CENTER FOR STRATEGIC AND INTERNATIONAL STUDIES DÜŞÜNCE KURULUŞU
TARAFINDAN YAYINLANAN 29 HAZİRAN 2014 TARİHLİ GÜNEY ASYA
DİNAMİKLERİ’NE İLİŞKİN RAPOR HAKKINDA BİR DEĞERLENDİRME
1. Giriş :
Center For Strategic and International Studies (CSIS) isimli düşünce kuruluşu
tarafından 29 Ocak 2014 tarihinde yayınlanan “Güney Asya’da Bölgesel Dinamikler ve
Stratejik Kaygılar: ABD’nin 2014-2026 Güney Asya Politikası ve Stratejisinin
Çerçevesi” başlıklı rapor, Robert D. Lamb, Sadika Hameed ve Kathryn Mixon tarafından
hazırlanmıştır.
CSIS tarafından hazırlanan ana raporun yanında, ÇHC, İran, Körfez Ülkeleri, Orta Asya
Devletleri, Rusya Federasyonu (RF), Avrupa Birliği (AB), Hindistan, Pakistan ve
Afganistan’ın bölgeye yönelik yaklaşımları ve olası tutumlarını ele alan 10 arka plan raporu
daha hazırlanmıştır. Bu çalışma kapsamında, İran’ın Güney Asya bölgesine yaklaşımını
irdeleyen rapora da yer verilecektir.
Ana rapor, öz olarak, önümüzdeki 12 yıl içerisinde (üç Başkanlık dönemini kapsayan)
2014-2026 arasında ABD’nin Güney Asya’daki politika önceliklerini ve stratejik kaygılarını;
bölgesel dinamikler, stratejik sınırlamalar ve doğabilecek fırsatlar eşliğinde geniş bir
perspektif içerisinde ele almaktadır. Rapor; ülkelerin alacağı tutumları ve olası gelişmeleri
senaryolar eşliğinde sunan bir mahiyettedir.
2. ABD İçin Stratejik Çerçeve :
Raporda, temel olarak, ABD açısından 2014-2026 dönemini kapsayan bir stratejik
çerçeve sunulmaktadır. Bu çerçeve dahilinde, ABD ve müttefiklerinin ilgisinin önümüzdeki
12 yılda Pakistan, Hindistan ve ÇHC arasındaki ilişkiler etrafında toplanacağına işaret
edilmektedir. Bu duruma paralel olarak, Pakistan ve Hindistan’ın ÇHC ile ilişkilerinin ön
plana çıkması ihtimalinin, Afganistan’daki dinamiklerin önemsiz olduğu anlamına gelmediği,
ABD çıkarları ve bölgesel istikrar açısından Pakistan ve Hindistan ile ilişkili hususların
Afganistan kaynaklı dinamiklere göre daha öncelikli olacağı, benzer şekilde RF, İran ve
az da olsa Körfez ülkelerinin bölgesel ilişkiler de önemli rollerinin olduğu ancak, bölgesel
istikrar açısından, RF ve İran’dan ziyade ÇHC ve Hindistan’ın öncelikli konumda
olacağı ifade edilmektedir.
Bu çerçevede, Hindistan stratejik olarak, Pakistan’dan daha çok ÇHC üzerine
odaklanmakta ve konvansiyonel askeri imkân ve kabiliyetlerini bu yönde geliştirmekte iken;
1/12
Pakistan ise stratejisini Hindistan üzerine kurmakta ve nükleer silah kabiliyetlerini bu ülkeyi
hedef alan bir strateji doğrultusunda şekillendirmektedir. Bu dinamiklerin devam etmesi
halinde ise, nükleer silahların kazara kullanımı ya da kontrol kaybı gibi risklerin ortaya çıkma
ihtimali artarken; Pakistan’ın Hindistan’a yönelik kaygıları çerçevesinde dikkatini ve askeri
imkânlarını ülke içi radikal gruplarla mücadele yerine anılan ülkeye yönlendirmesi nedeniyle
bölgesel istikrarı korumak ve barışı sağlamak zorlaşacaktır.
ABD’nin, istikrarlı bir Güney Asya hedefi için, diplomasi, güvenlik işbirliği, ticaret ve
kalkınma yardımları gibi araçlarla, Pakistan ve Hindistan arasındaki işbirliğinin artırılması,
Pakistan ve Afganistan arasında gerginliklerin azaltılması ile her iki ülkedeki iç tehditlerin
azaltılması gibi hedeflere yönelebileceğine işaret edilmektedir. Ancak, ÇHC’nin her üç
ülkeyle de sahip olduğu ilişkilerin düzeyinin hesaba katılması1 ve aynı stratejik çerçeve
içinde, ÇHC ile ilişkilerin belirli bir seviyeye oturtulması ve ABD’nin hedeflerinin makul bir
bakış açısı ile inşa edilmesinin gerekliliğine vurgu yapılmaktadır.
Raporun ilk bölümünde, ABD’nin gelecek 12 yıl içerisindeki politika öncelikleri önem
sırasına göre birincil, ikincil ve üçüncül öncelikler şeklinde tasniflenmektedir. Önceliklerin
gruplandırılması,
“ABD’nin
güvenliğinin
sağlanması”,
“Uluslararası
düzenin
korunması”, “Stratejik değer atfedilen devletlerin durumu”, “ABD erişiminin
korunması” ve “Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi” biçiminde beş parametre
üzerinden yapılmaktadır.
