BİTLİS TV PROGRAMI
1. MUTKİ İLÇEMİZDE KUTLU DOĞUM FAALİYETLERİ NASIL GEÇİYOR?
Hatimler, Mevlidler, Salatü Selamlar, Hadis Ezberleme Yarışması, Konferans, Semazen
Göstermi, Kitap Ve Gül dağıtımları, kadınlara ve erkeklere ayrı ayrı programlarla
elhamdülillah dopdolu bir hafta yaşıyoruz. Sayın kaymakamımıza katkı ve destek verenlere
sizler aracılığı ile teşekkür ediyor haftanın hayırlara vesile olmasını diliyorum.
2. NEDEN SAMİMİYET? NİÇİN BU KADAR ÖNEMLİ TUTULMUŞTUR? (HAYAT
ASLINDA TİYATRO SAHNESİDİR)
Hayat tiyatro sahnesi gibidir. Roller vardır. Kalıp insanlar vardır. İçi dışı bir olmayan,
rolünün gereğini yapan oyuncular vardır. Kimi zaman sevecendirler, kimi zaman hain, kimi
zaman katil, hırsız, arsız…
Kin, öfke, Şiddet, intikam, kibir, güç tutkusu, zaaflarımız, acımasız rekabetler, sorumsuzluk,
bencillik, dünyevileşme, hedonizm… Bütün bunlar her gün insanlığın yüreğinde açılan
karadeliklerdir. Ve bu karadelikler, yüreklerdeki samimiyeti yok etmektedir.
 Günümüz insanı bir samimiyet problemi yaşamaktadır.
 Günümüzde insanlar, dış görünüşü ve zâhiri ön planda tutmaktadır.
 Çağımızda insanın özü ve sözü, içi ve dışı, niyeti ve davranışı arasındaki bütünlük
kopmuştur.
 İlişkiler içtenlikten, doğallıktan uzaklaşmış ve yüzeysel bir hâle gelmiştir.
 İnsanlar yaptıklarını inanarak ve severek yapmamaktadırlar.
 İç dünyalarından geldiği gibi değil, dış dünyanın yönlendirmelerine göre hareket
etmektedirler.
 Günümüzde nitelik değil, nicelik ön plandadır.
 Görüntü, marka, model ve etikettir.
 İnançlar hayata ruh ve can vermemektedir.
 Dinî hayat aşkla, coşkuyla ve içten bir duyarlılıkla yaşanmamaktadır.
 İbadetler çoğunlukla insanın ruhunu, özünü olgunlaştıran bir işlev görmemektedir.
 Dinî hayat daha ziyade ruhî, kalbî yönü zayıf; şeklî yönü öne çıkan bir özellik
göstermektedir.
 Ailede, toplumda, ticari hayatta doğruluk ve dürüstlük kaybolmaktadır.
 Eşler arası ilişkilerde sadakat duygusu zayıflamakta, aldatmalar çoğalmaktadır.
 İnsanlar, birbirine verdikleri sözleri yerine getirmemekte; kamu alanında yaptıkları
sözleşmelere bağlı kalmamaktadırlar.
3. DİNLE SAMİMİYET AYRILMAZ BİR BÜTÜNDÜR. BU BAĞLANTISINI NASIL
ANLAMALIYIZ?
Din NEDİR? Akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara sevk eden ilâhî bir
nizam, Allah tarafından konulmuş ve insanları O'na (Allah’a) ulaştıran bir yoldur.
Kişilerin hür iradelerine hitap etmiş, zorlamamış, İnsanın düşünce ve davranışlarını
düzenlemiş, Vicdanları inşa ederek otokontrol sağlamış, Ahlaki bir müessese olarak insanları
şekillendirip yol göstermiş ve gaye olarak ta; insanlara dünya ve ahiret huzurunu
sağlamayı hedeflemiştir.
‫الدي ُن الْ َق ِّي ُم َول ٰ ِك َّن اَ ْك َث َر‬
ّٖ َ‫اس َع َل ْي َها َلا َت ْب ّٖدي َل لِ َخ ْلقِ اللّٰ ِه ٰذلِك‬
ّٖ ِ‫َفاَقِ ْم َو ْج َهكَ ل‬
َ ‫لدينِ َح ّٖنيفًا فِ ْط َر َت اللّٰ ِه الَّ ّٖتى َف َط َر ال َّن‬
‫س َلا َي ْع َل ُمو َن‬
ِ ‫ال َّنا‬
“(Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış
ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat
insanların çoğu bilmezler.”
(RÛM suresi 30. ayet)
‫ لِلّٰ ِه‬:‫ قُ ْل َنا لِ َم ْن؟ َقا َل‬. ‫يح ُة‬
َ ‫ اَلدِّي ُن ال َّن ِص‬:‫عن تميم الداري أن النبي صلى الله عليه وسلم قال‬
.‫ين َو َعا َّمتِ ِه ْم‬
َ ‫َولِ ِك َتابِ ِه َولِ َر ُسولِ ِه َولِأَئِ َّم ِة الْ ُم ْسلِ ِم‬
Temim ed-Dârî’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber efendimiz üç defa
tekrarlayarak: “Din, samimiyettir” buyurmuştur. (Ravi der ki:) “Biz, “Kime karşı”,
diye sorduk. O da “Allah’a, Kitabına, Rasulüne, Müslümanların önderlerine ve
bütün Müslümanlara karşı”, buyurdular.”
( Müslüm, İman 95 (Hadis No:55)
‫َقا َل اللّٰ ُه َت َع َلى اَ َح ُّب َما َت َع َّب َدنِى بِ ِه َع ْب ِدى إِلَ َّي اَل ُّن ْص ُح لِى‬
Kutsi hadiste: “Allah buyuruyor ki; ‘Kulumun en çok sevdiğim ibadeti, bana karşı
samimi olmasıdır.” (Ahmed b. Hanbel, V/254)
Samimiyet dinde temel değerlendirme ölçüsüdür. Kişinin bütün yapıp ettikleri, samimiyetine
göre karşılık görecektir. Müslümanın, iman, ibadet ve muamelat alanında yani hayatının her
alanında samimi olması gerekir. Dinin özü ihlas ve samimiyete dayanır. Öyleyse kul
hayatın her alanında samimi olmalıdır.
4. SAMİMİYET ALANLARI NELERDİR? (MADDELER HALİNDE)
a. İNANÇ SİSTEMİNDE SAMİMİYET
b. KULLUKTA/ İBADET HAYATINDA SAMİMİYET
c. AHLAKİ YAŞANTIDA SAMİMİYET
d. KURANA UYMA HUSUSUNDA SAMİMİYET
e. İNSANİ İLİŞKİLERDE SAMİMİYET (Komşuluk, Akrabalık, İş, Okul,
Tivaret)
f. AİLE İÇERİSİNDE SAMİMİYET
g. MÜSLÜMAN KARDEŞLERİNE KARŞI SAMİMİYET
h. SEVGİDE SAMİMİYET
i. TEVBE/ GÜHLARDAN VAZ GEÇİŞTE SAMİMİYET
j. DUADA SAMİMİYET
k. VATAN SEVDASINDA SAMİMİYET
5. İTİKAT VE İMAN ESASLARINDA SAMİMİYETİMİZ NASIL OLMALI?
(PEYGAMBERLER BUNUN EN GÜZEL ÖRNEĞİDİR. BUNLARLA İLGİLİ
ÖRNEKLER)
İman ettiğimiz esasların gereğini yerine getirmek bir mümin için en önemli görevdir. Zira
dilin ifade ettiği iman esasları kalbin onayından geçerken ihlâs ve samimiyet potasında
erimedikçe hayat bulmaz ve anlam ifade etmez.
Allah’a verdiğimiz iman sözünü ona
teslimiyetimizle, emir ve yasaklarına bağlılığımızdaki sadakatimizle göstermek, imanın
hayat bulması demektir.
Mevlana’nın dediği gibi “Nasıl inanırsanız öyle yaşarsınız. Nasıl yaşarsanız öyle
ölürsünüz.” Mümin olarak üzerimize düşen görev, imanımızın gerektirdiği şekilde yaşam
sürmek ve şüpheye yer vermeksizin inanılması gereken her şeye inanıp kabul etmektir.
‫اب الْ َج َّن ِة‬
ٌ ‫ين َقالُوا َر ُّب َنا اللَّ ُه ثُ َّم ْاس َتقَا ُموا فَلَا َخ ْو‬
َ ‫إِ َّن الَّ ِذ‬
ُ ‫ أُ ْولَئِكَ أَ ْص َح‬- ‫ف َع َل ْي ِه ْم َو َلا ُه ْم َي ْح َزنُو َن‬
‫ين ِف َيها َج َزاء بِ َما كَانُوا َي ْع َملُو َن‬
َ ‫َخالِ ِد‬
“Rabbimiz Allah’tır diyenler sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün.
Onlar cennetliktir. İşlediklerinin karşılığı olarak cennette temelli kalacaklardır.” (Ahkaf 1314)
İşte peygamberlerin imandaki samimiyet ve sadakat örneklerinden bazıları:

Hz. İbrahim’in Nemrut’un ateşine niçin girdiğini;

Hz. İsmail’in bıçağın altına yatışını;

Hz. İbrahim’in ailesini kupkuru çöllerde yalnız bırakışını;

Hz. Yusuf’un zindanlarda niçin yattığını;

Hz. Musa’yı hicretten hicrete sevk eden çöl yollarını niçin kat ettiğini;

Hz. Zekeriya’nın neden testereyle kesildiğini;

Hz. Muhammed Mustafa’yı Taif’te taşlanırken, Medine’ye yol alırken
Unutmadan “Lailahe İllellah” deyişlerindeki safiyet ve samimiyeti düşünüp hayatımızda ne
kadar yer ettiğini bir düşünelim.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’e karşı samimiyet; O’nun ahlakıyla ahlaklanmak, ismi her
anıldığında salâtü selâm ile mukabelede bulunmak, ehl-i beyti yani eşleri ve çocuklarıyla
birlikte bütün ashabına saygı gösterip onları sevmek, ashab-ı kirama dil uzatanlara engel
olmak, onun sünnet-i seniyyesine karşılık bid’at çıkaranlarla mücadele etmek, sünnetini ihya
etmek, davetini elden geldiğince etrafa yaymak gibi tutum ve eylemler de ona olan
hayırhahlığın gereği olarak sıralanmıştır.
 Ninenin 1001 delil ile Allah’ı ispat eden kimseye cevabı
 Acabasız iman nehri geçirir
 Meleklerin hayberde yıkadığı genç çoban: esved
 Hz. Sümeyyenin Şehadeti
6. KULLUKTA SAMİMİYETİMİZİ KURBİYYETE DÖNÜŞTÜRMEK GEREKİR.
SAMİMİYET VE KURBİYYET NASIL OLMALI? (İBADETLERİN
AMAÇLARI, HALİMİZ ORTADA, NAMAZ, İNFAK, TEVBE, DUA)
İnsanın yaratılış gayesi, buluğ çağından ölüm kendisine yetişeceği ana kadar, samimi
olarak yaratanına boyun eğmektir.
‫ين‬
َ ‫قُ ْل إِ َّن َصلاَتِي َون ُُس ِكي َو َم ْح َي‬
َ ‫اي َو َم َماتِي لِل ِه َر ِّب الْ َعالَ ِم‬
“Ey Muhammed! De ki; Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, yaşamım ve ölümüm
Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (Enam 162)

Apar topar kılınan namazlarda, ya da secdeye varmadan kalkan başlada mı huşu?

Dudaklar kıpırdayıp gönlün Allah’a açılmadığı avuçlarda mı dua?

Kalbin mutmain olmadığı Başlamadan biten tesbihatta mı zikir?

Dilden kalbe inmeyen tövbelerde mi huzur?

Reklam aracı yapılan sadakalarda mı hayır?

Mideye tutturulan oruçlarda mı takva?

Turistik geziye dönen umrelerde, haclarda mı arınma?
Bolca ibadet mi, çokça samimiyet mi…
 İbadetlerimizin safiyet ve sadakatini yaşayabilseydik meleklerle kol kola dolaşırdık
rabbimizin merhamet ikliminde.
 Özümseyerek sevseydik, getirdiğimiz her salavatta efendiler efendisinin kokusunu
duyardık ruhumuzun derinliklerinde.
 Yaşayabilseydik
miracımız
olan
namazı,
bütün
benliğimizle
durabilseydik
kıblegahımıza, sonunda verdiğimiz selam ulaşırdı âlemler sultanına.
 İçten bir yakarışla okuyabilseydik Kur’anlarımızı, muhatap olurduk vahyin kaynağına,
rabbül âlemine. Ve şekillendirirdi ruhumuzu üflerdiği rahmet esintileriyle. Ve erişirdik
ihsan şuuruna bıraksak/bırakabilsek dünyaya ait sevgilerimizi.
 Ve şeytanları bağlardık namazımızla, oruçlarımızla. Mesafeler kalkardı o zaman
yüreğimizden, hicranlar bütünleşirdi kainatın efendisiyle.
Ruh olmadan bedenin bir hayatiyeti söz konusu değildir. İhlâs ve samimiyetin olmadığı
ya da eksik olduğu amellerde ancak ruh bulunmayan ölü bir ceset gibidir. Kulluktaki
ihlas ve samimiyet kaybolmamalıdır. Zira ihlâs ve samimiyetten yoksun bulunan
dualar cevapsız, tövbeler karşılıksız, ibadetler de sevapsız kalır.
‫ ال َّت ْق َوى‬،‫ ال َّت ْق َوى َه ُه َنا‬.‫ َولَ ِك ْن َي ْن ُظ ُر إِلَى قُلُوبِ ُك ْم َوأَ ْع َمالِ ُك ْم‬،‫إِ َّن الل َه لا َ َي ْن ُظ ُر إِلَى ُص َورِكُ ْم َوأَ ْج َسا ِدكُ ْم‬
.‫ير إِلَى َص ْدرِ ِه‬
ُ ‫ َو ُي ِش‬،‫ الت ْق َوى َه ُه َنا‬،‫َه ُه َنا‬
“…Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize
bakar. Takva şuradadır -3 kez eliyle göğsünü işaret etti…”
Bir gün İbrahim Ethem’e demişler ki:
-Bu sene havalar çok kurak geçiyor, bitkiler kurudu, kıtlık hüküm sürüyor, biz
yağmur duasına çıkıyoruz, sen de bize katıl. O Allah dostu şöyle cevap vermiş:
-Siz kulluğunu bilin, O Rabliğini bilir. Siz Allah’ın güzel kulları olun, o yağmur
da yağdırır, ekini de bitirir, rızkı da bol bol ihsan eder.
 “Sunnetin İcin Ya Rasulellah!” (Cemaat katılmak için şuur gerekir)
‫اَل َّت ْو َب ُة َت ُج ُّب َما َق ْب َل ُه‬
“Tövbe, kendinden evvelki günahları silip/kesip atar.”
‫وحا‬
ً ‫ين َءا َم ُنوا تُو ُبوا إِلَى اللَّ ِه َت ْو َب ًة ن َُص‬
َ ‫َياأَ ُّي َها الَّ ِذ‬
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin
kötülüklerinizi örter.” (Tahrim, 66/8)
Tebük seferine -mazeretleri olmadığı halde- katılmama suçu işleyen Ka’b b. Malik, Hilal b.
Ümeyye ve Memare b. Rabi. Peygamberimiz Tebük seferinden dönüşünde bunları
sorgulamış, mazeretsiz sefere katılmadıklarını anlayınca, haklarında Allah’ın hüküm
vermesine kadar beklemelerini emretmişti. Eşlerinden ayrı durmaları emredilmiş, boykot
uygulanmış, selam alıp vermeleri yasaklanmış, insanlarla konuşmaları engellenmiş ve
Bunlar bu bekleme süresi içinde çok bunalmışlar, tevbe ederek Allah’a sığınmışlardı. Bir ay
gibi bir süre devam eden yalvarış ve yakarışlarındaki samimiyetlerinin karşılığı olarak Allah
tevbelerini kabul buyurduğunu bu ayeti indirmekle bildirmiştir.
‫ض بِ َما َر ُح َب ْت َو َضا َق ْت َع َل ْي ِه ْم اَ ْنف ُُس ُه ْم َو َظ ُّنوا اَ ْن َلا َم ْل َجاَ ِم َن اللّٰ ِه اِ َّلا اِلَ ْي ِه‬
َ ‫َو َع َلى ال َّثل ٰ َث ِة الَّ ّٖذ‬
ُ ‫ين خُ لِّفُوا َح ّٰتى اِ َذا َضا َق ْت َع َل ْي ِه ُم ا ْلا َ ْر‬
‫اب ال َّر ّٖحي ُم‬
ُ ‫َاب َع َل ْي ِه ْم لِ َي ُتو ُبوا اِ َّن اللّٰ َه ُه َو ال َّت َّو‬
َ ‫ثُ َّم ت‬
“Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine
rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun
azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski
hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul
eden, pek esirgeyendir.” (TEVBE 118)
Rivayete göre Ebu Lübabe kendini zincirlerle Mescid’in direklerine bağlamış ve
affedilinceye kadar burada kalmış ve nihayet haklarında şu ayet nazil olmuştu:
‫وب َع َل ْي ِه ْم ا ِ َّن اللّٰ َه َغفُو ٌر َر ّٖحي ٌم‬
َ ‫َواٰ َخ ُرو َن ا ْع َت َرفُوا بِ ُذنُوبِ ِه ْم َخ َل ُطوا َع َملًا َصالِ ًحا َواٰ َخ َر َس ِّي ًئا َع َسى اللّٰ ُه اَ ْن َي ُت‬
“Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tevbe
ederlerse) umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan, pek
esirgeyendir”. (Tevbe 9.102 )
‫ين َولَ ْو َك ِر َه الْ َك ِاف ُرو َن‬
ّٖ ‫ين لَ ُه‬
َ ‫الد‬
َ ‫َفا ْد ُعوا اللّٰ َه ُمخْ لِ ّٖص‬
“Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah'a, Allah için dindar ve ihlâslı olarak dua
edin!” (Mü'min 14)
7. İNSANİ VE İSLAMİ DEĞERLERİ YİTİRMEYE, HASSASLIĞIMIZI
KAYBETMEYE BAŞLADIĞIMIZ BU DÖNEMDE İNSANLARA VE ÖZELDE
MÜSLÜMANLARA KARŞI SAMİMİYETİMİZ NASIL OLMALIDIR?
‫“ اِنَّ َما ْال ُم ْؤ ِمنُونَ اِ ْخ َوة‬Müslümanlar kardeştirler” (Hucurat 10)
‫ضهُ بَعْضا‬
ُ ‫“ ال ُمؤ ِمنُ لِلمؤم ِن َكالبُ ْنيَان يَ ُش ُّد بَ ْع‬Bir binanın yapı taşı gibidirler” (Nesâî, Zekât 66)
Cerîr b. Abdillah (r.a.)’ın verdiği şu haber, iman gereği olarak kardeşliğimize samimi
davranmayı gerektirir.
“Ben Resûlullah’a, namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek ve her bir Müslümanın
samimiyetle hayrını istemek üzere bey’at ettim.” (Buharî, Mevâkîtu's-salât, 3)
Kardeşlerimize karşı samimiyetimiz, Allah emaneti olarak bakmakla başlar. Olduğu gibi
görüp, art niyetsiz kabul etmekle devam eder. Kardeşimizi kendimize tercih ettiğimizde
erdem halini alır, ve bu şekilde birbirimizin aynası olma vasfını kazanmış oluruz.
Birbirimizin imtihan sebebi olan kardeşliğimiz samimiyetle devam ederse cennete dönüşür.
‫َلا َت ْد ُخلُو َن الْ َج َّن َة َح َّتى تُ ْؤ ِم ُنوا َو َلا تُ ْؤ ِم ُنوا َح َّتى َت َحا ُّبوا‬
"Allah'a yemin ederim ki; sizler iman etmedikçe
cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olamazsınız." (Müslim, İman,
81)
.‫الح َّمى‬
ُ ‫الس َه ِر َو‬
َ ‫الج َس ِد إ َذا ْاش َت َكى ِم ْن ُه ُعضْ ٌو َتدَا َعى لَ ُه َسائِ ُر‬
َ ‫ين في َت َوا ِّد ِه ْم َوت ََر ُاح ِم ِه ْم َوتَعاطُ ِف ِه ْم َم َث ُل‬
َ ‫َم َث ُل ال ُم ْؤ ِم ِن‬
َّ ِ‫الج َس ِد ب‬
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir
vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple
uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” ( Buhârî, Edeb 27)
‫الناس على دمائهم وأ ْم َوالِ ِه ْم‬
‫ َوالْ ُمؤ ِم ُن َم ْن أ ِمن ُه‬،‫المس ِل ُم َم ْن َس ِل َم الْ ُم ْس ِل ُمو َن ِم ْن لِ َسانِ ِه َو َي ِد ِه‬
ُ
"Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir.
Mü'min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir."
(Tirmizî, İman 12)
Müslümana karşı samimiyet: onun selamını almayı, davetine icabet etmeyi, kusurunu
görmemeyi, ayıbını örtmeyi, bağışlanması için niyazda bulunmayı, zor durumunda yardım
etmeyi, kendisine iyiliği tavsiye edip kötülükten alıkoymayı, gıybetini etmemeyi, ona
haksızlık yapmamayı, malını, canını ve namusunu tıpkı kendisininki gibi korumayı, onu
düşmana teslim etmemeyi, onun bulunmadığı yerde hakkını savunmayı, hakkında hayır dua
etmeyi, küçümsememeyi, iyi komşu olmayı, hastalandığında ziyaret etmeyi, cenazesine
katılmayı vb. erdemleri gerektirir.
8. PEKİ AİLEMİZE KARŞI SAMİMİYETİMİZ? BOŞANMA ORANLARI, ŞİDDET
ORANLARI, CEZA EVLERİNDE Kİ AİLE DIRAMLARINI DÜŞÜNÜRSEK,
SOKAĞA ATILAN ÇOCUKLARI… AİLEYE KARŞI SAMİMİYETİ NASIL
DEĞERLENDİRMELİYİZ? (4S KURALI: SAMİMİYET, SEVGİ, SADAKAT,
SABIR)
 Aile, kişinin en doğal yaşadığı alan ve ortamdır.
 “Sizin en hayırlınız ailesine karşı hayırlı olanınızdır” (Hadis)
 “Onlar sizin için örtü, sizlerde onlar için birer örtüsünüz.”
 Eşler “göz aydınlığı”mızdır. (Furkan 74)
 “Sevgi ve merhamet” kaynağımızdır onlar. (Rum 21)
Kişi öncelikle sevdiklerine karşı samimi olacak, onlara karşı olduğu gibi görünecek,
içtenlikle bağrını açıp kucaklayacak, kol kanat gerecek, koruyup kollayacaktır.
"Ailede bizim bir '4S' formülümüz var. Eşler arasındaki mutluluğun temel öğesi olan bu 4S;
samimiyettir, sabırdır, sevgi ve saygıdır. Ama hepsinin başı samimiyettir.
Aile yaşantısında doğruluğu benimsemeyenler sonunda sıkıntıya düşmüşlerdir. Yaptığı
işi ailesinden saklayanlar, yalan söyleyenler, ilgi ve alakayı eksik edenler, gereksiz
şüphe de bulunanlar, aşırı müdahaleler, katı ve kaba davranışlar, nezaket ve
nezahetten uzak konuşmalar, çekişme ve çekiştirmeler, şefkat ve merhametten
yoksunluklar… daha nice olumsuzluklar aile safiyet ve samimiyetini ortadan kaldıran
sebeplerdir. Bir çok aile bu sebeplerden bazıları yüzünden sadakat ve samimiyetini
yitirmiştir.
“Sevmeyen ama birbirine katlanan, kabul etmeyen ama itaat eden, saygı duymayan
ama korkan, insanların bir arada bulunduğu, içinde samimiyet rüzgârlarının esmediği,
merhamet duygularının yeşermediği aileler birbirinin “Göz aydınlığı” olabilir mi?
Samimiyetle
kucaklayamadığımız,
sevgiyle
saramadığımız,
merhametle
nazar
eyleyemediğimiz, birlikte sohbet edemediğimiz aile bireylerimizi cehennem ateşinden
korumamız mümkün müdür?
 Samimiyet, ailemize karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmektir.
 Allah emaneti olarak kabul edip, haklarına riayet etmekle, samimi bir adım atmış
oluruz.
 Din ve dünya işlerini öğreterek sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.
Bereket ve huzur kaynağı olan ailemiz, sevgi ve merhamet temeline oturtulup, samimiyetle
yoğrulduğu gün gerçek saadete erecektir.
9. SAMİMİYET BİR ANLAMDA İNSANIN İMTİHANIDIR. BU İMTİHANDA
BAŞARILI OLMAK İÇİN NELER YAPMAK GEREKİR? (ALLAH RIZASINI
GÖZETMEK, İHSAN ŞUURUYLA HAREKET)
“İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” Mevlana
“Güneş ile dünya arasına ay girince, dünya karanlıkta kalır. ALLAH ile kul arasına
dünya girince, kul karanlıkta kalır”... N.F.K
‫اَلَّذى َخ َل َق الْ َم ْو َت َوالْ َحيو َة لِ َي ْبلُ َوكُ ْم اَ ُّي ُك ْم اَ ْح َس ُن َع َملًا َو ُه َو الْ َعزي ُز الْ َغفُو ُر‬
“O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O,
üstündür, bağışlayandır.” (Mülk, 67/2)
ِ
ِ ‫س اِ َّلا لِ َي ْع ُبد‬
)( ‫ُون‬
َ ْ‫َو َما َخ َل ْق ُت الْ ِج َّن َوا ْلان‬
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zariyat 56).
‫ين ِم ْن َق ْبلِ ُك ْم لَ َعلَّ ُك ْم َت َّتقُو َن‬
َ ‫اس ا ْع ُبدُوا َر َّب ُك ُم الَّ ِذى َخ َل َق ُك ْم َوالَّ ِذ‬
ُ ‫َيآاَ ُّي َها ال َّن‬
“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize Kulluk ediniz...”( Bakara, 2/21)
‫ين‬
َ ‫َواَنْ ِفقُوا ّٖفى َس ّٖبيلِ اللّٰ ِه َو َلا تُ ْلقُوا بِاَ ْي ّٖدي ُك ْم اِلَى ال َّت ْهلُ َك ِة َواَ ْح ِس ُنوا اِ َّن اللّٰ َه ُي ِح ُّب الْ ُم ْح ِس ّٖن‬
“Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel
yapın; Allah güzel yapanları sever.” (Bakara, 2/ 195)
Severek, isteyerek ve saygı duyarak yapılan ibadet en makbul ibadettir.
‫اب َم َعكَ َولا َ َت ْط َغ ْواْ إِنَّ ُه بِ َما َت ْع َملُو َن َب ِصي ٌر‬
ْ ‫َف‬
َ ‫اس َت ِق ْم َك َما أُ ِم ْر َت َو َمن َت‬
“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar.
Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür” (Hud,
11/112).
Cibril hadisinde, Cebrail aleyhisselâmın Rasulullah (s.a.s)’e sorduğu sorulardan birisi de
"ihsan" (
‫اح َس ِان‬
ْ ِ ‫ ) َفاَخْ بِ ْرنِي َعنِ اْل‬olmuştur. Hz. Peygamber buna şöyle cevap vermiştir;
‫اَ ْل ِا ْح َسا ُن اَ ْن َت ْع ُب َد اللّٰ َه َكاَنَّكَ َت َرا ُه فَ ِا ْن لَ ْم َت ُك ْن َت َرا ُه َف ِانَّ ُه َي َرا َك‬
"İhsan; Allah'a sanki O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen
O'nu görmüyorsan da O seni görmektedir" (Müslim, İman, 5-6).
‫ِّين‬
َ ‫اب بِا ْل َح ِّق َفا ْع ُب ِد اللَّ َه ُمخْ لِصاً لَّ ُه الد‬
َ ‫إِنَّا أَن َزلْ َنا إِلَ ْيكَ الْ ِك َت‬
"(Ey Rasûlüm!) Şüphesiz ki Kitâb'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dîni
Allâh'a has kılarak ihlâs ile kulluk et!.." (Zümer, 39/2)
‫ِّين‬
َ ‫قُ ْل إِنِّي أُ ِم ْر ُت أَ ْن أَ ْع ُب َد اللَّ َه ُمخْ لِصاً لَّ ُه الد‬
"De ki: Ben, dîni Allâh'a has kılarak ihlâslı bir şekilde O'na kulluk etmekle
emrolundum." (Zümer, 39/11)
Gerçek İman Sahibi Bir Genç...
Hazreti Ömer, halifeliği zamanında sütçülerin süte su katmasını yasaklamış ve bu emrini her tarafa
duyurmuştu. Şehrin asayişini kontrol etmek için bir gece Medine'de dolaşırken yoruldu ve biraz dinlenmek
üzere bir evin duvarına yaslandı. Evin içinde anne ile kızı arasında geçen şu konuşmayı duydu:
Anne:- Haydi kızım: kalk da sütlere biraz su katıver.
Kız:- Halifenin sütlere su katılmasını yasakladığını bilmiyor musun?
Anne:- Evet biliyorum.
Kız:- Öyle ise Halifenin yasakladığı işi nasıl yapabilirim?
Anne:- Kalk da su koy şu sütlere, Ömer seni nereden görecek?
Kız:- Ömer görmez ama Rabbim görür. Vallahi ben O'nun göreceği yerde yapmadığım bir işi görmediği
yerde de yapmam.
Hazreti Ömer, bu konuşmaları dinledikten sonra evine döndü. İyi bir din terbiyesi görmüş bu yüksek ahlâklı
fakir kızı oğlu Âsım ile evlendirdi. İşte Allah inancının insanın davranışlarındaki olumlu etkisi...
‘Üç nitelik vardır ki bu üç niteliğe sahip olan Müslümanın kalbi ihanet etmez, kin tutmaz,
aldatmaz: İşini sırf Allah için yapmak, Müslümanların önderlerine/idarecilerine karşı samimi
davranarak onların iyiliğini isteyip bunun için çalışmak ve Müslümanların cemaatinden
kopmamak. (İbni Mâce, Mukaddime 18, Menâsik 76)
َُّ
ِِ
‫َله‬
‫َم‬
‫ِْع‬
‫ٌِمن‬
‫ْر‬
‫َي‬
‫ْمنِخ‬
‫ُؤ‬
‫ِالم‬
‫ِي‬
‫ن‬
ْ ‫ة‬
"Mü'minin niyeti (maksat ve ihlâsı) amelinden hayırlıdır. Münafığın ise ameli
niyetinden hayırlıdır." (Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir, c.6, s.185; Beyhaki, Şuabu'l İman; Camiu's-Sağir, h. 9295)
»‫ض‬
ُ ‫ َولا َ َق َط ْع ُت ْم َوا ِدياً إِلا َّ كانُوا َمع ُكم َح َب َس ُه ُم الْ َم َر‬، ً‫«إِ َّن بِالْ َم ِدي َن ِة لَر َِجالا ً َما ِس ْر ُت ْم َم ِسيرا‬
Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah el–Ensârî radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
– Bir defasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir gazvede (Tebük)
bulunuyorduk. Buyurdu ki:
– “Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki, siz bir yolda
yürüdüğünüz veya bir vâdiyi geçtiğinizde, onlar da sizinle birlikte gibidir. ”
‫َم ْن َع ِم َل َصالِ ًحا ِم ْن َذ َك ٍر اَ ْو اُنْثٰى َو ُه َو ُمؤ ِْم ٌن َف َل ُن ْحيِ َينَّ ُه َحيٰو ًة َط ِّي َب ًة َولَ َن ْج ِز َي َّن ُه ْم اَ ْج َر ُه ْم بِاَ ْح َسنِ َما كَانُوا َي ْع َملُو َن‬
“Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile
yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.” (Nahl 97)
10. BU İMTİHANI EN GÜZEL VEREN SAHABE-İ KİRAM EFENDİLERİMİZİN HAYATINDA
DİNE, EFENDİMİZE VE BİRBİRLERİNE KARŞI SAMİMİYETLERİ NASILDI?
Onun gelişiyle şafak sökmeye başlamıştır….
َِ
‫ر‬
‫َج‬
‫ِالح‬
‫ْن‬
‫بي‬
‫َاق‬
‫الي‬
‫َِك‬
‫هو‬
‫بل‬
‫الب‬
‫َِلِك‬
‫بشَر‬
ِ ‫م‬
‫حم‬
ْ َ
ْ َ
ْ َ
َ ٌ
ٌَّ
َِ‫ُوت‬
َِ‫َشَر‬
َِ‫د‬
ُِْ
ُ
«Muhammed bir beşerdir. Fakat o, diğer insanlar gibi değildir. O, taşlar arasında yakut
gibidir.»
Batılı düşünürler derler ki: «Şüphesizki Muhammed, güneş ışığı altında doğan tek kişidir.»
(Ragıp Güzel, 3/404)
‫ه‬
‫ه‬
َ ْ
ِْ
‫ُم‬
‫ِلك‬
‫ْفر‬
‫يغ‬
‫ِّللاِو‬
ُٰ
‫ُم‬
‫ْك‬
‫ْبب‬
‫يح‬
‫اتبع‬
‫ِّللاِف‬
ٰ‫ن‬
‫ُّو‬
‫تحب‬
‫ُم‬
‫ْت‬
‫ُن‬
‫نِك‬
‫ُل‬
‫ق‬
ََ
ْ‫ِْا‬
َّ َ
ُِْ
ََ
ُِ‫ُوني‬
‫ه‬
ِ‫َحي‬
‫م‬
‫ٌِر‬
‫ُور‬
‫َف‬
‫َّللاِغ‬
ِْٰ
‫و‬
ُ
‫ُم‬
‫بك‬
‫ُن‬
‫ذ‬
َ‫ُو‬
ٌ
“(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ali İmran 31)
İŞTE Allah Rasulünü sevenlerdeki samimiyet örneklerinden bazıları:
a. HZ. EBU BEKİR’İN İNFAKI VE ALLAHIN SELAMINA MUHATAP OLUŞU
b. HZ. HATİCENİN HAYATI VE ALLAH’IN SELAMINA MUHATAP OLUŞU
c. HZ. HANZALA’YI UHUT’TA ŞEHADETE ERİNCE MELEKLER YIKIYORLAR
Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Harbe katılacak sahâbiler tek
tek evinden çağırıldı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhuda gitmek üzere
hemen sahâbenin arkasından koşmaya başladı ve eshâbının arasına katıldı. Ve şehid oldu.
Harp sona erince Hanzala’nın hanımı Resûlullah Efendimize yaklaşarak:- “Ey! Allahın Resûlu! Hanzala
nerede” diye sordu. - "Hanzala şehit oldu", buyurdu.
Bunun üzerine Hanzala’nın hanımı:- Yâ Resûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de
biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübârek
emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir
veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi. Bunun üzerine sevgili peygamberimiz yarı hüzünlü bir
şekilde “sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzalayı rahmet suları ile melekler tarafından
yıkanırken gördüm” buyurdu. Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala’yı
aramaya başladı. Daha sonra sahâbiler Hanzala’nın henüz vücûdu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular.
a. UHUT SAVAŞINDA HZ. PEYGAMBERİ MÜDAFA EDEN KADIN SAHABE: NESİBE
BİNTİ KA’B
Ümmü Ümare Nesibe binti Ka’b bin Amr el-Maziniyye’yi zikretmek mümkündür. Kocası ve iki oğlu ile
birlikte Uhud savaşına katılan bu hanım sahabi’nin ilk amacı yanında taşıdığı kırba ile yaralılara su
vermektir. Fakat savaşta Müslümanların zor duruma düşmesi nedeniyle, kılıç ve ok kullanarak fiili bir
şekilde savaşa katılmıştır. Ümmü Umare, bu savaşta az sayıda erkekle birlikte Hz. Peygamberi korumaya
çalışmış ve yanından ayrılmamıştır. Hz. Peygamber “ Uhud Savaşında sağıma soluma döndükçe Ümmü
Umare’nin yanımda çarpıştığını gördüm.” şeklinde ifade etmiştir.
b. UHUT SAVAŞINDA OĞLU, BABASI VE KARDEŞİ ŞEHİT OLAN KADIN: SÜMEYRA
Ensardan bir kadın adı SÜMEYRA. Uhut meydanında hz. Peygamberin şehit olduğunu duyunca uhut
dağının eteklerine gelir. Orada kendisine şehit olan babası, kocası ve çocuklarının naaşları gösterilir. O,
hemen «Rasûlullah’a ne oldu» diye sormuş, kendisine «işte peygamber şurada» diye gösterilince kendini
onun önünde yere atmış ve
‫يب ٍة َب ْع َد َك َج َل ٌل‬
َ ‫“ كُ ُّل ُم ِص‬Artık
rasulellah” (Heysemi, Mecmeuz zevaid 6/115)
sen hayatta olduktan sonra bütün musibetler hafif gelir ya
‫َفدَا َك اَبِى َوأُ ِّمى َيا َر ُسو َل اللّٰ ْه‬
İDAM SEHPASINDA PEYGAMBERE SELAM GÖNDEREN SAHABE: HUBEYB B. ADİY
Ma-i Reci Gazvesinde Hafız-ı Kelam 70 sahabe hayatlarını kaybetmişlerdi. Hubeyb B. Adiy (Ra) da gözü
dönmüş kafirler tarafından esir alınıp idam sehpasına çıkarıldığında ona şu soruyu sormuşlar:
«Şuanda senin yerine Hz. Muhammed’in idam edilmesini arzu eder miydin?»
Hubeyb: «Hayır. Vallahi benim kurtuluşum pahasına dahi olsa ayaklarına bir dikenin batmasına razı
olmam» Bu sözden sonra idam sehpasında ellerini açar ve
«Ya Rabbi! Buraya gelirken senin habibine veda edemeden geldim. Benim selamımı o’na ulaştır.» der.
Tam o esnada Allah Rasulü ashabıyla oturmuş konuşurlarken, birden bire doğrulur ve «Selam sana Ey
Hubeyb» der.
Yanındakiler ne olduğunu sorunca da göz yaşları içinde «Müşrikler Hubeyb’i Şehit ettiler, son anında
bana selam gönderdi, ben de selamını aldım.» buyurdu. (Taberani, el Mucem’ul Kebir, 5/260)
Samimiyet cennetin kokusunu duyabilmektir:
‫ه‬
ََ
ِْ
‫من‬
‫هم‬
‫َمن‬
‫ْهِف‬
‫لي‬
‫واِّللاِع‬
ٰ َ‫د‬
ِِ‫ما‬
‫ع‬
‫دق‬
‫لِص‬
‫َِرج‬
‫ٖين‬
‫ْمن‬
‫ُؤ‬
‫ِالم‬
‫من‬
ْ َ
ٌ‫َا‬
ََ
ُ‫ه‬
َِْ
َ‫َا‬
َِ‫ُوا‬
ُْ
‫يل‬
ِ
‫ْد‬
‫تب‬
‫ُِو‬
‫َظر‬
‫ْت‬
‫ين‬
‫من‬
‫هم‬
‫َمن‬
‫هِو‬
‫ْب‬
‫نح‬
َِ‫هى‬
‫َض‬
‫ق‬
ً ٖ
َِ‫دُلوا‬
َّ‫ب‬
َِ‫ما‬
ََ
َِْ
َِْ
ُْ
َُ
“Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine
getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini)
değiştirmemişlerdir.” (Ahzab, 33/23)
Bu ayetin Enes İbnu’n-Nadr hakkında nazil olduğu rivayet edilmiştir. O, Bedir gazvesine bulunamamış ve
buna çok üzülmüştü. Büyük bir fırsatı kaçırdığını düşünüyordu. Allah’ın elçisine gelerek “Müşriklerle
yapılan ilk savaşta bulunamadım. Nasip olur da onlarla yapılan bir savaşta bulunursam, Allah Tealâ
benim neler yapacağımı görecektir. Nitekim bu dileği gerçekleşir ve Uhud savaşına katılır.
Savaşta Sa’d İbn Mu’âz’la karşılaştığında “Rabbime yemin ederim ki Uhud önlerinde cennetin
kokusunu alıyorum” demiş ve şehit oluncaya kadar burada savaşmıştı. Nakledildiğine göre savaştan sonra
bulunduğunda tanınmayacak bir hâldeydi ve üzerinde kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle oluşmuş seksenden
fazla yara vardı. Anlaşılan o ki müşrikler onun ölüsüne dahi işkence yapmışlardı. Kız kardeşi Rubeyyi’
bintu’n-Nadr, parmak uçlarından onu ancak tanıyabilmişti. (Buharî, Cihad, 12; Müslim, İmâra, 148)
11. SAMİMİYETTEN UZAKLAŞMAK İNSANI HELAKE GÖTÜRÜR.
KAYBETMEMİZE SEBEP OLAN DURUMLAR NELERDİR?
SAMİMİYETİMİZİ
a. BİLGİSİZLİK
b. İLGİSİZLİK
c. MEDYA, BASIN YAYIN ORGANLARININ ETKİSİ
d. BİLİŞİM VE TOKNOLOJİK İMKÂNLAR SINIRSIZ KULLANIMI
e. BENLİK VE BENCİLLİK
f. DİLİN AFETLERİNİN HAYATI KUŞATMASI
g. İNANÇ ZAAFİYETİN ATMASI
h. İSLAMİ DEĞERLERDEN YOKSUNLUK
i. KURANDAN UZAK YAŞANTILARI MODELLEME
j. EN ÖNEMLİSİ: ALLAH RIZASININ GÖZARDI EDİLMESİ
Bedevînin biri insanların önünde uzun uzun namaz kılar. Bitirdikten sonra oradakiler “ne güzel namaz
kıldın” deyince, “aynı zamanda oruçluyum” cevabını verir.
Hz. Ömer (r.a.)’in, boynunu öne eğik tutan birine “Boynunu kaldır! Huşû boyunlarda değil kalplerdedir”
İman, azalara sirayet etmezden önce düşüncelere, duygulara ve arzulara etki edemezse, iç ile dışın
uyumsuzluğunun ortaya çıkması tabiidir.
“Şeytan, insanın damarlarında dolaşır.”
( Buharî, “Bedü’l-Halk”, 11.)
Nasıl ki damarlardaki kan
sessizce hareket ediyorsa, şeytanın da insanı sessizce ve fark ettirmeden aldatması
mümkündür. Kaldı ki, riya ve gösterişe de çoğu zaman şeytanın gizli telkinleri sebep
olmaktadır.
﴾٢٨﴿ ‫ين‬
َ ‫﴾ اِ َّلا ِع َبا َد َك ِم ْن ُه ُم الْ ُمخْ َل ّٖص‬٢٨﴿ ‫ين‬
َ ‫َقا َل َفبِ ِع َّزتِكَ َلا ُ ْغ ِو َي َّن ُه ْم اَ ْج َم ّٖع‬
“İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların bir yana,
hepsini mutlaka azdıracağım, dedi” (Sad 82-83)
Samimiyet, Allah rızasını aramakla mümkündür
Bir a'râbî Hz. Muhammed (s.a.s)'in huzuruna gelerek: "Ya Rasulellah! Bir adam ganimet
için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?"
diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.s) şu cevabı vermiştir: Kim Allah'ın adını, hükmünü
yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır" (Müslim, İmare,
5029/3524)
‫ين ُه ْم ُي َراؤُو َن‬
َ ‫} الَّ ِذ‬5{َ‫ين ُه ْم َعن َصلَاتِ ِه ْم َسا ُهون‬
َ ‫} الَّ ِذ‬4{ ‫ين‬
َ ِّ‫َف َو ْي ٌل لِّ ْل ُم َصل‬
"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namazlarını ciddiye almazlar ve gösteriş için
yaparlar!.." (Maun, 107/4-5-6)
ً ‫اس َولا َ َي ْذك ُُرو َن الل َه إِلا َّ َق ِليلا‬
َّ ‫ين ُيخَ ا ِد ُعو َن الل َه َو ُه َو خَ ا ِد ُع ُه ْم َوإِ َذا َقا ُمواْ إِلَى‬
َ ‫إِ َّن الْ ُم َنا ِف ِق‬
َ ‫الصلا َ ِة َقا ُمواْ ك َُسالَى ُي َرآ ُؤو َن ال َّن‬
“Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir.
Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve
Allah’ı pek az anarlar”. (Nisa, 4/142)
‫س َولا َ ُي ْؤ ِم ُن بِالل ِه َوالْ َي ْو ِم‬
ِ ‫ين آ َم ُنواْ لا َ تُ ْب ِطلُوا َص َد َقاتِ ُكم بِالْ َم ِّن َوالأ َذى كَالَّ ِذي ُين ِف ُق َمالَ ُه رِئَاء ال َّنا‬
َ ‫َيا أَ ُّي َها الَّ ِذ‬
“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye
malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa
çıkarmayın. ...” (Bakara, 2/264)
12. ALLAHIN RIZASININ DIŞINA ÇIKMAMAK SAMİMİYETİN KENDİSİDİR?
a. TEREDDÜTSÜZ İMAN VE MUTLAK İTAAT
b. SEVGİ
c. AMEL-İ SALİH ÜZERE BİR HAYAT YAŞAMAK
d. KUR’AN’A SIMSIKI SARILMAK
e. DOĞRU BİLGİ VE EĞİTİM VERMEK
f. HELAL RIZKLA GIDALANMAK
g. DOĞRU KİŞİLERLE BERABERLİK VE DOSTLUK
h. SÜREKLİ TEVBE VE ZİKR
i. İNSANİ İLİŞKİLERİ SEVGİ VE KARDEŞLİK TEMELİNE OTURTMAK
j. HAKLARA RİAYET ETMEK
k. DİLİ VE KALBİ MUHAFAZA ETMEK
l. GEREKTİĞİNDE HİCRET EDEBİLMEK
m. İHSAN ŞUURUYLA YAŞAMAK
n. HER İŞTE ALLAH RIZASINI GÖZETMEK
ِ ِ
ٍ
ِ
‫الى ِم ْن أ َدا ِء َما‬
َّ ‫ َو َما َت َق َّر َب الي َع ْبدي بِشَ ْىء َأح َّب‬،‫ َم ْن َعا َدى لي َولياً َف َق ْد آ َذنْ ُت ُه بِ َح ْر ٍب‬:‫َقا َل الل ُه َتعالى‬
.‫ فإذا ْأح َب ْب ُت ُه كُ ْن ُت َس ْم َع ُه الَّ ِذى َي ْس َم ُ بِ ِه‬،‫ ولا َ َي َزا ُل َع ْب ِدي َي َت َق َّر َب الي بِال َّنوافِلِ َحتى أُ ِح ُّب ُه‬،‫ا ْف َت َرضْ ُت َع َل ْي ِه‬
ِ ،‫ وإ ْن َسألَنِى أ ْع َط ْي ُت ُه‬،‫ َور ِْجلَ ُه الَّتِى َي ْم ِشى بِ َها‬.‫ش بِ َها‬
‫وإن ْاس َتعا َذنِى‬
ُ ‫َو َب َص َر ُه الَّذى ُي ْب ِص ُر ُه بِ ِه َو َي َد ُه الَّتِى َي ْب ِط‬
.‫ َي ْك َر ُه الْ َم ْو َت َوأ ْك َر ُه َم َس َاء َت ُه‬، ِ‫س َع ْب ِدى الْ ُمؤ ِْمن‬
ِ ‫ض نَ ْف‬
ِ ‫ َو َما َت َر َّد ْد ُت َع ْن شَ ْى ٍء أنَا َف ِاعلُ ُه َت َر ُّد ِدى َع ْن َق ْب‬،‫أ َع ْذتُ ُه‬
Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki:
"Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona
harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım
(aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder,
sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli,
yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden
sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu
kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi
sevmem." [Buhârî, Rikak 38.]
Download

hz. peygamber din ve samimiyet