Habibe Işık
[email protected]
“Risale-i Nur
ruh, kalp, akıl ve vicdanımıza
ebediyetin anahtarını verir.”
Mustafa Ulusoy
RÖPORTAJ
Psikiyatrist Mustafa
Ulusoy bu sayımızda
Genç
Yorum dergimize misa
fir oldu. Ulusoy’a kend
in
e
has
Risale-i Nur Okuma
Metodlarının olup olm
ad
ığını,
onun için Risale-i Nu
r’un ne ifade ettiğini
ve Risale-i
Nur’un Psikiyatri bil
iminin ilgilendiği kavr
amlardan
en çok hangisine değin
diğini, Risale-i Nur’un
dili hakkında ne düşündüğün
ü sorduk. Ulusoy; “Risa
le-i Nur,
kendine has bir dile sa
hiptir. Bu dil başta zo
r görünür
ama sabredenlere, na
zlanmayanlara o da na
zlanmaz,
kendini o kişilere açar
ve hatta yardımcı olu
r.
Risale-i
Nur’un diliyle oynama
k onu daha anlaşılır ha
le getirmez. Onun dokusunu
bozar, Risale-i Nur’u
Risale-i
Nur olmaktan çıkarır.”
diyor.
26 2014
EKİM
Risale-i Nur’un milyonlarca
insanın üzerinde tesir eden
bir metin oluşunun bir sırrı
da kanaatimce bizi fanilikle
barıştırması, nefsimizi
ölümlü oluşumuzun kötü bir
şey olmadığına ikna edişi ve
ruh, kalp, akıl, vicdanımıza
ebediyetin anahtarını vermesidir.
Hayatımızın hiçbir anının
kaybolmadığını, ebedileştiğini
göstererek bize derin bir “oh”
dedirtir.
Bir psikiyatrist olarak Risale-i Nur size
ne ifade ediyor?
Bir psikiyatrist olarak Risale-i Nur deyince
zihnimde bazı kelimeler zuhur eder. İnsan, kainat, varoluş, varoluşun anlamsızlık acısı, ayrılık,
fanilik, ölüm, ebediyet, beka, insanın önemi ve
şuur illa da şuur.
İnsana dair bilebildiğim ne varsa bunun çoğunu psikiyatriye değil Risale-i Nur’a borçluyum.
Psikiyatri genelde insanı çözmeye çalışmaz. Psikiyatrinin derdi psikiyatrik hastalıklardır. Dikkatini hastalıkların daha ziyade biyolojik temellerine odaklamıştır.
Risale-i Nur için temel meseleyse insanın ve
kainatın yani varoluşun sırrıdır. Kur’ân ayetlerindeki varoluşun sırrını keşfeder, zahiri ve
batıni mânâları açığa çıkartır ve kalbimizin yaralarını sarar. İnsanın dertlerini, temel varoluş
acılarını, mutluluk ve mutsuzluk kaynağını çok
net ve oldukça kendine güvenen bir tarzda önümüze koyar. Kur’ân’ın müthiş bir tefsiri olan Risale-i Nur, kendini Kur’ân’a yasladığı için de oldukça kendine güvenen bir metindir. Kem küm
etmeden konuşur, söylediklerini delil ve bürhanlarla söyler. Risale-i Nur’un bende uyandırdığı
etkinin bir temel nedeni de bu Kur’ân’a güvenmekten kaynaklanan kendine olan güvenidir.
İnsan psikolojisine dair Risale-i Nur’da
en çok dikkatinizi çeken husus nedir?
Risale-i Nur, insanın temel acılarının etkileyici biçimde farkındadır. İnsan denilen varlığı
zerrelerine kadar tanıdığını hissederim Risale-i
Nur’un. İnsan psikolojisine dair dikkatimi çeken
birçok kavram olmakla birlikte, en önemsediklerimden birinin Kâinatın Rabbi’nin insana verdiği önemi ve değeri nazarlarımıza sunmadaki
müthiş başarısıdır. Başını semaya çeviren her
insan, sınırsız uzay boşluğunda insanın cimrinin küçüklüğü karşısında hayrete düşer ve ‘’Bu
sınırsız kainatta ne gibi bir önemim var ki?’’ sorusunu sorar. Risale-i Nur’da, baştan sonra mealen, ‘’İnsanı yeryüzünün halifesi kıldık (Sâd; 26)’’
ayetinin etkisini görürüz. Risale-i Nur okuyan
birisi farkında olarak ya da olmayarak varoluş
değerini hisseder ve değersizlik gibi insanın en
önemli yarasının şifasına kavuşur.
Risale-i Nur’da İslam’ın kendi değerlerini esas alan kavram ve teorilerin geliştirilmesi hususunda yardımcı olduğu düşünülecek olursa Risale-i Nur Psikiyatri biliminin
ilgilendiği kavramlardan en çok hangisine
yer veriyor?
Psikiyatri tek, homojen bir bilim değildir.
İçinde birçok ekolleri, yaklaşım tarzlarını barındırır ve bunların çoğunun insana bakış tarzı farklılık arz eder, hatta birbirine zıtlık içeren
yaklaşımlar bile vardır.
Kendi çalışma alanım olan “Varoluşçu Psikoterapi” açısından sorunuza cevap vermeye
çalışırsam; insanın birkaç temel acısı vardır.
Bunlardan biri anlamsızlıktır. Kimse hayatının
anlamsız olmasını istemez, buna dayanamaz.
