T.C.
Ege Üniversitesi
Diş Hekimliğiİ Fakültesi
Pedodonti Anabilim Dalı
ÇOCUKLARDA DİŞ HEKİMİ İMAJININ BELİRLENMESİ
BİTİRME TEZİ
Stj. Dişhekimi Tuğçe KALİÇOĞLU
Danışman Öğretim Üyesi: Prof. Dr. A.Rıza ALPÖZ
İZMİR-2015
ÖNSÖZ
“Çocuklarda Diş Hekimi İmajının Belirlenmesi” isimli tez çalışmamda bana
yol gösteren ve çalışmalarıma büyük katkı sağlayan değerli hocalarım Prof. Dr.
A.Rıza ALPÖZ’ e ve Prof. Dr. Ece EDEN’ e, maddi manevi desteğini hiçbir zaman
esirgemeyen sevgili aileme, yanımda olan değerli arkadaşlarıma ve üzerimde emeği
geçen tüm hocalarıma teşekkürlerimi sunarım.
İZMİR -2015
Stj. Diş Hekimi Tuğçe KALİÇOĞLU
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
1. GİRİŞ, AMAÇ VE GENEL BİLGİLER…………………….……...…....1
1.1. Korku, Kaygı, Fobi ve Anksiyete Kavramlarının Ayrımı...............….4
1.2.Dental Anksiyete…………………………………………………....…...7
1.3.Dental Anksiyeteli Hastalar ile İletişim Nasıl Olmalıdır?...................11
1.4.Dental Tedaviler Sırasında Korku ve Kaygının Azaltılmasına
Yarayan Yöntemler……………………………………………….........14
1.5.Çocukta Diş Muayene ve Tedavisinin Psikolojik Açıdan Ele
Alınması...................................................................................................16
1.5.1.
Çocuğun Bilişsel Gelişimi…………………………….....….16
1.5.2.
Çocuğun Psikolojik Gelişimi…………………………..…..20
1.5.3.
Çocuğun Davranış ve Reaksiyonları………………….…...22
1.5.4.
Dişhekiminin Psikolojik Rolü……………………...………26
1.5.5.
Çocuğun Muayenehaneyi İlk Ziyareti………………….....28
1.5.6.
Psikolojik Bilgilerin Pratiğe Uygulanması………………..32
2. GEREÇ VE YÖNTEM………………………..…………………………...35
3. BULGULAR………………………………………..…………….…..…….36
4. TARTIŞMA…………….…………………………………………….….…46
5. KAYNAKLAR…………………………...…………………..……..……...50
6. ÖZGEÇMİŞ…………………………………………………..…….…...…53
1. GİRİŞ , AMAÇ VE GENEL BİLGİLER
Toplumda diş hekimi korkusuna çok sık olarak rastlanır. Bu korkunun
kaynağı geçmişte yaşanmış olan kötü tecrübeler, kişilerin bu konudaki bilgisizlikleri,
çevreden edinmiş oldukları yanlış bilgiler ya da medyanın bu konuyu kendisine
malzeme yaparak olayı abartılı boyutlara taşımasıdır. Çocuklar bunlardan çok çabuk
etkilenmekte ve bu etkilerin izleri bir ömür boyu silinmeyip kişinin hayatı boyunca
diş tedavilerinden kaçmasına ve randevuları işkence saatleri olarak görmesine sebep
olmaktadır. Bunu önlemek için uygulanacak en etkili yöntem bilgilendirmektir. (1)
Televizyon ve filmler diş hekimlerini korkunç, sadist ve tatminsiz kişilikler
olarak işleyerek kişilerde bu korkunun pekişmesine yardımcı olmaktadırlar.(2)
Kişilerde dental anksiyetenin hiç oluşmaması için okul öncesi dönemlerden itibaren
çocuklar diş hekimi ve diş hekimliği uygulamaları hakkında bilgilendirilmelidir.
Okullar ve diş hekimleri odalarının bu amaçla ortaklaşa yürüttükleri çalışmalar
bulunmakla beraber bunlar sadece merkezi okullarla sınırlı kalmakta ve hedefe tam
olarak ulaşamamaktadır.(1)
Brown 1982-92 yılları arasında 57 çalışma yayınlamış ve diş sağlığı eğitiminin
dental sağlık davranışlarını ve objektif ağız sağlığının geliştirdiğini ;ancak tutum ve
bilgideki değişimden daha az etkili olduğu sonucuna varmıştır.Çalışma sonuçları
ağız diş sağlığı eğitiminin çok zayıf olduğunu göstermiştir ve birçok çalışma ağız diş
sağlığı eğitiminin eksikliği üzerinde durmuştur.(3)
Dental anksiyete hastalar ve diş hekimleri açısından başlı başına bir problem
teşkil ediyor. Özellikle genç çocuklar için diş hekimi ziyareti stresli bir durumu
temsil etmektedir.Diş hekimleri hastaların dental anksiyete seviyelerini elimine
etmek için büyük öneme sahiptir.(4)
Diş hekimleri için , tedavilere verdikleri yanıtlarla en zor iletişim kurulan
hasta grubu çocuklardır. Çoğu hekim çocuk hastanın tedavisiyle ilgilenmenin
yetişkin hastaların tedavisinden çok daha zor ve yorucu olduğunu söylemekte ve
çocukların tedavilerinden kaçmaktadırlar.Gerek serbest diş hekimleri gerekse diş
hekimliği öğrencileri arasında pedodonti sevilmeyen ek iş olarak görülmektedir;
ancak bazı idealist diş hekimleri tarafından gerekli önem verilmektedir.(1,5)
İlk endüstri devletlerinden biri olan Almanya çeşitli ülke ve sağlık sistemleri
ile karşılaştırıldığınds çocuk ve gençlerin, diş tedavisi açısından en alt sıralarda
olduğu görülmektedir.Bu içler acısı tablo 1973’te WHO’nun yaptığı geniş kapsamlı
bir araştırma sonucu ortaya çıkmıştır.Sosyal tıbbın amacı ise bu sorunun nedenlerini
araştırmaktır.Buna göre,
-Fazla yararlı olmayan umumi sağlık sistemi,
-Erişkinlerin tedavilerine yönelik fiyat düzeni,
-Yanlış beslenme,
-Kollektif florlamada eksiklik,
-Gelecek diş hekimlerine verilen noksan eğitim(kendi konularıyla ilgili
psikolojik ve sosyal konularda) nedeniyle çocuk ve gençlerde diş tedavisinin göz ardı
edilmektedir.(4)
Çocuklarla iyi iletişim kurmak için diş hekimleri, öncelikle onların ayrı bir
birey olduklarını kabul etmelidirler. Fiziksel, psikolojik ve mental farklılıklar
gösterebileceklerini düşünmelidirler. Her birini içinde bulundukları yaşın verdiği
mental ve psikolojik özelliklerden soyutlamadan değerlendirmeli ve bu şekilde iyi
iletişimin temellerini kurmalıdırlar.
Çocuk için ilk izlenim çok önemlidir. Klinikte çok iyi ve dostça karşılanmak isterler.
Onlara çocuk gibi değil de yetişkin biri gibi davranılmalı ve ismiyle çağırmaya özen
gösterilmelidir. Başını okşamaktansa
elini sıkmak çocuğun kendisine değer
verildiğini hissetmesini sağlayacaktır.(1)
Her ne yapılacaksa çocuğu doğru şekilde bilgilendirmek çok önemlidir. Çocuklar
neyin nasıl olacağından detaylı bilgi sahibi olmak isterler. Bu aşamadan sonra
çocuğun diş tedavisini kabul edip etmeyeceği koltuğa oturup oturmamasından
anlaşılır. Eğer çocuk koltuğa oturmayı kabul etmiş; ancak tedaviyi reddediyorsa
hekim burada kendi yeterliliğini sorgulamalıdır.
Tedavi sırasında çocuğun kullanılacak aletlerden ürkmemesi için tüm aletler ve
fonksiyonları ‘Anlat-Göster-Uygula’ yöntemiyle tanıtılıp çocuğun kendisine bir zarar
gelmeyeceğinden emin olması sağlanmalıdır.
Çocuğa hiçbir zaman ağrısızlık vaadedilmemelidir. Aksi durumda güven kaybı
oluşur ve bunun tamiri mümkün değildir. Bu yüzden ağrı duyabileceğini önceden
söyleyerek kendini hazırlaması sağlanır.
Tedavi sırasında
‘Neden korkuyorsun?’,’Korkacak bir şey yok!’, Hiç bir şey
olmayacak’ gibi anlamsız cümleler kurmaktan kaçınılmalıdır. Küçük bir ağrıda ya da
çocuk ne yapıldığını görmek istediğinde tedaviye ara verilmeli, açıklamalardan sonra
devam edilmelidir.
Tedavi seansları otuz dakikayı aşmamalıdır. Belli bir süre sonra çocuk sıkılacak ve
tedaviyi reddedecektir. Bunu önlemek için randevular sabah saatinde, kahvaltı
sonrasında olmalıdır. Böylece çocuk uykusunu almış ve tok şekilde tedavilere karşı
daha dirençli olur.
Tedavinin başından sonuna kadar çocuğun güvenini kazanmaya çalışılmalı ve ona
değer verildiği hissettirilmelidir. Bunun gibi küçük ve önemsiz gibi görünen
ayrıntılar aslında çocukla iletişimde anahtar konumundadırlar.(1)
1.1. KORKU, KAYGI, FOBİ VE ANKSİYETE KAVRAMLARININ AYRIMI
Korku, kişinin tehlike ve zararlara karşı kendini korumak amacıyla geliştirdiği
içgüdüsel doğal bir reaksiyondur.(5)Korkuya bağlı olarak gelişen fizyolojik
değişiklikler tehlikenin uzaklaşması ile birlikte kaybolur.(7)
Üniversite ve genel sağlık politikasında çocuğun diş hekiminden korkması pek
üzerinde durulmayan bir konudur. Çocuk ve gençlerin diş hekiminden korkmaları
konusuna değinmek bu sorunu çözmek yerine daha çok kazanç getiren protetik ve
ortodontik konulara verilen önem daha farklıdır.(5)
Kaygı, insanın günlük davranışında en sık gözlenebilen bir haldir. Herkeste
değişik derecelerde kaygı vardır ve hiç kaygısı olmayan kimse hemen hemen yoktur.
Fakat kaygının türü ve derecesi önemlidir. Kaygı bireyin günlük yaşamının merkezi
olur ve birey kaygı üzerinde odaklaşırsa, o zaman kişi normal yaşamını sürdüremez
hale gelir. Bu haller bireyin değişik davranış bozuklukları geliştirmesine yol açar.(6)
Kaygı nöbeti içinde olan kişi sürekli kaygılandığı halde, kaygının kaynağını
göstermekte zorluk çeker. Kaygısı yüksek olan kişiler, kaygı halinin etkisi altında
çok sayıda bedensel ve psikolojik belirtiler geliştirirler. Bu belirtilerin bazıları
aşağıda sıralanmıştır;
-Kasların gergin olması: Kaşlar sürekli çatıktır, kaslar sürekli gergindir. Kişi
gevşeyemez ve gerginlik kaslara bir titreme getirir.
-Otonom sinir sisteminin yüksek düzeyde faal olması: Terleme, kalbin
çarpması, avuçların soğuk olması, baş dönmesi, mide bulantısı, ishal bu belirtilerin
bazılarıdır.
-Tedirgin bekleyiş hali: Üzülme, kendine
ve başkalarına olabilecek kötü
şeyleri düşünmekten kendini alıkoyamama hali görülür.
-Dikkati toplamada zorluk: Bir iş üzerine dikkatini toplamakta zorluk çekme,
çabucak sinirlenme ve uykusuzluk halleri görülür.
Korku ve kaygı arasında üç önemli fark vardır:
1.
Kaynak: “Ben iğneden korkarım!” örneğinde olduğu gibi korkunun
kaynağı bilinir; ancak kaygının kaynağı belirsizdir.
2.
Şiddet: Korku kaygıdan daha şiddetlidir.
3.
