Bilim Politikalarımız ve Eğitim
Güven Derman > [email protected]
İnsanın dünyaya gönderilişinden bugüne, çağlar değiştikçe yeryüzünde hâkim olan unsur
da zamanla değişmekte ve başkalaşmaktadır. Sosyologların genel değerlendirmeleri
çerçevesinde önceleri varolan tarım toplumu, değişip dönüşerek sanayi toplumu olmuş,
günümüzde de bunun yerini bir kısım bilim adamı ve futuristlerin ifadesine göre bilgi/bilim
toplumu almıştır ya da alacaktır.
Türkçe sözlükte bilgi, “insan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü”
“öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat” “insan zekâsının
çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, vukuf” “genel olarak ve ilk sezi durumunda
zihnin kavradığı temel düşünceler” gibi şekillerde tanımlanmaktadır. Bilim ise “evrenin ya da
olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak
yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi” “genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren
yöntemli ve dizgesel bilgi” “belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe
yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci” olarak tarif edilmektedir.
Bilimin değeri
İnsanoğlu var edildiği günden bu yana merakını gidermeye, öncelikle kendinden
başlamak üzere içinde bulunduğu âlemi anlamaya, anlamlandırmaya, kavramaya, bilmeye
çalışmaktadır. İnsandaki bu bilme isteği, bilimi tetiklemekte, bilimlerin gelişmesini
sağlamaktadır. Bilim, insanın hem içinde bulunduğu tabiatla bütünleşmesini, hem de toplum
hayatı içinde daha iyi yaşama arzusunun gerçekleşmesini temine çalışır. Bu anlamda bilim,
insanoğlu için üç açıdan değer ifade eder:
1.Entelektüel değeri vardır. Bilim insanın bilme isteğini, merakını tatmin eder. İnsana
kâinatı anlama imkânı sağlar. İnsan bilim sayesinde doğal ve toplumsal gerçekliği anlayabilir.
2.Ahlaki değeri vardır. Bilim insana belirli bir dünya görüşü oluşturma, belli ilkelere göre
düşünme, dünyaya bilimsel bir bakış açısı ile bakma imkânı verir; bilimsel bir zihniyet
kazandırır. Bilimsel zihniyet ise, insanlara dürüst, tarafsız, sorumlu olmayı, karşılaşılan
problemleri sabırlı, hoşgörülü, detaylı ve uzak görüşlü bir biçimde ele almayı öğretir ki,
bunlar ahlak ve erdemin en önemli özellikleri arasındadır.
3.Bilimin uygulamaya dönük, pratik ve ekonomik değeri vardır ki, bilimin en çok bu
anlamda ele alındığı bilinmelidir. Bilim bize hem ferdi ve hem de içtimai hayatımızda, sanayi
ve teknoloji yoluyla büyük faydalar sağlar. Bilim sayesinde üretim yapan insan, hayat
kalitesini artırabilir, temel problemlerini çözebilir ve moral bakımdan kendini geliştirebilir.
Böylece bilim, milletlerin itici gücünü, üretim tarzını ve gelişmesini belirler, değişim ve
dönüşümlerinin yönünü çizer.
Elbette değişim, dönüşüm ve gelişmelerin merkezinde insan vardır ve her değişiklik insan
eksenli olarak gerçekleşmektedir. Bilgi/bilim toplumu olmanın önemli bir göstergesi;
ülkelerin içinde bulundukları şartlar doğrultusunda bilim politikaları üreterek teknolojik
gelişmeleri sağlamak, ülkelerinin endüstriyel, teknolojik, ekonomik gelişimini temin ederek
bu doğrultuda ülke insanını yetiştirmek olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. Bilim ve
teknoloji uzun dönemli ekonomik ve toplumsal gelişmenin en önemli unsurlarından birisi,
bilim ve teknoloji politikaları ise bu gelişimin hızını ve yönünü etkilemenin bir aracıdır.
