekdiğerini tanımayan memleketin öz evlatları
birbirlerini tanısınlar ve memleketin iktisat ihtiyaçlarını bir kere de bir arada düşünsünler, bir
arada toplu olarak iktisat işlerini halletsinler . Selahiyetleri olan kısımlar hakkında Büyük
millet Meclisi ve Hükümetinin, muhtıralar vererek lazım gelen cihetlerde, nazar-ı cihetlerini
celbetsinler. Bendeniz onların mütalaatını pek kıymetli bulmaktayım . Çünkü doğrudan
doğruya meslek adamlarıdır. Verdikleri malumattan hem İktisat Vekaleti, hem Büyük Millet
Meclisi ve hem de onun Hükümetinin tenevvür edeceği kanaatinde bulunuyorum” 3 . Bu
hususta Türkiye İktisat Kongresi’nin açılışında Atatürk, Kongre’yi “Uzun gafletlerle ve derin
lakaydi ile geçen asırların bünye-i iktisadımızda açtığı yaraları tedavi etmek ve çarelerini
aramak, memleketi mamuriyyete, milleti refahiyet ve saadete isal yollarını bulmak
için“ yapılmakta olan toplantı şeklinde değerlendirmiştir. Kongre delegeleri için ise şu şekilde
bir değerlendirme yapmıştır; “Sizler doğrudan doğruya milletimizi temsil eden halk
sınıflarının içinden ve onlar tarafından müntehip olarak geliyorsunuz. Bu itibarla
memleketimizin halini, ihtiyacını, milletimizin emellerini herkesten daha iyi biliyorsunuz.
Sizin söyleyeceğiniz sözler, alınması lüzumunu beyan edeceğiniz tedbirler, halkın lisanından
söylenmiş telakki olunur. Ve bunun için en büyük isabetlere malik olur”4.
Görüldüğü gibi, İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nin toplanma gayesi,
harplerden yorgun çıkmış olan iktisadi amillerin ve iktisadi birimlerin birbirlerini tanımalarını
sağlamak, onların ihtiyaçlarını tespit etmek,iktisadi konular üzerine dikkatleri çekmek ve
iktisat politikalarını da bu sonuçlara göre belirlemek arzusu bulunmaktadır.
Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinin başlarında geçirilmiş olan harplerinde tesirleriyle
ekonomik faaliyetler oldukça düşük ölçeklerde olduğu kadar ekonomiye de yeterince önem
verilmemekteydi. Bunun için önce ekonominin önemi vurgulanmakta, milletlerin hayatında
ve bağımsızlıklarının korunmasında ekonominin yeri ve önemi halka ve iktisadi birimlere
1
Gündüz Ökçün; “Türkiye İktisat Kongresi, 1923 – İzmir.” A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını. No: 262,
Ankara 1971. s.4-5.
2
İbid. s.5.
3
ibid. s. 13
4
ibid. s.244
2
anlatılmaya çalışılmaktadır. ”İstiklal-i tam için şu düstur var: Hakimiyet-i milliye, hakimiyet-i
iktisadiye ile tarsin edilmelidir. Bu kadar büyük gayeler, bu kadar mukaddes, azametli
hedefler kâğıt üzerindeki düsturlarla, arzu ve hırslarla husûl bulamaz. Bunların tahakkuk-u
tâmmını temin için yegâne kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır. Siyasi ve askeri
muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun iktisadi zaferlerle tetviç edilmezse semere-i
netice payidar olmaz. En kuvvetli ve parlak zaferlerimizi de tedviç eden semerat-ı nafiayı
temin için hakimiyeti-i iktisadiyemizin temin ve tarsini lazımdır”5. Ayni nutkunda Atatürk
şöyle demektedir: “Bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla alâkadar olan o milletin
iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübenin teksif ettiği bu hakikat bizim milli hayatımızda ve milli
tarihimizde tamamen mütecellidir. Hakikaten Türk tarihi tetkik olunursa itilâ, inhitat
esbabının iktisadî mesailden başka bir şey olmadığı derhal anlaşılır...Yeni Türkiye’mizi lâyık
olduğu mertebe-i resânete isâl edebilmek için, behamehâl iktisadiyatımıza birinci derecede ve
en çok ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz. Zamanımız tamamen bir iktisat devrinden
başka bir şey değildir”6.
İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi'nde milli hakimiyetin güçlü olması için
iktisadi gelişmelerle desteklenmesi gereği kabul edilmiştir. Bunun için önce bütün ülke
vatandaşlarının iktisadi meseleler üzerine dikkatleri çekilmek istenmiş ve bunun sonucu
olarak
topyekün kalkınma gereği üzerinde durulmuştur. Bütün sektörler itibariyle
kalkınmaya önem verilmiş, tarım, hayvancılık, ormancılık, madenlerin aranması, çıkarılması
ve işlenmesi, sanayi, hizmetler ve ticari faaliyetlerin geliştirilmesi, kadın erkek bütün
işgücünün üretim ve ticari faaliyetlere katılması modern ve verimli üretim yapmak için her
türlü yeniliklerin alınması gibi konular üzerinde durulmuştur. Yerli üretimlerin korunması için
gümrük korumalarına başvurulması, ancak üretimi destekleyecek ara girdiler ve yatırım
malları için gümrük muafiyetleri uygulanması kabul edilmiştir. Sanayiin geliştirilmesi için
gümrük korumalarının dışında arazi tahsisi, kamu görevlilerinin ve askerlerin yerli üretimleri
ve mensucat ürünlerini kullanmasının mecburi hale getirilmesi ve vatandaşların da yerli malı
kullanmalarının teşvik edilmesi. Teşvik-i sanayi kanunundan yararlanacak sanayicilerin yerli
sanayici olması veya en azından sermayenin yüzde yirmibeş’ inin Türkler elinde bulunması,
her sene yerli malları tanıtmak üzere sergi ve fuarlar açılması, sanayi mallarının ucuz naklinin
sağlanması için tedbirler alınması ve demir ve kara yollarının geliştirilmesi, sanayi bankaları
kurulması, illerde sanayi odalarının açılması, sanayiin insan gücü ihtiyacını karşılamak için
her kademede okullar açılması vs. Bu gayeleri gerçekleştirmek için nüfusun sağlık
hizmetleriyle korunması ve eğitimin iktisadi gelişmeyi gerçekleştirecek şekilde ve daha çok
uygulamalı eğitime önem verecek biçimde yeniden düzenlenmesi kararı alınmıştır. Uygulanan
bütün bu temel politikalarda Türk halkının serbest çalışma arzusu içinde olduğu ve tekelciliğe
karşı olacağı üzerinde durulmaktadır.
Cumhuriyetin başlangıç dönemlerinde sermaye birikiminin çok düşük olmasından
dolayı, kalkınma özel sektörün yanında devletin ekonomiye direkt üretici olarak girmesi
ihtiyacını da ortaya çıkarmıştır. Özellikle, dünya ekonomilerini etkisi altına alan 1929 büyük
iktisadi buhranı, büyük oranlarda talep,
üretim ve fiyat düşüklüklerine yol açmış
olduğundan, Keynes’iyen teorilerin de tesiriyle hükümetlerin ekonomilere müdahale yönünde
eğilimleri artmıştır. Bu dönemde Türk ekonomisinde de bir yandan ekonomik hacimlerin
küçük ve sermaye birikiminin az olması, diğer yandan büyük buhranın etkisiyle devletin
ekonomiye müdahalesi ampirik bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır.
1927 yılında çıkartılan yeni Teşvik-i Sanayi Kanunu ile sanayiin teşviki yeni esaslara
bağlanmıştır. “Tecrübe bilgisi ve buna ilaveten bol kredi ve yüksek sermayelerle vücut bulan
garp sanayii karşısında”7. sanayiimizin geliºtirilebilmesi için teºvik tedbirleri içinde koruma
5
ibid. s. 251
ibid. s 244
7
Cemal Kutay; “Celal Bayar, cilt 1, Kenan basımevi, İstanbul 1939, s 50
6
3
ve muafiyetler getirilmiºtir. Bu arda getirilen üç önemli muafiyet hammadde ile makine ve
yedek parça ithallerinde gümrük muafiyetleri ve gelir vergisi muafiyetidir.
1.2-Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı
Tarım ve sayinin geliştirilmesi konularında yapılan çeşitli tartışmalar sonuncunda
Türkiye'nin sanayileşmesi yönünde fikirler ağır bastığından sanayileşme hamlesini
hızlandırmak gayesiyle Birinci Beş Yıllık sanayi Planı hazırlanmış ve uygulamaya
konulmuştur. Sanayileşme tercihi konusunda Planın hazırlık raporunda şu hükme varılmıştır.
"Büyük sanayici memleketler aralarındaki bütün siyasi ve iktisadi münazaalara ve ihtilaflara
rağmen, ziraatçı memleketleri her zaman için ham madde müstahsili mevkiinde bırakmak ve
bu memleketlerin piyasalarına hakim olmak davasında müttefiktirler. Bu itibarla ziraatçı
memleketlerin bu silkinme hareketlerine, er geç set çekme hususunda siyasi nüfuslarını
kullanmakta da birleşeceklerdir. Bazı zirai memleketler de ufak bir taviz mukabilinde bunu
kabulden imtina etmeyeceklerdir. Bilhassa bu hakikat muhtaç olduğumuz sanayii, zaman
kaybetmeden, kurmak için en mühim muharrikimizdir. Bu ana sebebe kuvvetli müeyyide olan
diğer amiller de vardır:
a)
Devam eden umumi buhran dolayısı ile tatmini gittikçe güçleşen döviz
müzayakası;
b)
Ham maddelerin dünya piyasalarında gittikçe düşen fiyatları
muvacehesinde Türk işçi ve çiftçisine daha karlı faaliyet sahaları bulmak
mülahazası;
c)
Umumi konjonktür münasebetiyle muhtaç olacağımız fenni ve mihaniki
tesisatın çok müsait mali şeraitle temininin mümkün olması ihtimalleri."8
Bu sebeplere ilave olarak sanayi planının hazırlanmasına yol açan diğer gerekçeler
planda şu şekilde yer almıştır. Her şeyden önce memlekette bir iktisadi birlik temin etmek ve
harp ve sulh dönemlerinde ülkenin muhtaç olacağı maddelerin üretim imkanlarını
hazırlamanın bir iktisadi zaruret olduğu kabul edilmiştir. Bu dönemde, düşük fiyatlarla ham
maddeler ihraç eden bir ülke olmaktan kurtulmak, dış ticaret dengesini devamlı bir biçimde
kurmak ve bu sayede “milli parayı esaslı ve devamlı şekilde korumak için Türkiye’yi ham
madde ihraç eden bir memleket olmaktan çıkarıp kendine lazım olan mamul maddeleri kendi
içinde yapan bir sanayi memleketi haline sokmak” 9 ve sanayileşme hareketlerini
hızlandırmaktır. Bu gayelerle ilk defa 1934-1939 yıllarını kapsamak üzere Birinci Beş Yıllık
Sanayi Planı hazırlanmış ve uygulanmaya konulmuştur. Hazırlanan bu Birinci Beş Yıllık
Sanayi Planının temel hedefleri şu şekilde tespit edilmiştir.10
1-Proğramın tertibinde ve kurulacak sanayinin kapasitelerinin tayininde memleketin
kendi ihtiyaçları esas olarak alınmış ve bakır ve kükürt hariç olmak üzere ihracat
hedeflenmemiştir. Bunun nedeni 1929 da başlayan ve daha çok sanayileşmiş ve üretim
kapasiteleri oldukça yüksek düzeylerde bulunan sanayi ülkelerinde kendini hissettiren büyük
iktisadi buhranın, talep ve fiyat düşüklükleri dolayısıyla, özellikle sanayide meydana getirmiş
olduğu menfi tesirlerdir. İstisna tutulan maddelerden olan bakır ve kükürt ise, ülkede oldukça
bol bulunduğundan ve dışarıda rekabet imkanlarının fazla olmasından dolayı özel olarak
ihracata yönelik bir biçimde üretilmektedir.
