BİR CEM KÜLTÜR EVİ
düzenlenmiş bir belkemiği, bir galeri,
üzerinde yerlerini alıyor.
ORHAN ÖZGÜNER Mimar
KONU
Tasarlanan projenin ilk versiyonu,
Cem Vakfı’nın 1996 yılında açtığı
mimari proje yarışmasına
sunulmuştur. Bu, çok iyi araştırılıp
hazırlanmış, yarışmacıları özgür
bırakan, kısıtlamalardan uzak bir
yarışma idi. Türkiye’de ilk örneğini
oluşturuyordu. Asıl önemli nokta da
yarışmanın amacı belirtilirken
“...çağdaş bir biçimde...” ve
“...çağdaş Türk mimarisi içinde...”
diye, olayın çağdaşlık boyutuna
yapılan vurgulama idi. Bu çok
önemli çağdaşlık ölçütü, aradan 18
yıl geçmiş olmasına rağmen
güncelliğini koruyor.
PLAN KURGUSU
Cemevi diğer dini yapılar gibi,
işlevsel açıdan karmaşık bir yapı
değil. Kültürel ve estetik açıdan ise
zor ve önemli bir konu. Tarihten
referans alınabilecek örneklerin yok
denecek kadar az olması, olayı
daha da zorlaştırırken tasarımcıyı
yaratıcılığında özgür bırakıyor.
Plan kurgusunda iki ana öğenin ön
plana çıkartıldığı, diğer bütün ikincil
mekanların alt katlara itildiği açık
olarak okunuyor. Bir tarafta uhrevi
semah salonu, diğer tarafta
dünyevi lokma evi, uzunlamasına
Bu eksen, kavisli biçimi ile dünyayı
ve giderek evreni çağrıştırıyor.
Yapısal açıdan bu bir tonoz, olası
kurşun kaplı ve bu hali ile, cami
tonozları ile de bir yakınlık kuruyor.
Cemevine arkasındaki dizili servi
ağaçlarının yönlendirdiği bir
yürüyen duvar önünden geçilerek
geliniyor. Duvar, uzunluğu boyunca
geriye doğru yaslanmış bir
görünümde, önünden geçenlere
saygılı bir duruş sergiliyor. Servi
ağaçları ince uzun boyları ile
rüzgarda dervişler gibi salınıyorlar.
Insanlar yaklaşırken gizemli bir
ortama giriyor. Taş döşeli yol, kapı
önünde özel karşılamalara olanak
verecek şekilde genişliyor.
Cem salonu giriş nivosuna göre;
yarım kat yukarıda lokma evi, yarım
kat aşağıda ise kültürel etkinliklerin
gerektirdiği mekanlar yerlerini alıyor.
Başka bir deyişle, bu iki etkinlik
grubu cem salonuna eşit mesafede
bulunuyor; ancak lokma evi daha
büyük bir kalabalığı çekeceği için
ve toplumsal öneminden ötürü üst
nivoda bulunuyor. Merdiven kolları
varılacak hedefe doğru gittikçe
genişliyor. Alt kata inen basamaklar
bahçeye doğru uzanarak bir
açıkhava tiyatrosuna dönüşüyor.
Kütüphane, çocuk oyun odası,
seminer odası ve atölye bu açık
anfinin sahnesi yönüne açılıyor.
Yılın belirli günlerinde ve cem
salonu’nun yetmediği durumlarda,
örneğin yatır semahları’nda
açıkhava anfisi kalabalık
toplulukların biraraya gelmesine
olanak sağlıyor. Tiyatroda semah
türküleri, tasavvuf müziği icra
ediliyor, değişik sosyal etkinliklerde
de kullanılıyor.
Galerinin cem salonuna yakın
kısmında abdest alma ve vestiyer,
lokma evi ucunda ise temizlik
blokları bulunuyor. Lokma evi için,
farklı bir yönden gelen ayrı bir giriş
yine, bağlayıcı galeriye açılıyor.
