günlük festival
daily festival
12 Ekim // October 12th 2014
Sayı // Issue 04
GÖKHAN AKBABA
SAYDAN AKŞİT
AYKUT AYDOĞDU
EZGİ BEYAZIT
ETHEM ONUR BİLGİÇ
FURKAN ‘NUKA’ BİRGÜN
VARDAL CANİŞ
CAN ÇETİNKAYA
BERKAY DAĞLAR
BURAK DAK
100 İLLÜSTRASYONLA TÜRKİYE SİNEMASI’NIN 100. YILI
100 YEARS OF TURKISH CINEMA THROUGH 100 ILLUSTRATIONS
Bu sene 10. yılını kutlayan sinema, sanat ve müzik dergisi
Bant Mag.’ın küratörlüğünde düzenlenen 100 İllüstrasyonla
Türkiye Sineması’nın 100. Yılı sergisine katılan sanatçıların her
birinin bir işini seçtik ve o işi yaparken nelerden ilham aldığını
öğrendik.
Sergi bugün saat 11:00’de Akdeniz Üniversitesi Olbia Sergi
Salonu’nda açılıyor. 20 sanatçının 100 işine yer veren sergi kitabı
da açılış esnasında edinilebilecek.
Celebrating its 10th year in circulation, cinema and music magazine
Bant Mag is proud to launch the exhibition 100 Years of Turkish
Cinema through 100 Ilustrations. We asked the contributing
artists about their motives in illustrating selected films from
different periods of the Turkish cinema.
The exhibiton is opening at 11 am at Akdeniz University Olbia
Exhibition Hall today. The artbook of the exhibition will be
available at the opening.
ETHEM ONUR BİLGİÇ
CAN ÇETİNKAYA
BURAK DAK
SADİ GÜRAN
NAZ TANSEL
DUYGU TOPÇU
ADA TUNCER
Düğün (1973)
Ah Güzel İstanbul (1966)
Vesikalı Yarim (1968)
Fosforlu Cevriye (1959)
Karılar Koğuşu (1989)
Vavien (2009)
Susuz Yaz (1963)
“Filmdeki kadın karakterin düzene
başkaldırışı ve cesareti. Çizerken
hikayenin izleyicide iz bırakan
sahnelerini seçerek kurgulamaya
çalıştım.”
“Filmin merkezinde iki oyuncu olduğu
ve film İstanbul’da geçtiği için çizimde
bu üç özneyi kullanmaya çalıştım.”
Bereketli Topraklar Üzerinde
(1979)
“Gerek müzikleri gerekse mekânlarıyla
olsun çekildiği dönemi ve nostalji
hissiyatını yansıtan Vesikalı Yarim
filmi, bende bu hisleri siyah beyaz
tonları ağırlıkta tutarak afişe yansıtma
isteği uyandırdı.Merkezdeki Türkan
Şoray’ın portresinin hemen altına
meyhane masasında Şoray’ın İzzet
Günay’a şevkatle baktığı sahneyi
ekleyerek kompozisyonu tamamladım.”
“En iyi polisiye örneklerinden biri
Fosforlu Cevriye. Karakter tasarımlarına
diyaloglara özellikle hayranım.
Çalışmada karakterlerin olaylara
karşı genel duruşlarını vermeye özen
gösterdim.”
“Başrol oyuncularının portreleriyle
birlikte Kemal karakterinin kendi
koğuşunda, masasının başında
mektup yazarkenki sahnesini
kompozisyonumda birleştirdim.
Hapishane hissiyatını verebilmek için
ise fonda parmakları andıran dikey
çubuklar ve kompozisyonun genelinde
soğuk gri renkler kullandım.”
“Sevilay’ın uçurumdan yuvarlandığı
sahne etrafında kurgulamaya
çalıştım kompozisyonu. Cemal’in
Neşet Ertaş’la düeti, “Mesut annen
öldü yapma”, “İçine atıyon, atma.”
replikleri, Sevilay’ın “Hızır gibi” diye
kurtuluş macerasını anlatışı. Bu filmi
tek bir çizime sığdırmak pek mümkün
değil.”
Women’s Ward (1989)
Vavien (2009)
“Filmde suyun kullanımı ilgimi çekti.
Özellikle sazlıkların içindeki gölgeli
çekimler ve gün batımındaki karanlık
çekimlerden etkilendim. Susuz Yaz’ın
siyah beyaz bir film oluşu daha hakim
olduğum, çizgisel ve renksiz bir stilde
çalışmamı kolaylaştırdı. İzometrik
perspektifte su kanalları kullandım
ve biraz çizgi roman gibi, her önemli
sahneyi ele almayı hedeflediğim bir
kurgu oluşturdum.”
“I coupled the portraits of lead characters
with my composition of Kemal writing
a letter in his prison cell. I used vertical
lines in the background and coloured the
composition with cold, grey colours to
stress the feeling of imprisonment.”
“I tried to weave the composition around
the scene where Sevilay falls from a
cliff. Cemal singing with Neşet Ertaş,
the famous quotes “Mesut, don’t, look
our mother is dead”, “You bottle your
feelings up, don’t do that!” and Sevilay’s
miraculous escape from death. It is not
possible to embody the spirit of the film
in one composition.”
The Wedding (1973)
“I tried to pick the scenes of the story
that leave an impression on the viewer
and that emphasize the revolt and
courage of the woman character of the
film.”
AYKUT AYDOĞDU
Karpuz Kabuğundan Gemiler
Yapmak (2004)
“Hayal gücü heryerde... Ve sinema
çıkış noktası, eller ise en yalın simge.”
GÖKHAN AKBABA
Bekçi Murtaza (1965)
“Bu roman uyarlamasının hoşuma
giden tarafı Mümtaz Ener ve
Müşfik Kenter’in çok sevdiğim
oyunculuğudur. Filmde Kenter’in,
romandaki Murtaza karakteri ile
özdeşleştiğini düşündüğüm portresini
illüstre ederken epey keyif aldım.”
Boats out of watermelon rinds
(2004)
“Imagination pervades everything... The
point of departure is the cinema and the
hand is the purest of symbols.”