2-Birinci plan esas olarak ana hammaddeleri memlekette bulunan veya kolayca
tedarik edilebilecek sanayileri temel olarak almıştır. Örnek olarak pamuk üretimi olduğu için
tekstil, demir cevheri ve kömür olduğu için demir-çelik, ormanların mevcudiyetinden dolayı
selüloz ve kağıt, silis ve kumun mevcudiyetinden dolayı cam endüstrilerinin seçimi
gösterilebilir.
8
ibid. s.170
ibid. s.165.
10
ibid. s.170.
9
4
3-Planda özel sektör tarafından kurulmasına imkan görülmeyen sanayi dalları ithal
edilerek devlet veya milli müesseselerin teşebbüsü olarak kurulması düşünülmüştür. Ancak
devlet tarafından kurulacak bu ana teşebbüslerin, nihai ve tüketin malları üreten sanayinin
ihtiyacı olan ara malları üreteceğinden özel teşebbüsün gelişmesini de hızlandıracağı kabul
edilmiştir. Çünkü özel teşebbüs temel sanayilerinin üretimlerini kullanacak yeni sanayiler
kuracaklardır. Sanayi programının gerçekleştirilmesi ile iktisadi hayata ilave edilecek yeni iş
hacminin sonucu olarak meydana gelecek sermaye birikiminin, sanayide plasman arayacağı
ve yeni yatırımlarla, ana sanayilerin üretimlerine dayalı sanayilerin
gelişeceği
beklenmektedir.
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planına dahil edilen temel sanayi kolları şu şekilde tefrik edilmiştir:
a)
Mensucat sanayii (pamuk, kendir, yün).
b)
Madenciliğe dayanan sanayi (demir, maden kömürü, kömür, bakır,
kükürt).
c)
Selüloz sanayii (selüloz, kağıt ve karton,suni ipek).
d)
Seramik sanayii (ºiºe, cam ve porselen).
e)
Kimya sanayii (zaçyağı-sülfürik asit-, klor, sudkostik, süper fosfat).
Birinci sanayi Planında, görüldüğü gibi beş ana sanayi kolu tespit edilmiş ve bunların
geliştirilmesi için gerekli olan şartlar belirlenmiştir. Şeker sanayii,diğer sektörlere göre
kısmen daha fazla gelişmiş olduğu için sanayi programına dahil edilmemiştir.
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planının bariz vasıfları şöyle özetlenebilir:
1-Esas ham maddeleri ülke içinde yetişen veya şimdilik yetişmemekle beraber kısa bir
zamanda dahilde temini mümkün görülen sanayi kolları ele alınmıştır.
2-Bunlar büyük sermaye ve teknik kuvvete ihtiyaç gösteren sanayilerden
olduklarından, kurulmaları devlet veya milli müesseselere bırakılmıştır. Bu sanayilerin tarım
alanında da eşit bir faaliyet zemini hazırlayacağı kabul edilmiştir.
3-Kurulmasına karar verilen sanayiin üretim kapasiteleri bir kısım istisnalar dışında,
ülke ihtiyaç ve talebine cevap verecek düzeyde tutulmuştur.
Bir taraftan plana uygun olarak yeni sanayi kuruluşları kurulurken diğer taraftan da bu
kuruluşları kredilerle desteklemek üzere yeni bankalar da faaliyete geçirilmiştir. Hem
bankacılık ve hem de sanayi faaliyetlerinde bulunmak üzere Sümerbank ve Etibank bu
dönemde kurulmuştur. Yine ayni dönemde sanayicileri kredilerle desteklemek üzere kurulan
bir diğer banka da Halk Bankası’ dır.
Planda sanayi için yer seçiminde "münhasıran iktisadi mülahazaların hakim olmadığı
ve, iktisadi şartların ehemmiyeti derecesinde, diğer kuvvetli sebeplerin de müessir olmakta
bulunduğu"11 kabul edilerek milli sanayiin, ülkenin iktisadi ihtiyaçlarına olduğu kadar ülke
menfaatlerinin gerektirdiği nazik vaziyetler de cevap verebilecek konumda olması da
düşünülmüştür. Ayrıca sanayileşmenin, ülkede dengeli kalkınmayı sağlamada bir araç olacağı
ve geri kalmış bölgelerin gelişmesine de etki edeceği kabul edilmiştir.
Hazırlanan plan
esas olarak, halkın gelir düzeyini yükseltmeyi hedef aldığından, teknik şartların yanında iklim
ve tabiat şartları yüzünden imara ve sakinlerinin gelişmesine elverişli olmayan yerlerin
sanayii ile desteklenmesi fikrini kabul etmiştir. Ancak bütün bu mülahazalara rağmen sanayi
kuruluşlarının her şeyden önce iktisadi kuruluşlar olduğu ve iktisat kaidelerine göre
kurulmaları ve diğer şartların ancak olabildiği ölçülerde göz önüne alınması gereği de kabul
edilmiştir.
Bu dönemde, hammadde bolluğu ve ithalatımız içinde önemli bir yer tuttuğu
düşünülerek sanayileşmeye tekstil ile başlanmış ve hemen plan döneminin başında Kayseri,
Nazilli, Malatya, Konya Ereğlisi'inde yeni fabrika kurulmuş ve bu ara Bakırköy fabrikası da
genişletilmiştir. Ayrıca tekstilin gelişmesi için özel sektöründe yatırım yapması teşvik
edilmiştir. Tekstil sektörü yanında plan hedeflerine uygun olarak bu dönemde bir çok sanayi
11
ibid. s. 173.
5
kuruluşlarının temelleri atılmıştır. Demir-Çelik, kömür, petrol aramaları, Kağıt, Maden Tetkik
Arama Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Kükürt bakır, gülyağı, ve daha bir kısım
madencilik ve sanayi yatırımları ile,sanayi programı içinde olmamakla beraber şeker sanayii
bu cümleden sayılabilir.
1.3-İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı uygulama döneminin ikinci yılında, yani 1936 yılında,
birinci plan uygulamalarının başarılı olmasından ve sanayileşme ile ilgili tereddütlerin
giderilmiş olmasından dolayı İkinci Beş Yıllık sanayi planı hazırlanmaya başlanmıştır.
Komisyon çalışmalarının başlamasıyla ilgili olarak toplanan sanayi kongresinde zamanın
İktisat Bakanı Celal Bayar, sanayileşme gereğinin tartışılmasına lüzum olmadığı belirterek
İkinci Beş Yıllık Sanayi Planının hızlı bir şekilde hazırlanmasını istemiştir. Bu planda da
Sanayileşmenin özel kesim imkanlarına bırakılamayacağı, çünkü memlekette yapılacak işlerin
miktarının oldukça fazla olduğunu, sadece özel teşebbüs imkanlarının bunu karşılamaya
yetmeyeceği vurgulanmıştır. "Eğer sadece memleketin sanayileşmesini ve milletin muhtaç
olduğu refahı bazı hususi teşebbüslere ve bu teşebbüslerin dayandığı sermayeye bırakmak
lazım gelirse,laakal iki asır daha intizar devresi geçirmekliğimiz lazımdır"12.
İkinci Planda devlet eliyle sanayileşme savunulmakla beraber, sanayileşme
politikasının temeli şu şekilde çizilmiştir. "Biz hem yapıcı ve hem de yaptırıcı bir kuvvet
olarak kalmak istiyoruz. İktisat Vekaletinin takip ettiği güdümlü ekonomi politikasının
dayandığı prensip, yapmak ve yaptırmaktır. Yaptırmak kısmının içerisinde hususi teşebbüs ve
hususi sermaye geliyor. Biz, yaptırmak için öteden beri mevcut olan teşviki sanayi kanununa
ilişmedik;onu mukaddes bir emanet gibi saklıyoruz. Hususi teşebbüslerin ihtiyacına daha
pratik şekilde yaraması için tedbir düşünüyoruz. Ayni zamanda hususi teşebbüsün
kuvvetlenmesi,hızlanmasını arzu ediyoruz"13. Ayni konuda İzmir Fuarının açılışında, Atatürk
Celal Bayar tarafından okunmak üzere şu notu vermiştir; "Türkiye'nin tatbik ettiği Devletçilik
sistemi 19 uncu asırdan beri sosyalizm nazariyatçılarının ileri sürdükleri fikirlerden alınarak
tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye'ye has
bir sistemdir.
Devletçiliğin bizce manası şudur:
Fertlerin hususi teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir
milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve bir çok şeylerin yapılmadığını göz
önünde tutarak memleket iktisadiyatını devletin eline almak.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye vatanında asırlardan beri ferdi ve hususi
teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve görüldüğü gibi, kısa bir
zamanda yapmağa muvaffak oldu.
Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi liberalizmden başka bir sistemdir"14.
Celal Bayar, 11 Şubat 1937 de Financial Times'in Türkiye ilavesinde yazdığı bir
makalede uygulanan bu rejimi "Kemalist rejim" olarak tanımlamıştır. Rejimin özelliklerini de
şu şekilde açıklamıştır: "Kemalist rejimde:
1)
Devletçe deruhte edilmiş işler, bilakis ferdi iş sahasını genişletmek
maksadıyledir. Sınıf menfaatleri bir uzlaştırma değil, milli varlık ve korunması
bakımından, devletin başa geçmesi, milletçe zaruri görülmüş işlerdir.
2) Politikamıza verdiğimiz ad,güdümlü ekonomidir. prensiplerinin son asırda, çeşitli
memleketlerde; çeşitli sosyal vaziyetlerden doğmuş ve bazen benzeri şartları bularak,
12
Cemal Kutay; "Celal Bayar" ikinci cilt, Kenan Basımevi , İstanbul,1939. s.500.
ibid. s.500.
14
ibid. s.500-501.
13
6
bazen sadece ithalat emtiası halinde moda olarak yer yer yayılmış bir kısım prensip ve
doktrinlerle münasebeti yoktur"15.
