İLETİŞİMİ OLUMSUZ
ETKİLEYEN
FAKTÖRLER
İLETİŞİM NEDİR?

İletişim,
iletilen bilginin hem
gönderici hem de
alıcı tarafından
anlaşıldığı ortamda
bilginin bir
göndericiden bir
alıcıya aktarılma
sürecidir.
İLETIŞIMDE ENGELLER
KİŞİSEL ENGELLER
*İletilenlerin her insanın kendi öznel yaşantılarıyla
bağlantılı olarak anlamlandırılması,
*Dinleyenin gergin kaygılı ağrı gibi sıkıntılarının
olması
*Kelimelerin anlamlandırılmasındaki farklılıklar
*Algılama farklılıkları
*iletişim kurmada isteksizlik
*iletişim sırasında farklı şeyler düşünüp planlama
*duymak istenen şeyleri işitmeye eğilimli olmak
*anlatılanla sözsüz iletilenlerin tutarsızlığı
*bilgimize ters düşen bilginin önemsenmemesi
*iletilenin ileten kişiye göre (örneğin: dost düşman
oluşuna göre )
*lehçe-vurgulama farklılıkları, tıbbı terminoloji
kullanımı
*düşünce ve duyguların dolaylı anlatımı
*duyguların yoğunluğu ya da duygusal uzaklık
*duyu organlarındaki bozukluklar
ÇEVRESEL ENGELLER
*Gürültülü bir ortam
*mahremiyeti olmayan bir ortam
*ayak üstü mesafeli rahat olmayan bir ortam
*uyaranların fazla olduğu bir ortam
TEDAVİ EDİCİ OLMAYAN TEKNİKLER
BELİRSİZ GÜVENCELER VERMEK
-Her şey düzelecek merak etmeyin
-Her şeyde bir hayır vardır merak etmeyin
-Endişelenecek bir şey yok
- İyileşeceksiniz
Belirsiz güvenceler; hastanın endişelerini, sanki
endişe etmesi için yeterli sebep yokmuş gibi
görmek ve gidermeye çalışmaktır. Bu yaklaşımın
hasta açısından hemen hiç değeri yoktur. Olsa olsa
hemşirenin ne söyleyeceğini bilemediğini ve empati
becerilerinin yetersizliğini gösterir. Bireyin
endişelerinin yersiz olduğuna karar verilmiş ve
duyguları yadsınmıştır. Danışan bundan sonra
şöyle düşünebilir;
’’Bu hemşireye duygularımdan söz etmeye gerek
yok nasıl olsa beni anlamayacak ve bi sonuca
varamayacağız’’
Yaklaşan ameliyatı hakkında endişeli olduğunu
söyleyen hastaya verilen ’’Endişelenecek bir şey
yok’’ veya ’’Korkmayın’’ şeklinde bir yanıt hastanın
endişesini azaltmayacaktır. Ayrıca böyle bir
güvenceyi verirken ’’Her şeyin iyi olacağı’’ndan
nasıl emin olabiliriz ki ? Her ameliyatta bir miktar
risk olacağı için her zaman endişelenecek bir neden
olabilir.
Hastanın yaşadığı endişeyi kabul etmek ve
anlamak yeterlidir. Üzerinde durulması gereken
nokta, bu duyguların gerekli veya gereksiz oluşu
değil, birey tarafından bu şekilde hissedildiği
gerçeğinin kabul edilmesidir.
Güvence, ancak uygun zamanda ve uygun şekilde
verilirse ve bir dayanağı varsa işe yarayabilir: Örneğin,
’’Bacağı kesilen hastalarımızın bu tür ağrıdan
konuştuklarını duydum. Ağrının birkaç gün içinde
azaldığını söylediler.’’
bu şekildeki güvencelerin bir dayanağı vardır ve hastayı
rahatlatabilir.
*Belirsiz Övgülerde Bulunmak
’’Öyle iyi bir annesiniz ki, sizi sevmemesi imkansız.’’