EZGİ BEYAZIT
“This literary adaptation caught my
interest as it cast Mümtaz Ener and
Müşfik Kenter, whose acting I respect
and enjoy. It was a delight, to illustrate
the portrait of Kenter, who I believe
has accurately embodied the character
of Murtaza that treads the pages of the
novel.”
SADİ GÜRAN
O Beautiful Istanbul (1966)
“I tried to build my work on two actors
and Istanbul, the third lead actor of the
film.”
FURKAN ‘NUKA’ BİRGÜN
Gölgeler ve Suretler (2010)
“Çizdiğim filmlerdeki en keyif aldığım
nokta oyuncuların portrelerinin
benim çizim tadıma çok uygun
olmasıydı.Ve çizdiğim esnada hangi
filmi çalışıyorsam bir kenarda o filmi
izleyerek kurgularımı yaptım.”
Shadows and Faces (2010)
“What captivated me most in
illustrating the films was that the
performers’ portraits resonated with my
style of illustration. While sketching,
I took inspiration watching the films
themselves.”
“Tuncel Kurtiz’in intikam almak adına
ürünü ateşe verdiği sahneden...”
On Fertile Lands (1979)
“It was the scene where Tuncel Kurtiz
sets the harvest on fire in pursuit of
revenge...”
BERKAY DAĞLAR
My Prostitute Love (1968)
Yol (1982)
“Gerçek ve dobra bir film. Toplumu en
iyi yansıtan filmlerden biri olduğunu
düşünüyorum.Filmdeki 5 karakter
ve onların yolları var. Bunu çizime
aktarmak istedim ve 5 yolu kırmızı
çizgilerle gösterdim.”
The Road (1982)
“A solid and outspoken film. I believe
‘Yol’ is one of the best films that
accurately reflect the Turkish society.
The film is about 5 characters and the
paths they have to take. I wanted to
concentrate on this in my illustration
and emphasized the forking paths with
red lines.”
VARDAL CANİŞ
Sevmek Zamanı (1965)
Murtaza (1965)
SEDAT GİRGİN
SAYDAN AKŞİT
“Sevmek Zamanı bir fotograf, bir
kadın ve bir adam arasında geçen bir
aşk üçgeni ve bir ağaç gibi dallanıp
budaklanıyor.”
Time of Love (1965)
“It is the story of a love triangle that
involves a photograph, a woman and
a man and it expands like a tree
branching out.”
MARK HALE
Her Şeye Rağmen (1988)
“Konusu değil de filmin atmosferiydi
yansıtmak istediğim, sade ve
framelerden oluşan, açık renk bir çizim
yapmak istedim.”
NAZ TANSEL
MARK HALE
Ben O Değilim (2013)
“İnsan kendisiyle karşılaşırsa...”
I am not him (2014)
SEDAT GİRGİN
Pandoranın Kutusu (2008)
“Filmin genel renk hakimiyeti
maviydi. Genellikle sabah mavi
saatlerin olduğu planlar beni çok
etkiledi. Ben de çizimde filmin genel
hüznünü yansıtabilmek için tek renk
mavi çalışmayı tercih ettim. Kadının
hastalığı sebebiyle şehir hayatındaki
zorluklarını sürekli kaçışını ele aldım.”
“The film was dominated by the
colour blue. Especially the twilight hue
impressed me most. Therefore I opted
for a monochromatic work to be able
to reflect the melancholia that pervades
the film and focused on the character’s
constant endeavour to escape from
difficulties of city life, due to her illness.”
“What I endeavoured to reflect was
not the subject but the atmosphere of
the film. My goal was to arrive at a
light coloured illustration, simple and
composed of frames.”
“It is one of the best examples of
detective genre in the history of Turkish
cinema, I am a fan of dialogues and
character design. I wanted to emphasize
the characters’ attitudes before events.”
“When the human being meets itself…”
Pandora’s Box (2008)
Despite Everything (1988)
MURAT PALTA
“The film reflects the nostalgic feeling
of the period it was set and made in
both with its use of music and of space.
This inspired me to use black and white
colours in my work. I made a portrait
of Türkan Şoray and completed the
composition adding the scene where she
looks at İzzet Günay with eyes radiating
compassion, at a tavern table.”
Phosphorus Cevriye (1959)
ASUMAN TANYAŞ
MURAT PALTA
Harem Suare (1999)
“Harem kızlarına hikâyenin anlatıldığı
sahne. Kilit ya da en önemli nokta
olmasa bile minyatür hiyerarşisinde
çözümleme açısından gayet iyiydi.”
Harem Suare (1999)
“I picked the scene where the harem girls
are listening to a story. Even though
it was not a key moment, or the most
important scene of the film, it served
well in my analysis of the hierarchy the
art of miniature imposes.”
DUYGU TOPÇU
ASUMAN TANYAŞ
Acı Hayat (1962)
“Bu filmde beni şaşırtan iki şey
oldu, hem filmin dönemin tipik
melodramlarından herşeyiyle ayrı
durması, hem de oyuncuların çok
genç halleri. Ben de çizimde dört ana
karakterin güzel yüzüne yer vermek
istedim.”
Bitter Life (1962)
“Two things astonished me in this film,
it was a radical deviation from the
mainstream melodramas of the era, and
the youth of its performers.
So I wanted to reflect the beautiful faces
of four main characters.”
MERT TUGEN
MERT TUGEN
Hakkari’de Bir Mevsim (1982)
“Bu filmde Genco Erkal’ın oynadığı
karakterin yalnızlığı üzerine bişeyler
düşünüyordum.O köyü degözardı
edemezdim ve Erkal’ın sırtına
yerleştirdim.”
A Season in Hakkari (1982)
“I was contemplating on the solitude of
the character played by Genco Erkal. I
could not ignore the village either so I
placed it on Erkal’s back.”
Dry Summer (1963)
“The use of water attracted my
attention. Especially the shadowy shoots
in the morass and the darker takes before
a backdrop of sunset had an impact on
me. The film’s being B&W made it easy
for me to work with a lineal, sanscolours style. I drew water carriers from
an isometric perspective and weaved a
composition that allowed me to focus
on each and every important scene, in
comic-book fashion.”
