T.C
Ege Üniversitesi
Diş Hekimliği Fakültesi
Pedodonti Anabilim Dalı PEDODONTİDE MTA’NIN KLİNİK KULLANIMLARI
BİTİRME TEZİ
Stj.Diş Hekimi Buket ALTINTAŞ
Danışman Öğretim Üyesi: Doç.Dr. Aslı TOPALOĞLU AK
İZMİR-2015
ÖNSÖZ
Pedodonti klinik eğitimleri süresince ve Tez çalışmam boyunca bana yol
gösteren ve yardımlarını benden esirgemeyen değerli tez hocam Doç.Dr.Aslı
TOPALOĞLU AK’a; sevgi, güven ve desteklerini her zaman bana hissettiren
biricik aileme sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
İZMİR-2015
Stj.Diş Hekimi Buket ALTINTAŞ
İÇİNDEKİLER
1. GİRİŞ……………………………………………………………………………...1
2. GENEL ÖZELLİKLER…………………………………….…………………….2
2.1. MTA’nın Tarihçesi………………………………………………………….2
2.2. MTA’nın İçeriği……………………………………………………………..2
2.3. Su/Toz oranı……………………………….…………...………………......3
2.4. Biouyumluluk..…………………………….……………………………….4
2.5. Antimikrobiyal Etki………………………………………………………...4
2.6. PH………………………………………………………………………….…5
2.7. Mikrosızıntı………………………………………….………………………6
2.8. Porözite…………………………………………...……..…………………..8
2.9. Hücresel Yanıt……………………………………….....…………………..8
2.10. Mutajenite/Sitotoksisite………………………………………..………..9
2.11. Basınç…………………………………………………….………………10
2.12. Radyoopasite………………………………………..…………………..10
2.13. Donma Süresi……………………………………….…………………..10
2.14. Çözünürlük………………………………………………………….…...11
2.15. Beyaz/Gri MTA…………………………………………………………..11
3. MTA’NIN ETKİ MEKANİZMASI……………………………………………...13
4. MTA’NIN PEDODONTİDE KULLANIM ALANLARI ……………………..16
4.1. Kuafaj materyali olarak…………………………..……………………..16
4.2. Amputasyon materyali olarak……………………….………………...23
4.3. Apeksifikasyon sırasında apikal tıkaç materyali olarak………….28
4.4. Kök rezorbsiyon alanlarının tamirinde………………………………34
4.5. Furkasyon ve kök perforasyonlarının onarımında tamir materyali
olarak………………………………………………………………………35
4.6. Retrograd dolgu materyali olarak…………………………………….37
4.7. Kök kırıklarında tamir materyali olarak ……………………………..40
5. ÖZET…………………………………..………………………………………..41
6. KAYNAKLAR ………………………………………………………………….43
7. ÖZGEÇMİŞ ………...…………………………………………………………..52
1.
GİRİŞ
MTA diş hekimliğinin çeşitli dallarında sıkça kullanılan bir materyaldir.
MTA ile yapılan çalışmalardan başarılı sonuçların alınması, bu materyal
üzerinde
daha
fazla
durulmasına
sebep
olmuştur.
Biyouyumluluk,
antimikrobiyal etki, mikrosızıntı yönünden güvenilir olma, mutajenik ya da
sitotoksik olmama gibi özelliklerin bir materyalde toplanması MTA’yı diğer
materyallerden ayırmış ve günümüzde popüler olmasını sağlamıştır.
MTA’nın son dönemlerde artan başarısı, materyalin pedodontide de
kullanılabileceğini düşündürmüştür.Bu yönde yapılan çalışmalarda MTA,
pulpa kuafajı, amputasyon, apeksifikasyon, furkasyon lezyonları gibi
tedavilerde kullanılmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır. Bu çalışmada, MTA’nın
çocuklarda da güvenle kullanılabilecek bir materyal olduğu, güncel
araştırmalarla aktarılmaya çalışılmıştır. MTA ile ilgili halen uzun dönem takipli
klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
2. GENEL ÖZELLİKLER
2.1. MTA’NIN TARİHÇESİ
Yakın
geçmişte Kaliforniya’daki
Dr.Mahmoud Torabinejad
sırasında
kullanılan
Loma
Linda Üniversitesi’nden
tarafından endodontik ve restoratif tedaviler
materyallere
Başlangıçta kök-kanal sistemini
alternatif
tıkamak
olarak
geliştirilmiştir.
için geliştirilen
MTA (Mineral
Trioksit Aggregat) , günümüzde pulpa kuafajında, amputasyon tedavisinde,
apeksogenezis tedavisinde, kök furka perforasyonlarının tamirinde ve açık
apeksli dişlerde apikal bariyer oluşturulmak için de kullanılmaktadır.(1)
İlk olarak gri MTA (GMTA) üretilmiş , ancak dişlerde renklenme
yapması nedeniyle estetik arayışlar başlamıştır. Özellikle ön dişlerde sorun
yarattığı için gri MTA yerine beyaz MTA (WMTA) üretilmiştir. Zaman
içerisinde Angelus white MTA (AWMTA) ve Angelus gray MTA (AGMTA)
gibi MTA’nın yeni kompozisyonları üretilmiştir.(2)
2.2. MTA’NIN İÇERİĞİ
MTA, nem varlığında sertleşen ince trioksitler ( trikalsiyum oksit,
silikat oksit, bizmut oksit ) ve diğer hidrofilik
partiküllerden
( trikalsiyum
silikat, trikalsiyum alimunat ) oluşan gri renkli bir tozdur. Genel içerik ve
yapı
olarak
Portland
simanına
benzemektedir. Portland
simanı
ile
arasındaki en önemli fark yapısında potasyumun yerine bizmut oksitin
bulunmasıdır. MTA, ağırlıkça % 75 portland çimentosu, % 20 bizmut oksit
ve % 5 alçıdan oluşmaktadır. MTA’nın suyla karıştırılması sonucu , % 49
2 fosfat, % 33 kalsiyum, % 3 klorid, % 2 karbon ve % 6 silika’dan meydana
gelen amorf yapı içerisinde , kalsiyum oksit kristalleri oluşur. (4,5,6,7)
Fridland ve Rosado MTA'nın sudaki çözünmüş tuzlarının kimyasal
analizinde, kalsiyumun ana kimyasal bileşik olduğunu belirtmişlerdir.(8)
Bir çalışmada X ışını dağıtma spektrometresi ile birlikte SEM,
MTA'nın kimyasal kompozisyonunu araştırmak için kullanılmıştır. Sonuçlara
göre MTA'da yer alan ana moleküller kalsiyum ve fosforlu iyonlardır.(7)
Bununla birlikte materyalin içeriği ve çevre dokularla etkileşimi
konusunda anlaşma ve bilgi eksikliği vardır. MTA ile yapılan yeni bir çalışma,
MTA’nın oksit bir karışım değil silikat bir siman olduğunu göstermiştir .(9)
2.3. SU/TOZ ORANI
MTA tozu, steril su ile 3’e 1 oranında, cam veya kağıt bir zeminde,
plastik veya metal bir spatül yardımıyla karıştırılabilir.(4) Karıştırma süresinin
4 dakikadan daha az olması gerektiği bildirilmiştir.(10) Su/toz oranı arttıkça ,
çözünürlük ve porozite oranının arttığı bildirilmiştir.(3) Karışıma eklenecek su
miktarı, yoğunluğun kaybedilmesi nedeniyle sınırlandırılmıştır. Bu sınırlama
bize, materyalin taşınması ve sıkıştırılması sırasında ciddi bir problem
olduğunu
göstermektedir. Bu yüzden üretici firma tarafından önerilen, ideal
oran olan 0.33'lük su/toz oranı kullanılmalıdır. Farklı uygulamalarla kullanılıp
elde edilen uygunsuz karışımlar , buhar altında bekletilerek yeterli yoğunluğa
getirilebilir.(3)
3 2.4. BİO-UYUMLULUK
MTA’nın
toksik profilini belirlemek için birçok
in vitro araştırma
yapılmış ve MTA’nın amalgam, IRM (Intermediate Restorative Material),
Super-EBA (Super Ethoxy-Benzoic Acid) gibi kök ucu dolgu maddeleri ile
karşılaştırıldığı görülmüştür.(11,12,13,14,15) Bu araştırmalar sonucunda;
karşılaştırma materyallerine göre, MTA’nın biyouyumlu olduğu ve MTA ile
daha başarılı sonuçlar elde edildiği öne sürülmüştür.(11,12,13,14) Dişin sert
dokularına benzer içeriğe sahip olan materyalin,bu duruma neden olduğu
düşünülmüştür.(7) Ayrıca bazı araştırmalarda, materyalin biyouyumluluğunda
hidratasyon
sonucu
oluşan
kalsiyum
hidroksitin
rol
oynadığı
da
bildirilmiştir.(16)
Yapılan hayvan çalışmalarında, materyal amalgam, IRM,Super-EBA
gibi
kök
ucu
dolgu
maddeleri
ile
karşılaştırılmış
ve
biyouyumlu
olduğu,karşılaştırma materyallerine göre daha az enflamasyon yarattığı,
ayrıca; kemik doku implantasyonları sonrası diğer materyallerden farklı
olarak, daha fazla MTA örneğinde
kemik oluşumu meydana geldiği
bildirilmiştir.(17,18)
2.5. ANTİMİKROBİYAL ETKİ
Materyalin antimikrobiyal özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılan
farklı çalışmalarda, değerlendirme yöntemleri, inkübasyon sürelerindeki
farklılık, kullanılan test mikroorganizmalarındaki farklılık gibi nedenlerden
dolayı, çeşitli MTA türlerinden birbiri ile uyumlu olmayan sonuçlar elde
edilmiştir.(19,20,21,22,23)
4 Bazik pH’a sahip olması materyale bazı antimikrobiyal özellikler katsa
da, yapılan çalışmalar sonucunda MTA’ nın antimikrobiyal özelliklerinin sınırlı
olduğu belirlenmiştir.(20)
Estrela ve ark.(19) yaptıkları bir çalışmada, MTA, Portland simanı,
kalsiyum hidroksit patı, Sealapex ve Dycal materyallerinin Staphylococcus
Aureus, Enterococcus Faecalis, Pseudomonas Aeruginosa, Bacillus
Subtilis, Candida Albicans suşları üzerinde antimikrobiyal etkinliklerini
incelemişler
, kalsiyum hidroksit patının
MTA'ya göre daha yüksek etki
gösterdiğini belirtmişlerdir.(19)
2004 yılında yayınlanan bir çalışmada, MTA’nın antibakteriyel
özelliğini
artırmak
isteyen
araştırmacılar,
MTA’yı
klorheksidin
ile
karıştırmışlardır. Sonuç olarak %0,12’lik klorheksidin ile hazırlanan MTA’nın,
antibakteriyel etkisinin arttığı, fakat materyalin çalışma zamanında bir düşüş
olduğu ve sitotoksik özelliğinin arttığını kaydedilmiştir.(22,24)
Yapılan bir başka çalışmada araştırmacılar, yeni karıştırılmış
MTA’nın 24 saat süreyle Candida Albicans üzerine antifungal etkilerinin
olduğu
bildirmiş
kaynaklandığını
ve
antifungal
özelliğinin
savunmuşlardır.(21)
yüksek
Al-Hezaimi
ve
pH
ark.’na
değerinden
göre
ise
materyalin antifungal etkileri MTA’nın konsantrasyonuna bağlı olarak
değişebilmektedir. (23)
2.6. pH
Materyalin su ile karıştırılmasından hemen sonra oluşan kolloidal jelin
pH’ı 10,2 iken; üç saat sonra pH 12,5’ e çıkar. Solüsyonda bulunan kalsiyum
5 ve
onun
hidroksit
iyonlarının
bu
yüksek
pH’da
rol
oynadıkları
düşünülebilir.(4,7)
Namazikhah ve arkadaşları (25) asidik pH altında MTA’nın yüzey
özelliklerini incelemeye yönelik bir çalışma yapmışlardır.Bu çalışmada beyaz
ProRoot MTA karıştırılmış ve silindirik polikarbonat
tüplerinin içine
sıkıştırılmıştır. Her biri 10 örnek içeren 4 grup 3.22 MPa’lık basınç
kullanılarak şekillendirilmiş ve 4 gün boyunca ayrı ayrı 4.4 , 5.4 ,6.4 , 7.4 ’lük
pH’ lara maruz bırakılmışlardır ve sonra her örnek yüzeyinin mikro sertliği
ölçülmüştür. İki örnekten dört grup hazırlanmış ve SEM’ de incelenmiştir. En
anlamlı yüzey sertlik değeri pH 7.4’e maruz kaldıktan sonra gözlenmiştir. Bu
değer 4.4 pH’a maruz kalan örneklere doğru azalmıştır. SEM incelemesi
sonrasında belirgin morfolojik farklılıklar saptanmamıştır. Bu çalışmanın
koşullarının altında, MTA’nın yüzey sertliğinin asidik ortamdan zarar gördüğü
belirlenmiştir.(25)
2.7. MİKROSIZINTI
MTA , başlangıçta kök ucu dolgu maddesi ve perforasyon tamir
materyali olarak geliştirildiği için örtücülük yeteneği ve sızıntı değerleri , bu
amaçla sıkça kullanılan amalgam, IRM, Super-EBA gibi materyallerle
karşılaştırılmıştır.Bu çalışmalar, materyalin örtücülük özellikleri bakımından
karşılaştırma materyallerine benzer veya çok daha üstün olduğunu
gösterilmiştir.( 26,27,28,29,30)
Materyalin
sertleşme
başarılı
sırasında
örtücülük
genişlemesine
özellikleri;
ve
materyalin
antimikrobiyal
doğasına,
özelliklerine
bağlanmaktadır.(30,32,33) Araştırmacılara göre bir materyal ne kadar hızlı
6 katılaşırsa, boyut değisimi de o kadar fazla olacağından, MTA’nın diğer
materyallere kıyasla daha uzun sürede katılaşması, mikrosızıntıyı önlemede
materyalin lehine olarak yorumlanmıştır.(4)
Torabinejad ve arkadaşları (33) kan varlığında ve yokluğunda
amalgam,SuperEBA, IRM ve MTA ile doldurulan retrograd kavitelerin boya
sızıntı miktarının karşılaştırmışlardır.Bu çalışma, kadavralardan elde edilen
90 insan dişinin kron kısımları uzaklaştırılıp kökler genişletilip, doldurularak
yapılmıştır.Daha sonra apikal 2 mm.lik kısımları dışında kök yüzeyleri tırnak
cilası ile işaretlenmiş her bir kökün apikal 2-3 mm.lik kısmı uzaklaştırılmıştır.
Standardize edilmiş retrograd kaviteler hazırlanıp 5 kök ucu güta perka ile
doldurulmuş ve işaretlenmemiş, diğer 5 kök ucu yapışkan mum ile
doldurulmuştur. Bunlar pozitif ve negatif kontrol grupları olarak kullanılmıştır.
Geriye kalan 80 kök 4 eşit gruba ayrılmış ve test materyalleri ile
doldurulmuştur. Her bir materyal için kök kavitelerinin yarısı dolgu materyali
yerleştirilmeden önce kurulanmış, geriye kalan yarısı kan ile kontamine
edildikten sonra doldurulmuştur. 90 kök %1'lik metilen mavisi içinde 72 saat
bekletilmiştir. Son olarak, kökler ortasından ayrılmış ve çizgisel boya
penetrasyonu ölçülmüş, istatistiksel analizi yapılmıştır. Kan varlığı ya da
yokluğunda
görülen
boya
sızıntı
miktarları
arasında
anlamlı
fark
bulunamamıştır. Bununla birlikte sonuçlar göstermiştir ki retrograd dolgu
materyalleri arasında sızıntı açısından anlamlı farklılıklar vardır (p/0.0001).
MTA’nın, kan kontaminasyonu varlığında ya da yokluğunda retrograd
kavitelerde test edilen diğer materyallerden daha az sızıntıya sahip olduğu
gösterilmiştir.(3)
7 2.8. POROZİTE
Su/toz oranı arttıkça çözünürlük ve porözite oranının arttığı, ayrıca
asiditenin artışıyla porözite arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu yapılan
araştırmalarda saptanmıştır.(8,26)
2.9. HÜCRESEL YANIT
MTA’ya karşı hücresel tepkileri araştıran bir çalışmada 1. ve 3. günde
MTA ile temas halindeki sağlıklı hücreler SEM ile gösterilmiştir. IRM
varlığında hücreler yuvarlaklaşmış görünmektedirler. MTA varlığında hücreler
büyüdüğünde, interlökin (IL) düzeylerinin tüm periodlarda arttığını ELISA
tahlilleri göstermiştir. Hücreler yalnız ya da IRM ile büyüdüğünde çok fazla
miktarda artış göstermiştir.(34) Makrofaj koloni uyarıcı faktör, grubun cevap
vermeyen hücreleri olarak görülmüştür. Çıkan sonuca göre MTA kemik
hücreleri için biyolojik olarak aktif bir substrat sunmaktadır ve IL üretimini
stimüle etmektedir. (34)
Yapılan diğer bir araştırmada, ProRoot MTA'nın apoptozise neden
olmadığı, ayrıca pulpa iyileşmesinde ve dentin rejenerasyonunda rol alan ana
hücrelerin hücre siklusunu durdurmadığı gösterilmiştir (35). Ayrıca MTA in
vitro olarak her iki hücre tipinde de DNA sentezinde artışa neden olmuştur ve
bunun, dentin-pulpa kompleksinin in vitro olarak rejenerasyonuna
şekilde etki edeceği gösterilmiştir. (3)
8 olumlu
2.10. MUTAJENİTE / SİTOTOKSİSİTE
İdeal bir retrograd dolgu materyalinin boyutları sabit olmalıdır ve
mutajenik olmamalıdır. Ames testine göre MTA, IRM ve Super-EBA
mutajenik görünmemektedir. MTA diğer çok kullanılan retrograd dolgu
materyallerinden daha az sitotoksiktir. (36)
Bir çalışmada agar overlay ve radyokromyum metodları kullanılarak
amalgam, Super-EBA, IRM ve MTA'nın sitotoksisiteleri değerlendirilmiştir.
Agar overlay tekniğinin istatiksel sonuçlarına göre, yeni hazırlanan ve
yerleştirilen amalgam anlamlı olarak test edilen diğer materyallerden daha az
toksiktir (p/0.00005). Bu teknik ile yeni hazırlanan ve yerleştirilen MTA,
sitotoksisite
testinde,
ikinci
sırada
yer
almıştır.
Benzer
testlerde
radyokromyum ile işaretlenmiş L929 fare hücrelerinde 24 saatlik inkübasyon
süresi sonunda yeni karıştırılmış ve yerleştirilmiş materyallerin toksisitesi
arasında anlamlı farklılık gösterilmiştir. Yeni hazırlanmış ve yerleştirilmiş
materyallerin toksisite derecesi sırasıyla amalgam, Super-EBA, IRM ve en az
MTA şeklinde olmuştur. (3,11)
Bu çalışmalara göre MTA potansiyel retrograd dolgu materyalidir ve
implantasyon ve deney hayvanlarında kullanım testleri gibi diğer in vivo
testlerle
değerlendirilmelidir.
Sitotoksisite
testlerinin
değişkenlerinin
kontrolleri, in vivo tekniklerden daha kolaydır. Bununla birlikte in vitro testlerin
en önemli kusuru, materyal ile konak doku arasındaki etkileşimin
yorumlanmasında yetersiz kalmasıdır. (3,11)
9 2.11. BASINÇ
British Standarts Intitution tarafından önerilen metodlara uyularak
sıkışma basıncı tayin edilmiştir ve araştırma sonuçlarına göre MTA 24 saatte
amalgam, SuperEBA ve IRM’ye göre en düşük (40 mPa) sıkışma basıncına
sahiptir. Fakat bu basınç 21 gün sonra 67 mPa'a yükselmektedir.(7) Bu
yüzden daimi dolgu maddesi olarak kullanımı önerilmemektedir.(6,10)
2.12. RADYOOPASİTE
MTA'nın
radyoopasitesi,
International
Organization
for
Standardization tarafından tarif edilen yöntemlere göre SuperEBA ve
IRM'den daha radyoopak olarak belirlenmiştir.(7)
Radyografilerde MTA’nın radyoopak görüntü vermesini bizmut oksit
sağlamaktadır. MTA’nın radyoopasitesi dentinden daha fazladır. Yaklaşık 7
mm kalınlığındaki MTA’nın radyoopasitesi aynı kalınlıktaki alüminyumun
radyoopasitesine eşdeğer olduğu söylenmiştir.(4,7) Shah ve ark.’nın (37)
retrograd dolgu amacıyla kullanılan materyallerden bazılarının (amalgam,
kalzinol, MTA, güta- perka, IRM, Süper-EBA) radyoopasitelerini inceledikleri
çalışmalarında, MTA, geleneksel güta-perka ve dentinden daha radyoopak
bulunmuş ve bu nedenle retrograd dolgu olarak kullanıldığında, radyografide
kolaylıkla ayırt edilebildiği belirtilmiştir .(1)
2.13. DONMA SÜRESİ
Britanya Standartlar Enstitüsü tarafından önerilen yöntemlere göre
donma zamanı tayin edildiğinde, amalgamın en kısa donma zamanına (4
10 dak.) sahip olup, MTA en uzun donma zamanına (2 saat 45 dak.) sahip
olduğu belirlenmiştir (7).
Uzun sertleşme süresi materyal için önemli bir dezavantajdır.
Araştırmacılar, bu süreyi kısaltmak için materyale sodyum fosfat ve kalsiyum
klorür katılmasını önermektedirler.(4,38)
2.14. ÇÖZÜNÜRLÜK
American Dental Association (ADA)’a göre materyalin çözünürlüğü
belirlenmiştir. Bu çalışmada, IRM dışında, test edilen materyallerin (MTA,
amalgam,Super-EBA)
hiçbiri
uygun
koşullar
altında
çözünürlük
göstermemiştir (3,7)
2.15. BEYAZ / GRİ MTA
MTA, pulpa kuafajı, perforasyon tamiri, retrograd dolgu gibi birçok
endodontik yöntemde geniş çapta kullanılmaktadır. Gri MTA'nın renklenmeye
yol açma potansiyelinden dolayı, beyaz MTA endodontik tedaviler için benzer
amaçlarla sunulmuştur. Parirokh ve arkadaşları (39) bir çalışmalarında,
MTA'nın her iki tipinin pulpa kuafajında kullanıldığında köpeklerde görülen
pulpa cevabını incelemektedir. Dört erkek köpekten elde edilen 24 dişin
pulpası 1 numaralı rond frezle açılmış ve gri veya beyaz MTA ile
kapatılmıştır. Tedaviden 1. ve 2. Haftadan sonra histolojik analizler yapılmış;
iki tedavi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamış ve kalsifiye
köprü 1 hafta sonra her iki MTA tipinde de görülebilmiştir.(3)
Sadece açılım yüzeyinin karşısında dentin duvarlarında görülen
rezorbsiyon ve depozisyon 2 haftada gri MTA ve beyaz MTA ile tedavi edilen
11 dişlerde görülmüştür. Pulpa kuafajından sonra aynı etkiler diğer araştırıcılar
tarafından da gösterilmiştir. Pulpa kalsifikasyonu MTA'nın bir sonucu olabilir.
Sonuç olarak, beyaz MTA'nın aktivasyon mekanizmasının gri MTA için rapor
edilenlerle çok benzer olduğu kanaatine varılmıştır. (3)
12 3. MTA’NIN ETKİ MEKANİZMASI
Sarkar ve ark(40) ; kök kanallarını MTA ile doldurmuş ve iki ay süreyle
PBS (phosphate buffered saline) ile temas halinde olacak şekilde
yerleştirmiştir. MTA filtreden geçirildiğinde sırasıyla; kalsiyum, silika, bizmut,
demir, alüminyum ve magnezyum iyonlarının ayrıştığı kaydedilmiştir. Kök
uçları rezeke edilip,örnekler optik mikroskop ve sonrasında SEM ile
incelendiğinde; araştırıcılar MTA ile kök kanal duvarları arasında beyaz bir
katman varlığını keşfetmiştir. X-ray enerji dağıtıcı ile bu beyaz katmana dair
yapılan bir başka araştırmada da; kalsiyum, fosfor, oksijen ve hidroksil
apatite (HA) benzer bileşimde oluşmuş bir yapı ortaya çıkmıştır. (2)
Araştırıcılar; HA’in sürekli kalsiyum ve fosfor serbestleyebildiği için
kemik metabolizması için gerekli olduğunu belirtmiştir. Ayrıca HA; MTA’nın
kapatma
gücünü
arttırmakta
ve
bağ
dokusunun
rejenerasyonu
ile
remineralizasyonunu teşvik etmektedir.Sarkar ve ark. bu sonuçlara göre;
MTA’nın biyouyumluluğu, dolum yeteneği ve dentinogenetik aktivitesinin,
HA’in formasyonu boyunca MTA ve doku sıvıları arasında meydana gelen
fizikokimyasal reaksiyonlardan kaynaklandığını ileri sürmüştür.(2)
Bozeman ve ark(41) , Sarkar ve ark(40)’nın gri MTA ve beyaz MTA
kullanarak buldukları sonuçları onaylamış, gri MTA üzerindeki HA kristal
formasyonu miktarının, beyaz MTA üzerindekinden daha fazla olduğunu
ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak araştırıcılar gri MTA kristalinde daha düşük
seviyede silika ve fosfor bulunduğunu, beyaz MTA kristalinde daha fazla
kalsiyum iyonu bulunduğunu; gri MTA’nın önemli derecede daha az silika
serbestleştirdiğini bildirmiştir.(2)
13 Son dönemde yapılan bir araştırma MTA üzerinde , materyalin
biyoaktivitesini belirten karbonat apatitin oluştuğunu ortaya çıkarmıştır.
Karbonat apatit , bağ dokusunun mineral fazını ; kemik, sement ve dentin gibi
göstermekte olup biyolojik apatit olarak bilinmektedir.(2)
Son dönemlerde yapılan bir başka çalışmada, fizyolojik solüsyonlar
ile MTA’nın çeşitli türleri arasındaki karşılıklı etkileşim incelenmiştir.Bu
çalışmada, MTA’nın PBS içine immersiyonundan sonraki ilk
saatte
materyalin üzerinde beyaz bir çökelme meydana geldiği ve beş gün sonra
MTA’nın yüzeyini tamamen kapladığı belirtilmiştir.(2)
Yapılan çalışmalar pulpa dokusu üzerine MTA’nın yerleştirilmesinin
kollagen matriks üreten hücrelerin proliferasyonuna, migrasyonuna ve
differansiyonuna sebep olduğunu göstermiştir.Oluşan matriks daha sonra
mineralize olmakta ve ilk olarak
osteodentin üretmektedir.Bunu pulpa
örtülemesinden birkaç ay sonra tersiyer dentin bariyer formasyonu takip
etmektedir. MTA’nın etki mekanizması; CH’ın pulpa örtülemesi sonrası pulpa
dokusu üzerindeki etkisine benzemektedir.(2)
Tomson ve arkadaşları(42) tarafından yapılan bir çalışmada; beyaz
MTA ve
gri MTA’dan serbestlenen sinyal moleküllerinin dentin tozundan
serbestlenenlerden
moleküllerinin,
farklı
kalsifiye
olduğu
bariyer
bildirilmiştir.
formasyonunun
Serbestlenen
kalitesini
ve
sinyal
oranını
etkileyebileceği düşünülmektedir. Dentin tozu MTA tozu ile karıştırıldığı
takdirde E.faecalis’in daha hızlı yok edildiği kaydedilmiştir.(2)
Materyal
uygun
konsantrasyonlarda
kullanıldığında,
MTA’nın
sementokondüktif ve sementoindüktif özellik gösterdiği kanıtlanmıştır. Santral
dev hücreli granülomanın cerrahi küretajı sonrası kavitenin doldurulmasında
14 destekleyici materyal olarak MTA’nın kullanımının hem osteokondüktif hem
de
osteoindüktif
etkiyi
indükleyebileceği,
tümör
sahasında
tümörün
rekürrensini önlemenin yanı sıra kemik formasyonunu da geliştirebileceği ileri
sürülmüştür.(2)
Mevcut bilgiler baz alındığında, MTA’nın bioaktif bir materyal olduğu
ve iyileşme için ideal bir ortam yaratma kapasitesi bulunduğu görülmektedir.
MTA; insan dokusuyla direkt kontak halinde olacak şekilde yerleştirildiğinden
itibaren; şu sralama gözlenmektedir:
1- Hücre ataşmanı ve proliferasyonu için kalsiyum iyonu serbestleştiren
CH oluşmaktadır.
2- Alkalin pH’ı sayesinde antibakteriyel bir ortam yaratmaktadır.
3- Sitokin üretimini değiştirmektedir.
4- Bağ
dokusu
hücrelerinin
migrasyonu
ve
diferansiyasyonunu
desteklemektedir.
5- MTA yüzeyi üzerinde HA oluşturmakta ve biyolojik kapatma
sağlamaktadır.
MTA’nın etki mekanizmasını tanımlayabilmek için daha fazla sayıda
klinik araştırma gerekmektedir.(2)
15 4. MTA’NIN PEDODONTİDE KULLANIM ALANLARI
4.1. KUAFAJ MATERYALİ OLARAK
Direkt Pulpa kuafajı
Pulpa kuafajı; travma veya iyatrojenik nedenlerle (kron preparasyonu,
çürük temizleme sırasında hekim hatasıyla) perfore olmuş sağlıklı pulpanın
yeni dentin yapımını aktive edecek bir madde ile örtülenme işlemidir. Bu
tedavinin amacı diş pulpasının canlılığını korumaktır. Dişin canlı olarak
korunması prognozu açısından çok önemlidir.(2,43)
Bakteri ve bakteri ürünlerinin pulpa üzerinde olumsuz etkileri mevcuttur.
Kakehashi(44), ratlarda yaptığı deneysel pulpa ekspozunu takiben 8. günde
pulpa dokusunda parsiyel; 14. günde ise total nekroz geliştiğini tespit etmiştir.
Aynı çalışmada dişler, bakterisiz ortamda ekspoze edildiğinde, 32. Günde
tüm pulpa dokusunun normal ve sağlıklı olduğu; ve ekspoz bölgesinde dentin
köprüsü oluşumu gözlendiği bildirilmiştir.Bu çalışma, bakteri invazyonunun
pulpa kuafajının başarısındaki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Herhangi
bir enflamsyon veya enfeksiyon belirtisi göstermeyen dişlerin oral sıvılarla
kontaminasyonu ve kontaminasyon süresi , direkt pulpa kuafajının başarı
oranını olumsuz yönde etkiler.(45,46,47)
Süt dişlerinde uygulanan tedavinin başarısını etkileyen bir diğer faktör
pulpa ekspozunun büyüklüğüdür. Araştırmacılar, direkt pulpa kuafajının
uygulanabilmesi için ekspoz pulpa çapının 1 mm’den küçük olması
gerektiğini söylemektedirler.(47) Aşırı küçük ekspozlarda ise tedavi amacıyla
16 kullanılan materyalin pulpa ile yeterince temas edememesi başarıyı olumsuz
yönde etkilemektedir.(47,48)
Restoratif tedaviler sırasında döner aleterlerle çalışılması sonucu açığa
çıkan dentin talaşlarının pulpa odasına doğru itilmesi, yabancı cisim
reaksiyonuna yol açabilir.(48) Diş tedavileri sırasında enfekte dentin
talaşlarının pulpa dokusu içine itilmesi, özellikle süt dişlerinde inflamatuar
yanıtın hızlanmasına neden olur. Direkt pulpa kuafajında biyomateryalin
yerleştirilmesi sırasında, biyomateryalin pulpa dokusu içine itilmesi de yine
pulpanın iyileşmesini ve dentin köprüsü oluşumunu olumsuz yönde
etkiler.(47) Sonuç olarak, kavitedeki artıkların tamamiyle uzaklaştırılması,
tedavi başarısını arttıracaktır.(47)
Pulpanın durumunu belirleyen bir diğer faktör, ekspoz bölgesinde
oluşacak kanamanın niteliğidir. Hafif kırmızı, sızıntı şeklinde ve pamuk
peletlerle minimal basınç altında durdurulabilen kanamalar direkt pulpa
kuafajı için idealdir. Koyu kırmızı, kontrol edilemeyen, nabızsal karakterdeki
kanamalar
pulpada
kuafajında,kanama
enfeksiyon
kontrolü
olduğunu
sonrasında
gösterir.(47)
pıhtı
Direkt
oluşmaması
pulpa
için
uğraşılmalıdır.Pıhtı içerdiği organik materyaller ile doku yıkımına sebep olur ,
ve kuafaj materyali ile pulpa dokusu arasında bir bariyer oluşturur.
Kanamanın kontrol edilebilmesi için sodyum hipoklorit, ferrik sülfat gibi
hemostatik ajanların kullanımı tavsiye edilmektedir.(47,50,51)
Pulpa kuafajı için farklı materyaller bulunmasına karşın, Ca(OH)2
standart olma özelliğini halen korumaktadır. Bu güne kadar yapılan
çalışmalarda,
araştımacılar
pulpa
açılmalarının
tedavisinde,
seçilen
materyalin cinsinden ziyade, seçilen materyalin sızıntıyı önleyebilme
17 kapasitesinin daha önemli olduğunu görmüşlerdir. Bu noktada, Ca(OH)2’ in
zamanla çözünebilmesi, oluşturduğu dentin köprüsünde tünel defektlerinin
olması ve zamanla sızıntıyı önleme kabiliyetindeki düşüş, bazı soru
işaretlerinin oluşmasına neden olmuştur.(52,53)
Son yıllarda yüksek doku uyumluluğuna sahip olması, oluşturduğu
dentin köprüsünde tünel defektlerinin olmaması ve bakteri boya geçişini son
derece iyi önlemesi nedeniyle MTA materyali, direkt pulpa kuafajında ön
plana çıkmaya başlamıştır. MTA’nın oluşturduğu dentinogenez, materyalin
yüksek doku uyumunun, sızdırmazlık özelliğinin ve bazik karakterde
olmasının bir sonucudur.(48,52)
Pitt Ford ve ark.(49) 1996 yılında yaptıkları bir çalışmada, canlı
maymun dişlerinde pulpa kuafaj materyali olarak MTA ile Ca(OH)2
karşılaştırmışlardır. Yapılan direkt pulpa kuafajlarının 5 aylık gözlemi
sonucunda, MTA ile kapatılan 6 dişin 5'inde hiçbir enflamasyon görülmezken,
örneklerin tümünde dentin köprüsü oluştuğu gözlenmiştir. Ca(OH)2 ile
kapatılan dişlerin tümünde, pulpada enflamasyon görülmüş ve sadece 6 dişin
2'sinde dentin köprüsü oluşmuştur.(1)
Hayvansal deneylerin çok olumlu sonuçlar vermesi üzerine, MTA
kliniklerde kuafaj materyali olarak denenmeye başlanmıştır. Aeinehchi ve
ark.(53) 11 çift, toplam 22 sağlam maksiller 3. azı dişte, kuafaj materyali
olarak MTA ve Ca(OH)2’nin başarısın karşılaştırmışlardır. Histolojik olarak,
MTA uygulanan dişlerde Ca(OH)2’e göre daha az enflamasyon, hiperemi ve
nekroz bulgularına rastlamışlardır. Ayrıca, MTA’nın yaklaşık 2 ayda 0,28mm
kalınlığında bir dentin köprüsünün oluştuğunu ve 6. ay sonunda kalınlığının
18 0,43mm ye çıktığını, bu süre sonunda Ca(OH)2 ile oluşan dentin köprüsünün
ise sadece 0,15mm olduğunu rapor etmişlerdir.(53)
Anatomik ve fizyolojik özellikleri nedeni ile, geleneksel materyaller ile
süt dişlerinde yapılan direkt pulpa kuafajı tedavilerinin başarısı oldukça düşük
olmaktadır. Bu durumun, süt dişi pulpasındaki farklılaşmamış mezenşimal
hücrelerin, internal rezorpsiyonu yöneten osteoklastlara dönüşmesinden
kaynakladığı düşünülmektedir. Bu nedenle süt dişlerinde direkt pulpa kuafajı
yerine, daha radikal bir tedavi olan amputasyon tedavisi tercih edilmektedir.
Literatürde MTA’nın pulpa kuafajında başarıyla kullanıldığına dair birçok olgu
raporu bulunmaktadır.(1)
2004 yılında yayınlanan bir olgu raporunda hastanın sağ alt 1. süt azı
dişine MTA ile direkt pulpa kuafajı yapılmış ve 18 aylık takip sonunda ise
dişte
klinik
ve
radyolojik
olarak
herhangi
bir
komplikasyona
rastlanmamıştır.(52) Süt dişlerinin direkt kuafajında, MTA’nın başarılı ve
güvenilir sonuçlar vermesi, özellikle pedodontistler açısından önemlidir.(1)
Daimi dişlerde yapılan bir çalışmada, 11 yaşındaki bir çocuğun sol alt 1.
Molar dişinde derin çürük tespit edilmiştir.Çürüklü diş semptomsuz,
perküsyon veya dokunmada ağrısız ve radyolojik olarak periradiküler patoloji
içermemektedir.Vitalite testine pozitif sonuç vermiştir.(Şekil 1)(54)
19 Şekil1:Radyolojik muayene (54)
36 numaralı dişte çürük doku temizlenirlen iatrojenik olarak mezyolingual tüberkülün pulpa boynuzunun açıldığı dikkate çarpmıştır. (şekil 2)(54)
Şekil 2:İatrojenik olarak açılan mezyo-lingual pulpa boynuzu (54)
20 Bunun üzerine diş yüzeyi, %5.25’lik sodyum hipoklorit çözeltisiyle
nemlendirilmiş pamuk peletlerle temizlenmiştir.Pulpal kanamayı kontrol altına
almak için, fizyolojik solüsyonla ıslatılmış pamuk peletler kullanılmıştır.Daha
sonra, açığa çıkan pulpa bölgesine MTA(Pro-Root MTA, Dentsplay, Tulsa
Dental,Tulsa,OK,USA) yerleştirilmiş, üzerine steril su ile ıslatılmış pamuk
pelet konmuş ve geçici dolgusu yapılmıştır.Bu haliyle film alınmıştır.(şekil 3)
(54)
Şekil 3: MTA yerleştirildikten sonraki röntgeni (54)
Üç gün sonraki seansta dişten vitalite testiyle pozitif yanıt alınmış;
bunun üzerine geçici dolgu kaldırılmış ve MTA’nın sertleşmesi kontrol
edilmiştir.Kavite kompozit ile restore edilmiş ve bitiş filmi alınmıştır.(şekil 4)
(54)
21 Şekil4:Kompozitle restore edilmiş bitiş röntgeni(54)
Vitalite testleri ve kontrol filmleri 1, 3, 6 ve 12. aylarda tekrar edilmiştir.
(şekil 5) (54)
Şekil 5: 12. Ay kontrol röntgeni (54)
22 4.2. AMPUTASYON (PULPOTOMİ) MATERYALİ OLARAK
Amputasyon, kavite preparasyonu sırasında büyük çaplı bir pulpa
ekspozu meydana geldiğinde uygulanan vital pulpa tedavisidir. Koronal pulpa
tamamen
çıkarılarak,kökteki
ağızlarının
iyileşmesi
sağlıklı
pulpa
sağlanmaktadır.Bunun
dokusu
aracılığıyla
kanal
ekspoz
alanın
nedeni,
çevresindeki çürük dentine komşu olan pulpa dokusunda, bakterilerin
bulunması, ve bu dokunun enflamasyon ve dejeneratif değişiklikler
gösterdiğine
inanılmasıdır.Pulpotomi
işlemi
enfekte
veya
etkilenmiş
durumdaki koronal pulpanın çıkartılmasından sonra, bırakılan sağlıklı kök
pulpasının iyileşme potansiyeline sahip olduğu mantığına dayanır.(47)
Pulpotomi,
enfeksiyonun
radiküler
pulpaya
ulaştığı
durumlarda
kontraendikedir. Bu durumlar;
1- Hastada spontan ağrı varsa
2- Pulpadan kaynaklanan apse ya da fistül varsa
3- Kökte patolojik, internal veya eksternal rezorbsiyon varsa
4- Patolojik mobilite varsa
5- Pulpa kalsifiye ise
6- Radyografik incelemede periapikal veya interradiküler radyolüsensi
varsa
7- Pulpa odasına girildiğinde kanamanın olmaması
8- Koronal pulpanın temizlenmesinin ardından kanal ağızlarında kontrol
edilemeyen kanama varsa(55)
Süt dişi amputasyonunun başarı kriterleri şu şekildedir;
1- Radiküler pulpa asemptomatik olmalıdır.
23 2- Radyolojik değerlendirmede patolojik eksternal kök rezorbsiyonu
olmamalıdır.
3- Tedavi daimi diş germine zarar vermemelidir.
4- Dişte uzun süren ağrı, hassasiyet veya abse olmamalıdır.
5- İnternal kök rezorbsiyonu sınırlı ve stabil olmalıdır.(47,56)
Pulpotomi tedavisinin başarılı olabilmesi için, tüm bu kriterlerin
sağlanması dışında kullanılacak materyalin de doğru seçilmesi gerekir. Bu
güne kadar bu tedavide birçok materyal denenmiştir (formokrezol, ZnOE,
Ca(OH)2 vb). Klinik olarak başarılı bulunan ve en çok tercih edilen materyal
formokrezoldür. Fakat pulpada enflamasyon ve nekroza neden olması,
sitotoksik, mutojenik, karsinojenik potansiyelinin olması, immünolojik cevaba
neden olması ve sistemik yayılım gösterebilmesi nedeniyle çocuklarda
güvenilir
bulunmamıştır.
kullanılabilecek,
olumlu
Bu
yüzden
etkilere
araştırmacılar,
sahip
olan
daha
MTA’nın
güvenle
üzerinde
durmaktadırlar.(1)
Eidelman ve ark. (57) 2001
yılında yaptıkları bir çalışmada,çürük
nedeniyle perfore olmuş süt azılarda yapılan pulpotomilerde, formokrezol ile
MTA’yı kıyaslamışlardır. On yedi aylık gözlem sonucunda, MTA’nın
formokrezole göre çok daha başarılı sonuçlar verdiğini ve süt dişleri için daha
uygun bir materyal olduğu belirtilmiştir.
Ebrahim ve ark. (58) 2007 yılında yaptıkları bir çalışmada amputasyon
materyali olarak biyoaktif cam ile birlikte MTA’nın hidroksiapatit ve
formokrezole kıyasla daha mantıklı bir seçim olacağını belirtmişlerdir.
Bir hayvan çalışmasında, ratların azı dişlerinde yapılan deneysel
pulpatomilerde ferrik sülfat, formekrezol, MTA ve bioaktif cam materyallerinin
24 etkinlikleri kıyaslanmıştır. Sonuç olarak en ideal materyal olarak MTA ilk
sırada yer almıştır. (1)
Holland ve ark.(59) tarafından yapılan bir başka hayvan çalışmasında,
Portland simanı ve MTA karşılaştırılmıştır.Köpek dişlerinde yapılan pulpotomi
uygulmasını takiben 2 ay sonra yapılan histomorfolojik incelemelerde,
örneklerin tümünde tübüler dentin köprüsü oluşumu gözlenmiştir. Sonuç
olarak, MTA ve Portland simanı pulpotomi uygulamalarında benzer etkiler
göstermişlerdir.(1)
Agamy ve ark. (60); beyaz MTA, gri MTA ve formokrezolün pulpotomi
tedavilerindeki başarılarını kıyaslamak için araştırmalar yapmışlardır. Yaşları
4-8 arası değişen toplam 24 çocuğun süt dişlerinde yapılan pulpotomi
tedavilerinde, gri MTA’nın diğer materyallere göre çok daha başarılı sonuçlar
verdiği görülmüştür. Bu araştırmaya göre gri MTA hem sert hem de yumuşak
dokularda rejenerasyonu arttırmaktadır.(1)
Bir olgu raporunda, 7 yaşındaki hasta sağ alt yarım çenesinde çiğneme
sırasında oluşan ağrı yüzünden kliniğe başvurmuştur. Ağız içi muayenesinde
84 ve 85 numaralı dişlerinde çürükler tespit edilmiştir.(şekil 6) (54)
Şekil 6: İntraoral muayenede görülen çürükler (54)
25 84 numaralı dişin çürüğü temizlenirken koronal pulpanın açığa çıktığı
farkedilmiştir.Kanama derecesi, kök yapısı ve periapikal radyolüsensi olup
olmadığı değerlendirildikten sonra pulpotomiye karar verilmiştir.(şekil 7) (54)
Şekil 7: Radyografik muayene(54)
Pulpa odası açıldıktan sonra, koronal pulpanın tamamı kanal girişlerine
kadar steril bir ekskavatör yardımıyla kesilip çıkartılmıştır. Kök pulpasının
kanaması, fizyolojik solüsyonla ıslatılmış steril pamuk peletlerle kontrol altına
alınmıştır. Kanal girişleri
bir aplikatör kullanılarak MTA (Pro-Root MTA,
Dentsplay, Tulsa Dental, Tulsa, OK,USA) ile kapatılmıştır. Üzerine MTA’nın
mekanızmasını hızlandırmak amacıyla steril su ile ıslatılmuş pamuk pelet
konmuş ve geçici materyalle kavite kapatılmıştır. Üç gün sonraki seansta 84
numaralı dişten kontrol amaçlı periapikal radyografi alınmıştır.(şekil 8)(54)
26 Şekil 8: 84 no’lu dişe MTA yerleştirilmesi sonrası alınan
röntgen(54)
Geçici dolgu malzemesi uzaklaştırılıp MTA’nın sertleşmesi kontrol
edilmiş, daha sonra üzerine kompomer ile restorasyon yapılmıştır.Altı ay
sonra kontrol filmi alınmış ve patolojik bir oluşum görülmemiştir. (şekil 9) (54)
Şekil 9: 6 ay sonra alınan kontrol röntgeni (54)
27 4.3. APEKSİFİKASYON SIRASINDA APİKAL TIKAÇ MATERYALİ
OLARAK
Apeksifikasyon, apeks oluşumu tamamlanmadan vitalitesini kaybetmiş
dişin, apikal pulpa bölgesinde, kalsifik doku formasyonuyla kapanma
sağlayan tedavidir. Apikal kapanmayı sağlayan kalsifik yapı; osteodentin,
osteosement,
kemik
veya
üçünün
birden
kompozisyonu
şeklinde
gerçekleşebilir. Bu kapanma, kök kanal sisteminin periapikal dokulara
taşmayacak şekilde güta perka ve pat ile güvenli bir şekilde doldurulmasına
olanak sağlar. (3,61)
Açık apeksli dişlerin tedavisi ve restorasyonu son derece zordur.Bu
amaçla birçok materyal sert doku formasyonunu teşvik etmek ve dolgu
maddelerinin apikalden taşmasını engellemek için apikal tıkaç olarak
kullanılmıştır. En çok tercih edilen yöntem; Ca(OH)2 ile apeksifikasyon
işleminin ardından, kökün kırılma direncini arttırmak için kanalın kompozit
rezinle doldurulmasıdır. Ancak 2002’de Andreasen ve ark.(62) tarafından
yapılan bir çalışmada, apeksifikasyon amacıyla bir yıldan uzun süre Ca(OH)2
uygulanan immatür dişlerde, kırılma direncinin %50 oranında azaldığını
belirtilmiştir. Bu nedenle açık apeksli dişlerde apikal tıkaç olarak kullanılmak
üzere alternatif materyal arayışı olmuş ve özellikle in-vitro olarak olumlu
sonuçlar verdiği bilinen MTA üzerinde çalışmalar artmıştır.(1,52,63)
Apeksi kapanmamış ve nekrotik pulpalı dişlerde uygulanan apikal tıkaç
oluşturma işlemi şu sırayla uygulanır:
 Kök kanalı uygun kanal aletleriyle ve NaOCl ile temizlenir.
 Ca(OH)2 bir hafta kanal içinde dezenfeksiyon için bekletilir.
28  Bir haftanın sonunda Ca(OH)2 kanaldan NaOCl irrigasyonu ile
uzaklaştırılır.Kanal kağıt konlarla kurutulur.
 MTA karıştırılır, karışım bir amalgam taşıyıcısıyla kanala taşınır.
 MTA, kağıt konlar veya plugger kullanılarak kök ucuna itilir.
 Apikalde 3-4 mm’lik bir tıkaç oluşturulmalıdır.Radyografi ile kontrol
edilir.Eğer yeterli düzeyle bir apikal tıkaç oluşturulamazsa, kanal steril su ile
yıkanır ve materyal uzaklaştırılır.Uygulama tekrar edilir.
 Apikal setin üzerine nemli bir pamuk pelet konur ve giriş kavitesi en
az 3-4 saatliğine geçici bir dolgu materyali ile kapatılır.
 Kalan kök kanalı güta-perka veya dentin duvarları fazla incelmişse
kompozit reçinelerle tıkanır.Giriş kavitesine daimi restorasyon uygulanır.(3)
Hachmeister ve ark.(64) tarafından 2002 yılında yapılan iki çalışmada
MTA ve Ca(OH)2 karşılaştırılmıştır. İlk çalışmada MTA apikal tıkaç olarak 4
mm kalınlığında yerleştirilmiş, ve aynı miktarda yerleştirilen Ca(OH)2 ‘e göre
daha üstün fakat sızıntıyı önlemede yetersiz kaldığı görülmüştür. İki yıl sonra
yapılan diğer çalışmada 4mm kalınlığında MTA yerleştirildikten sonra, kanal
kompozit rezinle doldurulmuştur. Sonucun son derece başarılı olduğu
görülmüştür. Ayrıca, aynı çalışmada MTA kanal içine ultrasonik aletlerle
yerleştirildiğinde, sızıntı önlemedeki başarısının daha yüksek olduğu not
edilmiştir.(1)
Shabahang ve ark. (65) köpeklerin deneysel amaçlı enfekte edilmiş,kök
ucu açık küçük azı dişlerini, önce Ca(OH)2 kullanarak dezenfekte etmiş;daha
sonra MTA’yı apikal tıkaç oluşturmak için kullanmışlardır. Araştırıcılar,
MTA’nın kök ucunda sert doku oluşumunu uyardığını ve enflamasyonu
azalttığını belirtmişlerdir.(1)
29 Literatürdeki bir olgu raporunda, 7 yaşındaki çocuk hastada sol üst
birinci keser dişinde, pulpayı da içine alan bir kron kırığı tespit
edilmiştir.Travma, kliniğe başvurmadan üç ay önce meydana gelmiştir.(şekil
10) (54)
Şekil 10 : 21 no’lu dişin pulpayı içine alan kron kırığını göstren
ağız içi fotoğrafı (54)
İlgili dişten bir periapikal film alınmış ve dişe vitalite testi uygulanmıştır.
(şekil 11) Vitalite testi sonucu negatif çıkmış, radyografik incelemede ise
apeks gelişiminin henüz tamamlanmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle MTA
yerleştirilmesiyle apikal bariyer oluşturmaya karar verilmiştir. (54)
30 Şekil 11 : Periapikal radyografi ile 21 no’lu dişin incelenmesi (54)
Kanal genişletilmesi tamamlandıktan sonra % 5,25 ‘lik sodrum hipoklorit
ile kanallar temizlenmiş; kanal eğeleriyle radyografik apeksin 1 mm gerisine
kadar ilerlenebilirlik kontrol edilmiştir. (şekil 12) Hasta, kırık diş bölgesinde
abse geçmişinden bahsettiği için, kanal içinde bir hafta süreyle kalsiyum
hidroksit bekleterek fazladan ara seans yapılmıştır. Bu sayede periapikal
bölgede MTA’nın aktivitesini geciktirecek olan asidite nötralize edilmiştir.(54)
31 Şekil 12: 21 no’lu dişin çalışma boyu kontol röntgeni (54)
Bir hafta sonra geçici dolgu ve kalsiyum hidroksit temizlenip, kanal
%5,25 ‘lik sodyum hipoklorit ile yıkanmış; steril kağıt konlarla kurutulmuştur.
Daha sonra MTA karışımı hazırlanmış, apeks bölgesine 4-5 mm kalınlığında
yerleştirilmiştir.Üzerine MTA ile direkt temas halinde olacak şekilde nemli
kağıt kon konulup, kavite geçici malzemeyle kapatılmış ve röntgen
çekilmiştir.(şekil 13) (54)
Üç gün sonra geçici dolgu ve kağıt kon kaldırılmış, materyalin tam
olarak sertleşip sertleşmediği kontrol edilmiştir. Daha sonra sıcak güta
yöntemi ile kanalın kalan kısmı doldurulmuş ve kron restore edilerek tedavi
bitirilmiştir. On iki ay sonra alınan kontrol radyografisinde herhangi bir
periapikal lezyon görülmemiştir. (şekil14) (54)
32 Şekil 13: MTA yerleştirildikten sonra alınan röntgen(54)
Şekil 14: 21 no’lu dişin 1 yıl sonra alınan kontrol röntgeni (54)
33 4.4. KÖK REZORBSİYON ALANLARININ TAMİRİNDE
Kök kanalı içinde predentin, kök kanalı dışında osteoblastlar,
sementoblastlar ve presementum ; dişin mineralize dokularının rezorbe
olmamasını sağlar. Ancak predentin ve presementin demineralize olduğu ya
da presementin mekanik olarak zarar gördüğü durumlarda rezorbsiyon
oluşmaya başlamaktadır.Polinükleer hücreler, zarar görmüş çıplak kalsifiye
dokuların etrafında kolonize olur ve rezorbsiyon başlar. Bu, iltihabi kök
rezorbsiyonudur. Dişteki lokalizasyonuna göre internal ya da eksternal kök
rezorbsiyonu şeklinde tanımlanır.(2,61)
Eksternal rezorbsiyon vakalarının tedavisinde amalgam, kompozit rezin,
cam iyonomer siman gibi farklı materyaller denenmiş; fakat son yıllarda MTA
tercih edilmeye başlanmıştır.MTA’nın tercih edilme nedeni, uygulandığı
alanda biyolojik olarak uymulu bir yüzey sağlayarak olası kemik ve sement
adhezyonuna izin verebilmesidir. Ayrıca kök ucu dolgu maddesi olarak
kullanıldığında MTA’nın yüzeyine, sement dokusunun doğrudan apozisyonu
gözlenmiştir. Bu özellik MTA’ya özgüdür ve bu sayede oral kavite ile direkt
ilişkide olmayan eskternal kök rezorbsiyonlarında tercih sebebi olmuştur.Oral
kavite ile direkt ilişkide olan eksternal invaziv servikal rezorbsiyonlarda,
uygulanan
MTA oral flora ile kontamine olur. MTA’nın pürüzlü yüzeyi
subgingival plak birikimine yol açabilir.Ayrıca MTA sert bir materyal olmadığı
için, mekanik temizlik sırasında kazınıp zarar görebilir.Bu nedenle bu gibi
vakalarda tek başına kullanımıönerilmez. (66)
Güzeler ve ark.(67) eksternal rezorbsiyon görülen açık apeksli dişlerde
MTA’nın ortograd kanal dolgu materyali olarak kullanımını geçerli bir seçenek
34 olarak sunmuşlardır.Kalsiyum salımına sahip olması ve yüksek pH değerini
uzun süre koruması ile dentin tübülleri vasıtasıyla rezorbsiyon lakünasına
ulaşan
kalsiyum
ve
hidroksil
iyonları
enflamatuar
süreci
baskılar,
odontoklastik aktiviteyi durdurur ve çevre dokuların tamir potansiyelini
destekler. Kök rezorbsiyonu çok fazla olup kök boyu kısalmış açık apeksli
dişlerde, MTA’nın apikal bariyer olarak kullanımı kanalın büyük ölçüde MTA
ile dolumunu gerektirir. Bu ise, diğer bir kök kanal dolgu maddesine yer
kalmamasına neden olur.Böyle durumlarda kanalın tamamı MTA ile
doldurulması önerilir. (66)
Sari ve Sönmez’in hazırladığı bir vaka raporunda , MTA ile tamir edilen
mandibular süt molar dişinde, koronal üçlüdeki enflamatuar rezorbsiyonda
çözünürlüğün durduğu ispatlanmıştır.(68)
Birçok vaka raporu, MTA kullanılarak tamir edilen eksternal kök
rezorbsiyonu defektlerinden başarılı sonuçlar alındığını göstermiştir.Aynı
zamanda hem süt hem de daimi dişlerde internal rezorbsiyon vakalarında,
başarılı cerrahi ve cerrahi olmayan tedavi şekilleri rapor edilmiştir.(2)
4.5. FURKASYON VE KÖK PERFORASYONLARININ ONARIMINDA
TAMİR MATERYALİ OLARAK
Perforasyon, pulpa boşluğu ve periradiküler dokular arasında oluşan
normal olmayan açıklıklardır.Genelde iatrojenik sebeplerden meydana
gelir.Pulpa boşluğunu ve kanalı ararken yanlış alet kullanımı,agresif kanal
genişletme sırasında veya post boşluğu hazırlarken perforasyon oluşabilir.
Nadir de olsa osteoklastlar internal ve eksternal olarak dentini rezorbe ederek
perforasyon
oluşturabilir.
Perforasyonun
35 konumu
gingival
sulkustan
subkrestal bölgeye; kök ortasında apikale doğru değişebilir.Subkrestal
bölgedekiler, enfekte olup komşu dokuda kronik enfeksiyon cevabı
yaratabildikleri için hemen tedavi edilmelidir.Eğer perforasyon noktası,
konturların düzeltilmesi için periodontal cerrahiye izin vermeyecek bölgede
ise dişin prognozu iyi olmaz.Perforasyon bölgesi kökün ortasındaysa, güta
perka ve diğer materyallerin kanal boyuna dikkatlice yerleştirilmesiyle tedavi
edilebilir. Eğer cerrahi olarak bölgeye ulaşılabilirse cerrahi işlem uygulanır;
ancak genelde imkansızdır. Apikal perforasyonda, güta perka ve kanal patı
yerleştirilmesi genellikle yeterli bir tedavi olacaktır. Perforasyon apekse yakın
olduğunda kök ucu rezeksiyonu, perforasyonu içine alacak şekilde
yapılır.(3,61)
Perforasyon tamiri amacıyla Cavit, ZnOE, Ca(OH)2, amalgam, gütaperka, trikalsiyum fosfat ve hidroksiapatit gibi maddeler denenmiş fakat
henüz ideal özellikleri taşıyan bir materyal bulunamamıştır.(1,51,63)
Lee ve ark.(69) 1993 yılında yaptıkları çalışmada, çekilmiş dişlerde
deneysel olarak oluşturulan kök perforasyonlarında MTA’nın tıkaçlama
yeteneğini; amalgam ve IRM‘ye göre çok daha az sızıntıya neden olduğunu
göstermişlerdir.(1)
Nakata ve ark.(70) deneysel bakteriyel sızıntı modelinde, furka
perforasyonları
karşılaştırmışlardır.
oluşturarak
amalgam
Sonucunda,
MTA’nın
ve
MTA’nın
etkinliğini
fusobakterium
nucleatum
sızıntısını önlemede ,amalgama göre daha üstün olduğunu bildirmişlerdir.(1)
Ford ve ark. (71), köpeklerin alt çene küçük azı dişlerinde deneysel
olarak
oluşturdukları
furka
perforasyonlarında,
MTA
ve
amalgamı
histopatolojik olarak karşılaştırmışlardır. Tedavisi hemen yapılan grupta,
36 amalgam örneklerinin hepsinde enflamasyon görülürken, MTA örneklerinin 6
tanesinden 1 tanesinde enflamasyon gözlendiği ve enflamasyon gözlenmyen
örneklerde, bir miktar sement oluştuğu bildirilmiştir. Tedavisi gecikmiş grupta
ise, tüm amalgam örneklerinde enflamasyon gözlenirken; MTA içeren 7
örneğin 4’ünde enflamasyon bulunmuştur.(1)
Olivera ve ark.(72) yaptığı bir vaka raporunda ; süt molar dişlerinde
MTA kullanılarak yapılan furkasyon perforasyonu tedavisinde, 20 ay sonra
klinik başarı ve radyolüsensinin elimine edildiği rapor edilmiştir.(2)
Klinik bir çalışmada; furkasyonda ve kökün servikal üçlüsünde bulunan
perforasyonu gri MTA ile tamir edilen dişlerin prognozunu araştırmıştır. Beş
yıl sonra 10 dişin 9’unda iyileşme meydana geldiği kaydedilmiştir.(2)
Farklı bir vaka raporunda hem kron-kök fraktürü hem de lateral
perforasyon bulunan mandibuler 2. Molar dişin; MTA ve poliasit modifiye
rezin kompozit kullanılarak başarıyla tedavi edildiği kaydedilmiştir.(2)
Bu bilgiler ışığında , furkasyon ve kök perforasyonlarının tamirinde
kullanılabilecek en iyi materyalin MTA olduğu konusunda fikir birliği
oluşmaktadır.(1) Ancak kesin sonuca varabilmek için uzun dönemde klinik
araştırmalara ihtiyaç vardır.(2)
4.6.RETROGRAD DOLGU MATERYALİ OLARAK
Endodontik cerrahi işlemleri, rutin endodontik tedaviye cevap vermeyen
olgularda kök ucunun cerrahi olarak ortaya çıkarılması, kesilmesi ve ardından
sızdırmaz bir materyal ile tıkanmasını içerir.(66) Kök ucu dolgu maddesinin
görevi, apikal kanal boşluğunu
doldurmak ve sızdırmazlık sağlamak,
mikrobiyal ürünlerin kök kanalından periapikal dokulara geçişini önlemek için
37 giriş yolunu kapatmaktır. Bu aynı zamanda doku tamirinin meydana
gelmesine izin vermektedir.Kök ucu dolgu maddesi biyouyumlu, kullanımı
kolay, radyoopak, antibakteriyel, adeziv, çözünmez olmalı ve nemden
etkilenmemelidir.(2) Retrograd dolgu materyali olarak bu güne kadar birçok
materyal denenmiş fakat vital dokularla uyumlu olmaması, periradiküler
dokuların rejenerasyonunu stimüle etmemesi ve enfekte kök kanalından
irritanların periradiküler alana sızmasını engelleyememesi nedeni ile henüz
ideal bir retrograd dolgu materyali bulunamamıştır. Son yıllarda yapılan
çalışmalar MTA üzerine yoğunlaşmıştır.(1,52,63)
MTA ile retrograd dolgu uygulaması şu şekildedir:
 Flep kaldırılması
 Kemiğin kaldırılması
 Kök ucunun kesilmesi ve retrograd kavitenin açılması
 Kanamanın kontrol altında tutulması
 Küçük bir taşıyıcı ile materyalin kök ucu çevresine yerleştirilmesi ve
bir plugger yardımıyla sıkıştırılması
 Kök ucu kavitesinin dolumu bittikten sonra kesilmiş kök yüzeyi ve
taşkın MTA kısımları, nemli bir gazlı bezle düzeltilir.(MTA nem varlığında
sertleştiği
için
periradiküler
doku
ve
kemikten
kanama
yaratılması
gerekebilir.Bu kan kök yüzeyine ve MTA üzerine uygulanır fakat fazla
miktarda kan materyali yumuşatır ve çalışılamaz hale getirir.)
 MTA yerleştirildikten sonra ameliyat alanı yıkanmamalıdır
 Yumuşak doku flebi dikilmesi ve iyileşmesinin kontrol edilmesi (3)
Materyalin geliştirildiği ilk yıllarda,Torabinejad ve ark., tek köklü dişlerin
kök uçlarına 3mm derinliğinde retrograd kaviteler açmış; MTA, Süper-EBA ve
38 amalgam materyallerini kavitelere yerleştirmiş ve ‘’rhodamine B floresan
boyası’’ ile mikrosızıntıları incelemiştir. Çalışma sonucunda, MTA’nın SüperEBA ve amalgama oranla daha az sızıntıya neden olduğun görülmüştür.(1)
Shipper ve ark.(73) oluşturdukları SEM çalışma modelinde, retrograd
dolgu materyali olarak amalgam ve MTA’nın marjinal adaptasyonlarını
değerlendirmişlerdir.Çalışmada 20 adet tek köklü çekilmiş maksiller diş
kullanılmış ve sonucunda MTA’nın marjinal adaptasyonunun amalgama göre
daha üstün olduğu belirtilmiştir.(1)
Torabinejad ve ark.(28) yaptıkları bir çalışmada, tek köklü dişlerin
retrograd kavitelerini MTA, amalgam,Super-EBA ve IRM ile doldurarak;
kanallarındaki bakterilerin mikrosızıntısını incelemişlerdir.Araştırmacılar, 90.
günde MTA ile doldurulan dişlerde hiçbir sızıntı tespit edemezken; diğer
materyallerin 15. ve 34. günler arasında sızıntıya neden olduğunu
görmüşlerdir.(1)
Bu konuda yapılan birbirine benzer iki çalışmadan 1999 yılında yapılan
ilk çalışmada, retrograd dolgu materyali olarak MTA, Super-EBA, kompozit
ve amalgam; 2003 yılında yapılan ikinci çalışmada ise hidroksiapatit simanı,
MTA
ve
Super-EBA
materyalleri
kullanılmıştır.
Çalışmalar
sonunda
materyallerin mikrosızıntıyı önleme kapasiteleri sızıntı modeli kullanılarak
değerlendirilmiştir.Materyaller arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık
kaydedilmemiştir.(1)
Bu konuda yapılan çalışmalar incelendiğinde, araştırmacılar arasında
bir fikir birliğine henüz ulaşılmadığı görülmektedir.
39 4.7.KÖK KIRIKLARINDA TAMİR MATERYALİ OLARAK
Genellikle kökün apikal ve orta üçlü bölümünde meydana gelen
horizontal kök fraktürlerinin iyileşme potansiyelleri yüksektir ve kendiliğinden
iyileşir. Ancak bazı durumlarda koronal fragmandaki pulpa canlılığını yitirebilir
ve
koronal
fragmanın
kök
kanal
tedavisine
ihtiyaç
duyulur.Koronal
fragmandaki pulpanın nekroze olduğu horizontal kök fraktürlü dişlerde, fraktür
alanında apikal bariyer olarak MTA kullanılabilir.Kanalın kalan kısmı kanal
patı ve güta perka ile doldurulabilir. Koronal fragmanın tamamen MTA ile
doldurulduğu başarılı vakalar da rapor edilmiştir. (66)
Schwartz ve ark.(74) yaptıkları bir çalışmada,horizontal kök kırığı ve 3.
Derece mobilitesi bulunan üst orta keser dişte, koronal parçanın pulpasını
uzaklaştırmış ve apikal parçanın pulpasını canlı olarak bırakmışlardır.Kök
kırığı
bölgesine
MTA
yerleştirip
kalan
kısmın
kanal
tedavisini
tamamlamışlardır. Tedaviden 6 ay sonra diş incelendiğinde başarılı sonuçlar
ortaya çıkmıştır.(1)
Torabinejad ve Chivian(6) vertikal kök kırıklarının sızdırmazlığını
sağlamak için de MTA’nın güvenle kullanılabileceğini bildirmişlerdir.(1)
40 5. ÖZET
Süt dişlerinin vital pulpa tedavileri, immatür köklere sahip genç daimi
dişlerin kök kanal tedavileri, apeksifikasyon işlemi, perforasyonların tamiri,
rezeksiyonlar pedodonti kliniğinde karşılaşılan ve yapılan tedavilerdir. Bu
tedaviler, süt dişlerinin daimi dişler sürene kadar; genç daimi dişlerin ise
ağızda kalabildiği süre kadar dayanıklılığını sağlamak amacıyla yapılır.(1)
Derin çürüklere sahip süt dişlerinde görülen pulpa açılmalarında direkt
pulpa kuafajı veya duruma göre amputasyon tedavileri uygulanır. Süt
dişlerine uygulanan amputasyon materyallerinden biri olan formokrezolün
toksik, mutajenik ve karsinojenik potansiyelinin olması gibi birçok olumsuz
özellik, alternatif olarak elektro cerrahi, lazer, ferrik sülfat, glutaraldehit,
‘freeze-dried bone’, ‘osteogenic protein’ gibi pek çok çeşitli yöntem ve
materyalleri gündeme getirmiştir. MTA da bu alternatiflerin arasındadır.
Formokrezol ve MTA’nın amputasyon tedavilerindeki başarısını karşılaştıran
pek çok çalışma yapılmış, bazılarının sonucunda iki materyal arasında
önemli farklılıklar bulunmadığı belirtilmiştir. Genç daimi dişlere amputasyon
uygulanan çalışmalarda ise, MTA ve Ca(OH)2 karşılaştırılmış; MTA daha az
enflamasyona yol açtığı ve daha iyi bir dentin bariyer formasyonu gösterdiği
için üstün bulunmuştur.(2,3)
Süt dişlerinde pulpa kuafaj materyali olarak Ca(OH)2 ve MTA
karşılaştırılmış ve iki materyal için de klinik ve radyografik başarı
kaydedilmiştir.Daimi
dişlerde
pulpa
kuafajında
aynı
materyaller
karşılaştırılmış ve MTA daha üstün bulunmuştur. Ca(OH)2 ile tedavi edilen
dişlerde pulpa nekrozu, hiperemi, enflamasyon ve zayıf, düzensiz dentin
bariyeri oluşumu görülürken; MTA da bu olumsuz etkiler görülmemiştir.
41 Mekanik olarak ekspoze olmuş pulpaların tedavisinde MTA’nın Ca(OH)2’e
göre daha iyi bir materyal olduğuna karar verilmiştir.(2)
İmmatür dişlerin kök kanal tedavisinde halen en tercih edilen yöntem,
Ca(OH)2 ile apeksifikasyon işleminin ardından dişin restore edilmesidir.
Ancak bu yöntem için çok sayıda seansa ihtiyaç duyulması , Ca(OH)2’ in
zamanla sızıntıyı önlemede yetersiz kalması ve dişin kırılma direncini
azaltması gibi sebeplerden, yeni materyal arayışı devam etmektedir.MTA bu
ihtiyacı karşılayacak materyal olabilir.Bunun için daha fazla klinik araştırmaya
ihtiyaç vardır.(1)
Tüm bu nedenlerden dolayı, dokularda rejenerasyonu tetikleyen,
mikroorganizma geçişini yeteri kadar önleyebilen, biyo-uyumluluğu yüksek,
çocuklarda güvenle kullanılabilcek bir materyalin geliştirilmesi pedodontistler
için önem taşımaktadır.Yapılan çok sayıda in-vivo,in-vitro ve hayvan
çalışmalarının
sonucunda,
MTA’nın
pedodontide
uygulanan
tedavi
prosedürlerinde güvenle kullanılmasının ve rutin klinik kullanıma girmesinin
mümkün olduğu görülmektedir.(1)
Bu tezde kullanılmak üzere taranan makalelerden elde edilen verilere
göre MTA’nın pedodontide güvenle kullanılabileceği anlaşılmaktadır. MTA,
sitotoksik ya da mutajenik olmamakla birlikte biyouyumludur.(3)
MTA ile ilgili araştırmalar halen devam etmekte olup, daha fazla klinik
çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
42 6. KAYNAKLAR
1. Karayılmaz H., Kırzıoğlu Z. : Mineral Trioksit Agregat ve Pedodontideki
Önemi. Süleyman Demirel Üniv. Diş. Hek. Fak. Derg. 2011,3(1), s: 30-46.
2. Hatice KAHRAMAN: MTA(Mineral Trioksit Agregat), Bitirme Tezi,
E.Ü.Dişhekimliği Fakültesi, İZMİR 2010.
3. Fidan Sultan IRMAK: MTA’nın Endodontide Kullanımı,Bitirme Tezi, E.Ü.
Dişhekimliği Fakültesi, İZMİR 2009.
4. Parirokh M, Torabinejad M. Mineral trioxide aggregate: A comprehensive
literature review-Part I:Chemical, physical and antibacterial properties. J
Endod. 2010, 36(1), s: 16-27.
5. Camilleri J, Montesin FE, Brady K, Sweeney R,Curtis RV, Ford TR. The
constitution of mineral trioxide aggregate. Dent Mater. 2005,21(4), s: 297303.
6. Torabinejad M, Chivian N. Clinical applications of mineral trioxide
aggregate. J Endod. 1999,25(3), s: 197-205.
7. Torabinejad M, Hong CU, McDonald F, Pitt Ford TR. Physical and
chemical properties of a new root-end filling material. J Endod.
1995,21(7), s: 349-53.
8. Fridland M., Rosado R. Mineral Trioxide Aggregate (MTA) solubility and
porosity with different water to powder rations. J.Endod 2003,29, s: 814817.
9. Camilleri J., Pitt Ford T.R. Mineral Trioxide Aggregate: A review of the
constituents and biological properties of the material. International
Endodontic Journal 2006, 39, s: 747-754.
43 10. Sluyk SR, Moon PC, Hartwell GR. Evaluation of setting properties and
retention characteristics of mineral trioxide aggregate when used as a
furcationperforation repair material. J Endod. 1998,24(11), s: 768-71.
11. Torabinejad M, Hong CU, Pitt Ford TR, Kattering JD. Cytotoxicity of four
root end filling materials. J Endod 1995, 21, s: 489-92.
12. Osorio RM, Hefti A, Vertucci FJ, Shawley AL. Cytotoxicity of endodontic
materials. J Endod 1998, 24, s: 91-6.
13. Koh ET, McDonald F, Pitt Ford TR, Torabinejad M. Cellular response to
mineral trioxide aggregate. J Endod 1998, 24, s: 543-7.
14. Keiser K, Johnson CC, Tipton DA. Cytotoxicity of mineral trioxide
aggregate using human periodontal ligament fibroblasts. J Endod 2000,
26, s: 288-91.
15. Haglund R, He J, Jarvis J, Safavi KE, Spangberg LSW, Zhu Q. Effects of
root-end filling materials on fibroblasts and macrophages in vitro. Oral
Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 2003, 95, s: 739-45.
16. Camileri J, Montesin FE, Di Silvio L, Pitt Ford TR. The chemical
constitution and biocompatibility of accelerated Portland cement for
endodontic use. Int Endod J 2005,38, s: 834-42.
17. Torabinejad M, Hong CU, Pitt Ford TR, Kariyawasam SP. Tissue reaction
to
implanted Super EBA and mineral trioxide aggregate in mandibula
of guinea pigs: a priliminary report. J Endod 1995, 21,s: 569-71.
18. Torabinejad M, Pitt Ford TR, Abedi HR, Kariyawasam SP. Tissue reaction
to implanted root-end materials in the tibia and mandible of guinea pigs. J
Endod 1998, 24, s: 468-71.
44 19. Estrela C, Bammann LL, Estrela CR, Silva RS, Pecora JD. Antimicrobial
and chemical study of MTA, portland cement, calcium hydroxide paste,
sealapex and dycal. Braz Dent J 2000, 11, s: 3-9.
20. Torabinejad M, Hong CU, Pitt Ford TR, Kettering JD. Antibacterial effects
of some root-end filling materials. J Endod 1995; 21: 403-6.
21. Al-Nazhan S, Al-Judai A. Evaluation of antifungal activity of mineral
trioxide aggregate. J Endod 2003, 29, s: 826-7.
22. Stowe TJ, Sedgley CM, Stowe B, Fenno JC. The effects of chlorhexidine
gluconate (%0,12) on the antimicrobial properties of tooth-colored
ProRoot mineral trioxide aggregate. J Endod 2004, 30, s: 429- 31.
23. Al-Hezaimi K, Al-Hamdan K, Naghshbandi J, Oglesby S, Simon JH,
Rotstein I. Effect of white-colored mineral trioxide aggregate in different
concentrations on Candida albicans in vitro. J Endod 2005, 31, s: 684-6.
24. Hernandez EP, Botero TM, Mantellini MG, Mcdonald NJ, Nor JE. Effect of
ProRoot MTA mixed with chlorhexidine on apoptosis and cell cycle of
fibroblasts and macrophages in vitro. Int Endod J 2005, 38, s: 137-43.
25. Namazikhah M.S., Nekoofar M.H., Sheykhrezae M.S., Salariyeh S.,
Hayes S.J.,Bryant S.T., Mohammadi M.M., Dummer P.M.H. The effect of
pH on surface hardness and microstructure of mineral trioxide aggregate.
International Endodontic Journal 2008, 41, s:108-16.
26. Chong BS, Pitt Ford TR, Hudson MB. A prospective clinical study of
Mineral Trioxide Aggregate and IRM when used as root-end filling
materials in endodontic surgery. Int Endod J 2003, 36, s: 520-6.
45 27. Torabinejad M, Pitt Ford TR, McKendrey DJ, Abedi HR, Miller DA,
Kariyawasam SP. Histologic assessment of mineral trioxide aggregate as
a rootend filling in monkeys. J Endod 1997, 23, s: 225-8.
28. Torabinejad M, Rastegar AF, Kettering JD, Pitt Ford TR. Bacterial
leakege of mineral trioxide aggregate as a root-end filling material. J
Endod 1995, 21, s: 109-12.
29. Torabinejad M, Smith PW, Kettering JD, Pitt Ford TR. Comparative
investigation of marginal adaptation of mineral trioxide aggregate and
other comonly used root-end filling materials. J Endod 1995, 21, s: 295-9.
30. Şen Tunç E., Çetiner S. : Mineral Trioxide Aggregate: Literatür Derlemesi.
Atatürk Üniv. Diş. Hek. Fak. Derg.,2006, s: 16-1,46-53.
31. Torabinejad M, Pitt Ford TR, McKendrey DJ, Abedi HR, Miller DA,
Kariyawasam SP. Histologic assessment of mineral trioxide aggregate as
a rootend filling in monkeys. J Endod 1997, 23, s: 225-8.
32. Nakata TT, Bae KS, Baumgartner JC. Perforation repair comparing
mineral trioxide aggregate and amalgam using an anaerobic bacterial
leakage model. J Endod 1998, 24, s: 184-6.
33. Torabinejad M., Higa R.K., McKendry D.J., Pitt Ford T.R. Dye leakage of
four root-end filling materials: effects of blood contamination. J Endod
1994, 20, s: 159-163.
34. Koh E.T., McDonald F., Pitt Ford T.F., Trobinejad M. Cellular response to
Mineral Trioxide Aggregate. J.Endod 1998, 24, s: 543-547.
35. Maghaddame Jafori S., Mantellini M.G., Botero T.M., McDonald N.J., Nör
J.E. Effect of ProRoot MTA on pulp cell apoptosis and proliferation in
vitro. J.Endod 2006, 31, s: 387-391.
46 36. Kettering J.D., Torabinejad M. Investigation of mutagenicity of Mineral
Trioxide Aggregate and other commonly used rood-end filling materials. J
Endod 1995, 21, s: 537-539.
37. Shah PM, Chong BS, Sidhu SK, Ford TR.Radiopacity of potential rootend filling materials. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod.
1996, 81(4), s: 476-9.
38. Kogan P, He J, Glickman GN, Watanabe I. The effects of various
additives on setting properties of MTA. J Endod. 2006,32, s: 569-72.
39. Porirokh M., Asgary S., Eghbal M.J., Stowe S., Eslami B., Eskandarizade
A.,Shabahang S. A comparative study of white and gray mineral trioxide
aggregate as pulp capping agents in dog’s teeth. Dental Traumatology
2005, 21, s:150-154.
40. Sarkar NK, Caicedo R, Ritwik P, Moiseyeva R, Kawashima I.
Physicochemical basis of the biologic properties of mineral trioxide
aggregate. J Endod 2005, 31, s:97-100.
41. Bozeman TB, Lemon RR, Eleazer PD. Elemental analysis of precipitate
from gray and white MTA. J Endod 2006, 32,s:425-8.
42. Tomson PL, Grove LM, Lumley PJ, Slona AJ, Smith AJ, Cooper PR.
Dissolution of bio-active dentine matrix components by mineral MTA. J
Dent 2007, 35, s:636-42.
43. Çalışkan M.K., Endodontide Tanı ve Tedaviler. İstanbul 2006, s:
36,401,713,737,753.
44. Kakehashi, S., Stanley, H.R.,Fitzgerald, R.J. The Effects of Surgical
Exposures of Dental Pulps in Germ-Free and Conventional Laboratory
Rats. Oral Surg Oral Med Oral Pathol. 1965, 20, s: 340-349.
47 45. Cox, C.F., Bergenholtz, G., Fitzgerald, M., Heys, D.R., Heys, R.J., Avery,
J.K. ve diğerleri. Capping of the dental pulp mechanically exposed to the
oral microflora -- a 5 week observation of wound healing in the monkey. J
Oral Pathol. 1982,11 (4) ,s: 327-339.
46. Cox, C.F., Bergenholtz, G., Heys, D.R., Syed, S.A., Fitzgerald, M.,Heys,
R.J. Pulp capping of dental pulp mechanically exposed to oral microflora:
a 1-2 year observation of wound healing in the monkey. J Oral Pathol.
1985, 14 (2) ,s: 156-168.
47. Burak AKSOY: Süt Dişlerinde Ferrik Sülfat Amputasyonunda Kullanılan
Farklı Kaide Materyallerinin Başarıya Etkilerinin Klinik ve Radyografik
Olarak İncelenmesi, Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi Dişhekimliği
Fakültesi, ANKARA 2013.
48. Kopel H.M. Considerations for the direct pulp capping procedure in
primary teeth: a review of the literature. ASDC J Dent Child,1992, 59 (2),
s: 141-149.
49. Ford TR, Torabinejad M, Abedi HR, Bakland LK, Kariyawasam SP. Using
mineral trioxide aggregate as a pulp-capping material. J Am Dent Assoc.
1996, 127(10), s:1491-4.
50. Yaman E., Gorken F., Pinar Erdem, A., Sepet, E.,Aytepe, Z. Effects of
folk medicinal plant extract Ankaferd Blood Stopper((R)) in vital primary
molar pulpotomy. Eur Arch Paediatr Dent , 2012; 13 (4), s: 197-202.
51. Tsuneda Y., Hayakawa T., Yamamoto H., Ikemi T., Nemoto K. A
histopathological study of direct pulp capping with adhesive resins, Oper
Dent, 1995, 20 (6), s: 223-229.
48 52. Rao A, Rao, A, Shenoy R. Mineral Trioxide Aggregate-A Review. J Clin
Pediatr Dent. 2009, 34(1), s: 1-8.
53. Aeinehchi M, Eslami B, Ghanbariha M, SaffarAS. Mineral trioxide
aggregate (MTA) and calciumhidroxide as pulp-capping agents in human
teeth;a preliminary report. Int Endod J. 2003, 36(3), s: 225-31.
54. Maturo P., Costacurta M., Bartolino M., Docimo R. : MTA Aplications in
Pediatric Dentistry, Oral&Implantology ,2009, II.
55. Camp J.H., Barrett E.J., Pulver F. Pathways of the Pulp. St. Louis,
Missiouri: Mosby Inc. 2002.
56. Fuks,
A.B.
Pediatric
Dentistry:
Infancy
Through
Adolescence,
Philedelphia, Saunders, 2005.
57. Eidelman E, Holan G, Fuks AB. Mineral trioxide aggregate vs.
formocresol in pulpotomized primary molars: a preliminary report. Pediatr
Dent. 2001, 23(1), s:15-8.
58. Ebrahim J, Mohammad RS, Neda A. Histopathologic responses of Dog’s
dental pulp to mineral trioxide aggregate, bio active glass, formocresol,
hydroxyapatite, Dent Res J. 2007,4, s: 83-7.
59. Holland R, de Souza V, Murata SS, Nery MJ, Bernabé PF, Otoboni Filho
JA, Dezan Júnior E.Healing process of dog pulp after pulpotomy and pulp
covering with mineral trioxide aggregate or Portland cement. Braz Dent J.
2001,12(2), s:109-13.
60. Agamy HA, Bakry NS, Mounir MM, Avery DR. Comparison of mineral
trioxide
aggregate
andformocresol
as
pulp-capping
agents
pulpotomized primary teeth. Pediatr Dent. 2004, 26(4), s:302-9.
49 in
61. Çalışkan M. K. Endodontide Tanı ve Tedaviler. İstanbul, 2006, s: 36-47,
713,725-733, 741,753.
62. Andreasen JO, Farik B, Munksgaard EC. Long term calcium hydroxide as
a root canal dressing may increase risk of root fracture. Dent
Traumatol.2002,18(3), s:134-7.
63. Parirokh M, Torabinejad M. Mineral Trioxide Aggregate: A comprehensive
literature review-Part III: Clinical applications, drawbacks and mechanism
of action. J Endod. 2010, 36(3), s: 400-13.
64. Hachmeister DR, Schindler WG, Walker WA 3rd, Thomas DD. The
sealing ability and retention characteristics of mineral trioxide aggregate
in a model of apexification. J Endod. 2002, 28(5), s:386-90.
65. Shabahang S, Torabinejad M, Boyne PP, Abedi H, McMillan P. A
comparative study of root-end induction using osteogenic protein-1,
calcium hydroxide and mineral trioxide aggregate in dogs J Endod. 1999,
25(1), s:1-5.
66. Umut AKSOY: MTA(Mineral Trioksit Aggregate) ve Bioaggregate’in,
Dentin
Tübüllerinden
Kök
Yüzeyine
Kalsiyum
ve
Hidroksil
İyon
Diffüzyonlarının İn Vitro Olarak Araştırılması, Doktora Tezi, K.K.T.C.
Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, LEFKOŞA, 2012.
67. Güzeler
I.,Uysal
S.,Cehreli
Z.C.
Management
of
trauma-induced
inflammatory root resorption using mineral trioxide aggregate obturation:
two-year follow up. Dental Traumatology, 2010, 26(6), s:501-504.
68. Sarı S.,Sönmez D. Internal Resorption Treatment with Mineral Trioxide
Aggregate in a Primary Molar Tooth, 18-month follow-up, J Endod 2006,
32, s:69-71.
50 69. Lee S.J., Monsef M., Torabinejad M. Sealing ability of a mineral trioxide
aggregate for repair of lateral root perforations. Journal of Endodontics,
1993, 19(11), s:541-544.
70. KK. Nakata TT, Bae KS, Baumgartner JC. Perforation repair comparing
mineral trioxide aggregate and amalgam. J Endod. 1998, 24(3), s:184-6.
71. Ford TR, Torabinejad M, McKendry DJ, Hong CU, Kariyawasam SP. Use
of mineral trioxide aggregate for repair of furcal perforations. Oral Surg
Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod. 1995, 79(6), s:756-63.
72. Oliveria TM, Sakai VT, Silva TC, Santos CF, Machado MA, Abdo RC.
Repair of furcal perforation treated with mineral trioxide aggregate in a
primary molar tooth: 20-month follow up. J Dent Child (Chic) 2008,75,
s:80-83.
73. Shipper G, Grossman ES, Botha AJ, Cleaton-Jones PE. Marginal
adaptation of mineral trioxide aggregate (MTA) compared with amalgam
as a root end filling material: alow-vacuum (LV) versus highvacuum (HV)
SEM study. Int Endod J. 2004,37(5), s:325-36.
74. Schwartz RS, Mauger M, Clement DJ, Walker WA. Mineral trioxide
aggregate: A new material for endodontics J Am Dent Assoc. 1999, 30,
s:967-75.
51 7.ÖZGEÇMİŞ
1990 tarihinde Balıkesir’de doğdum. İlk öğrenim ve orta öğrenimimi
İvrindi 7 Eylül İlköğretim Okulu’nda tamamladım.Lise öğrenimimi Sırrı Yırcalı
Anadolu Lisesi’nde tamamladım.2009 yılında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği
Fakültesi’ne kazandım.
52 
Download

1312 - Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi