Genel Ekonomi Ders Notu-6
Öğr. Gör. Hakan ERYÜZLÜ
5.4 Makro Açıdan Diğer Önemli Konular
5.4.1 Nominal ve Reel Değer Ayrımı
Nominal ve reel ayrımı makro açıdan önemli bir analiz basamağıdır. Çünkü nominal
değerler kullanılarak verilecek kararlar ve tespitler yanıltıcı olabilecektir. Bu sebeple reel
verileri kullanmak gerekmektedir. Bu durumun önemini belirttikten sonra kavramların
tanımlarını yapabiliriz. Önce nominal değer üzerinde duralım. Nominal değer aynı zamanda
cari değer ile eş anlamlıdır. Nominal değer; enflasyonun etkisinden arındırılmamış değerdir.
Yani enflasyon fiyatların artışı ise, içinde fiyat etkisi olan her değişken bundan etkilenecektir.
Söz gelimi bir işçinin sene başında maaşına %10 zam alması bu haliyle nominal artışı ifade
eder. Çünkü enflasyon rakamı ile değerlendirmediğimiz sürece fiyat etkisi ile değerlendirme
yaparız ve yanıltıcı sonuçlar ediniriz. Örneğin işçinin maaşının %10 arttığını görüyoruz fakat
gerçekte alım gücü ne kadar değişmiş bilmiyoruz.
İşte tam bu noktada reel değere ihtiyacımız vardır. Reel değer; enflasyon etkisinden
arındırılmış değerdir. Örneğin ülkede %15 enflasyon varsa, işçiye %10’da zam yapılsa;
%10 - %15= -5%
İşçinin kaybı vardır ve reel geliri, yapılan zamma rağmen, %5 azalmıştır. Çünkü geçen
seneye göre mal ve hizmet fiyatları %15 arttığından, işçinin geçen seneki alım gücünde
kalabilmesi için en az %15 zam alması gerekirdi. Geçen seneden daha yüksek bir alım gücü
yani refah seviyesine ulaşabilmesi içinde %15’den daha fazla zam alması gerekirdi.
Nominal, reel ayrımı sadece maaş hesaplamada değil, GSYİH, faiz vb. değişkenlerde
de kullanılır. Daha öncede belirttiğimiz gibi nominal değerler yanıltıcı sonuçlara sevk
edebilmektedir.
Genel Ekonomi Ders Notu-6
Öğr. Gör. Hakan ERYÜZLÜ
5.4.2 Cari Denge ve Bütçe Dengesi
İlk bölümde ödemeler bilançosundan bahsetmiştik. Bir kez daha hatırlarsak, bir
ekonominin yurt dışı piyasalarla olan iktisadi ilişkileri ödemeler bilançosu olarak bilinen bir
bilanço içine kaydedilmektedir. Ödemeler bilançosu, bir ülkenin döviz kazandırıcı ve döviz
harcayıcı faaliyetlerini yıllık bazda sergilemektedir. Geleneksel olarak ödemeler bilançosu 5
ana bölümden oluşmaktadır:
1. Cari işlemler
2. Sermaye hareketleri
3. Finans Hesabı
4. Net hata ve noksan
5. Rezerv hareketleri
Bu beş hesabın net bakiyesinin toplamı tanım gereği sıfırdır. Cari işlemler içinde dış
ticaret dengesi (ihracat – ithalat), turizm gelir gider dengesi, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri,
yurt dışından işçi dövizleri ve faiz ödemeleri ile kar transferleri kalemleri bulunur. Dolayısıyla
cari işlemler esasen ekonominin reel kesiminin mal ticareti ve üretici faktörlerinin döviz gelir
ve giderlerinin dengesini vermektedir. Kamuoyunda daha çok kullanılmakta olan dış ticaret
açığı kavramından daha geniş bir tanımlama içermekte olduğundan, bir ülkenin döviz açığının
belirlenmesinde de önemli bir gösterge olarak değerlendirilmektedir. Cari işlemler eğer açık
veriyorsa bu açığın borçlanma ile karşılanması beklenir. Dolayısıyla, eğer cari işlemler açık
veriyor ise, sermaye hareketleri dengesinde bir fazla olmalıdır. Sermaye hareketleri ise
finansal sermaye akımlarına dayalı döviz giriş ve çıkışlarını takip eder ve doğrudan yabancı
sermaye yatırımları, portföy akımları, kısa ve uzun vadeli dış krediler rakamlarını ifade eder.