Planda, sermayeyi hesapsız bir rekabet karşısında bırakmamak, dahili tüketimleri ve
dünya şartlarını gözetmeksizin üretim yapılmasına meydan vermeyerek, böylelikle kaynak
israfına yol açmamak ve, ülkenin her tarafında ahenkli kalkınma ve sanayileşmenin dengeli
ve verimli bir şekilde dağılımı sağlamak için tedbirler alınmaya çalışılmıştır. Söz konusu
konuşmada sanayici "milli kalkınma savaşında büyük vatani vazife almış milli iktisat
icaplarını ticari menfaatleriyle yan yana göz önünde tutmayı bir vazife olarak takdir etmiş
olan adam" şeklinde tarif edilmiş ve "her harekette milli şuurun ve milli iktisat menfaatlerinin
mutlak surette hakim olmasını icap edeceği" hatırlatılmıştır16.
Bu dönemde sanayileşmenin insan gücünü karşılamak için sanayi okulları açılması ve
buralardan mezun olanların sanayi kuruluşlarında çalıştırılması hedeflenmiştir. Ayrıca yüksek
düzeyde elaman yetiştirilmesi için her sahada yurt dışına öğrenci ve stajyer gönderilmesi
planlanmıştır.
İkinci Beş Yıllık Sanayi planında "iktisadi cihazlanma ve rasyonel bir kalkınma için
yeniden hangi sanayiin kurulması ve mevcutlardan hangilerinin tevsi edilmesi icap edeceği"17
tespit edilmek istenmiştir. Planın kabullerine göre "gerek mevzuları, gerekse icap ettirdiği
sermaye ve memlekette uyandıracağı sosyal ve ekonomik hareketler bakımından, birinci beş
yıllık sanayi planından daha geniştir"18.
İkinci Beş yıllık Sanayi Planına göre teklif edilen sanayi kuruluşları şunlardır19:
1-Madencilik. (Krom, ferrokrom bakır, antimon, molibden, simli-kurşun, çinko ve
demir cevherlerinin işletilmesine dayanmaktadır.)
2-Maden kömürü ocakları. (Ereğli-Zonguldak havzalarında taş kömürü,Kütahya'da
linyit.)
3-Elektrik santralları.
4-Yakacak sanayii ve ticareti.
Gerek ısınma ve gerekse enerji üretimi için Ereğli-Zonguldak taşkömürü ve Kütahya
linyit havzalarının rasyonel bir şekilde ve büyük oranlarda işletilmesi ve Zonguldak'ta taş
kömürü, Kütahya'da linyit yakan birer elektrik santralı kurulması.
5-Toprak sanayii. Sanayinin ve demir ve kara yolları ile şehircilik yapı işlerinde
ihtiyaç duyulan çimento ve ateşe dayanan malzemenin temini için cüruf çimentosu ve şamot
tesisi kurulması.
6-Gıda maddeleri sanayii ve ticareti. Planda, Halkın düzenli bir biçimde günlük gıda
ihtiyacını karşılamak, üretilen gıda maddelerinin daha iyi değerlendirilmesi gayesiyle, iç ve
dış pazarlama imkanlarını arttırmak, gıda maddelerinin ve özellikle İstanbul,Ankara İzmir
gibi büyük şehirlerde zaman zaman görülen ekmek buhranının önüne geçmek, bu gaye için
ekmek ve un fabrikaları tesis etmek ve halka ucuz ve kaliteli ekmek ve diğer gıda maddesi
sağlamak, ihracat imkanı olan zeytinyağı için rafineri kurmak, halkın ve ordunun et ihtiyacını
karşılamak, hayvan varlığı bol olan doğu ilerinde taze ve konserve et sanayii kurmak, üretimi
bol olan yerlerde o üretimleri değerlendirecek paketleme, kurutma ve soğuk hava depoları ile
soğuk hava vapur ve vagonları kurmak gibi hedefler tespit edilmiştir. Ayrıca et,balık meyve
ve ekmek gibi gıda maddeleri üretimi ve dağıtımı hususunda ülke genelinde büyük oranda bir
teşkilatlanma faaliyetine de girişilmiştir.
7-Kimya sanayii. Bu hususta planda yer alan alt sektör ve kuruluşlar arasında;
kalsiyum ve kristal soda, reçine, afyon ve müştakları, gülyağı, ülkenin et ve yağ sanayisi ile
15
Cemal Kutay, "Celal Bayar" Üçüncü cilt, Kenan Basımevi, İstanbul 1940. s.881-2.
İbid. s.502.
17
ibid. s.502.
18
ibid. s.713
19
ibid. s. 713-715.
16
7
sıkı alakası gözetilerek gliserin,yağ asitleri, ve sabun, milli savunma ihtiyacı için sentetik
benzin ve petrol rafineleri milli savunma ve tarımsal ihtiyaçlarımızın temini için asit nitrat ve
nitrat amonyum gibi azotlu maddeler vardır.
8-Mihaniki sanayi. Planda modern makine sanayiine bir başlangıç olmak üzere; ziraat
alet ve makineleriyle el aletleri, makine parçaları yapacak olan bir makine ve madeni eşya
fabrikası, ziraat aletleri için seyyar tamir yerleri, ölçü ve tartı aletleri, boru, kalay, galvanizli
saç sanayii yer almıştır.
10-Denizcilik. Denizcilikle ilgili planda yer alan yatırımlar arasında,deniz fabrika ve
havuzlarıyla sahillerimizde fener ve radyofarlar tesisi, İstanbul ve İzmir limanları işlerinin
tanzim ve ıslahı, taze ve konserve balık sanayii ve ticareti,balıkyağı, balık unu fabrikaları,
balıkhaneler, balık için soğuk hava depoları inşası, soğuk hava vapur ve vagonları tedariki,
deniz dalyanları ve göllerimizin işletilmesi yer almıştır.
İkinci Beş Yıllık Sanayi Planının genel vasıfları şu şekilde izah edilebilir20:
1-Birinci planda olduğu gibi, ikinci planda da iktisadi bünye ve şartlarımıza uygun
olup büyük sermayeye ve teknik güce lüzum gösteren ve ham maddesi tamamiyle dahilde
yetişen sanayi plana dahil edilmiştir.
2- iç piyasada sürümü az,fakat hariçte büyük bir tüketim sahası olan madenlerimiz
gerek ham,gerekse yarı mamul olarak ihracata elverişli bir hale getirilecek ve böylece hem bu
ihracat malları kıymetlendirilmiş, hem de yeni ihracat kaynakları yaratılmış olacaktır.
3- ülke genelinde yaygın bir biçimde üretilen, Su ürünleri, hayvan varlıkları ve meyve
üretimlerinin iç ve dış piyasalarda, pazarlamasını temin ederek, geniş halk kitlelerine gelir
temini.
4- Kömür havzalarında üretim artışları ve rasyonalize edilmesi, ve yakacak ihtiyaçları
organizasyonunun esaslarının tespiti.
5- Ülkenin enerji ihtiyaçlarını geniş miktarda karşılamak için, iki büyük termik santral
kurularak batıdaki büyük şehirlere ve buralarda kurulacak sanayilere elektrik verilerek milli
savunma ve iktisadi bakımdan uygun sanayi merkezler. Yaratılacaktır.
6- Makine sanayiine bir başlangıç olmak üzere, kurulmakta olan Karabük demir ve
çelik fabrikalarının yarı mamullerini işleyecek fabrikaların kurulması.
Her iki planda da büyük sermaye ve gelişmiş teknolojiye ihtiyaç gösteren sanayilerde,
özel teşebbüs ve sermayeye yer ayrılmamıştır. Ancak bunların plan harici sahalarda
faaliyetleri tamamiyle serbest bırakılmıştır. Yürütülen ekonomi politikasında devletçiliğin
dayandığı temel prensipler "yapmak ve yaptırmak" ilkesine dayanmaktadır ve bu prensibin
yaptırmak kısmında ise özel teşebbüs ve sermaye de vardır. Ancak burada tutulan temel
husus, özel teşebbüsün milli sermayeyi israf etmemeleri ve milli çıkarlarla ahenkli bir şekilde
yürümeleridir. Özel teşebbüsün gelişmesini hızlandırmak için de sanayileşmemizde önemli
rol oynamış olan teşviki sanayi kanunun tadil edilmesi çalışmaları başlatılmıştır. Böylece
devlet eliyle sanayileşme sağlanırken, diğer taraftan da özel sektörün gelişmesi de sağlanmaya
çalışılmıştır.
İkinci planın bir diğer özelliği de, asıl bünyesi tarım olan bu ülkenin, sanayileşme
seyrinin tarımsal gelişmeyle beraber götürülmesidir. Tarımsal gelişmenin sağlanabilmesi ve
tarımda verimin artması, sanayileşmeye ve teknik gelişmelere bağlı olduğu kabul edilmiştir.
Cumhuriyetin kurulmasından 1950 yılına kadar geçen dönemde gayri safi milli
hasıladaki gelişmeler tablo 1'de verilmiştir.
Tablo:1-Gayri Safi Milli Hasıla ve artış hızları:1923-1949
(Milyon TL)
20
İbid. s.715.
8
Sabit Üretici
%
Cari
Üretici
Fiyatları ile GSMH Artış
Fiyatları
ile
Yıllar
(1)
Hızı
GSMH
1923
2 928.5
952.6
1924
3 363.8
14.6
1 203.8
1925
3 793.3
12.9
1 525.6
1926
4 484.0
16.2
1 650.5
1927
3 909.6
-12.6
1 471.2
1928
4 341.3
11.0
1 632.5
1929
5 278.2
21.6
2 073.1
1930
5 393.9
2.2
1 580.5
1931
5 865.7
8.7
1 391.6
1932
5 235.2
-10.7
1 171.2
1933
6 063.9
15.8
1 141.4
1934
6 429.6
6.0
1 216.1
1935
6 233.8
-3.0
1 310.0
1936
7 679.8
23.2
1 695.0
1937
7 798.2
1.5
1 806.5
1938
8 537.5
9.5
1 895.7
1939
9 127.8
6.9
2 063.1
1940
8 677.9
-4.9
2 403.4
1941
7 780.4
-10.3
2 992.3
1942
6 217.4
5.6
6 195.9
1943
7 412.9
-9.6
9 231.7
1944
7 037.9
-5.1
6 684.7
1945
5.960.1
-15.3
5 469.8
1946
7 864.0
31.9
6 857.6
1947
8 192.4
4.2
7 542.6
1948
37 065.2
15.9
9 492.9
1949
35 212.8
-5.0
9 054.4
Kaynak;İstatistik Göstergeleri 1923-1995, DİE yayını no 1883, Ankara
1996, s.426,tablo 21.4
(1)1923-1947 dönemi 1948 fiyatlarıyla.
1948-1949 dönemi 1968 fiyatlarıyla.
%
Artış
hızı
26.4
26.7
8.2
-10.9
11.0
27.0
-23.8
-12.0
-15.8
-2.5
6.5
7.7
29.4
6.6
4.9
8.8
16.5
24.4
1.7.1
49.0
-27.6
-18.2
25.4
10.0
25.9
-4.6
Tablodan da görüldüğü gibi Cumhuriyetin başında 1948 baz yılına göre sabit üretici
fiyatlarıyla GSMH 2 929.5 milyon TL., cari fiyatlarla ise 953 milyon TL. dır. Bu miktar yıllar
itibariyle iniş ve çıkışlar göstermekle beraber genel olarak artış yönünde eğilim göstermiştir.