Sonuç olarak da, ABD’nin çıkarları açısından, Güney Asya’daki aşırı unsurların
etkinliğinin artması ve Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) silahlarının
yayılması birincil öncelik, Hindistan’da çıkabilecek bir ekonomik kriz ikincil öncelik olarak
kabul edilmektedir.
Sonraki bölümlerde ise, sırasıyla bahsekonu beş parametre açısından bölgenin ve bölge
ülkelerinin sahip oldukları dinamikler ile bölgeyi çevreleyen (RF, İran, Körfez ülkeleri, Türkiye
vd.) önemli olabilecek aktörlerin durumu irdelenmektedir.
3. Hindistan, Pakistan ve Afganistan’a Yönelik Öncelikler:
Yapılan tasnifin bir sonucu olarak, ABD’nin Güney Asya’ya ilişkin hedeflerinin
merkezinde, birbirinden çok farklı üç ülke olan Hindistan, Pakistan ve Afganistan yer
almaktadır.
Hindistan kalabalık nüfusu ve faal devlet kurumları olan, orta şiddette çatışmalara maruz
kalabilen, nükleer silahlar ve küresel pazarlara bağlantı sağlayabilme kapasitesine sahip bir
2/12
ülke iken; Pakistan nispeten kalabalık nüfusa, işlerliği değişebilen devlet kurumlarına,
ortadan yüksek düzeye şiddeti değişebilen çatışmalara, nükleer silahlar ve küresel pazarlara
orta seviyede bağlantılara sahip bir ülke konumundadır. Afganistan ise, az nüfusu, hemen
hemen hiç çalışmayan devlet kurumları, şiddetli çatışmalar, az gelişmiş konvansiyonel
silahlar ve küresel pazarla çok az bağlantısı olan bir ülke olarak değerlendirilmektedir. Bu
farklılıklar nedeniyle ABD’nin Güney Asya politikası daha çok ikili ilişkiler üzerinden
sürdürülmektedir ve önümüzdeki dönemde de bu minvalde gitmesi beklenmektedir.
-Hindistan’a İlişkin Politika Öncelikleri:
ABD’nin Hindistan’a yönelik ilgisinin 2001 sonrası dönemde artmaya başladığı ifade
edilmektedir. Dünyanın en büyük pazarlarından biri haline gelmek üzere olan, ABD ile
terörizmle mücadelede işbirliği yapan, Hint Okyanusu’nun güvenliği için son derece önemli
bir ülke olan Hindistan’a ilişkin Amerikan öncelikleri şöyle sıralanabilir:
Ekonomik İlişkileri Geliştirmek
Hindistan’ın Hint Okyanusundaki kritik taşımacılık güzergâhları üzerindeki etkisinin
farkında olan ABD, ekonomik büyüme ve ticareti teşvik etmek, yatırımı artırmak ve teknoloji
akışı, transferi ve değiş tokuşunu geliştirmek amacıyla Hindistan’la daha yakın bir stratejik
ortaklık ilişkisi tesis etmek istemektedir. ABD’nin Hindistan’a ihracatının artması yönündeki
beklentisinin yanı sıra Afganistan’la da ticaret ve yatırım ilişkilerini yavaş yavaş artırmakta
olan Hindistan’ın güçlü bir ekonomiye sahip olmasının bölgesel güç olarak yükselişini
tetikleyeceği düşüncesi istikrarlı bir Güney Asya isteyen iki ülkenin de ortak paydada
buluşmasını sağlamaktadır.
ÇHC’yi Hindistan ile Dengelemek
Ekonomik açıdan güçlü, politik açıdan istikrarlı ve askeri açıdan belli bir kapasiteye sahip
bir Hindistan’ın bölgesel istikrarın sağlanmasına yönelik bir güç dengesi oluşturacağını
düşünen ABD Yönetimi, ülkenin kanaat önderlerinin pek fazla dile getirmemesine karşın,
Hindistan’ı ÇHC’nin bölgedeki gücüne karşılık doğal bir dengeleyici olarak görmektedir.
ÇHC’nin ekonomik ve askeri yükselişine yönelik ortak kaygıları paylaşan ABD ve Hindistan,
güçlü bir Hint ekonomisi ve Güney Asya ekonomik entegrasyonunun, ÇHC’nin ekonomik
gücünü ÇHC-Hint ekonomik ilişkilerini zedelemeksizin dengeleyebileceğini öne sürmektedir.
ÇHC’nin bölgedeki agresif toprak iddialarının farkında olan ABD, Hindistan’ın ekonomik
gücüne paralel askeri açıdan da destek sunmak amacıyla, Hindistan’a silah satmak ve ortak
ÇHC’nin her üç ülkeyle de ekonomik ortak, Hindistan ile askeri rakip ve Pakistan ile de askeri ortak şeklinde seyreden bir
ilişkiler yelpazesine sahip olduğu ifade edilmektedir.
1
3/12
askeri tatbikatlar yapmak suretiyle iki ülkenin askeri alanda da işbirliği ve müşterek çalışma
imkanı elde etmesini sağlamaya çalışmaktadır.