Söz konusu akımlar içerisinde doğrudan yabancı sermaye yatırımları dışındaki finansal
sermaye girişleri doğası gereği borç arttırıcı özelliktedir. Bu yüzden, cari işlemlerdeki açığın
mutlak anlamda büyük ya da küçük olmasından ziyade, nasıl finanse edildiği önemlidir. Cari
açığın, doğrudan yatırımlar türünden ya da uzun vadeye yayılmış döviz girişleri ile finanse
edilmesi görece olarak daha az sorunlu olduğu söylenebilir. Öte yandan cari açığın kısa vadeli
ve dış borçları arttırıcı biçimde sıcak para akımları ile finanse edilmesi tehlike arz etmektedir.
Genel Ekonomi Ders Notu-6
Öğr. Gör. Hakan ERYÜZLÜ
Eğer cari işlemler ve sermaye hesapları ile net hata noksan kalemlerinin toplamı
sıfırdan farklı bir rakam veriyorsa, bu rakam döviz rezervlerine aktarılır. Söz konusu pozitif
bakiye ödemeler dengesi istatistiklerine eksi olarak girer ve rezerv artışlarına kaydedilir.
Buradaki mantık, fazla veren döviz hesabının ödemeler dengesi istatistiklerinden çıkartılarak,
rezervlere eklenmesine dayanır. Dolayısıyla ödemeler dengesi istatistiklerinde rezerv
hareketlerinde eksi ifadesi rezervlerin artmakta olduğunu (ödemeler dengesindeki hesabın
eksildiğini) ifade eder.
Bütçe dengesi ise, kamu bütçesini alakadar etmektedir. Bütçe dengesinden kasıt
kamu gelirleri ve giderleri arasındaki ilişkidir. Eğer kamu gelirleri, giderlerinden fazla ise,
bütçe fazlası vardır. Eğer kamu gelirleri ile giderleri denk ise, bütçe denkliği mevcuttur. Fakat
kamu gelirleri, giderlerinden az ise bütçe açığı vardır. Dolayısıyla kamunun gelirlerinin
yetmediği ve borçlandığı durumu ortaya çıkar bu ise, ileri zamanda kamu harcamalarının
kısılmasına sebep olur.
Son olarak bu iki durumda da açık olmasını inceleyim. Yani bir ülkede hem cari hem
de bütçe açığının mevcut olması. Tahmin edileceği gibi bu durum en kötü senaryodur. İktisat
literatüründe karşılığı ise, ikiz açıktır. İkiz açık, bir ülkede hem cari açığın hem de bütçe
açığının var olması durumudur.
5.4.3 Döviz ve Döviz Kurları
Döviz en kısa tanımı ile yabancı paradır. Bu durumda yerli para cinsinden olmayan her
para döviz olarak kabul edilir. Söz gelimi, Amerikan Doları, Avrupa para birimi Euro, İngiliz
Sterlini, Japon Yeni vb. para birimleri dövizdir. Döviz ile yerli paranın birbiri cinslerinden
ifadesi ise döviz kurunu oluşturur.
Döviz kurları, düz kur ve çapraz kur olmak üzere iki başlık altında toplanabilir;
Düz Kur: Düz kur hesabı da direkt kotasyon ve dolaylı kotasyon olmak üzere iki şekilde
hesaplanabilir. Direkt kotasyon bir birim yabancı paranın, yerli para cinsinden ifadesidir.
Örneğin; 1$ = 2 TL veya 1€ = 4 TL direkt kotasyona örnek gösterimlerdir. Genelde de günlük
hayatta direkt kotasyon uygulaması yaygın olandır. Dolaylı kotasyon ise, bir birim yerli
Genel Ekonomi Ders Notu-6
Öğr. Gör. Hakan ERYÜZLÜ
paranın yabancı para cinsinden ifade edilmesidir. Örneğin; direkt kotasyonlarını verdiğimiz
örnekleri dolaylı kotasyona çevirirsek, 1TL = 0.5$ ve 1TL = 0.25€ olur.
Çapraz Kur; iki yabancı paranın, yerli para cinsinden ifadesidir. Genellikle, daha kolay
olacağından, direkt kotasyonlar ile hesaplanır. Yukarıdaki örneğimizde dolar ve euro’nun
direkt kotasyonlarından çapraz kurları hesaplayalım;
1$ = ?€ hesabı;
1$ = 2 TL ise, $/TL = 2’dir. Aynı şekilde 1€ = 4 TL ise, €/TL = 4’dür. Buradan;
$/€ = 2/4 = 0.5 elde edilir. O zaman, 1$ = 0.5 €’dur.
