Sûfî Araştırmaları - Sufi Studies
SAYI 8
Yunus Emre. Editör: Ahmet Yaşar Ocak. Ankara: T.C. Kültür ve
Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü
Yayınları, 2012, 498 sayfa, ISBN: 978-975-17-3590-4.
Gürol PEHLİVAN∗
Türkiye’de Yunus Emre, Fuad Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (İstanbul 1918) isimli eseriyle bilim dünyasının gündemine gelmiş ve
özellikle 1970’li yıllardan itibaren devam eden bir ilginin nesnesini oluşturmuştur. Maalesef bu ilginin sonucunda ortaya çıkan çalışmaların değeri oldukça tartışmalıdır. Yapılan sempozyumlar ve yayımlanan makalelerin çok
defa birbirinin tekrarı mahiyette olduğu görülmektedir. Bu genel tablo içinde
değerini günümüzde de devam ettiren çalışma sayısı nispeten azdır.
Ahmet Yaşar Ocak’ın editörlüğünü yaptığı Yunus Emre isimli anma kitabı, yukarıda çizdiğimiz tablo içinde önemli bir yayın olarak göz doldurmaktadır. Büyük ve küçük boy olarak iki şekilde basılmış olan eserin küçük
boy baskısını tanıtacağız. Değerli bir “Sunuş” (9-14) yazısının ardından, kitapta yer alan makaleler şunlardır:
Tuncer Baykara, “Sufi ve Çevre: Yunus Emre Anadolu’sunda Siyasal
ve Toplumsal Ortam” (15-43). Yazar, makalesinde “tarih, coğrafî çevre, kıtlıklar, iskân, şehir, garipler, eğitim, vakıflar, tekkeler” gibi konularda Selçuklu
devri Anadolu’su hakkında bilgi vermiştir. Burada dikkati çeken husus, bilgi
verilen konuların Yunus Emre’nin şiirleri veya menkıbeleriyle yakından ilgili
olmasıdır. Böylece kısaca da olsa, şiirlerin söylendiği bağlam aydınlatılmıştır.
Ahmet Kartal, “Yunus Emre’nin Anadolu’sunda Kültürel ve Entelektüel Hayat” (43-96). Kartal, makalesini, “Müspet Bilimler, Düşünce Hayatı,
―――――――――
∗
Öğr. Gör., Celal Bayar
[email protected]
Üniversitesi,
Türk
Dili
ve
Edebiyatı
Bölümü.
95
Mevlânâ Düşüncesi Araştırmaları Derneği
Toplumsal Bilimler, Medreseler, Din ve Tasavvuf, Tarikatlar ve Sufi Çevreler,
Büyük Tasavvufi Düşünce Akımları, Yunus Emre, Tasavvuf ve Şiir, Tasavvuf ve Halk Müslümanlığı, Türkçe” gibi başlıklara ayırıp devir hakkında bilgi
vererek, değerlendirmelerde bulunmuştur. Emek mahsulü olan bu yazıda,
başlıklardan birini oluşturan “müspet bilimler” ifadesine dikkat çekmek istiyoruz. Türkiye’de “pozitif (!)” karşılığında kullanılan bu kelime, Batı’da 1819. yüzyılda doğa bilimlerini, bilimler hiyerarşisinin en üstüne koyan tavrın1
dildeki ifadesidir ve günümüzde artık kullanılmamaktadır.
Semih Tezcan, “Eski Anadolu Türkçesi ve Yunus Emre Şiirlerinin Dili Üzerine” (97-124). Bu makalesinde Tezcan, öncelikle Yunus Emre’nin hiçbir şiirinin “onun söylediği gibi” kalmamış olduğu (100-101) tespitini yapmaktadır. Ayrıca Yunus Emre’nin sanıldığının aksine 13. yüzyılda değil, 13.
yüzyılın sonlarında ve 14. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığını düşünmektedir
(101). Yunus Emre’nin yazmalardaki şiirlerinden hangilerinin ona ait olduğu
sorusunu soran yazar, mevcut “gerçek Yunus şiirleri” yayınlarının yetersizliğine değinmekte (106), hatta bu bağlamda içindeki manzumelerin bayağı bir
zevkin ürünü olmasından hareketle, Risâletü’n-nushiyye’yi onun eseri saymamaktadır (106-107). Makalenin devamında Tezcan, Yunus Emre’nin dilinin “kolay” olduğu yargısının esassız olduğunu belirtmiş, bu şiirleri anlamak için
bilinmesi elzem dilbilgisi özelliklerini ve kelimeleri kısaca vermiştir (108-120).
Son olarak Yunus Emre şiirlerinin yayınlarında görülen bazı okuma hatalarını ve metin onarımıyla düzeltilebilecek noktaları kısaca gösteren yazar, daha
Yunus Emre’yle ilgili yapılacak işlerin ne kadar çok olduğunu gözler önüne
sermiştir.
Semih Tezcan, “Yunus Emre’nin Adı” (125-142). Kitaptaki ikinci makalesinde Tezcan, şairin isminin iki öğesini ele almaktadır. Öncelikle Yunus
isminin “Yonus” olduğunu açıklamaktadır (125-128). İkinci olarak da Emre
kelimesinin anlamı üzerine çeşitli görüşleri verip eleştirdikten sonra (128-132),
kelimenin Farsça “hemrâh (yoldaş)” kelimesinden geldiğini savunmuştur (133138).
Turan Alptekin, “Üç Yunus: Yunus Emre-Âşık Yunus-Bizim Yunus”
(143-182). Alptekin bu yazısında, mevcut Yunus Emre şiirlerinin üç ayrı Yunus’a ait olduğunu ileri sürmüştür. İlki Yunus Emre (1238-1320)’dir. Bu Yunus’un tarikat silsilesi, Tapduk, Saltuk ve Barak’a bağlanmaktadır (146). 146158. sayfalar arasında bu kişiye ait olduğu düşünülen on dört şiir verilmiştir.
İkinci isim, 14. yüzyılda yaşayan ve ilk Yunus Emre’nin halifesi olup
Risâletü’n-nushiyye’nin yazarıdır (158-159). 161-163. sayfalar arasında şiirlerinden
―――――――――
1
96
Gulbenkian Komisyonu, Sosyal Bilimleri Açın Sosyal Bilimlerin Yeniden Yapılanması Üzerine Rapor,
çev. Şirin Tekeli, İstanbul: Metis Yayınları, 1996, s. 60-67; Hilmi Ziya Ülken, Bilgi ve Değer,
İstanbul: Ülken Yayınları, 2001, s. 159.
Sûfî Araştırmaları - Sufi Studies
SAYI 8
beş örnek verilmiştir. Son olarak, Alptekin’in “Bizim Yunus” olarak adlandırdığı ve 1439 yılında vefat ettiğini belirttiği mutasavvıf gelmektedir. Sivrihisar çevresinde veya Sakarya nehri kenarındaki köylerden birinde yaşamış olan
bu zatın şiirleri de 169-180. sayfalar arasında verilmektedir.
Ahmet Yaşar Ocak, “Yunus Emre: 13-14. Yüzyıllar Arasında ‘Bir Garip Derviş-i Kalender-reviş’ yahut Önce Kendi Zaman ve Zemininin İnsanı”,
(183-198). Ocak, bu çalışmasında öncelikle Yunus Emre’ye ideolojik olarak
yaklaşan, dolayısıyla tarih ve zaman dışı olan yaklaşımları ele almakta, bunları dört gruba ayırmaktadır:
Öncelikle, Yunus Emre’yi, yüksek tasavvufî fikirleri halk için popülerleştiren bir sûfî olarak gören yaklaşım; ikinci olarak, Yunus’u, erken hümanist akımın temsilcisi gören anlayış; üçüncüsü, bu mutasavvıfı, İslam ile
Türklüğü başarılı biçimde mecz eden bir mutasavvıf olarak gören milliyetçi
bakış açısı; son olarak da onu, Alevi-Bektaşi anlayış içinde kabul eden yaklaşım (185-186).
Bu tespitleri yaptıktan sonra araştırmacı, Yunus’u doğru anlayabilmek
için üç şart ileri sürmektedir: Öncelikle, Yunus’un yaşadığı devri bütün boyutlarıyla bilmek; ikinci olarak, bu devirde Anadolu’da faaliyet gösteren tasavvufi akımları ve temel özelliklerini bilmek; son olarak da, ilk iki ölçü ışığında Yunus’un eserlerini anlamak ve yorumlamak (187-188).
Araştırmacı, daha sonra Yunus’la ilgili kaynaklar üzerinde durmuş, bu
bağlamda elde hâlâ herkesi tatmin eden bir Divan neşrinin, Mustafa Tatçı’nınki hariç, bulunmadığının altını çizmiştir. Akabinde Yunus’la ilgili problemleri, biyografisi ve tasavvufi hüviyeti olarak ikiye ayıran (188-191) Ocak;
makalesinin son çeyreğinde, Yunus Emre’nin Melâmetî ve Kalenderî-meşrep,
vahdet-i vücud’çu bir Anadolu sûfîsi olduğunu ileri sürmektedir. Bu kısımda
bu Melâmetî anlayışla Yunus’un şiirlerindeki temaların benzerliği, Yunus’un
da Melametî-Kalenderî dervişleri için tipik olan seyyahlığı, tekke sahibi bir
şeyh olması, cemâlperestliği, şiiri fikirlerini yaymak için kullanması üzerinde
durulmuştur. Ayrıca Mevlânâ ile mukayese edilerek ikisinin de MelâmetîKalenderî tasavvuf anlayışını farklı toplumsal gruplara telkin ettiklerini öne
sürmüştür (191-198).
Haşim Şahin, “Yunus Emre’nin Şeyhi Tapduk Emre” (199-227). Şahin’in adı geçen yazısı, şu ana kadar Tapduk Emre üzerine yapılmış en geniş
çalışma olup onun hayatıyla ilgili olarak çeşitli kaynaklarda verilen ve açıkçası
çok da güvenilir olmayan bilgileri değerlendirme gayretinin ürünüdür. Bu
arada makaledeki bir hatayı da düzeltmek istiyoruz. Müellif, s. 215’de “XIX.
yüzyılda yaşamış meşhur Nakşbendî şeyhi İsmail Hakkı Bursevî’ye” şeklinde bir ifade
kullanmakta ve bunu Yadigâr-ı Şemsî (609) ve Ahmet Yaşar Ocak’a dayandır-
97
Mevlânâ Düşüncesi Araştırmaları Derneği
maktadır.2 Öncelikle Yadigâr-ı Şemsî’nin ilgili yerinde İsmail Hakkı Bursevî’nin
adı geçmemektedir. Ocak ise, kitabının 196. sayfasında (Şahin, sayfa numarasını 200 olarak vermiştir) Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar isimli
eserine atıf yaparak bu bilgiyi vermektedir. Köprülü’nün ilgili kitabında sadece “İsmail Hakkı Bursevî” denmiş, yaşadığı yüzyıl ve tarikatı bahis konusu
yapılmamıştır.3 Bursevî’nin Nakşibendî olduğu bilgisi, Ocak’ın eklemesidir.
Ocak’ın ifadesini aynen alan Şahin, onun hatasını sürdürmüştür. Bilindiği
gibi, İsmail Hakkı Bursevî 17.-18. yüzyılda yaşamış bir Celvetî şeyhidir. Ne
Bursevî’de ne Yâdigâr-ı Şemsî’de ne Ocak’ta ne de Köprülü’de Nakşibendîlikten bahis vardır. Sadece Köprülü, Yesevîlik ihtimalini ileri sürmüştür.4 Şahin,
tahminimizce, Bursevî’nin Nakşibendî olduğu hatasından yola çıkıp
Yesevîlik-Nakşibendîlik ilişkisini de göz önünde bulundurarak böyle bir yoruma gitmiş; böylece, kaynakların söylemediği bir bilgiyi onlara söyletmiştir.
Turan Alptekin, “Yunus Emre Divanı ve Risaletü’n-Nushiyye’si”
(229-259). Daha önce yayımlanmış konuyla ilgili bir kitabının5 özeti niteliğinde bulunan makalesinde Alptekin, Yunus Emre’nin Divan’ında bulunan
tüm şiirlerin ona ait olmadığını, bunların Divan’da dört tabaka halinde yer
aldığını öne sürmektedir. En alttaki tabaka yedi heceli mâni tipi şiirlerden
oluşan, 13. yüzyılda yaşamış Yunus Emre, Miskin Yunus, Derviş Yunus mahlaslarıyla görülen ilk şaire ait kısımdır. İkinci tabaka, aruz veznine geçiş ve
kentleşme süreci içinde 14. yüzyıla ait Âşık Yunus’a ait şiirlerden oluşur.
Üçüncü tabaka, geleneğin halk ve divan şiiri tarzında, iki ayrı kolda geliştiği
15-16. yüzyıllarda oluşur. En üst tabaka ise, 17-18. yüzyılda oluşan ve bu geleneğe eklenmiş bulunan manzumelerden meydana gelir (255).
Mustafa Kara, “Yunus Emre’nin Tasavvufi Kavramlar Dünyası” (261286). Yazar bu makalede öğüt, kin, zahir, tama, akıl, tevazu, yol, hal, riyazet,
melâmet gibi çeşitli kavramların Yunus Emre Divanında nasıl geçtiğini işlemiştir.
―――――――――
2
3
4
5
98
Mehmed Şemseddin, Yadigâr-ı Şemsî (Bursa Dergâhları), haz. Mustafa Kara-Kadir Atlansoy,
Bursa: Uludağ Yayınları, 1997, s. 609; Ahmet Yaşar Ocak, Babailer İsyanı, İstanbul: Dergah
Yayınları, 1996, s. 196.
Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,
1991, s. 266, dn. 20. Zaten 18 numaralı dipnotta da Köprülü, bilgileri aldığı kaynağın
“Çıktım erik dalına anda yedim üzümü” mısraıyla başlayan Yunus Emre şiirine, İsmail
Hakkı Bursevî’nin yaptığı şerh olduğunu belirtmektedir. Şerh ve Köprülü’nün 20 numaralı
dipnotunda alıntıladığı bilgilerin bu şerhteki yeri için ayrıca bkz. Necla Pekolcay, Emine
Sevim, Yunus Emre Şerhleri, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991, s. 180.
Köprülü, a.g.e., s. 266, dn. 20.
Turan Alptekin, Bir Ene’l-Hak Şiiri Yunus Emre Âşık Yunus ve Yunus’lar, İstanbul: Demos
Yayınları, 2007.
Sûfî Araştırmaları - Sufi Studies
SAYI 8
Ahmet T. Karamustafa, “İslam Tasavvuf Düşüncesinde Yunus Emre’nin Yeri” (287-304). Yazar, makalesinde, mahabbe (sevgi) kavramının tasavvufta ortaya çıkışı ve yerine zamanla aşk kelimesinin ikame edilmesinin
kısa serüvenini verdikten sonra, Ahmed Gazalî ve onun ortaya attığı mezhebi aşk konusu üzerinde durmaktadır. Aşk konusunda Ahmed Gazalî’den
Fahreddin Irakî ve Mevlânâ gibi Kalenderî şeyhlerin etkilendiği saptamasını
yaparak, Yunus Emre’nin aşk anlayışının Ahmed Gazalî ile benzerlikle içerse
de daha ziyade Fahreddin Irakî ve Mevlânâ ile yakınlıkları olduğunu ileri
sürmektedir (294-295). Karamustafa, makalenin devamında Yunus Emre’de
bazı kavramların aşkın süzgecinden geçtikten sonra nasıl yansıtıldığına örnekler vermiştir (295-302).
Turan Alptekin, “Alevi ve Bektaşi Edebiyatında Yunus Emre” (305337). Makalede, Fuzûlî, Nesimî, Harâbî, Güvenç Abdal, Kaygusuz Abdal, Pir
Sultan Abdal gibi önemli Kızılbaş şairlerdeki Yunus etkisi tahlil edilmiştir.
İlhan Başgöz, “Yunus Emre, Türk Folkloru ve Halk Edebiyatı” (339359). Başgöz, bu makalede Yunus Emre’nin şiirlerinde gündelik hayatın izlerini (345), efsane ve menkıbeleri (346-348), Dede Korkut destanlarının kalıntılarını (348-350), mânileri (350-351), atasözlerini (352-353), semahları (353-355),
koşma şekliyle şiirlerin ilişkisini (355-356), çalgıları (356-358) incelemiştir.
Yine bu makalede Yunus’un Divan’ında görülen zâhidâne şiirlerin Tapduk
Emre’ye bağlanmadan önce söylediğini; intisab ettikten sonra ise tasavvufî
şiirleri inşad ettiğini iddia etmektedir (342-343).
M. Sabri Koz, “Halk Kültüründe Yunus Emre” (361-378). Makalenin
girişinde Koz, Yunus Emre’nin farklı mezarlarının ve şiirlerindeki varyantlaşmanın bir doğru-yanlış anlayışıyla değil, sözlü kültür kuramlarının önemsediği “sözel bellek, saklama, aktarma ve yeniden üretme” süreçleri dikkate
alınarak incelenebileceği vurgusunu yapmaktadır. Makalenin devamı, giriş
kısmında söylenenlerin çeşitli örnekler üzerinden açıklanmasıdır. İlahiler,
şiirler ve mezarlar üzerinden yapılan bu açıklamalarda, öncelikle, Yunus Emre’nin ilahilerinin hangi yüzyıllarda kaçar kez bestelendiğini tespit etmiş,
ardından Millî Kütüphane ve kendi kütüphanesindeki 536 cönkte bir biçimde
Yunus adına kayıtlı şiirlerin oranını hesap ederek yarıya yakınında bu isme
ait şiir olduğunu ortaya çıkarmıştır. Son olarak da Yunus’a ait olduğu iddia
edilen mezarlar/makamlar hususu üzerinde durarak, bu durumu da popülerliğinin bir göstergesi olarak ele almıştır. Bizce de herhangi bir kültür öğesi,
popülerleştiği ölçüde “yeniden üretme” sürecine bağlı olarak yeniden ve yeniden inşa edilmekte; bu inşa, topluluk tarafından yerel-millî kimliğin bir parçası haline getirilmektedir.
Beşir Ayvazoğlu, “ ‘Her Dem Yeni Dirlikte’ Cumhuriyet Sonrası Yunus Emre Yorumları” (379-444). Kitaptaki en uzun yazı olan Ayvazoğlu’nun
99
Mevlânâ Düşüncesi Araştırmaları Derneği
çalışması, bir kitabın prototipi gibidir. On dört kısım olarak kaleme alınmış
yazının bölümlerine, tanıtım yazımızı okuyanlara kolaylık olması açısından,
tarafımızdan başlık verilmiştir:
I. İlk Araştırmalar, Yunus’a Dikkat Çekiş, II. Türklüğün İkonu, III.
Entelektüel Buhranın Sembolü ve Yankıları, IV. Abdülbaki Gölpınarlı, Tartışmalar, Oratoryo Sorunu, V. Yunus’un Kabri, VI. Ahmet Hamdi Tanpınar,
Mehmet Kaplan, Dernekleşme Çabaları, VII. Nezihe Araz, Sezai Karakoç,
Molla Kasım Tartışması, VIII. Laik, Humanist, Devrimce Yunus, IX. Muhafazakar-Milliyetçi Tepkiler, X. Türk Romanında Yunus, XI. Türk Şiirinde
Yunus, XII. Türk Tiyatrosunda Yunus, XIII. Türk Resim, Heykel, Sinemasında Yunus, XIV. 1991 Yunus Emre Sevgi Yılı Etkinlikleri ve İki Yunus
Araştırmacısı.
Görüldüğü gibi çok dolu bir içeriğe sahip olan yazının, Cumhuriyet
devrinde Yunus etkisi için bir harita görevi üstleneceğini rahatlıkla söylemek
mümkündür. Burada ufak bir hataya dikkat çekmek istiyoruz. Ayvazoğlu,
Burhan Ümit (Toprak)’in Yunus’un şiirlerini hayat aşamalarına göre yedi
kısım halinde tasnif ederek yayımladığı bilgisini verdikten sonra, bunları tek
tek belirtmektedir. Ancak makalede, üçüncü kısımdan beşinci kısma geçilmektedir. Ayrıca makalede üçüncü kısmın açıklaması olarak verilen bilgiler,
Burhan Ümit’te dördüncü grup şiirlere aittir. Üçüncü kısım için şu ekleme
yapılmalı: “Üçüncü bölüm şiirleri şüphenin uyanmağa başladığı devre aittir. İkincinin karakterleri ile birlikte başka özellikleri de vardır. Din ve imana karşı kayıtsızdır. Şüphe ile beraber
melankoli de meydana çıkar. Ölüm korkusu da canlanır. İlk hidayet devrindeki huzur ve sükûn
kaybolur”6 ve Ayvazoğlu’nun sıralaması düzeltilmelidir.
Onur Bilge Kula, “Yunus Emre’de Çoğulluk, Tolerans ve İnsancılık
İdesi” (445-470). Eserdeki diğer makalelerden kelime tercihleriyle ayrılan bu
yazı, Yunus’un insancılığını, bir Müslüman mutasavvıf olduğu gerçeğini göz
ardı etmeden, ele almaktadır. Bu bağlamda kendi yüzyılında Avrupa’da esamisi okunmayan fikirlerin (448) onun dilinden döküldüğünü görmekteyiz.
Makaledeki üslup yer yer çetrefil bir hal almakta, okuyucuyu sıkacak boyutlara gelmektedir. Örneğin:
“Yaşadığı dönemin de bir sonucu olarak Yunus’ta ‘akılcı bilginin nesnel gerçeklikle
uyuşumu’ anlamında hakikat veya bilgi kuramsal bir kategori ve konulaştıran felsefi bir dizge
olarak ‘hakikat’ sorunsalı aranmamalıdır. Yunus’un hakikati, iyilikler, güzellikler, tanrısal
nitelikler ve bu nitelikleri insanın öz-yapısına içkinleştirme etkinliği ve edimidir.” (467)
Elbette felsefi ifadelerin hemen anlaşılması beklenmeyebilir; ancak
zannediyorum ki üslûp üzerinde biraz daha titizlikle durulsa, daha rahat anla-
―――――――――
6
Burhan Toprak, Yunus Emre Divanı, İstanbul: Odunpazarı Belediyesi Yayınları, 2006, s. 44.
100
Sûfî Araştırmaları - Sufi Studies
SAYI 8
şılabilir bir metin ortaya çıkabilirdi. Ayrıca bazı yargıların çok sorunlu olduğunu belirtmek gereklidir. Örneğin:
“... bu hakikat anlayışı, Tasavvuf içerisinde yer alan ve öncelikle Ahmet Yesevi’nin
‘hikmet’lerinden, Hallacı Mansur’un ‘Ben Tanrı’yım’ söyleminden, Mutezile’den ve Melâmetîlik
geleneğinden beslenen bağdaşım ve tolerans idesi temelinde insansalı tanrısala doğru yükseltme ve
tanrısalda eritme düşüncesi ve uğraşı olarak betimlenebilir.” (467-468)
Öncelikle, cümlenin doğru kurgulanmamış olmasından kaynaklanan,
“Melâmetîlik geleneği”nin tasavvufun dışında bir oluşum gibi anlaşılması
sorunu vardır. Halbuki bu akım, tasavvufi bir niteliğe sahip olup tarikatlar
içindeki bazı uygulamaları eleştirir.7 İkincisi ve daha önemlisi, Yunus’un
“Mutezile”den beslendiği yargısıdır ki kanıtlanması çok güç olan bu iddia, bir
cümle içerisinde geçiştirilmiştir. Aklı, aşkın hizmetine veren8 Yunus’un, İslam
ekolleri içerisinde akla çok değer veren bir anlayıştan9 beslenmesi nasıl mümkün olur? Bunun mümkün olduğu düşünülüyorsa, yazıda bu görüşün ispat
edilmesi gerekliydi.
İskender Pala, “Güntülü” (471-490). Pala’nın yazısı, akademik yayınlarda alışık olmadığımız türden bir anlatı. Bir rüya olarak kurguladığı yazıda
Pala, günümüz elbiseleri içindeki Yunus Emre ile karşılaşır. Pala’dan kendisiyle ilgili bir roman yazmasını isteyen Yunus Emre, onun bazı sorularını
cevaplar. Metin, müellifin Yunus Emre ile ilgili kafasındaki bazı sorulara
cevap arayışının kurmaca dilindeki karşılığı gibidir. Yazar, 2011 yılında Yunus Emre’nin hayatını Od adıyla romanlaştırmıştır.
Dolu içeriğiyle Yunus Emre hakkındaki kitaplar arasında her zaman
faydalanılacak bir eser olacak bu çalışmanın editörü Ahmet Yaşar Ocak’ı ve
makale yazarlarını kutlar; eseri, Yunus Emre’ye yakışır bir tarzda yayımlayan
Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilerine teşekkür ederiz.
―――――――――
7
8
9
Abdülbâki Gölpınarlı, 100 Soruda Tasavvuf, İstanbul: Gerçek Yayınları, 1985, s. 110-111.
Mustafa Tatçı, Yunus Emre Divânı I İnceleme, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990, s. 291293; Mehmet Demirci, Yunus Emre’de İlâhî Aşk ve İnsan Sevgisi, İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı,
1997, s. 61-63.
Abdülbâki Gölpınarlı, Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatler, İstanbul: İnkılâp Kitabevi Yayınları,
(ty), s. 81-82; Hilmi Ziya Ülken, İslam Düşüncesi Türk Düşüncesi Tarihi Araştırmalarına Giriş,
İstanbul: Ülken Yayınları, 1995, s. 34; Hilmi Ziya Ülken, Eski Yunan’dan Çağdaş Düşünceye
Doğru İslam Felsefesi Kaynakları ve Etkileri, İstanbul: Ülken Yayınları, 1998, s. 107; Macit Fahri,
İslam Felsefesi Tarihi, çev. Kasım Turhan, İstanbul: İklim Yayınları, 1992, s. 48-49.
101
Download

Yunus Emre. Editör - Sufi Araştırmaları Dergisi