-Pakistan’a İlişkin Politika Öncelikleri:
ABD’nin Pakistan’a yönelik öncelikleri, yardım ve diplomasi yoluyla bu ülkenin ABD’ye
dost ve ılımlı bir Müslüman ülke ve aşırılıkçılıkla mücadeleye hazır bir ortak olabilmesini
mümkün kılma çabaları etrafında şekillenmektedir. ABD, Pakistan’la ikili ekonomik ilişkilerini
geliştirmeye çalışmakta olup, doğrudan yabancı yatırımların artmasında en çok pay sahibi
olan ülkelerden biri konumundadır. ABD’nin Pakistan’a yönelik öncelikleri şöyledir:
Aşırılıkçılığı Yok Etmek
ABD’nin 2001’de Afganistan’ı işgal etmesinin ardından El-Kaide ve Taliban liderleri
Pakistan’a giderek yıllarca orada saklandıkları için ABD-Pakistan ilişkilerinin büyük kısmı bu
örgütlerle mücadele çerçevesinde şekillenmiştir. 2014 sonrasında da bu grupların
Pakistan’daki sığınaklarından Afganistan’ı istikrarsızlaştırmaya yönelik faaliyetlerinin artarak
devam etmesinden endişe edilmektedir.
İç İstikrarı Sağlamak
ABD, Pakistan devletini hedef alan militan grupların yaratacağı istikrarsızlaştırmanın
kolayca Afganistan ve Hindistan gibi halihazırda etnik ve mezhepsel ayrılıkların hüküm
sürdüğü değişken bölgelere sıçrama ihtimalini göz önüne alarak, Pakistan ordusuna ve sivil
hükümetine yardım etmektedir. ABD’ye göre gelişen Pakistan ekonomisi ülke istikrarı ve
istihdamına önemli katkılar sağlamaya muktedir olacaktır.
Nükleer Silahların Yayılmasını Önlemek
ABD’nin Pakistan’daki nükleer silahlara ilişkin temel endişesi; Hindistan’a karşı bilinçli ya
da bilinçsiz kullanımından ziyade, Pakistan’ın güvenlik yapılanması ve bu silahların
kontrolüne ilişkindir. ABD, KBRN silahlarının köktenci veya terörist grupların eline geçmesi
ya da geçmişte Abdulkadir Han’ın yapmış olduğu gibi diğer devletlere satılması ihtimallerine
yönelik endişelerini taşımaya devam edecektir.
-Afganistan’a İlişkin Politika Öncelikleri:
ABD, Afganistan’da istikrarın sağlanması, köktenciliğin azaltılması ve Taliban’la ya
uzlaşılması ya da bertaraf edilmesine yönelik kapsamlı bir çabanın parçası olarak Afgan
devlet kurumlarının kapasitelerini ve meşruiyetlerini artırması için çaba sarf etmektedir. Bu
4/12
kapsamda, Afgan güvenlik güçlerinin eğitimi, afyon ekimi yapılan alanların imha edilmesi,2
demokrasi, hukukun üstünlüğü ve adaleti teşvik etme ve temel altyapının iyileştirilmesi
konularında yaptığı yardımlarla milyarca Dolar harcamıştır. ABD’nin Afganistan’daki temel
öncelikleri şöyledir:
Köktenciliği Yok Etmek
ABD’nin Afganistan’a girmesinin ana nedeni, bu ülkede 11 Eylül saldırılarını mümkün
kılan zemindir. Uluslararası terörist grupların geri dönme ihtimali olması nedeniyle, bu zemin
Afganistan’la ilişkilerin devam etmesindeki en önemli motivasyon olarak kalacaktır.
Barışçıl Geçişin Sağlanması
ABD’nin, demokratik yollarla seçilecek olan hükümeti ve Afgan Ulusal Güvenlik Güçleri
(AUGG)’ni desteklemek üzere; Afganistan’da minimal düzeyde bir askeri birlik bırakarak
uzun süredir devam eden yükümlülüklerini tamamlaması yakın dönem öncelikleri arasında
yer almaktadır. Ancak, ABD’nin askeri varlığının ülkeden çekilmesi sonrasında oluşabilecek
sorunlarda BM ve NATO tarafından koordinasyon ve gözetim sağlanması olasıdır.
Devletin Başarısızlığını Önlemek
ABD, Afganistan’ın istikrarını bozmaya yönelik silahlı şiddet olaylarının muhtemel
etkilerine ilişkin kaygılar taşımaktadır. Bu nedenle de, Afgan hükümet kapasitesi, meşruiyeti,
iyi yönetim ve demokrasiyi oluşturmak ve istihdam kapasitesini artırmak, ekonomik
büyümeyi hızlandırmak ve devlet gelirlerini artırmak amacıyla elde edilen kazanımların
şiddet olayları nedeniyle kaybedilmesini önlemek istemektedir.
Yukarıda sıralanan üç ülkenin dışında ortaya konan stratejik çerçevenin önemli bir
unsuru ABD’nin ÇHC’ye yönelik öncelikleri ve bu ülkeye karşı izleyeceği politikadır. Rapora
göre, ABD’nin en önemli küresel önceliği, ÇHC ile savaştan kaçınmak ve ABD çıkarları ya
da değerlerini tehdit etmeden, ÇHC’nin yükselişine uluslararası sisteme entegrasyonunu
kolaylaştırarak karşılık vermektir. Bu önceliğin ekonomik ve askeri olmak üzere iki boyutu
vardır. Son otuz yıldır devam eden ÇHC’nin ekonomik büyümesi, ABD’ye önemli bir rekabet
sağlayarak bazı sektörlerde Amerikan pazar payını azaltmıştır. Bu duruma, askeri
harcamalardaki artış ve aralarında ABD müttefiklerinin de olduğu bazı Doğu ve Güneydoğu
Asya ülkelerine yönelik agresif toprak iddiaları da eklenmiştir.3 Ancak, ÇHC, ABD için pek
BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) tarafından ‘2013 yılı Afganistan Afyon Araştırması’ adıyla yayımlanan rapora
göre Afganistan’da afyon üretimi rekor seviyeye ulaşmıştır.