’’Öyle nazik ve düşüncelisiniz ki…’’
Övgüyü yönelttiğimiz kişi kendini böyle görmüyorsa,
duyduklarını yadsıyacak ve bu övgüleri kabullenmesi
kolay olmayacaktır.
Eğer övgü içtense ve kişi bunu kabule hazırsa işe
yarayabilir:
’’Bana öyle geliyor ki, işten eve dönünce yaptığınız
gibi, her çocukla yarım saat birlikte olmak güzel bir
fikir.’’
’’bugün dün yürüdüğünüz mesafenin iki katını
yürüdünüz.’’
*Onaylamak
Hemşirenin bir davranışı onaylaması, bireye hep bu
yönde davranması; böyle davranmadığı taktirde
onaylanmayacağı mesajını iletir. Danışanın özgür
davranışı kısıtlanır; kişi hemşirenin onayına bağımlı
olur veya onun onaylayacağı davranışları yapmaya
çalışır. Kendisi istediği için değil de, başkalarının
onayını kazanmaya çalıştığı davranışlara zorlanması
ise, bireyin bağımlılığını artıracağı için yararsızdır.
’’Bunu yapmanız çok iyi olmuş’’
’’Her zaman sözümüzü dinliyor ve itiraz
etmiyorsunuz. Sizden çok memnunuz.’’
* Moral Verici Konuşmalar, Klişeler Ve Otomatik
Yanıtlar
Ameliyat olacak bir hasta hemşireye, ’’ameliyatım
konusunda biraz endişeliyim’’ dediğinde aşağıdaki ifadeler
söyleniyorsa, bunlar klişeleşmiş yanıtlardır.
’’Endişelecek bir şey yok’’
’’Korkmayın’’
’’İyi olacaksınız’’
’’Bunun gibi küçük bir ameliyat için mi
endişeleniyorsunuz’’
Bu ve benzeri yanıtlarda iletişim tıkanır. Çünkü bu tür
yanıtlar; hastanın endişelerini anlatmasına ve soru
sormasına izin vermemektedir. Bireyin sorunu
anlaşılamayacağı için de yardım edilememiş olacaktır.
’’Ne hissetiğinizi biliyorum.’’ ifadesi de bir başka
klişedir. Başkalarının neler hissettiğini tam olarak
bilmemiz olası değildir. Yalnızca tahmin edebiliriz,
ancak bunda da yanılma olasılığımız büyüktür.
Kişinin ne hissettiğinin en iyi yolu, o kişiye sormak
ve vereceği yanıtı dikkatle dinlemektir.
Hemşire, bazen sormuş olmaz için soru sorarsa,
yani amacı belli bir bilgi elde etmek değilse, bunlar
birer klişedir:
’’Nasıl hissediyorsunuz.’’(en yaygın klişedir)
’’Dün gece iyi uyudunuz mu ?’’
Ancak tüm bu ifadeler, belirli bir bilgi elde etmek
ve anlamak amacıyla sorulduğunda ve yanıtlar
dinlenip değerlendirildiğinde, klişeleşmiş birer
tepki olmaktan çıkar. Hasta, kendisinden isteneni
neden yapması gerektiğini hemşireye sorduğunda
şöyle yanıtlar alabilirler:
’’Sizin için iyi olacak.’’
’’Doktorunuz böyle istiyor.’’
’’Rahatlamanızı sağlayacak.’’
’’Çünkü ben yapmanızı istiyorum.’’
Eğer bunlar mekanik olmayan bir biçimde,
içtenlikle ve bireyden yana bir tavırla söyleniyorsa
basmakalıp yanıtlar olmaz. Hemşire kendini bir şey
söylemek zorunda hissettiği için bir şeyler söylüyorsa,
bu bazen hemşireyi rahatlatabilir ama hastayı
rahatlatmaz. Samhamer bu gibi durumlarda
’’Hemşirenin söyleyecek anlamlı bir sözü yoksa en
iyisi susmaktır’’ der.