Genel olarak GSMH rakamları buhran ve harp yıllarında düşmekte diğer yıllarda ise artış
göstermektedir. Gerek sabit ve gerekse cari fiyatlarla
GSMH rakamları, tablodan da
görüldüğü gibi oldukça düşük düzeylerde bulunmaktadır. Bu durum da üretim gücünün
oldukça düşük olduğunu göstermektedir.
Tablo:2- Kişi Başına GSMH ve Artış Hızları
Sabit Üretici
%
Fiyatlarla Kiºi artış
Baº. GSMH
hızı
Yıllar
1923
232.8
1924
262.0
12.5
1925
289.5
10.5
1926
335.3
15.8
1927
285.5
-14.6
1928
311.4
8.7
9
Cari
Üretici %
Fiyatlarla Kiºi artış hızı
Baº. GSMH
Cari
Üretici
Fiy. Kiºi Baº.
GSMH (Dolar)
75.7
93.6
116.4
123.4
107.8
117.1
45.3
56.2
69.7
73.9
64.6
59.4
23.9
24.1
6.0
-12.6
8.5
1929
370.4
19.2
145.6
1930
371.0
0.0
108.7
1931
395.0
6.7
93.7
1932
345.2
-12.8
77.2
1933
341.4
13.5
73.7
1934
406.4
3.8
76.9
1935
385.8
-5.1
81.1
1936
467.2
21.1
103.1
1937
466.3
0.2
108.0
1938
501.7
7.7
111.4
1939
521.1
4.2
117.8
1940
486.9
-6.8
134.9
1941
432.0
-11.6
166.1
1942
451.4
4.6
340.4
1943
403.0
-10.8
501.8
1944
378.5
-5.9
359.5
1945
317.2
-16.1
291.1
1946
409.6
29.2
357.1
1947
417.6
1.9
384.4
1948
1860.6
14.1
476.5
1949
1729.6
-7.0
444.7
Kaynak,İstatistik Göstergeler, DİE yayını no 1883 Ankara 1996
s .426 ve devamı.
24.3
-25.3
-13.8
-17.6
-4.5
4.3
5.5
27.1
4.8
3.1
5.7
14.5
23.1
104.9
47.4
-26.4
-19.0
22.7
7.6
24.0
-6.7
73.9
55.2
47.6
39.2
44.7
46.6
49.2
62.5
65.5
88.4
90.6
103.8
127.8
261.8
386.0
276.5
223.9
191.0
137.3
170.2
158.8
Tablo 2'den de görüldüğü gibi Sabit ve cari fiyatlarla fert başına GSMH artış ve
azalışları hızlı sayılabilecek bir değişim göstermiştir. Azalışlar daha çok buhran ve harp
yıllarında meydana gelmiştir. Dolar bazında kişi başına GSMH 1923 yılında sadece 46.3 dolar
seviyesinde bulunmaktadır. Büyük iktisadi buhrana kadar devamlı artış göstererek 1926
yılında 73.9 dolara çıkan değer, İktisadi buhranla birlikte düşmeye başlamış ve bu düşüş
1934 yılına kadar devam etmiştir. 1934 yılında 46.6 dolara düşmüştür. Bu yıldan itibaren
muntazam bir artış göstererek 1943 yılında 386 dolara çıktıktan sonra tekrar düşme eğilimine
girerek tekrar düşmeye başlamıştır. Dönem sonunda 158 dolara düşmüştür.
Tablo 3 de iktisadi faaliyet kollarına göre GSMH' nın dağılımı görülmektedir.
Tablo:3-İktisadi Faaliyet Kollarına Göre GSMH ve % Payları:1923-1949
(Cari Üretici Fiyatları ile)(Milyon TL)
Yıllar
GSMH
Tarım
% pay
Sanayi
% pay
Hizmetler
1923
952.6
377.3
39.2
125.7
13.6
449.6
1924
1 203.8
570.3
47.4
118.2
9.8
515.3
1925
1 525.6
729.9
47.8
145.2
9.5
650.5
1926
1 650.5
815.0
49.4
162.6
9.8
672.7
1927
1 471.2
602.1
40.9
186.1
12.6
683.0
1928
1 632.5
718.7
44.0
184.0
11.3
729.8
1929
2 073.1
1 069.3
51.6
199.2
9.6
804.6
1930
1 580.5
718.7
45.5
176.1
11.1
685.7
1931
1 391.6
627.6
45.1
171.2
12.3
592.8
1932
1 171.2
467.1
39.9
161.4
13.8
542.7
1933
1 141.4
425.9
37.3
181.5
15.9
534.0
1934
1 216.1
414.2
34.1
214.2
17.6
587.7
1935
1 310.0
461.9
35.3
232.6
17.8
615.5
1936
1 695.0
730.1
43.1
258.5
15.3
706.4
1937
1 806.5
737.2
40.1
293.1
16.2
776.2
1938
1 895.7
759.5
42.0
311.4
16.4
824.8
1939
2 063.1
804.4
39.0
370.6
18.0
888.1
1940
2 403.4
925.8
38.5
446.1
18.6
1 031.5
1941
2 992.3
1 017.4
34.0
578.5
19.3
1 306.4
10
% pay
47.2
42.8
42.6
40.8
46.4
44.7
38.8
43.4
49.8
46.3
46.8
46.3
47.0
41.7
43.0
43.5
43.0
42.9
43.7
1942
6 195.9
3 170.3
51.1
824.5
13.4
1943
9 231.7
5 216.4
56.5
985.6
10.7
1944
6 684.7
2 948.0
44.1
1 026.4
18.0
1945
5 469.8
2 094.9
38.3
878.2
16.0
1946
6 857.6
3 126.6
45.6
1 006.6
14.7
1947
7 542.6
2 898.8
38.4
1 149.4
15.2
1948
9 492.9
4 288.4
45.2
1 329.4
14.0
1949
9054.4
3 633.8
40.1
1 350.8
14.9
Kaynak;İstatistik göstergeler 1923-1995, DİE yayını no1883,
Ankara,1996 tb.21.1 s.410.
2 201.1
3 029.7
2 710.3
2 835.2
2 724.4
3 494.4
3 875.1
4 069.6
35.5
32.8
40.5
51.8
39.7
45.3
40.8
45.0
A
Tablodan da görüldüğü gibi Cumhuriyet döneminin başından itibaren Sanayinin payı
oldukça düşük ve % 10 dolayında bulunmaktadır. Yıllar itibarıyla değişiklik göstermekle
beraber tarım ve hizmetlerin payları birbirlerine yakın seyretmiş olup % 40 ile 45 arasında
değişmiştir.
2-1950-1961 dönemi iktisat politikaları
1950'lerden sonra uygulanan iktisat politikalarını; devletçi karma ekonomi
modelinden, ekonomide liberalizm ve serbest piyasa hakimiyetinin kurulmasına geçiş, kamu
iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi ve özel sektörün desteklenmesi şeklinde
özetlenebilir 21 . Ancak, ekonominin serbest piyasa prensiplerine uygun vaziyette işlemesi
hedef alınmış olmakla birlikte, serbest piyasa geleneği ve serbest piyasa mekanizmasını
işletecek iktisat bilgisi, tecrübesi ve kurumları olmadığından bu hedefe sahip geniş kapsamlı,
sistemli tutarlı bir iktisat politikasının hazırlanıp uygulanması mümkün olamamıştır. Üretim
mekanizmasının aksamadan yürütülebilmesi için gerekli ham madde, aramalı ve yatırım
mallarının tedarikiyle ilgili şartlar ve ithalat imkanları yeterince sağlanamadığı için döviz dar
boğazı ve üretimde aksamalar oluşmuş, bu durum ise fiyatların istikrarını bozmuştur. Ayni
dönemde, Serbest piyasa ekonomisi geleneği, kültürü ve mekanizması olmadığından uygun
finansman modelleri kurulamamış ve sonuçta kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi
hedefine ulaşılamamıştır. Kamu iktisadi teşebbüslerinin ekonomide stratejik önemi olan
alanlarda faaliyette bulunması, yerleşen devletçilik felsefesi ve uygulaması serbest piyasa
modelinin çabuk kurulup işlemesini önleyen önemli etkenlerin başında gelmiştir. Kamu
kesimi finansman dengeleri de yeterince kurulamadığından, özel kesimin finansman imkanları
da daraltılmıştır. Bu dönemde yatırımlar finanse eden uzun dönemli kredi veren bankacılık
sistemi gelişmediği gibi hisse senedi satışları yolu ile yatırımların finansmanı imkanları da
gelişmemiştir. Onun için özel sektör yatırımları büyük oranlarda öz kaynaklarla finanse
edilmek durumunda kalmıştır.
Bu dönemin önemli bir özelliği de hızlı nüfus artışı ve çeşitli sebeplerin tesiriyle
köyden şehirlere göç olgusudur. Hızlı ve büyük oranda göçe dayalı şehirleşme, şehirlerin
fonksiyonel ve etkin bir biçimde gelişmesini önlemiş ve kaynak israfına yol açmıştır. Hızlı
göç şehirlerin tam bir şehir niteliğine kavuşmasını önlemiş ve önemli sosyal ve ekonomik
sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Şehirlere yerleşen kırsal kesim insanının
ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları parti ve hükümet politikalarına, Büyük Millet
Meclisine ve yerel idarelerin politikalarına etki etmiş ve bunların yerleşim, altyapı, eğitim,
sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması merkezi hükümetin ve yerel idarelerin önemli
ekonomik sorunları arasına girmiştir.
Dönemin önemli bir özelliği de bu dönemde uygulanan tarım politikalarının
sayesinde, tarım sektöründe hızlı gelişme sağlanmış olmasıdır. "Tarımsal gelir artışı tarımsal
makine ve aletlerin talebini büyütmüş,ve bu sektör belli sınırlarda mekanize olmaya
başlamıştır. Buna karşılık toprak değerinin korunması,tarım teknolojisinin çağdaşlaştırılması,
21
Ahmet kılıçbay. Türkiye'nin Ekonomi politikaları (1930-1996 ve sonrası), Der yayınları, İstanbul 1997, s.16
11
üretim bilgisi ve üretim verimliliği alanlarında yeterli gelişme olmamıştır. Bunda bir yanda
tarım politikasının boşlukları ve yetersizlikleri, öte yanda da geliri artan çitçilerin yeni
yatırımlara yeterli ilgi göstermemeleri büyük rol oynamıştır. Tarımda artan gelir tarımdan
daha çok büyük şehirlerde çeşitli alanlara yayılmıştır. Tarımsal gelirin büyümesi şehirlerde
mülk sahibi olma hevesini kamçılamış,buda şehirlerde gayrimenkul fiyatlarının artmasına,
şehir nüfusunun artmasına yol açmıştır. Sonunda tarımsal gelir artışı gayrimenkula bağlanarak
burada hapsedilmiş,bu değer verimliliğe tesiri olmayan kısır bir değer olarak kalmıştır. Bir
kanadı köyde kalan muhacir nüfusu, aile bağlarının gücü ile, şehir, ilçe ve köy arasında ulaşım
şebekesinin büyümesine ve kara yolu taşımacılığında büyük artışlara yol açmıştır. Tarımda ve
kısmen ticaret alanlarında biriken kaynaklar bunların sahipleri tarafından şehirlere
yöneltilmiş, şehirde çoğu ticari karakteri olan girişimlerin sayısı büyümüştür22.