Süre: Korku daha kısa sürelidir, kaygı ise uzun süre devam eder. .(6)
Korku proflaksisinde en etkin yöntemin ortak koruma olduğu Almanya’da bile
geç anlaşılmıştır.Bundan sonra yapılan çalışmalarda ana okulu eğitimi,anne-baba
bilinçlendirme eğitimleri korku önleme sisteminde yerlerini almışlardır.(5)
Panik halleri de kaygı hallerinden biri olarak görülebilir. Panik aşırı kaygı
hallerinde kendini gösterir. Panik derecesinde kaygı duyan kişiler solunum zorlukları
da çekerler. Solunum zorlukları kesik kesik ve sık sık nefes alma şeklinde olabildiği
gibi nefes almada tıkanıklık biçiminde de ortaya çıkabilir.
Herkesin hem kaygısı hem de fobisi vardır. Bu doğaldır. Ne var ki korkunun
derecesi kişinin günlük yaşamını aksatacak düzeye erişip onun normal işlevini
engellediği zaman doğal olmayan bir durum söz konusudur. Bu durumda fobilerden
söz ederiz.(5)
Fobilerin en belirgin özelliklerinden biri onların kaynağının bilinçsiz oluşudur.
Fobilerin kaynağı Freud’un yaklaşımına göre bilinçaltında çözümlenmemiş
çelişkilerdir. Bu çelişkiler çözümlenmedikçe, yalnız fobilerin ortadan kaldırılmasına
çalışmak yetersiz ve anlamsız bir çabadır. Psikologlar fobileri 2 gruba ayırır:
1-Basit Fobi: Oldukça iyi belirlenmiş tek bir nesne veya durumdan gelen
korkuyu tanımlar.
2-Karmaşık Fobi: Çok boyutludur. Yılandan korkma, yüksek yerlerden
korkma basit fobilere örnek iken, agorafobi adı verilen ve açık alandan korkma
anlamına gelen türden fobi, toplum içinde, yabancı kimselerin arasında ortaya çıkar
ve oldukça karmaşık uyarıları içerdiği için karmaşık fobilere girer.
Sosyal fobiler de karmaşık fobilerden biridir. Temelinde “Başkaları beni görünce ne
der?” türünden, başkalarının yargılamasından korku vardır, böyle kimseler toplum
içinde, hatta telefonda bile başkalarıyla konuşmaktan çekinir.
Basit ve karmaşık fobiler şu şekilde ayırt edilir: Basit fobiler bireyin günlük yaşamını
pek aksatmazken ve tedavisi daha kolay gerçekleşirken, karmaşık fobiler bireyin
yaşama uyumunu zorlaştırır, tedaviye direnç gösterir ve bazen de kaygı nöbetleriyle
beraber görülür.(6)
Fobilerin kolaylıkla ortadan kaldırılamayışı iki temel nedene dayandırılır. Birincisi;
belirli bir uyarıcıdan, örneğin köpekten korkan birey bu uyarıcıdan sürekli
kaçındığından uyarıcıyla olumlu bir deneyim geçirmeyi olanaksız kılar, dolayısıyla
ilk korku ömür boyu sürer. İkincisi ise; korkulan nesne ya da durum yeniden ortaya
çıktığında kişinin kendi kendine sürekli olumsuz mesajlar vermesi ve böylece olumlu
bir deneyimin gelişmesini önlemesidir. Örneğin; uçaktan korkan birisi, uçağa
bindiğinde sürekli kendine “Şimdi uçak düşecek ve ben öleceğim.” Derse hiçbir
zaman uçakta uçmanın zevkine varamaz. Sonuçta olumlu deneyim bu şekilde
önlenince, ilk korku kuvvetini koruyarak devam eder.(6)
Anksiyete, kişilerin anlatmakta güçlük çektikleri içsel bir huzursuzluk, panik
derecesine ulaşan endişe ve korku hali ile, psikolojik ve nörovejetatif belirtilerle
karakterize bir sendromdur. Anksiyete, hastalarda pek çok fizyolojik ve davranışsal
bozukluklara neden olmaktadır. Hastalarda, yüz ile bütün vücutta soğuk terleme ve
titreme, çenelerde kilitlenme, dişlerin birbirlerine çarpması, nefes almada
düzensizlik, poliüri, baş dönmesi, senkop, göz kararması, ağız kuruluğu, kaslarda
spazm ve gerginlik, hiperestezi ve paresteziler ile hipotansiyon ve taşikardi gibi
belirtiler ortaya çıkmaktadır. (8)
1.2. DENTAL ANKSİYETE
Modern diş hekimliği uygulamalarında bilimsel ve teknolojik gelişmelerle
birlikte diş tedavilerinin, yüksek beceri, doğruluk ve en az travma ile kısa sürede
tamamlanabilir olmasına ulaşılmaya çalışılmaktadır. Etkin lokal anestezik ve
analjezik ilaçların kullanıma girmesine rağmen, pek çok hasta diş tedavileri ile ilgili
korku ve anksiyete problemi yaşamaktadır.(8)
Dental anksiyete diş tedavisine bağlı olarak duyulan korku ve kuruntular
nedeniyle gelişen, tam olarak ifade edilemeyen yoğun bir huzursuzluk hali olarak
tanımlanmaktadır. Bu anksiyetenin etiyolojisinde rol oynayan faktörler; karakter
özellikleri, doğrudan şartlanma, dolaylı şartlanma ve sınıflandırılamayan diğer
etmenler olarak dört grupta incelenmektedir.
Hastaların dental korkuları ve travmatik dental deneyimleri(işlem sırasında oluşan
ağrı uzun süreli ve yorucu tedaviler) doğrudan şartlanma faktörünü ortaya
çıkartırken; kişilik özellikleri
doğrultusunda
ayırıcı
ruhsal farklılıklar ve değişen reaksiyon eğilimleri
olmaktadır.
Aile-toplum-medya(ebeveyn,
kardeş
ve
arkadaşların negatif etkisi, dramatize edilmiş çizgi filmler ve TV programları) ve
çevre koşulları(muayene odası, kullanılan aletlerin sesi, görüntüsü, ortamın kokusu)
dental korku ve kaygı gelişiminde dolaylı şartlanmaya neden olur.
Kontrol kaybı duygusu, hekimin yabancı bir insan olması düşüncesi, tedavi işlemleri
konusundaki belirsizlikler, düşük ağrı eşiği, hekimin hastaya yaklaşımı (hastanın ağız
sağlığı ile ilgili eleştiri, duyarsızlık, tedaviyi açıklamada yetersizlik, eksik veya
yanlış tedavi),hastanın hekime yaklaşımı(güvensizlik, hekimi yetersiz bulma) ise
dental anksiyetenin etyolojisinde rol alan diğer faktörlerdir. (9)
Anksiyete sendromu her yaşta, cinsiyette ve sosyal sınıfta görülebilmekte
ancak eğitim durumu, kişilik özellikleri, cinsiyet, yaş ve geçmiş dental tecrübeler
hastaların anksiyete seviyelerini etkilemektedir. Doerr ve ark. (1998) ile Marakoğlu
ve ark. (2003)’ nın, yaptıkları çalışmalarda, dental anksiyete sendromunun sıklıkla
kadınlarda, 20 yaş altı çocuk ve gençlerde, eğitim seviyesi düşük, kırsalda yaşayan
ve daha önce herhangi bir diş tedavisi yaptırmamış hastalarda daha sık oluştuğu
gözlenmiştir. Öte yandan, Muğlalı ve ark. (2005), çalışmalarında kadın hastaların
cerrahi işlemlerle ilgili olarak ağrı beklentileri ve kaygı seviyelerinin erkek
hastalardan daha yüksek olduğunu ve bunun cinsiyet, önceki diş tedavi tecrübeleri
ve kişilik yapılarıyla bağlantılı olduğunu belirtmişlerdir. Dental anksiyete
sendromunda diş tedavisinden uzaklaşmaya neden olan, kontrol edilemeyen korkular
ve endişeler söz konusudur. Bunlar;
1- Ağrı korkusu
2- Bilinmezlik korkusu
3- Çaresizlik ve bağımlılık korkusu
4- Vücutta değişiklik ve sakatlanma korkusu
5- Ölüm korkusudur.
Hastaların anksiyete kaynağı, zarar görecekleri, kontrolleri dışında ve bilinmeyen bir
operasyon geçirecekleri düşüncesi ve kazanılmış negatif deneyimleridir. Önceki
tedaviler sırasında ağrı ve rahatsızlık hissetmeleri, başarısız dental tedaviler, postoperatif
komplikasyonlar ve hasta-hekim uyumsuzluğu anksiyete seviyelerini
arttırmaktadır.
Hastaların tedaviye başlamadan 10 dakika önceki endişe seviyesinde diş tedavisi
hakkındaki düşünceleri araştırıldığında, endişe seviyesinde görülen artışla birlikte
tedaviyi hoş bulmama düzeyi artmaktadır. Endişe azaldıkça hoş bulma düzeyi
artmaktadır. Hastaların tedaviden beklentileri tedaviyi hoş bulma seviyelerinde rol
oynamaktadır. Hastaları kendi sağlığı ile ilgilendiği ve ilgilenildiği düşüncesi,
mevcut ağrısının giderilmesi ve normal çiğneme fonksiyonunu tekrar kazanma
isteğinin yanı sıra estetiğin düzelmesi beklentisi hasta endişesinin azalmasına neden
olmakta, sonuç olarak da diş tedavisi ile ilgili düşüncelerinde daha hoş bulmaya
yönelik fikirleri gelişmektedir. (10)
Ciddi dental anksiyete ile korku arasında etiyoloji, idame ve tedavi açısından
ilişki saptanmıştır. Yapılan bazı çalışmalar, dental
anksiyetenin günlük hayatı
etkilediği gibi sosyal aktiviteler ve aile ilişkilerinde de problemler yarattığını
göstermiştir. Sonuç olarak dental anksiyete hastanın ağız sağlığını olumsuz yönde
etkilemekle birlikte psikolojik bir sorun olarak yaşam standartını ve kalitesini
düşürmektedir. Yüksek anksiyeteli hastaların protetik veya periodontal tedaviye
ihtiyaçları ile kaybettikleri dişlerin ve çürüklerinin sayısı fazla, dolgu ve restorasyon
sayıları ise daha az olup ağrı ve enfeksiyon sorunları fazladır. Böyle hastalar, ihtiyacı
olduğunu ve ağız sağlıklarının iyi olmadığını bildikleri halde anksiyeteleri nedeniyle
dental bakımdan kaçınmaktadırlar.
Kişilerin doğal dişlerine verdiği önem ve diş tedavisi hakkındaki düşünceleri
araştırıldığında, doğal dişlere verilen önemdeki artışla birlikte tedaviyi hoş bulma
düzeyinde de bir artış ortaya çıkmaktadır. Hastaların ağrıyla karşılaşma oranları
dişlerine verdikleri önemle birlikte azalmaktadır. Doğal dişlerine önem veren
insanlar diş hekimine daha sık muayene olmaktadır. Ancak düzensiz ziyaretler
anksiyete düzeyini artırmaktadır. Anksiyete düzeyi arttıkça tedaviden kaçınma
durumu ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra ilerleyen yaşla birlikte korku düzeyi
stabilize olarak diğer sağlık sorunlarının artmasıyla birlikte diş hekimi korkusu
önemini
kaybetmektedir.
Dolayısıyla
hastalar
diş
tedavisini
daha
hoş
bulmaktadırlar.(11)
Diş hekimliği korkusu ve kaygısının bireylerin oral hijyen alışkanlıkları
üzerine olan etkisini inceleyen çalışmalarda farklı sonuçlar elde edilmiştir. Ay ve
arkadaşları, diş hekimliği kaygısının bireylerin diş fırçalama alışkanlığı, diş ipi ve
kürdan gibi dental hijyen araçlarını kullanmalarında bir etkisi olmadığını bildirirken,
Wisloff ve arkadaşları, bu bireylerin daha az sıklıkta dişlerini fırçaladıklarını
bildirmiştir. Sonuçlardaki bu farklılıklar çalışmaların yapıldığı popülasyon
gruplarından kaynaklanabilmektedir. Diş hekimliği korkusu ve kaygısının oral sağlık
düzeyi üzerine etkisinin olup olmadığını araştıran çalışmaların sonuçlarını
incelediğimizde, yüksek düzeyde kaygısı bulunan bireylerde daha az sayıda diş
olduğunu, çürük diş ve eksik diş sayısının daha fazla, restorasyon bulunan diş
sayısının ise daha az olduğunu ve bu hastalarda daha fazla dental patoloji bulunduğu
saptanmıştır. Ayrıca bu bireylerin periodontal sağlık düzeyinin de daha kötü olduğu
bildirilmiştir.(11)
Anksiyeteli
hastalarla
iletişim
oldukça
zor
olup
dental
işlemlerin
gerçekleştirilmesi hem hekimler hem de hastalar için güçlük oluşturur ve klinik
olarak zaman kaybına neden olur. Hastaların anksiyete seviyelerinin azaltılması ile
tedavi işlemlerinin daha rahat yapılması sağlanabilir.(8)
Yapılan çalışmalarda, hastaların dental tedavi hakkında bilgi sahibi olması
dental anksiyetenin azaltılmasında önemli bir role sahiptir.Eğitim ile hastalar
yatıştırılabiliyor , diş bakımından daha az kaçıınıyorlar ve hastalarda daha az dental
anksiyete oluşmasına neden olmaktadır.Bu çalışmada da oral sağlık eğitimi verilen
çocukların ,kontrol grubu olarak nitelendirilen ve oral sağlık eğitimi verilmeyen
çocuklara göre daha az dental anksiyeteye sahip oldukları görülmektedir.(4)
1.3.