Klişeleşmiş ve otomatik yanıtlardan kaçmak için,
aceleyle hemen yanıt vermemek ve konuşmadan önce
düşünme alışkanlığı kazanmak gerekmektedir.
Smitherman, moral vermeye çalışan hemşirenin,
hastanın duygularını yadsıdığını söyler ve moral
verici konuşmaların antrenörlere bırakılması
gerektiğini belirtir.
*Teselli Etmek
Teselli toplumumuzda yaygın bir davranış kalıbıdır.
Başkalarının yaşadığı acı verici duygulara
dayanamadığımız için bu duyguları kabullenmekte
zorlanırız. Hastanın acılarını azaltmamız gerektiği gibi bir
düşünceyle hareket eden hemşireler çoğu kez bireyi teselli
etmeye çalışmaktadır. Oysa hemşirenin görevi hastaya
yaşadığı acıları unutturmak değil, bireyin acılarını anlamak
ve saygı duymaktır. Öğrenci ve ya mezun hemşire hastanın
yaşadığı acıyı anlayamadığında, kabullenmediğinde veya
bu duygu karşısında ne yapacağını bilmediğinde hastayı
teselli etmeye kalkmaktadır. Bu tepkiyi hemşirelik eğitiminin
ilk yıllarında çok görmekteyiz.
*Hemşirenin Kendi Yaşantısında Örnekler Vermesi
Hastanın deneyimlerine benzer deneyimler yaşamışsa
hemşire; bireye yararı olacağını düşünerek kendi
yaşadıklarında söz etme yoluna gidebilmektedir. Ne
var ki çoğu kez bunun bir yararı olmaz. Hastanın zihni
kendi sorularıyla ve endişesiyle öyle doludur ki,
başkaları ile pek ilgilenemez. Hasta kendi durumunun
hemşireninkiyle veya başkasınınkiyle aynı olduğuna
da inanmayacaktır. Özellikle hemşire, kişisel
öyküsünde kendi cesaret, azim ve başarılarından söz
ediyorsa hastanın cesareti daha da azalabilir.
Eğer kendi öyküsünün hastaya mutlaka yaralı
olacağını düşünüyorsa hemşire bundan kısaca söz
edebilir, ancak hastanın ilgi duyup duymama
konusunda karar vermesi için onu serbest bırakır.
Örneğin;
’’Anımsıyorum ameliyat olduğumda benimde
bulantım olmuştu. Ama ertesi sabah geçmişti.
Umarım sizinki de öyle olur.’’
Bu kişisel deneyim; hastayı belirli bir biçimde
davranmaya veya düşünmeye zorlamadığı sürece,
birey bu deneyimden yararlanmaya kendisi karar
verebilir, hatta yararlı bile olur.
*Nasihat(Öğüt) Vermek Israr Ve İkna -Etmek
Nasihat veya öğüt; kişilere ne yapmaları, ne
yapmamaları gerektiğini söylemektir. Hemşire,
hastaya ne şekilde düşüneceğini, neyi nasıl
yapacağını söylediğinde; o kişi için neyin iyi olduğunu
kendisinden daha iyi bildiğini ve bireyi kendini
yönetmekten aciz biri olarak gördüğünü iletmiş olur.
’’Neden şimdi gidip başlamıyorsun.’’
’’Niçin böyle bir evliliği sürdürüyorsun.’’
’’sen en iyisi annene, onunla birlikte
oturamayacağını söyle.’’
Nasihat eden kişi genelde söze ’’Senin yerinde
olsam…...’’ diye başlar.
Fakat onun yerinde değildir. O kişi için en uygun
çözümün ne olacağını bilemez, çünkü o kişinin
koşullarını tam olarak bilemez. Nasihat veya öğüt
bireyin sorunlarıyla etkili biçimde uğraşmasını ve
davranışının sorumluluğunu almasını engeller. Eğer
davranış sorunları nasihat ve akıl yürütmelerle
çözülebilseydi, kimsenin fazla bir sorunu kalmazdı.