MEHMET ULUŞAHİN Köprüdekiler (2009)
“Film, Boğaziçi Köprüsü’nde
değişik işlerde çalışan üç kişinin
gündelik hayatlarından bir kesit
sunuyor. Çizimde, köprünün
sıkışıklık hissinden ve filmin belgesel
estetiğinden etkilendim.”
Men On The Bridge (2009)
“The film cuts across the lives of three
people who work on the Bosphorus
Bridge, in different jobs. I was
influenced by the documentary aesthetic
of the film and its emphasizing the
feeling of stress on the bridge.”
ADA TUNCER
MEHMET ULUŞAHİN
ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI’NDA BUGÜN
TODAY ON NATIONAL COMPETITION
*Oflu Hoca’yı Aramak / O.H.A.
*Sivas
16:00 - Aspendos Gösterimin ardından ekiple soru-cevap yapılacaktır /
Q&A with the film crew after the screening
21:00 - Aspendos Gösterimin ardından ekiple soru-cevap yapılacaktır /
Q&A with the film crew after the screening
Yönetmen / Director:
Levent Soyarslan
Oyuncular / Cast: Yaşar Kalyoncu, Adem Yılmaz,
Ergun Karamık, Murat Çelik, Tais Farzan,
Burak Saraçoğlu
2014
Levent Soyarslan’ın senaryosunu yazıp yönettiği ilk filmi Oflu
Hoca’yı Aramak sahte belgesel türüne göz kırparken, eğlenceli
bir dille sistem eleştirisi yapıyor. Soyarslan kendisiyle yaptığımız
röportajda bu filmi “Neden bu dünyayla dalgamı geçmeyeyim”
diyerek çektiğini söylüyor.
Bu filmin yaratım aşamasında, sizi harekete geçiren ilk cümle
neydi? Sonra neye dönüştü o cümle? Beni harekete geçiren ilk cümle: “Ne kadar aptal, ebleh, gerizekalı
ve niteliksiz bir dünyada yaşıyorum” idi. Sonra, “Neden bu
dünyayla dalgamı geçmeyeyim” diyerek bu filmi çektim. Zaten
başka seçeneğim yoktu. Son dönem Türkiye sinemasının genel resmi içine bu film ne
katıyor?
Ne katıp katmayacağını birlikte göreceğiz ama sektöre hakim
“zeka özürlü komedi” sinemasına karşı küçük de olsa bir alternatif
yaratmasını çok isterim.
Filminizin yapım sürecinden kısaca bahseder misiniz?
Çok sıkıntılı bir süreçti. Her ne kadar bir mizah filmi olsa da
çekerken hiç eğlenmedik. Bilakis her türden kazık ve entrikanın
havada uçuştuğu yıpratıcı bir süreçti.
Festivalin ardından filmin yolculuğu ne olacak?
Bu işlerde yolunuzu sizden çok otorite ve toplum çizer. Tabii eğer
kendiniz bir otorite ya da güç değilseniz -ki ben ne bir otoriteyim
ne de sektörel bir gücüm (olmaya da hiç niyetim yok). O yüzden
bilmiyorum. Çok farklı bir film. Çok sevenler olabileceği gibi
nefret edenler de olabilir. Sonuç olarak hiçbir iddiam yok. Ben
sadece dalgamı geçtim. Hep birlikte ne olacağını göreceğiz. Genel anlamda “film”lerle ilgili size en çekici gelen şey(ler)
nedir?
Somut ve samimi bir cevap vermem gerekirse “hareketli resimler”
derim. Tek bir fotograf bile size öyle bir öykü anlatır ki hayatınız
değişir. Şimdi o resimlerden binlercesini arka arkaya dizin. İşte
sinema böyle birşey. Bu öyle bir ifade şekli ki kimi zaman insanlığı
ileriye taşımış kimi zaman da -propaganda filmleriyle- insanlığı
felaketlere sürüklemiştir. Hareketli resimlerden oluşan bu dilin
gücü -ne yalan söyleyeyim- bana çok çekici geliyor. Söyleyecek
sözünüz varsa sinema gerçekten olağanüstü bir dil. İleride nasıl hatırlanmak istersiniz?
Maymun gibi değil de insan gibi yaşamış biri olarak hatırlanmak
isterim. —Çok samimi söylüyorum, inanırsınız ya da inanmassınız
ama gerçekten “güzel kürklü alfa maymunlardan biri” olmakla hiç
ilgilenmiyorum.
Farklı insanların filminizden farklı şeyler alması sizi memnun
eden bir şey mi?
Bu beni çok memnun eder zira sanatta manifesto gibi sunulan
katılıklardan çok yoruma açık yumuşaklıkları seviyorum. Böylece
yaratılan eser kendini aşıp onu yorumlayanların zihinlerinde yeni
anlamlar kazanabiliyor.
------------------------------------Levent Soyarslan’s debut O.H.A., which he wrote and directed is a
mockumentary criticising the system from an entertaining angle. “Why
should I refrain from making fun of this world?” Soyarslan explains his
motivation for making the film.
What was the phrase that motivated you to make this movie?
And what did it transform into, during the process?
The initial phrase that motivated me was “What a stupid, idiotic,
imbecile and low-quality world we live in!” Then it was followed by
“Why should I refrain from making fun of this world?” and it led me
to make this film. I had no other choice.
What does the film contribute to the recent picture of the
Turkish cinema?
We will see what it will contribute, together. But my sincerest hope is
that it will establish an alternative to the “idiotic comedy” genre that
dominates the Turkish film industry.
Yönetmen / Director:
Kaan Müjdeci
Oyuncular / Cast: Doğan İzci, Çakır, Ezgi Ergin,
Hasan Özdemir, Furan Uyar
2014
no fun making the film. On the contrary, it was a process that we had
to endure intrigues and tricks played.
How the film will resume its journey after the Golden Orange?
The society and the authorities choose your path, not you. Of course if
you are not an authority yourself. I’m not. Neither I have considerable
power in the industry (and nor do I intend to wield such power). For
this reason, I don’t know. This is a very extraordinary film. It can
inspire love as much as hate. In the end, I’m not ambitious. I just
made fun of the world. We’ll see what will happen, together.
What is the most interesting thing when it comes to “films” in
general?
To be honest, I would say “moving pictures”. Even a single photograph
can communicate a story that would change your life. Consider
thousands of them passing before your eyes. This is what makes
cinema. This is such a medium of expression that sometimes it helped
the progress of humanity and sometimes it dragged it to disasters
(propaganda films for example). The power of the medium that uses
moving pictures, to be honest, appeals to me. If you have something to
say, cinema offers a fascinating language.
How would you like to be remembered in the future?
As a man who lived his life like a human being, rather than a monkey.
I mean it. Believe it or not, I have absolutely no interest in living like
one of the “fine-furred alpha monkeys”.
Different people learning different things from your films... Is
this something that pleases you?
This would please me. For I favour an open-ended approach that calls
for interpretation rather than strict manifestos. This is how each piece
of art can transcend itself and gain new meanings in the minds of
those who interpret it.
Could you explain in brief, the production process?
It was an ordeal. Even though it was a comedy film, we had absolutely
Kaan Müjdeci çektiği ilk uzun metrajlı film olan Sivas ile Venedik
Film Festivali’nden Özel Jüri Ödülü’nü kaptı. Sivas, ilkokula
giden Aslan’ın yaralı bulduğu dövüş köpeği Sivas’la olan ilişkisini
ve Aslan’ın büyüme hikâyesini konu alıyor. Müjdeci ile yapılmış
röportajlardan hazırladığımız derlemede yönetmen, filminin çekim
süreçlerini anlatıyor.
Yönetmen Kaan Müjdeci geçmişini anlatıyor...
“Yozgat Yerköy’de doğdum, çocukluğum Ankara, Şanlıurfa ve
Malatya’da geçti. 4 dönem fizik okudum sonra 2003’te Berlin’e
gittim. Sinema okumak istiyordum, bunu tam olarak beceremedim.
Sinema işine tam nasıl girdiğimi hatırlamıyorum, kendi kendine
oldu ama sinemaya hep ilgim vardı. Küçükken aslanlı doğa
belgeselleri çekmek isterdim. Sinemayı duygusal olarak öğrendim.
İlk kısa filmim denemelerle oldu. Tag der Deutschen Einheit,
Almanya’da her yerin kapalı olduğu tatil gününde geçiyordu.
Jerry’yi ise New York’ta çektim. New York Film Akademisi’ne
teknik altyapıyı öğrenmek için gitmiştim”. (Kaynak: Radikal /
Erkan Aktuğ)
Sivas’ın hikâyesinin nasıl oluştuğu üzerine...
“Köpekleri, dövüşleri ve filmi nasıl çekeceğime dair araştırma
yaptım, sonrasında görüntüler öyle güzeldi ki Levent Çelebi’nin
ısrarı üzerine, kendisi belgeselin montajcısıdır, bundan bir kısa
belgesel yapmaya karar verdim. Türkiye’deki şampiyon köpekleri
ve sahiplerini anlatan Babalar ve Oğulları adında kısa bir belgesel
yaptım, hikâye kendi kendine oluştu. İçinde kaybolduğum şeyleri
seviyorum. İçinde kayboldukça zevkli oldu, öyle çok kontrollü
gelişmedi.” (Kaynak: Radikal / Erkan Aktuğ)
Amatör oyuncularla çalışmak üzerine...
“Çok zevkliydi. Zordu. Aynı frekansla olduğum insanlarla
ilişkilerim çok güzel ve rahat. Onlarla da aynı frekansı tutturdum.
Ne istersem yapma ve bana güvenme duygusunu yarattığımız
için, çok büyük zorluk çekmedim. Aynı kafadaydık. Mesela
davulcu Muharrem abi vardı. Abdal bir adam. Düşün ne kadar
naif bir adam. Köpek dövüşü çekeceğiz. O içki içmeden dövüşlere
girmiyordu. Düşüncesi şu, içki içene, sarhoş olana köpek
dokunmaz. Abi diyorum, bunlar dövüş köpeği, nereden anlasın
içkiyi? Olsun diyor, bir kere içmiştim dokunmamıştı. Cebinde de
şu kadar bir sopası vardı, otuz santimlik sopa. Zarar da vermek
istemiyor, naifliğine baksana. Kafası 60 santim olan bir köpeğe ne
yapabilir ki?” (Kaynak: Evrensel / Çağdaş Günerbüyük)
Filmin ön hazırlık süreci üzerine...
“Bu filmin dramaturjisi ya da başka unsurları ilginç olabilir birçok
insan için, ama benim kişisel görüşüm; işçiliği çok iyi. Bir halı
gibi dokundu bu film. Hiçbir şey gözden kaçırılmadan yapılmaya
çalışıldı. Yani film çekim aşamasından bahsediyorum, post
prodüksiyon gibi bana bağlı olmayanlardan değil. Ben çok iyi bir
hazırlık dönemi geçirdim, çünkü çok iyi hazırlandım. Köpekleri de
çocukları da çok iyi tanıyordum. Kangal köpeğinden bir Lessie rolü
beklemedim. Ondan Kangal köpeği gibi olmasını bekledim. O da
dövüş köpeği rolünü çok iyi oynadı.” (Kaynak: DHA)
------------------------------------Kaan Müjdeci’s debut feature Sivas returned from Venice with a Jury
Special Award. Sivas is the story of the relationship between Aslan,
a small schoolboy and Sivas, the abandoned and wounded fighting
dog he found as well as Aslan’s coming of age. Below is a collage of
clips taken from interviews made with Müjdeci, in which the director
expands on the stages that gave birth to the film.
The director talks about his past...
“I was born in Yozgat Yerköy. I spent my childhood in Ankara,
Şanlıurfa and Malatya. I studied physics for four terms then left. In
2003, I went to Berlin. I wanted to study cinema but could not do it.
I don’t remember how I stepped into the business, it happened by itself
but I always harboured an interest in cinema. My childhood dream
was to shoot nature documentaries with lions. I learned cinema in an
informal manner. I experimented with short films. Tag der Deutschen
Einheit was set in a holiday where all shops are closed in Germany. I
shot Jerry in New York. I was a student at NYFA to learn the technical
side of things.” (Source: Radikal / Erkan Aktuğ)
On working with amateur performers...
“It was terrific. It was hard. I have beautiful and relaxed relationships
with people whom I share a common frequency. I tried to make us
tune into the same frequency with the actors. We did not experience
big difficulties as I established trust. We shared a common mindset.
For example there was Muharrem the drummer. A dervish-like man.
You cannot imagine how naive he was. We were to film a dog fight.
He could not watch a dog fight without drinking alcohol first. He used
to believe that the dogs cannot touch drunk people. ‘How can they
understand if you are drunk or not, they are fighting dogs’ I used to tell
him. He did not listen. ‘Whatever’ he would say, ‘they did not touch
me when I was drunk, once.’ He used to carry a 30 centimetres stick in
his pocket. He did not even want to hurt the dogs. What could he do to
a dog whose head alone is 60 centimetres?” (Source: Evrensel / Çağdaş
Günerbüyük)
On the pre-production of the film...
“People can find the film’s dramaturgy or its other elements interesting.
But in my personal opinion, the craft stands out. The film has been
woven like a carpet. We tried to consider every little detail. I mean in
the pre-production stage, not the post-production, a stage I could not
control. I went through a very successful preparatory period, I prepared
myself well. I knew both the dogs and the kids very well. I did not
expect a Kangal dog to play Lassie. I expected him to play a Kangal
dog. And he presented a very good performance as a fighting dog.”
(Source: DHA)
On how the story of Sivas developed...
“I made research on how to film dogs, dog fights and the film itself.
TÜRKİYE SİNEMASINDA 90’LAR
*Çekilen film sayısı: 507.
*1990’da Türkiye, 1988’de kurulan Eurimages’a (Avrupa Sineması Destek Fonu)
dahil oldu.
*Yeşilçam’ın son bulmasıyla yerli sinema özgürleşti, birçok bağımsız film çekildi.
*Gölge Oyunu (Yavuz Turgul), Gemide (Serdar Akar), Mayıs Sıkıntısı (Nuri Bilge
Ceylan) ve Ağır Roman (Mustafa Altıoklar) gibi kült filmler bu dönem çekildi.
*Atıf Yılmaz, eşcinsellik temalı Düş Gezginleri (1992) ve Gece, Melek ve Bizim
Çocuklar (1993) filmlerini çekti.
*Lütfi Akad, Metin Erksan ve Ömer Kavur gibi yönetmenlerle özdeşleşen auteur
kimliği Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan ve Ali Özgentürk gibi isimlerle
devam etti.
*Yavuz Turgul’un Eşkıya’sı dönemin en parlak gişe başarısını elde ederek
kayıtlara geçti.
*1996 tarihli Tabutta Röveşata ile Derviş Zaim, Türkiye’de ilk defa sıfır bütçe ile
bir film çekerek büyük başarı elde eden yönetmen oldu.
The footage was so fascinating that Levent Çelebi, the editor of the
film persuaded me to make a short documentary out of what I filmed.
I made a short documentary about the champion dogs in Turkey and
their owners, Fathers and Sons, the story developed all by itself. I like
things that I can lose myself in. It became increasingly pleasant as I lost
myself in it. So it was not strictly controlled”.
(Source: Radikal / Erkan Aktuğ)
90s IN THE TURKISH CINEMA
Eşkıya / The Bandit
Mayıs Sıkıntısı / Clouds of May
*Total number of films made: 507.
*In 1990, Turkey became a member of Eurimages, founded in 1988.
*The Yeşilçam era came to an end and several independent films saw the light of the day.
*Cult titles such as Gölge Oyunu (The Shadow Play, dir: Yavuz Turgul), Gemide (On
Board, dir: Serdar Akar), Mayıs Sıkıntısı (Clouds of May, Nuri Bilge Ceylan) and Ağır
Roman (Cholera Street) Mustafa Altıoklar) greeted the audiences during this decade.
*Atıf Yılmaz made his two homosexuality-themed films Düş Gezginleri (Dream
Wanderers, 1992) and Gece, Melek ve Bizim Çocuklar (Night, angel and our Gang, 1993).
*The tradition of auteur directors in the Turkish cinema, identified with filmmakers
such as Lütfi Akad, Metin Erksan continued with Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan
and Ali Özgentürk.
*Yavuz Turgul’s 1996 film Eşkıya (The Bandit) broke a record at the box office.
*With 1996’s Tabutta Röveşata (Somersault in a Coffin), Derviş Zaim broke new ground
in Turkey shooting a successful film with zero budget.
FOTOĞRAFLARLA FESTİVAL /
ULUSLARARASI YARIŞMA’DA BUGÜN
FESTIVAL IN PHOTOS
TODAY ON INTERNATIONAL COMPETITION
Villa Tuma / Villa Touma
Test
*1967’de Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde kendilerini, evlerini çevreleyen duvarın içine
hapseden 3 kız kardeşin hikâyesi anlatılıyor.
*Filistinli sinemacı Suha Arraf ’ın uzun metrajlı kurmaca filmi.
*Yönetmen, Hamas’ın Kadınları belgeseliyle uluslararası festivallerden toplam 13 ödüle
layık görülmüştü.
*Filmin prömiyeri Venedik Film Festivali’nde yapıldı.
*Filmin, Venedik Film Festivali’ne Filistin yapımı olarak katılması, İsrail vatandaşı olan
yönetmenin epey başını ağrıtmıştı. İsrail’le devam eden mahkeme gereği filmin yapım yeri
şimdilik “ülkesiz” olarak geçiyor.
*Babasıyla birlikte monoton bir hayat süren ve iki aşk arasında kalmış Dina’nın hayatının,
ufuk çizgisinde beliren alev topuyla kökten değişimini konu alıyor.
*Kazakistan bozkırlarında geçen Test, 1949 yılında Semipalatinsk’de gerçekleştirilen Rus
nükleer denemelerinden yola çıkıyor.
*Filmdeki karakterler tek bir kelime dahi konuşmuyor, hikâye söze gerek kalmadan akıyor.
*Sochi’de düzenlenen Kinovatr Film Festivali’nde Büyük Ödül, En İyi Görüntü Yönetmeni
ve Film Eleştirmenleri ile Film Araştırmacıları Birliği ödüllerini kazandı.
*Ödülleri aldırken sahnede ağlayan yönetmen, filmini rüyalarına adadı.
Yönetmen / Director: Suha Arraf
14:00 – Migros AVM 5
Yönetmen / Director: Alexander Kott
Rusya / Russia
18:00 – Migros AVM 5
------------------------------------------------
------------------------------------------------
*The film is the story of three sisters who imprisoned themselves within the confines of walls
that surround their estate while the war scorched the Middle East in 1967.
*It is the debut feature of Palestinian filmmaker Suha Arraf.
*Arraf ’s documentary Women of Hamas had returned from international festivals with 13
awards.
*The film premiered at Venice Film Festival.
*The film’s being catalogued as a Palestinian production created severe problems for Arraf, an
Israeli citizen. The conflict had been brought to the court and as a juridical decision, the film
currently qualifies as Heimatlos.
*Test is about the radical change brought forth by a ball of fire that appears on the horizon,
which alters the monotonous lives of Dina, who is caught between two lovers and her father.
*Set in the Kazakh steppes, Russian nuclear tests in Semipalatinks in 1949 serve as a point of
departure for Test.
*The characters in the movie do not utter even a single word, the narrative flows free of speech.
*The film won the Grand Prize, Best Director of Photography Award and the Elephant Trophy
from the Guild of Film Critics and Film Scholars.
*Kott, who cried when being presented the award on stage, dedicated the film to his dreams.
ULUSAL KISA FİLM YARIŞMASI’NDA BUGÜN
TODAY ON NATIONAL SHORT FILM COMPETITION
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi Başkanı
Yılmaz Erdoğan.
Yılmaz Erdoğan, President of the National
Competition Jury.
10 Ekim akşamı EXPO’da gerçekleşen
açılış töreninde Haldun Dormen,
Nilüfer Aydan, Tarık Dursun K. ve Ellen
Burstyn’e Onur ve Başarı Ödülleri takdim
edildi.
Haldun Dormen, Nilüfer Aydan, Tarık
Dursun K. and Ellen Burstyn were presented
with honorary and schievement awards at
the opening ceremony.
Yekta Kopan ve Janset Paçal’ın sesleriyle katkıda
bulunduğu Rimolar ve Zimolar: Kasabada Barış
filminin gösterimi engelli çocuklarla eşliğinde
gerçekleştirildi.
Rimo and Zimo: Peace In Town that features voices
of Yekta Kopan and Janset Paçal was screened with the
presence of children with disabilities.
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması yönetmen
Murat Düzgünoğlu ve film ekibinin katıldığı Neden
Tarkovski Olamıyorum? gösterimiyle başladı.
National Competition screenings started with Why
Can’t I Be Tarkovsky?, with the presence of director
Murat Düzgünoğlu and the rest of the crew.
FESTİVALDE
BUGÜN /
WHAT’S ON TODAY
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı
The Mayor Of Antalya Metropolitan Municipality
Festival Başkanı
Festival President
Menderes Türel Bugünkü etkinliklere dair notlar
Notes on today’s events
Şafak Vakti / Prayers at Dawn
Yönetmen / Director: Pınar Yorgancıoğlu
11:30 – Migros AVM 2
*Köydeki camide çalışan ve yalnız bir yaşam sürdüren
Zülküf ’ün rutin hayatının, köye gelen yabancı bir kadına
duyduğu ilgi ile değişmeye başlamasını konu ediniyor.
*Yönetmen Pınar Yorgancıoğlu 1988, Ankara doğumlu.
*Yorgancıoğlu Bilkent Üniversitesi’nde İletişim Tasarımı
bölümünden mezun oldu.
*Film daha önce Ankara Film Festivali ve Atıf Yılmaz Kısa
Film Yarışması’nda seyirci karşısına çıktı.
*Şafak Vakti, Yorgancıoğlu’nun üçüncü kısa filmi.
----------------------------------------------*The story of Zülküf, who lives alone and works at a mosque
in the village and how his life goes through a change when he
finds himself attracted to a foreigner woman.
*Director Pınar Yorgancıoğlu was born in 1988 in Ankara.
*She is a Bilkent University Department of Communication
Design alumnus.
*The film had greeted the audiences as a part of Ankara Film
Festival and Atıf Yılmaz Short Film Competition.
*Prayers at Dawn is the third short by Yorgancıoğlu.
Bir Fincan Türk Kahvesi / A Cup Of
Turkish Coffee
Yönetmen / Director: Nazlı Eda Noyan-Dağhan Celayir
11:30 – Migros AVM 2
*Yaşlı bir kadınla küçük torunun bir kahve içimlik sürede
eski fotoğraflar aracılığyla geçmişe gitmeleri konu alınıyor.
*Film animasyon sahneler de içeriyor.
*Bir Fincan Türk Kahvesi Türkiye – Fransa ortak yapımı.
*1974 İzmir doğumlu Nazlı Eda Noyan ve 1978 İstanbul
doğumlu Dağhan Celayir 2006 yılında “Başka Diyarların
Çocukları” adlı kısa animasyon filmde de beraber
çalışmışlardı.
*Nazlı Eda Noyan Bahçeşehir Üniversitesi’nde Doç. Dr.
Olarak görev yapıyor.
-----------------------------------------------
*The journey of an old lady and her granddaughter to the past
as they sip their Turkish coffees.
*The film is an animated short.
*The film is a Turkish-French co-production.
*The directors are Nazlı Eda Noyan born in 1974 in Izmir
and Dağhan Celayir, born in 1978 in Istanbul. They
collaborated in 2006, for the short animation Başka Diyarın
Çocukları.
*Nazlı Eda Noyan is an Assistant Professor at Bahçeşehir
University.
Nar Zamanı / Pomegranate Time
Yönetmen / Director: Cevahir Çokbilir
11:30 – Migros AVM 2
*12 Eylül 1980 darbesinden beri görmediği oğlu için
sandığında bir nar saklayan Hatice’nin öyküsünü anlatıyor.
*İnönü Üniversitesi 7. Uluslararası Kısa Film Festivali’nden
En İyi Kurmaca Film ve Uluslararası Ankara Film
Festivali’nden en iyi ikinci film ödüllerini kazandı.
*Yönetmen Cevahir Çokbilir 1988, Gaziantep doğumlu.
*Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV
ve Sinema Bölümü’nden mezun olan yönetmen film
çalışmalarına Ankara’da devam ediyor.
*Kısa filmlerinin yanında belgesel türüyle de uğraşan
yönetmen 2012 yılında Maşuk isimli belgeseli hazırladı.
-----------------------------------------------
*The film tells the story of Hatice, who keeps pomegranates in
a chest for his imprisoned son, whom she did not see following
the September 12 1980 Military Coup d’Etat.
*It is the winner of Inonu University 7th Short Film Festival
Best Fiction Film and Ankara International Film Festival
Best Second Film awards.
*Director Cevahir Çokbilir was born in 1988 in Gaziantep.
*An Ankara University Communications Faculty Radio, TV
and Cinema Department Alumnus, he continues his film
work in Ankara.
*Also a documentary filmmaker, he is credited as the director
of Maşuk, an 2012 documentary.
Ustalık Sınıfı / Master Class:
Ellen Burstyn
Festival Direktörü
Festival Director
Elif Dağdeviren
-------------------------
Festival Direktör Yardımcısı
Festival Director Assistant
Melikşah Altuntaş
14:30 – Perge
100. Yıl Kitap Lansmanı: Sinemada Bir
Asır / Book Launch: A Hundred Years
In Turkish Cinema
20:00 – AKM
*Bu yayın Bant Mag. tarafından 51. Uluslararası
Antalya Altın Portakal Film Festivali için
hazırlanmıştır. FESTİVALDE
YARIN /
Koordinasyon / Coordination: Zeynep Ocak
Yazı İşleri / Writers : Mustafa Doğulu,
Altay Aydemir, Mertcan Ayhan
Çeviri / Translation: Mutlu Yetkin
Tashih / Proofreading: Nihan Katipoğlu
WHAT’S ON TOMORROW
Yarınki etkinliklere dair notlar /
Notes on tomorrow’s events
Güzel Bir Gün Gösterim ve Söyleşi
/ A Beautiful Day Screening and Q&A
Haldun Dormen’in Güzel Bir Gün İçin
filminin gösteriminin ardından sanatçıyla
söyleşi gerçekleştirilecektir.
/ Q&A with Haldun Dormen after the screening
of his film For A Beautiful Day.
16:30 – Akdeniz Üniversitesi Olbia Salonu
/ Akdeniz University Olbia Hall.
Kapak İllüstrasyonu / Cover Illustration:
Hababam Sınıfı / Outrageous Class
İllüstrator / Illustrator: Murat Palta
1990 Hatay doğumlu. Dumlupınar Üniversitesi Grafik ve Tasarım
Bölümünden mezun olduktan sonra Tlemcen, Cezayir’de minyatür
sanatları atölyelerine ve çeşitli uluslararası sergilere katıldı.
Murat Palta was born in Hatay, in 1990. After graduating from
Graphic and Design department of Dumlupınar University in 2012,
he attended Miniature and Illumination Art workshop in Tlemcen
(Algeria), and participated in different international art festivals.
ANSET Özel Sağlık ve Eğitim Kültür İnşaat
Tic. Ltd. Şti.
Meltem Mh. Sakıp Sabancı Bulv. Atatürk Kültür
Parkı İçi AKM No:7 Muratpaşa / ANTALYA
Telefon : +90 (242) 248 90 22
Fax : +90 (242) 243 92 82
E-Mail : [email protected]
www.anset.com.tr
İki Gün, Bir Gece / Two Days, One Night
İnsanları Seyreden Güvercin / A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence
BUGÜN NE İZLESEM / WHICH FILMS TO SEE TODAY
Yarışma dışı gösterimlere dair bilgiler ve notlar / Notes on out of competition titles
Ustaların Gözünden / Through the
Masters’ Lens
İki Gün, Bir Gece / Two Days, One Night
Yönetmen / Director: Jean-Pierre Dardenne, Luc
Dardenne
11.15 – Migros AVM 5
Neden izlemeliyim? Altın Palmiyeli yönetmen
kardeşler Jean-Pierre Dardenne ve Luc
Dardenne’in son filmi İki Gün, Bir Gece,
başrolündeki Marion Cotillard’ın başarılı
performansı ile göz dolduruyor. Sydney Film
Festivali’nden büyük ödül kazanan film yoğun
bir gerilim sunuyor ve samimi bir sosyalist epik
olarak adlandırılıyor.
Why a Good Pick? The most recent film by
Palme d’Or winners Jean-Pierre Dardenne and
Luc Dardenne is highlighted for the lead Marion
Cotillard’s enchanting performance. The winner
of the grand prize at Sydney FF, Two Days, One
Night offers a tense thriller and is praised as an
intimate socialist epic.
Özel gösterimler / Special
Screenings
filmi. Yönetmenin önceki filmlerinde olduğu gibi
absürd durumlar, hem komik hem de karanlık bir
şekilde ele alınıyor ve farklı insanların hikayeleri
anlatılıyor.
Why a Good Pick? Venice Golden Lion winner A
Pigeon... is the last instalment in Swedish director
Roy Andersson’s Living Trilogy. Much like in the
vein of the director’s previous films, it encompasses a
dose of absurdity treated through a darkly humorous
lens and a kaleidoscope of character stories.
Ulusal Özel Belgesel Gösterimler
/ Special National Documentary
Screenings
Yönetmen / Director: Zeresenay Berhane Mehari
19.15 – Migros AVM 6
Küçük Kara Balıklar Güneydoğu’da Çocuk
Olmak / Little Black Fishes to be Child in the
Geronimo
Neden izlemeliyim? Bu yıl Cannes Film
Festivali’nde yarışan usta yönetmen Tony
Gatlif ’in son filmi Geronimo yine müzik odaklı
bir sinema sunuyor. Eleştirmenlerce yeni nesil
bir Batı Yakası Hikayesi olarak değerlendirilen
filmde evlilikten hemen önce sevgilisine kaçan
bir gelinin, iki aileyi içine düşürdüğü bir savaş
anlatılıyor.
Why a Good Pick? Tony Gatlif ’s Cannes runner
Geronimo presents a musical revelry. Lauded as
a new generation West Side Story by the critics,
the film narrates the battle between two families
following a prospective bride running away with
her lover before the wedding.
Neden izlemeliyim? Beş yönetmenin birlikte
çektiği belgesel, çocukluğunu Güneydoğu’nun
en zor dönemlerinde gerçirmiş olan 11 kişinin
tanıklıklarını gösteriyor. Sıcak politik resmi, tekil
hikayelerle anlatan filmde, çocuk duyarlılığı ön
planda. Film aynı zamanda Kürt isyanının doğuş
hikayesini de anlatmış oluyor.
Why a Good Pick? A collective effort by five
directors, the documentary compiles the testimonies
of 11 people who spent their childhood in the East
of Turkey during the stiffest period of civil conflict.
The doc presents an expansive picture of the period
and a depiction of the political atmosphere through
personal stories while focusing on the very roots of
the Kurdish insurgence in Turkey.
İnsanları Seyreden Güvercin / A Pigeon Sat
on a Branch Reflecting on Existence
Yönetmen / Director: Roy Andersson
19.30 – Migros AVM 2
Neden izlemeliyim? Venedik Film Festivali’nden
Altın Aslan Ödülü alan film, İsveçli yönetmen
Roy Andersson’un Yaşayanlar Üçlemesi’nin son
Timbuktu tells the story of a family who lives in a
village around Timbuktu when the city is suffering
under fundamentalist yoke. Defined as one of the
real humanists of cinema, Sissako’s latest film has
won the Ecumenical Prize at Cannes.
Dünya Sinemalarından / Panorama
Cesaret / Difret
Southeast of Turkey
Yönetmen / Director: A. Haluk Ünal, Ezel Akay,
Serpil Güler, Cem Terbiyeli, Önder İnce
11.00 – Migros AVM 6
Yönetmen / Director: Tony Gatlif
21.00 – Migros AVM 5
Neden izlemeliyim? Birbirlerini partide
gördükten sonra Madrid sokaklarında yürüyen ve
birbirlerini tanımaya çalışan genç kadın ve adamı
izlediğimiz bu bol diyaloglu romantik komedi,
iktidar savaşı ve psikolojik oyunlarla aşka dair
sorgulayıcı ve eğlenceli bir bakış atıyor. Film,
İspanya Sinema Yazarları Ödülleri’nden En İyi
Yönetmen ödülüne layık görüldü.
Why a Good Pick? A young man and a young
woman meet at a party, they stroll the streets of
Madrid and try to learn more about each other.
This dialogue-driven comedy treats romance and the
power plays and psychological games that it entails.
The film has won the Spanish Film Critics’ Best
Director Prize.
Bir Ülkeye Bakış: İspanya
/ Focus: Spain
Stokholm
Yönetmen / Director: Rodrigo Sorogoyen
14.30 – Migros AVM 6
Geronimo
Neden izlemeliyim? Berlin ve Sundance Film
Festivalleri’nden Seyirci Ödülü kazanan film,
Etiyopyalı yönetmen ve senarist Zeresenay
Berhane’nin ilk filmi. Difret köyünde yaşanmış
gerçek bir hikayeden yola çıkan film, 14
yaşındaki Hirut’un okul yolundayken bir grup
adam tarafından kaçırılışını ve sonrasında
yaşananları anlatıyor.
Why a Good Pick? The debut film by Ethiopian
writer director Zeresenay Berhane winner of
Audience Awards at Berlinale and Sundance, is
inspired by a true event in the Ethiopian village of
Difret. The film tells the story of 14 year old Hirut,
who is kidnapped by a group of men.
Jiletçi / Challat of Tunis
Yönetmen / Director: Kaouther Ben Hania
14:15 – Migros AVM 2
Neden izlemeliyim? Cüretkar bir sahte belgesel
olan Jiletçi, Tunus devriminden önce Tunus
sokaklarında motorsikleti ve bıçağıyla kadınlara
saldıran gizemli “Challat”ın izini sürüyor. Yerel
kültüre dair unsurlarla eğlenceli ve eleştirel bir
film olan Jiletçi, Dubai Film Festivali’nde yarıştı.
Why a Good Pick? A courageous mockumentary,
Challat of Tunis tracks the legend of “Challat”, the
mysterious perpetrator of street assaults directed at
women in the streets of Tunis before the revolution.
An entertaining yet critical look at the elements of
local culture, Challat of Tunis had vied at Dubai
Film Festival.
Kayıp Sokak / Trap Street
Yönetmen / Director: Vivian Qu
20:45 – Markantalya
Timbuktu
Yönetmen / Director: Abderrahmane Sissako
17.00 – Migros AVM 2
Neden izlemeliyim? Bu yıl Cannes Film
Festivali’nde yarışan film, köktendinci bir
yönetimin elinde olan Timbuktu’nun civarındaki
bir kasabada yaşayan bir ailenin özelinde ilerliyor.
Sinemanın gerçek hümanistlerinden biri olarak
adlandırılan Sissako’nun bu son çalışması
Cannes’dan Ekümenik Jüri Ödülü’nün de sahibi.
Why a Good Pick? 2014 Cannes runner
Stockholm
Neden izlemeliyim? 2013 tarihli İnce Buz
Kara Kömür‘ün yapımcısı Vivian Qu’nun
ilk yönetmenlik denemesi olan Kayıp Sokak,
devlet gözetiminde kullanılan teknolojilerin,
gündelik hayattaki yansımalarını anlatıyor. Çin
sinemasının yeni jenerasyonundan başarılı bir
örnek sunan film, kafkaesk bir havada ilerliyor.
Why a Good Pick? The directorial debut of Vivian
Qu, Trap Street investigates the impact of state’s
surveillance technology on daily lives of individuals.
One of the successful examples of new generation
Chinese cinema, the film has a Kafkaesque
atmosphere.
Cesaret / Difret
Download

Günlük Festival / Sayı 4 - Altın Portakal Film Festivali