DENTAL
ANKSİYETELİ
HASTALAR
İLE
İLETİŞİM
NASIL
OLMALIDIR?
Diş tedavilerine yönelik korku ve endişelerin
hazırlayıcı faktörlerinin
bilinmesi, hekimlerin çocuk ve erişkin hastaların tedaviye yönelik anksiyetelerine
karşı objektif ve empatik bir yol izlemesine olanak sağlar. Diş hekimleri, hastaların
anksiyetelerini anlamak ve tedaviyi kabul etmesini sağlamak için uygun iletişim ve
tedavi seçeneklerini kullanmalıdırlar. Hastaları konuşmaya teşvik ederek, önceki
yanlış anlamalar giderilmeli, hastaların kaygıları, ihtiyaçları ve beklentileri hakkında
fikir sahibi olunmalıdır. Hastaların dental gereksinimleri, medikal durumları ve
tedavi kabulünde gereken faktörlerin bilinmesi önemlidir.
Anksiyeteli hastalar, genellikle diş hekimi randevularından önceki birkaç geceyi
uykusuz geçirirler. Sindirim ve solunum sistemi rahatsızlıkları çekebilirler. Bu tür
hastaları randevu için aramak bile korku ve paniğin tetikleyicisi olabilir. Genellikle
telefon görüşmesi ve randevu talebi ile başlayan ilk iletişimden sonra hastalar
durumun niteliği hakkında fikir oluştururlar. Öncelikle hekimle konuşmak hastalar
için oldukça cesaret vericidir. Soruları içtenlikle cevaplandırarak hastalarla olan
sohbeti devam ettirmek, hasta açısından daha önce kurguladığı bazı yanlış düşünce
ve korkuları giderebilir. Hastalara, muayene sırasında tedavi protokolü ve
beklentilerinin ne denli karşılanabileceğini anlatmak önemlidir. Böylece hastalar, ilk
randevularına kafalarındaki birtakım soru işaretlerini cevaplandırmış olarak gelirler.
Kalabalık ortamlar huzursuzluk derecesini artırdığından, anksiyeteli hastalara,
randevuların sakin zamanlarda verilmesi önerilmektedir. Bekleme salonları da
hastalara ne tür bir deneyim ile karşılaşacakları hakkında fikir vermektedir.
Dolayısıyla, bekleme salonlarının sakin ve huzurlu olması, salonda günlük hayat,
sağlık, dekorasyon ve teknoloji ile ilgili dergilerin bulunması, hatta bir akvaryum
veya değisik tabloların bulunması da etkili olabilir.
Dental hijyenist, sekreter veya hemşire gibi yardımcı personeller hastalarla ilgili bilgi
sahibi olmalı ve onlara karşı dostça ve profesyonel tavır sergilemelidirler. Yardımcı
personeller, hastalara
tedavi ortamını göstermelidir. Personeller basit ve temiz
giyinmeli, muayene odaları temiz olmalıdır.(8)
Hastalar kliniğe geldiklerinde ilk görüşme diş tedavi ünitesinden uzakta olmalıdır.
Hastaları, herhangi bir tedavi aleti, enjektör veya kesici materyalle karşılamak da
huzursuzluk
ve
paniğe
neden
olmaktadır.
Hastaların
medikal
ve
dental
anamnezlerine ek olarak dental anksiyeteyle ilgili sorular mutlaka sorulmalıdır. Diş
hekimlerine karşı olan korkularının nedenleri sorulmalı, hastaların neden korktukları,
korku derecesi ve bu durumla ilişkili daha önceki deneyimleri açığa çıkartılmalıdır.
Hekim ve tedaviye yönelik istekleri değerlendirilmeli, daha önceden hekim hatasına
bağlanan olumsuzluklar gözden geçirilerek aynı hatalı yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.
Hekim, hastaları psikolojik durum, problemlerin derinliği veya genelliği yönünden
incelemeli zorunlu durumlarda psikolojik destek alması konusunda yönlendirerek
ilgili bölümden konsültasyon istemelidir.
Hastalarla iletişim kurulurken onları istenilen hedeflere yönlendirmede dolaylı
öneriler, olumlu imajlar ve hayali canlandırmalar çok önemlidir. Sakin bir ses tonu
ve yüz ifadesi ile konuşmak, onları anladığını belirtir tarzda bir davranış şekli
sergilemek, olumsuz emirler yerine dolaylı ifadelerle iletişim kurmak, hastalardaki
“çaresizlik ve bilinmeyen korkusu” nu yok etmekte, hekimlere karşı olan güveni de
arttırmaktadır. Sorularla yapılan değerlendirmelerde korku nedenleri tespit edilerek
uygun bir tedavi yöntemi saptanmalıdır.
Yapılan çalışmalar, hastaların diş tedavisine ilişkin yapılacak operasyonlar ve postoperatif dönem hakkında daha önceden detaylı şekilde bilgilendirilmesinin dental
anksiyetelerinin
azaltılmasında
yardımcı
olacağını
bildirmektedir.
Tedavi
işlemlerinin nasıl yapılacağının açıklanması bilinmeyen korkusunun ortadan
kaldırılmasının ve hastaların kendilerini zihinsel olarak hazırlamasını sağlarken;
post-operatif dönemde meydana gelecek durumların açıklanması ve hastalara
önerilerde bulunulması ise çaresizlik ve bağımlılık korkusunu azaltarak stres
seviyelerinin azaltılmasını sağlamaktadır.(8)
Önceki çalışmada, çocukların diş hekimleri ziyaretinden sonra daha az dental
anksiyeteye sahip oldukları görülmektedir.Ancak çalışmada,diş hekimlerinin
davranışlarının etkileri ölçülmemesine rağmen Muhtemelen diş hekiminin bakış
açısından kaynaklı olarak,eğitilmiş ve eğitilmemiş grupların değerlendirilmeleri
sonucunda kayda değer bir fark bulunamamıştır.(2)
1.4.
DENTAL
TEDAVİLER
SIRASINDA
KORKU
VE
KAYGININ
AZALTILMASINA YARAYAN YÖNTEMLER
Diş hekimliği korkusunda tek etken hasta değil, diş hekiminin yaklaşım tarzı ve
hastanın bunu nasıl gördüğü de bir etkendir. (12)
Diş hekimliği korkusu ve kaygısı fenomeni tam olarak giderilememekle
birlikte, tedavi sırasında problem oluşturabileceğinden tedavi öncesinde birtakım
önlemlerin alınması gerekmektedir. Aynı zamanda ailenin ön hazırlığı da önemli yer
tutmaktadır; bunun için ailenin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Aksi taktirde, hem
hekim hem de hasta için tedavinin başarılı bitirilebilmesi mümkün olamayabilir.
Hastalara
tedavi öncesi uygulanacak işlem hakkında bilgi verilmesi, davranış
terapisi, hipnoz ve farmakolojik uygulamalar
tedavinin daha kolay yapılmasına
olanak sağlamaktadır. Hastalarda hangi yöntemin kullanılmasının daha olumlu sonuç
vereceği hastanın korku/kaygı düzeyine, kooperasyonuna ve sistemik durumuna
bağlıdır. Hastalara tedavi sırasında yapılacak işlemler ve tedaviden sonraki iyileşme
dönemi hakkında bilgi verilmesinin korkunun/kaygının azalmasında olumlu etkileri
olduğu bildirilmiştir.(5,11)
Davranış terapisi korkunun ve kaygının azaltılmasında kullanılabilen diğer bir
yöntemdir. Bu terapinin amacı hastaların kooperasyonunu iyileştirmektir. Yöntemin
başarısı korkunun/kaygının reaksiyon derecesi ve sonucuna bağlıdır. Korku düzeyi
çok yüksek olan hastalarda bu yöntem başarılı olmamakla birlikte, bilişseldavranışsal
ve
psikofizyolojik
komponentleri
olan
tedaviler
ile
birlikte
uygulanabilmektedir. Bunlara ilave olarak, bazı vakalarda farmakolojik ajanlarında
kullanılması gerekebilmektedir. İleri terapi yöntemleri ve bu yöntemlerin
kombinasyonu ile bu hastalardaki başarı düzeyinin %70-80 arasında olduğu
bildirilmektedir.
Dental tedavinin hipnoz altında yapılması da bu hastalardaki korku ve kaygı
düzeyinin azaltılmasına yardımcı olabilmektedir. Bu işlem, hipnoz uygulamaları
hakkında uzman olan kişiler tarafından yapılmaktadır. Hipnozun dezavantajları
arasında yöntemin mental özrü bulunan, tam koopere olamayan ve hipnoz kapasitesi
olmayan
bireylerde
uygulanamaması
bulunmaktadır.
Ayrıca,
bu
yöntemle
farmakolojik uygulamalar kadar başarılı sonuçlar elde edilememektedir.(11)
Dental tedavilerin farmakolojik uygulamalar kullanılarak yapılması sıklıkla tercih
edilen bir yöntemdir. Yöntemin uygulanması için güvenli ve etkili sedatifler
bulunmaktadır.
Sedasyon
ajanları
değişik
klinik
semptomlara
ve
çeşitli
komplikasyonlara yol açabileceğinden, sedasyon yapılmadan önce hastaların genel
sağlık durumu ve tedaviden beklentileri iyi belirlenmelidir.
Sedasyonda
kullanılan
farmakolojik
stratejilerin
güvenli
ve
etkili
olması
gerekmektedir. Aşırı korkusu olmayan bireylere sedasyon yapılacağında nitröz oksit/
oksijen kombinasyonu (N2O/O2) uygun bir seçimdir. Enteral yoldan sedatif
uygulanacak olan vakalarda en sık tercih edilen ajanlar benzodiazepinlerdir. Bu
yöntemle birçok bireyin dental tedavisi kolay bir şekilde yapılabilmektedir.
Sedasyon, artmış ajitasyon, kontrol altına alınamayan hipertansiyon, taşikardi ve
desaturasyona bağlı olarak başarısız olabilmektedir. Bu nedenle sedasyon
yapılmadan önce hastadan iyi bir anamnez alınarak hastanın korku ve kaygı düzeyi,
sistemik durumu ve sosyal durumu hakkında bilgi edinilmelidir. Çok yüksek düzeyde
korkusu ve kaygısı bulunan bireylerin intravenöz farmakolojik uygulamalar sırasında
istenmeyen hareketlerinin daha fazla olduğu ve sedasyon için daha fazla ilaca gerek
duydukları da bildirilmiştir. Bu nedenle, bu tür hastalara sedasyon uygulanacağında
tüm bu faktörler göz önüne alınarak en uygun yöntemin kullanılması
gerekmektedir.(11)
1.5. ÇOCUKTA DİŞ MUAYENE VE TEDAVİSİNİN PSİKOLOJİK AÇIDAN
ELE ALINMASI
1.5.1. ÇOCUĞUN BİLİŞSEL GELİŞİMİ
Biliş, (Cognition) düşünme, öğrenme ve hatırlama süreçlerine denir.
Bilişsel Gelişim ise, yaşla birlikte bu süreçlerde meydana gelen değişimlerdir.
Bilişsel gelişim açısından bireyler, şema oluşturma, özümseme, uyum sağlama,
uzlaşma yetenekleriyle dünyaya gelirler.
