6
BThaber
GÖRÜŞ
TEKNO-POLİTİK
27 EKİM - 2 KASIM
2014
ULUSAL
İNOVASYON İÇİN ÇOK BASİT BİR ÖNERİ
OSMAN COŞKUNOĞLU
www.coskunoglu.org
facebook.com/osman.coskunoglu
twitter.com osmancoskunoglu
Eylül ayında, General
Elektrik 4. Küresel
İnovasyon Barometre
araştırmasını yayımladı
(raporun tamamı: http://
bit.ly/1ycB34i, Türkiye
ile ilgili kısmı: http://bit.
ly/1rZHi5Z). Araştırmada
Türkiye dahil, 26
ülkenin iş dünyası üst
düzey yöneticilerinin
inovasyon konusundaki
görüşleri yer alıyor.
Özetle, artık klişe haline
gelmiş ifadeyle ve büyük
bir gazetemizin attığı
başlık olan “Büyüme
için inovasyon şart”
(http://bit.ly/1FteGfI)
deniyor.
Öte yandan,
barometreden birkaç
hafta önce, Cornell
Üniversitesi, Avrupa
İşletme Yönetimi
Enstitüsü (INSEAD) ve
Dünya Fikri Mülkiyet
Örgütü (WIPO)
tarafından hazırlanmış
Küresel Yenilikçilik
Endeksi 2014 (http://
bit.ly/1onS5w5)
raporuna göre, 16.
büyük ekonomi olmakla
övünen Türkiye 143
ülke içerisinde 54.
sırada. Bizim hemen
üstümüzde Güney
Afrika, Panama ve
Şeyseller, hemen
altımızda ise
Romanya,
Moğolistan ve
Kosta Rika
var. Yani
inovasyon
konusunda
çok gerilerde
oldukça zayıf bir
“mahalle”deyiz.
(Ülkemizin durumun
Edip Emil Öymen
BThaber yazısında daha
ayrıntılı açıklamış: http://
bit.ly/1t64Efo).
İnovasyona iş dünyası
bu kadar önem veriyor,
hükümetin söyleminde
ve politika belgelerinde
sürekli yer alıyor, hala
GSYH’nin %1’i bile
olmasa da TÜBİTAK
bütçesi ve Ar-Ge
destekleri son on yılda
katlanarak arttı. bunca
Teknopark açılmasıyla
övünüldü, çok sayıda
önemli araştırma
raporları yayımlandı,
sürekli yurtdışından
“guru”lar davet edilip
konuşmalar yaptırılıyor,
fakat sonuç ortada.
“İnovasyon tuzağı”
denebilecek bir durum
var ülkemizde. Bunun
ayrıntılarına girmek
yerine, şu kadarını
söylemekle yetineyim:
Bir mucize beklentisi ve
sihirli değnek arayışıyla,
çok basit ve küçük ama
önemli bazı ilk adımlar
atılmıyor.
Şimdi çok basit bir
önerimi belirtmeden
önce, “beşeri sermaye”
ve “kutunun dışında,
özgür ve yaratıcı
düşünme” gibi
kuramlara girmeden,
bu öneriyi neye
dayanarak yaptığımı
açıklamalıyım. Birincisi,
ODTÜ öğrenciliğim
yıllarında 2 ay bir
devlet kuruluşunda,
2 ay TÜSİAD üyesi bir
büyük şirkette, 3 ay da
İngiltere’de Mobil Oil
firmasında staj yaparken
edindiğim deneyimler.
İkincisi, hem Türkiye’nin
önde gelen bir
üniversitesinde (ODTÜ)
öğrencilik ve hocalık,
hem de ABD’nin önde
gelen üniversitelerinde
öğrencilik ve yıllarca
hocalık yapmış, sanayi
ile yoğun ilişkiler
yaşamış olmaktan elde
edilen deneyimler.
İşte bunların ışığında,
çok basit başlangıç
önerim şudur:
Şirketler ve kuruluşlar
kendilerinde staj yapan
(özellikle mühendislik
bölümlerinden)
öğrencilere hem değer
vermeli hem de onlara
değer katmaları talebiyle
ve kaliteli iş beklentisi
ile yüklenmelidir. İşte
bu öneri yaygın olarak
gerçekleştirilebilirse,
o zaman klişe haline
gelmiş olan “zihniyet
değişmeli” ve “beşeri
sermaye önemlidir”
gibi laflar da anlam
kazanacaktır. Ayrıca
bunun iş dünyamıza
maliyeti de, konuşma
yapması için getirilen bir
“guru”nun maliyetinden
fazla olmaz.
BİREYSEL
FATİH PROJESİ (?!) SAYISAL UÇURUMU KAPATIR MI?
İnternet ile beraber
sayısal teknolojilerin
hayatımıza girmesiyle
beraber, “sayısal
uçurum” terimi de
ortaya çıktı. Başta,
bu terim sayısal
teknolojilere erişebilenler
ile erişemeyenler
arasındaki farkı
kavramsallaştırıyordu.