3
Rapora göre, bölgedeki nükleer ve askeri rekabet şöyle cereyan etmektedir: ABD, ÇHC ve Rusya’yla sivil nükleer güç
pazarında da rekabet içindedir ve en büyük sivil nükleer güç kapasite sağlayıcısı olan ABD, Rusya ve ÇHC’nin kendi pazar
payını azaltmasını engellemek istemektedir. Pakistanlı askeri ve sivil yetkililer nezdinde ABD’ye nazaran daha fazla
güvenilir olan ÇHC ve Pakistan arasında ise yakın bir ilişki söz konusudur. Pakistan’ın nükleer programı tıpkı Hindistan’ın
ABD’den destek aldığı gibi ÇHC’den destek almaktadır.
2
5/12
çok yönden önemli bir ekonomik ortak konumundadır ve uluslararası sistemin istikrarı, her iki
ülke için de enerji arzından küresel finansa kadar uzanan önemli bir çok ortak çıkara hizmet
etmektedir. Dolayısıyla, gelecek 12 yıla ilişkin Amerikan politik öncelikleri, karşılıklı ekonomik
bağımlılık ve askeri rekabeti dengelemek üzerine temellendirilecektir.
Raporda, ABD’nin Güney Asya’daki önceliklerini riske atabilecek gelişmeler de
“Kaçınılması Gereken İhtimaller” başlığı altında yer verilmiş olup, gerçekleşmesi halinde
hem bölge ülkelerinin, hem de çevresel aktörlerin vereceği tepkilerin, ABD açısından önemli
sonuçlarının olacağı ifade edilmektedir. Bu bağlamda üç beklenmedik durumun ortaya çıkma
ihtimalinden söz edilmektedir:
-Hindistan ve Pakistan’ın karşılıklı sınır ötesi saldırılarda bulunması,
-Pakistan’da iç çatışmaların tırmanması,
-Afganistan’da iç çatışmalarının tırmanması.
İlk iki durum, ABD’nin birincil ve ikincil önceliklerini doğrudan etkilemektedir ve bu
nedenle, bu iki ihtimalin sonuçları, ABD açısından Afganistan’daki istikrarsızlık sorunundan
çok daha önemli olacaktır.
Bu gelişmelerin çevre ülkeler açısından da sonuçlarının olacağı ifade edilmekte olup,
bunlar arasında, ABD-İran ilişkilerinin çözülmesi, Türkiye-NATO ilişkilerinin bozulması,
Hindistan veya ÇHC’nin ekonomik olarak çökmesi, nükleer saldırı tabusunun yıkılması veya
Güneydoğu Asya’da büyük güçler arasında bir savaşın çıkması ihtimallerine yer
verilmektedir.
Raporda,
“Kaçınılması
Gereken
İhtimaller”
kapsamındaki
üç
önemli
gelişme
senaryolaştırılarak ve detaylı olarak verilmekte olup, üç senaryo, bu Bilgi Notu’nda açıklayıcı
dipnotlar eşliğinde Ek-1, 2 ve 3 olarak sunulmuştur.
İncelenen raporun son bölümünde, ABD çıkarları ve bölgesel istikrarın sağlanması için
önerilen stratejik çerçevenin bazı dinamikleri de hesaba katması gerektiğine vurgu
yapılmakta ve birincil-ikincil ayrımına tabii tutulan dinamikler şöyle sıralanmaktadır:
-ABD’nin Güney Asya’da dikkate alması gereken birincil dinamikler, ÇHC-Hindistan
ilişkileri, Pakistan’ın askeri gelişimi ve Pakistan’daki sosyal aksaklıklardır.
-İkincil dinamikler ise ABD-İran ilişkileri ve Afganistan’ın ekonomi politiğidir.
Bahsekonu dinamikler irdelenirken, Güney Asya Bölgesi’ne çevre ülkeler ve bölgeyle
ilgisi olan diğer uluslararası aktörlerle ilişkileri açısından ele alınmaktadır. Bu kapsamda
üzerinde yoğunlaşılan ilk ülke İran’dır.
6/12
4. Çevresel Bir Aktör Olarak İran:4
İran ve ABD ilişkileri düşmanca olmasa da uzun zamandır belirli bir mücadele zemininde
seyretmektedir. ABD’nin İran’a yönelik en büyük endişesi İran’ın nükleer programıyla ilgili
olmakla birlikte, Levant5 ve Körfez‘deki müdahalelerinin yanı sıra İran’ın asimetrik savaş ve
terörizm finansörlüğünden de rahatsızlık duymaktadır. Özellikle İran’ın nükleer bir güç
olmasından ve bu tutumun diğer Orta Doğu ülkelerine de sıçramasından endişe eden ABD
ve müttefikleri, İran’a ciddi ekonomik yaptırımlar uygulamaktadır. Taraflar, İran’ın bazı
yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programının bazı bölümlerini askıya almasına
yönelik 6 aylık bir anlaşma sürecini açıklamışlardır.6
Aralarındaki uzun süreli gerginliğe rağmen ABD ve İran’ın çıkarları, Güney Asya
politikalarında birleşmektedir. Her iki ülke de Afganistan ve Pakistan’da istikrar istemektedir.
Zira Afganistan’daki çatışmanın büyümesi İran’a mülteci akışını artırırken, Pakistan’daki
istikrarsızlık Pakistan-İran sınırındaki Beluci ayrılıkçıları güçlendirebilecektir. Hindistan’la iyi
ticari ilişkileri olan İran, yaptırımlar azaltılırsa Hint ekonomik gücünden de oldukça fayda
görecektir.
Rapor çerçevesinde İran’ın Güney Asya politikasını yönlendiren ve etkileyebilecek
olan temel hususlar şöyledir:
-İran’ın üzerindeki ekonomik baskılar, onun Güney Asya’daki bölgesel dinamiklere nüfuz
etme kabiliyetini etkilemektedir.
-İran’ın devlet ve devlet dışı aktörleri Güney Asya’ya yönelik politikasını etkilemektedir
fakat ülkenin iç dinamiklerinin, önümüzdeki dönemde Güney Asya’nın istikrarına büyük çaplı
bir etkisinin olamayacağı bir gerçektir. Özellikle, İran’daki en etkin aktör olan dini lider
Ayetullah Ali Hamaney’in, görevi bıraktığı ya da öldüğü zaman halefinin kim olacağı sorusu
belirsizliğini korumaktadır.7 Dolayısıyla, 2014-2026 arasında İran iç politikasının nasıl
Bu bölüm, işbu rapor için özel olarak hazırlanmış olan ve on ülkenin Güney Asya’daki olası politikalarını ele alan arka
plan raporlarından Sadika Hameed ve Julie Halterman tarafından yazılmış ‘İran’ın Rolü’ raporu baz alınarak
hazırlanmıştır.
5 Levant, Bilâdü'ş-Şâm ya da Maşrek şeklinde de kullanılan ancak tam net olmayan coğrafi bir terim olup, tarihsel süreç
içerisinde Toros Dağları'nın güneyindeki Orta Doğu'da geniş bir alanı belirtmektedir. Batı'da Akdeniz, Güneyde Arabistan
Çölü ve Doğu'da Mezopotamya ile sınırlanmıştır. Levant bölgesi, İsrail, Ürdün, Lübnan, Suriye, Filistin Kara toprağı ve Sina
Yarımadası’ndan oluşmakla beraber, Levant terimi ilk defa İngilizce'de 1497 yılında kullanılmıştır. Orijinal olarak geniş
anlamda, Venedik'in Akdeniz doğu toprağı olarak kullanılan kelimenin asıl kökü Fransızca Levant kelimesinden
gelmektedir. Yükselme manası taşıyan kelime, güneşin yükseldiği nokta anlamıyla kullanılmaktadır.
6Tahran’ın nükleer programına ilişkin en son görüşmeler, 9-10 Haziran 2014 tarihleri arasında Cenevre’de
gerçekleştirilmiştir. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçı’nın 35 yıl sonra ABD ve İran arasında ilk kez doğrudan
gerçekleştirilen ikili görüşmelerin, "İki ülke arasında hala var olan görüş ayrılıklarına rağmen iyi geçtiğini” ifade etmesi
sürecin
olumlu
bir
atmosferde
devam
etmekte
olduğunu
göstermektedir.
Ayrıntılar
için
bkz.
http://www.dunyabulteni.net/haber/300688/arakci-muzakereler-gorus-ayriliklarina-ragmen-iyi-gecti.
7 Raporun bu kısmında Hamaney sonrası döneme ilişkin bazı tahminlerde bulunulması, Hamaney’in 2013 yılının sonlarında
ağır hasta olduğu iddia edilmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak daha sonrasında Hamaney’in tekrar kamuoyunda görünmesi
(en son 22.06.2014 tarihinde Irak’ta yaşananlarla ilgili açıklaması mevcuttur) sonucunda bu spekülasyonlar güncelliğini
yitirmiştir.
4
7/12
seyredeceğini kestirmek güç olduğundan İran dış politikasını ve Güney Asya’ya yönelik
etkilerini öngörmek de pek mümkün görünmemektedir.
-İran’daki Afgan mülteciler ve El-Kaide gibi bazı devlet dışı aktörler, Güney Asya’daki
istikrarı olumsuz etkilemektedir. Afgan mültecilerin İran’da, ayrımcılık, sınır dışı ve şiddet gibi
kötü muamelelere maruz kalmalarına Afgan yetkililer tepki gösterirken, İran hükümeti de
mültecilerin ekonomik ve lojistik yük olması nedeniyle mülteci akışlarını önlemeye
çalışmaktadır.
