günlük festival
daily festival
15 Ekim // October 15th 2014
Sayı // Issue 07
ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASINDA BUGÜN
TODAY ON NATIONAL COMPETITION
*İyi Biri / A Good Fellow
*Guruldayan Kalpler / Rumbling Hearts
16:00 - Aspendos Gösterimin ardından ekiple soru-cevap yapılacaktır
/ Q&A with the film crew after the screening
21:00 - Aspendos Gösterimin ardından ekiple soru-cevap yapılacaktır
/ Q&A with the film crew after the screening
Yönetmen / Director:
Ayhan Sonyürek
Oyuncular / Cast: Cengiz Bozkurt, Macit
Sonkan, Mustafa Alabora, Asuman Çakır,
Devrim Atmaca, Tulga Serim
2014
Uzun yıllar televizyon dizilerinin senaryo ve
yönetim ekibinde görev almış olan Ayhan
Sonyürek, 2006 yılında çektiği ilk uzun metrajlı
filmi Unutulmayanlar’ın ardından ikinci filmi İyi
Biri ile Altın Portakal’da. Mütevazi hayalleriyle
birlikte Antakya’nın bir ilçesinden Mersin’in
bir köyüne gitmek isteyen Mızrap’ın ve onu
bırakmayan köpeğinin yol hikâyesinin anlatıldığı
film, yönetmenin deyimiyle “yolda olma halinin
önemini” vurguluyor.
Filmin özeti:
Antakya’nın küçük bir ilçesinde yaşayan,
Mızrap 40 yaşında ama “adam olamamış bir
adam” dır. Film, Mızrap’ın babasının zar
zor ayarladığı işinden kovulduğu gün başlar.
Mızrap her zamanki gibi babasının ona bağırıp
çağırmasını sessizce dinleyerek bu işten sıyıracağı
kanısındadır. Ama bu sefer hiç de öyle olmaz;
babası komşularının gözü önünde onu tokatlayıp
evden kovar. Mızrap’ın içine oturan ise herkesin
önünde babasının ona söylediği sözdür; “Sen bir
hiçsin!”
Mızrap ötesini berisini düşünmeden ilk kez
babasına karşı durur, onun blöfünü görür,
evi terk eder ve Mersin’in bir köyündeki
asker arkadaşı Salim’in yanına gitmeye karar
verir. Askerdeyken ve askerden sonraki
mektuplaşmalarında Salim; Mızrap’a köyünün
nasıl bir cennet olduğunu anlatıp durmuştur…
Arazileri uçsuz bucaksız, bir kısmını Mızrap ekip
biçer, kimsenin ağız kokusunu çekmek zorunda
kalmaz, bir köşesine Mızrap’a ev kondurulur,
köyden bir kızla evlendirilir, çoluk çoluğa karışır.
Mızrap’ın aklındaki cennet işte bu kadardır;
başını sokacağı bir ev, ekip biçebileceği bir tarla
ve bir eş.
Ama Mızrap’ın çok sevdiği köpeği Karakız onun
peşini bırakmaz. Başta köpeği kovmaya çabalayan
Mızrap daha sonra köpeğiyle yola çıkmaya karar
verir.
Ve macera başlar; Antakya’nın bir ilçesinden
Mersin’in bir köyüne gitmek isteyen bir adam ve
köpeğinin hikâyesidir İyi Biri.
Yönetmen filmini anlatıyor:
“Mızrap bir anti-kahraman, tutunamayan,
kaybeden... Film, bir yolculuk hikâyesi.
Aslında bu yolculuk Mızrap’ın içindeki bir
yolculuğu anlatıyor; Mızrap’ın benliğini bulma
yolculuğunu. Kendini hiç önemsemeyen,
köpeğinden bile değerli görmeyen bu adam,
film boyunca yaşadıklarıyla kendini tanıma şansı
buluyor. Film bize dayatılan başarı endeksli
varoluşa karşı, yalın, başarıya ihtiyaç duymayan
varoluş mücadelesi arasındaki savaşı anlatıyor.
Önemli olan yolda olmaktır.”
Yönetmen / Director:
Ömer Uğur
Oyuncular / Cast: Necip Memili, Devin
Özgün Çınar, Algı Eke, Tanju Tuncel,
Fırat Tanış
2014
Yönetmen, Yeşilçam’ın üzerindeki etkisini
anlatıyor:
“Yeşilçam, özdeşleşmeye dayalı anlatının hakim
olduğu bir sinema. Bilindiği gibi bu tarz sinema,
duyguları harekete geçirmeyi amaçlar. Yeşilçam
ekolü içinde geçmişte ve günümüzde birçok etkili
örnek gerçekleştirilmiştir.
But Karakız, Mızrap’s beloved dog does not let him
go alone. Mızrap tries to get rid of the dog first but
then decides to travel with her.
Elbette bu ülkede yetişen her birey gibi benim de
bir filmi okuma ve anlama yeteneğimi bu filmler
oluşturdu. Film yazma ve anlatma yeteneğimi de
sinema eğitimimin ardından Arzu Film’in devamı
sayılabilecek Yavuz Turgul’un ekibinde çalışarak
öğrendim.
Director talks about his movie:
“Mızrap is an anti-hero. He is a loser, an outcast.
The film is a road story, which is in fact the inner
journey of Mızrap. His quest to find his identity.
This man, who does not care about himself, who
thinks himself not as valuable as his dog, would
find a chance to know himself via the events he will
go through during the film. The film depicts the
battle between the success-seeking life styles that are
imposed on us and an existence that does not need
success to thrive. Being on the road, this is what
matters.”
İlk sinema filmimde, özdeşleşme sinemasının
anlatı öğelerini kullanıp “Yeşilçam Sineması”na
şapka çıkarmayı amaçladım. Filmin içeriğini
oluştururken de yine bu sinemacıların
yaşantılarından esinlendim. Kısacası ilk filmim
Unutulmayanlar hem biçimsel hem de içerik
olarak ‘Bir Yeşilçam Filmi’’dir.”
--------------------------Ayhan Sonyürek, long-time writer and director of
TV series was known for his debut feature 2006’s
Unutulmayanlar. A Good Fellow is his second
feature. The film narrates the road story of a man
and his dog who want to go from a town of Antioch
to a village of Mersin emphasizes the importance of
“being on the road”, according to the director.
Synopsis:
Living in a little town of Antioch, Mızrap is a
40 year old man who is yet to “become an adult”.
When he is fired from the job his father found for
him, Mızrap thought that he could get away with
it, enduring, with silence, his father rebuking him.
But this time it turns out different. His father slaps
him in the face before the eyes of the neighbours
and kicks him out of his house. But what wounded
Mızrap was what his father called him before
everyone: He had said that he was “nothing”!
Not minding what would happen, Mızrap for the
first time takes a stand against his father, sees his
bluff and leaves home. He decides to go see Salim,
his buddy from army service, who lives in a village
of Mersin. Salim had told Mızrap how beautiful
a paradise his village was, both during their army
service and in letters he wrote to him afterwards...
The village had vast lands a part of which Mızrap
could farm without being dependent on anyone else.
He could erect his own home, find a spouse from the
village and have children from her. This was the
whole picture of the paradise Mızrap was seeking,
a home and a hearth, a field he can farm and a
spouse.
And the adventure takes off; A Good Fellow is the
story of a man and a dog who depart from a small
town of Antioch, trying to reach a village in Mersin.
Ayhan Sonyürek on the influence of Yeşilçam
films on him:
“Yeşilçam Films allow you to identify yourself with
the main character. As known, this type of cinema
aims at stimulating emotions. This school has given
birth to, in the past and today, several very effective
examples.
Of course, just like any other individual who grew
up in this country, I became ‘literate’ thanks to
these movies. I developed my skills of writing and
narrating a film working as a part of Yavuz Turgul’s
crew, which can be defined as a continuation of
Arzu Film.
In my debut feature, I used the narrative elements
of a cinema that allows identification and aimed
at paying homage to Yeşilçam. When composing the
content of the film, I was also inspired by the life
experiences of these filmmakers. In short, my debut
Unutulmayanlar was a Yeşilçam movie with regards
to both its form and content.”
Hemşo ve Eve Dönüş filmleriyle bildiğimiz
yönetmen Ömer Uğur yeni filmi Guruldayan
Kalpler’de sıradan insanların sanatla kurdukları
ilişkiye odaklanıyor. Uğur, filmin ‘gişe filmi’ ve
‘sanat filmi’ ayrımında uzlaştırıcı bir noktada
durduğunu vurguluyor.
Bu filmin yaratım aşamasında, sizi harekete
geçiren ilk cümle neydi? Sonra neye dönüştü?
Filmimiz “sanat herkes içindir” gibi bilindik bir
önermeden yola çıkıyor. Bunu ifade etmek için
de bir “kıyı mahalle - modern sanat” karşılaşması
öngördük. Son tahlilde filmin cümlesi şu
oldu: Doğru karşılaşmalar sağlanabilirse en
çağdaş, en modern, en komplike sanat eseri en
“sıradan insan” tarafından bile anlaşılır, algılanır,
sevilebilir hatta içselleştirilebilir.
Son dönem Türkiye sinemasının genel resmi
içine bu film ne katıyor?
Günümüz Türkiye sineması filmleri
değerlendirilirken sanat filmi, gişe filmi gibi
kaba bir ayrıma gidildiğini düşünüyorum.
Çok yakıcı sorunları tartışan, meselesi olan
ödüllü filmler seyirciyi sinemaya getiremiyorsa
durup bir düşünmek gerekir. Eninde sonunda
sinema, karakteri gereği kalabalıkların sanatı.
Guruldayan Kalpler’in tam da bu noktada
bir iddiası var: Çağdaş sanat, modern heykel,
resim gibi entelektüel lafazanlığa müsait; bizim
“normal” seyircimize sevimli gelmeyecek bir
meseleyi; eğlenceli, seyredilebilir bir filmle
onların nezdinde tartışmaya açmak. Bu bağlamda
Guruldayan Kalpler’e bir “üçüncü yol” filmi
ya da “araf ” filmi diyebiliriz. “Sanat filmi” –
“Gişe filmi” ayrımında büyüyen çatlağa karşı,
yapıştırıcı, uzlaştırıcı bir film olabilir Guruldayan
Kalpler.