Dolayısıyla, teknoloji
yaygınlaşıp erişim
farkı ortadan kalkınca
sayısal uçurumun
da kapanacağı
varsayılıyordu. Oysa,
daha sonraki araştırma
ve gözlemler bu
varsayımın doğru
olmadığını gösterir.
Eğer birey motivasyon,
gerekli beceriler,
bilişsel yetenekler ve
göreneklerden, kısacası
varsıl bir ortamdan
gelen bireyin sahip
olduğu kültürel
sermayeden yoksunsa,
teknolojiye erişimin
ortadan kaldıramayacağı
bir uçurum aralarında
kalacaktır. “İkincidüzey sayısal uçurum”
(second-level digital
divide) denen bu yoksulvarsıl farkının nasıl
kapatılabileceği üzerine
ilk çalışmalardan birisi
2001 yılında Columbia
Üniversitesi Eğitim ve
Sosyoloji Profesörü Gary
Natriello’nundur. Texas
Üniversitesi, Austin’de
doktora öğrencisi Teresa
Correa’nın henüz
yayımlanmamış, oldukça
güncel bir literatür
tarama çalışması, genel
olarak “ikinci-düzey
sayısal uçurum”un
kapatılması için eğitimde
herkese teknoloji
dağıtmanın yetersizliği
üzerine bir görüş
birliğinin oluştuğunu
gösteriyor.
Yukarıdaki gelişmeden
farklı alanda başlayan
ama paralel bulgular
içeren diğer bir
araştırma dizisinin
öncü makalesini,
sosyolog Robert K.
Merton 1968’de
Science dergisinde
“Bilimde Matthew
Etkisi” (The Matthew
Effect in Science)
başlığıyla yayımladı.
“Matthew Etkisi” İncil’in
Matthew kısmında
İsa’ya atfedilen ve
zenginin daha zengin,
fakirin daha fakir
olmasının kaçınılmazlığı
öngörüsüne gönderme
yapmaktadır. Merton’un
bu Matthew Etkisi
kuramını sosyolog
Daniel Rigby “Matthew
Etkisi: Avantaj Nasıl
Daha Fazla Avantaj
Yaratır” (The Matthew
Effect: How Advantage
Begets Further
Advantage) başlıklı
kitabında inceler ve
Matthew Etkisi’nin
her koşulda geçerli
olmasa da, bireyler
arasındaki yarışta güçlü
bir belirleyici olma
potansiyeli olduğunu
gösterir. Daha sonra,
Toronto Üniversitesi,
Bilişsel Bilimler Bölüm
başkanı Keith Stanovich,
Matthew Etkisi’nin
eğitimde de geçerli
olduğunu savunur.
Spesifik olarak, bilgi
teknolojilerinin okullarda
kullanılmasını “Dizüstü
ve Okur-Yazarlık”
(Laptops and Literacy)
başlıklı kitabında ele
alan Daniel Rigney
ve yine ayni başlıklı
makalesinde ele alan
Mark Warschauer
(http://bit.ly/1yTGNDf) şu
sonuca varır: “Dizüstü
bilgisayar kullanımı ne
sınav notlarını olumlu
yönde etkiliyor ne
de sosyo-ekonomik
farkların etkilerini
ortadan kaldırıyor.”
Bu yazıyı akademik bir
makaleye çevirmeden,
sonuca gelelim. OECD
Eğitim Dairesi direktörü
Andreas Schleicher
(http://bit.ly/1wl15Ry)
ve Dünya Bankası BİT ve
Eğitim Uzmanı Michael
Trucano (http://bit.
ly/1pvMhM2 ve http://
bit.ly/1ux6D91) da
teknoloji dağıtmanın
kendiliğinden
sayısal uçurumu
kapatmayacağına ikna
olmuş görünüyor.
FATİH girişiminin
pilot uygulama
illerinden birisinde
bizim yaptığımız bir
araştırma da yukarıdaki
iddiaları kısmen
doğruluyor. Örneğin,
yoksul ailelerden gelen
öğrenciler “akıllı”
denilen etkileşimli
tahtalarla oynamaktan
“bozarım” endişesiyle
korkarken, varsıl
ailelerden gelenlerin
böyle bir özgüven
sorunu olmuyor.
Bu bilgi birikiminden
yoksun iddialarla
başlayan FATİH girişimi
maalesef bir proje
olamamıştır ve bu gidişle
büyük bir başarısızlık
abidesi olabilir. Oysa,
hala önemli ve iddialı bir
proje olma potansiyeli
var. Yeter ki, UDH
Bakanı Lütfü Elvan
ve Milli Eğitim Bakanı
Nabi Avcı bu önemli
ve büyük girişimi
daha fazla plansız,
stratejisiz, pedagojik
amaçtan yoksun ve
yanlış yönde gitmeden
duraklatıp ciddi ve şeffaf
bir hazırlık çalışması
başlatabilsinler.
[email protected]
Download

inovasyon için çok basit bir öneri fatih projesi