Bilgi çağı
Çağımız bir bilim ve teknoloji çağı haline dönüşmüştür. Bugün bilimin doğrudan bir
üretici güç haline dönüştüğü, sanayi üretiminin ve teknolojik gelişimin hızla arttığı
görülmektedir. Günümüzde bilim ve teknolojiyi birbirinden bağımsız iki farklı olgu olarak
algılamak neredeyse imkânsızlaşmış; bilim ve teknoloji arasındaki sınır iyiden iyiye belirsiz
hale gelmiştir. Bilim ve teknoloji politikaları belirlenirken, bu iki öge arasında giderek artan
kaynaşma ve bütünleşme göz önünde bulundurulmalıdır.
Dünyada başta ABD, Japonya ve AB üyeleri olmak üzere ekonomik ve sosyal anlamda
gelişmiş ülkelerin tümü, uzun dönemli toplumsal, ekonomik ve siyasi hedefleri ile uyumlu bir
bilim ve teknoloji vizyonu geliştirmişlerdir. Ülkemizde de bilim ve teknoloji alanında bir
politika belirleme ve bunu takip etme arayışı, planlı dönemle birlikte 1960'lı yıllarda
başlamıştır. Kalkınma planları içinde bilim politikasının yer alması ilk planla birlikte
benimsenmiştir. Dolayısıyla, ülkemizde kalkınma planlarının hepsinde bilim ve teknolojiye
ilişkin politikalara yer verilmiş; özellikle ‘Türk Bilim Politikası 1983-2003’ ile ‘Türk Bilim
ve Teknoloji Politikası 1993-2003’ dokümanlarıyla önemli bir boyut kazanmıştır.
Bilim ve teknoloji politikası, “bilim ve araştırma faaliyetlerinin ülkenin ekonomik, sosyal,
siyasal durum ve ihtiyaçlarıyla tutarlı bir şekilde geliştirilmesini sağlayacak genel tedbirler,
faaliyetler ve teşkilatlanma ile ilgili düzenlemeler olarak” tanımlanmaktadır.
Devlet Planlama Teşkilatınca beş yıllık dönemleri kapsayacak şekilde hazırlanan
kalkınma planlarında bilim ve teknolojiye ilişkin politikalara yer verilirken ilk planlarda daha
genel, ilerleyen dönemlerde ise daha somut hedefler yer almıştır.
Kalkınma planları
Birinci beş yıllık kalkınma planında (1963-1967) genel olarak ileri teknolojinin kullanımı,
araştırma ve teknik bilgi düzeyini yükseltmenin öneminden söz edilmiş, araştırma için gerekli
ortamın yaratılmasını sağlayacak önlemlerin alınması desteklenmiştir. Teknolojik gelişim ve
yenilenmeden bahsedilmemiş ama Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu’nun
(TÜBİTAK) kurulması bilim politikası açısından olumlu bir gelişmedir.
İkinci beş yıllık kalkınma planında (1968-1972) birinci plandan farklı olarak bilim ve
araştırma konusu için ayrı bir bölüm ayrılmış ve burada çok genel öneriler sunulmuştur. Bu
dönemde TÜBİTAK’a bağlı olarak kurulan Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma
Merkezi (MAM) önemli bir gelişme olarak görülebilir.
Üçüncü beş yıllık kalkınma planında (1973-1977) teknoloji transferi konusu ele alınmış,
bunun için karar verebilecek kurumsal mekanizmalar ile teknolojinin yurt içinde üretilmesi
için gerekli alt yapının olmadığı belirtilmiştir. Belki de bu eksikliğin tespitiyle Sanayi ve
Teknoloji Bakanlığında Bilim ve Teknoloji Dairesi kurulmuştur.
Dördüncü beş yıllık kalkınma planında (1979-1983) ilk üç planda yer alan genel hedeflere
ilave olarak ilk kez teknoloji politikalarından söz edilmiştir. Bilim ve Teknoloji bölümünde
araştırma-geliştirme, teknoloji, uluslararası işbirliği ve teknik yardım konularına yer
verilmiştir. Araştırma-geliştirme faaliyetlerine ayrılan kaynakların yetersizliği, ulusal bilimteknoloji politikasının belirsizliği, ülkenin kalkınma planları ile bütünleşmiş bilim-teknoloji
sisteminin oturtulamamış olması, araştırma geliştirme kuruluşları ile sanayi arasında karşılıklı
ilişki kurulamaması, ekonomi için gerekli teknolojinin transfer yolu ile karşılanması ama
bunun özümsenememesi ve teknoloji transfer maliyetinin yüksek olması önemli sorunlar
olarak belirtilmiştir. Bu sorunlar nedeniyle Türkiye’nin teknoloji envanterinin çıkarılması
gündeme gelmiş ve 1983 yılında ‘Türk Bilim Politikası 1983-2003’ araştırması
yayınlanmıştır. Bu araştırmada, Türkiye’nin mevcut AR-GE kapasitesi, harcamaları ve insan
gücü tespit edilmiş, bilimsel alanda uzun vadeli hedefler belirlenmiş, öncelikler ortaya
konmuş ve ‘Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK)’ oluşturulması gerektiği
vurgulanmıştır.
Beşinci kalkınma planı
Beşinci beş yıllık kalkınma planında (1985-1989) araştırma-geliştirme, teknolojinin
uyarlanması ve ileri teknolojilerin kullanılması açısından öncelikli sektörler ve alanlar tespit
edilip imkânların bunlar üzerinden yoğunlaştırılması, teknoloji üretiminde yeni ve ileri
teknolojilerin ülke şartlarına uyarlanmasında, özel sektör kuruluşlarının teknoloji
adaptasyonuna teşvik edilmesine ilişkin politika ve önlemler hızla uygulamaya konulacak
şekilde politikalar belirlenmiştir.
Bu yıllarda, sanayinin yurt dışından teknoloji transferi ile çalışması, teknoloji transferinin
de paket halinde yapılması nedeniyle dışa bağımlılık artmış, ancak bazı olumlu gelişmeler de
yaşanmıştır. Bunlardan birincisi Koç Holding, Eczacıbaşı Holding, Sabancı Holding, Şişe
Cam Endüstrisi, Etibank ve Petkim gibi bazı kuruluşların AR-GE merkezleri kurmaya
başlamasıdır. İkinci olumlu gelişme, Üniversiteler ve Araştırma Kurumları Ağının
(TÜVEKA) Avrupa Üniversiteler ve Araştırma Kurumları Ağına (EARN) bağlanması ile 12
üniversite ve TÜBİTAK’ın Avrupa Bilgi Merkezlerine erişebilmesidir.
Bu dönemle ilgili Bilim-Araştırma-Teknoloji Ana Planı Özel İhtisas Komisyonunca
özellikle korumacı ve içe dönük kalkınma politikasından dolayı teknoloji transferinin
düzenlenmesinde yeterince ısrarlı olunmadığı, ‘teknoloji seçimi’ yapılamadığı ve ‘uygun
teknolojilere’ ulaşılmadığı rapor edilmiştir. Raporda, dışarıdan ve düzensiz teknoloji ithalini
teşvik ettiği, içerde ise AR-GE ve teknoloji transferine fazla ihtiyaç hissedilememesine sebep
olduğu belirtilmiştir. Raporda BTYK’na işlerlik kazandırılamadığı, bilim-araştırma
planlarının ekonomik kalkınma planlarıyla uyumlu olmadığı, araştırmacılarla uygulamacılar
arasında işbirliğinin geliştirilemediği, AR-GE hizmetlerinin artırılamadığı, eleman bulmanın
zorlaştığı, üniversiteler ile araştırma kurumlarının mali kaynaklarının yetersiz olduğu,
kurumlar arası iletişim ağlarının yeterince kurulamadığı gibi problemlerden bahsedilmiştir.
Altıncı kalkınma planı
Altıncı beş yıllık kalkınma planında (1990-1994) bilim ve teknoloji alanında somut
hedefler belirlenmiştir. İleri teknolojinin transfer yolu ile sağlanacağı, ama teknoloji
üretiminin de temel ilke olacağı, bu amaçla AR-GE faaliyetlerinin destekleneceği
belirtilmiştir. Bu çerçevede Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve Türk Patent Enstitüsü
kurulmuş; BTYK'na işlerlik kazandırılarak “Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003”
hazırlanmıştır. Bu dokümanda, Türkiye'nin bilim ve teknolojide durumuna ilişkin gösterge ve
tespitler yer almış; bilişim, ileri teknoloji malzemeleri, biyoteknoloji, nükleer teknoloji ve
uzay teknolojisi alanlarına öncelik verilmesi kararlaştırılmış ve bu hedeflere ulaşmak için
alınması gereken maddî kaynak ve insan gücü kaynağına nasıl ulaşılacağı gibi önlemler
sıralanmıştır.
Bilim ve teknolojide atılım
Yedinci beş yıllık kalkınma planında (1996-2000), bir önceki planda belirtilen hedeflere
ulaşılamadığı ve AR-GE harcamalarına ayrılan GSYİH % 0.5 civarında olduğu, iktisaden faal
her 10.000 kişiye düşen AR-GE personelinin ise 7,5 olduğu belirtilmiştir. Planda 1990’lı
yılların ikinci yarısında bilim ve teknoloji alanında atılım yılları olacağı beklentisiyle “Bilim
ve Teknolojide Atılım Projesi” adı altında bir proje hazırlanmıştır. Bu atılım projesinde “bilgi
toplumu olma amacı doğrultusunda bilimsel ve teknolojik çalışmaların desteklenerek
geliştirilmesi” temel ilke olarak ele alınmıştır. Bilim ve teknoloji yeteneğinin yükseltilmesi,
bunu sağlayacak yetişmiş insan gücünün artırılması ve eğitim-öğretim sisteminin
geliştirilmesi, AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi, özel kesimin AR-GE payının
yükseltilmesi, ileri teknoloji uygulamalarının yaygınlaştırılması, gerekli ileri teknolojilerin
transferinde azami faydanın sağlanması, uluslararası bilgi ağları ile teknik işbirliğinin
geliştirilmesi, üniversite-sanayi işbirliği desteklenmesi amacıyla teknoparkların, teknoloji
enstitü ve merkezlerinin kurulmasının teşvik edilmesi gibi konular yer almıştır.
Projede yer alan üniversiteleri birbirine bağlayacak olan bilgi ağı projesi
gerçekleştirilerek TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM)
kurulmuştur.
Gelişmelerle 21. yüzyıl
21. yüzyılın başında insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşmenin ortak
değerler olarak önem kazandığı, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda küreselleşmenin
belirleyiciliğinin giderek arttığı bir dönemdeyiz. İkibinli yıllarda bilgi ve iletişim teknolojileri,
genetik, yeni malzemeler gibi alanlardaki ilerlemelerle, yeni yeni mal ve hizmetlerin
kullanıma sunulduğu hızlı bir dönüşüm gerçekleşmektedir. Bilgi ekonomisi olarak tanımlanan
bu oluşumda, bireylerin farklı tercihlerine hızla cevap verebilen teknoloji ve bilgi yoğun,
yüksek katma değerli mal ve hizmet üretiminin ve özgün tasarımların önemi artmaktadır.
Artık farklı büyüklükteki işletmelerden araştırma-geliştirme birimlerine, kurum ve
kuruluşlardan uzmanlara kadar herhangi bir konunun tüm paydaşları ulusal ve uluslararası
elektronik ağlarda bir araya gelebilmekte/getirilmektedir.