Filminizin yapım sürecinden kısaca bahseder
misiniz?
Yapımcım Ahmet Kayımtu ile çok iyi anlaşırız.
Bir araya geldik. Yaklaşık üç ay senaryo çalıştık
ve aynı süreçte de oyuncu seçimini yaptık. İyi ve
uyumlu bir ekip oluşturduğumuzu düşünüyorum.
Ön çalışmaları iyi yapmış olmalıyız ki setimiz
ön gördüğümüzden daha kısa sürdü. Asıl
zorluk heykelleri yaparken ortaya çıktı. Sanat
yönetmenimiz üç heykeltıraşla beraber yaklaşık
40 heykel çalıştı. Baş kahramanımız ”KAOS”
heykeli için 21 eskiz çalıştı.
Bu filmi çekmeseydiniz filmografinizin eksik
parçasını nasıl tanımlardınız ?
Daha çok küçük insanların küçük hikâyelerini
anlatmaya çalışan bir yönetmenim. Geçim
sıkıntısı, küçük intikamlar, ifade edilememiş
karşılıksız aşklar, lümpen proletaryanın askeri
darbe karşısındaki zavallılığı ve boyun eğişi vs.
Guruldayan Kalpler de kıyı mahallede sanatı
tartışıyor. Bir inşaatçı, bir kahveci, bakkal;
heykel üzerine fikir beyan ediyor, tabii ki kendi
meşreplerince. Eğer bu filmi çekmeseydim,
sıradan insanların sanatla kurdukları ilişki ve
onların lümpen filozofyasına yaklaşımım eksik
kalırdı.
Festivalin ardından filmin yolculuğu ne
olacak ?
Tabii ki bu yolculuğun ilk durağı vizyon olacak.
Ben seyirciyi önemseyen bir yönetmenim.
Anlattığım hikâyenin çokça insan tarafından
seyredilmesi hoşuma gider. Bu yüzden Aralık
ya da Ocak ayında vizyon tarihi ve iyi sinema
salonları ayarlamaya çalışıyoruz. Sonra da
filmin konseptine uygun yurt dışı festivallerine
gönderecek, gelecek festival davetlerini
değerlendireceğiz. Biz filmimizin yurt dışında da
ilginç bulunacağını düşünüyoruz.
Genel anlamda “film”lerle ilgili size en çekici
gelen şey(ler) nedir ?
Ben köy kökenliyim. Genlerimde halk hikâyeleri,
destanlar, türküler ve ramazan gecelerinin arkası
yarınları var. Dolayısıyla benim için en ilgi çekici
olan hikâyedir; herkese ilginç gelecek, herkesin
kendisinden bir ruh esintisi bulacağı hikâyeler.
Hikâyeyi bulduktan sonra o hikâyeye uygun
anlatım biçimi, ışık düzeni, diyalog sıralaması
zaten kendiliğinden oluşur.
İleride nasıl hatırlanmak istersiniz ?
Küçük insanların küçük dünyalarını, küçük
kırgınlıklarını, yalnızlıklarını minimal hayallerini
samimi biçimde anlatan; kendisine yapılmasını
istemediği filmleri başkasına yapmayan mütevazı
bir hikâyeci yönetmen olarak hatırlanmak
isterim.
--------------------------Ömer Uğur, known for titles including Hemşo
and Home Coming (Eve Dönüş), focuses on the
relationship between ordinary folk and art in
Rumbling Hearts. Uğur highlights the conciliatory
nature of his new film vis-à-vis the schism between
“commercial cinema” and “arthouse”.
What was the phrase that motivated you to
make this movie? And what did it transform
into, during the process?
Our film departs from an almost cliché proposition
such as “Art is for everyone”. In order to emphasize
this we set up a meeting between the people who
lived in a peripheral neighbourhood and a work
of art. Ultimately, the film’s final statement was:
“If we can arrange the meeting properly, even
the most modern, most complicated work of art
can be perceived, comprehended even loved and
internalized by the “average Joe”.
What does the film contribute to the recent
picture of the Turkish cinema?
I believe that recent Turkish cinema has been a
victim to the banal schism between ‘box office films’
and arthouse. The so called “festival films”, many of
which are discussing urgent problems, cannot reach
their intended audiences, cannot attract people to
theatres. This is why we have to stop and think.
Ultimately, cinema, because of its very nature, an
art that appeals to the masses. Rumbling Hearts
has a function at this exact point: Modern art,
modern sculpture, painting, they are all prone to
fall victim to intellectual blabber; our we intend to
render a problem, which would not come appealing
to our audience, open to discussion through an
entertaining film. In this regard, this is a “third
way” film, a film on the limbo. A conciliatory film
that is against the crack stretching wide between the
arthouse and the commercial categories.
Could you explain in brief, the production
process?
We get along very well with my producer Ahmet
Kayımtu. We came together and worked on the
script for three months and worked out the casting
at the same time. We must have worked accurately
for the pre-production that the shooting took less
time than we predicted. The real difficulty was
making the sculptures. Our art director, assisted by
three sculptors, worked on around 40 prototypes. We
had 21 sketches for our main protagonist, KAOS.
What would remain missing from your
filmography if you had not engaged in shooting
this film?
I like focusing on the little stories of ordinary folk.
Economic hardship, petty revenges, unrequited love,
lumpenproletariat’s submission before the Military
Coup etc cetera. The film discusses art before the
background of a peripheral neighbourhood. A
construction worker, a coffeehouse owner, a market
owner all offer their own interpretation of a piece
of art. If I had not made this film, there would be
a missing piece in my approach to and outlook on
ordinary people’s relationship with the arts and their
lumpen-philosophy.
How the film will resume its journey after the
Golden Orange?
The first stop will of course be theatrical release. I
am a director who values the viewer. Lots of people
watching my story makes me proud. For this reason,
we are trying to set a theatrical release around
December and January and arrange theatres.
Then we’ll be submitting the film to international
festivals and will have a ponder on the invitations
we receive.
What is the most interesting thing when it
comes to “films” in general?
I come from a provincial background. Folk stories,
fairytales, folk songs and Ramadan “soap operas” are
all in my genes. For this reason, the most exciting
thing for me is the story itself. Stories that might
appeal to everyone, which can have something for
anyone in the audience. Once the story unearths,
the narrative and lighting style and dialogues all
fall into place by themselves.
How would you like to be remembered in the
future?
A filmmaker who told the little worlds of ordinary
people, their petty disappointments, their frugal
dreams, a filmmaker who refrained from making
the films he himself would never want to see.
OLIVER
NEUMANN’LA
KURGU
SIRLARI
ULUSLARARASI YARIŞMA’DA BUGÜN
TODAY ON INTERNATIONAL COMPETITION
EDITING SECRETS
WITH OLIVER
NEUMANN
Uluslararası Yarışma filmlerinden
Macondo'nun (Sudabeh Mortezai)
yapımcılığını ve aynı zamanda kurgusunu
yapan Oliver Neumann, bir filmin kurgu
süreciyle ilgili beş önemli sırrını bizimle
paylaştı.
Çekingen / Insecure
Dağdaki Tabut / The Coffin in the Mountain
*30’lu yaşlarında bir alışveriş merkezinde güvenlik görevlisi olarak çalışan Chérif, bir
yandan işiyle bir yandan mahallesindeki sorunlarla boğuşurken bir yandan da hemşire
olabilmek için sınavlara hazırlanmaktadır.
*Hayalleriyle gündelik sorumlulukları arasında kalan karakterin özgüvensizliğine empati
kuran hassas bir bakış sunuyor.
*Çekingen, yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi.
*Mavi En Sıcak Renktir filmiyle büyük başarı kazanan Adèle Exarchopoulos, filmde Jenny
karakterine hayat veriyor.
*Filmin prömiyeri Cannes Film Festivali’nin ACID programı kapsamında yapıldı.
*Çin’de uzak bir köyün eteklerinde bulunan yanık bir ceset etrafında dönen film,
birbirinden bağımsız hikâyeleri bir araya getiriyor.
*Sade anlatımı ve temposu yüksek kurgusuyla Çin sinemasının bağımsız filmlerine güzel
bir örnek oluyor.
*Çin geleneksel sineması ile indie filmlerin estetiğini tek potada eritiyor.
*Xin Yukun’un ilk uzun metrajlı filmi, üç farklı bölümden oluşan katmanlı bir suç filmi.
*Filmin ilk gösterimi Venedik Film Festivali’nin Eleştirmenler Haftası kapsamında
gerçekleşti.
Yönetmen / Director: Marianne Tardieu
Fransa / France
18:00 – Migros AVM 5
-------------------------------------------------*Working as a security guard at a shopping mall, 30 something Chérif is dabbling with his job
as well as the troubles that plague his neighbourhood. Meanwhile, he prepares the exams to
become a male nurse.
*The film offers a sensitive and empathetic look into the insecurity of the character squeezed
between his dreams and his daily responsibilities.
*Insecure is the director’s debut feature.
*The film casts Adèle Exarchopoulos, the star of Blue is the Warmest Colour as Jenny.
*Tardieu’s first directorial venture premiered at the off-Croisette ACID program at Cannes.
Yönetmen / Director: Xin Yukun
Çin / China
21:00 – Migros AVM 5
-------------------------------------------------*The film ties together independent stories that revolve around a burnt body found in the
outskirts of a distant village in China.
*Its unpretentious narration and quick-paced editing makes the title a paragon of the success of
Chinese independent cinema.
*The film blends the aesthetic codes of classic Chinese cinema and independent films.
*Xin Yukun’s debut feature is layered crime drama that unfolds in three acts.
*The film premiered as a part of Venice Film Festival’s Critics Week.
TODAY ON NATIONAL SHORT FILM COMPETITION
Yaz Gecesi Gökyüzü / Summer Night Sky
Adem Başaran
*Ankara’da bir gece vakti otobüs durağında karşılaşan iki arkadaşın otostop çekmeye karar
vermelerinden sonra yaşadıklarını anlatıyor.
*Film, Barış Bıçakçı’nın aynı adlı öyküsünden uyarlandı.
*Yönetmen eğitimini Amerika’da Bard College’da tamamlamış.
*Eskinazi 2008 yılında Fatih Özgüven’in öyküsünden uyarladığı Arkasındaki Hayal adlı
film ile !f İstanbul’a katılmıştı.
*Yönetmen, kısa filmlerin yanında video klipler ve deneysel çekimler yapıyor.
*Film, 1993’te zorunlu göç yapan bir ailedeki çocuğa odaklanıyor. Değişen yaşam
koşullarında küçük bir çocuğun seçim yapma zorunluluğunu anlatıyor.
*Film Altın Çınar Film Festivali ve Altın Pars Uluslararası Gençlik Kısa Film Festivali’nden
Jüri Özel Ödülleri’ne layık görüldü.
*Yönetmen Orhan İnce 1983, Diyarbakır doğumlu.
*İnce, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nde
lisans ve yüksek lisans eğitimlerini tamamladı.
*Yönetmenin bir önceki kısa filmi Ali Ata Bak Ankara Film Festivali ve !f İstanbul gibi pek
çok festivalde gösterildi ve ödüller kazandı.
-------------------------------------------------*The film tells the story of two friends whose paths cross one night at a bus stop in Ankara and
who decide to hitchhike.
*The film is an adaptation of Barış Bıçakçı’s same titled story.
*The director is an alumnus of Bard College, US.
*Eskinazi’s The Phantom Behind, an adaptation of a Fatih Özgüven’s story was screened at
!f Istanbul.
*The director produces music videos and experimental films in addition to his short work.
EARLY TURKISH CINEMA
(1914-1930)
*Çekilen film sayısı: 25.
*1914’te ilk sinema açıldı.
*1914’te Fuat Özkınay, Türkiye sinema tarihinin ilk filmi kabul edilen Ayestefanos’taki Rus Abidesinin
Yıkılışı belgeselini çekti.
*1917’de, 20’li yaşlarda bir gazeteci olan Sedat Simavi’nin çektiği Pençe ve Casus, Türkiye’de yarım
kalmadan çekilen ilk öykülü film oldu.
*Dönemin komedyenlerinden Şadi Fikret Karagözoğlu, 22 dakikalık Bican Efendi Vekilharç ile ilk
komedi filmine imza attı.
*1919’da Ahmet Fehim’in çektiği Mürebbiye, sansüre uğrayan ilk film olarak tarihe geçti. İstanbul’daki
bir eve mürebbiye olarak giren Fransız bir kızın bu evde çıkardığı olayları anlatan filmin sansüre
uğramasının sebebi dönemin işgal kuvvetleri subaylarından Fransız General Franchet D’Esperey’in
“Bir Fransız kızının, bu şekilde ahlaksızca gösterilemeyeceği, Anjel’in şahsında Fransızların küçük
düşürüldüğü” söylemidir.
*Ali Efendi girişimiyle kurulan ve yabancı filmleri Türkiye’ye ithal eden “Sinema İşleri Şirketi” 1928’e
kadar faaliyet gösterdi.
*O zamanlar Almanya’da oyuncu ve yönetmen olarak çalışan Muhsin Ertuğrul, Kemal ve Şakir Seden
kardeşlerle birlikte bir film şirketi ve stüdyosu kurdu.
*1928’de Türkiye’in ikinci özel yapımevi İpek Film kuruldu.
-------------------------------------------------------
ULUSAL KISA FİLM YARIŞMASI’NDA BUGÜN
Yönetmen / Director: Can Eskinazi
11:30 – Migros AVM 2
ERKEN DÖNEM TÜRKİYE SİNEMASI
Yönetmen / Director: Orhan İnce
11:30 – Migros AVM 2
-------------------------------------------------*The film focuses on a child whose family was forced to migrate in 1993. It narrates his
obligation to make a choice under dire circumstances.
*The film won Special Jury Prizes at Kayseri Altın Çınar FF and Golden Pars International.
*Director Orhan İnce was born in 1983 in Diyarbakır.
*The director earned his BA and MA degrees at Marmara University Faculty of Fine Arts
Department of Cinema and TV.
*The director’s debut short Ali Ata Bak was screened at Ankara FF and !f Istanbul FF, winning
several prizes.
*Total number of films made: 25.
*The first theatre opened its doors in 1914.
*In 1914, Fuat Özkınay made the first film in the history of the Turkish Cinema: the documentary
Ayestefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı (Demolition of the Russian Monument At Hagia Stefanos)
*In 1917, Sedat Simavi, who was a journalist in his 20s, made Pençe (The Claw) and Casus, (The Spy),
the first two (completed) narrative movies of the Turkish cinema.
*Şadi Fikret Karagözoğlu, one of the comedians of the era made the first Turkish comedy film, Bican Efendi
Vekilharç (Bican Efendi, the Steward), running at 22 minutes.
*Ahmet Fehim’s Mürebbiye (The Governess), made in 1919 became the first Turkish movie crippled by
censorship. Telling the story of a French girl who enters a family home in Istanbul as a governess, the film
suffered censorship by the hands of the French General Franchet D’Esperey, one of the commanders of the
Allied occupation in Istanbul for its “portraying a young French woman in an immoral manner, which is
intended to humiliate the French nation in the person of the character, Angel”.
*SİNTAŞ, Cinema Works Incorporated, a firm for importing international titles to Turkey was founded by
Ali Efendi and remained active until 1928.
*Working in Germany as an actor and director, Muhsin Ertuğrul founded a film company and a studio with
Kemal and Şakir Seden brothers.
*In 1928, İpek Film, Turkey’s second private production company, opened.
FESTİVALDE BUGÜN
/ WHAT’S ON TODAY
Bugünkü etkinliklere dair notlar
/ Notes on today’s events
Antalya Film Forum “Pitching” Platform
10:30 – Su Otel / Su Hotel
Panel: Festivallerin Geleceği
/ Panel Discussion: Future Of Film Festival
14:00 - Su Otel Voda Salonu
/ Su Hotel Voda Conference Room
FESTİVALDE YARIN
/ WHAT’S ON TOMORROW
Yarınki etkinliklere dair notlar
/ Notes on tomorrow’s events
Panel: Yapımcılarla Sinemanın Geleceği
Üzerine / Panel Discussion: Producers
14:00 - Su Otel Voda Salonu
/ Su Hotel Voda Conference Room
Kapak İllüstrasyonu / Cover Illustration:
Neşeli Hayat /
Jolly Life
İllüstrator /
Illustrator:
Furkan “Nuka”
Birgün
1989 yılında
İstanbul’da doğdu.
2007 yılında Mimar
Sinan Üniversitesi
Güzel Sanatlar
Fakültesi Seramik
Bölümüne girdi. Bir sene burada öğrenim
gördükten sonra yine aynı okulda bulunan
Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümüne geçti
ve halen aynı bölümde eğitimine devam
etmekte. 2008 yılından bu yana aktif olarak
grafiti çalışmaları yapan Furkan İstanbul’da
yaşamaktadır.
Born in 1989, Istanbul, Furkan ‘‘Nuka’’ Birgün
attended Mimar Sinan Fine Arts University
in 2007 to study ceramic. After a year in this
department he switched to industrial design,
where he continues his studies. Birgün is also
an active street artist since 2008 and lives in
Istanbul.
1. Bir sahnenin ilk montajında çok
çalışmanın çok önemli olduğunu
düşünüyorum. Arkama yaslanıp ham
görüntüleri izleyerek, izlenimler edinerek, bu ilk izlenimlerden listeler yaratarak ve sahnenin
önce hayal gücümde oluşmasına izin vererek saatler geçiririm. Daha sonra sahneyi elimden
geldiğinde mükemmel şekilde, sahnenin tüm potansiyelinin gerçeğe dönüştüğü izlenimini
edinene kadar montajlarım – genel kurgu boyunca sahnenin pek çok defa değişeceğini
bilsem de. Fakat montajın ileri aşamalarında, değişiklikler yapmak için bu ilk kurgulara ya
da yaptığım listelere geri döndüğümde hep çok mutlu oluyorum.
2. Konsantrasyonla rahatlık arasındaki doğru dengeyi bulmak önemli. Kurgucu olarak
geçirdiğim uzun yıllardan sonra biliyorum ki tek bir dokunuşun etkisi bazen umduğumdan
çok daha fazla oluyor ve filmin beni şaşırtmasına izin vermem gerekiyor. Eğer sürekli
konsantre bir şekilde çalışırsam sürprizlere açık olamam.
3. Daima “yumuşak” ya da “doğru” değil, “ilginç” olan çözümü kullanmaya çalışıyorum.
Kendinizi şeffaflaştırdıkça gerçekten ilginç çözümler bulabilirsiniz – ve bu çözümler çoğu
zaman tahmin edilebilir çözümler değil, seyirciler için beklenmedik çözümler olacaktır.
4. İleri aşamalarda filmi daima pek çok farklı insan eşliğinde izlerim çünkü bu filmi daha
taze bir açıdan görmeme yardımcı olur – o insanların gözleriyle, örneğin. Filmin gösterimi,
seyircilerden gelecek tepkilerden daha önemlidir bazen. Bu yüzden ham kurguyu bir
sinemada, TV’de ya da yeniden montaj odasında izleyebilirim.
5. Film programını kendi belirlemelidir, program filmi belirleyemez. Bunun olmasına
izin vermelisiniz. Eğer film planlanandan daha çok zamana ihtiyaç duyuyorsa, bırakın bu
zaman harcansın. Fakat bunu söylemek benim için kolay zira filmlerimin yapımcılığını
üstleniyorum.
-------------------------------------------------Oliver Neumann, who produced and edited Austria-made Sudabeh Mortezai film
Macondo, which runs The International Competition of the festival, revealed his Top 5
editing secrets.
1. I think it is very important to put the best effort in the first editing of a scene. I spent
hours by just leaning back and watch the material, get impressions, making lists with my first
impressions etc., and trying to let the scene appear in my imagination first. Then I try to edit it
as perfect as I’m able to, and edit as long until I have the impression, that all the potential of the
scene is realized, -even if I of course know that the scene will change a lot in the context of the
whole edit. But I’m always happy in later stages of editing, to have a change to get back to theses
first edits and the lists with the impressions.
2. It is always good to find the right balance between being focused and as well being relaxed.
After long years as editor I’m decent enough to know, that most of the times the effect of even a
single edit is more than I expected, and I have to let the film surprise me. If I’m always highly
concentrated, I’m as well not be so open to surprises.
3. I’m always trying hard to let me guide by the interesting, not by the smooth, the proper, or
anything what you could call “the correct” solution. By using yourself as a membrane, you can
find solutions, that are really interesting, - and most of the times these solutions are not the
foreseeable ones, but the ones that are unexpected for the audience.
4. In later stages I always watch the film with a lot of different people, because it helps to see the
film in a fresh manner, - like with her eyes. The screening itself is even more important than the
feedback sometimes. As well I change the
screens, watch a rough-cut sometimes in
our cinema, sometimes just on a TV, and
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı
then in the editing room again.
The Mayor Of Antalya Metropolitan Municipality
Festival Başkanı
Festival President
Menderes Türel Festival Direktörü
Festival Director
Elif Dağdeviren
5. Fight for the fact, that the film
develops a time schedule, and not the
time schedule develops a film. If the film
needs more time than planned, than take
it. But this one is easy for my to propose,
since I’m producing myself…
Festival Direktör Yardımcısı
Festival Director Assistant
Melikşah Altuntaş
*Bu yayın Bant Mag. tarafından 51. Uluslararası
Antalya Altın Portakal Film Festivali için
hazırlanmıştır. This daily publication is created by Bant Mag. for
51st Antalya Golden Orange Film Festival.
Koordinasyon / Coordination: Zeynep Ocak
Yazı İşleri / Writers : Mustafa Doğulu,
Altay Aydemir, Mertcan Ayhan
Çeviri / Translation: Mutlu Yetkin
Tashih / Proofreading: Nihan Katipoğlu
ANSET Özel Sağlık ve Eğitim Kültür
İnşaat Tic. Ltd. Şti.
Meltem Mh. Sakıp Sabancı Bulv. Atatürk
Kültür Parkı İçi AKM No:7 Muratpaşa /
ANTALYA
Telefon : +90 (242) 248 90 22
Fax : +90 (242) 243 92 82
E-Mail : [email protected]
www.anset.com.tr
FOTOĞRAFLARLA FESTİVAL /
FESTIVAL IN PHOTOS
Nergis Hanım / Mrs. Nergis
Kanibal / Cannibal
BUGÜN NE İZLESEM / WHICH FILMS TO SEE TODAY
Laurent Cantet Ustalık Sınıfı etkinliğine ilgi yoğundu / The room was full at Laurent
Cantet’s Master Class event
Yarışma dışı gösterimlere dair bilgiler ve notlar / Notes on out of competition titles
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma
Dışı / National Out of Competition
Nergis Hanım / Mrs. Nergis
Yönetmen / Director: Görkem Şarkan
13.00 – Aspendos
Neden izlemeliyim? Küçük ve eski evlerinde
hapsolarak Alzheimer hastası annesi ve ona bakan
orta yaştaki oğulun hikâyesinin anlatıldığı film,
İstanbul Film Festivali Seyfi Teoman En İyi İlk
Film Ödülü’nün sahibi. Filmin başrolünü Zerrin
Sümer ve Settar Tanrıöğen paylaşıyor.
Why a Good Pick? Mrs. Nergis is the story of
a son and his mother suffering from Alzheimer’s
Disease. The Middle Aged son has to look after his
sick mother while the two are tucked into their
small, old house. The film has won the Istanbul
Film Festival Seyfi Teoman Best First Film Award
and casts Zerrin Sümer opposite Settar Tanrıöğen in
its lead roles.
Ulusal Belgesel Özel Gösterimler
/ National Documentary Special
Screenings
screenwriters, directors, academics and critics discuss
humour and the business of making people laugh
through cinema, based on their own experiences and
research.
Cannes’da Türkiye / Turkish
Cinema in Cannes
Yönetmen / Director: Nuri Bilge Ceylan
21.30 – Migros AVM 6. Salon
Yönetmen / Director: Oben Reggio,
Olcay Gürcan, Pınar Kılıç
18.30 – Aspendos
Neden izlemeliyim? Sinemamızın komedi
ustaları, senaristleri, yönetmenleri,
akademisyenleri ve eleştirmenleri
deneyimlerinden ve araştırmalarından yola
çıkarak sinemada güldürme ve gülme konusunu
masaya yatırıyor.
Why a good pick? Turkish masters of comedy,
Neden izlemeliyim? Cannes Film Festivali’nden
Altın Palmiye kazanan ve sonrasında yaklaşık
150 kopya ile tüm Türkiye’de vizyona giren
Kış Uykusu, bu defa Altın Portakal’da. Henüz
izlemeyenler ve izleyip de doyamayanlar,
Nuri Bilge Ceylan’ın bu epik anlatısını sakın
kaçırmasınlar.
Why a good pick? Following its nation-wide
theatrical release with 150 copies, Nuri Bilge
Ceylan’s 2014 Cannes Palme d’Or winner Winter
Sleep will greet film fans at the Golden Orange.
Cinephiles who are yet to enjoy Ceylan’s epic and
those who did not get enough should not miss this
opportunity!
Festival Başkanı Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in evsahipliğini yaptığı davette Başkan, eşi Ebru Türel ve Festival
Direktörü Elif Dağdeviren / Festival President, Mayor of the Antalya Metropolitan Municipality Menderes Türel, Ebru Türel and Festival
Director Elif Dağdeviren at the dinner hosted by the President
Yönetmen / Director: Tony Gatlif
17.00 – Migros AVM 2. Salon
Yönetmen / Director: R. Yılmaz Atadeniz
16.30 – Akdeniz Üni. Olbia
Neden izlemeliyim? Efsanevi güreşçi Koca
Yusuf ’tan beri süregelen bin yıllık ata sporu
güreşin, tarihinden günümüze geçirdiği evreler ve
güreşçilerin anlatıldığı belgeselin yönetmenliğini,
Kilink İstanbul’da gibi kült filmlerin deneyimli
yönetmeni R. Yılmaz Atadeniz üstleniyor.
Why a good pick? The documentary is an
investigation of the history and the phases of the
Turkish national sport, wrestling, whose roots reach
back 1000 years ago, to legendary wrestler Koca
Yusuf. The title bears the signature of R. Yılmaz
Atadeniz, experienced director of cult Turkish films
such as Killing in Istanbul.
Özel Gösterimler / Special
Screenings
Geronimo / Geronimo
Ata Sporumuz Güreş / Our Ancestors Sport
Wrestling
Kış Uykusu / Winter Sleep
Beyazperdenin Gülen Yüzleri / Smiling
Faces of Turkish Cinema
Dünya Sinemalarından / Panorama
Ustaların Gözünden / Through the
Masters’ Lens
Ayyaş Kasaba / Drunktown’s Finest
Yönetmen / Director: Sydney Freeland
11.15 – Migros AVM 5. Salon
Laurent Cantet
Ulusal Jüri üyesi Meral Çetinkaya,
Asasız Musa filminin galasında /
National Competition Jury Meral
Çetinkaya at the Moses Without Rod
premiere
Kayıp Sokak / Trap Street
Yönetmen / Director: Vivian Qu
15.30 – MarkAntalya
Kuzeyin Paris’i / Paris of the North
Yönetmen / Director: Haffstein Gunnar
Sigurdsson
20.45 - MarkAntalya
Bir Ülkeye Bakış: İspanya / Focus:
Spain
Stokholm / Stockholm
İki Gün, Bir Gece / Two Days, One Night
Yönetmen / Director: Jean-Pierre Dardenne, Luc
Dardenne
22.00 – Migros AVM 2. Salon
Kısadan Uzuna / From Short To
Feature
Yönetmen / Director: Rodrigo Sorogoyen
19.15 – Migros AVM 6. Salon
13.00 - Akdeniz Üni Olbia
Kanibal / Cannibal
Apartman / Apartment
Yönetmen / Director: Manuel Martin Cuenca
19.30 – Migros AVM 2. Salon
Yönetmen / Director: Seyfi Teoman
Yaralı / Wounded
Yönetmen / Director: Emre Akay
Yönetmen / Director: Fernando Franco
12.30 – MarkAntalya
Özgürlük Rüzgarı / Spirit of
Freedom
Cesaret / Difret
Yönetmen / Director: Zeresenay Berhane Mehari
14.15 – Migros AVM 2. Salon
Yekta Kopan Antalya Film Forum açılışında konuşma yaptı / Yekta Kopan giving a speech
at the Antalya Film Forum opening
Asasız Musa ekibiyle Alin Taşçıyan moderatörlüğünde soru-cevap / Moses Without Rod
Q&A with the film crew moderated by Alin Taşçıyan
Kırmızı Alarm / Red Alarm
Festival Direktör Yardımcısı Melikşah Altuntaş ve Festival Direktörü Elif
Dağdeviren, Kısadan Uzuna gösterimini sunuyor / Festival Director Assistant
Melikşah Altuntaş and Festival Director Elif Dağdeviren presenting From Short
to Feature
Marlis
Yönetmen / Director: Ozan Açıktan
Mektup / The Letter
Yönetmen / Director: Alper & Caner Özyurtlu
Rıfat
Yönetmen / Director: Emin Alper
Festival Başkanı Antalya Büyükşehir Belediye
Başkanı Menderes Türel konuşma yapıyor / Festival
President, Mayor of the Antalya Metropolitan
Municipality Menderes Türel giving a speech
Onur Ödülü takdim edilen oyuncu Nilüfer Aydan / Honorary Award recepient actress
Nilüfer Aydan
Sabahattin Çetin, Şule Bekrioğlu, Korhan Abay, Hülya Uçansu, Ali Uçansu
Kış Uykusu / Winter Sleep
Nefise Karatay
Kayıp Sokak / Trap Street
Oyuncu Gülsen Tuncer ve yönetmen eşi Engin Ayça / Actress Gülsen Tuncer and her
director husband Engin Ayça
Çekmeköy Underground ekibi filmin galasında / Arabesque Underground film
crew at the premiere
Salih Güney
Download

Günlük Festival / Sayı 7 - Altın Portakal Film Festivali