ÖFKE
KONTROLÜ
GAZİ MEZARCI
REHBERLİK ÖĞRETMENİ
ÖFKE, TANIM VE İLİŞKİLİ
KAVRAMLAR

Öfke: Basit bir “sinirlilik” veya “kızgınlık”
halinden, yoğun hiddet durumuna kadar değişen
dereceli, duygusal bir durumdur (Spielberger ve
arkadaşları; 1991).
Sürekli Öfke: “Durumluk öfkenin genelde ne
sıklıkta yaşandığını ifade eden bir kavramdır”
(Özer, 1994a: 26).
 İçselleştirilmiş Öfke: Spielberger’e (1991) göre
içselleştirilmiş
öfke, öfkeli duyguları ve
düşünceleri
bastırma
eğilimini
yansıtan
kavramdır.
 Dışsallaştırılmış Öfke: Spielberger (1991)’e
göre dışsallaştırılmış öfke, çevredeki eşya veya
kişilere karşı öfkenin gösterilmesi eğilimini
simgelemektedir.

ÖFKE NEDİR, NE İŞE YARAR?








Öfke, son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi
için gerekli bir duygudur
Öfke, duygusal bir tepkidir
Öfke, uyarıcı bir işarettir
Öfke, kişiyi tehditlere karşı uyarır ve kendisini
korumasına olanak sağlar
Öfke, yeni öğrenmeler için bir motivasyon kaynağıdır
Öfke, sınırlandırılabildiği surece sağlıklıdır ve işe
yarar
Öfke, kontrol edilmediğinde kişinin kendisi ve çevresi
için zararlı olabilir
Öfkenin sağlıklı ve işe yarar olabilmesi için inkar
edilmemesi, bastırılımaması ve öncelikle kabul
edilmesi, tanınması ve kontrollü bir biçimde ifade
edilebilmesi gerekir
ÖFKE NE DEĞILDIR?
Öfke bir problem çözme aracı değildir
 Öfke bir oç alma veya intikam yolu değildir
 Öfke başkalarını suçlama biçimi değildir
 Öfke şiddet göstermeye veya suç işlemek için bir
neden değildir
 Öfke başkalarını kontrol etme yolu değildir
 Öfke bir haklı olma yolu değildir

ÖFKE BELIRTILERI


Doğrudan belirtiler; Tokat atma, vurma, yüksek sesle konuşma,
kufur etme ya da tehdit etme, aşırı eleştirel olma, hata arama,
tartışmacı ve saldırgan bir tavır içinde olma, ısım takma, suçlama,
alay etme, dedikodu yapma, şüphecilik, önyargıyla yaklaşma, öfke
nöbetleri geçirme gibi açıkça, kışının başkalarını incitmeyi ya da
çevreye zarar vermeyi istediğini gösteren sözel ve fiziksel tacizler.
Dolaylı belirtiler; Başkalarından uzak durma ve onlarla işbirliğini
red etme, sessizlik, unutkanlık psikosomatik hastalıklar, depresyon
ve suçluluk duyguları, kazaya yatkınlık, işbirliğine karşı direnç
bağımlılık davranışları, aşırı alttan alma, çekingen davranma,
ağlama, şiddete ve suça yönelik fantaziler içinde bulunma, yoğun
bir rahatsızlık ve stres altında olma duygusu, mutsuzluk ve
gerginlik, güceniklik ve ruhsal acı çekme duygularının varlığı.
NEDENLERI:
Engellenme,
 Kışkırtma
 Reddedilme,
 rahatsız edici, hoş olmayan uyaran,
 kişisel haklara ve benliğe saygı gösterilmemesi,
 ekonomik, kültürel ve sosyal faktörler, biyolojik
faktörler,
 Okul yapısı,
 Akran grupları vs.

ÖFKENİN DİĞER DUYGULARLA İLİŞKİSİ
Öfke genellikle diğer negatif duygularla birlikte
görülür ve bazı duygularla yakından ilişkilidir.
Alan yazınında öfke kelimesi çoğu zaman
saldırganlık (aggression), düşmanlık (hostility)
ile birlikte ele alınmaktadır.
 Saldırganlık; karşısındakini yaralama, zarar
verme gibi belirli bir amaç doğrultusunda kasıtlı
olarak yapılan bir davranış olarak
tanımlanırken, öfke, hoş olmayan sonuçlar
yaratan, belli bir amacı olmayan duygu grubu
olarak tanımlanmaktadır (Berkowitz, 1993).


Saldırgan davranışlar öfke tarafından motive
edilebileceği gibi, başka faktörler tarafından da
motive edilebilmektedir. Aşırı saldırgan olan
insanların aşırı derecede öfkeli olmaları gerekmez;
çünkü saldırgan davranışlar sergilerken bu süreç
içerisinde fark edilebilir öfke duyguları olmayabilir
(Berkowitz, 1993). Düşmanlık (hostility) ise, genel
anlamda bir ya da daha fazla kişiye karşı negatif, hoş
olmayan bir tutum takınma veya olaylara karşı
yapılan uzun dönemli negatif değerlendirmeler olarak
tanımlanmaktadır Öfke, duyguya; saldırganlık,
davranışa; düşmanlık ise bilişe (bilişsel elementler,
örneğin; tutumlar inançlar) eşlik etmektedir

Öfke ve kaygı arasındaki ilişkiye bakıldığında
her ikisi de olumsuz olmasına rağmen;
aralarında bazı farklılıklar bulunmaktadır.
Örneğin; öfke ortaya çıkaran uyaranlar daha çok
sosyal durumlarken kaygıyı ortaya çıkaran
uyaranlar sosyal olmayan (sosyal-kaygı dışında)
uyaranlardır. Öfke ve kaygı arasındaki diğer
önemli fark ise, öfke genellikle içtepi kontrolünün
kaybı ile ilişkili iken, kaygı aşırı davranışsal ket
vurma ile ilişkilidir.
ÖFKENİN BOYUTLARI
Öfkenin Fiziksel ve Fizyolojik Boyutu
 kaşların çatılması, dişlerin gıcırdatılması, ters
ters bakma, yumrukları sıkma, yüzün kızarması,
titreme hissi (özellikle el ve ayakta), uyuşma
hissi, tıkanma hissi (nefes almakta zorluk),
vücudun çeşitli bölgelerinde seğirmeler olması,
terleme, kontrol kaybı, sıcaklık hissi, burundan
soluma, dudakları ısırma, beynin zonklaması,
baş ağrısı ve hareketlerin hızlanması olarak
sıralamıştır Bütün bu tepkiler vücudu savunma
için hazırlamaktadır.



Öfkenin Sosyal ve Bilişsel Boyutu
Her kültür öfke için “ifade etme kuralları”
koymaktadır ve bireyler sosyalleşme sürecinde
kültürlerinde kabul edilen öfkeyi ifade etme
şekillerini öğrenmektedirler (Aktaran: Güleç, 2002).
Sonuç olarak öfke duygusu koşullanma, pekiştirme,
taklit, özdeşleşme, gözlem, öğrenme yoluyla
öğrenilmektedir (Köknel, 1999) ve içinde bulunulan
kültürün önemli etkileri bulunmaktadır. Berkowitz
(1990) öfke tepkisinin ne şekilde ve nasıl olacağının,
bireyin sahip olduğu mantıklı ve mantık dışı
inanışları, geçmiş yaşantıları ve olayla ilgili
çağrışımları tarafından belirlendiğini ifade etmiştir.
Diğer bir ifade ile birtakım düşünce biçimleri öfke
yaşantısını yoğunlaştırmakta, birtakım düşünce
biçimleri ise zayıflatmaktadır.

Öfkenin Davranış ve Tepki Boyutu
Öfkenin ne şekilde ifade edildiği ile ilgilidir.
 Öfke içe vurumu: Çoğu insan için öfke, ifade edilmesi
en güç duygulardan birisi olduğu için bu kişiler öfkeyi
bastırmayı ya da inkar etmeyi tercih ederler. Oysa
insan ilişkilerinde yaşanan çoğu olumsuz olay
bastırılmış, ifade edilmemiş öfkeden
kaynaklanmaktadır
 Öfke dışa vurumu: bazı kişiler de öfkelerini çeşitli
şekillerde dışa vurmayı tercih ederler. Ağlamak,
yumruk atmak, havaya bir şeyler fırlatmak,
bağırmak, saldırgan davranışlar sergilemek gibi. Bu
dışa vurum bazen kişinin kendisine bazen de
karşısındakine zarar verebilmektedir. Öfkeyi
bastırmak ya da saldırgan davranışlar sergilemek
öfkenin sağlıksız şekilde ifadeleridir.



Öfke kontrolü: Öfkenin bir diğer ifade şekli ise bu
duygunun tanınması, uygun zamanda kontrollü şekilde
ifade edilmesidir. Öfke kontrolünün bireyin kişiler arası
ilişkileri geliştirmesinde, psikolojik ve fiziksel olarak
sağlıklı bir yaşam sürdürmesinde önemli etkileri
bulunmaktadır.
***Duygu, düşünce ve davranışlarını kontrol edebilme
ve gerektiğinde başka alanlara kaydırabilme yetisi
insanı diğer varlıklardan ayıran önemli bir özelliktir.
Her insanda farklı şiddette ve görünümde; üzülme,
sevinme, suçluluk ve öfkelenme gibi birçok duygu vardır.
Yer ve zamana göre duygu ve düşüncelerini
denetleyebilme yetisi bireyin kendi iç huzuru açısından
önemli olduğu gibi; yakın akrabaları, mesleki ve sosyal
çevresiyle uyumlu ilişkiler kurabilmesi açısından da
önemlidir. Yaşamının çoğunu büyük ya da küçük
topluluklar içinde geçirmek zorunda olan her bir
insanda öfke hissinin sürekli baskılanması bazı
sıkıntılara yol açabilir, fakat küçük olaylar karşısında
bile çıldırmışçasına tepki verme davranışları daha
büyük sorunlara kaynaklık yapmaktadır.
ÖFKE KONTROLÜ
Öfke ile niçin başa çıkmalıyız9
 Öfke uygun bir biçimde ifade edildiğinde son
derece sağlıklı bir duygudur Ancak tersi
durumlarda yıkıcı etkilere yol açabilir
 Öfke çocuk istismarı ev içi şiddet fiziksel ve sözel
tacız gibi sorunlarda görülebileceği gibi birçok
sosyal ve kişisel problemin ortaya çıkışında rol
oynar
 Öfke kişiler arası ilişkilerde problem yaşanan
birçok durumda önemli bir etkendir ve bireylerin
iş ve aile yaşantılarına ilişkin ciddi sorunların
ortaya çıkmasına neden olur

Öfke ile etkin bir biçimde baş edememe ve kısıtlı
problem çözme becerileri nedeniyle birey sosyal
ilişkilerden kaçınır.
 Öfke ile etkin bir biçimde baş edememe
sonucunda kişilerde sigara kullanma madde
bağımlılığı yeme bozuklukları depresyon gibi
sorunlar açığa çıkabilir.
 Öfkeyi kontrol etme ile ilgili sorunları olan
bireyler sıklıkla diğer duygularını da uygun bir
şekilde ortaya koyma güçlüğü çekerler ve bu
kişilerde gerginlik stres gibi ruh sağlığını tehtit
eden kronik problemler ortaya çıkabilir

ÖFKEYLE BAŞAÇIKMA
1- Fizyolojik Uygulamalar
• Nefes egzersizi
• Kas gevşeme egzersizi
• Spor yapmak
 2- Zihinsel Tepkiler
• Olumlu duşunme
• Duygularını paylaşma
 3- Davranışsal Tepki
• Zamanı etkili kullanma
• Etkili iletişim kurma
• Duygularını ifade etme

ÖFKE DENETİM PROGRAMLARI
Bu programların uygulanması birey ve toplum
ruh sağlığını korumaya yönelik geliştirilen
önleyici çalışmalardır. Hazırlanan öfke denetim
programlarının; çatışma çözme, ben dilinin
kullanım gücünü farketme, öfkeliyken duygu ve
düşünceleri ben diliyle ifade etmeye yardımcı
olma olabileceği gibi, sözel ve fiziksel olarak
öfkeye verilen tepkilerin ve sonuçlarının farkında
olmayı öğrenme gibi sonuçları olduğu ifade
edilmektedir (Korkut, 2007).
**Öfke denetimi programları genelde 3 aşamayı
içermektedir.
 Birincisi; öfkenin ve bilişsel davranışsal
bileşenleri konusunda bilgi sağlama,
 İkincisi; öfkeyi yönetmede bilişsel davranışsal
tekniklerin öğretilmesi,
 Üçüncüsü; gevşeme egzersizleri, rol oynama ve
problem çözme gibi elde edilen yeni becerilerin
uygulanmasının kolaylaştırılmasıdır.
ÖFKE İLE İLGİLİ KURAMSAL
AÇIKLAMALAR
BİYOLOJİK YAKLAŞIM
 Darwin, hayvanlar, üzerinde yaptığı gözlemlere
dayanarak, hayvanların gurur, utanç, sıkılma,
merak, kıskançlık, öfke gibi insanların yaşadığı
tüm duyguları yaşadığını iddia etmiştir.
Duyguların ifadesi hayvanlarda ve insanlarda
aynı amaca yöneliktir. Darwin, yüz ifadelerinin
evrensel olduğunu gözlemlemiştir. O, yüz
ifadelerinin genetik ve biyolojik olduğunu ve
nesilden nesile aktarıldığını öne sürmüştür.
Darwin, yüz ifadelerinin, kişinin ne hissettiğini
anlatmada en etkin araç olduğunu söylemiştir.



PSİKANALİTİK KURAM
Psikanalizde öfke ve saldırganlık, ölüm içgüdüsünün
veya ayrılık anksiyetesinin bir ifadesi olarak görülür .
Freud‘a göre, bireyin bilinç dışında öfke ve
saldırganlık vardır. Bu yüzden her yaş döneminde
belli kişilere yönelik öfke ve düşmanlık görülür
Freud‘a
göre
saldırganlık
içgüdüsü,
ölüm
içgüdüsünden türemiştir ve onun en temel
temsilcisidir . Saldırganlık, insanın kendine dönük
yıkıcı
eğilimlerinin
dış
dünyadaki
objelere
çevrilmesidir. İnsan diğer insanlarla savaşır ya da
onlara karşıt davranışlar geliştirir. Çünkü kendini
yok etme isteği ve yaşam içgüdüleri birbirlerini
etkisiz kılabilir ya da biri diğerinin yerine geçebilir.

BÜTÜNCÜ YAKLAŞIM
Horney (1945), kusurlu ana-baba tutumları sonucu
çocuklukta oluşmaya başlayan temel anksiyeteyi,
―düşman bir dünya içinde yalnızlık ve çaresizlik
duygusu‖ olarak tanımlamıştır. Temel anksiyetenin iç
öğesi
çaresizlik,
düşmanlık
ve
insanlardan
soyutlanma duygularıdır . Bu duyguların yanı sıra
çocuk, çevresine karşı tutumlarında üstü kapalı bir
ikiyüzlülüğün varlığını da hissetmeye başlar. Temel
anksiyete kızgınlık ve bu kızgınlığın yarattığı
düşmanca duyguların dıştan fark edilmesi olasılığına
karşı geliştirilen korku duygularını da içerir.
Ergenlikten yetişkinliğe geçi kişiyi bir kimlik
oluşturmaya zorlar. Nevrotik kişilerde bu kimliğin
oluşum sürecinde bireyin istekleri önemli değildir.
Tek amaç kendini koruyabilmektir. Bu ise insanı
çaresizliğe, kızgınlığa ve insanlardan soyutlanmış
olma duygularına iter, kişiliğinin derinliğinde bir
kofluk hissetmesine neden olur (Geçtan, 2004, s.240).
VAROLUŞÇU YAKLAŞIM
Schuerger(1979)‘e göre varoluşçu yaklaşım,
öfkeyi; insanın yok oluşa, işlenmemiş potansiyele
ve yaşamın anlamsızlığına karşı tepkide
bulunması olarak açıklamaktadır. Bu görüşe göre
her insan öfke duygusunu farklı yaşar. Kişinin
öfkesi, yaşama karşı kendisini çaresiz ve güçsüz
hissetmesiyle ilgili öfke sadece insanlara
mahsustur.

GESTALT KURAMI
Bu görüşe göre, duygulardan bahsetmek yerine
onların yaşanması önemlidir. Şekil arka plandan,
zeminden çıktığı halde tamamlanmamış ya da
çözümlenmemişse, bireylerin, küskünlük, öfke,
nefret, acı, kaygı, keder, suçluluk ve vazgeçme
gibi açığa vurulmamış duygularında kendini
gösteren bitirilmemiş işleri kalmıştır. Bu
duygular,
tam
bir
farkındalık
içinde
yaşanmadığından, arka planda gezinip dururlar
ve kişinin kendisi veya başkalarıyla etkin bir
biçimde ilişki kurmasını engelleyen biçimlerde
şimdiki yaşama taşınırlar. Bitmemiş işler,
bireyin açıklayamadığı duygularıyla yüzleşip, bu
duygularıyla
baş
edebildiği
ana
kadar
varlıklarını sürdürürler (Corey, 2005, s.217).

DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
Skinner, çevrenin davranış üzerindeki etkisine
odaklanmıştır Davranışçılara göre, öfkeye ve
saldırganlığa verilen tepkiler aynen diğer
davranışlar gibi öğrenilmiştir. Özellikle insanlar
engellenmeye karşı saldırgan davranmayı
çevreden öğrenirler, çünkü daha önce çevre
tarafından bu etkileşimler körüklenmiştir
(Adams, 1973). Berkowitz (1965)‘in, 3 bileşenli
modeline göre; 1) Engellenmeler duygusal
tepkilerin bir sonucu olan saldırganlığa zemin
hazırlar, 2) Bu hazır oluş durumu, ne zaman
uygun bir zemin bulursa
saldırganlıkla
sonuçlanır, 3) Öfke ve saldırganlık davranışının
özelliği zihinsel bağlantı veya olay ve önceki
biçimlendirici etmenlerin bileşkesi olarak ortaya
çıkar.
SOSYAL ÖĞRENME KURAMI
 Bandura, çocukların başkalarının davranışlarını
gözleyerek, taklit ederek ve model alarak
öğrendiklerini belirtmektedir. Çocuklar daha
saldırgan davranmayı model alma yoluyla
öğrenmektedirler.
TRANSAKSİYONEL ANALİZ
Transaksiyonel Analiz kuramının kurucusu Eric
Berne‘e göre, insanın kişiliği ego ben durumları
tarafından şekillendirilir. Bunlar ebeveyn,
yetişkin ve çocuk ego durumlarıdır. TA
yaklaşımında hoş olmayan ve istenmeyen
duygular raket olarak adlandırılır. Raketler
bireyin yaşam senaryosunun temel parçasıdır.
İnsanlar kızma raketi, suçluluk raketi veya
depresyon raketi geliştirebilir. Raket duygular üç
şekilde öğrenilir; 1. Evdeki kimselerin model
olmasıyla 2. Verilen temas iletileriyle,
davranışların pekiştirilmesiyle,
koşullandırılmasıyla 3. Ebeveynlerin çocuklara
ne hissedeceğini ve ne düşüneceğini söylemesiyle
(Corey, l991).


BİLİŞSEL-DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
Beck tarafından geliştirilen Bilişsel Terapi yapılandırılmış
psikoeğitimsel bir modele dayandırılmıştır. BT, aktif,
yönlendirici, zaman sınırlı, içinde bulunulan anın önemini
vurgulayan, işbirliğine dayalı, yapılandırılmış bir
yaklaşımdır (Beck, Rush, Shaw, Emery, 1979). Beck‘e göre,
olumsuz düşünceler bilinçaltında gizli yatan işlevsel
olmayan düşünce ve varsayımları yansıtmaktadır (Akt;
Corey, 2005, s.296–297–311). Bilişsel-davranışçı yaklaşıma
göre, öfke ve saldırganlık, duygusal ve bilişsel gelişim
sonucunda açığa çıkan inançlardan doğar. Bu nedenle pek
çok öfke problemleri, bireyin tahrik ve engellenmesi
sonucunda sık sık ve kolayca ortaya çıkıp kontrol dışı
kalabiliyor. BDT yaklaşımı, bireylerin öfkesini tanır ve öfke
döngüsü içinde erken zamanda fark edip daha ortaya
çıkmadan önünü keser ve engel olur (Cullen, FreemanLongo, 1995). BDT‘ye göre, öfke döngüsü içinde kızışma
önlenemez, çabuk ve hızlı bir zamanda önlenemeyen bir
hal alabileceğinden dolayı bu döngü ne kadar erken
kesilirse bireyler öfkelerini daha iyi kontrol edebilirler.
BDT, günümüzde kullanılan terapilerin en önemlilerinden
birisidir.
AKILCI-DUYGUSAL DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
Öfkenin
oluşumunu,
vurguladığını
ve
bunun
düşüncelerden sonra yalnızca psikolojik bir duygu
olarak açığa çıktığını belirtir. (Ellis; 1977), öfke
duygusunu açıklarken sağlıklı öfkenin, kişinin
kendisine Şiddetli bir zarar vermeyeceğini ve
kişiliğinde bir örselenmeye yol açmayacağını
belirtmektedir. Fakat sağlıksız öfke yıkıcıdır ve
herhangi bir hedefe varmayı engeller. Ayrıca sağlıklı
öfkenin, gerçeklerle paralel bir çizgide olması
gerektiğinin önemini vurgular. Sağlıksız öfkenin
kişinin olayları yanlış kavramasına ve gerçekleri
çarpıtmasına yol açtığını belirtip amaçlara dikkat
çekerek
sağlıksız
öfkenin
iyileştirilebileceğini
vurgular.

GERÇEKLİK TERAPİSİ
William Glasser tarafından geliştirilen Gerçeklik
Terapisi‘nin özü; başarı ve mutluluğu elde etmelerinde
bireylere yardım edenin kendi davranışları olduğu için
sorumluluğun kabul edilmesidir. Glasser‘in seçim
teorisine göre; insan, düşündüğünden daha fazla bir
şekilde hayatının kontrolünü kendi elinde tutabilecek
durumdadır. Üzülmek, öfkelenmek, mutsuz olmak,
mutlu olmak gibi her türlü durum, bireyin seçimi
sonucunda ortaya çıkmaktadır. İnsan kendisine acı
veren seçimleri kendisi yapmaktadır. Terapinin başarılı
olması danışanın; üzüntü, öfke, mutsuzluk, depresyon,
yalnızlık gibi durumların kendisinin seçimi olduğuna
inanmasına bağlıdır. Terapist bu durumların
kendisinin başına gelen bir durum değil, kendisinin
yaptığı bir seçim olduğunu anlaması için danışana
yardımcı olmalıdır (Karahan, Sardoğan, 2004).

İLGILI ARAŞTIRMALAR
Bir araştırmada içe dönük öfkenin depresyon ve
kaygının belirleyicisi olduğu tespit edilmiştir.(Danışık,
2005).
 Lamb ve Pusker (1991) tarafından yapılan araştırmada
intihar eğilimi olan ergenlerin, daha yüksek öfke
seviyesine ve daha zayıf öfkeyi kontrol beceri düzeyine
sahip oldukları bulunmuştur.
 L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan 16-21 yas
aralığındaki ergenlerin öfke duygularını kontrol
etmelerini sağlamak amacı ile yapılandırılan Öfke
Kontrolü Eğitim Programının ergenlerin öfke
duygularını kontrol etmelerinde, genel öfke düzeylerinde
azalma olmasında kısa süreli etkisinin olduğu
görülmektedir (Özbay, 2008).





öfkelerini kontrol edebilen bireylerin problem çözme
becerileri daha yüksek bulunmuştur.
öfkeyle başa çıkma programı uygulanan öğrencilerin
daha düşük seviyede uyuşturucu ve alkol kullandığı ve
öz saygı seviyeleri ve sosyal problem çözme becerilerinin
daha yüksek seviyeye ulaştığı gözlenmiştir.
Duygularını daha çok paylaşan öğrencilerin öfkelerini
daha iyi kontrol ettikleri tespit edilmiştir.
yüksek düzeyde öfkeli bireylerin intihar eğilimlerinin
yüksek olduğu (Minarik, Myatt ve Mitrushina, 1997;
Ataran: Batıgün ve Şahin, 2003; Lamb ve Pusker, 1991),
karar vermede güçlük çektikleri (Deffenbacher, 1993),
madde kullanımı, suç işleme, kişiler arası problemler,
okulla ilişkili problemler ve diğer uyumsuz davranışlar
için risk oluşturduğu (Deffenbacher, Lynch, Oetting ve
Kemper, 1996) bulunmuştur.


kızların öfkelerini daha çok bastırdıkları, erkeklerin ise
öfkelerini daha çok saldırganca ifade ettikleri tespit edilmiştir.
Öfke kontrolü ile cinsiyet arasında ise anlamlı ilişki
görülmemiştir.
Eroğlu (2009) lise ve üniversite öğrencilerini karşılaştırdığı
çalışmasında lise öğrencilerinin fiziksel saldırganlık, öfke,
düşmanlık ve dolaylı saldırganlık puan ortalamalarının
üniversite öğrencilerinin puan ortalamalarından anlamlı
düzeyde yüksek olduğu sonucunu bulmuştur. Bu bağlamda
ergenlik döneminde yaşadıkları çok yönlü değişim ve gelişim
nedeniyle sıkıntılı bir dönem geçiren ergenlerin, bu dönemde
sıklıkla çeşitli problem durumlarıyla karşı karşıya geldiklerini
ve bu gelişimsel zorlukların saldırganlığa neden olabileceği
söylenebilir.

o
Öğretmen adaylarıyla yapılan bir çalışmada bölümlere
göre bakıldığında, öfke düzeyi ve öfke kontrolü
yönünden anlamlı farklar gözlenmezken, Matematik
Öğretmenliği adaylarının içe yönelik öfke puanlarının
diğer bölümlere göre anlamlı düzeyde fazla olduğu
bulunmuştur. Bu bulgu, sayısal ağırlıklı bir bölüm
olarak, öfke ifadesi ile ilgili güçlükler yaşadıklarını
düşündürmektedir.
Aytek (1999) ergenlerde öfke kontrolü ile ilgili yaptığı
deneysel çalışmada deney grubundaki ergenlere
uygulanan öfke kontrolü programının öfke kontrolü ve
içe yönelik öfke üzerinde etkili olduğu görülmüştür.
Ancak programın, sürekli öfke ve dışa vurulmuş öfke
üzerinde etkisinin olmadığı görülmüştür.
Yapılan araştırmalara göre kızlar ciddiye
alınmama, haksızlığa uğrama ve eleştirilme
durumlarında daha çok öfke yaşamaktadır.
Erkeklerin ise kendisine yönelik öfke düşünceleri
daha fazladır. Davranış boyutunda erkekler
öfkelerini saldırgan, kızlar ise kaygılı davranışlar
sergileyerek yansıtmaktadır.
 Kısaç (1997)’ın üniversite öğrencileri ile yaptığı
araştırmada, küçük yerleşim birimlerindekilerin
öfke düzeyinin daha fazla olduğu bulunmuştur.


15-18 yaş arası ergenlere öfke kontrol programının
uygulanmasıyla. Uygulama aşamasında programda
bilişsel–davranışçı teknikler doğrultusunda hazırlanan
içeriğin ve etkinliklerin öğrencilerin bu konudaki
ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olduğu ve öğrencilerin
oturumlarda ele alınan konularla bağlantılı olarak
yapılan uygulamalara katılmada oldukça istekli
oldukları, uygulama sonrasındaki iki aylık süreç
içerinde ise öğrencilerin günlük yaşamlarına ilişkin
olumlu katkıları olduğu gözlenmiştir. (Duran, 2005)

Simon ve Nath, tarafından yapılan araştırmaya
göre erkek ve kadınlar arasında öfke duygularını
yaşamada anlamlı bir farklılık bulunmamasına
rağmen, öfkeli durumlarla baş etmede ve onu
yönetmede cinsiyete özgü yöntemler kullanıldığı,
buna göre kadınların öfke duygularıyla dua
ederek veya başkaları ile konuşarak başa
çıktıklarını bildirdikleri, erkeklerin ise daha çok
alkol ve ilaç alarak öfkeleriyle başa çıktıklarını
bildirdiklerini saptamışlardır.
Anne ve babalarını demokratik olarak algılayan lise
öğrencilerinin öfkeleri içte tutma düzeylerinin, anne
ve babalarını otoriter olarak algılayanlara göre
anlamlı olarak daha yüksek, babalarını otoriter
olarak algılayan lise öğrencilerinin ise babalarını
demokratik olarak algılayanlara göre sürekli öfke
düzeyi anlamlı olarak daha yüksek olduğu
bulunmuştur (Okman, 2000).
 Bireylerin tolerans düzeyleri yükseldikçe daha az
öfke duygusu yaşadıkları görülmüştür (Yazgan,2007)

KAVRAMIN PDR İLE İLİŞKİSİ

Eğitim ve öğretim kurumları olan okulların tek
amacının akademik başarıyı artırmak olmadığı
bilinen bir gerçektir. Okullar akademik başarının
yanı sıra öğrencilerin psikolojik ve sosyal
gelişimlerini destekleyerek kendi kendine doğru
ve yerinde kararlar verebilen, zorluklarla baş
edebilen, motivasyonu yüksek bireyler olarak
yetişmelerini sağlamayı da amaçlamaktadır.
Bunun için de öğrencilerin kazanması gereken
bazı beceriler bulunmaktadır. öfke kontrolü
becerileri de bu beceriler arasında önemli yere
sahip olup öğretilebilir becerilerdir.


Bunun için okul yönetimi, öğretmenler, aileler ve
psikolojik danışma servisleri işbirliği içinde bu
becerilerin gelişimi için ortak bir program hazırlayarak
uygulayabilir. Unutulmamalıdır ki bu beceriler bireyin
yaşamının her alanını etkilemektedir.
Öfke denetimi çalışmalarında problem çözme becerisi
kazandırma önemli yer tutmaktadır. Konuya psikolojik
yardım hizmetlerinin temelini oluşturan psikolojik
danışma ve rehberlik açısından baktığımızda problem
çözme ve psikolojik danışma arasında doğrudan bir
ilişki bulunmaktadır. Hepner ve Krauskopf (1987)
psikolojik danışma sürecinin amacının danışanın
problem çözme becerisini artırmak ve problem çözme
becerisi algısını olumlu kılmak olduğunu
belirtmektedir.
NELER YAPABİLİRİZ?



öfke kontrolü becerilerinin gelişiminde duygu paylaşımının
önemli yeri bulunmaktadır. Bu nedenle öğrencilerin
duygularını rahatlıkla paylaşabilecekleri ortamlar
sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu ortamlar
sağlanırken de okul idaresi, öğretmenler, aileler, sivil
toplum örgütleri, rehberlik ve psikolojik danışma servisleri
ile işbirliği yapılmalıdır. Çünkü duygu paylaşımı sadece
okulda ya da sadece ailede değil, bireyin bulunduğu her
ortamda desteklenmelidir.
Yetişkinlerin hem kendilerinin hem de çocuklarının
olumsuz duygularının ifadesinde arabulucu rolü
oynamaları gerekmektedir.
Öğrencilerin duygularını rahatlıkla paylaşabilecekleri
ortamlar sağlanması için çalışılmalıdır.
Öfkeyle etkili bir şekilde başa çıkabilmek için
bütün okul çalışanlarının bu konuda bilgi sahibi
olmaları gerekmektedir. Bu nedenle öfkeli
insanlara nasıl davranmaları gerektiği
konusunda bazı stratejilere sahip olmalarını
sağlamak için çalışmalar yapılabilir.
 Okullarda akademik yılbaşlarında öğrencilerin
öfke ifadeleri ve problem çözme becerileri çeşitli
tarama çalışmaları ile belirlenip risk grubu
öğrencileri tespit edilerek bu öğrencilere yönelik
grup çalışmaları düzenlenebilir bu becerilerin
öğretilmesine yönelik etkinlikler
gerçekleştirilebilir.





Yapılacak çalışmalarda ailelerden, öğretmenlerden ve sivil
toplum örgütlerinden destek alınabilir.
Çocuklar birçok davranışlarını ailelerinden model alarak
öğrenmektedirler. Aileyi bu konuda bilinçlendirmek için
aile içi iletişimin, ana baba tutumlarıyla ilgili bilgilendirici
seminer çalışmaları yapılabilir. Yapılacak çalışmalarda
ailenin katılımı da sağlanmalıdır.
Öğrencilere uygulanması düşünülen öfke denetim
programlarında görsel, işitsel materyallerin kullanılması
programların etkililiği için önemli görülmektedir.
Öfke saldırganlık boyutuna taşınmadan önce, ergendeki
enerji fazlalığının olumlu yöne kanalize edilmesi
gerekmektedir (Sportif ve sosyal faaliyetler).
Günümüzde tv, çeşitli internet
oyunlarının vs. çocukların öfke kontrolü
becerilerinin gelişimini olumsuz
etkilediğini bilmekteyiz. Okul rehber
öğretmeni olarak bu konuda daha
bilinçli olunması için bilgilendirici çalışmalar
yapılabilir.
o Öfke denetimi ile ilgili öğretmenlere
yönelik eğitici ve bilgilendirici
çalışmaların yapılmasının yararlı
olacağı düşünülmektedir.
o
Download

Öfke Kontrol - Yaylak İMKB Anadolu Lisesi