Şehir olgusunun ve şehirleşme faaliyetlerinin hızlı gelişmesi, hızlı kalkınma politikası
yerine, refah düzeyinin yaygınlaştırılmasını ön plana almış ve kaynakların bu gayeler için
kullanılmasını ön plana çıkarmıştır.
Bu dönemdeki sanayi genellikle, ihracat imkanları fazla olmayan, daha çok iç talebi
karşılamaya dönük ve düşük ölçekli sanayidir. Sadece iç talebe cevap veren bir sanayinin de
modern teknoloji kullanan, verimli, rekabet imkanları yüksek bir sanayi olmasını mümkün
kılamamıştır.
Bu döneme ait veriler aşağıdaki tablolarda yer almıştır.
Tablo:4-GSMH ve artış hızlar:1950-1961 (Milyon TL
Sabit Üretici
%
Cari Üretici Fiyatları %
Fiyatları ile GSMH (1) Artış
ile
Artış
Yıllar
Hızı
GSMH
hızı
1950
38 505.9
9.4
9 694.2
7.1
1951
43 446.4
12.8
11 644.3
20.1
1952
48 521.1
11.9
13 389.3
15.0
1953
54 090.5
11.2
15 607.4
16.6
1954
52 460.3
-3.0
15 914.5
2.0
1955
56 641.6
7.9
19 117.4
20.1
1956
58 428.0
3.2
22 047.0
15.3
1957
62 994.9
7.8
29 309.9
32.9
1958
66 844.3
4.5
34 999.9
19.4
1959
68 521.2
4.1
43 670.0
24.8
1960
70 868.6
3.4
46 664.3
6.9
1961
72 285.6
2.0
49 535.5
6.2
Kaynak;İstatistik Göstergeler 1923-1995,DİE yayını no:1883
s.426-428 Tb.21 ve 25
(1)1968 yılı fiyatları ile.
Dönemin başında GSMH cari ve sabit fiyatlarla yüksek artışlar gösterirken
dönemin sonuna doğru sabit fiyatlarla olan artışlar düşük düzeylerde kalmıştır.
Tablo:5 Kişi Başına GSMH ve artış hızları 1950-1961
Sabit Üretici
%
Cari Üretici Fiy.
Fiya.Kiºi Baº. GSMH artış
Kiºi Baº. GSMH
Yıllar
(1)
hızı
1950
1650.4
6.9
465.9
1951
2034.8
10.0
545.3
1952
2214.6
8.8
609.9
1953
2396.5
8.2
691.5
22
ibid. s.18
12
%
artış hızı
4.8
17.0
11.8
13.4
Cari Üretici Fiy. Kiºi
Baº. GSMH (Dolar)
166.4
194.8
217.8
247.0
1954
2261.5
-5.6
1955
2374.0
5.0
1956
2390.5
0.7
1957
2494.6
4.4
1958
2534.1
1.6
1959
2593.0
1.1
1960
2576.2
0.5
1961
2560.3
-0.6
Kaynak;DİE, age.
(1)
1968 yılı fiyatlarıyla
685.8
801.3
902.0
1160.7
1 347.0
1 634.4
1 696.3
1 754.5
-0.8
16.8
12.6
28.7
16.1
21.3
3.9
3.4
244.9
296.2
322.1
414.5
481.1
583.4
358.6
194.1
Tablodan 5 ten de görüldüğü gibi, kişi başına GSMH 1954 yılı hariç devamlı artış
göstermiştir. Artışları dönemin ilk yıllarında daha yüksek bir seyir gösterirken son yıllarda
artışlar daha düşük kalmıştır.
Tablo:6-İktisadi faaliyet kollarına göre GSMH ve % payları:950-1961
(Cari üretici fiyatlarıyla)(Milyon TL)
Yıllar
GSMH
Tarım
% pay
Sanayi
% pay
1950
9 694.2
4 043.5
41.7
1 418.7
14.6
1951
11 644.3
5 216.1
44.8
1 573.7
13.5
1952
13 389.3
5967.2
44.6
1 784.7
13.3
1953
15 607.4
7 022.6
45.0
2 114.6
13.6
1954
15 914.5
6 119.1
38.5
2 475.2
15.5
1955
19 117.4
7454.8
39.0
3 054.5
16.0
1956
22 047.0
8 654.1
39.3
3 671.4
16.7
1957
29 309.9
12 287.3
41.9
4 621.1
15.8
1958
34 999.9
14 583.1
41.7
5 882.9
16.8
1959
43 670.0
16 288.0
37.3
7 897.2
18.1
1960
46 664.3
17 667.6
37.9
8 046.0
17.2
1961
49 535.5
17 618.8
35.6
8 938.8
18.0
Kaynak;DİE age.
Hizmetler
4 233.0
4 854.5
5 637.4
6 470.2
7 320.2
8 608.1
9 721.5
12 380.5
14 533.9
19 464.8
20 950.7
22 977.9
% pay
43.7
41.7
42.1
41.0
46.0
45.0
44.0
42.3
41.5
44.6
44.9
46.4
1950 de tarım sektörünün GSMH içindeki payı %41.7 iken bu pay dönemin başlarında
bir yükselme göstermiş sonra düşme eğilimine girerek 1961 yılında 36.6 olmuştur.
Ayni dönemde sanayinin payı devamlı bir yükselişle % 18 olmuştur. Hizmetlerde de
bu dönemde yükselme meydana gelmiş ve 43.7 den 46.4 e çıkmıştır.
3-1962-1980 dönemi iktisat politikaları
Türkiye 1960 yılında yeni bir siyasi oluşuma girmiş ve bu yeni devir,siyasi
ortamda meydana gelen değişikliğe paralel olarak ekonomik politikalarda da önemli
değişiklikler meydana getirmiştir. Bu dönemde ortaya çıkan ve uygulama alanına dahil
edilen
yeni modele "Planlı Karma Ekonomi" modeli adı verilmiştir. 1961
Anayasasının getirdiği kurallara bağlın olarak Türkiye'de Kalkınma Planları dönemi
başlatılmış ve uzun dönemli hazırlıklar yapılıncaya kadar, ilk defa 1962 yılı için bir
yıllık kalkınma programı hazırlanmış ve uygulanmaya konulmuştur. 1963 yılından
itibaren de bir taraftan uzun dönemli perspektif planlar hazırlanırken diğer taraftan da
Beşer yıllık kalkınma planları hazırlanmış ve uygulanmıştır. İlk beş yıllık plan 19631968 yıllarını kapsamıştır. Ayrıca beş yıllık planların her bir yılı için yıllık uygulama
programları da hazırlanmış ve uygulanmıştır.
Planlı karma ekonomi modeline geçilirken plan ve piyasa ekonomisi
tartışmaları gündeme gelmiş ve bu tartışmalar sonucunda, adeta iktisat politikasında
piyasa ekonomisi ve plan alternatifleri arasında bir tercih yapılması gerekiyormuş
intibaı verilmeye çalışılmıştır. Türkiye'de uygulanan planlarda ise plan ve piyasa
13
ekonomisi kuralları birlikte değerlendirilmeye çalışılmış ve Onun içinde modele
karma ekonomi adı verilmiştir. Plan ile, iktisat politikası hedefleri, bu hedeflere
ulaşmak için kullanılması öngörülen aletleri, ve önceden tayin edilmiş hedeflerle
aletler arasında bağlantı sağlayan ekonomik yapıyı bir bütünlük içinde ele almak
istemiştir. Modelin uygulamasında bu hedefler gerçekleştirilmeye çalışırken, ayni
zamanda piyasa ekonomisi kurallarının da işletilmesine gayret edilmiştir. Çünkü tam
serbest piyasa modeline sahip olan ülkelerde bile devlet ve hükümetler aldıkları
kararlarla, kamu hizmetlerini görmek için gerekli harcamalarıyla ve bütçe
uygulamalarıyla ekonomiyi yönlendirmektedir. Kaldı ki Türkiye'de kamu iktisadi
kuruluşlarının ekonomi içindeki ağırlığı oldukça önemli yer tuttuğundan, model içinde
devletin görevleri ve hedeflerin gerçekleşmesindeki işlevleri önem kazanmıştır. Bu
açıdan devletin ekonomi içindeki rolü ve ekonomik aktivitelerinin bilinmesi, serbest
piyasa ekonomisinin başarısı içinde önemli hale gelmektedir. "Hükümetin ekonomik
kararlarının özel kesim tarafından bilinmesi özel sektörde karar vericilerin ufuklarını
genişletir,enformasyon alanlarını büyütür. Böylece hükümetlerin niyetleri,kararları ve
iktisat politikaları ile ilgili belirsizlikler ortadan kalkar. Bu da belirsizlik ve bilgi
yetersizliğinden doğabilecek riski azaltır"23.
Türkiye'deki karma ekonomi ve plan uygulamalarında temel özellik planın kamu
sektörü için emredici özel sektör için ise yönlendirici, yol gösterici olmasıdır. Planlar temelde
ekonomik yapı değişikliğini esas alarak, ekonomik yapının tarımdan sanayiye doğru
kaymasını hedeflemiştir.
Büyüme ve gelişme gayreti içine girmiş olan ekonomimiz ayni zamanda ekonomik
yapı değişikliğini de hedeflemiştir. Ekonomik yapı değişikliği, kalkınmanın bir sonucu
olduğundan, kalkınma planları bir strateji olarak yapı değişikliğini ve buna bağlı olarak
sanayileşmeyi hedefleri içine almaktadır. Planlama ile sanayileşme ve yapı değişikliği
meydana gelirken ayni zamanda kaynakların optimal kullanımı da gerçekleştirilmeye
çalışılmaktadır. Çünkü bu tip ekonomilerde ekonomik gelişmeleri önleyen önemli bir faktör
de kaynakların hem kıt olması ve hem de verimli bir şekilde kullanılamaması ve optimal bir
şekilde dağılamamasıdır. Ancak rekabet sisteminin tam olarak çalıştığı bir e3konomide fiyat
sistemi arz ve talebe bağlı olarak kaynakların optimal dağılacağı varsayılır. Oysaki kamu
kesiminin ağırlıklı olarak yer aldığı ekonomilerde oluşan fiyatlar çeşitli nedenlerden ötürü tam
rekabet fiyatları olmadığından faktörlerin sosyal maliyetlerini yansıtmamakta ve kaynakların
optimal dağılımını sağlayamamaktadır. Plan döneminin başında kıt olan döviz ve sermayenin
dağılımı kalkınma planlarının özünü teşkil etmiştir. Devlet yaptığı planla, ekonomiye
yatırımlar aracılığıyla müdahale ederek, ekonominin yapısını değiştirmek istemiştir. Bu
müdahalelerin amacı, ekonomik yapıyı tarımdan sanayiye kaydırarak yapı değişikliği
sağlamak böylece kaynakların optimal dağılımını da gerçekleştirmektir. Planlar da bu
hedefleri gerçekleştirmek üzere hazırlanmaktadır.