Bahçenin bu tarafında bu defa;
dut, çitlembik gibi kuşların,
güvercinlerin sevdiği ağaçlar
bulunuyor. Özellikle ak güvercinler,
hem doğaya katkıları hem de
simgesel görüntüleri ile çevreyi
daha anlamlı kılıyor.
Yunus’um ben
Baba İshak’ım
Bedrettin’im, Pirsultan’ım,
Teslimabdal’ım
Akarsuyum, merhabayım,
Anadolu’yum
Ak güvercin kılığında
Hacıbektaş’ım
Hasan Hüseyin
CEM SALONU
Cem salonu’nun şekillenişini kısaca
daire içinde bir kare diye
soyutlayabiliriz. Bu sade yaklaşım bir
çok simgeyi de beraberinde
getiriyor. Dairenin yönsüz olmasına
karşılık karenin birbirine dik eksenleri
ve köşelerden gelen diyagonal
eksenler dünyanın başlıca 8 yönüne
işaret ediyor. Dört kolon, modülün
sağladığı kaneviçe içinde köşelere
doğru çekilerek yerlerini alıyorlar.
Kolonların alışılmışın dışında
diyagonal olarak yerleşmeleri
diyagonal eksenlerin
vurgulanmasına yardımcı oluyor.
Bu oturuş, üçüncü boyuta da
yansıyor ve bir ağacın dalları gibi
üst üste yığılarak, hayat ağacı’na
bürünüyor. Çağrışımı daha da
kuvvetlendirmek için, yapımda
ahşap kullanılmıştır. Dört hayat
ağacı köşelere doğru çekilerek,
ortada rahat boş bir alan bırakıyor.
“Burası kırklar meydanı, ezelin
başlangıcı, ebedin sonudur.”
Sekizgenin dört kenarını hayat
ağaçları oluşturuyor ve onların
doğal bir devamı olarak göğe
doğru bir kümbet şekilleniyor.
Böylece bu defa yukarıdan aşağıya
doğru karenin, dairenin üst üste
çakışan merkezlerinden bir dikey
eksen geçiyor, kutsal mekanın
Dünya Ekseni, Axis Mundis.
Salon’un şekillenişinde, vurgulanan
simgesel boyutların yanısıra ışık
niteliğine de önem veriliyor. Tanrısal
ışık yukarıdan süzülerek geliyor, ve
gün boyu mekanın içinde dolaşıyor.
Eğik yüzeyler ahşap güneş kırıcıları
ile göğe doğru tırmanan katlara
dönüşüyor. 12 kat arasından güneş,
yarı saydam mermerden geçerek
yönlenme nasıl olursa olsun günün
her saatinde kutsal mekana iniyor.
Cem salonu’nu yuvarlak bir duvar
tamamen çevreliyor. Daire evreni
simgeliyor, sonsuz yönü var; diğer bir
deyişle hiç yönü yok, yönsüz. Ne
tarafa dönersen Allah oradadır.
Daire iki koldan uzanarak adeta
gelenleri karşılıyor, onları kucaklıyor.
Gene gel, gene
Ne olursan ol,
İster kâfir ol, ister mecûsi, ister
putperest,
İster yüz kere tövbe etmiş ol,
İster yüz kere bozmuş ol tövbeni
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,
Nasılsan öyle gel…
Mevlana
Cem salonu’nu çevreleyen duvarın
güncel bir işlevi de var. Trafik
gürültüsünden, istenmeyen
görüntülerden ve tozdan koruyor.
Dış dünya ile ilişkisini kesip onu iç
aleme çeviriyor. Duvar ile salon
arasında bir yansıma havuzu var.
Su, belki de simgelerin en yoğunu,
en yüklü olanı, insanın, hayatın
vazgeçilmez unsuru. Doğanın en saf
temsilcisi. Işık yansımaları ile bu
havuz, cem salonu’na giren ışığın
niteliğini de zenginleştiriyor.
Dairesel duvar, cem salonu’ndan
gelen eksenler boyunca, 12
parçaya ayrılmış, her bir parça bir
imam’ı simgeliyor, herbirinde bir
kurna var, kuşlar, ak güvercinler su
içsinler diye.
Ana kapıya varan yaklaşım yolu,
Peygamber’in en yakını Ali’nin ismi
ile son buluyor.
İlmin Kenti Benim Kapısı Ali’dir
Hadis
Bu çok sevilen bir hadistir; örneğin
İsfahan’ın kente giriş kapılarından
biri üzerinde de Arapça özgün hali
ile çini üzerine yazılıdır.
LOKMA EVİ
Cem salonu içe dönük uhrevi,
lokma evi ise dışa dönük dünyevi.
Lokma evi cem salonu nivosundan
yarım kat yukarıda; fakat yüksekliği
salonu aşmıyor, kütle olarak daha
alçakgönüllü. Simgesel açıdan da
salon kadar yüklü değil. Gene de
kendine özgü nitelikleri var. Mekanın
orta kısmı yukarıdan aydınlatılıyor.
Uzanan ışık bacaları eski tüteklikli
evlerin duman bacalarını
anımsatıyor. Mutfakta yemek geniş
bir davlumbazın altında orta yerde
pişiyor, eski evlerdeki tandırın yerini
alıyor.
Lokma evi’ndeki 300 kişi oldukça
büyük bir topluluk, bunları 3-4 kişilik
masalarda oturtmak mekanı
düzensiz bir hale sokacağından,
büyük yuvarlak masalar tercih
edildi. Bir masa etrafında 12 kişi
oturuyor, masa ölçüsü buna göre
verilmiş. İnsanlar arasında karşılıklı
görsel ve işitsel iletişim kolayca
sağlanıyor, birliktelik ve paylaşma
duygusu en yüksek düzeyine
ulaşıyor, bir ibadet tarzı. Yuvarlak
masa dört parçadan oluşuyor, bu
parçaların değişik şekillerde bir
araya gelmeleri ile, farklı, sergileme
masaları gibi, işlevlere yanıt verecek
düzenlemeler olabiliyor.
Gerek cem salonu gerekse lokma
evi, ortak iletişim alanı olan galeriye
geniş pivotlu kapılar ile bağlanıyor.
Bu kapılar mekana esneklik
getiriyor, hepsi açıldığında ortaya
değişik amaçlar için kullanılabilecek
geniş bir alan çıkıyor.
Mekanların iç ve dış kabuklarını
oluşturan duvar yüzeylerinde,
malzemeleri oldukları gibi,
işlenmemiş halleriyle gösteren yalın
bir anlatım tercih edildi. Betonarme
duvarlar kalıptan çıktığı gibi brüt
bırakılıyor. Kalıp izleri, fuga çizgileri,
gergi delikleri yapının bezemesini
oluşturuyor. Yapımın bıraktığı izlerle
yetinilen, saf, sade bir bezeme
anlayışı.
Lokma evine esas yaklaşım
galeriden. Bunun yanısıra, ikinci,
farklı yönden bir giriş daha var; çöl
bahçesi girişi. Burada altıgen
kaneviçe içinde kurgulanmış zengin
bir grafik anlatım yerini alıyor.
Altıgenin her bir diliminde,
Muhammed ismi tekrarlanıyor.
Ortada ise bu defa Ali ismi 3 defa
kırmızı hatlarla sıralanıyor. İlginç
olanı kalan beyaz hatlar da 3 defa
Ali ismini tekrarlıyor. Böylece pozitif
kırmızı ve negatif beyaz hatlar
birbirlerini tamamlıyorlar. Yapı
sanatındaki iç ve dış mekan
kavramı, bu defa iki boyutlu yazı
sanatında bir uygulamasını buluyor.
Download

BİR CEM KÜLTÜR EVİ ORHAN ÖZGÜNER Mimar KONU