1€ = ?$ hesabı;
1$ = 2 TL ise, $/TL = 2’dir. Aynı şekilde 1€ = 4 TL ise, €/TL = 4’dür. Buradan;
€/$ = 4/2 = 2 elde edilir. O zaman, 1€ = 2$’dır.
5.4.4 Yatırım ve Faiz
Faiz dar bir tanımla, bir borç anlaşması sonucu elde edilen gelir oranı yada borçlanma
maliyetidir. Bir başka tanım daha verirsek faiz, herhangi bir nedenle ertelenen nakdi
ödemenin bedeli olup, gelecekte yapılacak ödeme ile şimdiki arasındaki oransal farktır. Basit
bir örnekle 1.000 tl kredi çeken birisi 12 ay vade sonunda 1.100 tl ödüyorsa yıllık %10 faiz
oranı var demektir.
Yatırım ise, sermaye malları stokuna yapılan net ilavedir. Bir adı da sermaye
birikimidir. Dolayısıyla iktisaden yatırım bankaya yatırılan para değil üretime yapılan
harcamaları ifade eder. Bu bakımdan yatırımların artması, üretimin ve dolayısıyla istihdamın
artması, işsizliğin azalması anlamındadır.
Yatırımlar ve faiz arasında iktisadi bir ilişki mevcuttur. Bir ülkede arzu edilen, üretimin
artması yani yatırımların artmasıdır (ya da sermaye biriminin artması). Bunun içinde ya
mevcut firmaların büyümesi ya da yeni firmaların kurulması gerekmektedir. Bunun için ise,
Genel Ekonomi Ders Notu-6
Öğr. Gör. Hakan ERYÜZLÜ
girişimcilerin paraya ihtiyaçları vardır. Para elde etmek içinse iki yol vardır; ya mevcut
kaynaklar (birikimler) ya da banka kredisi. Genel olarak, banka kredileri girişimcilerin
kullandığı yoldur. İşte tam bu aşamada faiz oranları devreye girer. Eğer ülkede çok yüksek
faiz oranları var ise, borçlanmanın maliyeti artacağından, girişimci yatırım yapmaya çekinir.
Bu sebeple yatırımlar istenilen hızda artmayabilir. Tersi durumda düşük faizler varsa buda
girişimciyi daha çok yatırım yapmaya yönlendirebilir. Bu bağlamda faiz ve yatırımlar arasında
ters bir orantı mevcut olduğu kabul edilir.
5.4.5 Maliye ve Para Politikaları
Bölümün başında makro iktisatta 4 önemli oyuncudan bahsedilmişti. Daha sonrada
bunlar arasındaki iktisadi ilişkiyi gösteren makro iktisadi döngüden bahsedilmişti. Bu
oyunculardan bir tanesi de “Devlet” idi. Devlet bu döngüde kural koyucu olarak yer
almaktadır. Koyduğu kurallar ile iktisadi döngünün düzenini sağlamak ve iktisadi gelişime
katkıda bulunmak gibi önemli bir görevi vardır. Koyduğu kurallar bütününü “politika” olarak
nitelendiririz. Bu durumda devlet, politika yapıcı bir iktisadi oyuncudur. Genel olarak ta iki
çeşit politika kanalı vardır. Bunlar para ve maliye politikalarıdır (Burada iki politikada sadece
genel hatları ile değerlendirilecek ileri analiz aşamaları yapılmayacaktır).
5.4.5.1 Maliye Politikası
Maliye politikası, devletin iktisadi döngüyü etkilemek amacı ile, topladığı vergiler ve
yaptığı harcamalar ile yaptığı politikadır. Devlet adına bu politikayı seçilmiş siyasi partiler
yerine getirir. Devlet, firma ve hanehalkından topladığı vergiler ile emekli maaşlarından,
altyapı harcamaları, çeşitli sübvansiyonlara kadar bir çok harcama yapar ve yaptığı
harcamalar ile topladığı vergi oranı iktisadi yapı üzerinde önemli etkilere sahip olur. Bunu
yaparken de asıl amacı konjonktürel dalgalanmaları yönetebilmek ve yatırımların kontrollü
bir şekilde artmasını sağlamaktır.
Maliye politikası, genişletici ve daraltıcı olmak üzere de ikiye ayrılır;
Genişletici Maliye Politikası: Devletin vergi oranlarını indirmesi ile yatırımların maliyetini
azaltıp teşvik etmesi aynı zamanda da daha fazla kamu harcaması (daha çok memur alması,
altyapı yatırımları, sübvansiyonlar vb.) yaparak iktisadi hayatı canlandırması durumudur.
Genel Ekonomi Ders Notu-6
Öğr. Gör. Hakan ERYÜZLÜ
Genel olarak konjonktürel daralma dönemlerinde uygulanan ve daralmanın kötü etkilerini
yumuşatmayı amaçlayan bu politika, genişleme dönemlerinde enflasyona ve cari açığın
artmasına neden olabilmektedir. Ayrıca çok kamu harcaması bütçe açığını da beraberinde
getirebilmektedir.
Daraltıcı Maliye Politikası: Devletin vergi oranları arttırması ve kamu harcamalarını azaltması
durumudur. İlk bakışta yapılmaması gereken bir politika gibi gözükse de cari açığın tehlikeli,
enflasyonun yüksek ve bütçe dengesinin açık yada kritik seviyede olduğu bir ülkede tüketimi
kısmak ve bu yolla enflasyon, cari açık ve bütçe dengesini kontrol edilmek istenmesi
durumunda uygulanır. Halk arasında kemer sıkma politikası olarak ta bilinir.
5.4.5.2 Para Politikası
Para politikası, ülkedeki para miktarını kontrol edebilmek ve bu yolla enflasyonu
kontrol altına alarak, sürdürülebilir bir iktisadi büyümeyi sağlamayı amaçlayan politikadır.
Devlet adına bu politikayı bağımsız (yani seçilmiş siyasi partiler ile alakası olmayan) merkez
bankası yürütür. Para miktarı ise, “para arzı” denilen kavram ile belirlenir. Para arzının
arttırılması paranın bollaşması, para arzının daraltılması ise, paranın piyasada azalması
anlamındadır.
Para politikası, genişletici ve daraltıcı olmak üzere de ikiye ayrılır;
Genişletici Para Politikası: İktisadi hayatı canlandırmak için kullanılan bu politika, merkez
bankasının para arzını arttırması anlamına gelmektedir. Eğer para arzı artarsa para piyasada
bollaşacak girişimciler yatırımları arttırabilecek, işsizlik azalacak ve harcamalar yani tüketim
artacaktır. Fakat güzel gibi görülen bu durumun bir sonucu vardır. Para arzı artar para
bollaşırsa çoğalan paranın değeri düşer, yani faizler düşer. Aynı zamanda da enflasyon artar.
Kısacası para arzı artarsa, faizler düşer, enflasyon artar. Hemen hatırlatmak gerekir ki merkez
bankası bu politikayı direkt olarak faiz oranlarını düşürerek te gerçekleştirebilir.
Daraltıcı Para Politikası: Enflasyonun yüksek olduğu ve kontrol dışına çıktığı bir ülkede
daraltıcı para politikası uygulamak kaçınılmazdır. Daraltıcı para politikası, merkez bankasının
para arzını azaltması yada faiz oranlarını yükseltmesidir. Sırasıyla merkez bankası, para arzını
Genel Ekonomi Ders Notu-6
Öğr. Gör. Hakan ERYÜZLÜ
azaltırsa, azalan paranın değeri artar yani faiz oranları yükselir. Faiz oranlarının yükselmesi,
yatırımları azaltır, tüketim azalır ve enflasyon düşer.
Konunun daha iyi anlaşılması için para arzının arttırılıp azaltılmasından bahsedelim.
Merkez bankaları ellerinde yüksek oranda yerli para ve döviz tutan devlet bankalarıdır.
Örneğin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), elinde yüksek miktarda TL ve döviz
rezervleri bulundurmaktadır. Söz gelimi TCMB genişletici para politikası uygulamak istesin.
Yani para arzını artırmak istesin. Bu durumda para arzının artması, piyasada TL’nin çoğalması
anlamına gelir. Bunun için iki yolu vardır, birincisi para basmak (merkez bankaları para
basmaya yetkili kurumlardır) ikincisi ise, elindeki TL ile piyasadan döviz satın almak ve
karşılığında TL verdiği için piyasadaki TL miktarını arttırmak. Her ikisinde de TL artacağı için,
iktisat kuralı gereği bollaşan (arzı artan yani arz eğrisi sağa kayan) ürünün değeri düşer. Bu
durumda TL karşılığı borçlanmanın da maliyeti azalır yani faiz düşer. Böylece yatırımlar artar.
Fakat, bu sefer de TL bollaşacağından, tüketim artar ve fiyatlar yükselmeye başlar yani
enflasyon olur. Para arzının azaltılması ise, merkez bankasının piyasadan TL çekmek amacı ile
döviz satmasıdır. Bu durumda da genişletici politikadaki sonuçların tersi gerçekleşecektir.
Download

Genel Ekonomi Ders Notu-6 Öğr. Gör. Hakan ERYÜZLÜ 5.4 Makro