Bunun için bütün planlarda sanayi kesiminin kalkınma hızı diğer sektörlerden daha
yüksek tutulmuştur. Sanayinin hızlı gelişebilmesi için sabit sermaye yatırımlarının büyük bir
kısmı sanayi sektörüne ayrılırken, ayni zamanda sanayi gümrük duvarlar ile korunmuş ve ithal
ikamesine yönelik bir sanayi politikası uygulanmıştır. Sanayi birçok tedbirlerle teşvik edilmiş,
devletin sübvansiyonları ile desteklenmiştir. İthal ikamesi politikası ile, çoğunlukla iç
piyasaya hitap eden, dışa karşı korunan ve ihracata fazla önem vermeyen bir politika
uygulanmış ve bu yönde faaliyet gösteren sanayi kuruluşları geliştirilmiştir.
Diğer gelişmekte olan bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de ödemeler dengesi
açıklarını giderip sanayileşmelerini sağlayabilmeleri için alabilecekleri tedbirlerin başında
ihracatlarını arttırmak veya ithalatlarını kısmak veya her iki tedbire ayni anda başvurmak
gelmektedir. İthalatlarını kısmaları ise, bu ülkelerin ithal ikamesine başvurmalarına yol
23
ibid. s.36
14
açmaktadır. Doğaldır ki ithal ikamesine başvurmalarının tek sebebi sadece ödemeler dengesi
açıklarını kapatma gayesi olmayıp, bunun dışında ekonominin yapısını değiştirmek, sanayi
ürünlerini yerli üretimlerle gerçekleştirmek gibi diğer ekonomik ve hatta bir kısım sosyal
faktörlere de bağlı bulunmaktadır. Genellikle düşük gelir,geri teknoloji ve küçük piyasa
çerçevesinde çalışan ekonomimizde sanayileşmenin gerçekleştirilmesi ve toplam üretim
içinde sanayi üretimini arttırabilmesi müdahalesiz, korumasız ve rekabete dayanan bir
ortamda büyük zorluklarla karşılaşmaktadır. Bunun için bu dönemde plan yapıcılarının tercihi
ithal ikamesine yönelik bir sanayileşme modelidir.
Dış ticaret ve sanayi politikalarını birlikte ele alıp, koordineli bir biçimde geliştiren
ihracata dönük sanayileşme politikası ihmal edilmiştir. Dış ticaret dengesi, ihracatı arttırma
alternetifi yerine, ithal edilen sanayi ürünleri ihtiyacını azaltarak sağlanmaya çalışılmıştır.
İçerde sanayinin devamlı ve sürekli bir biçimde korunması sanayinin rekabet gücünün zayıf
ve ihracat imkanları düşük hacimlerde kalmasına yol açmıştır ve sanayii rekabete
hazırlayamamıştır. Dışa dönük bir politika geliştirilemediği için üretim hacimleri küçük
miktarlarda olduğu kadar, fiyatlar oldukça yüksek, kalite ise oldukça düşük düzeylerde
kalmıştır. Yeni gelişen ekonomilerde ise dış rekabet gücünün büyük olabilmesi için, sanayinin
verimli olması ve maliyet-kalite koordinasyonunu gerçekleştirmesi zorunludur. Böyle bir
sanayinin dünya rekabetine girebilmesi için de destek ve sübvansiyonlara ihtiyaç duyacaktır.
Bu destek ve koruma ekonomiyi iç ve dış rekabete hazırlayıcı yönde olmalı ve piyasa
ekonomisinin kurallarının çalışmasına önem vermelidir.
Plan uygulamalarının sonucunda Türk ekonomisi bu dönemde yaklaşık % 7
dolaylarında kalkınma hızlarına ulaşmış ve hedeflenen yapısal değişikliklerinin bir kısmını
gerçekleştirebilmiştir. Bu dönemde uygulanan ithal ikamesine yönelik sanayileşme
politikalarıyla ekonomide tarımdan sanayiye doğru yapı değişikliği oluşmuş ve sanayinin
ekonomi içindeki önemi artmıştır. Aşağıdaki tablolarda bu durumlar görülmektedir.
Tablo:7-GSMH ve Büyüme Hızları:1962-1980 (Milyon TL)
Sabit Üretici
%
Fiyatları ile GSMH Artış
Yıllar
(1)
Hızı
1962
76 754.3
6.2
1963
84 188.2
9.7
1964
87 619.4
4.1
1965
90 367.9
3.1
1966
101 204.3
12.0
1967
105 460.5
4.2
1968
31 635 197.4
6.7
1969
33 002 579.1
4.3
1970
34 468 624.1
4.4
1971
36 897 377.0
7.0
1972
40 279 247.9
9.2
1973
42 256 004.3
4.9
1974
43 633 171.7
3.3
1975
46 275 413.5
6.1
1976
50 437 967.7
9.0
1977
51 944 339.3
3.0
1978
52 582 170.9
1.2
1979
52 324 175.7
-0.5
1980
50 869 915.2
-2.8
Kaynak;DİE, age.
(1) 1962-1967 dönemi 1968 fiyatları ile.
1968-1980 dönemi 1987 fiyatları ile.
Cari Üretici Fiyatları %
ile
Artış
GSMH
hızı
57 592.7
16.3
66 801.4
16.0
71 312.8
6.8
76 726.3
7.6
91 419.0
19.1
101 480.6
11.0
163 892.7
10.9
183 356.2
11.9
207 814.8
13.3
261 072.6
25.6
314 139.6
20.3
399 088.6
27.0
537 677.6
34.7
690 900.8
28.5
868 065.8
25.6
1 108 270.7
27.7
1 645 968.5
48.5
2 876 522.9
74.8
5 303 010.2
84.4
15
Ele alınan dönemde Sabit fiyatlarla GSMH da sadece 1980 yılında büyüme olmamış
onun dışında kalan diğer bütün yıllarda istikrarlı olmamakla beraber devamlı artışlar meydana
gelmiştir. En yüksek artış 1966 yılında % 12 olmuştur.
Tablo:8-Kişi başına GSMH ve büyüme hızları: 1962-1980(Milyon TL)
Sabit Üretici
%
Cari Üretici Fiy. Kiºi %
Cari Üretici Fiy. Kiºi
Fiy. Kiºi Baº. GSMH artış
Baº. GSMH
artış hızı Baº. GSMH (Dolar)
Yıllar
(1)
hızı
1962
2 652.8
3.6
1 990.6
13.5
220.2
1963
2 838.9
7.0
2 252.6
13.2
249.2
1964
2 882.8
1.5
2 346.3
4.2
258.4
1965
2 901.0
0.6
2 463.0
5.0
271.3
1966
3 162.2
9.2
2 862.7
16.2
315.3
1967
3 220.2
1.6
3 098.6
7.9
341.3
1968
941 992.2
4.0
4 879.9
8.1
537.4
1969
958 207.4
1.7
5 323.6
9.1
586.3
1970
975 867.7
1.8
5 883.6
10.5
538.8
1971
1 018 842.4
4.4
7 209.0
22.5
476.2
1972
1 084 758.4
6.5
8 460.1
17.4
591.6
1973
1 109 870.9
2.3
10 482.5
23.9
734.1
1974
1 117 767.5
0.7
13 773.9
31.4
979.7
1975
1 154 633.8
3.3
17 238.9
25.2
1 184.0
1976
1 232 750.0
6.8
21 216.3
23.1
1 312.1
1977
1 243 639.6
0.9
26 534.0
25.1
1 466.8
1978
1 233 165.4
-0.8
38 601.5
45.5
1 567.3
1979
1 202 025.6
-2.5
66 0812.4
71.2
1 876.8
1980
1 144 739.1
-4.8
119 335.0
80.6
1 539.0
Kaynak;DİE.
(1) 1962-1967 dönemi 1968 yılı fiyatlarıyla.
1968-1980 dönemi 1987 yılı fiyatlarıyla.
Ele alınan dönemde kişi başına GSMH sabit fiyatlarla devamlı artış
göstermiştir. En yüksek artışlar 1963, 1966, 1972 yıllarında meydana gelmiştir. 19781980 arasında ise sabit fiyatlarla kişi başına GSMH da artış olmamış, aksine negatif
yönde değişme olmuştur.
Tablo:9-İktisadi faaliyet kollarına göre GSMH ve % payları:1962-1980
(Sabit üretici fiyatlarıyla)(Milyon TL)(1)
Yıllar
GSMH
Tarım
%pay Sanayi
1962
76 754
26 576
34.6
12 831
1963
84 188
29 139
34.6
14 370
1964
87 619
29 017
33.1
15 986
1965
90 368
27 884
30.9
17 501
1966
101 204
30 877
30.5
20 153
1967
105 461
30 901
29.3
21 797
1968
31 635 197
10 451 363
33.0
5 420 244
1969
33 002 579
10 309 629
31.2
6 071 704
1970
34 468 624
10 595 792
30.7
6 039 971
1971
36 897 377
11 134 245
30.2
6 575 655
1972
40 279 248
11 250 327
27.9
7 274 533
1973
42 256 004
10 343 382
24.5
8 184 177
1974
43 633 172
10 985 447
25.2
8 723 337
1975
46 275 414
11 315 684
24.5
9 514 813
1976
50 437 968
12 098 338
24.0
10 357 194
1977
51 944 339
11 838 641
22.8
11 040 984
1978
52 582 171
12 155 103
23.1
11 385 281
1979
52 324 176
12 135 879
23.2
10 818 217
16
% pay
16.7
17.1
18.2
19.4
19.9
20.7
17.1
18.4
17.5
17.8
18.1
19.3
20.0
20.6
20.5
21.3
21.7
20.7
Hizmetler
37 348
40 679
42 617
44 984
50 174
52 763
15 763 617
16 621 247
17 832 860
19 186 477
21 754 388
23 763 445
23 925 387
25 444 917
27 982 436
29 064 714
29 041 787
29 370 080
% pay
48.7
48.3
48.6
49.8
49.6
50.0
49.8
50.4
51.7
52.0
54.0
56.2
54.8
55.0
56.5
56.0
55.2
56.1
1980
50 869 915
12 287 951
Kaynak;DİE age.
(1)1962-1967 dönemi 1968 fiyatlarıyla.
1968-1980 dönemi 1987 fiyatlarıyla.
24.2
10 424 178
20.5
28 157 787
55.4
Tablodan da görüldüğü gibi tarım sektörünün ekonomideki nispi payı dönem içinde
devamlı azalarak, 1962 yılında % 34.6 olan oranı % 24.2'ye düşmüştür. Ayni dönemde
sanayinin payı % 16.7 den 20.5 e çıkmıştır. Bu dönemde hizmetlerin payı da % 48.7 den 55.4
e yükselmiştir.
4-1980 sonrası iktisat politikaları
1980 sonrasında ekonomik politikada büyük bir değişikliğe gidilmiş, ithal ikamesine
dönük sanayileşme politikaları yerine dışa dönük, ihracata dayalı, ve ekonominin serbest
rekabet kuralları içinde çalışmasını amaçlayan bir politika uygulanmaya başlanmıştır. Bu
politikanın uygulanabilmesi için gümrük korumaları zaman içinde azaltılarak, bir çok
sektörde kaldırılmış, ihracat sübvansiyonla, bazı ayrıcalıklarla ve bir kısım özel desteklerle
desteklenmiştir. Özellikle sanayi ürünleri ihracatı bu desteklerden daha çok
yararlandırılmıştır. Özelleştirilmeye hız verilmeye çalışılmış, kamunun elinde bulunan bir çok
sanayi ve hizmet kuruluşları yerli veya yabancı özel sektöre devredilmek istenmiştir. İhracat
ve ithalatta, birçok döviz işlemlerinde, döviz kurlarında, faiz ve fiyatlar üzerindeki kontrollar
kaldırılmıştır. Bütün bu kararların sonucunda, rekabete dayalı, serbest piyasa ekonomisi
kuralları piyasaya oturtulmak istenmiştir. Böylece piyasada arz-talep- fiyat üçlüsüne bağlı
olarak kendiliğinden bir dengenin kurulması hedeflenmiştir.
Uygulanmak istenen bu politikalarda başarı sağlanarak, ekonomide özlenen hızlı
kalkınma ve yapısal değişiklikler meydana gelemediği için ekonomik sorunların çözümü
yerine, ekonomide bir çok yeni ve kalıcı sorunlar oluşmuştur.
Ekonomide, rekabete dayalı piyasa ekonomisi kuralları tam çalışamamıştır. 1980 den
sonra temel politika, rekabete dayalı serbest piyasa düzeninin yeniden kurulması olmasına
rağmen piyasa ekonomisi kurallarının çalışmasını önleyen çok sayıda sebepler bulunmaktadır.
Bunların bir kısmını şu şekilde saymak mümkündür. Ekonomimizde tarihi gelişim içinde
rekabet kültürü ve alışkanlığı zayıf bulunmaktadır. Rekabet şartlarını sağlayacak bilgi, görgü,
kültür, iş ahlakı, hukuki ve sosyal alt yapı henüz tam olarak kurulamamıştır. Dünyadaki
globalleşmeye paralel olarak, ekonomilerde
liberal politika uygulamaları yaygınlık
kazanmakla birlikte, çok uluslu şirketler arasındaki işbirliği ve birleşme politikaları da hız
kazanmış bulunmakta ve bir çok iş kollarında oligopol ve hatta tekeller oluşmaktadır.
Özellikle büyük şirket birleşimleri ve uluslararası etkinliklerinin artması, küçük kuruluşların
rekabet olanaklarını ortada kaldırmaktadır. Kamu kesiminin ekonomideki ağırlığı ve özelikle
kamu maliyesinin finansman açığı vermesi borç verilebilir fonların önemli kısmının devletin
kontrolünde bulunmasına yol açmakta ve ayrıca ekonominin finansman modeli ve bankacılık
sistemi de özel sektörün uzun vadeli yatırımlarını destekleyecek bir yapıda bulunmamaktadır.
Sanayi kuruluşlarımızın büyük kısmının ölçeklerinin optimal büyüklüklerden uzak ve üretim
hacimleri düşük düzeylerde bulunmaktadır. Yeni sanayilerin kurulması için gerekli yatırım
malı, ara malı ve ileri teknolojilerin yeterince ve birbirlerini destekleyecek bir bütünlük içinde
tedarikte zorluklarla karşılaşılmaktadır. Sanayiin gerek duyduğu yatırım malları ile ara
mallarını uygun kalitede üretip veya tedarik edip, zamanında ve gereken miktarda diğer
sanayi dallarına ulaştıracak yatırım, ara malları ve tüketim malları sanayileri arsında yapısal
bir denge kurulamamıştır.
Fiyat istikrarı sağlanamamakta, arz-talep-fiyat dengesinin
kurulmasında büyük ölçüde aksaklıklar yaşanmaktadır. Arz-talep-fiyat üçlüsünün çalışmasını
önleyen faktörler etkilerini devam ettirmektedir. Üretim ve arz, fiyat değişmeleri karşısında
gerekli hızda değişme imkanı göstermezken, tüketici talebi de fiyat değişmelerine karşı
gerekli hassasiyete sahip bulunmamaktadır. Arz ve talebe bağlı olarak piyasada kendiliğinden
17
teşekkül eden fiyatlar, arz ve talepteki değişmelere göre, aşağı ve yukarıya doğru değişme
göstermesi gerekirken, ekonomimizde fiyatların yukarıya doğru hareket etmesi, yükselmesi,
çok duyarlı ve hızlı olduğu halde, aşağıya doğru, düşme yönünde hareket etmesi katı, yavaş
ve tembeldir. Hatta çoğu zaman arz ve talepte değişme olmamasına rağmen, spontane olarak
fiyatların yukarıya doğru hareketlerine sıkça rastlanılmaktadır. Bu durum ayni zamanda
enflasyonun önemli sebeplerinden birini de teşkil etmektedir. Herhangi bir sebepten dolayı bir
defa yükselmiş olan fiyat, maliyetlerin düşmesine, verimliliğin artması ve arzın bollaşmasına,
hatta talebin düşmesine rağmen aşağıya doğru inmekte direnç göstermektedir. Bu durum ise
sistemin çalışmasını büyük ölçüde önlemektedir.
Kamu kesiminin ekonomideki ağırlığının azaltılması, ekonominin toplam veriminin
arttırılması ve piyasa ekonomisi kurallarının daha iyi çalıştırılması için, devletin ekonomik
anlamda küçülmesini sağlamak üzere özelleştirilmeye hız verilmek istenmiştir. Bunun için
kamu iktisadi teşebbüslerinin yerli ve yabancı özel sermaye sahiplerine birçok yöntemlerle
satışı yapılmaktadır. Kamu mallarının özel kesime devri anlamında belli ölçülerde başarı
sağlanmış olunmakla birlikte, ekonomide rekabet şartlarının oluşması, ekonomik verimliliğin
artması ve makro dengelerin kurulmasında çok başarılı olunamamıştır. Özelleştirme adeta
sadece bütçe açıklarını kapatmak üzere kamu mallarının satışına dönüşmüş bulunmaktadır.
Oysa ki özelleştirmenin hedef ve gayesi bundan çok daha ileri boyutlarda olmak
durumundadır. Özelleştirmeden maksat, piyasa ekonomisi kurallarının çalışmasını ve tam
rekabet şartlarının oluşmasını ve ekonominin verimliliğinin artmasını sağlayarak, ekonomide
dengelerin ve istikrarın kurulmasını temin etmeye yönelik olmalıdır. Bu gün özelleştirmede
bu hedefin olduğunu söylemek oldukça zordur.
Ekonominin çok önemli problemlerinden biri de enflasyondur. Türk ekonomisinde
enflasyon kronik bir hale gelmiºtir.1970'lerin başlarından itibaren çoğu 3 haneliye yakın,
zaman zaman da 3 haneli enflasyonla birlikte yaşamaya alışmış durumdadır. Bu nedenle de
kronik enflasyona maruz kalmış bir toplum durumundayız. Enflasyon adeta iktisat politikası
içinde bir yaşam biçimi olarak kabul edilmiş ve geliştirilmeye çalışılan iktisat politikaları bu
yaşam biçimini veri kabul eder duruma gelmiştir. Bu düşünce tarzı hem kamu kesiminde ve
hem de özel kesimde görülmektedir.
Enflasyon ekonomik sorunlarımızın başında yer almakta ve toplumda ve ekonomide
önemli tahribatlar yapmaktadır. Enflasyon ekonomide gelir dağılımında adaletsizliğe yol
aştığı gibi tasarrufları, uzun vadeli sabit sermaye yatırımlarını, sağlıklı sermaye birikimini ve
istikrarlı büyümeyi de önler. Teknolojik ilerlemeye, yeni üretim gücü ve arz imkânları
yaratmaya, sağlıklı sanayileşmeye mani olur. Gerek iç ve gerekse dış ekonomik rekabet
oluşmasını önler. Toplumda ve özellikle alt gelir gruplarında ve sabit gelirlilerde büyük
endişeler ve huzursuzluklar meydana gelmesine yol açar. İstenmeyen bir kısım sosyal
olayların tezahür etmesine sebep olur. Enflasyon sadece ekonomik sonuçlar doğurmaz, ayni
zamanda kültürel, psiko-sosyal, ahlaki ve politik olumsuz tesirleri ile bütün bir yapıyı sarsar,
onu yıpratır ve yıkabilir. Sosyal dokuyu zedeler, kültürel yapıyı temelinden sarsar,saldırgan
davranışları arttırır, suç oranlarını yükseltir, kural dışı davranışları özendirir, geleceğe olan
güveni sarsar alkol ve uyuşturucu bağımlılığını arttırır, ahlaki davranış bozukluklarına sebep
olur, yeni ve olumsuz değer yargılarının oluşup yerleşmesine yol açar. Bütün bunlar dolaylı
veya dolaysız olarak ekonomik ve sosyal yapıyı tahrip eder, gelişmeyi önler, büyümeyi
durdurabilir. Bunun için bilgili, sistematik, topyekün kararlarla koordineli bir biçimde
alınacak tedbirlerle acilen önlenmesi gerekir.
Türkiye ekonomisinde enflasyonun sebepleri ortaya konulurken çoğu kez bütçe
açıkları, buna bağlı olarak devletin iç ve dış borçlanması, para arzı ve Kamu İktisadi
Teşebbüslerinin işleyişleri ve verimsizlikleri, bütçenin büyük bölümü ile personel ücretleri ve
borç faizlerinin karşılanması, ve büyük bir kambur haline sosyal güvenlik sistemi üzerinde
durulmakta ve enflasyonu önleyici tedbirler bunlara yönelik olarak alınmaya çalışılmaktadır.
18
Bu sebeplerin enflasyonda rol aldıkları bir gerçektir. Ancak, ülkemizde enflasyonun
sebeplerini bu sınırlar içinde izah etmek, sorunun çok dar bir kısmını görmek, enflasyonun
sebeplerini sadece devlete bağlamak anlamına gelmektedir. Halbuki ülkemizde enflasyon çok
daha geniş sebeplere dayanmakta ve ekonominin bütünü ile işleyişinden, onun
performansından kaynaklanmaktadır. Enflasyonun oluşmasında, devletin mali ve parasal
işlevleri ve hizmetin maliyetinin yükselmesi kadar bunun yanında özel sektörün tutum ve
davranışları, üretici ve tüketici birimlerinin davranışları, tasarruf ve yatırımcıların zihniyetleri,
üretici olmaktan çok iyi tüketme arzusu, ekonominin rekabet şartlarına uygun işleyip
işlemediği vardır. Ayrıca nüfus artışı ve nüfus hareketleri, kültürel etkenler, alışkanlıklar,
gelenekler, değişen hayat felsefesi, iş ve çalışma ahlakı, tutumluluk ve harcama hırsları
bulunmaktadır. Ekonominin işleyişinde, ekonominin genel yapısı, siyasi etkenler, demokratik
yaşam tarzının etkileri de rol oynamaktadır. Bütün bu etkenlerin her birisi ayrı ayrı enflasyonu
etkilerken ayni zamanda karşılıklı etkileşim mekanizması çerçevesinde de etkilemektedirler.