Risale-i Nur baştan sonra bize insanın anlamını,
insana Yaratıcısının verdiği değer ve önemi vurgular. Bunları Kur’ân ayetlerine istinaden yapar.
Başka bir diğer mesele, hayatın fani oluşu, başlangıcı ve bitişi oluşur. Geçicilik hissi en temel
varoluşsal acı kaynağıdır ve Risale-i Nur kadar
bu konun farkında olan başka bir metin var mı
bilmiyorum. Risale-i Nur’un milyonlarca insanın üzerinde tesir eden bir metin oluşunun bir
sırrı da kanaatimce bizi fanilikle barıştırması,
nefsimizi ölümlü oluşumuzun kötü bir şey olmadığına ikna edişi ve ruh, kalp, akıl, vicdanımıza
ebediyetin anahtarını vermesidir. Hayatımızın
hiçbir anının kaybolmadığını, ebedileştiğini göstererek bize derin bir “oh” dedirtir.
Bunların dışında mesela, psikiyatride obsesyon dediğimiz vesvese hastalığına yönelik açıklamalarından psikiyatri biliminin öğreneceği
27 2014
EKİM
çok şey olduğu kanaatindeyim. Vesvesenin şifasına yönelik kullandığı kimi analojiler hayranlık
uyandırıcıdır. Yine psikiyatrideki kaygı, endişe
kavramlaştırmaları Risale-i Nur’un endişeye getirdiği çözümlerden çok şey kendine katabilir.
Bir psikiyatrist olarak Risale-i Nur okumalarınızda nasıl bir metot uyguluyorsunuz? Biz gençlere bu konuda yeni pencereler
açabilir umuduyla söylemek istedikleriniz
varsa çok memnun oluruz.
Risale-i Nur sanki benim için hatta sırf benim için yazılmış gibi gelir bana. Sanırım herkes
bunu böyle hisseder. Okurken nefsimi karşıma
almaya çalışır “Bak, Said Nursî’nin tefsirini yaptığı şu ayet sana ne diyor, bir dinle bakalım,” demeye çalışırım.
Yapmaya çalıştığım başka bir şey de şu: İnsan
lafzı geçen yerlerde, bu kelimenin yerine ismimi
koyarım. Diyelim, Birinci Söz’ü okuyorum ve
karşıma şu ibare çıktı: “Ey insan, hiç mümkün
müdür ki: Sana bu sîmayı veren, o sîmada böyle
bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’eden zât, seni başı boş bıraksın; sana ehemmiyet
vermesin; senin harekâtına dikkat etmesin; sana
müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın; hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın! ” Bu metindeki ‘’Ey insan,’’
ifadesinde insan yerine ismimi koyup bir de öyle
okumaya çalışırım. Bunun metinle aramdaki
bağı daha kuvvetlendirdiğini ve metnin etkisini
artırdığını hissediyorum.
Söyleyebileceğim bir başka hususta, dikkatimi çeken bir kavram olunca bu kavramın Risale-i
Nur’da geçtiği tüm yerleri okumak da çok bereketli oluyor. Mesela, bir ara sıkıntı hissini merak
etmiştim. Risale-i Nur arama motoruna ‘’sıkıntı’’
28 2014
EKİM
yazarak bir tarama yaptım, kendimle ve insan
psikolojisiyle ilgili kıymetli bilgilere ulaştım.
Risale-i Nur’un dili hakkında ne düşünüyorsunuz? (Sadeleştirmeye şiddetle karşı
çıktığınızı biliyoruz.)
Genel bir şikayet, Risale-i Nur’un dilinin ağır
olduğudur. Buna katılmıyorum. Eğer denirse ki,
Risale-i Nur ağır bir metindir, evet tümüyle katılırım. Risale-i Nur’un ağır bir metin olmasının
nedeni dili değil, ihtiva ettiği konuların, dert ettiği meselelerin ağır ve derinlikli olmasıdır. Yazarının da belirttiği gibi öyle gazete okur gibi, macera
romanı okur gibi okunamaz Risale. Hatta kişisel
kanaatim, Risale-i Nur’un salt okunacak bir metin olmadığıdır. Risale-i Nur üzerinde çalışılacak
bir metindir. Çalışmak için de okumak gerekecektir elbette ama sadece okumakta bırakmak
istifadeyi yok etmez ama ciddi oranda azaltır.
Bir başka husus, Risale-i Nur, kendine has
bir dile sahiptir. Bu dil başta zor görünür ama
sabredenlere, nazlanmayanlara o da nazlanmaz,
kendini o kişilere açar ve hatta yardımcı olur. Risale-i Nur’un diliyle oynamak onu daha anlaşılır
hale getirmez. Onun dokusunu bozar, Risale-i
Nur’u Risale-i Nur olmaktan çıkarır.
İlginç bir anımı paylaşayım. Risalelerin sadeleştirilmesine müspet bakan ve çok iyi Arapçası
olan birine sormuştum: Siz Risale-i Nur’u anlamakta dil açısından bir sıkıntı yaşıyor musunuz?
“Hayır”, demişti. Peki, diye yeniden sormuştum:
“Risale-i Nur’daki bahisleri hakkıyla anladığınızı
söyleyebilir misiniz?” Kesinlikle hayır, demişti.
Görüldüğü üzere, dil sorunu yaşamayan insanlar
hâlâ Risale-i Nur’u hakkıyla anladıklarını iddia
edemiyorlar. Çünkü sorun Risalelerin dili değil.
Belki de sorun bizim kalbimiz.
Download

“Risale-i Nur - Mustafa Ulusoy