Şema: Doğumdan itibaren çocukların dünyayı anlamak ve keşfetmek için yaptığı
deneyler (girişimler) sonucunda, fiziksel ve sosyal dünyanın nasıl işlediğine dair
oluşturdukları kuramlara şema adı verilir.
Özümseme: Çocuğun, yeni bir nesneyle/olayla karşılaştığında bu yeni nesne/olayı
daha önce edindiği şemayı/şemaları kullanarak yani yeni nesne/olayı daha önce
edindiği şemalar içinde şekillendirerek açıklamaya çalışmasıdır.(13)
Uyum Sağlama: Karşılaşılan yeni durum daha önceki şemaların kullanılmasıyla
açıklanamadığında çocuğun, daha önce edindiği şemayı değiştirerek yeni bir şema
oluşturmasına uyum sağlama adı verilir.
Organize Etme: İlk kez karşılaşılan her durum çocuğun içinde var olan bilişsel
dengeyi bozar; ancak özümseme→uyum sağlama süreciyle bu denge yeniden
kurulur. Uyum sağlama sürecinden sonra yeni edinilen her şema daha önceki şemalar
(davranışlar) arasına alınarak tüm yapının yeniden düzenlenmesine organize etme adı
verilir.
Uzlaşma: Şema→özümseme→uyum→organize etme süreci ile çocuk sürekli olarak
bilişsel dengesini korur veya bozulan dengeyi yeniden düzenler. Buna bağlı olarak da
sosyal ve fiziksel çevreyle yani yaşamla denge/uyum içinde kalmaya çalışır. Buna
uzlaşma adı verilir.
Bilişsel gelişim deneyim, sosyal geçiş, olgunlaşma , dengeleme yoluyla gerçekleşir.
Deneyim: Çocukların sosyal ve fiziksel çevreyle (yaşamla) gerçekleştirdikleri her
türlü etkileşim ve yaşantılardır.
Sosyal Geçiş: İçinde yaşanılan toplumun ve kültürün (arkadaş, aile vb.) herhangi bir
durum hakkındaki bilgisinin paylaşımıyla yeni şemaların kazanılmasıdır. (Örneğin
kelebeğe “kelebek” demek.)
Olgunlaşma: Bazı bilişsel süreçlerin fiziksel yeterliliklerin artmasına bağlı olarak
gelişmesidir. Dil öğrenme gibi. Örneğin, yeterli fiziksel olgunlaşma meydana
gelmeden dil gelişimi gerçekleştirilemez.(13)
Dengeleme: Yukarıdaki üç sürece eşlik eden bir süreç olarak, insan düşüncesinde
doğuştan varolan, çevre ilişkilerinde ve kendi içinde gittikçe daha dengeli, ayrıntılı
ve tutarlı olma eğilimidir.
Çocuğun bilişsel (cognitive) özellikleri:
Somut düşünce:
Çocukta ,6-7 yaşlarına kadar somut düşünce egemendir. Yani
genelleştirme, kavramlaştırma ve kategorileştirme yetisi gelişmemiştir. Örneğin
insanoğlu deyince ,belli bir kişinin oğlunu, ağırbaşlı deyince başın büyük ve ağır
oluşunu, Hayvanlar ailesi deyince, kendisinin bildiği bir hayvan ve yavrularını
düşünür.
Animistik düşünce: Çocuk cansız bir nesneyi canlı kabul eder; onlarla ilişki kurar,
konuşur, onları dinler. Evdeki heykelciklerin arkasını döndüren bir çocuk, bunun
nedenini “hepsi bana bakıyorlar” diye açıklamış.
Büyüsel düşünce(magical thinking): Çocuk düşüncelerinin gücüne inanır, düşündüğü
şeyin olacağını kabul eder. Örneğin çocuk diş hekimine gittiğinde dişinin
çekileceğini düşür. Sonra da her diş hekimi denildiğinde korkar ve kaçar.
Çocuğun gerçeği değerlendirme yetisi(reality testing) henüz gelişmemiştir. Bu yeti,
kişinin düşüncelerinde olup bitenlerle, çevrede olup bitenleri ayırdetme yetisidir.
Örneğin babasıyla güreş yapan bir çocuk, babası kadar güçlü olmak ister. Çocuğunu
hoşnut etmek isteyen baba yere yıkılınca, çocuk gerçekten babası kadar güçlü
olduğuna inanır. Çocuk oyun dünyasını , kurduğu hayalleri, canlandırdığı öyküleri
gerçek olarak algılar, rüyasını gerçekten ayırdedemez. Bu yüzden dışarıdan yapılan
korkutucu uyaranları(öcü, iğneci vs.) gerçek olarak değerlendirir.(13)
Çocuk düşünce duygularında ben-merkezcil ( ego-santrik ) dir. Çevrede olup
bitenleri kendi gereksinimlerine, korkularına, arzularına göre değerlendirir ve her
şeyin kendine yönelik , kendisini rahatlatıcı ve doyurucu olmasını bekler. Çevre
koşullarını hesaba katmaz.
Çocuk dikkatini uzun süre bir nokta üzerinde tutamaz. Belleği zayıftır.
Küçük çocuk olaylar arasında neden-sonuç ilişkilerini kuramaz; zaman ve mekan
kavramı gelişmemiştir.
Çocuğun düşünceleri daha çok gereksinimlerine, dürtülerine yani haz ilkesine
bağlıdır. İstediğine, istediği yerde ve anda sahip olmak ister, ertelenmesine
katlanamaz. Engellenmeye dayanma gücü yetersizdir.
6-7 yaşlarına kadar genellikle iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı, yasak olanı olmayanı
ayırdetmiş olsa bile henüz kendi içinde bir yargılama, yasaklama dizgesi yani
süperego gelişmemiştir. Bu nedenle çocuğu frenleyen , durduran güçler, dışarıdan
gelen cezalar, tehditler, korkutmalar ve ana-babanın sevgisini kaybetme korkusudur.
Bütün bu noktalarda çocuğun henüz gelişmemiş bir varlık olduğun, fakat son derece
hızlı bir gelişme ve öğrenme potansiyeline sahip bulunduğunu bilmek gerekir.
Çocuklar sanıldığından çok daha fazla algılar, sezer ve kendi iç dünyalarına göre
değerlendirirler. Bu nedenle yukarıda sıraladığımız özelliklerin hızla geliştiğini ve
çocuğun büyüdükçe bilişsel ve duygusal yetiler bakımından daha rahat iletişim
kurabilecek bir düzeye ulaştığını hatırlamak gerekir.(13)
Çocuğun davranışlarını ve bilişsel gelişimini olumlu olarak etkileyecek tutum
ve davranışlar:
•
Çocukla konuşmak, onun konuşmasını, oyun oynamasını kolaylaştırmak ve
desteklemek; sorularına uygun yanıtlar vermek, soru sorması için uygun ortamlar
yaratmak
•
Toplumsallaşmasını önemsemek. Bunun için başka çocuklarla, kardeşiyle
oynama ve paylaşma fırsatları hazırlamak
•
Güven duygusunu geliştirmek, gerekli engelleri öğretmek. Sevecen olmak,;
ancak gerekli disiplini vermek
•
Çocuğun adolesan dönemine geçişinde karşılaşacağı değişikliklere uyum
sağlayabilmesi için uygun ortam sağlamak
•
Çocuğun bağımsızlaşmasını desteklemek; ancak bazı kurallar koymak,
kuralların tutarlı, esnek, gereğinde sınırlayıcı olmasına özen göstermek
•
Çocuğunun artık yaşamının tek doyum ve beklentisi olmayacağını kabul
etmek
•
Kendi ilişkileri ve evlilik yaşantılarının dengeli ve sağlıklı olmasına
çalışmak.(14)
1.5.2. ÇOCUĞUN PSİKOLOJİK GELİŞİMİ
Başlangıçta bütün çocuklar aynı karakter altında toplanmış gibi görülürler;
yeni doğmuş çocuklarda bilinç ve davranış farkları pek az belirlidir. Fakat zihinsel
gelişim ve sosyal yaşam koşulları değiştikçe, bu ayrımlar da artmaya başlar.
Başlangıçtaki eş karakterler, reaksiyonların her bireye göre değişik olması nedeniyle,
onları birbirinden ayırdetmeye yarayan kişisel karakterler halini alırlar.
Çocuktaki bu psişik gelişim ve karakter değişmesi üç ayrı dönemden geçer:
-
Birinci dönem 2 yaşına kadardır. Bu dönemde çocuk kendi vücudunu tanır.
Dişler bakımından bu dönem, süt dişlerinin çene kavisleri üzerinde yerlerini aldıkları
zamana uyar. Çürüklere rastlanmakla birlikte, çocuk-diş hekimi ilişkisi kısa
periyodlar halindedir.
-
İkinci dönem 2 yaşından 7 yaşına kadardır. Süt dişi dizisinin tam olarak
ağızda bulunduğu dönemdir.(Okul öncesi dönemi).Bu dönemde gerek aile, gerekse
anaokulları çevresinde ve genel bir disiplin içerisinde çocuğun karakteri
şekillenmeye başlar. Çocuk belli davranışlar kazanır ve bunları uygulamaya çalışır.
Sosyal yaşamın bu deneme periyodunda, çocuğun çabası yaşıtlarından ayrılmak
değil, onlara benzemek yönündedir.
-
Üçüncü dönem 7 yaşından 12 yaşına kadar uzanır ve karışık dişlenme
dönemidir.
Yani
süt
dişleri
düşmeye,
yerlerini
sürekli
dişler
almaya
başlamıştır.(Puberte öncesi dönemi).
Bu dönemde çocuk. çevresini objektif olarak kavramaya başlar ve bazı
problemlerini kendi açısından çözümlemeye koyulur. İyi ya da kötü karakter olarak
kendisine öğretilmemiş her türlü davranışı sübjektif olarak yorumlamaya ve
ayırdetmeye çalışır.
Üç dönem halinde görülen çocuğun bu psikolojik gelişiminde en büyük etkiyi
kendisine uygulanan eğitim yapar. Bu gelişme aile ve çevre faktörlerine olduğu
kadar modern yaşamın diğer faktörlerine de bağlıdır.(14)
Çocukta minimal psikopatoloji gelişiminde sorumlu tutulabilecek tutum ve
davranışları olan aileler,
•
Çocuğa aşırı düşkün, aşırı koruyucu, aşırı sevgi gösteren; sorumluluk
vermeyenler,
•
Güvenini geliştirmeyen, aşırı kayıtsız, sevgisiz ve/veya ürkek, kuruntusunu
çocuğa geçiren, evhamlı olanlar,
•
Çocuğun otonomisini geliştirmeyen, çok sert veya baskılı, çocuğun
yeteneklerini aşırı zorlayan, hep suçlayan, hoşgörüsüz, sabırsız olanlar,
•
Aşırı disiplin ve aşırı ceza uygulayan; ya da tamamen aksine hiç disiplin
uygulamayan, sorumluluk vermeyen, disiplin ve sevgi göstermede dengesiz, tutarsız
davrananlar,
•
Ailede sürekli saldırganlık, kavga, şiddet, tartışma, ruhsal/sağlık sorunları
olanlar,
•
Aile bireylerinde depresyon, psikoz yada başka psikiyatrik sorunlar olanlar,
•
Çocuğu tümüyle iten, reddeden davranış sergileyen, zamanından çok önce
ondan kopan ve/veya ona karşı çok sevgisiz kalan veya ilişkiden kaçan aileler olarak
tanımlanabilir. Çocukta minimal psikopatoloji gelişmesinde başlıca neden ailenin
normal işlevlerini yerine getirmemesi/getirememesidir.(14)
1.5.3. ÇOCUĞUN DAVRANIŞ VE REAKSİYONLARI
Çocuk psikolojisi üzerinde pek çok durulmuştur, gene de söylenecek pek çok
şey vardır. Çocuk nöro-psikiyatrisi durmadan gelişen metodlarla doludur. Çeşitli
testler, çocuğun ruhunu daha derinden tanımaya yardım ederler.