Enflasyonun önlenebilmesi için de ekonominin bütününü ve onu oluşturan parçaları ve
bunlar arasındaki karşılıklı etkileşimleri ele almak gerekir. Burada üzerinde durulması
gereken önemli bir husus da ekonominin yapısal özellikleri ve işleyişidir. Onun için enflasyon
yalnız para musluklarının kısarak, bütçe açıklarını küçültmeye çalışarak,Kamu İktisadi
Teşebbüslerini özelleştirerek önlenemez. Çünkü ekonomimizde enflasyon çok sayıda
sebepten doğmaktadır. Bu sebeplerden yalnız bir kaçını kontrol altın almak sorunu çözmeye
yetmez. Enflasyonu önleyici politikaların ekonominin yapısından ve işleyişinden de
kaynaklanan bütün sebepleri dikkatle ve titizlikle ele alıp yerlerine oturtulması gereken bir
iktisat politikası paketinin uygulanmasına ihtiyaç vardır. Onun için anti-enflasyonist politika
ekonominin yapısal özelliklerini ve işleyişini gözeten bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bu
politika genel iktisat politikasının önemli bir bölümünü oluşturmalı ve onun tamamlatıcısı
olmalıdır. Enflasyonu azaltıcı ve makul bir seviyeye indirecek karar ekonomik olduğu kadar
siyasi karardır. Böyle bir kararın ortaya çıkaracağı sıkıntılar, darboğazlar siyasi malzeme
yapılmamalıdır. Bu konuda toplumda bir uzlaşma sağlanmalıdır.
Türk ekonomisinin piyasa ekonomisi ve rekabet şartları kurallarına uygun bir biçimde
yönetilmesi gereklidir. Günümüzde devletin ekonomi içinde üretici bir biçimde yer alma
ihtiyacı büyük ölçülerde ortadan kalkmış durumdadır. Ancak yukarıdan beri saymaya
çalıştığımız çok sayıda sebeplerden dolayı ekonomide tam rekabet şartlarının oluşması
mümkün olamamaktadır. Bu durumda bu politikalarla, ekonomide makro dengeleri kurmak,
fiyat istikrarını sağlamak, ekonomik yapı değişikliğiyle birlikte kalkınma ve sanayileşmeyi
devamlı kılmak, özelleştirmeyi hızlandırarak bütçe açıklarına mani olmak oldukça zor
görülmektedir. Devletin ekonomideki direkt etkinliği azalmakla beraber hedeflerin
gerçekleşebilmesi ve dengelerin kurularak büyümenin devam ettirilebilmesi için, çağdaş teori
ve uygulamaların ışığı altında piyasa ekonomisinin yönlendirilmesi ve yönetimine ihtiyaç
bulunmaktadır. Piyasanın yönetilmesinde devletin yüklenmiş olduğu önemli roller
bulunmaktadır. Bu roller ile devlet hiç bir zaman piyasa ekonomisi kurallarının yerini alarak
kendi koyduğu kuralları hakim kılmaya çalışmamakta, ancak, piyasa ekonomisinin aksayan
noktalarını tespit edip düzeltici tedbirleri alarak, piyasa modelinin boşluklarını doldurarak ve
piyasa ekonomisinin gücünden ve dinamizminden en iyi şekilde yararlanmayı sağlayacak
tedbirleri alarak serbest rekabet şartlarının, piyasa ekonomisi kurallarının oluşmasını
sağlamaya çalışmaktadır. Burada da ekonomi özü ile serbest piyasa modeline sahiptir. Buna
rağmen devlet, ekonominin değişen şartlarını ve gidişini devamlı biçimde izleyerek, gerekli
yerlerde ve zamanında müdahalelerle gerekli desteği sağlar. Büyümeyi ve sanayileşmeyi
hızlandırmak için devlet ile ekonomi beraberliği bir şart olarak görülmelidir. Burada yönetme
ile kastedilen, piyasa ekonomisinin, o ekonominin özelliklerine ve dış ekonomik şartlara
uyabilen bir dinamizme sahip, iç ve dış rekabet gücü yüksek verimli işleyen bir ekonomi
yaratma amacı ile yapılan bilgili, bilinçli ve sistemli bir işbirliğidir. Özellikle serbest piyasa
19
ekonomisi kurallarının iyi çalışmadığı Türkiye gibi ülkelerde bu işbirliğinin önemi çok daha
fazladır. Bu sistemde ekonominin oluşmuş dengeleri içinde yürüyebilmesi ve ihracat
imkanlarının arttırılması için devlet güçlü uzman ve bürokrat kadrolarıyla özel sektörü
devamlı bilgilendirir, destekler. Bütün bu müdahale ve destekler demokratik bir sistem içinde
yürütülür.
Tablo:10 Gayri Safi Milli Hasıla ve artış hızları:1981-1998 (Milyar TL)
Sabit Üretici
%
Cari
Üretici
Fiyatları ile GSMH Artış
Fiyatları
ile
Yıllar
(1)
Hızı
GSMH
1981
53 316.8
4.8
8 022.7
1982
54 963.2
3.1
10 611.9
1983
57 279.0
4.2
13 933.0
1984
61 349.8
7.1
22 167.7
1985
63 989.1
4.3
35 350.3
1986
68 314.9
6.8
51 184.8
1987
75 019.4
9.8
75 019.4
1988
76 108.1
1.5
129 175.1
1989
77 347.3
1.6
230 369.9
1990
84 591.7
9.4
397 177.5
1991
84 887.1
0.3
634 392.8
1992
90 322.5
6.4
1 103 604.9
1993
97 676.6
8.1
1 997 322.6
1994
71 733.0
-6.1
3 887 902.9
1995
99 028.2
8.0
7 854 887.2
1996
106 079.8
7.1
14 978 067.3
1997*
112 444.6
6.0
29 054 455.0
Kaynak;Ekonomik ve sosyal göstergeler(1950-1998)DPT yayını. 1997
(1)
1987 fiyatlarıyla
* Tahmin
%
Artış
Hızı
51.3
32.3
31.3
59.1
59.5
44.8
46.6
72.2
78.3
72.4
59.7
74.0
81.0
94.7
102.0
90.7
94.0
Tablodan da görüldüğü gibi bu dönemde GSMH sabit fiyatlarla, istikrarlı olmamakla
birlikte genellikle artış göstermiştir. Dönemin yüksek artış gösteren yılları1984, 1986, 1987,
1990, 1992,1993, 1995 ve 1996 yıllarıdır. 1994 yılında negatif yönde bir artış olmuştur.
Tablo:11-Kişi başına GSMYH ve artış hızları:1981-1997
Sabit Üretici
%
Cari Üretici Fiy.
Fiya.Kiºi Baº. GSMH artış
Kiºi Baº. GSMH
Yıllar
(1)
hızı
1981
1 170 770
2.3
227 293
1982
1 177 245
0.6
291 096
1983
1 196 703
1.7
451 757
1984
1 250 251
4.5
702 706
1985
1 271 997
1.7
995 174
1986
1 328 230
4.4
1 427 282
1987
1 427 282
7.5
2 404 824
1988
1 416 888
-0.7
4 196 709
1989
1 409 056
-0.6
7 080 066
1990
1 507 928
6.8
11 070 462
1991
1 481 321
-1.6
18 897 021
1992
1 546 592
4.4
33 573 525
1993
1 641 872
6.2
64 182 233
1994
1 514 346
-7.8
127 423 385
1995
1 606 454
6.2
238 896 076
1996
1 691 943
5.3
455 791 904
1997*
1 763 975
4.2
757 552 329
Kaynak;DPT. Age.
20
%
artış hızı
47.6
29.0
28.1
55.2
55.5
41.6
43.4
68.5
74.5
68.4
56.7
70.7
77.7
91.2
93.2
90.7
66.2
Cari Üretici Fiy. Kiºi
Baº. GSMH (Dolar)
1 598
1 412
1 299
1 238
1 356
1 487
1 688
1 693
1 979
2 715
2 665
2 744
3 056
2 161
2 887
2 944
2 999
(1)
* Tahmin
1987 yılı fiyatlarıyla.
Dolar bazında kişi başına GSMH 1981 de 1598 dolar iken 1996 da 2944 dolara
çıkmıştır. 1997 ise 2999 dolar olacağı tahmin edilmektedir.
Tablo:12-İktisadi faaliyet kollarına göre GSMH:1981-1997 (Milyar TL)
Yıllar
GSMH
Tarım
%pay Sanayi
% pay
1981
53 316.8
12 055.6
22.6
11 453.6
21.5
1982
54 963.2
12 463.2
22.7
12 032.9
21.9
1983
57 279.0
12 359.3
21.6
12 837.4
22.4
1984
61 349.8
12 436.3
20.3
14 187.9
23.1
1985
63 989.1
12 396.0
19.4
15 116.1
23.6
1986
68 314.9
12 836.8
18.8
17 099.7
25.0
1987
75 019.4
12 667.7
17.2
18 679.6
24.9
1988
76 108.1
13 911.0
18.3
19 073.6
25.1
1989
77 347.3
12845.4
16.6
20 007.9
25.9
1990
84 591.7
13 746.3
16.3
21 872.6
25.9
1991
84 887.1
13 700.6
16.1
22 497.6
26.5
1992
90 322.5
14 248.6
15.8
23 910.6
26.5
1993
97 676.6
14 129.0
14.5
25 897.7
26.5
1994
71 733.0
14 042.3
15.3
24 458.2
26.7
1995
99 028.2
14 408.8
14.5
27 436.9
27.7
1996
106 079.8
15 264.4
14.4
29 743.4
28.0
Kaynak DİE age.
(1) 1987 fiyatlarıyla.
Hizmetler
29 795.6
30 467.1
32 082.3
34 723.6
36 475.9
38 378.4
43 452.1
43 123.3
44 494.0
46 972.8
46 688.8
52 163.3
57 649.8
53 233.5
57 304.6
61 072.0
% pay
55.9
55.4
56.0
56.6
57.0
56.2
57.9
56.7
57.5
57.9
57.4
57.8
59.0
56.0
57.8
57.6
Bu dönemde de tarım sektörünün payı giderek azalırken sanayi ve hizmetlerin payı giderek
artmıştır. Dönem başında % 22.6 olan tarımın payı dönem sonunda 14.4 e düşerken sanayinin
payı 21.5 ten 28 e, hizmetlerin payı ise 55.9 dan 57.8 e çıkmıştır.
21
Download

İndir-687 kb. - Prof. Dr. Ahmet Mucip GÖKÇEN