243
O D T Ü M E Z U N L A R I D E R N E Ğ İ YAY I N I D I R
EKİM 2014
www.odtumd.org.tr
243
İÇİNDEKİLER
6
ODTÜ’den
8
Dernekten
ODTÜLÜLER BÜLTENİ
EKİM 2014
Dernek Ad›na Sahibi ve Yaz› ‹flleri Müdürü
Himmet fiAH‹N (EDS’83)
Yay›n Kurulu
Tülay ÜNLÜEVCEK(PSY’83)
fiule fiAH‹N(PSY’85)
Melda TANRIKULU(CP’06)
Emrah DEL‹KAN(CE’06)
Günay BULUT(ADM’85)
Melih VURKIR(OR/STAT’83)
Erkan ÖZMACUN(EE’87)
fiule GÖKO⁄LU(ADM’85)
Gökçen GÖKYER(CP’12)
Kıvanç YILMAZ(IE’03)
Ümit Nevzat UĞUREL(CP’80)
Yay›n ve Reklam Sorumlusu
Aysun BÜYÜKCENG‹Z
[email protected]
Grafik-Tasar›m
Yusuf MEŞE (Ajans-Türk)
Bask›
AJANS-TÜRK BASIN VE BASIM A.fi.
‹stanbul Yolu 7.km. No: 24 Bat›kent/Ankara
Tel: 0312 278 08 24
Bask› Tarihi: 08.10.2014
ODTÜ Mezunlar› Derne€i Yönetim Kurulu
Himmet Şahin(EDS’83)
Baki Arslan(CE’89)
Ümit Nevzat Uğurel(CP’80)
Kamil Kancoğlu(ME’87)
S. Melih Şahin(ME’85)
Arzu Hancı Karademirci(BÖTE’04)
Sibel Dinçer(CHEM’04)
Ödentileriniz ‹çin
T. ‹fl Bankas›, ODTÜ fiubesi
TR 39 000 64 000 001 4229 0528642
Garanti Bankas› Maltepe fiubesi
TR92 0006 2000 1140 0006 2011 60
Burs ve Yard›mlar Fonu
T. ‹fl Barkas›, ODTÜ fiubesi
TR 81 000 64 000 001 4229 0422059 (TL)
TR 80 0006 4000 0024 2293 2824 08 (EUR)
TR 81 0006 4000 0024 2293 1651 17 (USD)
Garanti Bankas› Maltepe fiubesi
TR 21 000 6 2000 1140 000 6 2995 35 (TL)
20 Opera
Sahnelerinden
22 Spor
24 Vişnelik
İzlencesi
26 Güncel
28 Teknoloji
29 Dosya
DOSYA
40 Kavramlar
Yönetim Yeri
ODTÜ Mezunlar› Derne€i Viflnelik Tesisi
1540 Sk. No: 58 100. Y›l, 06530, Ankara
Tel: (312) 286 79 79
Faks: (312) 287 75 00
E-posta: [email protected]
www.odtumd.org.tr
41 ODTÜ’den
Kapak Fotoğrafı
Nülifer Kale
42 İnecek Var
Bir Köşe
Hocam
Dosya Konusu
Uyku
Yerel Süreli Yay›n
ISSN 1303-7390
ODTÜ Mezunlar› Derne€i ayl›k yay›n organ›d›r.
ODTÜ’lüler Bülteni her ay 5750 adet bas›lmakta
ve Dernek üyelerine ücretsiz gönderilmektedir.
‹mzal› yaz›lardaki görüfl ve düflünceler yazarlar›na
ait olup, ODTÜ Mezunlar› Derne€i’ni ve ODTÜ’lüler
Bülteni’ni sorumlu k›lmaz. Yay›mlanan yaz›lar ve foto€raflar,
Derne€in ve yazarlar›n izni olmadan kullan›lamaz.
4 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Kitaplar
UYKU
44 Arasında
48 Çizgiyle
BİZDEN SİZE
Sevgili Üyelerimiz, Değerli ODTÜ’lüler,
2014 yılının son dönemecine girdiğimiz şu günlerde, biten cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında ülke gündemi
yavaş yavaş yeni seçimlere doğru evrilirken, çözüm süreci ve yeni anayasa tartışmaları yeniden hız kazanmaya
başladı. Öte yandan sınırlarımızın hemen dibinde cereyan eden savaş ortamının getirdiği belirsizlik ve
uluslararası camiada oluşturulan birlik çabaları, bu zor ve karmaşık ortamda ülkenin esenlik içinde kalması
açısından toplum tarafından da ilgiyle izleniyor.
Ekim ayının aynı zamanda Cumhuriyet Bayramını da kapsaması, Cumhuriyetle yönetilmenin ne denli önemli
olduğu ve kişi hak ve özgürlüklerinin demokratik bir yapı altında güvence altında olmasının ne kadar değerli
olduğunu vurgulaması açısından daha da dikkat çekici hale geliyor.
Böylesine yoğun gündem ve belirsizliğin hakim olduğu bir süreçte bizler de ODTÜ Mezunları Derneği’nde sizler
için hazırladığımız yeni dönem etkinlikleri ile üyelerimizin kaynaşması, aynı çatı altında toplanması ve ODTÜ
kimliğinin devamlılığını sağlaması açısından hız verdik. Bu karmaşık sürece ışık tutabilecek çeşitli paneller ve
söyleşilerle sizlere yeni bir bakış açıları kazandırmayı amaçlarken, diğer taraftan da gündemin yorgunluğu ve
bıkkınlığını hafifletecek bir takım küçük aktiviteler, hobiler ve spor olanaklarını sizlere sunmayı planladık.
İstiyoruz ki; Üniversitemizden aldığımız ODTÜ’lüye yakışır eğitim ve bilinci yansıttığımız bir ortamda sizler için
yarattığımız tüm etkinliklerimizde bu farkı dostlarınızla birlikte yaşayın.
İstiyoruz ki; hukuksal, politik ve ekonomik düzlemde kişi özgürlük ve haklarına sahip çıkan, baskı ve sömürü
düzeninden uzak bir dünya için yapılan çalışmaları sizlerle paylaşırken, düzenlediğimiz paneller, söyleşiler ve
toplantılarla yeni bakış açılarını hep birlikte tartışalım.
İstiyoruz ki; yapılandırdığımız sosyal sorumluluk projelerimizi hep birlikte omuzlayalım. Soma için, YÖNDER için,
Burs için ve ODTÜ için yaptığımız toplantılarımızda sizlerle birlikte geçmişimize sahip çıkarken, desteklerinizle
çalışmalarımızı devam ettirelim.
İstiyoruz ki; dostlarınızla ve ailenizle paylaşmaktan mutluluk duyacağınız anları Vişnelik’te birlikte çoğaltalım.
İster keyifli bir akşam yemeğinde, ister öğleyin bir iş yemeğinde, ister bir tenis dersi öncesinde, ister fitness,
yoga veya pilates sonrasında, yani kısaca size özel bir keyif anını mutlaka Vişnelik’te bulabilmenizi istiyoruz.
İstiyoruz ki, ilginizi çekebilecek yepyeni programlarıyla arkeoloji seminerlerimiz, edebiyat sohbetlerimiz, enerji
konulu söyleşilerimiz, fotoğraf atölyelerimiz, sinema gecelerimiz, temalı gezilerimiz, tiyatro okulumuz, koleksiyon
sergilerimize arkadaşlarınızla birlikte katılarak hem sosyal çevrenizi genişletirken, hem de kendinize yeni hobiler
edinmenize yardımcı olalım.
ODTÜ Mezunları Derneği olarak tüm bu etkinlikleri ve buraya sığdıramadığımız daha pek çok aktiviteyi sizler için
planlıyoruz ve sizlerle burada olabilmek için çalışıyoruz. Tüm isteğimiz; ODTÜ dayanışması içinde Derneğimize
sahip çıkarak bizlere güç ve destek vermenizdir.
Türkiye genelinde imrenilerek bakılan, pek çok üniversitenin mezunlar derneğinin örnek aldığı ve sosyolojik
olarak ilgisini çeken Derneğimizde, gönüllülük esasına göre profesyonel bir ruhla amatör olarak çalışmalarını
sürdüren çalışma gruplarımızın ve yönetim kurulumuzun tek dileği bu etkinliklerde aileniz ve dostlarınızla sizleri
Vişnelik’te daha çok görebilmektir.
Cumhuriyet Bayramınızı ve Kurban Bayramınızı en içten dileklerimizle kutluyoruz.
Saygılarımızla,
OD­TÜ Me­zun­la­r› Der­ne­ği
Yö­ne­tim Ku­ru­lu
Dernekten
Aysun BÜYÜKCENGİZ
ODTÜ
’nün 2014 – 2015 eğitim
– öğretim yılı 22 Eylül Pazartesi günü Kültür ve Kongre Merkezi’nde
gerçekleşen törenle başladı. ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Şahin’in de katıldığı törende bir açılış
konuşması yapan Rektör Prof. Dr. Ahmet
Acar konuşmasında ODTÜ’nün geçtiğimiz
dönem başarılarının yanı sıra, son dönemde
ODTÜ’nün içinde bulunduğu gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 2014 LYS
MF-4 puan türünde Türkiye beşincisi olan
ve Üniversitemiz Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü kazanan Berivan Işık
ile aynı puan türünde Türkiye onuncusu olan
ve yine Üniversitemiz Elektrik-Elektronik
Mühendisliği Bölümü’nü kazanan Güner
Dilşad Er de törende birer konuşma yaptı.
“Üniversitemizin 59. eğitim-öğretim
yılını başlatıyoruz”
Rektör Prof. Dr. Ahmet Acar, “Orta Doğu
Teknik Üniversitesi’nin 2014-2015 EğitimÖğretim Yılı Açılış Törenine hoş geldiniz.
Bugün Üniversitemizin 59. eğitim-öğretim
yılını başlatıyoruz” diyerek başladığı konuşmasında, son akademik yıldaki önemli
gelişmelerden ve gelecek dönem Üniversite
gündeminde yer alacak konulardan söz etti.
Geçen yılın başında gündeme gelen ve uluslararası alanda da yankı uyandıran “ODTÜ
Yolu” olaylarını hatırlatan Prof. Dr. Acar,
yaşanan sürecin demokrasi açısından iyi bir
sınav olmadığını dile getirdi.
Son akademik yılda 27.455 öğrencinin
ODTÜ’de eğitim gördüğünü ifade eden Ahmet Acar, Hacettepe Üniversitesi işbirliği
ile açılan “Nörobilim ve Nöroteknoloji”
doktora programına bu yıl öğrenci kabulünün başladığını söyledi. Fiziki olanakları
artırma konusunda da çalışmaları olduğunu
6 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
ODTÜ’de
Yeni Eğitim
Dönemi
Başladı
belirten Acar, 27.000 metrekarelik kapalı alan sahip “Araştırma Parkı” binasının,
Rüzgar Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin ve
Erdemli Kampusu’ndaki Deniz Ekolojisi ve
İklim Araştırmaları Merkezi araştırma binasının projelendirme aşamasının tamamlandığını ifade etti.
TÜBİTAK ve ilgili kuruluşların katılımıyla hazırlanan “Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2014” sıralamasında,
ODTÜ’nün bu yıl da 144 üniversite arasında
birinci sırada yer aldığını belirten Rektör
Acar, ODTÜ Teknokent bu yıl da ülkemizdeki 36 teknokent arasında en başarılı teknoloji geliştirme bölgesi olarak ilan edildiğini;
ayrıca TÜBİTAK 1513 Teknoloji Transfer
Ofisleri Destekleme Programı kapsamında
bu yıl “ODTÜ Bilgi Transfer Ofisi” kurulduğunu hatırlattı. Üniversitenin barınma olanaklarına da değinen Acar, dönem başında
kullanıma alınan yeni yurttan ve Lisansüstü
Konukevi projesinden söz etti.
tuğunun altını çizen Acar, üniversiteyi üniversite yapanın “akademik değerlere” bağlılık olduğunu belirtti.
Konuşmasında ODTÜ’lü öğrencilere seslenen Acar, “ODTÜ’nün sunduğu akademik,
sosyal ve kültürel olanaklardan yararlanmak için siz de çaba gösterin. Öğrenmek
için merak ön koşuldur. Size sunduğumuz
olanak çeşitliliği ve özgür öğrenme ortamını, merakınız ile birleştirin, yaratıcı ve
yenilikçi insanlar olarak kendinizi yetiştirin. Araştırın, tartışın, sorgulayın. Kişisel
ve sosyal becerilerinizi geliştirmek, her gün
yeni şeyler öğrenmek, yeni deneyimler elde
etmek için gayret edin” dedi.
Rektör Acar, konuşmasnı “2014-2015 Eğitim-Öğretim Yılının hepimize başarı ve mutluluk getirmesini dilerim” diyerek sözlerini
tamamladı.
“En önemli konulardan biri akademik
ve idari kadrolarımızın genişletilmesi”
Rektör Prof. Dr. Ahmet Acar’ın ardından
söz alan Berivan Işık, ODTÜ’lü olmanın
gururunu yaşadığını ifade ederek, “Bir üniversitenin amacı sadece bilim üretmek değil, aynı zamanda üretilen bilimi toplumun
yararına kullanmayı öğretmektir. İşte bu
sebepten çağdaş, bilimsel, demokratik eğitimin yanında özgür düşünceye de önem veren böylesine bir aileye katıldığım için çok
mutluyum” dedi.
Konuşmasında akademik ve idari kadro sorunlarına da değinen Rektör Acar, “Ülke
olarak uluslararası düzeyde eğitim-araştırma-uygulama yapan ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir rekabet gücüne sahip
olan üniversiteler istiyorsak, ODTÜ’nün ve
ülkemizdeki bazı diğer üniversitelerin büyük özveriyle ulaştıkları düzeyleri yeterli
göremeyiz” dedi. ODTÜ’nün topluma olan
sorumluluklarını her zaman ön planda tut-
Güner Dilşad Er ise, Üniversitemizin uluslararası alanda saygın, bugünün bilimini
öğrencilerine aktaran, özgür düşünce ve demokrasiyi ön planda tutan, çevreye duyarlı
bir okul olduğunu hatırlatarak, “Gelişimin,
yeniliğin, öğrenmenin yuvasında yarının
bilimini üretmek için buradayız. Bu yolda
bizlerden desteğini esirgemeyecek olan ailelerimize ve bütün ODTÜ ailesine şimdiden
teşekkür ediyorum” dedi.
Prof. Dr. Ahmet Acar, ODTÜ’nün ağaç dikme geleneğini sürdürdüklerine dikkati çekerek, geçen yıl 18 Ekim sonrasında ilan
edilen “Bir Ağaç Sizden, Bir Orman Bizden
Kampanyası”nın desteklerle sürdüğünü söyledi.
C
M
Y
CM
MY
CY
CMY
K
Dernekten
Arzu Hancı Karademirci (CEIT’03)
Soma’lı Çocuklara Ziyaret
Geçtiğimiz Mayıs ayında Soma Karanlıkdere Maden Ocağı’nda meydana gelen ve 301
madencinin hayatını kaybetmesine yol açan facianın ardından 20 – 21 Haziran 2014 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz Soma ziyareti sonrasında, bölge halkına destek için ODTÜ
Mezunları Derneği olarak neler yapabileceğimiz konusunda öneriler geliştirmiştik. Tüm
öneriler değerlendirilerek başlatılan ‘Bir kitapla neler değişir?’ başlıklı kampanya kapsamında toplanan kitaplar ve nakdi bağışlarla alınan okul çantaları, Soma Çalışma Grubumuzun 24 – 27 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirdikleri ziyaret ile Soma’da bulunan
Namık Kemal İlkokulu ve Ayşe Temizel Ortaokulu öğrencilerine ulaştırıldı.
ğışlar, Genel Enerji’nin
nakdi bağışı, MNG Kargo ile Volkan Çanta’nın
da çanta bağışları ile
toplam 1100 adet çanta
hazırlandı.
Ziyaret Öncesi Hazırlıklar
Birinci ziyaretimiz sonrasında, öne çıkan
öneriler arasında çocuklar ve gençlerin
eğitimlerinin desteklenmesi yer alıyordu.
ODTÜ Mezunları Derneği olarak bölgede
sosyo-ekonomik düzeyi daha düşük olan ailelerin çocuklarına hikâye kitabı ve roman
hediye ederek çocukların okuma alışkanlıklarının geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçladık. Kitap kampanyası ile Soma’daki facianın sıradan bir gündem gibi
tüketilmesi ve unutulmasının önüne geçmek,
çocukların hayatında küçük bir değişim yaratma gayesi ile ‘Bir kitapla neler değişir?’
şiarı eşliğinde Dernek üyelerimizden, çocuk
kitapları bağışlayarak ya da birinci Soma
ziyaretinde çekilen fotoğrafları satın alarak
Soma’da yaşayanlara destek vermelerini istedik. Ayrıca, kitapevleri ve yayınevleri ile
görüştük. Arkadaş Yayınevi ve Epsilon Yayınevi ve üyelerimiz kitap bağışında bulundu. Kitaplarla birlikte okul çantası hediye
etmenin çocukları daha fazla sevindireceği
düşünülerek üyelerimizden gelen nakdi ba8 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Soma İlçe Milli Eğitimi
Müdürü Mustafa Dikici
ile görüşülerek Soma’da
bulunan ilk ve ortaokul
isimleri ve öğrenci sayıları alındı; elimizde
bulunan kitap ve çanta
sayıları değerlendirildi;
bölgede daha önce tanıştığımız kişi ve kurumların önerileri alınarak
Namık Kemal İlkokulu’nun 501 ilkokul ve
70 anaokulu öğrencisi ile Ayşe Temizel Orta
Okulu’nun 587 öğrencisine 1100 çanta ve
kitap seti hediye edilmesi planlandı. Bağış
kitaplar okullara göre her bir öğrenci için
ayrı ayrı paketlenerek çantalarla birlikte
okullara ulaştırıldı. Kitap ve çantaların dağıtımı için Soma Çalışma
Grubu kapsamında 5 kişilik bir ekip Soma’ya gitti.
Namık Kemal
İlkokulu’na
Ziyaret
Namık Kemal İlkokulu
Müdürü
İbrahim
Ersoy’un içten ilgisi ve
yardımları ile yaklaşık
24 sınıfı tek tek dolaştık;
toplam 501 öğrenciye
kitap paketleri ve çanta-
larını dağıttık. 1., 2., 3. ve 4 sınıf öğrencilerine Ankara’dan geldiğimizi söylediğimizde ve Ankara’da ne var diye sorduğumuzda
tüm sınıflardan “Anıtkabir vaaar” yanıtını
aldık. Ayrıca, bir öğrenci “Ankara’nın
Bağları” şarkısını söyleyerek bize teşekkürlerini iletti. Namık Kemal İlkokulu’nda yer
alan anaokulu öğrencilerine çanta ve kitap
yerine, boyama kitabı, pastel ve kuru boya
içeren paketlerle köpük yap-bozlar bırakıldı. Anaokulu çıkışında bekleyen ve diğer
sınıflarda da çocukları bulunan veliler çocuklarının çanta ve kitapları aldıklarında
yaşadıkları mutluluğu ve sevinci anlatarak
bizlere ayrıca teşekkürlerini ilettiler.
Ayşe Temizel Ortaokulu
Ziyaretimiz
Ayşe Temizel Ortaokulu için hazırlanan kitapların ağırlığı ve kalınlığı nedeniyle bu
okulda sınıfları dolaşmak yerine okul içinde
bulunan bir salona öğrenciler öğretmenleri eşliğinde geldi; yine küçük bir konuşma
Dernekten
yapılarak kitap paketleri ve çantalar öğrencilere hediye edildi. Öğrenciler romanları ilgiyle karşıladılar; özellikte “Mürekkep” romanı serisinin farklı kitaplarını talep eden
öğrenciler oldu. Ayrıca, Türkçe sözlük setleri öğretmenler tarafından ilgi gördü; Türkçe öğretmenlerine ve kütüphaneye birer set
bırakıldı. Sınıf öğretmenleri ile görüşülerek
başarılı öğrencilere elimizde az sayıda bulunan derslere yardımcı test kitapları verildi.
Ziyaret ettiğimiz okul müdürlerinden alınan
bilgiler doğrultusunda elimizde kalan az sayıda ilkokul kitabını Yırca İlköğretim Okulu
öğrencilerine dağıtılması için ilgili okul müdürüne teslim ettik.
Açıktır ki, Soma Çalışma Grubu olarak yaptıklarımız okyanusta bir damla bile değil.
Ancak, Cumhuriyet tarihinin en büyük iş kazasının ardından bölge halkının bir parça da
olsa acılarını paylaşıp onlara ODTÜ Mezunları Derneği olarak yanlarında olduğumuzu
hissettirebildiysek, yaşanan büyük facia ve
travmanın ardından çocukları az da olsa
sevindirebildiysek, her iki ziyaret sırasında
görüştüğümüz yüzlerce kişi ile kısa süreliğine de olsa bir bağ kurup akıllarında ODTÜ
ve Derneğimizin isimlerinin kalmasını sağlayabildiysek Soma Çalışma Grubu olarak
hedeflerimize ulaştık diyebiliriz.
gerçekleştirilecek projeler için güç kaynağı
olsun, çok daha başarılı “geri veren” etkinliklerin önünü açsın.
Son olarak, kampanya kapsamında nakdi
bağışta ve kitap yardımında bulunan, fotoğraf satın alarak kampanyaya destek olan tüm
üyelerimize; nakdi bağışta bulunan Genel
Enerji’ye; kitap bağışında bulunan Arkadaş
Yayınevi’ne ve Epsilon Yayınevi’ne; çanta
bağışında bulunan Volkan Çanta’ya; çanta
bağışında bulunan ve nakliye işlemlerini ücretsiz yapan MNG Kargo’ya; tüm bu çalışmalar boyunca, deneyimlerini, zamanını ve
emeğini özveri ile Soma Çalışma Grubu’na
sunan, en sıkıntılı anlarda bile, iyiyi, güzeli
ve olumluyu görmemize yardımcı olan Derneğimiz üyelerinden Ali Dalgalı’ya; neşesi,
coşkusu ve yorgunluk bilmez enerjisiyle bize
güç veren, özgün yetenekleri ve fotoğrafladığı eşsiz karelerle çalışmaya destek olan
Derneğimiz üyelerinden Ömür Kancoğlu’na;
etkili organizasyon ve iletişim becerileri sayesinde kitap ve nakdi bağış kampanyasına önemli katkıların sunulmasını sağlayan
ve her daim desteğini hissettiğimiz Dernek
Müdürümüz Ruşen Ayaz’a değerli katkıları
için teşekkürü bir borç biliriz.
Açıktır ki,
Soma Çalışma
Grubu olarak
yaptıklarımız
okyanusta
bir damla
bile değil.
Gerek Soma’da, gerekse ülkemizin çeşitli
il ve ilçelerinde bizim ODTÜ’lüler olarak
sahip olduğumuz olanaklara sahip olamayan insanlar yaşamaktadır. ODTÜ’lü olma
bilincinin “geri vermek (give back)” kültürü ile yoğrulduğu unutmayarak Derneğimiz
olanakları kapsamında Soma’daki çocuklara bir “ışık” geri vermeyi istedik ve onların gözlerindeki “ışık” bizi hem mutlu etti,
hem de sonraki çalışmalarımız için umutlandırdı. İsteriz ki bu çalışma, Derneğimiz
çatısı altında yapılacak diğer çalışmalar ve
EKİM 2014 9
Dernekten
Vişnelik
’te
“3 Gece 3 Yıldız”...
U
nicef Türkiye Milli Komitesi’nin “Okul
Öncesi Eğitiminin Güçlendirilmesi”
projesi yararına düzenlediği “3 Gece
3 Yıldız” isimli konser dizisi, 17-18-19
Eylül tarihlerinde ODTÜ Mezunları Derneği
Vişnelik Çim Amfi’de gerçekleşti. Ankaralı
müzikseverlerleri açık havada, yıldızların
10 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
altında müziğin yıldızlarıyla buluşturan
konserler dizisinde ilk gün, piyanoda Kerem
Görsev, davulda Ferit Odman ve kontrbasta
Kağan Yıldız’dan oluşan Kerem Görsev Trio
ve Grammy ödüllü saksafoncu Ernie Watts
sahnedeydi. Usta müzisyenler, Kerem Görsev’in
bestelerinin yanı sıra, American Songbook’tan
eserlere de yer verdi. İkinci gün sahne
alan Muhiddin Dürrüoğlu, Bach, Haydn ve
Beethoven’a ait, barok ve klasik dönem piyano
eserleriyle Çim Amfi’yi dolduran müzikseverleri
Çim Amfi’nin muhteşem Ankara manzarasında
klasik müzikle buluşturdu. Festival, piyanist
Gülsin Onay’ın Saygun, Brahms, Chopin ve
Mozart’a ait, klasik, romantik ve modern
dönem piyano eserlerinden oluşan konseri ile
sona erdi.
Dernekten
Dosya
Çim Amfi
Balkan Ezgileriyle
Renklendi…
B
alkan
müziğinin
önemli yorumcularından biri Goran
Bregovic, 10 Eylül’de
ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Çim Amfi’de
müzikseverlerle
buluştu. Wedding and Funeral
Band ile beraber konserler veren Goran Bregovic,
konserle birlikte başlayan
yağmura rağmen yağmurlukları ve şemsiyeleriyle Çim Amfi’yi dolduran
hayranlarına eğlenceli bir
akşam yaşattı.
EKİM 2014 11
Dernekten
Eski Çağ Tarihi
Arkeoloji Seminerleri Başlıyor
Y
edi yıldır ara vermeksizin çalışmalarını sürdüren Arkeoloji Kulübü, düzenlediği seminerlerde klasik arkeoloji yanı sıra, tarih, antropoloji, mimarlık, mitoloji ve
efsaneler veya sanat gibi konulara da yer vererek, Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Antik Yunan, Bizans, Mısır,
Balkanlar, Selçuklular, Osmanlılar üzerine, muhtelif konu
başlıklarıyla çok sayıda seminer gerçekleştirmiştir.
Bu yeni dönemde de etkinliklerine Sümerler, Akadlar,
Eski Mısırlılar, Hititler, Frigler ve Urartuların farklı içerikler ile konu edileceği Eski Çağ Seminerleri ile devam
ediyor.
Geçtiğimiz dönem “Hitit’in Gizemi”, “Traklar”, “Yeni
Çalışmalar, Kazılar Işığında Klasik Arkeoloji ve Tarih
Seminerleri” ve “Türkiye’den İtalya’ya Etrüskler ve İskandinavların Ataları-Tor Destanı” seminerlerini düzenlemiştir.
Seminerlerimiz “Orta Asya Uygarlıkları, Eski Türkler
ve Çin Uygarlığı-Sinoloji”, “Kafkas Halkları”, “Romalılar” ve “Persler” ile devam edecektir. Coğrafyamızın,
İnsanlarımızın tarihini merak eden herkesi seminerlerimize katılmaya davet ediyoruz.
Seminerler “Urartu Takıları” gibi antik dönemin takılarının yenilerde tasarlanması ile oluşturulan mücevher sergileri ve satışları gibi hoş sürprizlerle de renklenecektir.
Başlangıç Tarihi: 04 Kasım 2014 Salı • Bitiş Tarihi: 29 Aralık 2014 Pazartesi • Saat: 19:00 – 21:00
Son kayıt tarihi: 24 Ekim 2014 Cuma
Bilgi ve Kayıt için: Pınar Arpaçay
[email protected] 0 312 286 79 79 / 11 24 & 0 530 610 64 33
SEMİNER PROGRAMI
1. HAFTA – 1. SEMİNER
Seminer Günü: 04 Kasım 2014 Salı
Prof. Dr. Turgut Yiğit
19:00 - 21:00 Hititler: Hitit Kaya Anıtları
I (Coğrafi, siyasi ve kültürel açılardan değerlendirmelerle birlikte): Yazılıkaya Tanrı
ve Tanrıça Tasvirleri; Alacahöyük Ortostatlarındaki Tasvirler; Kırşehir, Nevşehir ve
Sivas İllerinde Bulunan Kaya Anıtları
1. HAFTA - 2. SEMİNER
Seminer Günü: 06 Kasım 2014 Perşembe
Prof. Dr. Oktay Belli
19:00 - 21:00 Urartular I: Erken DönemBeylikler Dönemi, Urartu Devleti Kuruluşu, Dili ve Yazısı
2. HAFTA - 1. SEMİNER
Seminer Günü: 11 Kasım 2014 Salı
Prof. Dr. Turgut Yiğit
19:00 - 21:00 Hititler: Hitit Kaya Anıtları II (Coğrafi, siyasi ve kültürel açılardan
değerlendirmelerle birlikte): Ankara, Kayseri, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Hatay
ve Mersin İllerindeki Hitit Kaya Anıtları
2. HAFTA - 2. SEMİNER
Seminer Günü: 13 Kasım 2014 Perşembe
Prof. Dr. Oktay Belli
19:00 - 21:00 Urartular II: Kaleleri,
12 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Ulaşım Ağı, Van Liman Kalıntıları, Izgara
Planlı Şehirleri, Urartu Sanatı. Günümüzde dahi kullanılmakta olan toplam 167
adet Baraj, Gölet ve Sulama Kanallarına
ilişkin bilgiler
3. HAFTA
Seminer Günü: 18 Kasım 2014 Salı
Prof. Dr. Turgut Yiğit
19:00 - 21:00 Hititler: Hitit Kaya Anıtları
III (Coğrafi, siyasi ve kültürel açılardan
değerlendirmelerle birlikte): Konya, Afyon,
Manisa, İzmir ve Muğla İllerindeki Hitit
Kaya Anıtları
4. HAFTA
Seminer Günü: 25 Kasım 2014 Salı
Prof. Dr. Turgut Yiğit
19:00 - 21:00 Sümerler: Eski
Mezopotamya’nın Tarihi Coğrafyası.
Sümerler Kimdir? Erken Sümer Tarihi ve
Yazının İcadı
5. HAFTA
Seminer Günü: 02 Aralık 2014 Salı
Prof. Dr. Turgut Yiğit
19:00 - 21:00 Akadlar: Akadlar kimlerdir? Erken Sami Kavimler. Kral Sargon.
Şar Tamhari Metinleri. Kral Naram-Sin.
6. HAFTA
Seminer Günü: 09 Aralık 2014 Salı
Prof. Dr. Turgut Yiğit
19:00 - 21:00 Eski Mısır: Eski Mısır I:
Eski Mısır’ın Tarihi Coğrafyası. Mısır’da
Siyasal Birliğin Sağlanması ve Eski Krallık Dönemi. Orta Krallık Dönemi ve İkinci
Ara Dönem
7. HAFTA
Seminer Günü: 16 Aralık 2014 Salı
Prof. Dr. Turgut Yiğit
19:00 - 21:00 Eski Mısır: Eski Mısır II:
Mısır’da 18, 19 ve 20. Sülaleler Dönemi
8. HAFTA
Seminer Günü: 22 Aralık 2014 Pazartesi
Doç. Dr. Hakan Sivas
19:00 - 21:00 Frigler I: Frig Göçleri, Frig
Tarihi
9. HAFTA
Seminer Günü: 29 Aralık 2014 Pazartesi
Doç. Dr. Hakan Sivas
19:00 - 21:00 Frigler II: Frig Kültürü ve
Uygarlığı
Dernekten
Bülent YILMAZER (ME’83)
Araştırmacı Koleksiyoncunun Serüveni
1930’lu Yılların
Fotoğraflarında
Cumhuriyet Bayramları
K
oleksiyoncular için eski fotoğraflar koleksiyon konusu
olarak çok zengin bir tema seçeneği sunar. Eski fotoğraflar
belirli bir tema çerçevesinde
kendi başına koleksiyon malzemesi olarak kullanılabilecekleri gibi, belirli bir
konuda değişik malzemelerle koleksiyon
yapanların koleksiyonuna değer katma
özelliğine de sahiptir. Önceki yazımda
“serüven” olarak nitelendirdiğim koleksiyon oluşturma faaliyetinde fotoğrafların yeri özgün belgelere eştir. Koleksiyon
konusuyla ilgili bir fotoğrafı “okumak”
ve “dillendirmek” araştırmacı koleksiyoncunun belki de en çok zaman ve emek
harcadığı alandır. Koleksiyon malzemesi olarak fotoğrafları ileriki yazıları-
mızda ve kulübümüzün faaliyetlerinde
daha etraflıca ele almayı planlıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun
üzerinden henüz on yılın geçtiği zamanlarda Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında çekilmiş olan fotoğraflar o yılarda
Cumhuriyet’in nasıl bir anlayış ve coşkuyla kutlandığı konusunda bizlere çok
değerli imgeler sunmaktadır.
1930 yılında Rize’de İstiklal İlk Mektebi öğrencileri, öğretmenleri ve Rize halkından kalabalığın katıldığı Cumhuriyet Bayramı kutlaması. Öğrencilerin taşıdığı pankartlarda “Halk”, “Hayat”,
“Fazilet”, “Hürriyet” kelimeleri yer alıyor.
14 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Dernekten
Merkez İlk Mektebinden melek kanatları taşıyan kız öğrencinin fotoğrafının arkasında
güzel bir el yası ile “Halama: Onuncu Cümhuriyet Bayramı hatırası, 29-10-1933, Sadet Rıza” yazılmış. Saflığın, iyiliğin ve hürriyetin sembolü olan melek kanatları bu
yıllardaki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında öğrenciler tarafından sıkça kullanılmış.
Zamanımızdan yaklaşık 80 yıl öncesinde
Cumhuriyet Bayramı kutlama törenlerine ait
fotoğraflarda, okul çocuklarından, gençlere
ve büyüklere; tüccarından, zanaatkârına; bilim adamından sanatçısına; sporcusundan,
öğretmenine; çiftçisinden, işçisine ve yöneticisine; çalışanından emeklisine; sivilinden
askerine, kadınından erkeğine, Türkiye’nin
her kesiminden herkesin büyük kalabalıklar
halinde coşkulu katılımını görmekteyiz. Bu
fotoğraflarda; genç Cumhuriyet’in kısa bir
süreye sığdırdığı devrimlerle toplum hayatının her kesimine getirdiği çağdaş duruşu da
gözlemlemekteyiz.
1930 yıllarda Türkiye Cumhuriyeti günümüze kıyasla büyük bir yoksulluk içindeydi.
Bu durum kutlama törenlerinde çekilmiş
olan fotoğraflarda, el yapımı süslemeler,
arka plandaki binalar ve halkın kıyafetindeki detaylarda açıkça görülmektedir. Bu
Arkasında “Foto Temel Nücumi” kaşesi taşıyan bu fotoğrafın arkasındaki yazıdan; 29-10-933 tarihinde
Ordu Cumhuriyet Meydanı’nda tören başlamadan evvel çekildiğini anlıyoruz.
yoksulluğa rağmen; çocuklar, büyükler, kadın, erkek herkes en güzel kıyafetlerini giyerek kutlama törenlerine katılmakta, çağdaş
bir ülkenin halkları olarak birlikte yaşama
arzusunu bu coşkulu kutlama törenlerinde
sergilemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluş döneminde eğitim sisteminde
önemli bir yeri olan Kazım Nami (Duru),
Cumhuriyet’in on ikinci yılında, “Havacılık
ve Spor” mecmuasının 29 Ekim 1934 nüshasında yayınlanan şiirinin son dizelerinde
bu ülküyü ve coşkuyu şöyle dile getiriyordu:
Yaşasın Türk budunu, yaşasın ulu önder!
Yaşasın adı güzel büyük Türk cumhurluğu!
Kutlu olsun bizlere böle bitimsiz günler!
Durmadan artsın Türkün eşsiz boğaturluğu!
Fotoğraf makinesinin, fotoğraf filminin ve
fotoğraf kâğıdının çok pahalı olduğu bu
yıllarda çekilen ve basılan bu fotoğraflar,
tüm ülke halkının ortak ülküye varmak için
içtiği andın kayıtları olarak eski aile albümlerinde veya anıların muhafaza edildiği
kutularda saklanarak günümüze dek bizlere
ulaşıyor.
Koleksiyon malzemesi bu fotoğraflar; Cumhurbaşkanıyla, hükümetiyle, “Hâkimiyet
Milletindir” düsturu altında toplanmış halkın temsilcisi vekilleriyle; inanç ve yönetim
işlerini birbirinden ayırmış, ülkenin ve halkın muasır medeniyetler seviyesine çıkması
için tek bayrak, tek resmi dil anlayışıyla
hareket eden bir devletin siyah - beyaz karelerde gelecek nesillere miras bırakılmış
görüntüleri.
En büyük bayramımız, Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Sevgiyle kalın…
1939 yılında Bursa’da çiçeklerle süslenmiş kamyonetin üstünde büyükçe “XVI” yazıyor. Önde yürüyen kız öğrencilerin üzerindeki kurdelelerde “Milliyetçiyiz”,
“Halkçıyız”, “Devletçiyiz”, “Laikiz” yazıyor.
EKİM 2014 15
Dernekten
Burs ve Yardımlar Komitesi’nden
Burs Fonu yararına
satışı devam
etmektedir
Burs Fonu yararına
satışı devam
etmektedir
Burs Fonu’muza katkı sağlayan üyelerimize, mezunlarımıza ve ODTÜ dostlarına,
bursiyer öğrencilerimiz adına teşekkürler…
ODTÜMD BURS FONU HESAPLARI
İŞ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ 4229-422059 HESAP
ZİRAAT BANKASI ODTÜ ŞUBESİ- EURO
IBAN:TR 81000 6400 0001 4229 0422 059
IBAN: TR39 0001 0015 3708 9762 9150 01
GARANTİ BANKASI MALTEPE ŞUBESİ 114-6299535 HESAP
İŞ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ – USD
IBAN:TR21 0006 2000 1140 0006 2995 35
IBAN: TR81 0006 4000 0024 2293 1651 17
YAPI KREDİ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ
ZİRAAT BANKASI ODTÜ ŞUBESİ- TL
IBAN: TR74 0006 7010 0000 0072 4153 77
HESAP NO: 35439496-5001
16 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Dernekten
Macit Öncel (CE’76)
42 s
43
44 s
45
SİNEMA KULÜBÜ’nden
42 s
43
44 s
45
“Sinemanın olumlu yanlarının bireysel ve toplumsal anlamda bir zenginlik aracı
olması için çaba harcamak” amacıyla 2010 yılında Olağan Genel Kurul’un
ardından faaliyete geçen Sinema Kulübümüz geçen dönemde 17 toplantı yaptı.
Ortalama 15 günde bir, bir araya gelen Kulübümüzde aşağıdaki kategorilerden
seçme filmler izlenmeye çalışıldı: Ulusal Sinemamız - Ülkeler ve Yönetmenler Ödüllü Filmler - İşçi Filmleri - Bollywood Filmleri - Müzikallerden - Kadın Filmleri
- Yasaklı Filmler - Gişe Filmlerinden – Belgeseller - Ustalardan Seçmeler…
İZLENEN FİLMLER ŞUNLARDI :
1. Tuncel Kurtiz anısına,
geçen yıl oynadığı yönetmen Nihat Durak’ın
“Mutlu Aile Defteri”
filmi,
2. Yönetmen Bernardo
Bertolucci’nin “Düşler, Tutkular, Suçlar filmi”,
3. İranlı Yönetmen Mahdi Moniri’nin “Tinar” isimli belgesel
filmi,
4. Yönetmen Richard Linklater’in “Karanlığı Taramak (A Scanner Darkly)” filmi.
5. Yönetmen Sergio Castellitto’nun “Sen Dünyaya Gelmeden
(Twice Born)” filmi,
6. Yönetmen Denis Villeneuve’nin “Incendies (İçimdeki Yangın)” filmi,
7. Yönetmen Chang-dong Lee’nin “Poetry”, Türkçe adıyla
“Şiir” isimli filmi,
8. Üç yönetmenin (İranlı Abbas Kiarostami, İngiliz Ken Loach
ve İtalyan Ermanno Olmi) birlikte yönettiği “Tickets”, Türkçe adıyla “Biletler” isimli filmi,
9. Yönetmen Theo Angelopoulos’un yönettiği “The Suspended
Step of The Stork”, Türkçe adıyla “Leyleğin Geciken Adımı” isimli filmi,
10. Japon Vakfı’nın (Japan Foundatıon) katkıları ile yönetmen Yukiko Mishima’nın “Mutluluk Veren Ekmek / Bread of Happiness /
Shiawase no Pan “ filmi,
11. Yönetmen Michael Haneke’nin
yönettiği “Caché”, Türkçe adıyla
“Saklı” isimli filmi
12. İtalyan Kültür Merkezi’nin
katkıları ile “Ödüllü Filmler”
listemizden, yönetmen Francesco
Bruni’nin yönettiği “Scıalla!”,
18 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Türkçe adıyla “Sakin Ol!”
isimli filmi,
13.Yönetmen Vittorio De Sica’nin
yönettiği “Umberto D.” isimli filmi.
14.Metin Erksan’ın yönettiği
“Susuz Yaz” isimli filmi,
15.yönetmen Gül Büyükbeşe’nin
yönettiği “İnci Dişli Kardeşim” isimli belgesel filmi,
16.
İtalyan yönetmen Nina Di
Majo’nun yönettiği “Evlilikler
Ve Diğer Felaketler” isimli filmi.
Listeden görülebileceği gibi birçok arkadaşımızın beğenerek izlediği, sinema dünyasında iz bırakmış, kendinden ve yönetmeninden söz ettirmiş Türk ve dünya sinemasının seçkin örneklerini
izleme fırsatı bulduk.
Önümüzdeki dönemde de daha kalabalık toplantılar yapıp sinema sanatının değerli eserlerini paylaşırken filmler, oyuncuları ve
yönetmenleri üzerine tartışıp ufkumuzu genişleteceğiz. Bu dönemde popüler yönetmenler dışında, bağımsız sinema sanatının
daha az bilinen yönetmenlerinden
seçkin ve “benzersiz” eserler izlemeyi planlıyoruz.
Üyelerimizin talep ve dileklerine
göre veya güncel olayların yönlendirmesi ile film seçkimiz sürekli
güncellenmektedir. Siz de izlemek
istediğiniz filmleri veya beğenip
arkadaşlarınızla paylaşmak istediğiniz filmleri bildirebilir, kulübümüze katılarak sinema sanatına
katkı koyabilirsiniz.
Dernekten
A G T 9 . Ya z K a m p ı ’ n ı Ta m a m l a d ı
ODTÜ
Mezunları Derneği Ankara Gönüllü Takımı, bu yıl dokuzuncu kez düzenlediği Yaz
Kampı ile derslerinde başarılı, gelir durumu düşük olan
Yenimahalleli 21 ilköğretim öğrencisine Seferihisar’da
tatil yapma fırsatı sundu. ODTÜ’lü üniversite öğrencileri
ve bazı velilerin de öğrencilere rehberlik ettiği kampta,
çocuklar doyasıya eğlendi. Okul döneminde ODTÜ’lü öğrencilerin derslerinde destek olduğu çocuklar, yaz kampında sanatsal çalışmalar ve spor faaliyetlerine katıldı.
Çocuklar, Meryem Ana, Efes ve Şirince’yi de görme olanağı buldu.
BÜYÜYÜNCE
NE OLACAKSIN?
Bir soruyla başladı...
Ayşe, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiği yanıttan sonra yaşadıklarını
güncesine yazmaya başlıyor. Ailesiyle okulundan oluşan çevresine Trabzonlu Nilgün
Abla ile yeni isimler katılıyor: Yazar Fatma Aliye, yayıncı Ulviye Mevlan, eğitimcisiyasetçi-yazar Nezihe Muhittin, oyuncu Afife Jale, fizikçi Remziye Hisar, avukat
Süreyya Ağaoğlu, ressam Mihri Müşfik.
Mina TANSEL
ODTÜ Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu Mina Tansel, TRT’de
program yapımcısı olarak çalıştı. Brüksel’de NATO Enformasyon Dairesi’nde Türkiye
sorumlusu olarak görev yaptı. Emekli olduktan sonra “İstanbul’la Saklambaç” ve
“Büyüyünce Ne Olacaksın?” adlı iki çocuk kitabı yazdı.
EKİM 2014 19
Dernekten
Haluk Direskeneli (ME’73)
OPERA SAHNELERİNDEN
Molière’in “Kibarlık Budalası” Oyunu 1957’de Çine’de Nasıl Sahnelendi?
B
u ay “Opera” konulu makale yazamadım, çünkü operalar henüz sezona
başlamadı. Opera olmayınca sizlere bir
“Tiyatro” hikayesi anlatmaya karar verdim.
Olay Aydın ili Çine ilçesi ortaokulunda 1957
yılında geçti. Türkçe- Edebiyat öğretmeni
Ayşe Hadiye Hanım, Molière’in “Kibarlık
Budalası” eserinin ilk tiyatro sahneleme
tecrübesini 1955-1957 yıllarında ders verdiği Aydın ili Çine ilçesi ortaokulunda, okulun
son sınıf öğrencileri ile gerçekleştirdi. Önce
dönem sonu ödevi olarak başlayan sınıf içi
amatör tiyatro çalışması, okul idaresinin beğenisi ve desteği ile yılsonu etkinliği olarak
okulun konferans salonuna taşındı.
Kibarlık Budalası, (Fransızca Le Bourgeois
Gentilhomme) Molière (asıl adıyla Jean-Baptiste Poquelin 1622–1673) tarafından yazılmış, seyirlik çok keyifli bir gülmece oyundur.
İlk temsili 14 Ekim 1670 Moliere’in aktörler trupu tarafından Şambord Şatosu’nda
(Château de Chambord)’da Fransa Kralı XIV.
Louis önünde yapılmış.
Ayşe Hadiye Hanım Çine’de Moliere’nin “Kibarlık Budalası” oyununu sahneye koydu, dekor, kostüm, ışık, sahne makyajı konularını
belirledi. Hayatlarında hemen hiç tiyatro görmemiş, hatta “tiyatro” kelimesinin anlamını
yanlış bilen, hiçbir sahne eğitimleri olmayan
ortaokul son sınıf öğrencileri sahne aldılar.
Kendilerine verilen rolleri başarı ile oynadılar.
Öğrencilerin aileleri büyük ilgiyle keyifle ve
gururla oyunu izlediler, çok güldüler, çok eğlendiler, büyük beğeni ile alkışladılar.
Dekor için evlerden mobilyalar- halılar- ev eşyaları taşındı, oyuncular kostümleri için kendi olanakları ile hazırlandılar. Son kostümlü
prova ile oyun pekiştirildi. Oyun esnasında
rollerini büyük şehirlerdeki profesyonel isimler kadar başarılı oynayan, çok güldüren ve
seyirciden çok olumlu tepkiler alan, öne çıkan
oyuncular oldu.
Bir sonraki sahneleme 1957-1963 yılları
arasında ders verdiği Kırıkkale Lisesi ortaokul son sınıf öğrencileri ile beraber oldu. Okul
sonrasında oyuncu- öğrencilerin çoğu Ankara Üniversitesi Hukuk- Mülkiye fakültelerine
girdiler. İlerleyen yıllarda Mesleklerinde çok
başarılı oldular.
Oyun iki kez sahnelendi. İkinci sahneleme, artık tecrübe kazanmış oyuncular için çok daha
başarılı geçti. İkinci sunumda ilk acemilik atlatıldı, yenileme düzeltme pekişme sağlandı.
O yıllarda fotokopi ile metin çoğaltma imkanı
yoktu. MEB klasikleri arasında yayınlanmış
tek nüsha tercüme basılı kitap eserden öğrenci- oyuncular kendi rol metinlerini elle yazarak
kopyaladılar, onların üstünden ezberlediler çalıştılar, günler süren provalar yaptılar. Okulun
küçük konferans salonunda sınırlı olanaklarla
tiyatroyu sahnelediler.
Gülmece Oyun, 17. yüzyılda, Fransa’da geçer.
Büyük tiyatro yazarı Molière’in 1670 yılında
kaleme aldığı oyun, Paris başta olmak üzere
Fransa’nın değişen çehresinin, el değiştiren
zenginliğin ve gücün eleştirisi şeklinde yorumlanır.
Oyun Devlet tiyatrolarında çok kez sahnelendi. Özel tiyatrolarda da oynadı. En son Haldun Dormen 2007 yılında İstanbul’da sahneye
koydu ve harika bir başrol oynadı.
Aradan bunca yıl geçti. Hadiye Hanım emekli
oldu, İstanbul Caddebostan evinde eşiyle beraber yaşıyor. Hadiye Hanım tiyatro yönetmeni
olsaydı kim bilir neler yönetirdi? Acaba kendisine bir fırsat daha verilse, evine yakın bir
okulda yine 8. Sınıf öğrencileri ile aynı oyunu
bir daha sahneye koyar mı? Koysa nasıl olur?
Konu Çine’de gerçek ortamda çekilecek bir
dizi veya uzun metrajlı bir film olur mu? Şu
anda 60’lı yaşlarını yaşayan eski oyuncu- eski
öğrenciler oyunu seyrederlermiş, onların çocukları oyunu oynarlarmış, mesela. Benimkisi öylesine bir yazar kurgulaması. Çine’deki
öğrenci- oyuncular hayatlarının ilerleyen yıllarında neler yaptılar? Yazarınız bunları bilmiyor, ama okuyucular biliyorlarsa ve aktarırlarsa çok memnun olacak.
Bu arada, baş rol oyuncusu genç güzel kızın,
ilçenin genç bekar Kaymakam Yardımcısı ile
o yılın yaz aylarında nişanlandığını ve daha
sonra evlendiğini, mutlu bir yuva kurduğunu
hatırlıyoruz. Tiyatrosuz kalmayın. En derin
saygılarımla.
20 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Spor
Özkan ALTUN (OMD Athletics)
HAREKETSİZ
YAŞAM
Hipokrat’ın iki asır önce belirttiği gibi “Vücudun her bir parçası yeterli
düzeyde kullanılırsa ve egzersiz yaptırılırsa, sağlıklı bir şekilde gelişecek
ve de yavaş yaşlanacaktır. Fakat kullanılmazlarsa, hastalıklara karşı
dayanıksız, gelişimi zayıf ve de çabuk yaşlanacaktır.”
Hareketsiz Yaşamın Sebepleri
Fiziksel uygunluk ve zindelik, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez parçaları olmasının yanı sıra aynı zamanda uzun ve de kaliteli yaşamı da olumlu yönde desteklemektedir. Düzenli ve doğru olarak planlanan
programların sağlık üzerindeki etkileri son yıllarda
bilimsel olarak sık sık vurgulanmaktadır. Düzenli egzersiz, hastalıklara karşı korunmada ve sağlıklı bir
hayat sürmede en önemli etkendir. Araştırmalar aynı
zamanda ‘egzersiz ve uzun yaşam’ hipotezini yıllardır
desteklemektedir. Ancak bütün bu verilere rağmen
milyonlarca yetişkin ve çocuk halen hareketsiz bir
yaşam tarzı sürdürmektedir. Eğer fiziksel aktivitelere
katılmak istiyorsak, ilk önce bizi hareketsiz yaşam
tarzına sürükleyen etkenleri anlamamız gerekir.
Bireylerin fiziksel aktiviteye katılmasına, bırakmasına veya devam ettirmesine neden bir çok fiziksel,
psikolojik ve sosyal etken vardır. Ancak bireyin egzersize karşı sahip olduğu tutumun, egzersiz yapma isteğinin veya niyetinin, algılanan yarar veya
engellerin hangisinin bireyin fiziksel aktiviteye katılımında, devam ettirmesinde veya bırakmasında
tanımlayıcı veya belirleyici olduğunun cevabı halen
araştırılmaktadır.
22 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Aşağıda egzersiz yapmayı engelleyen bazı faktörler
sıralanmıştır.
Engeller Çok yoğunum, zamanım yok
Ücreti pahalı
Tembellik
Hastalık veya Sakatlık
Tesis ve malzeme eksikliği
Kendime güvenmiyorum.
Egzersiz ilgimi çekmiyor
Egzersizin Faydalarını Düşündüğünüzde Bu Engelleri Kolaylıkla Aşmanız Gerektiğini Göreceksiniz
Kişiler; egzersiz performanslarını uygun antrenmanlarla artırabilirler ve böylece yaşam kalitelerini artırırlar. Kendilerini daha sağlıklı ve zinde
hissederler.
Son yıllarda hareketsiz yaşam tarzının getirdiği
sağlık riskleri ve egzersizin sağlığımızı korumamıza faydaları üzerine çok önemli araştırmalar
yapılmıştır. Bu faydaların başlıcaları aşağıda sıralanmıştır.
I. Kalp Damar Hastalıkları
Bireyde kalp damar hastalığı oluşumu riski bir çok
faktör ile bağlantılıdır. Risk faktörlerinin sayıca
ve şiddetçe artması hastalıkların oluşumunu artırır. Birincil risk faktörleri: yüksek tansiyon, kan
yağlarında yükseklik ve sigara içimidir. Değiştirilemeyen ikincil risk faktörleri; yaş, cinsiyet, ırk
ve kalıtımdır. Kontrol edilebilen diğer ikincil risk
faktörleri ise şişmanlık, kansızlık, yüksek ürik asit
seviyesi, “A” tipi davranış paterni ve hareketsiz yaşam tarzıdır. Araştırmalar göstermiştir ki hareketli, aktif bir yaşam tarzı olan insanların hareketsiz
yaşam tarzı olan bireylere göre kalp damar hastalıklarına yakalanma oranı daha düşüktür. Çünkü
düzenli fiziksel aktivitelere katılmak, kan yağlarının dengesini olumlu yönde etkiler, kan basıncını
düşürür, kilo kontrolü sağlar, insülin aktivitesinin
kontrolüne ve kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur.
II. KansER
Kanser, hastalık ve ölüm nedenlerinde ilk sıralarda
yer almaktadır. Sigara ve alkol tüketimi, kanser
oluşumuna neden olan en büyük risk faktörlerindendir. Fiziksel olarak aktif olmamak da belirgin
Spor
bir risk faktörüdür. Çünkü, düzenli egzersiz yapmak vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir. Bağışıklık sistemi vücudu, kanser hücreleri ve hastalık
yapıcı maddelerden temizler. Doğal öldürücü hücreler (DÖ) tümör hücrelerinin gelişmesine karşı ilk
savunma hattıdır ve bu hücreler egzersize çok fazla
yanıt verirler. Düzenli egzersiz yapmak üreme hormonlarının seviyesini etkiler, bu sayede egzersiz yapan insanların prostat, servikal, yumurtalık, ve rahim kanserlerine yakalanma riski de azalmaktadır.
III. Diyabet
İki çeşit diyabet vardır. Birincisi İnsülin Bağımlısı
Olan Şeker hastalığı, ikincisi ise İnsülini-Bağımlı
Olmayan Şeker hastalığı. İnsülini bağımlı olmayan
şeker hastalığında vücut insülini kan şekerinin düzenlenmesinde etkin olarak kullanamamaktadır.
Düzenli fiziksel aktivitelere katılım ikinci tip olan
şeker hastalığında insülin aktivitesinin kontrolüne
ve kan şekerinin düzenlenmesine yardım eder. Fiziksel olarak aktif olan ve insülini bağımlı olmayan
şeker hastalarında, hareketsiz bir yaşam sürenlere
göre diabetin damar komplikasyonlarının görülme
riski daha düşüktür. Böylece, egzersiz şeker hastalığının şikayetlerini önlemede ve iyileştirmede
önemli bir rol oynamaktadır.
IV. Yüksek Tansiyon
Yüksek tansiyon (yüksek kan basıncı) önemli bir
toplumsal sorundur. Yüksek tansiyon kan basıncının inatçı yükselmesidir. Kan basıncı değerlendirildiğinde; 2 kan basıncı değerine bakılır: Büyük
tansiyon (sistolik kan basıncı): kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncıdır ve 120 mmHg – 140
mmHg arasındadır. Küçük tansiyon (diyastolik kan
basıncı): kalbin gevşemesi sırasında ölçülen kan
basıncıdır ve 70 mmHg- 90 mmHg civarındadır.
Kan basıncı nasıl ölçülür?
Kan basıncını ölçmek için farklı tipte aletler kullanılabilir. Genelde manometreli tansiyon aletleri kullanılmaktadır. Fakat evde kullanılabilecek daha pratik
koldan veya bilekten ölçüm yapan elektronik aletlerde günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Yüksek tansiyon, kalp krizi riski, kalp durması
ve böbrek durması gibi rahatsızlıklarla ilişkilidir.
Yüksek tansiyona sebep olan nedenler tam olarak
bilinmemekle beraber, sigara, aşırı kilo, aşırı tuz
tüketimi, yağlı besin tüketimi, stres ve hareketsiz
bir yaşam tarzı gibi etkenler yüksek tansiyon hastalığına yakalanma riskini artırmaktadır. Fiziksel
aktivite ilaçsız tedavi olarak yüksek tansiyon hastalığında önemli bir rol oynar. Çünkü düzenli fiziksel
aktivite yapan bireylerin sistolik ve diastolik kan
basınçlarının yaklaşık olarak 6-10 mm Hg azaldığı
bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
V. Kemik Erimesi (Osteoporosis)
Kas ve kemiklerin kuvveti; eklemlerin esnekliği,
koordinasyon, denge ve hareket çevikliği için çok
önemlidir. Kemik erimesi hastalığı sonucunda kemik mineral yoğunluğu azalmakta ve sonuç olarak
iskelet sisteminde yetersizlik, zayıflık ve kemik kırılmaları (bilek, omurga ve kalça ) görülme riski
artmaktadır.
Kemik erimesi hastalığına sebep olan faktörler aşağıda sıralanmıştır.
1.Kemik mineral yoğunluğunda azalma.
2.Kemik mineral yoğunluğunun 30’ lu ve 40’ lı
yaşlarda sağlıklı bir şekilde korunamaması.
Fiziksel aktivite kemik kaybını önlemede etkilidir.
Aynı zamanda düzenli fiziksel aktivitelere katılmak
kas dayanıklılığı, denge ve koordinasyonu geliştirerek; düşme ve sakatlanma riskini azaltır.
VI. Hyperlipidemia
Kan lipit seviyesinde bir yükselmedir. Vücutta kolesterol ve yağlar lipoprotein olarak taşınırlar. Lipoproteinler görevleri açısından ikiye ayrılırlar:
1.Düşük yoğunlulipoproteinler (LDL): aşırı LDL’
ler kalp atar damarlarında plaka formasyonları oluşturabilirler ve bu oluşumlarda kalp
damarlarına akan kanı engelleyip kalp rahatsızlığına sebep olabilir.
2.
Yüksek yoğunluklu lipoproteinler (HDL):
HDL’ler atar damar duvarlarından aşırı kolesterolü kaldırarak vücudun korunmasına
sağlarlar.
Düzenli fiziksel aktivitelere katılmak lipid yağ metabolizmasını olumlu yönde etkiler. Aynı zamanda
fiziksel aktivite HDL kolesterolünü (iyi kolesterol)
artırmaktadır. HDL (iyi kolesteroller) koroner kalp
hastalığı risk potansiyelini azaltır. Bunun yanısıra,
düzenli fiziksel aktivite yüksek plazma trigliserid
düzeyini de azaltmaktadır.
lıklar yukarıda belirtilmiştir. Bunlardan yola çıkarak fiziksel aktivitelere katılmanın ve sağlıklı bir
yaşam sürmenin ekonomik yararları değerlendirilecek olunursa; uzun vadede fiziksel aktivitelere
katılım için harcanan para ve zamanın, sağlık ve
genel bütçe için çok faydalı olduğu açıkça görülür.
Örneğin, şişmanlık; kanser, diyabet, kalça kırıkları
gibi birçok hastalık için en belirgin risk faktörüdür. Bu nedenle şişmanlık ve hareketsiz yaşamın
tetiklediği bir çok hastalığın tedavisi için çok sayıda ilaç kullanılmakta ve büyük miktarda paralar
ödenmektedir. Aynı zamanda iş gücü açısından da
büyük bir kayıp yaşanmaktadır.
Egzersiz: Fiziksel uygunluğu artırmak amacıyla
yapılan planlı, düzenli ve tekrarlı vücut hareketleridir.
Egzersiz programı doğru uygulandığı takdirde
büyük faydalar sağlayabileceği gibi, yanlış yapıldığında ise insan sağlığını olumsuz etkilerler. Bu
yüzden egzersiz programları dikkatli ve bilinçli bir
şekilde planlanmalıdır. Program kişinin ihtiyaçları
doğrultusunda planlanmalı ve kişinin yaşam biçimi, kişilik yapısı ve sosyo - kültürel yapısına uygun
olmalıdır. Kişinin neden egzersiz yapmak istediği
çok önemlidir. Bunlar fiziksel uygunluğu arttırmak,
fazla kilolardan kurtulmak, sosyal aktivite, kendini
daha iyi hissetmek ve sağlık problemlerinden kurtulmak gibi amaçlardan birini veya birkaçını kapsayabilir. Kişinin yaşı, cinsiyeti ve sağlık durumu
da egzersiz programlarına yol gösteren kriterlerdir.
Daha önce hiç fiziksel aktivitelere katılmayan insanlar genellikle egzersiz uzmanlarının tavsiyelerini uygulamakta zorluk çekerler. Bazıları bilgi
eksikliği ve bazıları ise motivasyon eksikliği nedeniyle egzersiz programlarına katılmak istemezler.
Bu nedenle bireye uygun egzersiz programı uzman
eğitmenler ile planlanmalıdır. Egzersiz programında yer alacak kriterleri; kişinin amacına ve özelliklerine göre değişiklik göstermektedir.
VII. Şişmanlık
Şişmanlık yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır.
Şişmanlık, şeker hastalığı, koroner
kalp hastalığı, yüksek tansiyon,
inme ve artirit gibi hastalıkların
sebebi olabilmektedir. Düzenli olarak fiziksel aktivitelere katılmak ve
dengeli beslenmek, sağlıklı kilo vermenin en etkili yoludur.
VIII. Ekonomik Yararları
Hareketsiz bir yaşam tarzı olan
bireylerin karşılaşabileceği hasta-
EKİM 2014 23
Dernekten
Vişnelik İzlencesi
29 EKİM
CUMHURİYET BAYRAMI
KUTLU OLSUN
KURBAN BAYRAMINIZ
KUTLU OLSUN
24 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Dernekten
GÜNÜN MÖNÜSÜ
HAFTA ‹Ç‹ HERGÜN - 12:00
- 14:00
20 TL
Urfa Sıra Gecesi
A
riflerin söze geldiği, çırakların dize
geldiği, şairlerin saza geldiği; acıların ve
mutlulukların paylaşıldığı gecelerdir “Sıra
Geceleri”…
PAZARTESİ
15 Ekim 2014 Çarşamba günü Angora
Anadolu Folk Müzik Topluluğu’nun sazlısözlü türküleri ile Urfa sıra gecelerinin
vazgeçilmez damak tatlarından olan çiğ
köfte ve mırra ikramlarının mutfağımızın
eşsiz lezzetleriyle harmanlanacağı “Sıra
Gecesine” sizleri tüm sevdiklerinizle birlikte Vişnelik’e bekliyoruz.
A’la Carte Mönü
Rezervasyonlarınız için: Gsm: 0.530 610 64 27 Tel: 0.312 287 73 38 / 0.312 286 79
79–1152–1153 • e-posta: [email protected]
U
Amatör Denizcilik
Seminerleri Başlıyor
çsuz bucaksız maviliğin özgürlüğünü denizin
üzerinde yol alırken yüzünüze vuran rüzgârla
hissetmek için “haydi hep beraber yelken açalım!” Derneğimiz ve Derin Mavi Denizcilik Eğitim
Merkezi işbirliği ile 18 Ekim 2014 Cumartesi
günü başlayacak olan Amatör Denizcilik Semineri, denizde yol almanın özgürlüğünü ve keyfini
güvenle yaşayacağınız heyecan dolu bu yolculuk...
SALI
A’la Carte Mönü
ÇARŞAMBA
A’la Carte Mönü
Haftada iki gün (Cumartesi ve Pazar) yapılacak ve 2 hafta sürecek olan Amatör Denizcilik
Seminerimize denizciliğe ilgi duyan herkesi bekliyoruz.
Bilgi ve Kayıt için: Pınar Arpaçay, • [email protected],
Tel: 0 312 286 7979 / 11 24 & 0 530 610 64 33
PAZAR
AÇIK BÜFE KAHVALTI
CUMARTESİ
A’la Carte Mönü
CUMA
A’la Carte Mönü
PERŞEMBE
A’la Carte Mönü
10:30 - 13:30
Üye: 30 TL,
Katk› Payl› Üye: 24 TL,
7-12 Yafl: 18 TL
(0-6 Yafl Ücretsiz)
EKİM 2014 25
Güncel
Tarık ŞENGÜL (CP’86)
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü
Başkent Ankara, 13 Ekim 1923
noktasıdır.”…“Hiç değilse Bursa başkent
olsun”, “Bursa’yı ecnebilere karşı kolayca
şerefli bir idare merkezi haline koyabiliriz.”
Bu sözler sadece Osmanlı düzeniyle sürekliliği savunanların Anadolu’yu küçümseyen seçkinci tavrı göstermesi açısından değil, aynı
zamanda batılı ülkelere olan zaaflarına işaret etmesi nedeniyle de önemlidir.
Osmanlı geleneğinden koparak ve batıyla eşit
koşullarda Batı’nın parçası olmak isteyen
Mustafa Kemal çevresi Ankara’nın başkentlik kararının alınacağı Meclis oturumuna büyük bir gizlilik içinde hazırlanır. 13 Ekim’deki meclis görüşmelerine İstanbul’a dönüşü
savunanlar hazırlıksız yakalanmış, bazıları
Meclis’e bile gelememiştir. Ankara’nın başkentlik kararı hızlı bir biçimde alınır.
“İktidarı kontrol etmek mekana hakim olmayı gerektirir” der, Fransız düşünürü Henri
Lefebvre. Biraz dikkatli bakarsanız bu ilişkiyi
anlayamadığı için tarihin çöplüğüne atılmış
çok sayıda rejim, siyasi parti, hareket ve siyasetçi görebilirsiniz. Tarih yazanlar bu diyalektiği iyi anlayanlardır.
Ancak Mustafa Kemal İstanbul’a dönüşün
hassas dengelere dayanan üstünlüğü yitirmek
anlamına geleceğini farkındadır. İstanbul’a
dönmek isteyenler açısından da benzer bir durum vardır. Bu kesimin İstanbul basınındaki
temsilcilerinden Ahmet Emin Bey Vatan’da
İstanbul’a dönme ısrarını şöyle açıklar;
Ulus devletleşme aşamasına denk gelen bir
döneme, bir burjuva devrimi olarak damgasını
vuran Kemalist proje iktidar - mekan ilişkisini
en azından mekanı ele geçirmek boyutuyla iyi
anlamıştı.
“Ankara namı bize muvaffakiyete eren çetin
istiklâl mücadelelerimizin en şerefli safhalarını hatırlatır. Fakat bu merbuyetin deynini
kalplerde ebedi tekrim hisleri ile saklıyarak,
abideler vücuda getirerek Ankara şehrine
muhtelif müesseseler ihdas ederek, orasını
belki de askeri merkez haline koyarak idameye
çalışmak mümkündür.”… “Yeni merkezi idaremiz ümrana müsait bir muhit olmalıdır.”…
“Ankara böyle bir muhit değildir. Bilâkis belki de memleketin ümrana en gayrî müsait bir
Kurtuluş Savaşı bittiğinde kendi yakın çevresinde bile İstanbul’a dönüşü kaçınılmaz görenlerin tersine, Mustafa Kemal’in Ankara’yı
kalıcı başkent kılma ısrarı tam da bu asker
sezgisinin izlerini taşır. Zaferin mekanları ele
geçirme ve yenilginin yitirme anlamına geldiğini Büyük Savaş’ın komuta kademesinde iyi
öğrenen Mustafa Kemal için bu mücadele henüz bitmemiştir.
Kurtuluş Savaşı’nı veren ve geleceği hazırlayacak kadrolar içinde kapitalizme ve modernite projesine nasıl eklemlenileceği konusunda
birbiriyle çelişen iki yaklaşım vardır. Kemalist
proje Osmanlı ile radikal bir kırılma öngörüp,
modernite projesine kendini ispatlamış bağımsız bir ulus devlet olarak dahil olmayı hedeflerken, daha geniş bir kesim statükocu bir
çizgiden ne Osmanlı, ne de batı ile çatışmayan
bir gelecek kurgusu içindedir.
Sürekliliği savunanların en önemli beklentisi
savaş sonrasında başkentin İstanbul’a taşınmasıdır. Bu beklenti ülkelerinin bakışını temsil eden batılı elçiler arasında da büyüktür.
26 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Artık başka bir Türkiye vardır. Bu stratejik
karar muhalifler arasında büyük bir bozgun
ve sonrasında dağılmaya yol açar. Lefebvre’in
anlatımıyla, mekanı kontrol etme yetisini
gösterenler iktidarı da ele geçirmiştir.
Bir burjuva devrimi ve ulus devletleşme projesi olarak Kemalist projenin geriye dönük
değerlendirmesini yapıp, birçok yönüyle eleştirebiliriz. Mekanı ele geçirmekteki başarısını mekana ve topluma sirayet etmede gösteremediğini, bugün geldiği noktada, yarattığı
mekanların birer birer düşüşünü örnekleriyle
gündeme getirebiliriz.
Ancak Ahmet Emin’in gerisine düşmüş yandaş basının pompaladığı “İstanbul sevdası”
eşliğinde, finans kuruluşlarının İstanbul’a taşınıp, Merkez Bankası’nı İstanbul’a nakletme
hesaplarının yapıldığı ve bu arada da AOÇ gibi
Cumhuriyet sembollerinin tahrip edildiği bir
ortamda, 13 Ekim’in radikal - jakoben tavrını
hatırlamak ve hatırlatmak önemli.
Teknoloji
Adil HİNDİSTAN (CE’93) (Twitter:@AdilHindistan)
Verimliliği Yüksek Görüntü Formatları
Ö
nceden uyarayım, Türkçeye çevirmeye çalışırken anlam kaybına sebep olmaktan korktuğum için yeni,
yüksek çözünürlüklü video depolama formatlarından bahsedeceğim bu yazıda
da, ODTÜ’lülere yazmanın rahatlığıyla orijinal teknik terimleri kullanacağım.
Elbette teknolojinin söz verdiği ile ürettiği
sonuçlar her zaman birbiri tutmuyor. H.265
halen çok yeni, yapılan kimi testlerde alınan
sonuçlar ümit verici. Extremetech.com’un
Ocak 2013’de yaptığı testlerde aldığı sonuçlar [2] Standard’ın özellikle vaat ettiği sonuçların alınabileceğine işaret ediyor.
Son kullanıcı olarak farkında olmasak da şu
anda piyasada üretilen ve tüketilen yüksek
çözünürlüklü (1080p HD) video’ların hemen
hepsi H.264 sıkıştırma formatını (codec)
kullanıyor. Uzun süren hükümdarlığının ardından DVD’ler yerlerini artık Blu-Ray disklere bıraktı. Bu diskler de H.264 formatını
kullanıyor, ancak Blu-Ray diskler internetin
sunduğu yüksek çözünürlüklü streaming
teknolojileri sayesinde daha moda olmadan
demode oldu bile.
Wondershare firmasının ürettiği “Ultimate Video Converter” yazılımı 50$’a mal oluyor ve
mevcut videolarınızı H.265 formatına dönüştürebiliyor. Ücretsiz indirip test edebileceğiniz sürümü, videonun tamamını çevirmiyor,
ama benim test etmem için yeterli oldu.
Bir sonraki adımda Ultra-HD, 4K çözünürlüklü ekranlar boy gösteriyor. Blu-Ray disklerde
ortalama 2 saatlik bir film 25GB yer tutuyor.
Bu yılın ilk yazısında[1] 4KTV’lerden bahsederken, bu formatın şu andaki yüksek çözünürlüklü (1080p HD) ekranlara göre 4 kat
daha yüksek (4 x 1080p) çözünürlük sunduklarından bahsetmiştik. Çözünürlüğün
artması ile video dosyasının tuttuğu yer de
artıyor. Yukarıdaki hesapla yaklaşık 2 saatlik bir film için 100GB’lik yer gerekecek. Bu
kadar büyük bir dosyayı internet üzerinden
stream etmek için 220Mbit hızında internet
bağlantınız olması lazım. Bu kapasitede bir
alt yapı ABD’de yok.
2013 yılının baslarında, H.264 formatının
üreticileri, 4K ve 8K beklentilerine hizmet
verebilecek “High Efficiency Video Coding”
(HVEC) standardını ürettiler. Bu sıkıştırma
formatını iki turlu kullanmak mümkün:
Harddiskte 1dk 18sn’lik yüksek çözünürlüklü
sıkıştırılmamış 450MB yer tutan bir videonun
ilk 26sn’sini H.265 ile sıkıştırdığımda normalde 150MB yer kaplaması gereken video
12MB’a indi. Sadece bu bile kişisel kullanımda H.265 formatını popüler yapabilecek
unsurlardan biri.
1) H.265 ile sıkıştırılmış bir video dosyası
bir önceki H.264 ile sıkıştırılmış dosyanın yarısı kadar yer tutarken görüntü
kalitesi aynı kalıyor.
2) Aynı network bant genişliğinde görüntü kalitesini yükseltip 4K hatta 8K seviyesine çıkartabiliyor.
Öte yandan bu sıkıştırma işlemin gerektirdiği
işlemci (CPU) gücü H.264’e göre kat be kat
artmış durumda. Ancak sürekli artan CPU
gücü ve H.265’in paralel işleme yatkın algoritmaları bu sorunun üstesinden gelebilir.
H.265 bir önceki versiyonda olduğu gibi kişisel kullanım dışında lisans/ücret gerektiren
28 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
bir teknoloji. Bu durum herkesin hazzedebildiği bir şey değil. Özellikle başka standartlar, mesela HTML5 hangi video formatlarını
standart olarak desteklemeli sorusu gündeme geldiğinde, masadaki şirketlerden kimisi H.264’den para kazanan şirketler; diğer
bazıları ile H.264 kullanımı için para ödemek
durumunda olan şirketler.
Böyle durumlarda genelde olduğu gibi birileri çıkıp alternatif üretiyor. Bugün bu alternatif Google’ın VP9 video sıkıştırma formatı.
Google, dünyanın en büyük
video arşivi YouTube’un sahibi
ve geçenlerde YouTube’dan
gelen bir açıklamaya göre tüm
video’ların %60’i VP9 formatına dönüştürülmüş durumda.
Google VP9’a Sony, LG, Toshiba, Philips, Panasonc, Sharp,
Intel, Nvidia gibi devlerden
destek geldi. Ancak bu firmaların tamamı aynı zamanda
H.264’i de destekliyor. Bu ekran üreticilerinin hem ücretli
HDMI standardını, hem de ona
cevap olarak üretilen ücretsiz
DisplayPort teknolojisini desteklemesine
benziyor.
Apple’in yeni çıkan iPhone6 ve iPhone6+
telefonları Facetime için H.265 sıkıştırma
formatını kullanıyor. Apple telefon konusunda Google ile yarış halinde olduğundan VP9
yerine H.265’i seçmesi sürpriz
değil. Öte yandan YouTube sayesinde Google’in VP9 formatı
H.265’e göre çok daha geniş
kapsamlı olarak kullanılıyor ve
kimilerine göre streaming için
daha uygun bir teknoloji olarak görülüyor. Ancak, büyük
bir ihtimalle yeni streaming
cihazları en azından her iki formatı da oynatabilecekler.
Bu arada özgür yazılım devi,
Firefox’un üretici Mozilla Foundation ile Xiph.org işbirliği
H.265 ve VP9’a alternatif ‘Daala’ adını verdikleri yeni bir video sıkıştırma
teknolojisi üzerine çalışıyorlar. Kısacası ilerleyen teknolojilerle bitmeyen standart savaşlarına tam gaz devam.
1) 4K: http://odtumd.org.tr/bulten/235/ock2014.pdf
2) ExtremeTech H.265 bechmark: http://goo.gl/VxXqQU
DOSYA
UYKU
Dosya
Prof Dr. Selçuk Aslan ([email protected])
Uyku Yapısı ve Evreleri
U
yku kişinin yaşamın üçte birini geçirdiği bir bilinç ve bedensel durumdur.
Uyku sadece dinlenerek geçen pasif
bir süreç değildir. Uyku tek bir dönemden
oluşmamaktadır, farklı evreleri tanımlanmıştır. Uykuda 4 evre tanımlanmıştır; bunlar
evre1, evre 2, evre 3 ve evre 5 ya da REM
(rapid eye movement) uykusudur. Evre 1 uykuya girişi içeren dalginlık ve hafif uykuyu
kapsar, evre 2 de tam bir uyku yaşanır, bilinç
çevreden büyük ölçüde kopmuştur, ancak kas
gevşemesi henüz çok derin değildir. Evre 3
derin uykuda ise uyku derinliği ve kas gevşemesi derinliği çok fazladır, uyandırılma eşiği
yükselmiştir, kişiler kolayca uyandırılmazlar.
Son evre olan REM uykusu hızlı göz hareketlerinin izlendiği yanı sıra beyin aktivitesinin evre 1 ve uyanıklığa benzer biçimde
yüksek olduğu bir dönemdir. Bu dönemde
uyandırılan bireylerin %80’i rüya görmekte
olduklarını bildirilmiştir.
Evre 1 uykuya dalma evresidir ve kısa sürer,
beyin aktivitesi henüz yüksektir, bir gevşeme
ve yavaş göz hareketleri eşlik eder. Evre 2
ise uzun sürer ve bir gece boyunca en fazla görülen evredir, uykunun yaklaşık yarısı
evre 2 de geçer. Bu evrede uykunun devamlılığını sağlayan beyin aktiviteleri alt beyinden kaynaklanan, aralıklı olan gelen beyin
dalgaları izlenir. Bu dalgalar K-kompleksi
ve uyku iğcikleri olarak adlandırılır. Evre 3
ise derin uyku evresi olarak adlandırılır. Bu
evrede yavaş beyin aktivitesinin özelliği olan
30 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
delta dalgaları, diğer adıyla yavaş dalgalar
hâkimdir. Bu nedenle yavaş dalga uykusu adı
da verilir.
Normal şartlar altında, 2. evre uyku sağlıklı genç bir erişkinin gece uykusunun yarısını
kaplamaktadır. Yaklaşık %25’i REM uykusu ve %20’si yavaş dalga uykudan oluşurken
kalan %5’i evre 1 ve kısa uyanıklıklar arasında dağılmaktadır. Kişi yeni bir ortamda
ilk kez uyku uyuduğu zaman (ör. Uyku laboratuarı) genellikle uykuya dalma gecikir,
uykuda sık bölünme görülür, REM ve derin
uyku yüzdesi azalır (Carskadon ve Rechtschaffen 2005). Şekil 1.
Son yıllarda büyük bir örneklemi temsil eden
470 olgu ile yapılan çok merkezli bir çalışmada örnekleme alınan olgular ev tipi polisomnografi cihazı ile değerlendirilmiş, yaşa
ve cinsiyete göre uyku yapısı incelenmiştir.
Bulgulara göre uyku etkinliği her 10 yıl
geçtikçe %1.6 azalmakta, uyku süresi 0.1
saat azalmaktadır. Bu azalma kadınlarda
daha yavaş olmaktadır. Uyanma indeksi her
10 yılda 0.8 kat artmaktadır. Kadınlarda
daha az evre 1 ve 2 uyku gözlenmiştir. Derin uyku ortalama yüzdesi her 10 yılda bir
1.9% azalmaktadır, kadınlarda 6.7% daha
fazladır. Sonuç olarak uyku kalitesi ve niceliği yaşla birlikte daha kötüye gitmektedir, bu
durum erkeklerde kadınlara göre daha hızlı
olmaktadır. (Walsleben ve ark 2004).
Şekil 1. Sağlıklı genç bir erişkinde uyku evrelerinin % dağılımı. Not: Evre 1 ve 2 hafif uyku, evre 3 derin uyku
olarak adlandırılmaktadır.
Dosya
Uyku mimarisi belirli bir gece boyunca uyku
evrelerinin dağılımı ve sürekliliği ile ilgilidir.
Bir gece boyunca REM ve REM dışı uyku
evrelerini yineleyen döngüleri vardır. Bu döngü her bir 90 dakikada bir tekrarlar. Gece
ilerledikçe döngü özelliklerinde değişimler
ortaya çıkar. Kabaca gecenin ilk yarısında
derin uyku baskınken, ikinci yarısında REM
uykusu baskındır. Şekil 1 uyku mimarisi normal olan sağlıklı genç bir erişkinde tipik bir
gece uykusunu göstermektedir (Carskadon ve
Dement 2005).
Uykuya dalma kişiden kişiye değişme göstermekle birlikte yaklaşık 15 dakika içinde sağlanır, uyku evre 1 ile başlar sonra evre 2’ye
geçer, uyku REM dönemi ile başlamaz. Uyanık ve gözler kapalı iken izlenen alfa (8 - 13
hz) dalgalarının yerini evre 1’de beyin dalgalarının yüksekliği (amplitüd) ve sıklığı azalarak yerini teta aktivitesine bırakır (3 - 7 hz).
Bu süreçte zihin aktivitesi bilinçli halden çıkar, kişinin dalgınlaşır, dış çevreden kopar ve
kendi iç dünyasına döner, yavaş göz hareketleri izlenir, bu süreçte kişiler genellikle hayal
kurarak uykuya dalarlar. Daha sonra izleyen
evre 2 ise artık tamamen uykuya geçtiğimiz
bir süreçtir. Evre 2’de uykunun sürekliliğini
sağlayan uyku iğcikleri ve K-kompleksi adı
verilen yineleyici beyin aktiviteleri izlenir. Bu
aktiviteler derin beyin yapılarından kaynaklanır ve uykuyu sürdürme işlevleri vardır.
Uyku başlangıcından sonra ilk REM dönemi yaklaşık 90. dakikada ortaya çıkar. Devamında bu döngü yaklaşık 90 dakikada bir
yineler; REM uyku her gece 4 - 6 ayrı dönem
biçiminde ortaya çıkar, uykunun ilerleyen
saatlerinde sabaha doğru daha uzun sürer.
REM döneminde kişinin tamamen kas gevşemesi sağlanmıştır, sıklıkla rüya yaşantısı
eşlik eder. Bu nedenle
sabahları erken saatlerde çoğunluk beyin
rüya görme etkinliği
içindedir.
Derin uyku beyin dalgalarının yavaşladığı
bir uykudur, bu ‘yavaş
dalga uyku’ gecenin ilk
1/3’ünde ağırlıktadır;
REM uykusu uykuya dalıştan 70 ila 90
dakika sonra başlar,
gecenin son 1/3’ünde
baskındır; çok erken
başlaması uyku yapısında bozukluğa işaret
eder. Narkolepsi hastalarında REM dönemi
erken başlamakta ve kas gevşemesi ile birlikte uykuya dalmadan rüya yaşantıları ortaya
çıkmaktadır.
Uyku örüntüsünde yaşla ilişkili değişimler
yaşam boyunca görülür, en belirgin değişim
toplam uyku zamanında azalma ve gece sık
bölünmelerdir. REM uyku yüzdesi doğumdan ergenliğe %20-25’lere kadar azalır, 65
yaşından sonra daha da azalarak %15’lerin
altına iner. Buna karşın yavaş dalga uyku ergenlik dönemi sonrasında azalmaya başlar,
bu eğilim yaş artışıyla birlikte devam eder,
bazı yaşlılarda tamamen yok olabilir. Özellikle orta yaşlardan sonra daha gece uykusu
süresince fazla uyanıklık zamanı vardır ve
uyku ile uyanıklık karışmış bir durumdadır,
parçalı uyku yapısı izlenir. Bu yaşlarda uyku
ile ilgili solunum bozuklukları ve hareket bozuklukları sıklığı artar.
Uykuya dalma isteği nasıl oluşur? Genellikle, kişi uzun süre uyanık kaldıkça uykuya
daha eğilimli hale gelir. Yani uyanık kalma
süresi uzadıkça doğal olarak uykuya eğilimimiz artacaktır. Uykuya eğilimin dengeleyici
(homeostatik) düzenlemesi susama, acıkma
ve cinsellikle benzer biçimde çalışır, yoksun
kalmak güdüyü artırır, yemek yemek acıkma
duygusunu ortadan kaldırdığı gibi uyumak ta
uykuya dalma güdüsünü azaltır. Alt beyinde
hipotalamusta bulunan uyku, iştah, susama,
cinsellik gibi güdülerin düzenlenmesinden
sorumlu olan merkezler tüm bu fizyolojik güdülenme durumlarında işe karışır. Eğer uzun
süre sürekli uyanık kalırsa, kişi sonunda artan uyku güdüsüne karşı duramayacaktır.
Buna karşın kişi dinlenmek amacıyla yatakta
çok zaman geçirirse ve sık sık uyursa uykusu
parçalı hale gelmektedir. Ortalama 7-8 saat
süren tam bir gece uykusu yerini bölünmüş
parçalı uykulara bırakmaktadır. Bir fiziksel
rahtsızlık nedeniyle hastanede gündüzlerini
yatakta geçiren hastaların büyük çoğunluğunun gece uykusu bölünmeler vardır ve uyku
kalitesi azalır.
Kaynaklar:
1. Hirshkowitz M ve Sharafkhaneh A. Neuropsychiatric Aspect of Sleep Disorders Ch 17 In: The American Psychiatric Publishing Textbook of Neuropsychiatry and Behavioral Neurosciences, Fifth Edition
edited by Stuart C. Yudofsky, M.D., and Robert E.
Hales, M.D. Arlington, Va, American Psychiatric
Publishing, 2008.
2. Coleman RM, Roffwarg HP, Kennedy SJ ve ark.
Sleep wake disorders based on a polysomnographic
diagnosis: a national cooperative study. JAMA 247:
997-1003, 1982
3. Carskadon MA, Rechtschaffen A. 2005. Monitoring
and staging human sleep. In: Kryger MH, Roth TT,
Dement WC, eds. Principles and Practice of Sleep
Medicine. 4th ed. Philadelphia: Elsevier Saunders.
Pp. 1359–1377.
4. Sleep Psychiatry: Clinical guidelines for the evaluation and manegement of Chronic Insomnia in adults.
AASM Insomnia guidelines;4(5):487-504.
5. Partinen M, Hublin C. Epidemiology of sleep disorders In: Principles and Practices of Sleep Medicine.
Third edition, Kryger MH, Roth T, Dement WC (eds)
2000, 558-586.
6. Aslan S. “Uykusuzluk” tanı ve tedavi kılavuzu.
HYB. Ankara 2011.
EKİM 2014 31
Dosya
Derleyen*: Aysun BÜYÜKCENGİZ
Uyku Folkloru
S
özlüklerde genel olarak dış uyaranlara karşı bilincin tamamıyla veya bir
bölümünün kaybolduğu, tepki gücünün zayıfladığı, her türlü etkinliğin azaldığı dinlenme durumu
(Türkçe Sözlük, 2005: 2045) şeklinde
tarif edilen uyku, canlıların günlük hayatının çok önemli bir bölümünü kapsadığı
için hem dil ve edebiyat alanında hem de
bunlara dayalı kültür malzemesi içinde
kendine geniş bir yer edinmiştir. Folklorik ürünlerimizi meydana getiren kültürel
verilerin önemli bir kısmı uyku etrafında
yoğunlaşır.
Uyku Kavramı Ve Türkçedeki Yeri
Bilindiği gibi uyku, bilincin uyuşarak dinlenmesi durumu ve en önemli ihtiyaçlardandır. Uykusuz bırakılan canlılar belli bir
sürenin sonunda ölürler. Hem bedeni hem
de bilinci dinlendiren uyku esnasında kan
basıncının düştüğü, solunumun azaldığı,
kalp atışlarının eksildiği, nörovejatatif sinir dizgesinin yavaşladığı, az veya çok uyumanın pek çok hastalığın belirtisi olduğu
bilinmektedir. Belli devrelerle gelen ve tersine çevrilebilen psikofizyolojik bir durum
olan uyku, bulunulan ortamla ilişki kurma
yeteneğinin yani istemli hareket etkinliğinin ortadan kalkması şeklinde de tanımlanmaktadır.
Her canlının en temel ihtiyaçlarından olan
uykunun bilimsel önemini kısaca belirttikten sonra onun Türkçe bir isim olduğunu
söylemeliyiz. Xl. yy.’da Türkçede böyle yer
alan uyku kelimesi Azerbaycan Türkçesinde yuhu, Başkurt Türkçesinde yoho, Kazak
Türkçesinde uykı, Kırgız Türkçesinde uyku,
Özbek Türkçesinde uyku, Tatar Türkçesinde yıla, Türkmen Türkçesinde ula, Uygur
Türkçesinde uyku olarak kullanılmaktadır. Türkiye Türkçesinde mecaz anlamlar
da yüklenip; çevrede olup bitenin farkında
olmama, gaflet, aymazlık; doğada görülen
sükunet durumu gibi manalan da içerir.
32 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Mitolojide Uyku
Yunan mitolojisinde Hypnos adını taşıyan
uyku tanrısı, Thanotos adını taşıyan ölüm
tanrısı ile kardeştir. Her ikisini de Nyks
(gece) yaratmıştır. Ölüm ve uyku tanrıları
birlikte Tartaras denilen yerde otururlar.
Uyku kavramı olumlu yönüyle ele alındığı gibi olumsuz olarak da değerlendirilir.
Özellikle Dede Korkut hikayelerinde ele
alınış biçimi bu yöndedir. Uyku bir teslimiyetin ifadesidir ve Oğuz yiğitlerinin başına
gelen kötülüklerin sebebidir. Uyku Oğuz
geleneklerinde “küçük ölüm” sayılmış ve
günlerce sürerek onların esir düşmesine
sebep olduğu için “ Oğuz uykusu” olarak
adlandırılmıştır.
uyuya büyür, yaşlılar uyuya uyuya ölür”
günlük kaygıları ifade etmek için “aç tavuk rüyasında kendini buğday ambarında
görürmüş” denir.
Manilerde Uyku
Uyku motifi geleneksel halk şiirinin en yaygın türlerinden manilerde de yerini almıştır. İlk söyleyenleri belli olmayan fakat genellikle kadınlar tarafından oluşturulduğu
bilinen bu anlatım türünün hem eğlenme,
hem vakit geçirme hem de iletişim kurma
gibi sosyal görevleri de vardır.
Bilmecelerde Uyku
Sözlü edebiyatın ‘anonim karakterli diğer
bir ürünü olan ve en az iki kişinin katılımıyla eğlenmek, yarışmak, bilgiyi sıkmadan öğretmek gibi çeşitli amaçlarla sorulan
ödül veya ceza gibi sonuçları da olan bilmeceler de uyku motifini sık kullanır.
Bilmecelerde bu motif manilerdeki gibi söz
grubu içinde değil genellikle sorunun cevabı
olarak görülür.
Ninnilerde Uyku
Atasözü Ve Deyimlerde Uyku
Az sözle çok şey ifade eden ve adeta bir
genel kural olarak kabul edilip hayata dair
her konuda bilgi kaynağı olarak değerlendirebileceğimiz atasözleri ile dilin imkanlarından ortaya çıkan renkli ifadeler olan
deyimlerde de uyku kavramına çok yer verilir. Düşmana asla güvenmediğimizi belirtmek için “su uyur düşman uyumaz”, uykunun hava durumuyla ilgisini belirtmek için
“rüzgarlı havada kuytu, yağmurlu havada
uyku”, olmayacak zamanda uyuyanlar için
“nasibi kesilen it kurban bayramında uykuya yatarmış”, farklı yaş gruplarının uyku
ihtiyacını belirtmek için “çocuklar uyuya
Ninniler, annelerin bebeklerini veya üç dört
yaşına kadar olan çocuklarını kucaklarında, ayaklarında, beşiklerinde sallayarak
uyutmak, avutmak, dinlendirmek için özel
bir ezgiyle söyledikleri türkülerdir. En çok
bilinen özelliği ile uykuya geçiş türküleri diyebileceğimiz ninniler genellikle dört
dizelik bir bütün oluşturup hece ölçüsü ve
sade bir dille kurgulanırlar. İçlerinde çocuğun nasibinin bol olması, nazar ve hastalıklardan korunması, uslu olması, çabuk
büyümesi, iyi bir meslek sahibi ve varlıklı
bir insan olması gibi dilek ve temenniler bulunur. Aslında annenin o anda aklına gelen
her konu hakkında doğaçlama olarak söylediği ninnilerin dörtlükleri bir nakarat olan
“e e e uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış
yürüsün ninini” şeklindeki ritimli sözlerle
bağlanır.
Dosya
Efsanelerde Uyku
Uyku Duaları
Uyku duaları yatarken ve yatmadan hemen önce söylenen, ezberlenmesi kolay,
anonim karakterli ürünlerdir. Bunlar daha
çok çocuklar tarafından okunurlar. Bunlar
“Yattım Allah, kaldır beni” veya ‘ ‘Yattım
sağıma, döndüm soluma” sözleriyle başlayıp “Kalkarsam elhamdülillah, ölürsem
elhükmilillah” gibi şükür ve teslimiyet
ifadeleriyle biterler. Bu dualar içerik olarak sağlıkla yeniden uyanma, ani bir ölüm
gerçekleşirse iman ile cennete gitme, din ve
imana meleklerin şahitlik etmesi gibi istekler belirtirler.
Türkülerde Uyku
Musiki ile söylenen güftelerden oluşmuş,
genellikle hece ölçüsü ve sade bir dille söylenen anonim karakterli halk edebiyatının
en yaygın örneklerinden olan türküler uyku
motifini sık kullanırlar. Fakat bu ninnilerde
olduğu gibi doğrudan uykuyu ele alma veya
uyku dileme biçiminde değil, sevgiliye duyulan aşk yüzünden gözüne uyku girmeme,
uyuyan ya da yeni uyanmış sevgilinin güzelliği, gaflet uykusundan uyanma temalarını
anlatmak içindir.
Bu konuda en yaygın olan anlatım Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi dinlerde
bilinen Ashab-ı Kehf veya yedi uyurlar adıyla yaygınlaşan ve ölümden sonra yeniden
dirilişin sembolü olan anlatımdır. Mağara
arkadaşları anlamındaki bu sözcükle ifade
edilen hikaye şöyledir: M.S. 240 yıllarında
İmparator Dakyanus halkına putlara tapmaya zorlar. İslami kaynaklara göre isimleri Yemliha, Mekselina, Meslina, Mernuş,
Debernus, Sazenuş, Kefeştetayyuş olan yedi
genç Allah’a inanmaktadır. Bütün baskılara rağmen inançlarından vazgeçmeyen yedi
genç bir fırsatını bularak şehirden kaçarlar. Dağlara doğru yürürken peşlerine bir
köpek takılır. Onlardan ayrılmayan ve adı
Kıtmir olan köpekle birlikte bir mağaraya
saklanırlar. Tam 309 yıl sürecek olan derin
bir uykuya dalarlar.
Ayrıca Anadolu efsanelerinde de uyku ve
onun tamamlayıcısı rüya ile ilgili anlatılar
da pek çoktur.
Uyku Ve Rüya İlişkisi
Uyku sırasında yaşanan görmeye, işitmeye
ve benzeri algısal tecrübeler elde etmeye
veya bir başka deyişle uykuda kişisel olarak
elde edilen görüntü, duygu ve düşüncelerin
tümüne rüya adı verilmektedir. Ölüm ve uykunun birbiriyle kesişmesi gibi rüya ve uyku
da kültür verileri içinde birbiriyle kesişmiş
olarak karşımıza çıkar.
Halk Hekimliğinde Uyku
İnsanların kendi özel çabalarıyla ve gelenekten öğrendikleriyle hastalıkları tedavi
etme yöntemleri halk hekimliği olarak bilinir. Gerek az uyumak veya uykuya dalamamak, gerekse çok fazla uyumak bir rahatsızlık kabul edildiği için halk hekimliği
yöntemleri bu konuda uygulamaya konur.
Fakat uyku konusundaki en büyük sıkıntı
çocukların uyumamasından kaynaklanır.
Uyku Cinleri
Türk halk bilimindeki sözlü anlatımlar
içinde olağanüstü özellikler taşıyan, gizli
güçlere sahip oldukları düşünülen fakat ne
olduğu bilinmeyen varlıklarla ilgili pek çok
inanç ve uygulama vardır. Bunlara genel
olarak cin, peri, cadı gibi isimler verilirse
de bir kısmı Karakoncolos, Kamos, Karakura Ağırlık, Albastı gibi özel isimlerle tanınırlar.
Uyku, dünyamızda canlılar tarihiyle var
olan bir olgudur.
Organizmayı dinlendirmek, yenilemek,
güçlendirmek gibi pek çok yararının yanında eksikliği de olumsuz sonuçlara sebep
olmaktadır. İnsanlığı bu kadar yakından
ilgilendiren uyku etrafında oluşan kültürel
veriler insanımızın yaşama üslubunun bir
bölümünü ve bu üslup içinde hangi eylem
kalıplarını benimsediğini anlatan olguların
bütünüdür.
Uyku, kültürel boyutuyla tek yönlülük göstermez. Onun etrafında tıbbi, psikolojik
değerlendirmelerin dışında sözlü gelenekte
yer alan masallar, ninniler, efsaneler, inançlar, rüyalar gibi folklorik boyut, yatak, yorgan, yastık gibi maddi kültürü ilgilendiren
boyut ya da magazin kültürüyle ilgili boyut
gibi pek çok alan toplanmıştır.
Uyku bütün canlıları ilgilendiren bir konu
olduğu için etrafında toplanan gelenekler,
uygulama ve inançlar çok köklüdür. Bunlar
zaman zaman kendini yenilemekte, yeni durum ve şartlara uyum göstererek yenilenmekte ve güçlü bir şekilde yaşamaya devam
etmektedirler.
Fıkralarda Uyku
Gerçek hayat olaylarından hareketle hisse
kapmayı hedef tutan ve temelinde mizah,
nükte, eleştiri ve hiciv unsuru bulunan kısa
mensur hikayelere fıkra adı verilmektedir.
Uyku fıkralarda da bazen doğrudan bazen
de rüya şeklinde yer alır.
geleneğine uyularak, çeşme, pınar, dere,
deniz gibi yerlere de anlatılır.
Rüya Tabirleri
Rüyalar ve bunların yorumları insan hayatında çok önemli kabul edildiği için tabirname adı verilen kitaplar veya bu işi yapan
kişiler daima ilgi görmüştür. Vakıa, düş,
seyran gibi kelimelerle ifade edilen rüyaların en büyük özellikleri sembollerdir. İşte
bu semboller ilk çağlardan beri insanları
meşgul etmiş, bunlar yorumlanarak gelecek günler hakkında bilgi sahibi olunmaya
çalışılmıştır. Rüyayı iyiye yaracak kimse
yakında bulunmazsa, akan suya anlatma
Halk bilimi kapsamında uyku kavramı ve
uykuda yaratılan dünya bütün insanlık tarihinde gerçek dünyanın kendisi kadar yakın sayılmış, gelecekte olabilecek olayların
uyku aracılığıyla bildirildiğine inanılmış,
uykuyu insanlara gönderen ilahi güçlerin
varlığı kabul edilmiştir. İşlevi açısından geçici ölümü sembolize eden uyku anlamlar
dünyasına dalınanın en önemli yolu kabul
edilerek kendine halk bilimi içinde önemli
bir yer elde etmiştir.
*(Başkent Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı
Bölümü Öğretim Üyesi Ayşe Duvarcı’nın Prof. Dr.
Mine Mengi Adına Türkoloji Sempozyumu’nda
yaptığı “Uyku Folkloru” başlıklı bildirisinden
derlenmiştir.)
EKİM 2014 33
Dosya
Prof. Dr. Selçuk Aslan (GÜTF Psikiyatri Öğretim Üyesi) - [email protected]
Uykusuzluk ve Baş Etme:
Bilişsel Davranışçı yaklaşım
U
ykusuzluk toplumda sık görülen
bir sorundur. Araştırmaların büyük
kısmında erişkin nüfusun yaklaşık
1/5’inde uykusuzluk yakınması bildirilmektedir. Toplumun 1/10’unda kronikleşen
olgular görülmektedir. Uykusuzluk sorunları çok yaygındır ancak tedaviye başvurma
ve yardım arama davranışı çok azdır. Bu
konuda değerlendirmeyi uyku konusunda
yeterli eğitim almış bir uzmanın yapması
önerilir, bu yazı sizler için bir ön bilgi oluşturmak için hazırlanmıştır. Uykusuzluk sorunun değerlendirmesi sırasında mümkün
olduğunca nesnel veriler sağlanmaya çalışılır bu amaçla, uyku günlüğü, tutularak
kişinin bir hafta boyunca uykuya dalma,
gece yatakta geçen süre, toplam uyuduğu
süre, gece uyanık geçen süre bulunur.
Yakınmaların ortaya çıkmasında rol oynayabilecek olası nedenler araştırılır. Ayrıca
belirtilerdeki artış ya da azalmalar, tekrar
başlatan nedenler, bunların psikolojik ya da
fizyolojik durumlarla ilişkileri araştırılır.
Uykuyu etkileyebilecek ilaç, alkol, madde
kullanımı ya da bunların kesilme öyküsü
sorgulanır.
Uykusuzluk için tedaviye başvuran hastalar kaygı ve depresyon belirtilerini daha
yüksek yaşamaktadır. Özellikle uyku uyuyamama ile ilgili kaygılanma en sık rast34 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
lanan bulgudur. İnsomniya sürekli hale geldiğinde uykusuzluğun yol açacağı sonuçlar
hakkında kaygı daha ön plana geçmektedir.
Kişilik özellikleri incelendiğinde süreklilik gösteren bazı örüntüler gösterilmiştir.
Bunlar arasında kaygı oluşturmaya eğilimli kişilikler; obsesif- kompulsif, anksiyöz,
depresif özellikler gösteren kişilik özellikleri sık görülmüştür.
Hazırlayıcı etkenler çok çeşitli olabilir.
Meslek stresi, yer değiştirme, sınava girme anksiyetesi, vergi hesaplarının kontrol
edilecek olması, dava açılması, tıbbi bir
durum gelişmesi, ilaçların değiştirilmesi,
ayrılma, boşanma ya da yas tepkisi yaşama olabilir. Zaman içinde bu etkenlerinin
birçoğunun etkisi zayıflar, normalde kişinin
uykusuzluk yakınmasının yatışması beklenir (örneğin, sınava girme durumu geçmiştir), ancak uykusuzluk yakınmaları bazı
kişilerde giderek artar, bu durum artık zorlanma etkeni ile değil sürdürücü etkenlerin
varlığı ile açıklanır. Sürdürücü etkenlere
örnek olarak, uykuya yardım için sürekli
alkol almak, iyi uyku kalitesi ile uyumsuz
alışkanlıklar geliştirmek (ör: yatakta TV
izlemek) ya da depresyona ilerleyen bir yas
süreci yaşamak sayılabilir.
Uykusuzluk terapisinde bilişsel davranışçı yaklaşım çok yardımcı olabilir, çünkü
Dosya
uykusuzluk yaşayan kişiler sıklıkla kendi
durumları hakkında oldukça endişelidir.
Terapist öncelikle kişiye kendi uykusu ile
ilgili olarak ve tedaviden beklenen düzelme için gerçekçi beklentiler oluşturmasına
ve yardım etmelidir. Bunun yanı sıra kişinin inançları iyileşmede kritik bir öneme
sahiptir, özellikle işlev bozucu düşünceler,
performans kaygısı, uyku düzeyi yanlış algısı ve dikkatle ilgili inançlar önemlidir.
Terapinin zaman alacağı ve aktif bir katılımı gerekli kılacağının hastaya açıklanması gerekir. Eğer kişi kendini “uykusuz
kişi” olarak tanımlıyorsa – bu uykusuzluk
çekmenin onun kimliğinin ya da kişiliğinin
bir parçası olarak kabul ettiği anlamına
gelir- bu durumun dezavantajları ve sağladığı ikincil kazançlar üzerinde durulmalıdır, bu ikincil kazançlar kısa vadelidir
ama uzun vadede sorunun sürmesinde rol
oynamaktadır. Eğer değişim ve ilerleme
isteniyorsa bu kazançlardan vazgeçmek,
kendini bu şekilde benimsemeyi bırakması
yararlı olabilir. Gevşeme egzersizleri, tersine niyetlenme, yatakta geçen zamanı kısıtlama, uyku ve yatak odası ile olumlu bir
koşullanma sağlama için uyaran kontrol
terapisi etkili davranışçı müdahalelerdir.
Terapinin amacı uyku güçlüğünü yok saymak ya da kişinin yaşamı üzerine etkisini
küçümsemek değildir. Bundan daha çok,
hastanın uykusuzluğu ve sonuçlarını daha
gerçekçi ve akılcı açıdan görmesidir. Ayrıca, sıklıkla hastalar kendilerini uykusuzluğun bir kurbanı olarak algıladıkları için,
terapinin önemli amacı kontrol duygusunu
ve uyku zorluklarını ve gündüz sonuçlarını
yönetmek için başa çıkma becerilerini güçlendirmektir.
Olumsuz düşünce ve varsayımlarının neler
olduğunun farkındalığı artırılması terapinin esas bileşenidir. Kendini-gözlemleme
ve notlar almak bu amaca ulaşmak için
en etkili yöntemdir. Hastalara dış olaylara cevap olarak zihinlerinden sürekli kendileriyle ilgili durum saptamalarının akıp
gittiğini göstermek önemlidir (ör: kötü bir
uyku gecesi, kötü iş performansı). Her ne
kadar her kişi bu süreçle aynı boyutta meşgul olmasa da, uyku bozukluğu çeken herkes gerçekte, kötü uykularının nedenleri ve
sonuçları hakkında bazı düşünceleri taşır.
Bu düşüncelerin otomatik niteliği ve belli
belirsiz olmaları nedeniyle yeterince ortaya çıkarılmaları için eğitim ve alıştırma
yapılması gereklidir.
Uykusuzlukla İlgili İnanç ve Tutumları
Değiştirmek İçin Pratik Öneriler
Uykuyla ilgili gerçekçi beklentiler taşıyınız: kusursuz ve mükemmeliyetçi yüksek
beklenti içinde olmak kaygı düzeyini de
artıracaktır.
Uyumaya çaba göstermek uyuyamama
kaygısını artıracağı için,
hiçbir zaman uyumaya
çalışmayınız
Kötü bir gece uykusundan
sonra bir felaket beklemeyiniz. Uykusuzluğu çoğunlukla katlanılabilen ve çok
büyük olumsuzluklara yol
açmayan bir durum olarak görmeye çalışınız.
Uykusuzluk nedenleri hakkındaki yorumlarınızı (atıflarınızı) gözden geçiriniz.
Uykusuzluğun nedeni olarak gördüğümüz
sebepler gerçekçi değilse bizi yanlış tedbirler almaya sürükleyebilir.
Gündüz yaşanan olumsuzlukların, yetersizlikler için uykusuzluğunuzu suçlamayınız. Uykusuz kalmanın sonuçları hakkında oluşturulan olumsuz
inançlar ertesi gece tekrar uyuma sırasında kaygıyı artıracaktır.
Konuşmalarımızda uyku
üzerine
vurgulamalara
fazla yer vermeyiniz: Sürekli uykusuzluktan söz
etmek, bu konuda yakınmak uyku sorunumuzun azalmasına yol açmaz, olumsuz koşullanmamıza neden olur.
Kendinize uykusuz kalmanın etkilerine
katlanabileceğinizi söyleyiniz.
Kaynaklar:
American Academy of Sleep Medicine (AASM) International Classification of Sleep Disorders (ICSD): Diagnostic & Coding Manual by American Academy of Sleep Medicine; 2nd edition. 2005.
Aslan S, Gulcat, Z, Albayrak, FS, ve ark. “Prevalence of insomnia symptoms: results from an urban district in
Ankara, Turkey,” International Journal of Psychiatry in Clinical Practice, 2006: 10 (1), 52-58.
Aslan S. “Uykusuzluk” tanı ve tedavi kılavuzu. HYB. Ankara 2011.
Morin C, Espie. insomnia: A Clinician’s Guide to Assessment and Treatment by Charles M. Morin and Colin A.
Espie. Springer; 1 edition 2004.
Morin CM, Bootzin RR, Buysse DJ, Edinger JD, Espie CA, Lichstein KL Psychological and behavioral treatment
of insomnia: update of the recent evidence (1998-2004). Sleep. 2006: 1; 29 (11): 1398-414.
Selçuk ASLAN. Uykusuzluk Psikoterapisi: Bilişsel Davranışçı Yaklaşım. Psychotherapy of Insomnia: A Cognitive Behavioral Approach. Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2013;6(3):60-8.
EKİM 2014 35
Dernekten
Dosya
??????????????
Derleyen:
Erkan Özmacun
(???????????)
(EE’87)
*Sarpedon’un cenazesini taşıyan Uyku ile Ölüm’ü resmeden vazo
Uykuya Dair Bir Masal
E
rkek kardeşi Ölüm ve annesi Gece olan
Uyku, içinden Unutuş nehrinin aktığı
Limni adasının gizli karanlık bir mağarasında her biri ayrı bir düş olan sayısız
oğluyla birlikte yaşarmış. Demirden kalbi,
merhamet dilemeye geçit vermeyen tunçtan
göğsü ile Ölüm, ölümlüler kadar ölümsüz
tanrıların bile nefretini çekerken, kardeşi
Uyku insanlara şefkatle yaklaşır, dünyayı
huzur içinde dolaşırmış.
Zeus Troya Savaşı sırasında savaşan taraflardan birinin yanında olmasını Hera’ya
yasaklamış. Hera da, bak demiş bu savaşta tanrıların çocukları da savaşıyor sen de
kendi çocuğun olsa bile onun kaderini değiştirmeye kalkmayacaksın.
Bütün bu karşılıklı sözlere rağmen Hera
Troya Savaşı’nda Yunalılara destek olmak
için planlar kuruyormuş. Uyku’u ziyaret
edip ondan yardım dilemiş.
“Öyleyse ant iç Styks suyu üzerine,
Bir elini bereketli toprağa daya,
Bir elini değdir ışıldayan denize,
Kronos’un çevresinde tekmil yer altı tanrıları
tanık olsun,
Bana taptaze bir Kharit tanrıçası vereceğine ant iç,
Bunca zamandır burnumda tüten Pasithea’yı
“Tekmil tanrıların, insanların efendisi, Uyku,
Eskide beni nasıl dinlediysen, şimdi de dinle,
Gelecek günlerde unutmam bu iyiliğini.
Zeus’un kaşları altında parlayan gözlerine
dök uykuyu,
Bana sevgiyle sarılır sarılmaz uyusun…”1
vereceğine” 2
Hera söz verir vermez İda Dağı’nın başında Zeus’un yanına gitmiş, Uyku ise bir kuş
olup, İda Dağı’nın başında ulu bir çamın
üzerine konmuş. Hera Zeus’a, Okeanos’la
Tathys’ü görmeye giderken haber vermek,
senden izin almak için uğradım demiş. Her
nedense o an Zeus’un gözünü aşk bürümüş
onu görünce.
Başta Uyku reddetmiş, çünkü bir keresinde yine Hera’ya yardım ettiği için Zeus onu
cezalandırıp göklerden denizlere fırlatacakmış, neyse ki Gece imdadına yetişmişte
kurtulmuş. Ama Hera ona zerafet perilerinden Meditasyon’u gelin olarak vermeyi vaat
edince Uyku dayanamamış kabul etmiş dileğini, Hera’dan da söz vermesini istemiş:
1
36 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
2
Homeros, Ilyada, Çeviren :Azra Erhat/ A. Kadir, Can 17.Basım 2014.
a.e.g.
Dernekten
Dosya
yeceğine. Hera şöyle demiş:
“Sarpedon’u seviyorsan, sızlıyorsa için,
Zorlu kargaşalıkta ölsün bırak,
Ölsün Menoitiosoğlu Patroklos’un elinden.
Bırak ayrılsın bedeninden canı,
Sonra gönder Ölüm’ü, tatlı Uyku’yu,
Alıp götürsünler onu engin Lykia iline,
Kardeşleri, akrabaları onu orda gömer,
Bir mezara, yazılı taşın altına.”5
Bulutları devşiren Zeus karşılık verdi, dedi ki:
“Sonra gidersin oraya, ne olur Here,
yatalım gel, sarmaş dolaş olalım yatakta, doyasıya,
bugüne dek ne bir tanrıçaya, ne bir kadına karşı
yüreğime akan aşk böyle altüst etmedi beni,
ne İksion’un karısı olacak kadını sevdiğimde,
tanrılara denk danışman Peirithoos’u doğurdu
o kadın;
ne Akrision’un güzel topuklu kızını sevdiğimde,
ne üstün yiğit Perseus’un anası Danae’yi;
ne çok ünlü Phoiniks’in kızını sevdiğimde,
Minos’la tanrıya benzer Rhadamanthys’ü
doğurdu o;
Ne Semele’yi sevdiğimde, ne Alkemene’yi sevdiğimde,
Semele Dionysos’u doğurdu, ölümlülerin
neşesini,
Alkemene Thebai de otururdu,
bana üstün yürekli Herakles oğlunu doğurdu;
ne güzel saçlı Kraliçe Demeter’i sevdiğimde,
ne ünü uzaklara yayılan Leto’yu sevdiğimde.
Seni bile hiçbir zaman sevmemiştim şimdiki
gibi.”3
Zeus uyur uymaz, Uyku Poseidon’nun yanına gider ve Yunanlılara gönül rahatlı ile yardım edebilirsiniz artık der. Poseidon savaşın
ön sıralarına koşar ve Yunanlılara seslenir
“Argoslular, Hektor’a mı bırakacaksınız zaferi, gemileri ele geçirsin, ün toplasın diye?”
ve mavi yeleli Poseidon’la Hektor yaymışlar o korkunç savaşın ağlarını. Sarpedon,
Zeus’la Laodamia’nın oğlu Lykialı önder
Troyalıların yanın savaşmaktaymış. Zeus insanlar arasında en sevdiği Sarpedon’u işte
bu savaşta kaybetmiş. Sarpedon’un kaderini
bilse de bir kere söz vermiş Zeus Hera’ya
kendi öz oğlu olsa bile kaderini değiştirme-
Zeus, sevgili oğlu Lykialı önder Sarpedon’u
kaderini
değiştirememiş
ve
Troya
Savaşı’nda kaybetmiş onu. Oğluna olan
saygısını göstermek için kan damlaları
akıtmış yeryüzüne. Posseidon’la birlik olan
Hera’nın yardımıyla, Yunanlılar zafer kazanmış, Sarpedon’un ölüsünü taşımak da
Uyku’yla Ölüm’e düşmüş.
Bazı mitolojik adların karşılıkları:
Thanatos : Ölüm tanrısı
Nyx : Gece tanrıçası
Hypnos : Uyku tanrısı
Lethe : Unutuş nehri
Lemnos : Limni adası
Oneiroi: Düşler, Uyku tanrısının oğulları.
Pasithea : Meditasyon Perisi
Hera olur mu İda Dağı’nın başında, ya başka bir tanrı görürse diye nazlanmış önce.
Zeus’sa sen merak etme altın bir sisle örterim her yanımızı kimse göremez bizi demiş.
“Böyle dedi, aldı karısını koynuna, sarıldı,
tanrısal toprak yumuşak bir çimen saldı,
taptaze lotos bir halı serdi toprakla aralarına,
safranlardan, sümbüllerden, tatlı bir halı,
uzanıverdi ikisi de halının üstüne,
sardı onları güzel bir altın bulut,
buluttan çiy damlaları akıyordu pırıl pırıl.
Tanrıların babası yüksek Gargaros tepesinde,
Koynunda karısı, mışıl mışıl uyuyordu,
Uyku ile aşk yola getirmişti onu.”4
a.e.g., s. 331.
a.e.g., s. 332.
5
a.e.g., s. 371.
3
4
EKİM 2014 37
Dosya
Ahmet İNAM (EE’71)
ODTÜ Felsefe Bölümü
Uyuduk, Uykudan
Bir Şeyler Umarak
Uyanıyorsun uyku oluyor, uyanamıyorsun ölüm. Uyku
ile ölüm arasında ince bir çizgi var. Ölüm, bize nasıl
yaşamamız gerektiğini söylüyor. Peki, uyku ne söylüyor?
Uykunun sesini dinleyebildiğimizde ne duyarız? Kulağıma
gelenleri yazacağım.
U
ykunun bir yanı gerçeklik dediğimiz
bu dünyada, bir yanıysa ötede, düşlerde. Uyku bir köprü: gerçekle düşler arasında. Uyku, dünyanın başka türlü
olabileceğini gösterebilecek bir olanak.
Uyku, düşler dünyasının şaşırtıcılığına,
kendimizin gizli yanlarını anlamaya bir giriş. Uyku, yalnızca bize özgüdür, kimse bir
başkasının düşünü göremez. Bilincimin sınırlarını aşabildiğim, kendimi keşfetmeye
açılabildiğim bir dünyaya açılan kapıdır,
38 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
uyku. Uykuya uğurladığımızda kendimizi,
bir başka âleme geçeriz, düşlere doğru bir
yolculuk başlar. Düş ehli isek elbette. Değilsek, uykumuzda hiç düş yoksa düşlere
karşı duyarlı değilsek, uyku bir dinlenmedir yalnızca. Sıradan bir süreçtir. “Her
sağlıklı insan uykusunu almış olmalıdır”
deriz. Uykunun sesini böyle bir kulakla
dinlerseniz, uykunun köprü olduğu dünyaya geçemezsiniz. Düşlere açılan bir geçit
olarak uykudan gelen sesi dinleyebilirsek,
Dosya
hem dünyayı hem kendimizi, gerçeklik ve
düş ilişkisini farklı yüzleriyle, olanca zenginliği içinde kavrama olanağına kavuşma
şansımız ortaya çıkabilir.
Gelelim bedenin yaşadığı bir süreç olarak
uykuya: Beden, uykuyla beden olur. Uyuyamama büyük bir sağlık sorunu elbette,
yine de uykuda tanı ve sağaltım hekimliğin
önemli bir çalışma alanı. Uyku bedenin bir
gereksinimi. Uykusunu almış bedenle, uykusunu alamamış beden bir olmaz.
Uyurken gerçeklikle olan bağımız, belli
bir açıdan bakılınca, asla kesilmez. Beden
uyanık durumundan daha farklı bir süreç
yaşıyordur sadece. Beden bu dünyada, belli bir uzam-zaman diliminde, örneğin belli
bir yataktadır. Yine de yaşadığı bu süreç,
bedene yeni bir yaşantı olanağı açar: Düşler. Uykuda düşleri denetleyemeyiz, onlara
yön veremeyiz. Oysa uyanıkken gördüğümüz, kurduğumuzu, kurguladığımızı düşündüğümüz düşlerin egemeni olduğumuzu sanırız. Öyle midir acaba? Düşlerimizi
denetleyebilir miyiz? Düşlerimizin efendisi miyiz yoksa düşler mi efendimiz bizim?
Uykumuz mu bizi bulur yoksa biz mi buluruz uykumuzu? Örneğin “uyuyayım şimdi” dediğimde hemen uyuyabilir miyim?
Uykuyu çağırır çağırmaz, uyku gelir mi?
Uykuyu ne kadar bir süre erteleyebiliriz?
Kaçabilir miyiz uykudan? Kaçan uykuyu
ne kadar kovalayabiliriz? Uyku, bir sükûnet, dinlenme, dış dünyaya
kapılarımızın kapanması bir an için. Devinim, dinginlik istiyor. Uykuda onarıyor
kendini beden. Bunun için beden, uykusuna yakışmalı, uykusunu bulmalı. Uykusunu
bulamamış beden eksiktir. Yalnızca fizyonörolojik açıdan değil, psikolojik açıdan
da eksiktir. Beden nasıl uyuyacağını, çevresi, duyguları, düşünceleri, yaşam biçimi
içinde keşfedebilmeli. Uykusunu yitirmiş,
uykusuna uzak düşmüş, uykusuyla barışık
olmayan beden huzursuz bir bedendir. Ne
demek uykusuna yakışan beden? Uykusunu kovalamayan, uykusundan kaçmayan
beden demek. Uykusuyla anlaşan beden.
Uykuya yatmak, uykusuyla buluşmak, uykusuyla barışık olmak, kendimizle barışık
olmanın yollarından biridir. Uykusuyla barışık olmak, uykusuzluk çekmemek anlamına gelmez. Uykusuyla barışık olan, uykusuzluğu ile de barışıktır. Beden uykuyla
barışık olduğunda, nerede, nasıl, ne kadar
uyuyacağını bilir.
Nedense uyku değil de uyanıklık daha değerli görülür, çoğunlukla. “Uyanık olmalı
insan” denilir, “fırsatlardan yararlanmalı”. Uyanıklık, düşünmenin, araştırmanın,
eleştirmenin bir gereği olarak anlatılır.
Bana sorarsanız burada uykuya karşı bir
haksızlık söz konusudur. “Uyuma” denilir. Uykunun bir anlamda gerçeklikle ilişki
kurmanın başka bir biçimi olduğu unutulur. Uyutulmaktan hele nasıl korkarız.
Uyutulmayı aldatılmayla eş anlamlı olarak alırız. Kimi zaman can, canan tarafından uyutulmak ister. “Bir uykuyu cananla
beraber uyuyanlar”, aşkı gerçekliğin engelleyici etkilerine karşı yaşayabilenler,
uyanmak istemezler hiç. Aşk bir uyku
mudur? Neden öyle olsun ki? Gerçekliğin
başka türlü yaşanmasıdır. Aslında uyku
da öyledir. Uykuyu böyle anlarsak, aşk bir
türlü uykudur, çünkü uyku bir türlü gerçeklik yaşantısıdır.
Uykuyu uyanıklığın bir başka boyutu
olarak anlıyorum. Uykularım bana öyle
söylüyor. Düşlerimiz de gerçekliğin bir
parçasıdır çünkü. Uyuma diyorlar. Hiç
uyumasaydık, gerçekliği dönüştürme gücümüz olur muydu?
EKİM 2014 39
Kavramlar
Doç. Dr. Erdinç Sayan (ODTÜ Felsefe Bölümü)
RÜYA
B
azen uykudan rüya görmekteyken uyanır ve az önce uykudayken
rüya gördüğümüzü biliriz. Rüyalar uyku fenomeninin muhtemelen
en ilginç ve muammalı yönüdür. Rüyaların
tuhaf bir özelliği, onları uyandıktan çok
kısa bir süre içinde unutmamız. Daha yataktan kalkarken bir de bakarız ki rüyamızın büyük bölümü zihnimizden buharlaşıp
uçmuş bile. Rüyalarımızın bazılarını uyandıktan sonra uzunca bir müddet hatırladığımız da olur elbette, fakat o tür rüyalar
bize ya çok ilginç ya da şok edici gelen,
ya da birilerine anlattığımız için hafızamızda yer edebilen rüyalardır. Çok canlı
rüyalarımızın ve ürkütücü kâbuslarımızın
bile büyük çoğunluğunu uyandıktan sonra
göz açıp kapayıncaya kadar unutuveririz—
eğer o rüyalarımızı birilerine anlatma ya
da bir yere kaydetme fırsatımız olmamış
veya onları sık sık hatırlamaya çalışarak
hafızamıza yerleştirmemişsek. İlginçtir
ki, rüyalarımızdaki bazı sahneler bizim
için uyanıkken yaşadığımız olaylardan çok
daha sarsıcı ve etkileyici olmasına rağmen, uyanıkken yaşadığımız gayet sıradan
olayları, o bizi kan ter içinde bırakacak
kadar sarsan rüya sahnelerinden çok daha
uzun zaman hatırlarız.
Madem ki rüyalarımız hafızamızdan
bu kadar çabuk uçan şeyler, o halde ne diye
rüya görürüz? Rüya araştırmacılarının çoğu
rüyaların bizim için yararlı bir işlevi olduğunu düşünür. (Rüyaların işlevinin ne olduğu konusunda bir düzineyi aşkın teori var.
Freud’unki bunlardan sadece bir tanesi.) Bu
araştırmacılara göre, rüya görmemiz gerekiyor. Ama öyle anlaşılıyor ki, rüyalarımızı
gördükten sonra hızla unutmamız da gerekiyor. Peki niye?
40 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Bence rüya unutkanlığımızın basit bir
evrimsel açıklaması var. Eğer rüyalarımızı
uyandıktan sonra uzun müddet hatırlayabilmiş olsaydık, rüyada gördüklerimizi uyanık
yaşamımızda başımızdan geçenlerle karıştırma eğiliminde olurduk. Diyelim ki, gerçek
hayatta dostum olan bir kişi rüyamda bana
bir kötülük yapıyor, ya da gerçek hayatta düşmanım olan bir kişi rüyamda bana büyük bir
iyilik yapıyor. Eğer beynim rüyamda olanları
gerçek hayatta olanlar kadar hafızamda tutacak yapıda olsaydı, aslında rüyamda olmuş
olan gerçek-dışı olayların gerçek hayatta olduğunu zannetme yanılgısına düşerdim. Yani
rüyada olanlarla gerçek hayatta olanları birbirinden ayırt edemezdim. Sonuçta da, söz
konusu dostuma veya düşmanıma karşı tutumum bu yanılgı yüzünden gereksiz şekilde etkilenirdi. Bu tür yanlış yönelimlerin hayatta
kalma şansımızı olumsuz yönde etkileyeceği
açıktır. Rüya ile gerçeği karıştırmamız hayatımızı tehdit eden durumlar bile yaratabilir.
Bu yüzden, rüya amnezisinin insanın evrim
sürecinin bizlere bir “armağanı” olduğunu
düşünüyorum.
Peki rüyalarımızın neredeyse hepsi hafızamızdan temelli silinir mi gerçekten? En
azından bazı rüyalarımız için cevap “Hayır.”
Bir defa, bazen bir rüyamızın tekrarlanan bir
rüya olduğunun farkına varırız. Bazı rüyalarımızı (ya da onların çok benzerlerini) daha
önce de gördüğümüzü fark edebildiğimize
göre, onları geçmişte de gördüğümüzü bir
şekilde hatırlayabiliyoruz demektir. Eğer rüyalarımızın hepsi de hafızamızdan tümüyle
ve temelli silinmiş olsaydı, aynı rüyayı daha
önce de görmüş olduğumuzu hatırlayamazdık. Demek ki, en azından bazı rüyalarımızı
tamamen unutmuyoruz. Ama tipik olarak,
rüyalarımızın büyük çoğunluğu hafızalarımızın kolay ulaşımından yeteri kadar uzaktadır; böylece de beynimiz onların içeriğini
uyanıkken yaşadıklarımızla karıştırmamız
riskine izin vermez.
Uyandıktan sonra çabucak kafamızdan siliniyor olmalarının rüyaların tamamen unutuldukları anlamına gelmediğini
gösteren başka olgular da var. Bazen uyanık
yaşantımız sırasında çevreden gelen görsel
veya işitsel bir ima ya da ipucu, yakın bir
zamanda gördüğümüz ve tamamen unutmuş
olduğumuz bir rüyanın bir kırıntısını hatırlamamızı tetikler. Tekrarlanan rüyalar gibi bu
olgu da gösteriyor ki, unuttuğumuzu sandığımız bazı rüyalarımızın bazı kısımları hiç
değilse bir müddet “derin depolama”da saklanıyor ve bazı nadir durumlarda bilincimize
ulaşabiliyor.
Özetlersek, rüyalarımızı uyandıktan
hemen sonra unutuyor görünmemize rağmen, onların bazıları aslında hafızamızdan
tamamen silinmeyip sadece bilincimizin kolay erişiminden uzaklaşıyorlar. (Ve yukarda
belirttiğim gibi, bilişsel sistemimizin rüyalarımıza kolay erişimimizi önleyecek şekilde
evrimleşmesinin rüya alemi ile gerçek hayatı
birbirine karıştırmamızı engelleme gibi büyük bir yararı var.) Burada şöyle ilginç bir
soru sorulabilir: Geçmişte gördüğümüz bazı
rüyalarımızı hipnoz altında hatırlamamız
mümkün olabilir mi? Eski rüyalarımızı hipnoz altında da olsa tekrar yaşamak son derece ilginç olurdu tabii. Ancak bunun önündeki
en büyük engel, hipnoz altındaki şahsın hipnotiste gerçekten geçmişte gördüğü rüyaları
mı aktardığı, yoksa anlattıklarının tamamen
o anda uydurduğu şeyler mi olduğunu bilebilmemizin şimdilik mümkün olmayışı.
(Bu yazının daha geniş İngilizce bir versiyonu
için bkz.: http://hesperusisbosphorus.wordpress.
com/2012/04/01/i-have-a-dream-but-i-cantremember-it/)
ODTÜ’den Bir Köse
Aydın TİRYAKİ (ChE’81)
CAVİD ERGİNSOY
KORUSU
K
afeterya’dan yurtlara doğru giderken bankaların olduğu kavşağın sağ tarafında ağaçların
arasında büyük bir doğal kaya
parçası üzerine yerleştirilmiş granit
plaket üzerinde “CAVİD ERGİNSOY
KORUSU” yazar. ODTÜ kampusunun
ağaçlarından bir demet seçilerek hazırlanmış bir korudur. Bu koru milyonlarca ağacı olan ODTÜ Ormanı içinde bir
küçük koru olabilir ancak Cavid Erginsoy adı bilim dünyası ve ODTÜ için çok
önemlidir.
ODTÜ’den bir köşe olarak bu korunun ne zaman kurulduğunu ODTÜ
birimlerinden öğrenmeye çalışırken
Feza Gürsey’in TÜBİTAK Bilim Teknik Dergisi’nin 1969 Ocak sayısında,
Erginsoy’un birinci ölüm yıldönümü için
yazdığı yazıda aradığım bilgiyi buldum:
“Cavid’ten insanlığa eserleri kaldı. Orta
Doğu Teknik Üniversitesi’nde onun adını taşıyan bir koru, bir dersane ve Fizik
Bursları var.”
Bu yazıdan anlaşıldığı üzere, koru,
ODTÜ’nün yeni hocasını 43 yaşında yitirdiği yılın hemen ertesinde kurulmuş.
Fizik Bölümü’nde de bir salona adı verilmiş: Cavid Erginsoy Seminer Salonu
Feza Gürsey’in yazısının girişini okuduğumuzda o günler gözümüzün önüne
geliyor. Kemal Kurdaş’ın ağaç geleneğini Erginsoy’un Ankara’nın başka bir
köşesindeki anıt mezarına da taşındığını öğreniyoruz:“Bir sene evvel 6 Aralık
1967’de Cavid Erginsoy’u kaybettik.
Kendisinin ailesi, yakın dostları, bazı
öğrencileri, bir de onu hiç tanımamış
birkaç yeni genç öğrenci ile birlikte
ölümünün yıldönümü sabahı kabrini ziyarete gittik. Kabre onun sadece adını
işitmiş olan gençlerin gözüyle baktım.
Hocalarını nasıl tasavvur ediyorlardı
acaba? Küçük taş merdiveni tırmanınca, kıymetli mimarımız Sayın Nejat
Erem’in projesini çizdiği anıt, manzarayı dolduruyordu. (…) Sayın rektörümüz
Kemal Kurdaş da dörtgen şeklindeki çimenin bir köşesine bir servi ağacı dikerek tabloyu tamamladı.”
2003 yılında TRT’de yayımlanan Cavid
Erginsoy belgeselinde konuşan eşi Ülker
Erginsoy, hocamız Mehmet Tomak, Ahmet Say, Şakir Eczacıbaşı, Kemal Kurdaş, Erdal İnönü, Bülent Ecevit 50’li ve
60’lı yılların bilim ve sanat dünyasına
ışık tutarak Erginsoy’u anlatıyorlar.
Yurtlara giderken her zaman yanından
geçtiğimiz bu koruda yoldan görünen
kaya ve plaket ODTÜ’nün ilk yıllarından
anlamlı izler taşıyor.
Fotoğraf (Ocak 2014): Aydın Tiryaki
(ChE’81)
CAVİD ERGİNSOY
(20 Mayıs 1924, Ankara
6 Aralık 1967, Ankara)
Ortaöğrenim ve liseyi Galatasaray Lisesi’nde
tamamladı. Londra Üniversitesi’nde Türkiye hükümeti bursuyla Elektrik Mühendisliği öğrenimi yaptı. 1952 yılında Londra Üniversitesi QueenMarryCollage’de doktorasını
tamamladı. Atom Enerjisi Komisyonu üyesi, İTÜ öğretim görevlisi, NATO Bilim Heyeti Temsilcisi ve ODTÜ öğretim görevlisi,
IAEA, Viyana’daki uluslararası enerji teşkilatı üyesi, Brookhaven Ulusal Laboratuvarı
üyesi olarak çalıştı. 1967’de ODTÜ’de fizik
profesörlüğü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulundu. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu ve TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görüldü.
EKİM 2014 41
Hocam Inecek Var
M. Bülent VARLIK (Econ/Stat’ocak-76)
Tarsus,
Misis ve Osmaniye
Geçen ay başladığımız Tarsus gezimize devam ediyoruz. Daha sonra da
yakınlardaki iki yeri; Misis ve Osmaniye’yi hızlı bir şekilde gezmeye çalışacağız.
TARSUS
Aziz Paul Evi, Kuyusu
ve Kilisesi
Daha önce de belirttiğimiz gibi Tarsus, Hazreti İsa’nın öğretisini sistematik hale getiren
Aziz Paul’un memleketi. Onun bir zamanlar
yaşadığına inanılan yerde kazı yapılmış ve
bir kuyu ile büyükçe bir evin temelleri ve bazı
duvar kalıntıları ortaya çıkarılmış. Bu kalıntıların üzeri cam ile örtülerek gezilebilir bir konuma getirilmiş. Temellerin yanı başında bulunan kuyudan da hala şifalı olduğuna inanılan
su çıkmakta ve Tarsus’u ziyaret eden Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilerek huşû
içinde tadılmakta.
Tarsus’ta Aziz Paul’un adını taşıyan bir de
kilise bulunmakta. Halen faal olan kilisenin
yapılış tarihi tam olarak bilinmiyor; ama bazı
kaynaklarda XII. yüzyıldan kalma olduğu iddia edilmekte.
Nusrat Mayın Gemisi
Şimdi Çanakkale savaşlarının bu meşhur
gemisinin Tarsus’ta ne işi var demeyin. Kısaca anlatmaya çalışalım: 1913’te Osman-
42 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
lı donanmasına katılan Nusrat Mayın Gemisi, savaşın seyrini değiştirdikten sonra,
donanmadaki görevine devam etmiş. 1962’de
“yaşlandığı” için “kadro”dan çıkarılmış ve özel
kişilere satılmış. Ömrünün geri kalan kısmını
kuru yük gemisi olarak geçiren Nusrat, 1990’da
Mersin açıklarında alabora olmuş. 1999’da
sudan çıkarılan gemi Tarsus Belediyesi tarafından satın alınmış, elden geçirildikten sonra
müzeye dönüştürülmüş. Geniş bir alanda teşhir edilen geminin yakınında bir kısmı özgün
olan parçaların sergilendiği küçük bir Çanakkale müzesi de bulunmakta. Bu arada küçük
bir not: Nusrat’ın ölçeklere uygun bir kopyası
da Çanakkale’de bulunmakta!
Şahmeran Efsanesi
Bilinen bir şey: Anadolu, çok sayıda efsanenin anavatanı. Şahmeran efsanesi
de bunlardan biri. Bu efsanenin pek çok
“versiyon”u bulunmakta. Bunlardan birinde
anlatılara göre, bir mağaraya giren Tarsuslu
oduncu Cemşab, yılan vücutlu - insan başlı
Şehmeran’ın yaşadığı yeraltı dünyasına ulaşır; ama orada yılanlara tutsak düşer. Uzun
bir esaret döneminden sonra iki koşulla yeryüzüne dönmesine izin verilir. Koşullara göre
Cemşab, yeraltında gördüklerini kimseye
anlatmayacak ve hiç hamama gitmeyecektir.
Eğer hamama gidecek olursa bütün vücudunun yılan derisine dönüşeceği uyarısında bulunulur. Ne tesadüftir ki, Cemşab’ın yeryüzüne döndüğü günlerde kral hastalanır ve hastalığının tek çaresinin Şahmeran’ın eti olduğu
açıklanır. Ve yine ne tesadüftir ki, Şahmeran’ın
sudan hoşlanmadığı da bilinmektedir! Bu
durum karşısında bütün Tarsus ahalisi hamama sokulur, tabii ki Cemşab’ın vücudu
bir anda yılan derisi ile kaplanır. Bu durum
ortaya çıkınca Cemşab, uzun süre sorguya
çekilir, ağır işkencelerden geçirilir ve sonunda Şahmeran’ın yeri öğrenilir. Kralın adamları,
Şahmeran’ı bulup öldürür ve etini krala sunar
ve kral iyileşir!!! Ve yılanların, şahlarının intikamını almak için günün birinde Tarsus’u işgal
edeceği de bir diğer söylencedir.
İşte, kısaca aktarmaya çalıştığımız bu efsaneyi görselleştiren, 1986’da Berika İpekbayrak tarafından yapılan bir heykel Tarsus’un
meydanlarından birini süslemekte.
Bu arada bir diğer küçük not daha düşelim:
Şahmeran efsanesi başta Mardin olmak üzere bütün Güneydoğu Anadolu’da yaygın bir
söylencedir. Mardin çarşılarından bu efsaneyi anlatan camaltı resimlerini almamız mümkün. Hasankeyf’te de şehre giriş kapısının
üzerinde yılan motifi bulunmakta…
Hocam Inecek Var
Amerikan Koleji
Pek çok ODTÜ’lünün mezun olduğu Tarsus
Amerikan Koleji de yörede görülmesi gereken yerlerden birisi. “St. Paul’s Institute
at Tarsus” adıyla bir misyoner okulu olarak
1888’de faaliyete geçen Kolej, günümüzde
Türkiye’nin en seçkin okulları arasında yer
almakta. Yakın zamanlar Adana tarihinde
önemli roller üstlenen Sadık Paşa’nın konağı
da 1989 yılında Kolej’in bünyesine katılmış.
Burası, Çukurova iktisat tarihi ile uğraşanlar
için ilginç bir mekan.
Tarsus Evleri
XIX. yüzyılda özellikle pamuk tarımının gelişmeye başlaması ile birlikte, Tarsus dünya
ticaretine eklemlenen bir konuma ulaşmış.
Adana – Tarsus - Mersin demiryolunun inşası da kentin önemini artırmış. Bunun sonucu
olarak özellikle Aziz Paul kuyusunun bulunduğu eski kent merkezinde taştan birkaç
katlı binalar yapılmış. Günümüzde bu evlerin
bir kısmı butik otel ve eğlence mekanı olarak
kullanılmakta. Ara sokaklarda dolaşmak gerçekten güzel!
Şelale
Tarsus’ta gezilecek son yer ise şelale bölgesi. Kent merkezine birkaç kilometre uzaklıkta
bulunan şelale, Tarsusluların özellikle sıcak
yaz günlerinde nefes almasını sağlayan bir
konumda. Şelalenin bulunduğu alan vaktiyle
Roma mezarlığıymış, ama Tarsus çayının yatağının değiştirilmesi sonucu mezar odaları
sular altında kalmış. Şelalenin çevresi halka
açık alanlar ve lokantalarla çevrilmiş. Halka
açık bölümde Karacoğlan’ın bir heykeli ile
mermer üzerine nakşedilmiş Behçet Kemal
Çağlar’ın vaktiyle bu şelale üzerine yazdığı
bir şiirle süslenmiş.
Misis
Yolunuz Adana civarına düştüğünde uğranılması gereken yerlerden birisi de Misis.
Misis, Ceyhan Nehri kıyısında İpek Yolu üzerine kurulmuş bir kent. Kentin geçmişi neolitik
çağa kadar uzanmakta. Ama Misis, asıl önemini Romalılar döneminde kazanmış.
1956 yılında yörede kazı yapan iki Alman arkeolog; H. T. Bossert ve L. Budde, dördüncü
yüzyıl sonlarına ait bir kilisenin zemininde
çok büyük bir mozaik bulur. 1959’da bu mozaikin çevresine bir bina inşa edilerek müze
kurulur. Bir kısmı bozulmuş olan mozaikin ortasında Nuh peygamberin “tufan” sırasında
gemisine aldığı 23 kuş, kümes hayvanı ile
çeşitli evcil ve vahşi hayvanlar resmedilmiş.
Müzenin bahçesinde de çevreden çıkarılan
çeşitli eserler sergilenmekte. Biraz bakımsız
da olsa görülmesi gereken bir müze.
Osmaniye
Halen kullanılmakta olan köprünün hemen
yanıbaşında bir kervansaray kalıntısı ve yakınlarda şehir surlarının bir bölümü de görülebilmekte.
1996 yılı sonlarında vilayet haline gelen Osmaniye de turizme yönelik olarak ciddi çalışmalar yapılmaya başlanmış. Kent içinde
gerçekleştirilen en önemli faaliyet bir kent
tarihi müzesi kurulması olmuş. Şehrin meydanında Selçuklu mimarisi tarzında inşa
edilen bir binada Osmaniye’nin sosyal tarihi son derece güzel bir şekilde canlandırılmış. Çeşitli mesleklerin kullandığı aletlerin
mankenlerle birlikte sergilendiği müzede,
bir kent tarihi arşivi de bulunmakta. 2013
başlarında açılan müzeden Osmaniye ile
ilgili bazı yayınları satın almanız da mümkün. Eğer bir gün Osmaniye’ye uğrarsanız
Pazartesi günleri dışında açık olan ve ücretsiz gezilebilen bu müzeyi ziyaret etmenizi
öneririm.
Günümüzde Yakapınar adını taşıyan Misis’te
gezilmesi gereken bir diğer yer ise müze.
Gideceğimiz bir diğer diyarda karşılaşabilmek dileğiyle,
Misis’te görülmesi gereken ilk eser yaklaşık
olarak 1600 yıl önce inşa edilmiş olan dokuz
gözlü taş köprü. Bu köprü, Anadolu mitolojisi açısından da önem taşımakta. Rivayet
olunur ki, kurtlarla, kuşlarla, böceklerle ve
de çiçeklerle konuşmayı bilen, onların dilini
öğrenen Lokman Hekim, uzun çalışmalardan sonra ölümsüzlüğün sırrını çözer. Bilgilerini bir kağıdın üstüne yazar. Ama tam
Misis Köprüsü’nden geçerken esen bir yel
o kağıdı uçurup götürür! Ve ölümsüzlüğe
ulaşmak için gerekli formüller de yok olur!
Ne yazık…
EKİM 2014 43
Kitaplar Arasında
Tülay ÜNLÜEVCEK (PSY’83)
Sizlere
bu yazımda
beni çok etkileyen
19. yüzyıl
İngiltere’sinden,
Viktorya Çağı’ndan
ve dönemin
ünlü yazarı
Thomas Hardy’den
söz etmek istiyorum.
Viktorya Çağı’nın
Edebiyat Dünyasına Etkisi ve
V
Thomas Hardy
iktorya Çağı, Kraliçe Viktorya’nın
1837 yılında tahta geçmesi ile
başlar ve yirminci yüzyılın başında
ölümü ile 1901 yılında sona erer.
Bu dönem toplumsal, ekonomik ve dini pek
çok konuda radikal değişiklilere neden olmuştur. 18 yüzyılın sonunda başlayan sanayi
devriminin etkileri en yoğun bu dönemde yaşanır. Gelişmeyi algılamak açısından 1830
yılında Londra’dan Manchester’a gitmek
yirmi saat sürerken, 1850 yılında bu yolculuğun sadece altı saat sürmesi örnek olarak
verilebilir. Tren yolunun gelişmesi, telgrafın
icadı, günlük gazetelerin basılması ile toplu zaman anlayışı köklü bir değişime uğramıştır. Makineleşme, ulaşımdaki gelişmeler,
hızlı kentleşme bireyin yaşam kalitesini
de etkilemiştir. İnsanlar bu hızlı değişime
uyum sağlamakta zorlanır. Barınma, sağlık,
alt yapı, su ihtiyacı gibi sorunlarla karşılaşılır. Bunun sonunda tifo, kolera, veba gibi
salgınlarda binlerce insan ölür. İngiltere nüfusunun çoğunluğu büyük sanayi kentlerinde
yaşamaktadır.
44 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
İngiltere’de 18. yüzyılın sonunda başlayan
sanayi devrimi, 1850 yılına kadar ülkenin
sosyal ve ekonomik yüzünü değiştirmiştir.
Tren yolunun gelişmesi ile insanların yaşadıkları yerlerin dışına çıkıp seyahat etmeleri
kolaylaşmıştır. Büyük şehirlere göç başlamış, aile fertleri çok ağır koşullarda uzun
saatler çalıştırılmıştır. Çalışma saatleri insanlık dışıdır, maaşlar düşüktür ve herhangi
bir sosyal güvence bulunmamaktadır.
Bu çağ, endüstriyel, bilimsel ve teknik gelişmelerle yapılan atılımlar sonucunda orta
sınıfı ve işçi sınıfını ortaya çıkartmıştır. İşçi
sınıfının yaşadığı bu sefalete rağmen ümit
dolu, zenginlik vaat eden bir çağdır. İşçi sınıfına iş bulma olanağı, ticaretle uğraşan
orta sınıfa yeni olanaklar sunan bu çağda,
aristokrat sınıfın feodal tutumu sınırlanmıştır. Yine de yoksulluk had safhadadır.
Teknolojik ve ekonomik gelişmeleri bilimsel ve dinsel alandaki gelişmeler izlemiştir.
Bilimsel çalışmaların artması ile Tanrı, yaradılış, cennet, cehennem, günahkârlık gibi
kavramlara şüphe uyanmış ve bu kavramlar
tartışılabilir olmuştur. Kimi din adamları
bunu kabul ederken, kimileri dinin ahlaklı ve
erdemli bir yaşam için yol göstergeciliğini
kaybetmesinden korkmuştur. Yaşanılan bu
ikilem insanları içinden çıkılmaz bir labirente yöneltmiştir. Yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen toplumu ayakta tutan aile,
yuva ve kadın gibi kavramlar vardır.
Tüm bu değişikliklerden oldukça etkilenen
dönem yazarları genellikle orta sınıfı ele
alırlar. İnsanlar, tarım toplumunun üyesi
iken sanayileşmiş bir toplumun üyesi olmakta zorluk çeker ve yabancılık yaşarlar.
İki farklı kültür arasında sıkışan İngiliz halkı varoluşunun anlamını yitirir. Bu dönem
yazarlarının çoğu, bireylerin yaşamlarına
anlam katabilmeleri için yol gösterici romanlar yazarlar. İngiliz halkı, sorunlarını
irdeleyecek, sosyal ve ahlaki ölçülere uyacak, gerçekçi bir yazım türü olan romanları
tercih eder.
Roman, Viktorya döneminde, yaşamdaki
olayların gerçek bir sunumudur. Sosyal bir
amaç taşır. Bu dönemin romanları, dönemin
Kitaplar Arasında
insanlarınsa sanayileşmenin
getirdiği sorunlar nedeniyle
kendilerini çaresiz hissettiklerine tanıklık etmiştir.
Hardy’nin yaşamı, ‘yabancılaşma’ kavramı içinde geçer.
Tutkuyla bağlı olduğu kırsal
kesimin değişimini ve tüm
ülkede sanayileşme sonucu
yaşanan sosyal ve ekonomik
değişimleri
romanlarında
yansıtır.
tartışmalı konularını yansıtarak toplumda
yaşanan sorunlara ayna tutarlar.
Biraz da Viktorya Çağı yazarları arasında
yer alan Thomas Hardy’den söz edelim ve
onun yaşadığı döneme hâkim olan sosyal koşullara bakalım.
Thomas Hardy, 1840 – 1928 yılları arasında yaşamıştır. Kraliçe Viktorya tahta
geçtikten üç yıl sonra doğmuş ve yirminci
yüzyıla da şahit olmuştur.
Hardy, yaşamının büyük bölümünü doğduğu
kırsal kesimdeki Dorset’de geçirmiştir. Kırsal kesim yaşamı gelenekleri, zorlukları ve
neşeleri ile Hardy’nin kişiliğini etkilemiştir.
Hardy, sosyal ve ekonomik yapı ile birlikte
eski fikir ve geleneklerin değişimini üzüntü
ile karşılamıştır. Kendisinin sevdiği kırsal
kesimin özelliği olan türkülerin, baladların,
hikâyelerin unutulmaya mahkûm edilmesi
onu yazarlığa iter. Eskiyi yitirmenin acısı
ile yeninin heyecanı arasındaki iki farklı dönemin geçiş sancısını yaşayan Hardy, tarımın düşüşü, endüstrinin gelişmesi ve kırsal
yaşamın yok edilmesinden etkilenir. Köylerdeki köklü ailelerin kentlere göç etmesi
oradaki fabrikalarda iş bulmaya gitmesine
şahit olur. İlerleyen yıllarda işinden dolayı
Londra’da yaşayan yazarımız, orada insanların yaşadığı hayal kırıklığına ve acıya da
şahit olmuştur. İnsanların mutsuz olduğunu
ve içinde bulundukları şartların karşısında
çaresiz kaldıklarını gözlemlemiştir. Kırsal kesimdeki insanların bölgenin yetersiz
olanaklarından dolayı, şehirlerde yaşayan
Hardy, ilk romanı Desperete Remedies’i 1871’de yayımlar. 1872’de
‘Bir Çift Yeşil Göz’ü yazar. 1874’de ‘Çılgın
Kalabalıktan Uzakta’ isimli romanı yayımlanır. Bu kitabı ile edebiyat dünyasında tanınır. Bu başarısından sonra asıl mesleği
olan mimarlığı bırakır ve edebiyata yönelir.
Daha sonra ‘Tess’, ‘Karanlık
Jude’, ‘Ağaç İşçileri’, ‘Orman
Köylüleri’, ‘Yuvaya Dönüş’,
‘Ethelberta’nın Eli’, ‘İlgisizin
Biri’, ‘Kulede İki Kişi’, ‘West
Poley’deki Serüvenlerimiz’,
‘Wessex Öyküleri’, ‘Garip,
Neşeli ve Sıradan’, ‘Solmuş
Kol’ isimli romanlarını yazar.
Darwin’in Evrim Teorisi’ni
açıklaması
ile
Thomas
Hardy’nin düşünce dünyası
değişmiş, yaşama karşı daha
gerçekçi bakmaya başlamıştır. Bu yeni bakış ile Hıristiyan öğretilerine olan inancını da yitirir. Bu dönemde
İngiltere’de sanat ve edebiyat dünyasında
başlayan gerçekçilik arayışı Hardy’yi de etkilemiştir. Onun için, sadece doğayla ya da
çevresiyle ve kendi özüyle en uyumlu olanlar
hayatta kalır. İnsan kendi sorunlarını ancak
kendisi çözebilir, insanüstü bir varlıktan yardım beklememesi gerekir.
Hardy, Viktorya döneminde etkili olan
Darwin’den etkilendiği kadar, psikoloji
alanında Herbert Spencer, William James,
Freud, Jung, Adler gibi ünlü psikologların yeni bulgularından da
etkilenmiştir. Ona göre bireyler
sadece iyi ve kötü olarak incelenmemelidir. İnsanların iç dünyalarında yaşadıkları çatışmaların,
iki kişi arasındaki çatışmalardan
daha önemli ve karmaşık olduğunu algılamıştır. Bunlardan etkilenen yazarımız karakterlerinin kişiliğini daha karmaşık bir yapıda
yaratmıştır.
Hardy’nin yazmış olduğu önemli romanlarından biri ‘Tess of the D‘Urbervilles’da, köylü kızı Tess’in yaşadığı zorluklar ve başından
geçen kötü olaylar anlatılır. Bu kitabında
tanrı kavramını sorgular. Tanrı kavramının
insanın ahlaki algılayışının bir sonucu olduğunu ve insanın kendi yarattığı bu varlıktan
çaresiz bir şekilde ilahi adalet ve merhamet
beklediğini anlatır. Tess’in sıkıntılarını planlayan tanrı değil, kendisinin anlayamadığı
güçlerdir. Hardy, burada insan dayanışmasının gücünü göstermeye çalışsa da insanın
kendi yarattığı medeniyette ya da içinde bulundukları Viktorya Çağı’nda huzur yoktur.
Dolayısıyla, insan kendini bekleyen trajediye
karşı yalnız ve savunmasızdır. İnsan cehaletinin ve ataerkil düşünce kalıplarının etkisi
Tess’in üzerine yüklenirken, varoluşun trajik
olduğunu, bireyin hayatını da sadece kötü
talihin beklediğini söyler.
Kitabın amacı, sosyal, tarihsel ve edebi inceleme yoluyla sosyal huzursuzluğa sebep
olan etmenler üzerinde durmaktır. Hardy
bunu çok güzel şiirsel bir anlatımla gerçekleştirir.
Roman, R. Polanski tarafından filme de
uyarlanmıştır.
Çok rahat okunan, aldığınızda elinizden
bırakamayacağınız bu güzel kitabı okumanızı öneririm. Bugün ülkemizde de benzer
olayların yaşandığını düşünerek yaşamın ve
varoluşumuzun sorgulamasını yapacağınızı
düşünüyorum.
Edebiyat Kulübümüz yeni dönem çalışmalarına başlıyor. 21 Ekim tarihinde
sunumunu Engin Alkan hocamızın yapacağı Oscar Wilde’ın ünlü romanı ‘Dorian
Gray’in Portresi’ konuşulacak, tartışılacak. Viktorya Çağı’nı çok güzel anlatan
Oscar Wilde gecesinde buluşmak üzere
hepinize bol okumalar diliyorum.
Not:
Viktorya dönemi bilgilerinde Mina Urgan’ın ‘İngiliz Edebiyat
Tarihi IV’ adlı kitabından yararlanılmıştır.
EKİM 2014 45
SUDOKU ÇOK ZOR
Nilgün EKERMEN
3 2
(CHE’87)
1
3
8
6
2
6
7 8
2
9
5
1
1
8
2
7
Be­yin ge­lifl­tir­me­de en
iyi eg­zer­siz­ler ara­s›n­da
olan ve dü­flün­dü­rür­ken
din­len­di­ren bir bul­ma­ca
2
5
7
8
1 3
2
8
5
3
2
6 5
EYLÜL SUDOKU ÇÖZÜMÜ
168 952 743 325 764 189 974 813 256 536 478 912 281 396 574 417
521 368 853 149 627 742 635 891 619 287 435
BULMACA
Günay BULUT
(ADM’85)
12 34 567 8 910
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
SOL­DAN SA­⁄A:
1) Fakir ……., 11.10.1999 tarihinde
yitirdiğimiz yazarımızın soyadı; Gümüşün simgesi 2) Matriarkal, maderşahi
3) Eski dilde kapı; Isırgangillerden,
Çin, Vietnam ve Malezya’da yetişen
değerli bir bitki (Boehmeria nivea)
4) Halk ağzında ‘işte’ anlamında bir
sözcük; Mutluluk 5) Kuzey Avrupa’da
bir ülke 6) Paylama, azarlama; Nanometrenin kısaltılmışı 7) Eski dilde
saf,arı,katıksız berrak,duru anlamında
bir sözcük; İzmir Enternasyonal Fuarı.
8) Anıt; Sodyumun simgesi 9) Silahlı
kuvvetlerin savaş gereçlerini ve buna
benzer her türlü ihtiyaçlarını sağlamakla görevli sınıf; İlave 10) Seyhan
ırmağının en uzun ve en önemli kolu.
EYLÜL ÇÖZÜMÜ
SOLDAN SAĞA:
1) Mehmet Ruhi 2) Akait; ILO
3) Kofti; CV 4) Ana; Kahire
5) Rok; TC 6) Omaç; Reel
7) Nene; Armut 8) İt; Ago
9) Kriminolog 10) İneze; La.
SOLDAN SAĞA:
1) Makaronik 2) Ekonometri
3) Hafakan; İn 4) Mit; Çelme 5) Etika; İz 6) Rahne
7) Richter 8) Ulvi Cemal
9) Ho; Lugol 10) Tek; Toga.
YUKARDAN AŞAĞIYA:
1) Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanın üstünde bulunan en yüksek bölüm 2) Eski İran dininde aşk ve bereket tanrısı; Radyumun simgesi
3) Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinin eski adı 4) Türk alfabesinin on dördüncü harfinin adı, okunuşu; Uzunçalar; Açık toprak rengi 5) Hastalığı, kocakarı
ilaçlarıyla sağaltma çabası, işi; Yapı 6) (Tersi) Kriptonun simgesi; Kasık; Yapıları dış etkilerden korumak amacıyla üzerlerine yapılan çoğu kiremit kaplı
bölüm 7) Oyun kişilerinin uzun soluklu konuşmalarına verilen ad; Derebeylik
Japonya’sında en aşağı sınıfı oluşturan halk. 8) Din dışı 9) Uğur 10) İnsan
dışkısı; Soylu, hoca.
Çizgiyle
48 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 243
Download

EKİM 2014 - ODTÜ Mezunları Derneği