Hepimizin tüm yürütmelerimizi etkisizleştiren,
inandıklarımızı olduğu gibi sürdürmemize neden olan
kör noktalarımız, yani bilinçaltı dirençlerimiz vardır.
Bu yüzden duygusal sorunlar karşısında; bilgi
vermek, akıl yürütmek ve öğüt vermek pek işe
yaramayacaktır.
Ayrıca yaşı kaç olursa olsun, hiçbir insan öğüt
dinlemekten hoşlanmaz. Öğüt veren kişi; dinleyeni
çocuk yerine koymuş olur, onun kendini
yönetebileceğine inanmadığını, kendi kararlarını
verebileceğine güvenmediğini de ortaya koymuş olur
Kişiler bazen ani kararlar vermeleri gerektiği
durumlarda kendi başlarına karar veremezler.
Başkasının öğütlerine dayanarak karar verdiğinde bu
sıkıntılı durumdan o an için kurtulmuş olabilirler. Ancak
aldıkları kararın sorumluluğunu üstlenmezlerse, öneriyi
veren kişiyi sorumlu tutarlar. Öte yandan, başkalarının
görüş ve kararlarına bağımlı hale gelir, kendi görüş ve
çözümlerini geliştiremezler. Bu da kişilerin bağımlı
yapısını besler, bağımsız bir birey olmalarını güçleştir.
Çoğu kez, nasihatle birlikte ısrarda edilir.
Muhtemelen hemşire verdiği nasihatlere hastanın
direndiğini hissedince, ısrar ederek bu direnci
kırmaya çalışır. Ancak hemşirenin ısrarı, hastanın
benimsemediği ve katılmayı istemediği bir amacı
dayatıyor olabilir.
Tavsiyede bulunmakla bilgi vermek farklı
şeylerdir. Hemşire tavsiyelerde bulunduğunda;
hastanın yerine karar verdiği için, sorumluluğu da
üstlenmiş olur. Bilgi vermede ise; hastanın ortamı
tanıması ve uyum sağlaması için bilmesi gereken
bilgiler verilir, bireyin yerine karar verilmez.
*Yargılamak-Kınamak
Yargılamak; bireyin benliğini veya davranışını iyi,
kötü, doğru, yanlış gibi değer yargılarıyla
nitelemektir. Kınayan ve yargılayan tutumlar
karşısında birey, anlaşılmadığını ve kendisine
saldırıldığını düşünür, yalnızlığı ve umutsuzluğu
artar.
’’aldığınız tuzsuz diyet sizin iyiliğiniz için.
Kantinden gizlice patates cipsi almak size yardımcı
olan bizlere hakarettir.’’
’’Bu yaptığınız doğru mu?’’
’Ayıp değil mi, size hiç yakıştıramadım.’’
Bu tür yargılayıcı ifadeler, kişiyi suçlamaya,
utandırmaya yöneliktir. Yargılama, bir tür
saldırıdır ve bireyin benliğini hedef aldığından, kişi
enerjisini kendini savunmaya harcayacaktır. Bu
yüzden değişmesi istenilen davranış ortadan
kalkmak yerine büsbütün pekişecek ve
yerleşecektir. En önemlisi de, yargılanarak
büyüyen kişi kendine ve başkalarına karşı
yargılayıcı ve cezalandırıcı davranmayı
öğrenecektir. Yargılayıcı tutum, cezalandırma
eğilimini de beraberinde getirmektedir.
Kimi durumlarda hemşire hastaya öfke duyabilir.
Hastanın kimi davranışlarından hemşirelerin
rahatsız olması, bıkması, öfke duyması yanlış
değildir. Ancak yanlış olan, bu duygular yüzünden
hastayı utandırmaya, kınamaya, cezalandırmaya
kalkışmaktır. Örneğin, hastayı alaya almak, tedavi
uygularken canını yakmak, bakımını eksik
bırakmak, kişiyi görmezden gelmek gibi
yaklaşımlar cezalandırıcıdır ve tedavide cezanın
yeri yoktur.
Savunmak
Savunmak bir kimseyi veya bir şeyi sözlü saldırıdan
korumaktır.
’’Gece çalışan hemşire tek başına kırk hastaya nasıl
yetişsin.’’
’’Ama Dr. B. Çok yetenekli biridir.’’
’’Eminim bunları yaparken sizin yararınızı
düşünüyorlardı.’’
Hastalar bazen hastaneyi, hekimleri veya hemşireleri
eleştirirler. Bu tür eleştiriler karşısında gördüğümüz en
yaygın tepki bu kez sağlık çalışanlarının kendilerini veya
ekip arkadaşlarını savunmalarıdır. Savunmaya
geçmekle; hastaya, eleştirilerinin haksız ve asılsız
olduğu, eleştirilen kişinin öyle davranması için mutlaka
bir nedeni olduğu anlatılmaya çalışılır. Bunlar ise
hastanın duygularını değiştirmediği gibi tedirginliğinin
daha da artmasına yol açmaktadır.
Hastayla aynı fikirde olmadığımı söyleyebiliriz,
ancak savunmaya geçmemizin bir anlamı yoktur.
Çünkü biz başkalarının düşüncelerine katılmasak
da onların istedikleri gibi düşünmeye hakları
vardır.
Hemşire, ’’Böyle düşünmeyin.’’ diyerek bireylerin
düşüncelerini yadsımış, onları karşımıza almış ve
eleştirmeye hakları olmadığı mesajını iletmiş
oluruz. Ayrıca bir kişi veya kurumu savunmaya
kalktığımızda bu tavır; onların kendilerini
savunmaktan aciz olduklarını ve başkaları
tarafından savunulmaya ihtiyaçları olduğunu
düşündüğümüz anlamına gelir.
*Duyguları Azımsamak
Hastanın önemsediği duygulara onun kadar önem
vermediğimizde ve hatta durumu olduğundan daha
hafif görmeye, göstermeye veya değiştirmeye
çalıştığımızda, bireyin duygularını azımsıyoruz
demektir. Hasta bastırılmış bazı fikir ve
duygularından söz etmeye başladığında: hemşire
kendi yaşantısından örnek verir veya ’’Bu durum o
kadar da önemli değil, geçer.’’ anlamına gelecek
şeyler söylerse, hastayı anlamaktan ne denli uzak
olduğunu göstermiş olur.
Hemşire ve hekim için basit bir işlem veya
durum, hasta için hiç de basit olmayabilir. Bu
nedenle ’’…hekim ve hemşire, bu kendi değer ve
ölçülerine göre değil, hizmet verdikleri kişilerin
değer ve ölçülerine göre değerlendirmek
durumundadırlar.’’
*Duygu İfadesinin Engellenmesi
Hemşire hastanın duygularını anlatmasından ve
sorununu ortaya koymasından korkarsa, hasta
kendini reddedilmiş hisseder ve bir daha
reddedilmemek için yardım istemekten çekinir.
Konu Değiştirmek
Hasta: Ölmek istiyorum.
Hemşire: Bu hafta sonu ziyaretçiniz geldi mi?
Hemşire konuyu değiştirdiğinde konuşmayı kendisi
yönlendirmeye başlamıştır. Hasta söylemek istediklerini
söyleme fırsatı bulamaz. Hemşirenin konuyu
değiştirmesinin ve kendi düşüncelerini ortaya
koymasının bir yararı yoktur. Önemli olan, hastanın
duygu ve düşüncelerini söylemesini sağlamaktır.
Hemşire ulaşılabilir olursa, hastayı dinleri sözlü sözsüz
davranışlarındaki ipuçlarını değerlendirebilir, kendini
onun yerine koyabilir ve onu anlama olanağı artar.
TEŞEKKÜRLER….
Download

*LET***M* OLUMSUZ ETK*LEYEN FAKTÖRLER