Sekizinci beş yıllık kalkınma planında (2001-2005), iletişim teknolojilerinin hızla
gelişmesi ve yaygınlaşmasının da etkisiyle dünyada artan küreselleşmeye ve hızlanan
teknolojik gelişmeye paralel olarak ülkemizde de tüketici talep ve tercihlerinde, rekabet
ortamında, iletişim ve bilgi edinme imkânlarında, işgücünün istihdam ve niteliğinde, kamu
kesiminin rolünde önemli değişmeler yaşandığı belirtilerek strateji ve politikaların
belirlenmesinde bunun önemi üzerinde durulmaktadır. Bu planda “küreselleşme ve bilgi
teknolojilerindeki hızlı gelişmeler; eğitim seviyesi yüksek, bilimsel araştırma ve geliştirmeye
önem veren insangücünün yetiştirilmesini, üretimde verimliliği ve ileri teknoloji kullanımını
ön plana çıkarmakta ve refahtan daha fazla pay alınması için fırsatlar” sunduğu dile
getirilmektedir. İyileştirmelere rağmen eğitimin her kademesinde fiziki altyapı ve insan gücü
altyapısı eksiklikleri olduğu; okullaşma oranı, işgücünün eğitim seviyesi ve niteliği
bakımından AB ülkelerinin gerisinde kalındığı ifade edilen plana göre kalabalık sınıflarda
eğitim, ikili eğitim, öğretmen ve öğretim elemanı sayısında yetersizlik ve dengesizlikler ve
üniversite önündeki aşırı yığılma devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerin refah düzeyine
ulaşmak, büyük ölçüde ülkemizin bilim ve teknoloji yeteneğinin artırılmasına bağlı
bulunduğu vurgulanan planda, bilim ve teknoloji kapasitesinin yükseltilmesi amacıyla AR-GE
için ayrılan kaynakların artırılması, yeterli araştırmacı yetiştirilmesi ve bu faaliyetlerin eğitimöğretim ve sanayi politikaları ile uyumlu olarak desteklenmesinin önemi üzerinde
durulmaktadır.
Beş gelişme ekseni doğrultusunda hazırlanan dokuzuncu beş yıllık kalkınma planında
(2007-2013), “istikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet
gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen ve AB’ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış bir
Türkiye” vizyonu benimsenmiştir. Bu çerçevede,
konumuz açısından AR-GE ve
yenilikçiliğin geliştirilmesi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, eğitimin
işgücü talebine duyarlılığının artırılması, eğitim sisteminin geliştirilmesi gibi alt başlıklar ele
alınmıştır. Planda teknoloji geliştirme bölgelerindeki firmalara 2013 yılı sonuna kadar
kurumlar ve katma değer vergisinden istisna tanınmakta olup, çalışan araştırmacılar için de
her türlü vergiden istisna sağlandığı; bu bölge dışında kalan firmaların AR-GE harcamalarının
yüzde 40’ının gelir ve kurumlar vergisi matrahından düşürüldüğü; TÜBİTAK tarafından
“Akademik ve Uygulamalı Ar-Ge Destek”, “Kamu Ar-Ge Destek”, “Sanayi Ar-Ge Destek”,
“Savunma ve Uzay Ar-Ge Destek”, “Bilim ve Teknoloji Farkındalığını Artırma” ve “Bilim
İnsanı Yetiştirme ve Geliştirme” programlarının uygulamaya geçirildiği belirtilmiştir. Bilgi
teknolojileri sektörünün, bu alanda yazılım ve hizmetlerin geliştiği, kamu hizmetlerinde bilgi
ve iletişim teknolojileri (e-devlet) kullanımının giderek yaygınlaştığı, internete erişim
talebinin ve genişbant altyapısı yatırımlarının önemli ölçüde arttığı belirtilmiştir. Sekizinci
plan döneminde, istihdamın artırılması ve işsizliğin azaltılması ile eğitime ilişkin sorunlar
çözülememiş ve eğitim-istihdam arasındaki ilişki yeterince kurulamadığından bahisle 21’inci
yüzyılda etkili ve başarılı olabilecek ülkelerin; insanını eğiterek -dünyadaki hızlı değişime ve
artan rekabet ortamına uyum sağlatabilen, bu yeni ortamın gerektirdiği niteliklerle
donatabilen, bilgiyi üretebilen ve kullanabilen bireyler yetiştirebilen, yaygınlaşan bilgi ve
üretim ağlarına hızlı bir şekilde entegre olarak- bilgiye erişebilenler olacağı vurgulanmıştır.
Bilgiye, eğitime erişim
Bu gerçekten hareketle 61. Hükümet programında; eğitim-istihdam ilişkisinin
güçlendirilmesi; işgücü piyasasının esnekleştirilmesi; kadınlar, gençler ve dezavantajlı
grupların istihdamının artırılması ve istihdam-sosyal koruma ilişkisinin güçlendirilmesi olarak
belirlenen dört eksenli eğitim-istihdam ilişkisi; “ülkemizde işsizlik sorununun aynı zamanda
bir mesleksizlik sorunu olduğundan hareketle işsizlerimize beceri kazandırmak amacıyla
Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri Projesini başlattık. Kamu-özel sektör ve
üniversite işbirliği ile beş yıl devam edecek olan bu proje ile her yıl 200 bin kişi olmak üzere
toplam 1 milyon işsizimizi eğitimden geçirecek ve işe yerleştireceğiz.” şeklinde yer almıştır.
Eğitimin elbette üretken beceriler ve teknik bilgilerden oluşan ekonomik değeri yanında,
tutumlar, motivasyon, sosyal ve iletişim becerileri üzerine de önemli katkıları vardır ki, bu
katkılar zamanla değişip yeni boyutlar kazanan mesleki eğitimin hayatboyu öğrenme haline
dönüşmesi anlamını da taşımaktadır.
61. Hükümet programında “okul öncesinden, üniversiteye uzanan eğitim basamaklarında
milli değerlerimiz ve uluslararası standartlar esas alınarak eğitim sistemimiz tamamen gözden
geçirilecek ve kaliteyi merkeze alan bir dönüşüm programı uygulanacaktır” taahhüdünde
bulunulmuştur. Eğitim sisteminin fiziki mekân, personel ve erişim boyutunu ele alarak
donanımlı insan yetiştirmenin temel altyapısının oluşturulduğu vurgulanan programda,
163.000 yeni derslik ile 747 yeni pansiyon, 920 yeni spor salonu ve 6.146 yeni okul
kütüphanesinin hizmete açıldığı beyan edilmiştir. Çocuklarımızın bilgi toplumuna
hazırlanması hedefi çerçevesinde okullara 844.000 bilgisayarın tahsis edildiği ve okulların
yüzde 97'sine hızlı internet erişimi sağlandığı bilgisine yer verilmiştir. Yükseköğretim
sisteminin bu dönemde tüm yönleriyle reforme edileceği, bu sayede üniversitelerin daha özerk
olacağı ve kendi özgün gelişme alanları içerisinde yarışacağı rekabetçi bir ortam
oluşturulacağı belirtilen programda, mevcut 76 üniversite sayısının 165’e çıkarılıp yurt
sathına yaygınlaştırıldığı ifade edilmiştir.
2023 yılının uzak hedef alındığı bu programda, eğitime erişimin kolaylaştırılması ve insan
kaynağının niteliğinin dünya ile rekabet edebilecek standartlara yükseltilmesi
amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, derslik, altyapı, donanım ve öğretmen gibi zaten büyük
oranda gelişme kaydedilen alanlara ilaveten erişim sorunlarını sıfıra indirmek, nitelikli bir
eğitim sistemini yurt sathında yerleştirmek öncelikli hedefler olarak sayılmaktadır. Bu
bağlamda ilk etapta FATİH projesiyle tüm öğrencilerin tablet bilgisayarlarla donatılarak hem
bilgi-iletişim teknolojilerine daha ilköğretim sıralarında uyumu hem de uluslararası arenada
söz sahibi olacak şekilde yetiştirilme zorunluluğu üzerinde durulmaktadır.
Sonuç yerine
2023 yılında dünyanın ilk on ekonomisinin içinde yer alabilecek bir Türkiye için, en
önemli zenginlik ve rekabet üstünlüğü olabilecek genç nüfusun, okul öncesinden üniversiteye
oradan da hayatboyu öğrenmeye uzanan tüm eğitim basamaklarında milli değerlerimiz ve
uluslararası standartlar esas alınarak yetiştirilmesi lazımdır. Bunun için, eğitim sistemimiz
kaliteyi merkeze alacak, şekle ve törenselliğe değil içerik ve işlevselliğe önem verecek,
öğrenciyi ve aileleri yükselen Türkiye’nin bir parçası haline getirebilecek bir anlayışla
yeniden gözden geçirilmelidir. Böylece her türlü bilgi teknolojilerinin yaygın ve eksiksiz
olarak kullanıldığı eğitim ortamlarında; fikri, vicdanı ve irfanı hür; eğitim seviyesi yüksek,
bilimsel araştırma ve geliştirmeye açık bireylerin yetişmesi sağlanmalıdır.
Download

Bilim Politikalarımız ve Eğitim