-İran Dışişleri Bakanlığı, Güney Asya’ya yönelik politikalar üzerinde dikkatli bir şekilde
çalışmış ve geçmişte başarılı diplomasi örneklerine imza atmıştır. Örneğin, Dışişleri Bakanı
Cevad Zarif, Afganistan’la ilgili 2001 Bonn Konferansı esnasında Dışişleri Bakan
Yardımcısı’yken; Kuzey İttifakı, ABD, Rusya ve Hindistan’la yakın temaslarda bulunarak
Karzai hükümetinin oluşumunda kilit rol oynamıştır.8
-İran açısından Afganistan’ın önemi, doğu sınırının güvenliğini sağlama ve Amerikan
etkisini sınırlama isteğinden kaynaklanmaktadır.
-İran, Taliban’ın Afganistan ve Pakistan’daki varlığından ve güç kazanmasından kazançlı
çıkabilecek durumdadır.
-İran, Afganistan’da istikrarın sağlanması için daha fazla rol üstlense bile, asıl politikası
Afganistan’daki istikrarsızlığın İran’a sıçramasını önlemek olacaktır.
-İran ve Afganistan arasındaki ticari ilişkiler sınırlı olmakla birlikte önümüzdeki dönemde
gelişebilecektir. Zira Afganistan’ın İran malları için potansiyel bir pazar olmasının yanı sıra
İran Afganistan’ın Pakistan’a olan bağımlılığını da azaltmak istemektedir.
-İran ve Hindistan ise ticari bağlar ve enerji bağımlılığı nedeniyle yakın bir ilişkiye
sahiptirler
ve
Hindistan’ın
(Pakistan’dan
geçmeyen)
Afganistan
ve
Orta
Asya’ya
ulaşabileceği alternatif ticaret yolları inşa etme çabası içindedirler. Bu noktada Afganistan’la
ortak yapılan Çabahar Limanı’nın geliştirilmesi9 ve Türkmenistan’la ortak yapılan
Uluslararası Kuzey Güney Ulaştırma Koridoru10 projeleri özel önem arz etmektedir. Ayrıca,
2001 Bonn Konferansı, Taliban ve El-Kaide karşıtlığının 1979 yılından beri birbirine düşman iki ülke olan İran ve
ABD’nin, ABD’nin Afganistan işgali sürecinde Washington’la temasa geçmesine ve işbirliği yapmasına zemin sunan en
önemli örneklerden birisidir.
9Çabahar Limanı’nın geliştirilmesi projesi, İran’ın Güneydoğu’sunda yer alan Çabahar Limanı’nın altyapısının
geliştirilmesine yönelik bir projedir. Projeye göre, Çabahar limanının yıllık 20 milyon ton yük ve petrolü taşıyabilmesi için
iki iskele yapılması planlanmakta olup, söz konusu Liman’ın altyapısının geliştirilmesi sonrasında, Hindistan ürünlerinin
Afganistan’a transit geçişinin kolaylaştırılması ve Hindistan’ın Orta Asya pazarlarına erişim imkânlarının geliştirilmesi
hedeflenmektedir. (http://tr.irna.ir/News.aspx?nid=2651440)
102000 yılının Eylül ayında, İran, RF ve Hindistan arasında imzalanan anlaşma ile gündeme delen “Uluslararası KuzeyGüney Koridoru Projesi” kapsamında, Mumbai limanından yola çıkan malların, önce deniz yoluyla İran'daki Bandar Abbas
limanına, oradan da demiryolu vasıtasıyla Hazar Denizi’ne, Hazar Denizi’nden de Saint Petersburg’a ulaştırılması
amaçlanmıştır. Projeye 8 ülke daha katılmıştır.
8
8/12
Hindistan açısından İran önemli bir petrol kaynağıdır. Öte yandan İki ülke arasında “İran’ın
nükleer silah sahibi olması ve bölgedeki nükleer dengeyi bozması” ve “Keşmir’deki
köktencileri desteklemesi” gibi bazı sorunlar da mevcuttur.
-İran, Pakistan için önemli bir enerji kaynağıdır ve genelde Pakistan ile iyi ilişkilere
sahiptirler. İran’ın Güney Pars doğalgaz sahasından Pakistan’a gaz ihraç edeceği boru
hattının yapımı ve Hürmüz Boğazı yakınında bulunan Pakistan’ın Gwadar Limanı’na bir
petrol rafinerisi inşa etmek amaçlı projeleri dikkat çekici gelişmelerdir.11
-Pakistan’a direk müdahalede bulunmaktan kaçınan İran, gelecekte de muhtemelen bu
şekilde davranacaktır fakat iki ülke ilişkilerini bozabilecek mahiyette ihtilaflı hususlar
mevcuttur: Ancak, ABD’nin bölgedeki etkinliğinin azalmasıyla birlikte Pakistan’ın İran’la daha
da yakınlaşmasının muhtemel olduğu dile getirilmektedir.
-İran dış politikasının Güney Asya’dan ziyade daha çok Levant ve Körfez’deki nüfuzunu
artırmak üzerine yoğunlaştığı aşikârdır. Yakın gelecekte de, dış politikasıyla Güney
Asya’daki istikrarı doğrudan etkilemesi mevzu bahis değildir. Yalnızca, halihazırda enerji
krizi yaşayan Güney Asya’nın enerji arzını kesmesinin sonucunda bölgeye yönelik
potansiyel bir etkisi söz konusu olabilecektir. Bu da İran’ın ancak Hürmüz Boğazını
kapatması ve enerji fiyatlarını etkilemesi ya da Körfez’de büyük bir çatışmanın içine dahil
olması suretiyle gerçekleşebilecek bir ihtimaldir.
-İran, ABD ve Batı Avrupa’yla ilişkileri bozuldukça, ÇHC ile daha yakın ilişkiler içine
girmiştir. İran’ın en büyük ticari ortağı olan ÇHC, petrolünün %10’unu İran’dan ithal
etmektedir. Ayrıca, İran’a askeri destek sağlamakta ve onu ABD’ye karşı jeo-stratejik
dengeleyici olarak görmektedir. ÇHC ile ticaret İran için önemli olduğundan bu devlet İran
politikasını etkisi altına alabilecektir.
5. ÇHC’nin Bölge Ülkelerine Yönelik Politikası :
ÇHC, Afganistan’da çıkarlarını korumak için daha aktif bir rol alması gerektiğini ve bu
coğrafyada İran’la işbirliği yapabileceğini düşünmektedir. Her iki ülke sahip oldukları ayrılıkçı
sorunlar (ÇHC-Sincan, İran-Belucistan) nedeniyle, Afganistan’ın Sünni cihatçı isyancıların
merkezi olmasını istememektedirler. Benzer şekilde ÇHC, Pakistan’la bağları çerçevesinde
Taliban üzerinde etki kurmak istemektedir ve genel olarak, Taliban ile Afgan hükümeti
arasında gerçekleşecek bir uzlaşıyı desteklemektedir. İran’ı da Afganistan’da istikrarı
İki ülke arasında 2010 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde, toplam uzunluğu 2700 km olan boru hattı Pakistan’ın
güney batısındaki Huzdar bölgesine kadar uzanacaktır. 2014 yılı sonunda tamamlanması planlanan proje ile, Pakistan,
Türkiye'nin ardından İran'dan doğalgaz ithal eden en büyük ikinci ülke haline gelecektir. 27 Şubat 2013'de yapılan
istişarelere dayanan ikinci projeye göre de, İran'ın Gwadar limanında günde 400 bin varil ham petrolü işleyen büyük bir
rafineri inşa edilecektir.
11
9/12
sağlamak için diğer unsurlarla işbirliği yapmaya teşvik etmekte ya da istikrar bozucu
eylemlerde bulunmaması için üzerinde baskı yapmaya çalışmaktadır.
Raporda, diğer aktörler arasında Körfez ülkeleri, RF ve Orta Asya ülkeleri de
sayılmaktadır. Çoğu Körfez ülkesi dini kimlik, ekonomik ilişkiler ve enerji ilişkileri nedeniyle
Pakistan’la iyi ilişkilere sahiptirler. Pakistan ve Hindistan’dan göçmen çalışan nüfusa sahip
olmalarının yanı sıra Afganistan’ın yeniden yapılanmasına farklı düzeylerde katkı
sağlamaktadırlar.
İstikrarlı bir Afganistan’dan tek zarar görecek olanlar ise Orta Asya devletleridir. Zira
Afganistan’da görece istikrar sağlanması halinde bile, hangi işbirliğine dahil olurlarsa
olsunlar konumları zayıflayacaktır. Orta Asya devletleri, ticari altyapı ve ekonomik
entegrasyon üzerine işbirliğini sürdürebilecek yollar bulmaya çalışsalar da azalan
uluslararası ilginin neticesinde bu devletler arasındaki rekabet su, enerji ve güvenlik
konularında yoğunlaşacaktır. Dahası, Afganistan istikrara kavuşup da, Orta Asya
devletlerinden biri istikrarsızlaşırsa, Pakistan’da saklanan ya da Suriye’de savaşan Orta
Asya terör örgütleri Orta Asya’ya geri dönerek RF’nin etkinliğini artırması için bir gerekçe
oluşturacaktır. Ayrıca, Afganistan’daki bir çatışmanın tırmanması da Orta Asya için durumu
daha da kötüleştirecektir çünkü mülteciler ve savaşanlar Afganistan’ın kuzey sınırlarına
kadar gelerek zaten zayıf olan sistemler üzerinde baskı oluşturacak ve daha güçlü bir Rus
güvenlik varlığının bulunmasına neden olacaklardır.
Öte yandan ABD için ise, Afganistan üzerinden gerekli transfer ve ulaşım yollarını kurmak
ve geliştirmek önemini koruyacaktır. Özbekistan ve Kırgızistan’da askeri üsleri bulunan ABD,
radikal gruplar ve Rusya-ÇHC arasındaki bölgesel güç olma yarışını yakından takip etmek
adına varlığını devam ettirecektir.
RF, ÇHC ile ekonomik açıdan işbirliği yapmakta ve Şangay İşbirliği Örgütü’nün
arkasındaki itici gücü oluşturmaktadır. Hindistan’ı stratejik ortak olarak gören RF, bu ülkenin
bölgesel askeri güç ve küresel diplomatik güç olarak yükselişini desteklemekte, Pakistan’la
da yakınlaşmaya çalışmaktadır.
6. Değerlendirme :
“Güney Asya’da Bölgesel Dinamikler ve Stratejik Kaygılar: ABD’nin 2014-2026
Güney Asya Politikası ve Stratejisinin Çerçevesi” başlıklı rapor, ABD’nin Güney Asya’ya
yönelik politika öncelikleri, stratejik kaygıları ve sınırlılıklarını, kapsamlı bir çerçevede ve
bölgesel bir perspektifle ele alan bir çalışma niteliğindedir. Bahsekonu perspektif, ABD
açısından dikkate alınması gereken öncelikler, kaçınılması gereken olasılıklar ve dahil
edilmesi gereken dinamikler şeklinde bir tasnif üzerinden geliştirilmiştir.
10/12
Raporda kurgulanan senaryolar için bir parametre işlevi gören ve ABD’nin bölgeye
yönelik temel çıkarlarına işaret eden hususlar ise, “ABD’nin güvenliğinin sağlanması”,
“Uluslararası düzenin korunması”, “Stratejik değer atfedilen devletlerin durumu”,
“ABD erişiminin korunması” ve “Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi” biçiminde
tespit edildiği görülmektedir.
Bu zemin üzerinden, ABD açısından stratejik bir çerçeve sunulmakta, bu çerçeveye
uygun olarak önem arz eden üç ülkede yaşanabilecek gelişmeler, bölgeye ilgi duyan ve etki
gücüne sahip devletlerin tutumlarını da içerecek şekilde senaryolaştırılarak ortaya
konmaktadır.
ABD için önerilen stratejik çerçevede, ABD ve müttefiklerinin ilgisinin Pakistan, Hindistan
ve ÇHC arasındaki ilişkiler etrafında toplanacağına işaret edilmekte, ABD çıkarları ve
bölgesel istikrar açısından Pakistan ve Hindistan ile ilişkili hususların Afganistan kaynaklı
dinamiklere göre daha öncelikli olacağı, bölgesel istikrar açısından ise, diğer aktörlerden (RF
ve İran gibi) ziyade ÇHC ve Hindistan’ın öncelikli konumda olacağı ifade edilmektedir.
Aynı çerçeve kapsamında, Hindistan’ın stratejik bir tercihle ÇHC’yi dengelemek üzerine
odaklanmakta olduğu, Pakistan’ın ise stratejisini Hindistan üzerine kurduğu; bu sürecin
devamı halinde ise, nükleer silahların kazara kullanımı ya da kontrol kaybı gibi risklerin
ortaya çıkabileceği, Pakistan’ın imkânlarını ülke içi radikal gruplarla mücadele yerine
Hindistan’a yönlendirmesi nedeniyle de bölgesel istikrarın zarar görebileceği ifade
edilmektedir.
Rapor kapsamında yapılan analizler sonucunda, ABD’nin bölgeye yönelik politikasının,
birbirinden çok farklı üç ülke üzerine inşa edilmesi ve ikili ilişkiler çerçevesinde
yürütülmesinin gerektiğine işaret edilmekte ve temel olarak,
-Hindistan ile askeri ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, bu ülke aracılığıyla ÇHC’nin
Güney Asya’da dengelenmesi,
-Pakistan’da istikrarın sağlanması, terörizmle etkin mücadele edilmesinin sağlanması ve
nükleer silahların yayılmasının engellenmesi,
-Afganistan’da köktenciliğin yok edilmesi, ülkede barışçıl geçişin sağlanarak Devletin
başarısız kılınmasının engellenmesinin önemli hedefler olarak tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Bu hedeflere yönelmiş bir ABD için Güney Asya’da dikkate alması gereken birincil
dinamikler ise, ÇHC-Hindistan ilişkileri, Pakistan’ın askeri gelişimi ve Pakistan’daki sosyal
aksaklıklar olarak belirlenmiştir. İkincil dinamikler ise, ABD-İran ilişkileri ve Afganistan’ın
geleceği ile ilişkilidir. Bu dinamiklere bağlı olarak engellenmesi gereken durumlar ise,
11/12
senaryolar eşliğinde ortaya konmuş ve Hindistan ve Pakistan’ın karşılıklı sınır ötesi
saldırılarda bulunması, Pakistan’ın iç çatışmaların tırmanması ve Afganistan’ın iç
çatışmalarının tırmanması olarak ele alınmıştır.
Sonuç olarak da, ABD’nin çıkarları açısından, Güney Asya’daki aşırı unsurların
etkinliğinin artması ve KBRN silahlarının yayılması birincil öncelik, Hindistan’da çıkabilecek
bir ekonomik krizi ikincil öncelik olarak değerlendirilmiştir.
Bahsekonu stratejik çevre kapsamında, ABD’nin, çok bileşenli enstrümanlarla, özellikle
Pakistan ve Hindistan arasındaki işbirliğinin artırılması, Pakistan ve Afganistan arasında
gerginliklerin azaltılması ve her iki ülkedeki iç tehditlerin azaltılması gibi hedeflere
yönelmesinin gerekliliği ortaya konmaktadır. Ancak hedefler doğrultusunda hareket edilirken
de, ÇHC’nin her üç ülkeyle de sahip olduğu ilişkilerin düzeyinin hesaba katılması ve aynı
stratejik çerçeve içinde, ÇHC ile ilişkilerin belirli bir seviyeye oturtulması ve ABD’nin temel
çıkarlarına hizmet edecek hedeflerinin makul bir bakış açısı ile inşa edilmesinin gerekliliğine
vurgu yapılmaktadır.
EKLER:
EK-1
Hindistan-Pakistan Çatışması Senaryosu.
EK-2
Pakistan’daki İç Çatışma Senaryosu.
EK-3
Afganistan’da Çatışmaların Tırmanması Senaryosu.
12/12
Download

İndirmek İçin Tıklayınız