günlük festival
daily festival
13 Ekim // October 13th 2014
Sayı // Issue 05
ALTIN PALMİYE KAZANMANIN
AMERİKA’DA NE İFADE ETTİĞİ
ÜZERİNE…
“Amerika’da aldığımız tepkilerin
çoğu kötüydü ve Altın Palmiye
kazanmak bu ülkede hâlâ çok anlamlı
değil. Fransızlara müteşekkirim
çünkü yaptığım filmleri seviyorlar.
Böyle filmler yapınca, o filmleri
takdir edildiği yere götürmelisiniz.”
(Röportaj: Jim Walrod)
KORKULUK (SCARECROW)
FİLMİNDEN SONRA OLANLAR
ÜZERİNE...
“Warner’la projeler geliştirmek için
bir anlaşma yapmıştım fakat hiçbir
şey geliştirilemedi. Böylece gerçekten
hevesli olduğum bir dönemde iki
yılı heba ettim. Sonrasında korkunç
olmayan, sadece iyi olan filmler
yaptım. Ticari projelerdi bunlar bu
yüzden yaratıcı özgürlüğüm yoktu
fakat bunlar bana para kazandıran
yegane projelerdi.” (Röportaj: Jim
Walrod)
KORKULUK FİLMİNDEKİ
MEKANLARI NASIL SEÇTİĞİ
ÜZERİNE…
“Helikoptere atladık ve karşıma
çıkan manzara bana şehir dışındaki
çiftliğimi hatırlattı. Tarihsel not düşen
bir tabela, oranın, Kızılderililerin
ilk defa vaftiz edildiği yer olduğunu
söylüyordu. Filmim vaftiz üzerine,
bu yüzden bunun güzel bir tesadüf
olduğunu düşündüm. Bu olaydan
sonra mekânları seçmek için ülkeyi üç
defa arabayla kat ettim.” (Röportaj:
Jim Walrod)
Korkuluk / Scarecrow (1973)
“FİLMLERİ TAKDİR EDİLDİĞİ YERE GÖTÜRMELİSİNİZ”
“…WITH THE KIND OF WORK I DO, YOU TAKE IT WHERE YOU CAN GET IT”
- JERRY SCHATZBERG
NEW YORK ÜZERİNE...
“New York’a ait her şeyi çok
seviyorum. Evimin dışına adım
attığım anda, köklerimin orada
olduğunu biliyorum. İnsanlarını,
kaosunu seviyorum. Kültürel tarafını
seviyorum, restoranlarını, metrolarını
seviyorum. New York’u seviyorum
ve havasını da seviyorum. Güneşin
New York üzerinde parıldamasının
dünyadaki en güzel ışık olduğunu
düşünüyorum. Fakat bundan
daha fazlasına da sahibiz, bulutlu
havalarımız var, yağmurlarımız var,
karımız var ve her şeyden bir parça var
ki New York’un zaten bu olduğuna
inanıyorum… New York her şeye
sahip.” (Röportaj: High Low Vintage)
Schatzberg is known for his unearthing
the brightest talents in the world of
cinema as well as for the vast influence
he has on the development of the
seventh art only through a handful of
titles. Palme d’Or winner director was
among the pioneers of the 70s American
Renaissance and was renowned as the
creator of iconic portraits of the most
spectacular names of his era, from Bob
Dylan to Robert Rauschenberg. The
President of the International Jury of the
Golden Orange, Schatzberg lately served
as a member of the Main Jury at 2004
Festival de Cannes.
ON 70s NEW HOLLYWOOD WAVE
THAT INCLUDED SCORSESE AND
COPPOLA...
“It wasn’t a movement like the new wave
in France; we just wanted to make our
own films and we had good executives
who said okay. But yeah Scorsese was
editing films from the room next to
me, Coppola I had met a few times,
especially because he wanted Al for The
Godfather, but Paramount had turned
Al down four times already. Coppola
finally asked me to send footage of Al
in Panic in Needle Park to convince
them – that’s how he finally got the job,
he was in The Godfather the next year.”
(Interview by Hannah Lack)
ON FAYE DUNAWAY WHO
STARS IN THE DIRECTOR’S
FIRST FEATURE PUZZLE OF A
DOWNFALL CHILD FROM 1970...
The character in the film ages from
thirteen to forty and Faye was in her
late twenties. I felt that it would be
interesting, seeing the structure of her
face, that I could make her young and
then make her look a little older. Her
enthusiasm really grabbed me. I had
thought of using an older actress and
a young child. I was thinking of Anne
Bancroft or Joanne Woodward but when
Faye came into the picture she became
the character and she became part of
the project. Then we went on through
another three years trying to get it done.
We went through three screenplays, three
studios and finally somebody agreed to
do it. (Interview by Clifford Armion)
ON ACTORS HE DISCOVERED,
LIKE AL PACINO...
It was simply that the talent impressed
me. Actually, characters like Al Pacino,
Meryl Streep, Morgan Freeman, were so
evident to me. We never know whether
Schatzberg’in çekmiş olduğu ikonlaşmış
fotoğraflardan - Bob Dylan (1965)
/ One of Schatzberg’s iconic shots
- Bob Dylan (1965)
----------------------------------------------------------------------------
“I had seen Al on stage 4 years before I ever went in to film and I knew
he was a great actor. That’s all I think of. Whether they become cinema
giants, that’s not up to me. All I can do is what I do; give them a part,
work with them, and get as good a performance as I can.’’
---------------------------------------------------------------------------a career will come out of it but I know
who I want to work with. I had seen
Al on stage 4 years before I ever went
in to film and I knew he was a great
actor. That’s all I think of. Whether they
become cinema giants, that’s not up to
me. All I can do is what I do; give them
a part, work with them, and get as good
a performance as I can. (Interview by
High Low Vintage).
ON WHAT WINNING THE PALME
D’OR MEANT IN THE US...
Most of the American reviews were bad,
and it’s still not considered anything
important in this country. Thank
goodness for the French because they love
my work, and with the kind of work
I do, you take it where you can get it.
(Interview by Jim Walrod)
Sokak fotoğrafçılığıyla moda fotoğrafçılığını birleştiren New Yorklu usta yönetmen
Jerry Schatzberg, bu sene Antalya Altın Portakal Film Festivali Uluslararası
Yarışma’nın jüri başkanlığını yürütüyor. Kendisiyle yapılmış röportajlardan
hazırladığımız derlemede, dünya yıldızlarını keşfediş hikâyelerinden, Cannes’da
kazandığı büyük ödülün Amerika’daki yansımalarına kadar pek çok konuda
yorumunu bulacaksınız.
ON HOW HE FOUND THE
LOCATIONS HE USED IN
SCARECROW...
“We went out in a helicopter and I saw
this landscape that reminded me of the
farm I had upstate. I saw a historical
marker that said it was the place of the
first baptism of Native Americans. The
film dealt with baptism, so I thought
it was serendipitous. After that, I drove
back and forth across the country three
times finding locations.” (Interview: by
Jim Walrod)
Jerry Schatzberg, New York’s cult filmmaker, photographer and cultural icon who blended
street photography with fashion photography serves as the President of the Golden Orange
International Jury this year. Below is a collage of fragments from interviews conducted
with him, illuminating his outlook on a variety of subjects, from his story of discovering
today’s spectacular talents to the echoes of his Cannes triumph in America.
Jerry Schatzberg, sadece çektiği az sayıda sinema filmi ile sinema
tarihinde adı olan biri değil aynı zamanda sinema dünyasının en
parlak yıldızlarını da keşfeden usta bir göz olarak önemli bir yerde
duruyor. Altın Palmiyeli Schatzberg, 70’lerde yükselişe geçen
Amerikan Bağımsız Sineması’nın başarılı yönetmenlerinden biri
olmasının yanında Bob Dylan’dan Robert Rausctenberg’e pek çok
ünlü ismin ikonlaşmış fotoğraflarının da yaratıcısı. Bu sene Antalya
Altın Portakal Festivali Uluslararası Yarışma jürisine başkanlık eden
Schatzberg, 2004 yılında Cannes Film Festivali’nin de jürisinde
bulunmuştu.
COPPOLA VE SCORSESE’Yİ DE İÇİNE ALAN 70’LERDEKİ
HOLLYWOOD AKIMI ÜZERİNE...
“Bu, Fransa’daki Yeni Dalga gibi bir hareket, akım değildi; sadece
kendi filmlerimizi yapmayı istiyorduk ve buna tamam diyen
yöneticilerimiz vardı. Scorsese hemen yanımdaki odada film
montajı yapıyordu, Coppola ile birkaç kez görüşmüştüm, özellikle
Baba’da Al Pacino’yu oynatmak istediği için, ama Paramount
Pictures, Al Pacino teklifini 4 kere reddetmişti zaten. Coppola
nihayet benden Al Pacino’nun Esrar Bitti’deki performansını içeren
ham görüntüleri istedi – Al Pacino’nun bu sayede Baba’daki rolünü
kapma hikâyesi budur.” (Röportaj: Hannah Lack)
YÖNETMENİN 1970 TARİHLİ İLK FİLMİ PUZZLE OF
A DOWNFALL CHILD’IN YILDIZI FAYE DUNNAWAY
HAKKINDA...
“Faye Dunnaway daha yirmili yaşlarının sonlarındayken filmde
canlandırdığı karakter 13’ten 40’a yaşlanıyordu. Bu yaşların
yüzündeki etkisini görmenin ilginç olabileceğini düşündüm,
onu önce genç sonra da yaşlı gösterebileceğimi. Hevesi gerçekten
sürükleyiciydi benim için. Daha yaşlı bir aktris ve daha genç bir
çocuğu oynatmayı düşünmüştüm. Anne Bancroft ya da Joanne
Woodward vardı aklımda ama Faye resme dahil olduğu anda
karakteri kaptı ve projenin bir parçası oldu. Sonraki üç yılımızı
da projeyi tamamlamak için harcadık. Üç senaryo, üç stüdyo
değiştirdik. Ve sonunda biri filmi yapmayı kabul etti.” (Röportaj:
Clifford Armion)
AL PACINO GİBİ KEŞFETTİĞİ AKTÖRLER ÜZERİNE…
“Basitçe, onların yetenekleriydi beni etkileyen. Açıkçası Al Pacino,
Meryl Streep ve Morgan Freeman gibi karakterler hemen gözüme
batar. Bu gibi oyuncuların kariyerleri olup olmayacağını bilemem
ama kiminle çalışmak istediğimi anlayabilirim. Film çekmeye
başlamadan 4 yıl önce Al Pacino’yu sahnede görmüştüm ve büyük
bir oyuncu olduğunu biliyordum. Tek düşünebildiğim buydu.
ON WHAT HAPPENED AFTER
SCARECROW...
“I took a deal with Warner Brothers to
develop projects for them and nothing
ever developed. So I wasted two years
when I was really hot. I did more films
afterwards that weren’t terrible, but just
good. They were commercial projects, so
I didn’t have creative freedom, but they
were my only films that made money.”
(Interview: by Jim Walrod)
ON NEW YORK...
“I love it all. When I walk out my
door I know I’m home, it’s where my
roots are. I love the people, I love the
chaos, I love the cultural aspect of it,
I love the restaurants, the subways, I
love New York. And I love the weather,
I think when the sun shines it’s the
most beautiful light in the world. But
we don’t only have that, we do have
overcast, we do have rain, we do have
snow, we do have our share of it all and
that’s what I believe that New York is…
it has everything.” (Interview by High
Low Vintage)
Oyuncuların sinema devlerine dönüşüp dönüşmemeleri, benim
karar verebileceğim bir şey değil. Tek yapabileceğim şu an yaptığım
şey; onlara bir rol vermek, onlarla çalışmak ve onlardan alabildiğim
en iyi performansı almak.” (Röportaj: High Low Vintage)
---------------------------------------
“Oyuncuların sinema devlerine
dönüşüp dönüşmemeleri, benim
karar verebileceğim bir şey değil.
Tek yapabileceğim şu an yaptığım
şey; onlara bir rol vermek, onlarla
çalışmak ve onlardan alabildiğim en
iyi performansı almak.’’
--------------------------------------Puzzle of a Downfall Child (1970)
ULUSAL KISA FİLM YARIŞMASI’NDA BUGÜN
ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI’NDA BUGÜN
TODAY ON NATIONAL SHORT FILM COMPETITION
TODAY ON NATIONAL COMPETITION
Dün Bugün Yarın / Yesterday Today
Tomorrow
Yönetmen / Director: Anıl Kaya
11:30 – Migros AVM 2
*Üniversite kütüphanesinde çalışan Alp’i merkezine alan film,
karakterinin bugünden kaçıp yarını beklerken, düne takılıp
kalmasını anlatıyor.
*Yönetmen filmde Sermet Yeşil, Sezin Akbaşoğulları gibi
profesyonel oyuncularla birlikte çalışmış.
*Film, Altın Çınar Film Festivali’nden En İyi Film ödülünü
kazandı.
*Yönetmen Anıl Kaya 1985 Ankara doğumlu.
*Dün Bugün Yarın yönetmenin dördüncü kısa metrajlı filmi.
--------------------------------
*Kumun Tadı / Seaburners
16:00 - Aspendos Gösterimin ardından ekiple soru-cevap yapılacaktır
/ Q&A with the film crew after the screening
Aynı zamanda fotoğrafçılık da yapan Melisa Önel’in ilk
uzun metrajlı filmi Kumun Tadı, yarattığı atmosferle
öne çıkıyor. Senaryoyu, Feride Çiçekoğlu ile birlikte
kaleme alan Önel, filmin ilk düşüncelerinden birinin
“doğa” olduğunu söylüyor. Yönetmenle yapılmış olan
röportajlardan bir derleme hazırladık.
Filmin çıkış noktasına dair...
“Doğa, filmin ilk düşüncelerinden. Yani ortada bir film
yokken, ortada doğa ve insanların ona karşı duruşu
vardı. Denizin doğal bir sınır olması, çağlar boyunca
öteki tarafına geçilemiyor olması durumundan yola
çıktık aslında. Filmde de denizi ve doğayı, hem fiziksel
bir sınır, hem de bir metafor olarak kullanmak istedik.
Her karakterin atlaması, geçmesi gereken bir sınır var
gibi. Bu mülteciler durumunda, gerçekten geçilmesi
gereken bir sınır, işte Denise karakterinde de, kendi
yaşıyla alakalı bir sınır. Ve dolayısıyla aslında tüm
karakterler belirli sınırların eşiğinde ve deniz de bunu
sembolize ediyor.” (Kaynak: Deutsche Welle Türkçe)
Filmin ses tasarımına dair...
“Filmin müzikleri Erdem Helvacıoğlu’na, ses tasarımı
da Umut Şenyol’a ait. Fakat filmin müziklerinin zaman
zaman atmosfer sesleriyle karışması en başından beri
istediğimiz bir şeydi. Erdem’le yaptığımız görüşmelerde
her bir sahnenin teması ve bu temaya uygun olarak
hangi enstrümanın kullanılacağı veya ortam sesinde
neyin ön plana çıkartılabileceği üzerine uzun uzun
konuştuk. Hedeflenen şey bir atmosfer filmi olduğu için,
gerçekliğe de yüzde yüz bağlı kalmamayı tercih ettik ve
çok yaratıcı bir süreç oldu.” (Kaynak: İKSV)
Filmin olay örgüsü ve ritmine dair...
“Filmi gerçeklikten koparan esas şey çizgisel bir zaman
akışına sahip olmaması. İlk 15 dakikası belirli bir
ruh halini yansıtmayı hedefliyor ve olay örgüsünden
ziyade bir duygunun peşinden gidiyor. Daha sonra olay
örgüsünü takip etmeye başladığımızdaysa mülteciler
hikayeye dahil oluyor. Filmin kurgusunu yapan Özcan
Vardar ile bunu ritimsel bir dizgi olarak düşündük.
Gerçeklik ve karakterlerin algısı arasında gidip gelen bir
dünya yaratmaya çalıştık.” (Kaynak: İKSV)
Filmin görsel tasarımına dair...
“Aslında yazdığımız senaryoda da görsellik ağır
basıyordu. Proje dosyamız mekân çekimleriyle veya
oyuncu adaylarıyla yapılan çekimlerle doluydu. Bu
nedenle filmin görsel dokusu benim için çok netti.
Görüntü yönetmenleriyle yaptığımız ilk görüşmelerden
itibaren de bu fikirler üzerinden ilerledik.”
(Kaynak: İKSV)
Filmin İngilizce adı Seaburners’ın nereden geldiğine
dair...
“Bu aslında İngilizcede var olan bir kelime değil. Fakat
Afrika edebiyatında kullanılıyor. Afrikalı mültecilere
verilen bir isim; deniz yoluyla göçtükleri ve yolculuk
sırasında kimliklerini yaktıkları için. Bu terimle
karşılaştığımda benim de çok hoşuma gitti ve filme isim
olarak seçtim.” (Kaynak: İKSV)
-----------------------------Also known as a photographer, Melisa Önel’s debut feature
Seaburners distinguishes itself with its atmosphere. Having
authored the script with Feride Çiçekoğlu, Önel states that
what she had in mind was ‘nature’, when giving birth to
the film. Below is a collage of interviews made with the
director.
About the inspiration that made the film possible…
“Nature is one of the points of departure. I mean when
there was no cinema, there was nature and the human
attitude against nature. We departed from the very fact
that sea was a natural border, that it was impossible to
cross the waters for ages. We wanted to use the sea and the
nature both as physical boundaries and as metaphors. It is
as if each character in the story has a boundary she or he
should cross, transcend. As for the émigrés, it is a physical
border that should be crossed, as for Denise, it is a border
that’s related to age. Therefore all characters stand at the
threshold of certain boundaries and the sea symbolizes this.”
(Source: Deutsche Welle Turkey)
On the film’s sound design…
“The film’s score was written by Erdem Helvacıoğlu and
Yönetmen / Director:
Melisa Önel
Oyuncular / Cast:
Mira Furlan, Timuçin Esen, Ahmet Rıfat Şungar,
Mustafa Uzunyılmaz, Sanem Öge, Edanur Tekin
2014
the sound design was done by Umut Şenyol. It was our
deliberate choice to amalgamate atmospheric sound with
the score. During our talks with Erdem, we had long
discussions about the theme of each scene and which
instrument to use to emphasize the theme, which part of
the environmental sound to highlight. As we intended to
sculpture a film that is highlighted for its atmosphere, we
opted for a free interpretation of reality. It was a really
creative process.” (Source: İKSV)
On the plot and the rhythm of the film…
“The main difference that tears the film away from realism
is that it does not follow a linear flow. The first 15 minutes
aim to reflect a particular psychology and tracks an emotion
rather than a plot. Then when it changes tracks to follow
the plot, émigrés become a part of the story. With Özcan
Vardar, the editor of the film, we thought about this as a
rhythmic sequence. We tried to erect a world that oscillates
between the reality and the perceptions of the characters.”
(Source: İKSV)
On visual design…
“Actually our screenplay was dominated by the visual
approach. The dossier was full of footage we filmed during
scouting or auditions. This is why the visual texture of the
film was very clear to me, from the beginning. From our
first meeting with the DOP, we moved on from those ideas.”
(Source: İKSV)
On the origin of the English title of the film,
Seaburners…
“This is not an actual English word. But it is used in
African literature. It is how the African émigrés are called,
for they migrate via sea and they burn their ID cards en
route. I liked the term so much that we used it as the title
of the film.” (Source: İKSV)
*Revolving around Alp working at the university library, the film
tells the character’s escape from his current life to make a future but
getting stuck in his past.
*The film casts professional performers such as Sermet Yeşil and
Sezin Akbaşoğulları.
*The winner of Altın Çınar (Golden Plane) Film Festival, Best
Film Award.
*Director Anıl Kaya was born in Ankara in 1985.
*Yesterday, Today, Tomorrow is his fourth short.
İrme
Topal Kuzular / Lame Lambs (Berxen Kulek)
*Denize sevdalı küçük bir çocuğun babasından gizli bir şekilde
başka bir kaptanla denize açılmasını anlatıyor film.
*İrme, prömiyerini Antalya Film Festivali’nde yapıyor.
*Yüksek tempolu sualtı çekimleriyle dikkat çekiyor.
*Yönetmen Mert Gökalp, 1978, Ankara doğumlu.
*Gökalp ilk kurmaca filmi olan İrme’den önce, sualtı belgeselleri
ve fotoğrafları çekti.
*Doğu Anadolu’nun dağlık bölgelerinde yaşayan göçer Avjin ile
Neco’nun zorlu yolculuklarını konu alıyor.
*Lums Uluslararası Film Festivali’nden En İyi 4. Kısa Film
ve Harlem Uluslararası Film Festivali’nden En İyi Kısa Film
ödüllerini kazandı.
*Yönetmen Yunus Yıldırım 1982, Dersim doğumlu.
*Yıldırım, 2008’de New York’a taşınıp New York Film Academy
Film-Making programını bitirdi.
*Berxen Kulek, yönetmenin beşinci kısa filmi.
Yönetmen / Director: Mert Gökalp
11:30 – Migros AVM 2
-------------------------------*The story of a child passionate for the sea, who sails with another
captain without the father’s knowledge.
*Golden Orange screening will be the premiere of the film.
*Distinguished with its high-tempo underwater shots.
*Director Mert Gökalp was born in 1978 in Ankara.
*Gökalp shot underwater documentaries and photographs prior to
his debut fiction Irme.
Yönetmen / Director: Yunus Yıldırım
11:30 – Migros AVM 2
-------------------------------*The film tells the story of nomadic Avjin and Neco and their
ordeal of a journey across the mountainous ranges of Eastern
Anatolia.
*The winner of the 4th Best Film Award at Lums International
FF and the Best Short Film Award at Harlem International Film
Festival.
*Director Yunus Yıldırım was born in 1982 in Dersim.
*In 2008 he moved to New York and finished the Filmmaking
program at NYFA.
*The film is the fifth short of the director.
TÜRKİYE SİNEMASINDA KORKU FİLMLERİ
HORROR FILMS IN THE TURKISH CINEMA
*İlk korku filmi: Aydın Arakon’un 1949 yılında çektiği Çığlık.
*1953 tarihli Mehmet Muhtar filmi Drakula İstanbul’da ilk vampir filmi olmanın yanısıra, duman yaratmak
için tüm set ekibinin bir arada sigara içip üflemesiyle de bir ilke imza attı.
*1954 tarihli Orhan Erçin imzalı Ölüm Saati, erken dönem korku sinemasının önemli bir başka örneği.
*1974 tarihli Metin Erksan imzalı The Exorcist uyarlaması Şeytan, geniş çapta büyük ses getiren ilk korku filmi
oldu.
*1970’te Yavuz Yalınkılıç tarafından çekilen Ölüler Konuşamaz ki..., Büyükada�da geçen bir hortlak öyküsünü
anlattı.
*1970’lerde çekilen Sevimli Frankeştayn (Nejat Saydam), Süt Kardeşler: Gulyabani (Ertem Eğilmez) gibi
klasikler, “korku komedisi” olarak nitelendirildi.
*1971’de Mehmet Aslan’ın çektiği Tarkan Viking Kanı, “ahtapot sahnesiyle” ünlenerek erken dönem korku
filmleri arasında yerini aldı.
*1993 tarihli, Kutluğ Ataman imzalı korku-gerilim filmi Karanlık Sular, ulusal ve uluslararası festivallerde
olumlu yorumlar almasına rağmen Türkiye’deki dağıtım ve tanıtım sorunlarından ötürü çok az izleyici
toplayabildi.
*1950’lerden bu yana konu olarak Batı’dan beslenen Türkiye korku sinemasının ilk özgün eserleri 2000’li
yıllarda ortaya çıkmaya başladı.
*2004 tarihli Durul-Yağmur Taylan kaydeşler filmi Okul ve Orhan Oğuz filmi Büyü ile 2006 tarihli Hasan
Karacadağ filmi Dabbe yakın dönem korku sineması örneklerinden.
-------------------------------------------------------*The First Turkish horror film: Aydın Arakon’s 1949 Çığlık (The Cry).
*Mehmet Muhtar’s 1953 film Dracula İstanbul’da (Dracula in Istanbul).
*1954’s Orhan Erçin film Ölüm Saati, (Hour of Death), another example of early Turkish horror cinema.
*Şeytan (Bootleg Title: Turkish Exorcist), a remake of The Exorcist, directed by Metin Erksan in 1974 became the first widely sensational Turkish horror title.
*In 1970, Yavuz Yalınkılıç filmed a ghost story set in Prince’s Islands: Ölüler Konuşamaz ki... (the Dead Don’t Talk).
*The 1970s saw the release of classic titles such as Sevimli Frankeştayn (Young Frankenstein by Nejat Saydam), Süt Kardeşler: Gulyabani (The Foster Brothers by Ertem Eğilmez), which were classified as “horrorcomedies.”
*In 1971, Mehmet Aslan’s Tarkan Viking Kanı (Tarkan and the Blood of the Vikings) became a cult classic of the early horror wave with its ‘giant octopus god’ scene.
*Kutluğ Ataman’s 1993 horror-thriller Karanlık Sular (The Serpent’s Tale) garnered acclaim at international and Turkish festivals however could not reach a wide audience due to problems with distribution and
promotion.
*The Western themes that dominated the Turkish horror cinema since the 1950s started to change in the 2000s and unique examples with “national flavour” began to emerge in the same decade.
*2004’s Durul-Yağmur Taylan Brothers movie Okul, Orhan Oğuz’s Büyü (Dark Spells) and 2006’s Dabbe (A Djinn Incident), directed by Hasan Karacadağ are recent examples of late Turkish horror cinema.
FOTOĞRAFLARLA FESTİVAL /
FESTIVAL IN PHOTOS
Asfalt Çiçekleri / Asphalt Flowers
Ayyaş Kasaba / Drunktown‘s Finest
BUGÜN NE İZLESEM / WHICH FILMS TO SEE TODAY
Tuluhan Tekelioğlu’nun organ bağışını
konu eden Yeni Hayat belgeselinin
gösterimi ardından
After the screening of Tuluhan Tekelioğlu’s
New Life documentary
Yarışma dışı gösterimlere dair bilgiler ve notlar / Notes on out of competition titles
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma
Dışı / National Out of Competition
Asfalt Çiçekleri / Asphalt Flowers
Yönetmen / Director: Kamil Koç
13:00 – Aspendos
Neden izlemeliyim? Asfalt Çiçekleri adlı sokak
müzisyenlerinden oluşan grubun solisti, Fransa’da
göçmen olarak yaşayıp Doğu yolculuğuna çıkan
Haifa ile varoluşsal dertlerle boğuşan ressam
Hasan’ın karşılaşmalarını konu alıyor. Filmin
yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını
Kamil Koç üstleniyor.
Why a Good Pick? Haifa is an immigrant living
in France who sings for a band of street musicians
called Asphalt Flowers. Hasan is a painter
struggling with existential issues. Their paths cross
in Turkey, where Haifa visits during his travel to
the East. The film is written, directed and produced
by Kamil Koç.
Neden izlemeliyim? 2008 yılında çektiği Sınıf
ile Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye
kazanan yönetmen Laurent Cantet’in bu son
filmi, beş eski arkadaşın yıllar sonra bir araya
geldiği ve gençlik anılarından gelecek planlarına
kadar pek çok konuda konuştuğu bir günü
gösteriyor. Film, Cantet ve Kübalı romancı
Leonardo Padura tarafından yazıldı.
Why a Good Pick? The most recent film by
Laurent Cantet, the name behind 2008 Palme d’Or
winner The Class (Entre les Murs) narrates the day
where of five old friends come together to talk about
their memories of youth and their plans for the
future. The film is written by Cantet and Cuban
novelist Leonardo Padura.
tells the story of three young individuals trying to
get out of the small town they live in. The film
credits Robert Redford as exec producer and it has
premiered at Sundance FF. Drunktown’s Finest is
the debut feature of Freeland.
Başka Sinema’dan: Büyürken /
Growing Up by Başka Sinema
Frank
Yönetmen / Director: Lenny Abrahamson
11:15 – Migros AVM 5
Mommy
Yönetmen / Director: Xavier Dolan
22:00 - Migros AVM 2
Yönetmen / Director: Manuel Martin Cuenca
18.00 – Migros AVM 5
Neden izlemeliyim? Başarılı terzi Carlos’un
küçük (!) bir zaafı var: Kadınları öldürüp sonra
da yiyor. Ancak Carlos’un düzeni ve karanlık
tarafı hayatına giren bir aşkla sarsılıyor. Yeni
İspanya sinemasının tanınmış isimlerinden
Manuel Martin Cuenca’nın yönettiği bu ilginç
aşk hikayesi, İspanya’da En İyi Yönetmen ve En
İyi Erkek Oyuncu ödüllerine layık görüldü.
Why a Good Pick? Carlos, a successful tailor has
one shortcoming: he is a cannibal who kills and
eats women. But when a woman enters his life,
Carlos’ order and his dark side are shaken to the
core. Directed by Manuel Martin Cuenca, one
of the famous names of the new Spanish cinema,
this extraordinary love story has received the Best
Director and Best Actor Awards in Spain.
Dünya Sinemalarından / Panorama
Havana’ya Dönüş / Return to Ithaca
Yönetmen / Director: Laurent Cantet
21.00 – Migros AVM 5
Kızkardeşler / The Quispe Girls
Yönetmen / Director: Sebastián Sepúlveda
14:15 - Migros AVM 2
Ustaların Gözünden / Through the
Masters’ Lens
Yönetmen / Director: Jorge Perez Solano
17:00 – Migros AVM 2
Gürcistanlı yönetmen George Ovashvili’nin
Karlovy Vary’de Kristal Küre ve Ekümenik
Jüri ödüllerini kazandığı filmin başrolünde
İlyas Salman yer alıyor. Abhazyalı bir çiftçi ve
torununun, mevsimlik olarak oluşup yok olan
nehir adacıklarındaki deneyimleri anlatılıyor.
Yönetmen önceki filmi Gagma Napiri ile 2009
yılında Altın Portakal kazanmıştı.
Why a Good Pick? Georgian director George
Ovashvili’s Karlovy Vary Crystal Globe and
Ecumenical Jury Award winner film casts Turkish
actor Ilyas Salman in its lead role. The film is
the story of an Abkhaz farmer and his grandchild
farming the pieces of earth that dragged by a river,
only to vanish after a season. The director’s previous
film Gagma Napiri has won the 2009 Golden
Orange.
Festivalin açılış filmi Mısır Adası gösteriminin ardından film ekibi
izleyicilerin sorularını yanıtladı
Q&A with the film crew after the screening of the opening film Corn Island
Usta oyuncu Güler Ökten, Ödül Sergisi
“Gelenekten Geleceğe” açılışında
Güler Ökten at the opening of “From
Tradition To Future” Award Statuette
exhibition
100 İllüstrasyonla Türkiye Sineması’nın 100. Yılı sergisinin açılışında illüstratörler,
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel ve Festival Direktörü Elif
Dağdeviren ile...
Artists with the Festival President, Mayor of Antalya Metropolitan Municipality Menderes
Türel and Festival Director Elif Dağdeviren at the opening of 100 Years Of Turkish Cinema
Through 100 Illustrations exhibition
Ellen Burstyn
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı
The Mayor Of Antalya Metropolitan Municipality
Festival Başkanı
Festival President
Menderes Türel Bu Sahilde / On the Coast
Yönetmen / Director: Merve Kayan, Zeynep
Yönetmen / Director: Rashid Masharawi
19:30 – Migros AVM 2
Dadak
Ayyaş Kasaba / Drunktown‘s Finest
İki Gün, Bir Gece / Two Days, One Night
Yönetmen / Director: Jean-Pierre Dardenne, Luc
Dardenne
18:00 – Markantalya
Büyükanne / Momi
Yönetmen / Director: Özcan Alper
Timbuktu
Dayım / My Uncle
Yönetmen / Director: Tayfun Pirselimoğlu
Yönetmen / Director: Abderrahmane Sissako
20:45 – Markantalya
Vildan Atasever, Kader filminin illüstrasyonu
önünde sanatçısı Gökhan Akbaba ile birlikte
Vildan Atasever and the illustrator Gökhan
Akbaba, in front of Kader movie artwork
Dalgalar / Waves
Yönetmen / Director: Belmin Söylemez
Ödül Sergisi “Gelenekten Geleceğe” açılışı
“From Tradition To Future” Award Statuette
exhibition opening
FESTİVALDE BUGÜN /
WHAT’S ON TODAY
Bugünkü etkinliklere dair notlar
Notes on today’s events
Güzel Bir Gün Gösterim ve Söyleşi / A Beautiful Day Screening and Q&A
Haldun Dormen’in Güzel Bir Gün İçin filminin gösteriminin ardından sanatçıyla söyleşi
gerçekleştirilecektir.
/ Q&A with Haldun Dormen after the screening of his film For A Beautiful Day.
16:30 – Akdeniz Üniversitesi Olbia Salonu / Akdeniz University Olbia Hall.
FESTİVALDE YARIN /
WHAT’S ON TOMORROW
Yarınki etkinliklere dair notlar / Notes on tomorrow’s events
Ustalık Sınıfı / Master Class:
Laurent Cantet
Kanibal / Cannibal
Festival Komitesi’nden Alin Taşçıyan’ın
moderasyonuyla gerçekleşen Ellen Burstyn Ustalık
Sınıfı etkinliği
Ellen Burstyn Master Class event moderated by Alin
Taşçıyan from the Festival Committee.
13.00 – Akdeniz Üni. Olbia
Tanrının Unuttuğu Yer / God’s Pocket
Neden izlemeliyim? New Mexico’da geçen film,
yaşadıkları kasabadan kurtulmaya çalışan üç
gencin yollarının kesişmesini anlatıyor. Yürütücü
yapımcılığını Robert Redford’un üstlendiği film,
prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yaptı.
Ayyaş Kasaba, yönetmen Freeland’in ilk uzun
metrajlı filmi.
Why a Good Pick? Set in New Mexico, the film
Açılış Filmi / Opening Film
Kısadan Uzuna / From Short to
Feature
Tirisia / La Trisia
Yönetmen / Director: Sydney Freeland
19.15 – Migros AVM 6
Yönetmen / Director: Haldun Dormen
16:30 – Akdeniz Üniversitesi Olbia
Yönetmen / Director: George Ovashvili
21.45 – Migros AVM 6
Yönetmen / Director: Kaouther Ben Hania
14:30 – Migros AVM 6
Kanibal / Cannibal
Küçük Kara Balıklar belgeselinin özel gösteriminin ardından Festival Komitesi ve filmin yönetmenleri
The Festival Committee and the directors after the special screening of Little Black Fishes documentary
Güzel Bir Gün İçin / For A Beautiful Day
Mısır Adası / Corn Island
Jiletçi / Challat of Tunis
Bir Ülkeye Bakış: İspanya / Focus:
Spain
Onuruna / In Honor Of
Havana’ya Dönüş / Return to Ithaca
Mısır Adası / Corn Island
14:00 - Su Otel Voda Salonu / Su Hotel Voda Conference Room
Kapak
İllüstrasyonu /
Cover Illustration:
Kurbağalar /
Frogs
İllüstrator /
Illustrator:
Gökhan Akbaba
1992, İstanbul
doğumlu. Küçük
yaşlardan beri
LeMan dergisinde çizen Gökhan Akbaba, şu
sıra serbest illüstratörlük ve öykü çizerliği
yapmakta olup, Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi’nde resim öğrenimine devam
etmektedir.
Born in 1992, Istanbul, Gökhan Akbaba has
been drawing for Turkish comic paper LeMan
since his teenage years. Akbaba currently studies
painting at Mimar Sinan Fine Arts University
and is a freelance illustrator.
Festival Direktörü
Festival Director
Elif Dağdeviren
Festival Direktör Yardımcısı
Festival Director Assistant
Melikşah Altuntaş
*Bu yayın Bant Mag. tarafından 51. Uluslararası Antalya
Altın Portakal Film Festivali için hazırlanmıştır. This daily publication is created by Bant Mag. for 51st
Antalya Golden Orange Film Festival.
Koordinasyon / Coordination: Zeynep Ocak
Yazı İşleri / Writers : Mustafa Doğulu,
Altay Aydemir, Mertcan Ayhan
Çeviri / Translation: Mutlu Yetkin
Tashih / Proofreading: Nihan Katipoğlu
ANSET Özel Sağlık ve Eğitim Kültür İnşaat
Tic. Ltd. Şti.
Meltem Mh. Sakıp Sabancı Bulv. Atatürk Kültür
Parkı İçi AKM No:7 Muratpaşa / ANTALYA
Telefon : +90 (242) 248 90 22
Fax : +90 (242) 243 92 82
E-Mail : [email protected]
www.anset.com.tr
IKSV A3 tr.ai
1
9/23/14
2:51 PM
Download

Günlük Festival / Sayı 5 - Altın Portakal Film Festivali