Burada özellikle, normal davranışlı çocuk hastalar karşısında olduğu kadar, korkak,
uysal olmayan bazen aşırı derecede yaramaz, asi ya da yola gelmez çocuklar
karşısında bilinmesi gereken bazı noktalar belirtilecektir.(6)
Muayenehaneye getirilen çocuktaki ilk reaksiyonun, hemen her zaman korku
olduğunu söylemek yerindedir. Bu korku duygusu çok karışık bir mekanizma ile
oluşur. Kökeninde çok çeşitli ve değişik, çocuğun tabiatına göre öbürlerine üstün
gelen impulsiyonlar vardır. Korku bazen ,belirli olmayan bir tehlike önünde
gösterilen bir reaksiyon olduğu gibi, bazen duyulan ve geçirilen olaylara bağlı çok
şiddetli bir kaygıya dayanabilir. Kaygı çok kez, bütünüyle bilinçaltı olan motifler
tarafından yaratılır. Esasen çocuk, imgesinin, duyularının ve anılarının etkisi altında
yaşar.
Çocuklarda kaygı nedenleri,
•
Desteğin çekilmesi: Annesi, babası, kardeşleri oyuncakları kedisi köpeği onun
yaşamının bir parçasıyken, şimdi onların desteklerini kaybetmiş bilmediği birinin
yanında koltukta oturuyor.
•
Olumsuz bir sonucu beklemek: Çocuk dişi ağrıdığı için diş hekimine gitmiş
ve doktor onu muayene ettikten sonra çocuğun,doktorun kötü bir şey söyleyeceğini
düşünüyor.
•
İç çelişki: Çocuk tedavi sırasında canının yanacağını düşünüyor; ama yine de
o koltukta oturuyor, dolayısıyla çocuk inandığı davranışla yaptığı davranış arasında
çelişkiye düştüğü için kaygı duyar.
•
Belirsizlik: Gelecekte ne olacağını bilememek insanlar için belli başlı kaygı
kaynağıdır. Eğer hekim çocuğa ne yapacağını anlatmazsa çocuk ne olacağını
bilmediği için kaygı duyar.(6)
Belirsizliğin kaygı yarattığı şöyle basit bir deneyle gözlenebilir. Üç grup denek alınır
ve ortam onların Galvanik Deri Tepkisi ölçülebilecek şekilde hazırlanır.(Galvanik
Deri Tepkisi bir kaygı göstergesi olarak kullanılır.)İlk gruba 15’e kadar saydıktan
sonra hafif şiddette, ikinci gruba orta şiddette bir şok verileceği söylenir ve örnek şok
gruptaki deneklere uygulanır. Üçüncü gruba hiç bir şey söylenmez ve örnek şok da
verilmez. Saymaya başlanıp 15’e yaklaşıldığında en yüksek Galvanik Deri Tepkisini
yani en yüksek kaygıyı üçüncü grup gösterecektir. (6)
Patolojik kaygı, bir ya da bir çok fizik belirtinin eşlik ettiği çok üzüntü verici
bir duygudur: solgunluk, sinir krizi, kalp çarpıntısı, terleme, barsak spazmı vb.
Korku, kızgınlık ya da heyecan, aşırı derecede adrenalin salgılanmasına yol açarlar.
Adrenalin vazo-konstrüktif bir maddedir; aşağıdaki fenomenlerin ortaya çıkmasına
yol açarlar:
-
Kanda şeker artması,
-
Kaslarda kasılma gücünün artması,
-
Kanın pıhtılaşma süresinin azalması.
Adrenalinin kaslarda kasılma meydana getirmesi çocuklarda, onları bekleyen
olaylara karşı bir hazırlık olarak yorumlanabilir: kaçma ya da “pedodontist-çocukanne arasında” savaşa hazırlanmak üzere. Böylece heyecan ve korku, bazı çocuklara
olağanüstü bir kuvvet verir ve istenmeyen bir durumu elimine etmek amacı ile
organizmanın bütünü reaksiyon gösterir.(14)
Çocuklarda korku duygusunu anlayabilmek için korku yaratan objeye çocuğun
gözüyle bakmaya çalışmak gerekir. Onda korku yaratan bir eşya veya yaratık,
büyükler için korkutucu değildir. Aksine büyüklerin korkacağı durumlardan çocuk
etkilenmeyebilir. Korku, insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan bir
duygudur. Önemli olan, korkunun mantık çerçevesinde kontrol altına alınmasıdır.
Bunun için çocuğun erişkin kişilerin desteğine ve kendisine güven verilmesine
gereksinimi vardır. Korkular çocuğun yaşamının normal gidişini engelleyecek
düzeyde ve ciddi boyutta ise durumun araştırılması ve tedavisi gerekir. Bazı korkular
çabuk gelir ve geçer. Çok endişe yaratmaz, çocuğun yaşamını çok fazla etkilemez.
Genellikle erken yaşta oluşan korkular kısa sürede kaybolur. Ancak korkuların
yaklaşık %5’i kalıcıdır.(14)
Ağrı duyusu, bilinç merkezi olan beyin kabuğu tarafından verir. İçgüdüsü ve
coşkunların merkezi thalamus’tur. Şu halde her türlü ağrı duyusu:
-
Gerçek ağrı,
-
Psişik ağrı elemanlarından meydana gelir.
Bilindiği gibi korku ağrıyı kuvvetlendirir, oysa sakinlik ağrı duyusunu azaltır. Çoğu
kez ağrı “acı çekme korkusu” nun doğurduğu koşullu bir reflekse dayanmaktadır.
Hastayı, tedavinin gerçek ve doğal akışına inandırarak bunun tersi olan refleksi
uyandırmak denenir.
Çoğu kez ana-baba “hekim-hasta” anlaşmasına yardımcı olmadığından, korkunun
gerçek nedenini açığa çıkarmak uzun süreli be bazen güç olabilir.
Ayrıca diş sürmesi sırasında meydana gelen ağrı ve rahatsızlık duyusu da çocuğun
kaygısını stimüle edecektir. Dişlere ait gizli komplekslerin ilk ortaya çıktığı dönem
budur; artık anne ile değil de diş hekimi ile kuracağı ilişki, çocuğun dikkati, hekimin
uğraştığı ağız boşluğunda toplar. Sonuç olarak, o ana kadar gizli olan kaygıları aktif
duruma geçer.
Bazı çocuklarda bu dönemde ”Oidipus kompleksi” ortaya çıkar: çocuk bilinçsiz
olarak annesi, babası ya da kardeşleri için duyduğu hırsı, diş hekimi üzerine yöneltir;
bu durum bir asistanla çalışmayı zorunlu kılar. Çocuğu yola getirmek, mümkün
olmadığında, onu başka bir diş hekimine yollamak, yani kişi değiştirmek yerinde
olur. Eğer bu transfer yerinde olmuşsa, bundan sonra çocukla dostluk kurmak daha
kolaydır.(15)
1.5.3. DİŞHEKİMİNİN PSİKOLOJİK ROLÜ
Diş hekimi-hasta ilişkisinin 3 önemli özelliği vardır:sadece güven,yeni bir
tecrübe ve duyguların psikolojik olarak karşıdakine yönelmesi.İlişkideki potansiyel
zorluklar,diş hekiminin karakteri,duygusal gereksinimleri,normal sınırlar dahilinde
hastanın karakteri ve fiziksel hastalığıdır. Korku ve anksiyete, beden imgesi ve
ağlama süreci diş hekimlerinin özel bir ilgi göstermesine neden olmaktadır.(16)
Diş hekimi kısa fakat tekrarlayan sürelerle çocuğun yaşamında ana-baba ve
eğiticilerin yerini alır. Çocuğun bilincinde önce merak sonra kaygı uyandırır. Çünkü,
gerek hekimin kişiliği gerekse onu çevreleyen aletler çocuk için birer bilinmeyendir.
Kendi çevresinde olduğu gibi, hekimin yanında da çocuğun ilk aradığı şey güven
daha sonra yapılan işleme katılmaktır.(15)
Uygarlığın ilerlemesine rağmen toplumda henüz diş hekimlerine karşı bir
çekingenlik görülmektedir. Bu durum çocukta daha belirli olup, ilk refleksi hekim
karşısında korku duymaktır. Çocuğu korkutarak başarılı olmak bazen olanaklıdır;
fakat çoğu kez onarımı güç başarısızlıklara yol açar.(5,15)
Çocuk-diş hekimi- anne baba üçgeni, çocuğun diş hekimi korkusunun
önlenmesinde ailenin ön hazırlığı çok önemlidir; ancak bunun için ailenin
bilinçlendirilmesi gerekmektedir.(5)
Otoriter aile ve okul çevreleri genellikle endişeli, saldırgan ve çevreye
uymayan çocukların ortaya çıkmasına neden olur. Fakat aslında yetişkinlerin bu
davranışı, çocuklarla olan ilişkilerinde kendilerine karşı olan güvensizliklerinden ileri
gelir ve çoğu kez beklenmeyen, bilinçsiz bir reaksiyon sonucu, birdenbire çocuk
üzerindeki üstünlük ve otoritelerini yitirirler.
“Çocuğun egosantrizm” i büyükten kabul etmeyi ister. Eğer eğiticinin kendisi
egosantrik
kalırsa,
çocuğun
istediğini
veremeyerek
güvensizliğini
kazanır.(G.MAUCO).Bu durumda çocukla hekim arasında bir sempati doğmaz,
tersine, bir antipati yaratılmış olur; çocuk korkar, çekinir, tedaviyi istemez.
Çoğu kez diş hekimi, çalışması sırasında karşılaştığı güçlükleri çocuğa yükler;
fakat objektif olarak düşünülürse, çocuk-hekim arasındaki anlaşmazlığı sadece bu iki
elemana değil, çocuğu olumsuz şekilde koşullamış bulunan aile ve çevrenin
davranışlarına da bağlamak gerekir. (15)
Anne babanın diş hekimi ile kötü geçmişi çocuklara da bu düşünce bir şekilde
aktarıldığından çocukta da bu korkunun yerleşmesine yol açılmaktadır.Bu noktada
aslında yapılması gereken anne –baba tarafından oyunla,güvenle toplum tarafından
çocukta geliştirilmiş olan bu korkunun yenilmesini sağlamaktır.Bu neden önce annebabanın korkuları giderilmeli,onlar motive edilmeli daha sonra çocukların
korkularının giderilmesi yolunda ilerlenmelidir.(5)
Bundan ötürü de diş hekiminin rolü, belirli bir ön düşünceyle gelen çocuk
karşısında daha da güçleşecektir.(15)
Çocuklar tedavi sırasında koopere olmalı veya en azından pasif kalabilmelidir
ki diş hekimi teknik prosedürleri yerine getirebilsin.(16)
Bazı çalışmalar problemlerin yönetiminde iatrojenik etkilerin olduğunu varsaymıştır,
bazıları da diş hekiminin davranışlarının tedavi sonuçlarını nasıl etkilediği üzerine
yoğunlaşmıştır.Bu çalışmaların sonuçlarına bakıldığında, sistematik olarak çocuk
davranışlarının hekimin iletişim tarzı ile ilişkili olduğu ve aynı zamanda hekimin
davranış şeklinin çocuğun davranışlarından etkilendiği görülmektedir.(16)
Araştırmadaki tüm bilgiler diş hekimlerinin çocukların korkuyla ilişkili hareketlerine
sıklıkla,
çocukların
korkularını
kurallar,baskı,kandırma,güven
verme
azaltmada
gibi
faydasız
yollar
ile
olduğu
karşılık
bilinen
verdiğini
göstermektedir.(17)
1.5.5. ÇOCUĞUN MUAYENEHANEYİ İLK ZİYARETİ
Çocuk dental bir problemi olduğuna düşündüğünde, ilk dental randevusunda
olumsuz davranış sergilemesi büyük olasılıkla artış gösterecektir ki hekimler bunu
çok iyi bilmektedirler.(18)
Çocuk kendisi için hazırlanmış ortam içerisinde karşılanmayı sever. Bu
bakımdan, eğer muayenehane özellikle pedodonti için hazırlanmamışsa çocuk
hastalar haftanın belirli gün ve saatlerinde çağrılmalı, bekleme ve muayene odasında
buna göre gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Eğer tek çalışma odası varsa, çocuk
hastayı kabul etmeden önce aletlerin bulunduğu vitrinlerin, tabletlerin önüne
bitkilerin, çiçeklerin akvaryumun ya da kuş kafeslerinin koyulması çocuk üzerinde
olumlu bir etki yaratır. Muayene odası sessiz ve gürültüsüz bir sokak üzerinde
bulunuyorsa çocuğun ve hekimin sinirleri daha az gerilir, durallık ve rahatlık içinde
çalışma olanağı bulunur. Duvarları ses geçirmeyen bir muayene odası en
idealidir.(15)
Çocuk asla iki büyük hasta arasında, vaktin dar olduğu zamanlarda kabul
edilmemelidir. Gerçekten de bir cerrahi çekim, üst büyük azı kanallarını aramak, bir
köprü ayağı hazırlamak gibi güç çalışmalar arasına sıkışmış bir çocuğu gerekli sabır
ve rahatlıkla muayene ve tedavi etmek hemen hemen olanaksızdır. Bu nokta diş
hekimlerinin pek azının üzerinde durdukları önemli bir sorundur.(15)
İvedi vakalar karşısında, tabiatıyla, yukarıda sayılan önlemleri almak,
hazırlıkları yapmak imkanı olamaz. Bu durumda çocukları, içinde bulunulan
koşullarda kabul etmek gerekir. O halde, ağrı çeken bir çocuk günün herhangi bir
saatinde -özellikle saat 14-16 arasında- ağrısını dindirecek bir pansuman yapmak
üzere kabul edilmelidir. Fakat bu ani müdahale her iki tarafın da hatırlayacağı bir
uğraşı şeklinde olmamalıdır. Hatta ağrısı olan çocuğun durumu çok kısa bir
müdahaleyi bile gerektirse, eğer çocuk istemiyorsa sertlikle davranılmamalıdır.(5,15)
Çok çocuk hastası olan muayenehanelerde arada yarım ya da tam günün
ayrıldığı çocuk konuşma saatleri yapılmalıdır.Bunun avantajı,
-Personel organizasyon ve psikolojik olarak çocuk müdehalelerine kendini
ayarlayabilir,
-Bekleme salonu çocuklara yönelik hazırlanabilir.
Çocuk konuşma saatlerine arkadaş, büyük ya da küçük kardeşler de getirilebilmeli ve
çocuk mbekleme salonu ile müdehale salonu arasında istediği gibi gidip
gelebilmelidir.Y
ada
özel
çocuk
odası
hazırlanılabilir.Duvarlara
resim
yapmak,oyuncak kutuları,yer minderleri çocukların rahatlamaları için ayarlanılabilir.
Müdehale sırasında çocukların da seyredebilecekleri bir ortam oluşturulduğunda
grup terapisi haline dönüşür ve bu sırada diğer çocuklar da yapılan müdehaleleri
görür, öğrenir ve hastanın tepkilerini de izlemiş olurlar.(5)
İlk randevu on dakikalık kısa bir süre için olmalıdır. Çocuk bekleme
salonunda, kendi yaşına göre hazırlanmış ortam içinde, dergi ve kitapları birkaç
dakika karıştırdıktan sonra muayene odasına alınmalıdır. Kendi yaşıtları arasında
geçireceği bu kısa bekleme çocuğun güvenini arttırır, nispeten sakinleşmesini sağlar.
Yalnız bu bekleyiş süresi çocuğun sabrını taşıracak kadar uzun olmamalıdır.
Muayene odasına girdiği andan itibaren çocuk bir yetişkin olarak kabul edilmelidir.
Çocuk güler yüzle fakat ciddi, hekim onu gördüğünden ötürü sevindiğini belirtecek
bir şekilde karşılamalıdır.
Eller yıkanırken çocuk bir taraftan incelenip, davranışları izlenerek hakkında bir
kanıya varılabilir.
Yaşları ne olursa olsun çocukları üç grupta toplamak mümkündür:
-
İlgili tip : Her şeyle ilgilenen, güvenen tip,
-
Kaygılı tip : Heyecanlı, ürkmüş tip,
-
Asi tip : Bağırıp çağıran tip.
1.İlgili tip : Bu birinci tip karşısında davranış kolaydır. Çocuk kısa bir süre
içerisinde odanın eşyasını, kuşları, çiçekleri gözden geçirmiştir. Kendiliğinden gelip
koltuğa oturur. Doğrudan doğruya kendisine hitap ederek ismi ve yaşı sorulurken,
birkaç pedal darbesi ile koltuk yükseltilir ve çocuğun boynuna bir önlük yerleştirilir.
Dişlerini göstermesi için yapılan daha ilk öneride ağzını açarak bekler.
2.Kaygılı tip : En fazla dikkatli davranmayı gerektirecek olan bu tiptir. Hekim
lavaboda ellerini yıkarken o annesinin elini bırakmamış, doktora doğru başını bile
kaldırmaya cesaret edememiştir. Göz ucuyla çevresindeki eşyaya şöyle bir bakar,
harekette bulunmaz.(15)
Diş hekimi kısa süre içerisinde kendisinin, çocuğun düşündüğü kadar korkunç bir
insan olmadığını anlatmaya çalışmalıdır. Güler yüzle hatırı sorulup ilgisini
çekebilecek konularda konuştuktan sonra koltuğa oturması istenilir. Çocuk koltuğa
oturduğu andan itibaren başarının bir kısmı kazanılmış demektir. Koltuğun
yükseltilmesi, önlüğün takılması kolayca yapılır. Ağzın açılması birkaç açıklayıcı
cümleyi gerektirecek ve ilk anda gözle ve parmakla dişleri yoklamakla yetinilecektir.
Aynanın kullanılması da gene birkaç cümleyi zorunlu kılar. Bundan sonra artık
günün başarısı elde edilmiş demektir.
3.Asi tip : Şüphesiz en kötüsü bu tiptir. Çocuk inatçıdır ve diş hekimleri hakkında
duyduklarına göre ve öbür hekimlere yaptığı gürültülü ziyaretlerin verdiği
alışkanlıkla son ana kadar kafa tutmaya çalışır. Annenin yüksek sesle ve el
işaretleriyle yaptığı tehditler, onu iki elle yapışmış olduğu kapı ya da masadan
ayıramayacaktır. Anne ve diş hekimi tarafından kuvvet uygulanarak çocuğu koltuğa
oturtma denemesi hiçbir işe yaramaz. Soğukkanlılığı kaybettiren ve başlangıçtan
yenilgiyi kabul ettiren, yıpratıcı ve verimsiz bir savaştır bu.(15)
Eğer çocuğa diş çekim endikasyonu koyulmuşsa bunun tarihi mümkün
olduğunca ileri bir zamana alınmaya çalışılmalıdır; böylece çocuk bu süre içinde diş
hekimi hakkında daha fazla acısız tecrübe sahibi olacaktır.(5)
Hekimin soğukkanlılığını ve çocuk üzerindeki otoritesini kaybetmemesi için en
iyisi onu geri göndermektir. Fakat çocuğa, üstün geldiği için değil de ağzını açıp
muayeneye izin vermediği için geri gönderildiği hissettirilmelidir.(15)
Yapılan çalışmalarda erkeklerin kızlardan daha fazla anksiyeteye sahip olduğu
görülmektedir ki bunun nedeni kültürel sebepler olabilir; çünkü Türk toplumunda
erkeklere daha fazla müsamaha gösterilmekte ve soyun devamında çok önemli bir
role sahip olduğu düşünülmektedir. Diğer yandan çocukların ağrı duymadan tedavi
olduktan
sonra
dental
anksiyete
seviyelerinde
büyük
oranda
azalma
görülmektedir.(4)
1.5.6. PSİKOLOJİK BİLGİLERİN PRATİĞE UYGULANMASI
Literatürde korkuları sistematize etmek için çeşitli girişimler olmuştur.Bu
sistem duyulara göre korku duyusu,sesler,söylenen kelimeler ve kelimelerin
değerlendirmeleri şeklinde ana başlıklara ayrılabilir.Ancak diş hekimine yönelik
korkuların hepsini sistematize eden bir program henüz bulunamamıştır.
Başarılı bir girişim çocuğun ,anne babası veya diş hekimi tarafından iyi motive
edildiğinde ancak olabilmektedir. Diş tedavilerinde zorla girişim yapmaktan
kaçınılmalıdır; çünkü birkaç zorla girişimin ardından çocuğu tekrar diş hekimine
getirmek mümkün olamamaktadır.
Anne- babaya tavsiye edilen, zorla müdehalenin çocukta ömür boyu sürecek korku
sendromuna
dönüşmesi
sonucuyla
ileriki
dönemde
tedavilerini
yaptırmak
istemeyecekleri için zorla tedavi yaptırtmamalarıdır.
Diş hekimi korkusu olan hastalarda genel anestezi endikasyonu konulmaz. Bunun
yarardan çok zararı vardır ki bedensel zararlar buna bir örnektir. Genel anestezi
sadece ruhsal veya bedensel özrü olan vakalarda düşünülebilir.Bu da ancak normal
müdehale birçok kez denenip de başarısızlıkla sonuçlandığında yapılmalıdır.
Korkusu olan hastalarda lokal anestezi hiç ağrı oluşturmadan, müdehalenin başında
yapılmalı,alt çene veya üst çene seçimi mümkünse daha az acı verdiği için üst çene
anestezisi öncelikle tercih edilmelidir.(5)
İlk seansı hemen her zaman çocuğun yaşına göre ayarlanan bir görüşmeye
ayırmak yerinde olur. Her ne kadar sempatisini kazanamazsak bile hiç olmazsa
düşmanlığını zayıflatmış oluruz. Bu görüşme sırasında, çocuğun psikolojik
davranışları konusunda bir fikir elde edilebilinir.Çünkü, güvenen, kolay kanmayan
ya da ikna edilmeye hazır, sinirli, aklı başında ,meraklı bir sürü tip koltukta birbirini
izler. Her biri için ayrı birer davranış şekli vardır. Gerçekten yola gelmez, dengesiz
ya da sakat çocuklara ayrı bir ilgi göstermek, gerekirse medikasyon, bazen de genel
anesteziye başvurmak yerinde olabilir.(5,15)
Her şeyden önce çocuk, kendisini güven içinde hissetmelidir. Pedodontist çocuk
karşısında çok sert, kararsız ya da pasif olmamalıdır.
Yaşına göre çocuğun hayal gücüne başvurabilir, ondan oyuncaklarını ve ailedeki
kişileri anlatması istenebilir. Çoğu kez çocuktan önce eş alet ve hareketlerle bir
bebek ya da oyuncak ayının tedavisi etkili olabilir. Eğer çocuk evcil hayvanlarla
yaşıyorsa, bu hayvanlar üzerinde onları konuşturmak, onların resimlerini yaptırmak
denenebilir.
Ayrıca televizyon, radyo, sinema ve dergilerdeki çocuk kahramanlarını tanımak
gerekir. Bilye, resim, anahtarlık gibi ufak hediyeler de pedodontist için önemli
araçlardır.(15)
Çocukların televizyona ya da çizgi filmlere merakından dolayı,eğitim için de
özellikle video veya uzaktan televizyon ekipmanları en etkili eğitim yöntemi olarak
görülmektedir; ayrıca yeni alışkanlık kazandırmada veya olan alışkanlığı
değiştirmede son derece fayda sağlamaktadır.(15-17)
En küçük çocukları anne kucağında muayeneye izin vardır ve gerekiyorsa
hekim beyaz önlüğünü çıkarmalıdır. Gerçekten bademcik ameliyatı ya da aşı
nedeniyle hekim ve hemşirelerle daha önceden ilişkisi olan çocuklar için beyaz önlük
korku ve heyecan kaynağıdır.
Anestezi, çekim ,korku gibi bazı sözcükleri hiçbir zaman kullanılmamalıdır.
Böylece “anestezi” yerine “dişleri uyutan su” ,”çekim” yerine “dişlerin çiçek gibi
toplanması”
terimlerinden
unutturacak
biçimde
faydalanılmalıdır.
konuşulmalıdır.
Çocukla
Bununla
bulunduğu
birlikte
yeri
kesinlikle
ona
yalana
başvurulmamalıdır.
Ses tonu her zaman aynı, ahenkli ve ciddi olmalıdır. Bağırmak hiçbir işe yaramaz;
aksine tedavi için gerekli olan sakin havayı bozmuş olur. Sabır ve uzun zaman
kızgınlıktan çok daha kuvvetlidir.
Yukarıda sayılanları iyi niyetle yerine getirmekle birlikte başarısızlık ihtimali de her
zaman akılda tutulmalıdır. Bu tip çarelere rağmen çocuğun kaygı duygusu
entelektüel gelişimine bağlı olup, yaşla birlikte artar. Bunda da en önemli rolü, her
fırsatta tekrarlandığı gibi çocuğun çevresi ve özellikle aile bireyleri tarafından
anlatılan diş hekimine ait ağrı ve korku hikayeleri oynar. Çocuğun düşüncesinde ağrı
ve diş hekimi kavramları birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır.(15)
Bu durum tedavi sırasında ana-babanın muayene odasında bulunmaları ile daha da
artar ve çocuğun kaygısı, korkusu kuvvetlenir. MARMASSE’ a göre : “Annebabanın varlığı çocuğun güvensizliğini arttırır ve çocuğa hakim olabilmek için önce
anneyi itaat altına almak gerekir. ”Annenin bazı nedenlerle muayene odasından
uzaklaştırılması mümkün değilse,
çocuğun görüş alanının dışında ve salt bir
sessizlik içerisinde bekletilmesi sağlanmalıdır. Çünkü en uysal çocukta bile merak,
beklenmedik bir anda annenin yaptığı bir hareket, söylediği bir söz karşısında başını
ondan yöne ansızın çevirmesine, böylece sakıncalı durumlara yol açılmasına sebep
olabilir.
Ayrıca çocuğa, kendisine uygulanan tedavide hekime
yardımcı oluyor hissi
verilmelidir. Bunun da en etkili ve pratik yolu, ilk seanstan itibaren eline normal bir
ayna vererek yapılan tedavi işlemini ona izletmektir. Bu metod, çocuğun merakını ve
korkusunu yenmesine, dikkatini yapılan iş üzerinde toplamasına yardım eder. Ağzını
çalkalayacağı bardağı kendisine doldurtmak , kreşuarı çalıştıran düğmeye basmasına
izin vermek çocukla hekim arasında bir yakınlık doğmasına yol açabilir.(15)
2. GEREÇ VE YÖNTEM
Bu çalışmada, Ege Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim
Dalı’na başvuran, daha önce diş hekimine gitmiş veya gitmemiş olan, 4-12 yaş arası
toplam 142 çocuk yer almıştır. Testin uygulanmasında çocuklara sözel olarak diş
hekimini tüm özelliklerini düşünerek bir hayvana benzetmeleri ve bu hayvanı
çizmeleri söylenmiştir. Her çocuğa standart boyutlarda boş kağıt ve kurşun kalem
verilmiş ,resmi
söylenmiştir.
istedikleri boyutta, kağıdın istedikleri yerine çizebilecekleri
3. BULGULAR
Çalışmada yer alan 142 çocuk 30
farklı hayvan çizmiştir. Bunların
özelliklerine göre olumlu ve olumsuz şekilde gruplandırılması (Tablo 1)
gösterilmiştir.
Tablo 1
OLUMLU
TAVŞAN
KEDİ
KELEBEK
KÖPEK
AYI
ZÜRAFA
KOYUN
MAYMUN
BALIK
MARTI
CİVCİV
İNEK
FİL
DİNOZOR
TAVUK
ÖKÜZ
SİNCAP
AT
KURBAĞA
OLUMSUZ
ASLAN
YILAN
ÇİTA
PİRHANA
KÖPEK BALIĞI
TİMSAH
DENİZANASI
KİRPİ
KERTENKELE
YUNUS
PENGUEN
30 farklı hayvanın 21 tanesi olumlu gruba, 9 tanesi ise olumsuz gruba dahil
edilmiştir.(2-19)
Ancak
çocuklar
resimleri
çizerken
hayvanların
olumlu
özelliklerini
düşündükleri kadar olumsuz özelliklerini de düşünmüş olabilirler. Literatürde
hayvanların çocukların gözünde ne anlam ifade ettikleri
yer almaktadır. Bu
araştırmada çizİlen resimlerin, çocukların gözünde olumlu ve olumsuz özellikleri
(Tablo 2,3,4,5 )gösterilmektedir.(19)
Tablo 2
OLUMLU ÖZELLİKLERİ
TAVŞAN
Bereket sembolü,sevimli,temiz,sakıngan,dikatli,iyi işiten,zararsız
KEDİ
Yılışık,oyunbaz,temiz,keyifli,sadık,enteresan,komik,sevimli
KELEBEK
Rengarenk,sağa sola uçan,hafif,sevimli,hoş,ince,zayıf
KÖPEK
Uyanık,sadık,vefakar,akıllı,eğitilebilir
AYI
İyi niyetli,sakar,eğlendirici,güçlü,cesur,neşeli,gülünç,sadık,oyunbaz
ZÜRAFA
Uzun boyunlu,ince,uysal,büyük,sakin
KOYUN
Sabırlı,iyi kalpli,tertipli,ortak,pamuk gibi yumuşak
MAYMUN
Cana yakın,komik,tuhaf,espirili,alaycı,sadık,zeki,kurnaz,atik,matrak
BALIK
Yumuşak,atik,sessiz,narin,hassas,gizemli,yüzücü
MARTI
Atik,esnek,zarif,hızlı,sempatik
İNEK
Hoşgörülü,iyi kalpli,yumuşak huylu,huzurlu,sebatkar,güçlü,şişko,çalışkan
FİL
Güçlü,kudretli,akıllı,yetenekli,anlayışlı,tertipli,çalışmaya istekli,iyi kalpli,uysal,vefalı
TAVUK
Sevecen,şefkatli,candan,yararlı,yumurtlayan,saf
ÖKÜZ
Güçlü,sabırlı,inatçı,gayretli
SİNCAP
Minyon,sevimli,güvenilir,komik,dikkatli,hızlı,tedbirli,çalışkan,zeki,seri,esnek,dinleyen
AT
Asil,sadık,güçlü,avantajlı,hizmete hazır,anlayışlı,seri,güzel
KURBAĞA
Zeki,akıllı,menfaatçi,hızlı
PENGUEN
Cana yakın,yumuşak huylu,zarif,insancıl
Tablo 3
OLUMSUZ ÖZELLİKLERİ
TAVŞAN
Korkak,yüreksiz,korkmuş,alelacele
KEDİ
Zalim,çabuk,hilekar,tırmalayan,hidrofobik,iki yüzlü
KELEBEK
Uçarı,kendini beğenmiş,alıngan,muzır,korkak
KÖPEK
Sırnaşık,ısıran,dövüşken,başıboş,kaba,öfkeli,obur
AYI
Sakar,huysuz,açgözlü,kurnaz,çocukça,sakar,korkunç,kaba
ZÜRAFA
Ukala,meraklı,açgözlü,sert,somurtkan
KOYUN
Can sıkıcı,ürkek,acemi,inatçı
MAYMUN
Aksi,kavgacı,küstah,sert,görgüsüz,kendini beğenmiş,açgözlü
BALIK
Açgözlü,hızlı,endişeli,monoton,soğuk,kaygan,pullu
MARTI
Obur,kavgacı,açgözlü
İNEK
Monoton,açgözlü,kaba,kötü,tembel,miskin,inatçı,böğüren
FİL
Hırslı,öfkeli,obur,inatçı,cüsseli
TAVUK
Can sıkıcı,kavgacı,kıskanç,çekingen,obur,hidrofobik,gıdaklayan
ÖKÜZ
Kaba,büyük,ilkel,inatçı,miskin,can sıkıcı,duygusuz
SİNCAP
Hırsız,korkak,çekingen,kaygılı,abur cubur seven
AT
Keyifsiz,hırçın,hassas,kişneyen
KURBAĞA
Hileci,hırsız,açgözlü,pusuya yatan,yapmacık,terbiyesiz
PENGUEN
Çaresiz,boşboğaz,ağır
Tablo 4
OLUMLU ÖZELLİKLERİ
ASLAN
Kral gibi,kendine güvenen,güçlü,heybetli,yüce,kahraman,heybetli,cömert
YILAN
Akıllı,güçlü,derisi yararlı,sürüngen
KÖPEK BALIĞI
Etkileyici,hızlı
TİMSAH
Değişken,çevik
DENİZ ANASI
Parıldayan,nazik,narin
KİRPİ
Alaycı,kurnaz,komik,yararlı,tutumlu,acayip
KERTENKELE
Atik,çabuk,cana yakın,iyi huylu,saf,faydalı,kibar,güneşe aç
Tablo 5
OLUMSUZ ÖZELLİKLERİ
ASLAN
Acımasız,tehlikeli,yırtıcı,öfkeli,kanlı,pusuya yatan,uluyan
YILAN
Yırtıcı,öldürücü,tehlikeli,zehirli,sokar
KÖPEK BALIĞI
İnsana düşman,açgözlü,palavracı
TİMSAH
Sağı solu belli olmayan,miskin,kötü niyetli,kurnaz,gaddar,acımasız
DENİZ ANASI
Kaygan,laubali,ısırgan
KİRPİ
Dikenli,tembel,sinsi,hilekar,kurnaz,saygısız
KERTENKELE
Avare,endişeli,korkak,alıngan
Daha önce diş hekimine gitmemiş 3 kız ve 14 erkek olmak üzere toplam 17
çocuğun çizdiği resimlerin yaş aralıklarına göre dağılımı (Tablo 6) gösterilmiştir.
Tablo 6
YAŞ GRUBU CİNSİYET HAYVAN 4‐6 6‐10 10‐12 KIZ ERKEK KEDİ 3 1 1 2 YILAN 3 1 1 2 ZÜRAFA 1 1 2 ASLAN 1 1 1 1 KÖPEK 1 1 KELEBEK 1 1 MAYMUN 1 1 KOYUN AT 1 1 1 1 KERTENKELE 1 1 PENGUEN 1 1 Daha önce diş hekimine gitmiş 56 kız, 86 erkek olmak üzere toplam 125
çocuğun çizdiği resimlerin yaş aralıklarına göre dağılımı (Tablo 7) gösterilmiştir.
Tablo 7
YAŞ GRUBU CİNSİYET HAYVAN 4‐6 6‐10 10‐12 KIZ ERKEK TAVŞAN 4 9 6 11 8 KEDİ 4 9 3 11 5 KELEBEK 2 7 1 8 2 KÖPEK 2 5 1 1 7 ASLAN 2 4 2 5 3 AYI 1 4 2 2 5 ZÜRAFA 2 5 3 4 KOYUN 1 5 1 5 2 MAYMUN 6 3 3 BALIK 1 4 2 3 YILAN CHEETA MARTI CİVCİV İNEK PİRANHA KÖPEK BALIĞI TİMSAH DENİZ ANASI KİRPİ FİL DİNAZOR TAVUK ÖKÜZ SİNCAP AT KURBAĞA YUNUS 1 1 1 1 1 1 1 3 1 1 1 2 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 2 1 2 1 1 1 1 1 3 2 1 1 1 1 1 1 1 1 1 Çizilen resimler değerlendirildiğinde resimlerin büyük çoğunluğunun olumlu
özellikleri olan hayvanlar olduğu dikkati çekmektedir. En önde bulunan hayvanın da
tavşan olduğu görülmektedir. Çizilen tavşanlardan bazıları gösterilmektedir. (Şekil 1)
Şekil 1
Bu çalışmada çocuklar, iyi huylu olmaları ve sevimli görünüşleriyle olumlu
gruba alınan hayvanları çoğunlukla tercih etmişlerdir. Bu resimlerden bazıları
gösterilmektedir. (Şekil 2)
Şekiil 2
Sevimli görünüşlü; fakat atak davranışlarıyla ürkütücü olabilen ve bazen zarar
verebilen hayvanlar gösterilmektedir. (Şekil 3)
Şekil 3
Olumsuz gruptaki hayvanların genel özelliği insana zarar veren hayvanlar
olmasıdır. Bu hayvanları tercih eden az sayıdaki çocuğun diş hekimiyle ilgili objektif
veya sübjektif korkular taşıdıkları düşünülmüştür. Olumsuz gruba dahil edilen bazı
hayvanlar görülmektedir. (Şekil 4)
Şekil 4
4. TARTIŞMA
Çocuklar oynamaya , konuşmaya, resim yapmaya başlamadan önce kendilerini
davranışları ile ifade ederler. Çocuklarda değişik biçimlerde pasif-saldırgan, atak,
çekingen, alıngan davranışlar gözlenir. En iyi gözlem oyun sırasında yapılır.
Oyun, çocuğun büyümesi, öğrenmesi için gerekli bir eylemdir. Piaget çocuğun
birşeyi öğrenebilmesi, anlayabilmesi için onu kurması ve yeniden keşfetmesi gerekir
demektedir. Oyun ona bu olanağı sağlar. Olayları nesneleri bir araya getirme,
bütünleştirme, bağlar kurma ve sonuca varma süreci ile mental düzeyini geliştirir.
Erikson , oyunu, örseleyici yaşam olaylarının etkilerini yenmeyi başarma yolu olarak
tanımlamaktadır. Oyunda çocuk kendi içsel sorunlarını çözme yolları arar.
Oyun, çocuğun kendisinin yarattığı bir dünyadır. Orada ilişkilerini gerçekleştirir;
öfkelerini, sevgilerini ifade eder; özerkliğini, özgürlüğünü bu dünya içinde algılar.
Büyüsel ve animistik düşüncelerini, dürtüsel yaşamını oyuna yansıtır. Oyun çocuğun
en güçlü iletişim aracıdır. Çocuk oyun yoluyla konuşur, dertleşir, kendisini ve
dünyayı nasıl algıladığını yansıtır; insanlar arası ilişkilerini, duygularını ortaya
koyar; çoğu zaman oyunla çatışmalarını yatıştırabilir. Örneğin, üç yaşında köpekten
korkan bir kız çocuğu kendi kendisine geliştirdiği ve “köpekçilik oyunu” adını
verdiği oyunlar oynayarak korkusunu yenmiş ve dört yaşından sonra köpek dostu
olmuştur.(13)
Çocukla konuşmayı, çocuğun dil ve düşünce gelişmesi düzeyinde yürütmek
gereklidir. Ayrıca her çocuğun kullandığı dil ve düşünce içeriği iyi izlenmeli, ona
göre konuşulmalıdır. Bir başka önemli nokta da konuşmanın yönünü iyi saptamaktır.
Çocukla konuşurken iletişimi akıcı kılmak için davranışlarını izlemek, konuşmayı
içinde bulunduğu duruma uygun bir yönde geliştirmek gereklidir.
Çocuklar elleri kalem tutmaya başladıktan sonra çizgi çizerler. Bu çizgiler giderek
şekle dönüşür, daha çizgi düzeyindeyken bile bu çizgiler hakkında konuşurlar.
Yaptıkları ve onlar hakkında söyledikleri, kendilerini ifade yönünden oyunlar kadar
önemlidir. .(13)
Resim çizme, çocukların konuşma kabiliyetlerini arttırır. Çocukları duygusal
olarak etkileyen olayları aktarmada sözel ifadeden daha etkili bir yoldur. Gross ve
Haynes (1998) resmin çocuklarla sözlü iletişimi kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını
bulmak için bir dizi çalışma yürütmüştür, resim çizmenin
çocukların iletişim
becerilerini, duygularını ve algılarını arttırdığını bulmuşlardır. Konuşurken resim
çizme fırsatı verilen çocuklar, sadece sorulan sorulara cevap veren çocuklara göre
daha fazla bilgi vermişlerdir. Çalışmanın ikinci kısmında, çocuklara iki prosedür
birlikte uygulanmış ve resim çizmesi istenilen çocukların daha çok şey ifade ettiği
belirtilmiştir. Hasta çocuğa hastalığı hakkında ne düşündüğü sorulduğunda, belki
cevap veremez ama resim çizme yoluyla durumu resmedebilir.
Çocukların duygularını algılarını anlamlandırmak için projektif bir teknik olan resim
çizdirme Pediatri kliniklerinde çalışanlar tarafından sık kullanılan bir yöntemdir.
Ancak ülkemizde bu yöntemin kullanımı çok yaygın değildir. Genellikle psikologlar
veya
ruh
sağlığı
hekimleri
tarafından
tanıya
yardımcı
yöntem
olarak
kullanılmaktadır.(3-20)
Çizim yaptırılarak uygulanan testlerin avantajı, çocukların kendi duygu ve
düşüncelerini özgürce ifade edebilmeleridir. Çocuklar kelimeler olmadan sadece
figürlerle
psikolojik
durumlarını
yansıtmaktadırlar.
Bu
çizimlerin
değerlendirilmesinde çocukların hayal güçlerinin de katkıları unutulmamalıdır.(1)
Projektif testler, belirsiz bir uyarıcı vererek ve bunun yorumlanmasını istemek
yoluyla deneğin duygu ve gereksinimlerini cevaplarına yansıtmasına olanak sağlayan
teknikler olup klinikçiler tarafından bir kimseyi neyin rahatsız ettiğini bulmanın bir
yolu olarak kullanılırlar.(21)
Çocuğun duygu, düşünce ve davranışlarını incelemek amacıyla ayrıca ‘insan
figürleri çizimi’ de kullanılmaktadır.(2,21,22) Özellikle diş hekimi ile karşılaşma ve
tedavi
sonrasında
çocuğun
hissettikleri
çzidikleri
insan
figürleri
ile
değerlendirilebilmektedir. Çalışmalar, özellikle kelime haznesi çok gelişmemiş ve bu
nedenle duygularını kelimelerle anlatmakta zorlanabilecek çocukların çizimlerle
kendini çok daha rahat anlatabildiğini belirtmişlerdir.(2,19,21,22)
Çocuklar hayvanları seçerken birçok farklı faktörden söz edilebilir. Bunlar;
çocuğun ailesi, içinde bulunduğu arkadaş ortamı, bu ortamda edindiği sübjektif
korkular, çocuğun seyrettiği çizgi filmler, yaşadığı toplumun diş hekimine bakış
açısı, medyadan edindiği doğru ya da yanlış bilgiler, çocuğun diş hekimiyle ilgili
deneyimleri ve bu deneyimlerin ağrılı ve ağrısız oluşudur. (1,2)
Daha önce yapılmış bir araştırmada, bir grup çocuğa ağız diş sağlığı eğitimi
verildikten sonra, başka bir grup çocuğa eğitim verilmeden hayvanlar alemi testi
uygulanmıştır. Çalışmada çocukların çizdikleri hayvanların çoğunlukla korkunç
yaratıklar ya da yılan olduğu ve bunları kedi, köpek, ayı, kuş, tavşan ve kelebeğin
izlediği görülmüştür. Ağız –diş sağlığı eğitimi verilen grup diş hekimini kelebek ,
kedi, kuş, gibi benzetmeler yaparak daha olumlu olarak değerlendirmişlerdir.Bu
çalışmanın sonuçları, çocukların diş hekimine olan duygusal değerlendirmelerinin
hem olumlu, hem de olumsuz olduğunu göstermektedir. Çalışma sonuçları verilen
ağız diş sağlığı eğitiminin çocukların diş hekimine bakışlarını olumlu yönde
etkilediğini ve diş hekimi korkusunu belli oranda azalttığını göstermiştir.(2)
Araştırma ,çocukların gözünde dişhekimi imajını resim çizme yöntemiyle
tanımlamak amacıyla yapılmıştır. 4-12 yaşları arasındaki çocukların söyleneni
anlayabilmesi ve kolay uygulayabilmesi açısından faydalı bir testtir.
Yapılan test, çocukların diş hekimiyle ilgili genel olarak olumlu düşüncelere
sahip olduklarını; ancak az da olsa diş hekimlerinin kendilerine zarar verecekmiş gibi
bir tedirginlik içinde olduklarını göstermektedir.
5.
KAYNAKLAR
1. Uyarcam İrem S. ,Çocukların Diş Hekimi Hakkındaki Görüşleri(Hayvanlar
Alemi Testi Uygulaması) ve Diş Tedavileri Sırasındaki Reaksiyonları,E.Ü.
Ege Üniversitesi, Bitirme tezi, 2003
2. Koparal E., Ertuğrul F., İçöz Ö., Ağız- Diş Sağlığı Eğitiminin Çocukların Diş
hekimi Hakkındaki Görüşlerine Etkisi:’ Hyavanlar Alemi Testi’ ile
Değerlendirme,Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi, 1999;
26 (2); 149-57
3. Kay EJ., Locker D.,Is dental health education effective? A systematic review
of current evidence. Community Dentistry and Oral Epidemiology , 1996; 24:
231-5
4. Eden E., Çoğulu D., Çengelci B., Assessment of Dental Anxiety in Children:
Effect of Oral Health Education, Ege University, İzmir-Turkey,Faculty of
Dentistry Department of Pediatric Dentistry, 2008; 12: 51-56
5. Kirchhoff VW, Richter G. Psychologische und kurative Aspekte der Kinder
und Jugendzahnheilkunde.Zahnarz Prax, 1983; 9: 355-64
6. Cüceloğlu D. ,İnsan ve Davranışı ,Remzi Kitabevi, 2014
7. Toksöz S. ,Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Cerrahisi
Ana Bilim Dalına Başvuran Hastaların Dental Anksiyete Düzeylerinin
Değerlendirilmesi,Bitirme Tezi ,E.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi, 2000
8. Köroğlu A. ,Durkan R. ,Diş Hekimliği uygulamalarında karşılaşılan dental
anksiyete
sendromunun
etyolojisinin
ve
tedavi
yöntemlerinin
değerlendirilmesi, Atatürk Üniv. Diş Hek. Fak. Derg., 2000; 20(3) ; 205-212
9. Önçağ Ö. ,Çoğulu D. ,Ailenin sosyoekonomik durumu ve eğitim düzeyinin
çocuklarda dental kaygı üzerine etkisi, A.Ü Diş Hek. Fak. Derg. ,2005; 32(1):
45-54
10. Yalçın Ünlüyol A. ,Kocabalkan E. ,Diş tedavisi öncesi endişenin hastanın
tedaviye bakış açısına etkisi , G.Ü. Diş Hek. Fak. Derg., 2010; 27(3): 167-174
11. Zafersoy Akarslan Z. ,Erten H. ,Diş hekimliği korkusu ve kaygısı, Hacettepe
Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi,2009; 33(1): 62-68
12. Pride J. Dealing with dentistry’s image dilemma. JADA, 1991; 122: 91-2
13. Prof. Dr.M. Orhan Öztürk ,Prof. Dr. Aylin Uluşahin ,Ruh Sağlığı Ve
Bozuklukları, Nobel Tıp Kitabevleri ,2008; 11
14. Pediyatri ,PROF. DR.Olcay NEYZİ ,PROF. DR.Türkan ERTUĞRUL ,Nobel
Tıp Kitabevleri, 2010; 4: 1-2100
15. Pedodonti ,Prof.Dr.Altan GÜLHAN ,İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü
Basımevi ve Film Merkezi, 1994
16. Miller
A.,MD,Arbor
A.,Mich
,Psychological
considerations
in
dentistry,JADA,1970; 81: 941-6
17. Weinstein P, Getz T., Ratener P., Domoto P., Dentist’ responses to fear – and
nonfear- related behaviors in children., JADA, 1982; 104: 38-40
18. Wright GZ, Alpern GD, Variables influencing children’s cooperative
behavior at the first dental visit, J Dent Child, 1971; 38: 124-8
19. Brem-Graser L., Familie in Tieren: Die Familiensituation im Spiegel der
Kinderzeichnung, München: Ernst Reinhardt, GmbH&Co, 1980; 1-140.
20. ŞEN BEYTUT D. ,BOLIŞIK B. ,SOLAK U. ,SEYFİOGLU U., Çocuklarda
Hastaneye Yatma Etkilerinin Projektif Yöntem Olan Resim Çizme Yoluyla
İncelenmesi, Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, 2009;
(2): 3
21. Morgan CT, Psikolojiye Giriş, 9. Baskı, Hacettepe Üni.Psikoloji Böl.
Yayınları No:1, Ankara Meteksan Ltd. Şti., 1991; 306-9
22. Eichenbaum IW, Dunn NA, Projective drawings by children under repeated
dental stres. J Dent Child 1971; 38: 164-73
6. ÖZGEÇMİŞ
1990 yılında Ankara’ da doğdum. İlk ve ortaöğrenimimi 13 Eylül
İlköğretim Okulu’nda, lise öğrenimimi Polatlı Anadolu Lisesi’nde
tamamladım. 2009 yılında diş hekimliği fakültesini kazandım.
Download

1307 - Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi