236
ODTÜLÜLER BÜLTENİ
içindekiler
6
D
Dernekten
ŞUBAT 2014
Dernek Ad›na Sahibi ve Yaz› ‹flleri Müdürü
Himmet fiAH‹N (EDS’83)
Yay›n Kurulu
Tülay ÜNLÜEVCEK (PSY’83)
fiule fiAH‹N (PSY’85)
Melda TANRIKULU (CP’06)
Emrah DEL‹KAN (CE’06)
Günay BULUT (ADM’85)
Hilmi GÜVEN (EE’83)
Melih VURKIR (OR/STAT’83)
Erkan ÖZMACUN (EE’87)
Erdem TÜFEKÇ‹ (ECE’05)
fiule GÖKO⁄LU (ADM’85)
Gökçen GÖKYER (CP’12)
Kıvanç YILMAZ (IE’03)
Yay›n ve Reklam Sorumlusu
Aysun BÜYÜKCENG‹Z
[email protected]
Grafik, Tasar›m ve Bask›
AJANS-TÜRK BASIN VE BASIM A.fi.
‹stanbul Yolu 7.km. No: 24 Bat›kent/Ankara
Tel: 0312 278 08 24
Bask› Tarihi: 10.02.2014
ODTÜ Mezunlar› Derne€i Yönetim Kurulu
Himmet ŞAHİN (EDS’83)
Erdem TÜZÜN (ADM’82)
Baki ARSLAN (CE’89)
Kamil KANCOĞLU (ME’87)
S. Melih ŞAHİN (ME’85)
Melda TANRIKULU (CP’06)
Emre GÜNER (CE’98)
Ödentileriniz ‹çin
T. ‹fl Bankas›, ODTÜ fiubesi
TR 39 000 64 000 001 4229 0528642
Garanti Bankas› Maltepe fiubesi
TR92 0006 2000 1140 0006 2011 60
Burs ve Yard›mlar Fonu
T. ‹fl Barkas›, ODTÜ fiubesi
TR 81 000 64 000 001 4229 0422059 (TL)
TR 80 0006 4000 0024 2293 2824 08 (EUR)
TR 81 0006 4000 0024 2293 1651 17 (USD)
Garanti Bankas› Maltepe fiubesi
TR 21 000 6 2000 1140 000 6 2995 35 (TL)
Yönetim Yeri
ODTÜ Mezunlar› Derne€i Viflnelik Tesisi
1540 Sk. No: 58 100. Y›l, 06530, Ankara
Tel: (312) 286 79 79
Faks: (312) 287 75 00
E-posta: [email protected]
www.odtumd.org.tr
Dosya Konusu
Koleksiyonculuk
Kapak Fotoğrafı
Hasan Çağdaş
Yerel Süreli Yay›n
ISSN 1303-7390
ODTÜ Mezunlar› Derne€i ayl›k yay›n organ›d›r.
ODTÜ’lüler Bülteni her ay 5750 adet bas›lmakta
ve Dernek üyelerine ücretsiz gönderilmektedir.
‹mzal› yaz›lardaki görüfl ve düflünceler yazarlar›na
ait olup, ODTÜ Mezunlar› Derne€i’ni ve ODTÜ’lüler
Bülteni’ni sorumlu k›lmaz. Yay›mlanan yaz›lar ve foto€raflar,
Derne€in ve yazarlar›n izni olmadan kullan›lamaz.
4 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Opera
19 O
SSahnelerinden
a
Vişnelik
20 V
Mutfağından
M
22 Spor
S
Bu Ay Vişnelik
24 B
T
28 Teknoloji
29 Dosya
D
K
40 Kavramlar
ODTÜ’den
O
41 B
Bir Köşe
Hocam
42 İnecek Var
Dernekte
44 Spor
46 Tarihten
Ç
48 Çizgiyle
B‹ZDEN S‹ZE
Sevgili üyelerimiz,
İfade özgürlüğü; günümüz toplumlarının en çok tartıştığı ve gerçekleşmesini en çok arzu ettikleri
değerlerin başında gelir. Kişilerin tek başına ya da aynı fikri savunanların birlikte oluşturdukları sivil toplum
kuruluşu, dernek, demokratik kitle örgütü gibi çeşitli kurumlarda ortak ses olarak belirtmeye çalıştıkları
görüşlerinin başında hep aynı ifade özgürlüğü talebi yer alır.
Evrensel hukukun en ayrıntılı olarak geliştiği alanlardan biri ifade özgürlüğü alanıdır. İfade özgürlüğü,
insan haklarının temel öğesi olarak gözlenebilirken, bilgiye ve düşünceye ulaşma özgürlüğünü de getirir.
Bu nedenle bilgi kanallarının açık olması gerekir, kısıtlamalar ise bu kanalları tıkar, ifade edilmek istenen
fikirlerin eksikliğine veya yanlışlığına yol açabilir. Bu nedenle ifade edilmek istenen görüş ve fikirlerin
önündeki tüm engellemelerin kaldırılması ile ifade özgürlüğünden bahsetmek mümkün olur.
Teknolojinin getirdiği nimetlerin kullanımının toplumsal baskı yaratan araçlara dönüşmesi insanların
baskı ve korku nedeniyle kendilerini ifade etmekten kaçınmalarına neden olur. Oysa ifade özgürlüğü,
insanın gelişimi ve toplumun aydınlanması için demokratik toplumun ana temellerindendir. Bu durum;
İnsan hakları hukukunun geliştirilmesi gereksinimini gündeme getirir. Bunun da demokratik toplumun
oluşumuna katkı koyacağı aşikardır.
Gözetleme altına alınan biri artık özgür değildir, gözetleme altında olan bir toplumda ise demokrasi
yoktur. Gözetleme özel alanın ihlalidir, düşünce ve ifade özgürlüğünü tehlikeye sokar. İnsan hakları ihlalinin
yolunu açar. Bireyi veya toplumu gözetleme refleksi, her bir vatandaşı potansiyel suçlu olarak görmekten
kaynaklanır ve masumiyet karinesini alt üst eder. Gözetleme aynı zamanda hırsızlıktır, çünkü bilgiler kamu
malı değildir.
Kişisel hakların dokunulmazlığı, kişilerin maddi ve manevi varlıklarının, temel hak ve özgürlüklerinin
korunmasını ve böylece kişisel verilerinin korunarak gizliliğine olan saygının yasal temele bağlanması
ve korunması gerekliliğini doğurmuştur. Demokratik bir toplumda tek amaç, bireylerin kişisel verilerinin
korunması olmalıdır. Koruyucuların ise yetki ve sorumlulukları net, anlaşılır olmalı ve toplum tarafından
bilinmelidir. Söz konusu Koruyucu, tam bağımsız ve özerk olmalı, koruyucu yapı mutlaka katılımcı ve
çoğulcu demokratik toplum ilkelerine uymalıdır.
Demokratik meşruiyetin oluşumu için gerekli süreç, Sarpf” ın kesin öngörüsüne göre girdilerin
ve çıktıların değerlendirilmesi, karar alma sürecinden etkilenecek toplumsal katmanlara görüş
bildirmenin dışında, kararın biçimlendirilmesine de katılma hakkı veren bir süreçtir. Demokrasinin
olmazsa olmazıdır. Toplumsal katmanlar, sadece etkilenebilir yığınlar olarak değil aynı zamanda etkin
biçimde demokratik süreçlere katılması gereken hak özneleridir. Değişime ilişkin temel esas ise toplumsal
ve siyasi uzlaşma ortamıdır. Bu ortamın tesisi demokratik değerlere uygun bir yapılanma anlamını taşır,
benimsenir ve uzun ömürlü olur. İyi bir hukuksal düzenleme için; 2001 Mandelker’in raporunda kaliteli ve
iyi düzenleme yapmanın kuralları olarak; gereklilik ölçülük, toplumsal yakınlık, saydamlık, hesap
verilebilirlik, erişilebilirlik, yalınlık ve kararlılık sayılır. Oluşturulacak bu yapılanma aynı zamanda ceza
kanunu, yasama dokunulmazlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı ve siyasi partiler yasası
ile de paralellik göstermelidir.
Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve güvenlik altına alınması, toplum içinde yaşayan tüm kesimlerin
en geniş paydada buluştuğu en temek hakkıdır ve sağlanmalıdır.
Sayg›lar›m›zla,
ODTÜ Mezunlar› Derneği
Yönetim Kurulu
ŞUBAT 2014 5
Dernekten
Aysun BÜYÜKCENGİZ
Panel: “Seçim Güvenilirliği ve
Teknolojik Çözümler”
Y
erel seçimlerin yaklaştığı şu günlerde,
adaylar ve partilerin yanı sıra seçim güvenliği tüm seçmenlerin gündem maddeleri arasında önemli yer tutuyor. Her seçim
öncesi ve sonrası en çok tartışılan konu olan
seçim güvenliğini, 11 Ocak Cumartesi günü
Ankara Milletvekili ve ODTÜ Elektrik – Elektronik Bölümü mezunu Emrehan Halıcı’nın
konuk olduğu “Seçim Güvenilirliği ve Teknolojik Çözümler” adlı panel ile ODTÜ Mezunları
Derneği Vişnelik salonunda tartıştık. Halıcı,
seçim güvenilirliği için yaptıkları çalışmaları
ve seçmenlerin yapması gerekenleri anlattı.
Teknolojik kontrol yöntemlerinde çeşitli müdahale, suistimal ve hataların oluşabileceğine
dikkati çeken Halıcı, “Bu kontrol ancak sisteme güven duymayan insanların uygulamaları
kontrol etmesi ile sağlanabilir; biz yurttaşlara
kontrol olanaklarını sunuyoruz” dedi.
Toplum olarak, gelecekle ilgili kuşku içinde bir süreç yaşandığını dile getiren Emrehan
Halıcı, Türkiye’nin yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve milletvekili seçimleri olmak üzere üç önemli seçimin gerçekleşeceği
önemli bir dönemde olduğunu belirtti. Gezi
olaylarıyla moral bulan çevrelerin, “bizi istemiyorsanız sandıkta gösterin” sözlerine kuşkuyla yaklaştığını söyleyen Halıcı, “Böyle söylüyorlarsa bir bit yeniği vardır diye düşünülüyor.
Bu söz aslında altına hepimizin imza atması
gereken bir söz, ama baskıcı ve otoriter bir
görüntü sergilenince kuşkular oluşuyor” dedi.
Emrehan Halıcı, seçimlerde yapılabilecek hataları, suistimalleri ve eksiklikleri insani olanlar ve teknolojik olanlar olarak ikiye
ayırmak gerektiğini söyleyerek, insani olanları şöyle sıraladı: “Aynı isimle birden fazla
kişinin sandığa gitmesi, başkasının yerine
oy verilmesi, boş atılan oyların önceden mü6 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
hürlenmiş oylarla değiştirilmesi, sandık tutanaklarının oluşturulması sırasında parti gözlemcilerinin görevini yapmaması, herhangi bir
nedenle sandık tutanaklarına bilgilerin yanlış
girilmesi ve buna itiraz edilmemesi.” Bunların
önlenmesi için tüm partilerin gözlemci bulundurma hakkına sahip olduğunu belirten
Halıcı, yurttaşların da oy kullandıkları yerde
sandıklar açıldıktan sonra tasnif işlemini kontrol etme, sorun varsa şikayetini dile getirme
hakkının olduğunu ifade etti.
“Yapılması gereken SEÇSİS’e girilecek
bilgileri iyi incelemek”
Teknolojik hata ve suistimallerden söz
ederken, suistimal kaygılarının yoğun olarak
dile getirildiği SEÇSİS’e değinen Halıcı, “Yazılım üzerinde oynama yapılabilir, ağ üzerine
müdahale yapılıp, akan data üzerinde çeşitli
oynamalar yapılabilir” dedi. Sorunun çözümüne yönelik en sık duydukları öneriyi dile getiren Emrehan Halıcı, SEÇSİS’in yazılımı ve
ağının uzmanlar tarafından denetlenmesi olduğunu; ancak kontroller yapıldıktan sonra da
müdahale edilebileceği için önerinin güvenliği
sağlayamayacağını, aksine uzmanların “güvenli” demesinin ardından yapılabilecek bir
müdahalenin daha kötü sonuçlara yol açabileceğini anlattı. “Yapılması gereken SEÇSİS’e
girilecek bilgileri iyi incelemek” diyen Halıcı,
SEÇSİS’e gelen süreci şöyle anlattı: “Oy verme işlemi bittikten sonra tasnif yapılır; itiraz
varsa karara bağlanır; sandık sonuç tutanağı
dediğimiz belge oluşur. Bu belgeye de bütün
parti temsilcileri imza atarlar ve bir kopyası
temsilcilere verilir. Aslı ilçe seçim kuruluna gider, burada birleştirilir.” Emrehan Halıcı, parti
olarak seçim sürecini takip etmek için aldıkları önemlere de değinerek, Türkiye’deki 200
bin sandıktan çıkan sonuçların kendilerine
iletilerek birleştirilebildiği ve YSK’nın sonuçları ile karşılaştırma yapılabilecek bir sistem
oluşturulduğunu anlattı.
Seçimlerle ilgili olası hatalara karşı seçim
öncesi dönem, seçim günü ve seçim akşamı
olmak üzere üç aşamada önlem alınabileceğine dikkati çeken Emrehan Halıcı, sandık
çevresi sorumlusu, sandık temsilcileri ve gönüllülerden oluşan ekiplerinin yanı sıra, yurttaşları seçim denetiminin her aşamasına dahil
etmeyi hedeflediklerini söyledi. Seçim öncesi
dönemde en önemli konunun seçmen listeleri
olduğunu dile getiren Halıcı, sıkça dile getirilen “mükerrer seçmen” gibi şüphelerin ancak
yurttaşların listeleri titizlikle kontrol etmesiyle
ortadan kalkabileceğini dile getirdi. Ayrıca,
herkesin oy kullandığı sandık sonucunu karşılaştırabilmesi için YSK’dan gelen bilgilerin
web sayfası üzerinden yayınlanacağını söyleyen Halıcı, 2011’de bu sistemle 1480 sandıkta saptanan hataların büyük bölümünde
düzeltme sağlandığını ifade etti.
“Seçimler sonuçlarına itiraz edilemeyecek şekilde yapılırsa demokrasi işler”
Seçimin kazanan partinin başarısına
gölge düşürmeyecek şekilde tamamlanması gerektiğini söyleyen Halıcı, “Seçimler, sonuçlarına itiraz edilemeyecek şekilde yapılırsa demokrasi işler” dedi. Mükerrer seçmen
oluşmasını engellemek için yıllarca kullanılan
“parmak boyası”yla ilgili bir soru üzerine, parmak boyasına karşı geliştirilen tedbirlerden
söz eden Emrehan Halıcı, sandıklar açılmadan sonuçların açıklanması konusunda, oy
kullanım süresi sona erdiğinde belli tahminlerin yapılabileceğini ifade etti.
Dernekten
Beril KARAVİT (GEOE’11)
Panel: Yenilenebilir Enerjinin
Dünü ve Bugünü
S
on dönemlerde enerji gündeminde ilgileri üzerine toplayan yenilenebilir enerji
konuları üstünde, 18 Ocak Cumartesi
günü, ODTÜ Mezunlar Derneği Enerji Komisyonu tarafından “Yenilenebilir Enerjinin Dünü
ve Bugünü” adlı bir panel düzenlendi.
Enerji Komisyonu üyesi Mehmet Ali Atay
yönetiminde gerçekleştirilen panelde, Bereket Enerji ve AYDEM Yönetim Kurulu Başkanı Ceyhan Sandallı özel sektör açısından
konuyu değerlendirdi. Yenilenebilir enerjinin
Türkiye’deki başlangıcı ve mevcut durumu
hakkındaki bilgileri ise E.P.D.K Enerji Piyasası Dairesi Başkanlığı, Grup Başkanı Elif
Ferdal Karakaş ile Yenilenebilir Enerji Genel
Müdürlüğü’nden Dr. Yüksel Malkoç katılımcılarla paylaştı.
Panelin açılışını yapan Atay, yenilenebilir
enerji kaynaklarını kısaca gözden geçirmek
ve konuda yeni olan katılımcıları bilgilendirmek adına kısa bir sunum gerçekleştirdikten
sonra ilk katılımcı Ceyhan Sandallı söz aldı.
Ceyhan Sandallı yenilenebilir enerjinin
dünyadaki tarihini kısaca ele aldıktan sonra,
HES ile ilgi görüşlerini dile getirdi. HES yapımına karşı yapılan itirazların kitlelerin yeterince aydınlatılmamasına ve yatırımcının yeteri
kadar bilinçli olmamasına bağladığını belirtti. Türkiye’nin hidrolik potansiyelinin sadece
%30’unun faydaya dönüştüğünü belirtirken,
beklentisinin 5 - 10 yıl içerisinde bu potansiyelin tamamının değerlendirileceği yönünde
olduğunu söyledi. Yenilenebilir enerji kaynaklarının sıkıntılarından bahsederken yenilenebilir enerji kaynaklarının düşük verimliliğe
sahip olmasından, yüksek maliyetli yatırımlar
olmalarından ve yatırımcıların devlete vermiş
olduğu tekliflerin sıkıntılarından söz etti. Teşvik konusuna da değinen Sandallı, Almanya
başta olmak üzere çeşitli ülkelerde verilen
teşviklerden bahsetti. Ceyhan Sandallı, bu
konuda Türkiye’de teşvik mekanizmasının
yeterince hızlı devreye girmediğini belirtip,
teşvik mekanizmasının geç devreye alınmasının Türkiye için olumlu olduğunu düşündüğünü söyledi. Söz konusu teşviklerin, ülkelerin elektrik maliyetlerine yansıtıldığına vurgu
yapan Sandallı, Türkiye’nin bu konuda Avrupa’daki ülkeler içinde en ucuz 3. fiyata sahip
olduğunu, şu andaki tablonun ise değiştiğini,
yenilenebilir enerji kaynaklarının artık ekonomik olarak diğer enerji kaynaklarıyla yarışabilir hale geldiğini ve artık bu yatırımların
hız kazanması gerektiğini ifade etti. Ceyhan
Sandallı, gerçekten ciddi yatırımcıların bu işe
girmesi gerektiğine inandığını söyleyerek konuşmasını bitirdi.
Panelin ikinci konuşmacısı Elif Terdal
Karakaş, Türkiye’nin enerji görünümüne, yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelimiz
ve mevcut durumumuza değinerek başladığı
konuşmasında, yıllık ortalama talep artışının
%6-7, 2013 yılı toplam elektrik üretiminin
239,29 milyar kW-saat, yenilenebilir enerji
kaynaklarının toplam elektrik üretimi içindeki
payının %28,43 olduğu bilgilerini verdi. 2013
yılındaki enerji yatırımlarının yarısının yenilenebilir enerji olmasına dikkat çeken Elif Terdal Karakaş, 2013 yılı HES dahil yenilenebilir
enerji kaynaklarından devreye giren kurulu
gücün 3.406 MW, toplam kurulu güçte ise
özel sektör payının bugün %63 olduğunu ifade etti. Bu bilgilerin arkasından yenilenebilir
enerji kaynaklarına ilişkin yasal mevzuat ve
YEK destekleme mekanizmaları hakkında
bilgi veren Karakaş, Mart 2013 tarihli Resmi
Gazete’de yayımlanan 6446 sayılı Elektrik
Piyasası Kanunu’nda yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin hükümleri hatırlattı. Karakaş,
buna göre lisanssız yürütülebilecek faaliyetlerin kapsamının genişletildiğini vurguladıktan
sonra, ön lisans süreci ve lisansın alınmasından kısaca söyledi. Elif Terdal Karakaş,
TEİAŞ
İ
tarafından bildirilen bağlanabilir üretim
tesisi kapasitesi çerçevesinde, EPDK tarafından alınacak 2015 yılında güneş ve rüzgar
enerjisine dayalı ön lisans başvurularının tarihlerini tekrar hatırlattı. 2015 yılı sonrası için
genel olarak, EPDK tarafından alınacak ön lisans başvurularında dikkat edilmesi gereken
tarihlerden söz eden Karakaş, ölçüm zamanlarıyla ilgi tarihlere de vurgu yaptı.
Karakaş’ın ardından söz alan Dr. Yüksel
Malkoç sunumuna Türkiye’de elektrik üretiminin tarihi ile başladı. 2016 yılında Elektrik piyasasının tamamen rekabete dayalı olacağına dikkat çeken Dr. Malkoç, Türkiye’de enerji
talebinin artışını grafiklerle açıkladı. Yüksel
Malkoç, Türkiye’deki toplam kurulu güç içinde 31 Mayıs 2013 verilerine göre jeotermalin 162 MW ile 0.3% , hidroliğin (rezervuar)
15,029.3 MW ile %25.8, hidroliğin (nehir)
5,351.6 MW ile %9.2, rüzgarın ise 2,457.9
MW ile %4.2 paya sahip olduğunu belirterek
bugünkü enerji görünümünü açıkladı. Yenilenebilir enerjinin günümüzde giderek daha da
önem kazandığını vurgulayan Malkoç, YEK
ile ilgili sorunları ise idari, teknik, mevzuat,
koordinasyonsuzluk, mevzuattaki sık değişiklikler, şeffaflık ve tarifeler başlıkları altında
ele aldı. Dr. Malkoç, söz konusu sorunlara
ise kaynak, arazi, izinler, bağlantı, yasal satın
alma garantileri ve finans alt başlıklarında çözümler sunduğu konuşmasında, YEK ile ilgili
başvurularda kurumların ortak çalışması gerektiğini ele alarak söz konusu soruna çözüm
olarak bu kurumların ortak bir yazılım kullanarak başvuru süreçlerini daha kolay takip
edebileceğinden bahsetti. Panel soru – cevap
bölümü ile tamamlandı.
Panel sunumlarına,
http://www.odtumd.org.tr/etkinlikAyrinti.
aspx?tip=tam&etkinlikTnm=810 bağlantısından ulaşabilirsiniz.
ŞUBAT 2014 7
Dernekten
Personel Gecesi
D
erneğimizin gelenekselleşen Personel Gecesi
Gecesi, 27 Ocak Pazartesi akşamı Derneğimiz çalışanları ve aileleri ile Yönetim Kurulu üyele
üyelerinin katılımıyla gerçekleşti. Vişnelik Restoran’da Grup Ankara’nın müzikleri eşliğinde geçen eğlenceli gecede, Derneğimiz Yönetim
Kurulu Başkanı Himmet Şahin, bu gecede buluşarak birlikteliğin pekişmesini sağlayan Dernek çalışanlarına, özverili çalışmaları ve
giderek iyileşen Dernek hizmetlerinden dolayı teşekkür etti. Şahin, herkese güzel bir yıl dileyerek konuşmasını tamamladı. Ardından, Grup
Ankara’nın sahne almasıyla eğlence başladı. Gece boyunca danslar, oyunlar ve halaylarla pistte doyasıya eğlenen Derneğimiz çalışanları ve
aileleri, düzenlenen hediye çekilişiyle heyecanlı dakikalar yaşadılar. Sahneye çıkan konukların; işletme çalışanlarından Alaaddin
Öztürk ve Bülent Bilen’in şşarkıları g
geceyi
y renklendirdi.
8 ODTÜLÜLER
Ü Ü
BÜLTENİ
Ü
İ 236
Dernekten
GELİN
FARKINDALIKLARIMIZI
BİR ARADA
ARTTIRALIM!
ODTÜ’den mezun olalı kaç yıl oldu?
K
aç yıl olursa olsun kendimizi daima
ODTÜ’lü hissetmeye devam ediyoruz.
İşte ODTÜ Mezunları Derneği, ODTÜ
ile kurduğumuz aidiyet bağını güncel hayata taşıyan ve eski arkadaşların yeni bir sosyal ve mesleki çevre içinde yeniden bir araya gelmelerini sağlayan bir kurum olarak, biz
ODTÜ’lüler için her zaman değerli bir yuva ve
ikinci adres olmuştur.
Üyelerimizin Derneğimizle daha yakın ilişkilerinin olması ve Vişnelik Tesisini daha sık
kullanmaları ve böylece üyelerimiz için hazırladığımız paneller, kurslar, seminerler, geziler
ve benzeri pek çok etkinlik konusunda bilgi
sahibi olmalarını ve aktif katılımlarını sağlamak en önemli hedefimizdir.
Bu amaçla, birlikteliğimizi desteklemek ve dayanışmamızı güçlendirmek için 2013 ve öncesi dönemlere ait yıllık ödentilerini tamamlamış üyelerimize, Tesisi kullandıkları sürece
kendilerine, eş ve çocuklarına %10 indirim ve
yaz boyunca hafta içi olmak kaydıyla havuzu
ücretsiz olarak kullanabileceklerini müjdelemek isteriz.
Bizler ODTÜ geleneğinden gelen mezunlar
olarak kendimizi en iyi ifade ettiğimiz ortamlardan birisi olan Derneğimize sahip çıkmanın önemli unsuru olan aidiyet duygusunun,
üyelik aidatımızı (yıllık 150 TL) ödememizle
pekişeceğini düşünmekteyiz. İlginize şimdiden teşekkür ederiz.
Dayanışmayla...
ŞUBAT 2014 9
Dernekten
ODTÜ Mezunları Derneği
Yetişkinlere Yönelik
Çağdaş Mutfak
Lezzetleri Kursu
Fotografik Hafıza Teknikleri Eğit
imi
Derneğimizde Zihinsel Akademi
işbirliğiyle “Fotografik
Hafıza Teknikleri Eğitimi” başlıyor.
Alanında ödül almış
eğitmenimiz tarafından verilecek
etkinliğimizde; beyin
gücünüzü keşfederek beyninizi
daha etkin kullanacak ve
bilgilerin hafızaya alınmasıyla zihin
sel potansiyelinizi en
ileri derecede kullanma becerisi
kazanacaksınız. Eğitim
programında, hafıza tekniklerini
kullanmanın hafıza gücü
ve kişisel güveni nasıl artırdığını
göreceksiniz.
rak
Teorik ve pratik ola
mın
gra
pro
s
kur
verilecek
ktan
da, mönü oluşturma
la
sofra hazırlığına mutfak
neilgili pek çok bilgi edi
izin
ceksiniz. Kursiyerlerim
ehey
n
are
itib
n
ilk derste
yecanla takip edip yeni
nü
mekler öğrendiği, mö
başladığı
oluşturmaya
ankursumuzla, aynı zam
n
ola
nı
ala
pi
da bir tera
mler
mutfakta yeni deneyi
yaşayacaksınız.
Fotoğrafa Giriş ve İşleme
Semineri
Seminer programında, fotoğraf tarihinden, temel prensiplerine; çekim tekniklerinden,
kompozisyon ve fotoğraf işleme uygulamalarına kadar pek
çok konuda bilgi alırken, gelişmiş programın ardından farklı
fotoğraf alanlarında uzmanlaşma olanağı bulabilirsiniz.
Zevkle takip edeceğiniz salon
derslerinde
öğrendiklerinizi,
eğlenceli gezi programlarıyla
güzel fotoğraflara dönüştürebilirsiniz.
Güzel Konuşma
Seminerleri
nda
Yaşamımızın her anı
n dien etkili özelliğimiz ola
hem
limizi doğru kullanmak,
işim
kendimiz, hem de ilet
üzear
anl
ins
uz
um
duğ
kur
unur.
rinde olumlu etkide bul
yoğun
Açıldığı her dönemde
mıilgiyle karşılanan progra
rı ve
mızla, konuşma kuralla
kenditekniklerini öğrenerek
yollae
etm
e
ifad
iyi
niz daha
rını öğrenebileceksiniz.
Resim Kursu
Her yıl onlarca sanatseveri Dern
eğimizde buluşturan resim kursumu
z, yeni
dönemde yeni katılımcılarını bekl
iyor.
Renklerin dünyasında kendinize
yeni
bir ifade yöntemi bulacağınız
kursumuz, katılımcılarımızın eserlerin
den
oluşan serginin de yer alacağı Vişn
elik
Bahar Şenliği’ne kadar devam edec
ek.
Sizi de hayatınıza yeni renkler katm
aya
bekliyoruz.
10 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Heykel Kursu
Her yıl yoğun ilgiyle kar
şılanan ve dersleri hey
ecanla beklenen heykel
kursumuz dünyaya fark
lı bir gözle bakmanızı
sağlayacak, becerilerin
zi geliştirecek. Heykel
iatölyemizde siz de haf
tanın stresinden, atölye
ortamında heykel yapara
k uzaklaşın. Bireysel yet
eneklerini sanata yöneltmek isteyen üyeleri
mizi ve yakınlarını kur
sumuza bekliyoruz.
Opera Dinletileri
Her Perşembe akşamı bir opera
eserini izlemek üzere, opera sevenler ODTÜ Mezunları Derneği’n
de bir araya geliyor. Giacomo
Puccini’nin “La Boheme” Operası
ile başlayan dinletiler, Perşembe
akşamlarına farklı bir renk getiriyor.
Dernekten
Dönem Etkinlikleri
Etkinlikler
Evde Şarap Yapımı
Atölyesi
Şarabın temel öğelerinden yapım süreci
ve tekniklerine kadar
şarapla ilgili pek çok
bilgi edinebileceğiniz
eğitim programında,
“şarap ve yemek
uyumu” ve “şarap ve
sağlık” konuları da
ele alınıyor. Şarabın
büyüleyici yapım sürecini öğrenerek yeni
bilgiler edinmek için
eğitim programımıza
bekliyoruz.
Olta Balıkçılığı Kursu
Photoshop Kursu
Dünyanın en çok kullanılan görüntü işleme programı olan
Photoshop ile fotoğraflarınızı düzenleyebilecek, yeni görseller
yaratabilecek, hayal gücünüzle neler yaratabileceğinizi göreceksiniz. Afiş, dergi, broşür, kitap kapağı, kartvizit, web sitesi
arayüzü, logo ve daha bir çok şey tasarlayabileceğiniz programı daha verimli kullanabilmek için kursumuza bekliyoruz.
Tiyatro Atölyesi
Kurulduğu günden bu
yana Keşanlı Ali Destanı başta olmak üzere sahneye koyduğu
birbirinden özel eserler
ve başarılı performansıyla hep gündemde
kalan Tiyatro Atölyemiz, izleyicileri ODTÜ
Oyuncuları’ndan Yücel
Çelikler
yönetiminde
yeni oyunlarla buluşturmak için çalışmalarına
devam ediyor.
Klasik Arkeoloji Semineri
Farklı arkeolojik dönemleri konu alan her semineri yoğun ilgiyle
süren Arkeoloji Kulübümüz, yeni seminer programlarıyla tarih
yolculuğuna devam ediyor. Arkeoloji dünyasının kapısını aralamak için, sizi de yakında başlayacak olan Klasik Arkeoloji
Semineri’ne bekliyoruz.
Çalışma hayatının stresinden kurtulmak ve doğayla baş başa kalmak
için sizleri “balığa çıkmaya” davet ediyoruz. Derneğimiz ve Rastgele-Der
(Rastgele Balıkçı Amatör
Olta Balıkçıları Derneği)
düzenleyeişbirliğiyle
ceğimiz Olta Balıkçılığı
Kursu’nda temel eğitimi
aldıktan sonra, avlakta
uygulamalı tur yapma
olanağı da bulacaksınız.
Psikodrama Yaşam Grubu
Psikodrama Yaşantı Grubu, yaşamda
karşılaştığınız zorluklar, korkular ya
da kötü tecrübeler ile baş etmek, bu
sefer başkaları için değil kendiniz için
iyi bir şey yapmak için yeni bir fırsat;
yepyeni bir bakış açısı kazanarak
yeni yollar keşfedeceğiniz bir etkinlik.
Gruptaki çalışmalar, geçmişten gelen
bazı sorunları veya geleceğe dair
yaşadığımız kaygıları nasıl kolayca
çözebildiğimizi gösteriyor; içimize
ve istediğimiz hayata doğru eşsiz bir
yolculuk yapma olanağı sunuyor.
Evde Peynir Yapımı
Atölyesi
Derneğimizin en ilginç ve en yoğun ilgi gösterilen uygulamalı etkinliklerinden “Evde Beyaz Peyn
ir
Yapımı Atölyesi”nde, ODTÜ Gıda
Mühendisliği öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Zümrüt Begüm Öge
l
tarafından peynir yapımı ile ilgili
temel bilgileri veriliyor. Atölyede
öğrendiklerinizle, siz de kendi peynirinizi üretebileceksiniz.
ŞUBAT 2014 11
Dernekten
Çocuklara Yönelik Etkinlikler
Resim Kursu
Çocuklarımızın sınırsız
hayallerini ifade edebilecekleri yeni yollar keşfedeceği, üretmenin tadını
alacakları ve resim sanatını tanıyacakları kursumuzla çocuklar hem
erken yaşlarda sanatla
tanışmış; hem de renk,
doku, perspektif algılama gibi yeteneklerini geliştirmiş olacaklar.
Halk Oyunları Kursu
ODTÜ Mezunları Derneği’nde çocuklar için halk oyunları çalışmaları
devam ediyor. 5 - 10 yaş aralığındaki çocuklardan oluşan halk oyunları
ekibi, Mayıs ayında yapılacak Geleneksel Vişnelik Bahar Şenliğinde
kostüm ve canlı müzik eşliğinde bir gösteri sunacak. Çocukların ekip
çalışması, sorumluluk alma, hızlı ve doğru karar verme, topluluk önünde kendini ifade etme yetilerini de geliştiren halk oyunları kursu, ritim
duygusu, müzik kulağı, müzik ve hareket estetiğinde gelişme sağlar.
Heykel Kursu
Çocuklarımızın yaratıcılıklarını eğlenceli bir
şekilde geliştiren heykel
kursu, üç boyutlu algıyı
ve el kaslarını geliştirirken denge, estetik gibi
kavramları da öğretmiş
oluyor. Heykel sanatıyla tanışan çocuklar,
hayatın her alanında da
farklı bakış açıları yakalayabiliyor.
Bu Pazar Çocuklara
Pazar günleri gerçekleşen etkinlikler dizisinde çocukların belirlenen bilimsel konularda eğlenerek bilgi edinmesi ve bilimi sevmesi
hedefleniyor. Bugüne dek kriptografiden DNA’ya, GDO’dan pratik
matematiğe pek çok konunun ele alındığı etkinlik dizisi, Pazar günlerine renk katıyor.
Robot Atölyesi
Robot atölyesiyle, “neler robottur?”, “robotlar nasıl çalışır?”, “nasıl algılar?”, ”nasıl konuşur?”, “nasıl hareket eder, nasıl programlanır?” sorularının yanıtlarını birlikte buluyoruz. Çocuklarımızın etkinlik içerisinde
kendilerini bile şaşırtacak bir kolaylıkla, elektronik ve bilgisayar programlama dili bilmelerine gerek olmadan robotlarla ilişki kurabilecek olmaları,
onlarda robotlarla ilgili daha ileri düzeyde çalışmalar yapabilecekleri konusunda bir cesaret ve merak oluşturuyor.
12 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Kurabiye Yapımı ve Süsleme Atölyesi
Etkinlikte, 7 - 12 yaş grubu çocuklar, hamurun kıvamını, hamura şekil
vermeyi, süslemelerle fark yaratmayı ve mutfakta hijyeni öğreniyorlar.
Kurabiye yapımı ve süsleme atölyesi çocuklarımıza, eğlenceli bir anı
bırakmakla birlikte uzmanların dediği gibi mutfak, çocuğunuzun karar
verme yetisine, kendisine olan özgüvenin artmasına katkıda bulunurken,
aktivitenin sonunda ortaya çıkardığı ürünle üretme isteği yaratıyor.
Dernekten
Kulüplerimiz
Sinema Kulübü
Sinema tutkunlarının her ay buluşup sinema tarihi açısından önemli kabul edilen filmlerden örnekler izleyerek üzerine keyifli sohbetlerle görüş
paylaştıkları toplantılar, yerli ve yabancı film analizleriyle devam ediyor.
Edebiyat Kulübü
ilgiyle her geçen gün kadevam eden ve yoğun
rına
ala
lantıışm
çal
ır
yıld
i
Yed
ay gerçekleştirdiği top
Edebiyat Kulübü, her
cılar, okuma
tılım
Ka
tılımcı sayısını artıran
di.
ele
inc
p
70’in üzerinde kita
,
larında bugüne kadar
i bilgi edinmenin yanı sıra
konusu olan kitapla ilgil
tı
lan
top
n
ayı
o
nde
listesi
yor.
le ilgili de bilgi sahibi olu
kitabın yazıldığı dönem
eya getirm
eri bir ara ek amarl
ü
e
b
n
o
lü
iy
u
s
K
m
on
bilgilen
ü, kolek
Koleksiy
ların da
on Kulüb
r.
Koleksiy culuğa ilgi duyan
ürdürüyo
n
s
la
ı
n
ru
rı
u
k
Yeni
leksiyon
çalışmala
o
k
la
,
y
a
rı
ır
la
s
tı
n
nin yanı
itici topla
kli ve eğ
cıyla, ren
minerleri
arkeoloji se r. Birbia
rd
la
ü
u
b
n
Kulü
sunuyo
çeşitli ko
Arkeoloji
a olanağı
lern bu yana
uluk yapm
08 yılında
lenen gezi
lc
0
n
2
yo
ze
z
ü
te
ü
d
h
m
ri
n
ü
u
ta
yg
ra
u
la
Kulüb
a
cı
n
er konusu
rek katılım
ler, semin
düzenleye
salon ders
ç
in
ilg
r.
n
o
e
rind
le geliy
a ilginç ha
le daha d
e KulübüFelsefe Kulübü
ısı altına toplayan Felsef
efeye ilgili üyelerimizi çat
uluğun
kuc
kuş
el
ims
-bil
efi
2011’den bu yana fels
nu düşündüğümüz, fels
uğu
old
esini
var
rilm
işti
rda
gel
cıla
inin
ılım
müz, kat
ndirme yetiler
eydeki eleştirel değerle
konuşmacı
a
ard
ukl
kon
an
ve onların kavramsal düz
uzm
nda
zaman zaman konusu
amaçlıyor. Toplantılara
r.
liyo
edi
olarak davet
Fotoğraf Topluluğu
larıyla Fotoğraf
Fotoğraf tutkunlarını bir araya getiren seminer program
ve Makro,
Doğa
açtığı
sıra,
yanı
in
Topluluğumuz, temel fotoğraf eğitimin
m Fotoğrafçılığı ve
Yerleşi
Antik
ve
Mimari
fçılığı,
Fotoğra
Gezi
el,
Belges
r. Sınıf derslerinde
Portre atölyeleri ile uzmanlaşma olanağı da sunuyo
iliyor.
öğrenilen bilgiler, düzenlenen fotoğraf gezileriyle pekiştir
ŞUBAT 2014 13
Dernekten
Şehnaz Sam
Vişnelik’teydi
P
op müziğinin sevilen sanatçılarından Şehnaz Sam, 22 Ocak Çarşamba akşamı Vişnelik Restoran’da, müzikseverleri farklı türlerden şarkılarla buluşturdu. Sam’ın çok özel sesi ve yorumunun yanı sıra, gece boyunca masaları
süsleyen Vişnelik Mutfağı’nın eşsiz lezzetleri konukların beğenisini topladı.
İncesaz
ODTÜ
KKM’deydi
Ö
zgün bestelerin yanı sıra klasik Türk müziği eserlerine de kendi yorumlarıyla yeni bir
soluk getiren İncesaz, 16 Ocak Perşembe
akşamı müzikseverlerle ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu’nda buluştu. Solistler Ezgi
Köker ve Bora Ebeoğlu, grubun eski albümlerinden ve
son albümü Geçsin Günler’den şarkılar seslendirdiler.
Burs Fonu yararına
satışı devam etmektedir.
14
4 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Dernekten
Macit ÖNCEL (CE’76)
Sinema Kulübü’nden
İçimdeki Yangın
G
eçtiğimiz ay iki toplantı ile bir araya gelen kulüp üyeleri ve misafirleri, ilk toplantıda 2012 yılı İspanya – Hırvatistan –
İtalya ortak yapımı “Sen Dünyaya Gelmeden”
(Twice Born) filmini izlediler. Yönetmenliğini
Sergio Castellitto’nun yaptığı filmde Penelope
Cruz, Emile Hirsch, Mira Furlan ve Saadet Işıl
Aksoy başrolleri paylaşıyordu.
Margaret Mazzantini ‘nin romanından
uyarlanan filmde; aşkının peşinden savaşın
ortasına giden Gemma ile savaşın en gerçekçi acılarını yaşayan Diego’nun tutkulu aşkları
konu ediniyordu. Film, Bosna savaşı sırasında yaşanan dramı bizlere yeniden hatırlatan
‘flashbackler’ ile ve harika görüntülerle sinema
sanatına olan hayranlığımızı güçlendirdi.
Kulübün ikinci toplantısına konu olan film,
“Ülkeler Ve Yönetmenleri” listemizden, Kanadalı Denis Villeneuve’nin “Incendies”, Türkçe
ç
adıyla “İçimdeki Yangın” isimli filmi idi. “İçimdeki Yangın”, yine bir iç savaşın, bu kezz Lübnan iç savaşının getirdiği acı ve ayrılıklarıı konu
ediniyordu.
16 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
2010 yapımı filmde; yazar Wajdi
Mouawad’ın bol ödüllü tiyatro oyunundan sinemaya taşınan trajik bir hikâye ile sarsıldık
bu kez. Orta Doğu’daki iç savaşın en karanlık
dönemine ışık tutan “İçimdeki Yangın”, En İyi
Yabancı Film dalında Oscar’a da aday gösterilmişti.
Ocak ayı film gösterimlerinin güzel bir anısı da İTÜ Evi Fotoğraf Kulübü üyelerinin konuk
olması idi.
Sinema Kulübü olarak 15 günde bir her çarşamba bir araya gelmeye devam edeceğiz.
Tüm dernek üyelerimize ve misafirlerine
açık olan sinema kulübü gösterimlerinden haberdar olmak için [email protected]
com adresine yazabilirsiniz veya facebook
ODTÜ Mezunları Sinema Kulübü’nü takip edebilirsiniz.
Dernekten
ŞUBAT 2014 17
Dernekten
Burs Komitesi’nden
DESTEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ…
OCAK AYI İTİBARİ İLE BURS FONU’MUZA BAĞIŞTA BULUNUP ESKİ TALİMATLARINI
GÜNCELLEYEN YENİ BAĞIŞ VEREN ÜYELERİMİZ ve MEZUNLARIMIZ
BURS VERENLER
AHMET GÖKHAN GÖKDOĞAN
CE’04
AHMET TAHSİN ÖZGÜL
EE’79
ALPAY ERDOĞAN
EE 89
AYŞE ENGİN ERENOĞLU
CHE’71
BURCU BALOĞLU
MAN’97
CENGİZ DEDE
EE’74
CEVDET YÜKSEK
EE’69
EMRE APAYDIN
EE’87
FAZİLET UĞUR
PHYS’81
İ.METİN ÇETİN
ADM’88
KEMAL GÖKKAYA
BIOL’99
KUBİLAY METE BASTIRMACI
M.DİLEK ERGEÇEN
MEHMET ALİ GÜLSEVER
MUSTAFA ERSİN ALTINTOP
RUKEN ÖZTEKİN
İSMİNİN AÇIKLANMASINI İSTEMEYEN
11 BURS VEREN BAĞIŞÇI
BULUNMAKTADIR.
CE’94
CENG’85
CHE’02
CE’94
ENVE’95
RUŞEN CİHAT KILIÇ
CE’71
SİREL KARAKAŞ
PSYH’
TEKİN SOYATA
DUBAİ-ABU DABİ MEZUNLARIMIZA
KATKILARI İÇİN
TEŞEKKÜR EDERİZ…
MINE’68
UFUK BULUT
EE’64
UFUK CANDAR FOYA
EE’00
ODTÜMD BURS FONU HESAPLARI
İŞ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ 4229-422059 HESAP
ZİRAAT BANKASI ODTÜ ŞUBESİ- EURO
IBAN:TR 81000 6400 0001 4229 0422 059
IBAN: TR39 0001 0015 3708 9762 9150 01
GARANTİ BANKASI MALTEPE ŞUBESİ 114-6299535 HESAP
İŞ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ – USD
IBAN:TR21 0006 2000 1140 0006 2995 35
IBAN: TR81 0006 4000 0024 2293 1651 17
YAPI KREDİ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ
ZİRAAT BANKASI ODTÜ ŞUBESİ- TL
IBAN: TR74 0006 7010 0000 0072 4153 77
IBAN NO : TR61 0001 0015 3735 4394 9650 01
18 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Opera Sahnelerinden
Haluk DİRESKENELİ (ME’73)
Zonguldak Şehrine Yeni Opera Binası
O
hir, kendisini zengin – gelişmiş –
modern bir şehir saymasın. İzmir’de
biri inşaat halinde toplam beş opera
sahnesi var. Elhamra, Adnan Saygun, Sabancı Kültür Merkezi, Karşıyaka Sahnesi
ve inşa halinde Karşıkaya Bostanlı.
Ankara’da opera seyredebileceğiniz
en az beş sahne var. Benim sayabildiklerim, Devlet Operası (600 seyirci kapasiteli), Leyla Gencer sahnesi, Türk Ocağı
- Operet Sahnesi, Bilkent Senfoni – Basso
(1200 seyirci kapasiteli), MEB Şura Salonu
(2000). Hatta bazen Bilkent Odeon (4000),
ATO Congresium (3100 seyirci kapasiteli)
ve ODTÜ KKM (800) salonları da opera
amaçlı kullanılabiliyor. Başkent Üniversitesi yerleşkesinde halen yeni bir büyük konser salonu yapılıyor.
İstanbul, Mersin, Antalya, Samsun
kentlerimizde opera binaları, opera sanatçısı yetiştiren üniversite güzel sanatlar
fakültelerinin konservatuarları ve opera
programları var.
Moskova’da yedi ayrı opera sahnesi
var. Almanya’da, İtalya’da, Fransa’da her
kentte ayrı opera salonu var. Kahire’de var.
Hatta halen iç savaş süren Şam’da var. Bakü’deki opera binası şimdiden sembol oldu.
Dubai’de modern bir opera binası yapılıyor.
2020 olimpiyatlarının yapılacağı Tokyo’da
1800 kişilik opera binası var. Buralarda tüm
yıl süren opera programları var.
Çelik konstrüksiyon ağırlıklı modern
opera binası örneği Sydney şehrinde var.
Deniz kabuğu şeklinde yapılan opera binası Sydney kentinin sembolü olmuş. Çelik
konstrüksiyon termik santral veya fabrika
binalarının, daha sonra sanat merkezi olmaları günümüzde çok yaygındır.
Santral İstanbul, Paris Dorsay Müzesi
böyle benzer mekanlardır.
1948 yılında işletmeye giren yerel taş
kömür yakan Çatalağzı-A (Işıkveren) termik santrali (6x20 Mwe) ekonomik ömrü
dolduğu için 1991 yılında kapatılmış, içindeki makine ekipman hurda olarak satılmış, daha sonra arazi satışa çıkarılmıştı.
Makineler, ekipmanlar hurda olarak satıldı,
gitti. Buhar türbinleri, buhar kazanları hepsi
gitti, ancak mekan duruyor.
Çatalağzı-A santralinin türbin binası
– kazan binası duruyor, kapalı iç mekanı
muhteşemdir. Yüksek tavanlı, geniş hacimli, sanatsal bir yapıdır. Hemen yanındaki
bitişik santral kazan binası giriş (fuaye)
olur. Bizim tahminimiz herhalde bin kişi
seyirci kapasitesi alır. Mekan harika bir
konser salonu, bir kültür merkezi, bir opera
sahnesi olabilir.
Bu mekan bulunduğu yerde kullanılabilir mi? Hayır, çünkü burası Zonguldak şehrine uzak; yolu dik, yokuş, dar, zor. Yaklaşık
bin izleyicinin, otomobil veya toplu taşım
ile gelmesi ve dönmesi zor. Metro ulaşımı
yok. Öyleyse ne yapmalı?
Bizim önerimiz şöyle. Bu mekanın çelik
konstrüksiyonu sökülür, Zonguldak içinde
uygun bir yere, mesela üniversite yerleşkesine, eski Kara Elmas, yeni adıyla Bülent
Ecevit Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Konservatuarı’na yakın bir mekana
taşınır.
Temel inşaatı yeniden hazırlanır, yeni
yerinde montaj yapılır.
Akustik düzenlemesi, pencere çift cam,
çatı ısı izolasyonu, yan duvar ısı mantolama, ısıtma – soğutma – havalandırma
tesisatı yapılır, oturma koltukları, sahne eklenir ve böylece sonunda Zonguldak şehri
makul masrafla harika bir sanat merkezine
kavuşur.
Santral binası çelik konstrüksiyon demontaj – montaj işlerini yapabilecek çok
sayıda işbilir tecrübeli iş insanımız Zonguldak şehrimizde vardır.
Benzer hatta daha büyük bir çelik konstrüksiyon söküm işi Ankara Söğütözü metro durağı üstünde halen yapılıyor, olmayacak yapılamayacak bir iş değil.
Belediyenin maddi imkanları opera binası için makul bir harcamaya yeter. Zonguldak Pusula Gazetesi’nde MMO Zonguldak Şube Başkanımız bu konuda her türlü
teknik desteği verebilecek durumda olduklarını açıkladı, talep halinde mutlaka teknik
destek verirler – verecekler.
***
Benzer durum İstanbul Haydar Paşa
Gar binasında da var. Çatısı insan ihmalinden dolayı yandı, sonrasında turistik
otel yapımı için özelleştirme idaresine
aktarıldı. Ancak benim gönlüm opera binası olmasını istiyor. İstanbul’da Süreyya
Operası’ndan başka mekan yok. 15 milyonluk koca metropolde AVM çok, opera
yok, ne iştir anlaşılır değil.
***
Ankara Devlet Operası’nda Johann
Strauss’un “Yarasa” opereti başladı. 5, 19
Mart, 9 Nisan günleri sahnelenecek. Mutlaka gidin görün, iş stresinden yurdum gündeminden biraz uzaklaşın, sanatın müziğin
keyfine varın.
İzmir Devlet Operası, Guiseppe
Verdi’nin “Aida” Operasını sahnelemeye
başlıyor. 21 ve 23 Aralık 2013, 11 ve 13
Ocak 2014, 22 ve 24 Şubat 2014 ve son
30 Mayıs 2014 günleri saat 20.00’de Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde
(AASSM).
Bu muhteşem operayı bir kez seyretmek yetmez, çok kez seyretmek lazım. Biletleri (www.dobgm.gov.tr) internet sayfasından bir ay öncesinden almak mümkün.
Mısır Hidiv’i İsmail Paşa bu eser için
1871’de besteciye 150,000 Frank ödemiş. O sıralar opera siparişleri için besteci
50,000 Frank alıyormuş. Firavunların sarayında esir Habeşli güzel kız ile yakışıklı Mısırlı komutanın sonu hüzünlü biten aşk hikayesi, tarih öncesinden bugünlere taşınmış.
Aytaç Manizade sahneye koyuyor,
Şef Tulio Gagliardo orkestrayı yönetecek.
Kadro harika. Kaçırmayın. En derin selam
ve saygılarımla.
ŞUBAT 2014 19
Dernekten
Kafkas Sarma
Haz›rlan›ş›:
Malzemeler:
(1 Porsiyon için)
✓ 160 gr. Bonfile
✓ 25 gr. Pastırma
✓ 10 gr. Kaşar
✓ 50 gr. Patlıcan salata
✓ 50 gr. Pirinç
✓ 20 gr. Domates
✓ 20 gr. Çarliston
✓ Yarım deste Maydonoz
Püf Noktası:
Bonfile kasapta değil de evde
dövülerek inceltilecekse, iki
buzdolabı poşetinin arasına
konarak dövülmesi gerekir.
20 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Patlıcan Salatası: Patlıcanlar közlenir, soyulur, doğranıp suyu süzdürülür. Zeytinyağı, sarımsak, hardal, karabiber ve tuz karıştırılarak doğranmış patlıcanlara yedirilir.
Pilav: Pirinç yıkanır, 20 dakika hafif tuzlu suda bekletilir. Süzülen pirinç tereyağında kavrulur,
tuz ve kaynar su eklenerek suyunu çekinceye kadar kısık ateşte pişirilir. Suyunu çekince demlenmesi için kenara alınır.
Bonfile: Kasaptan alınırken ince bir şekilde dövdürülür. İçine 4 dilim pastırma, 30 gr kaşar
konarak yaprak sarma gibi sarılır. Teflon tavada ya da tost makinesinin bir yüzünde her tarafı
kızartılır. Bonfile piştikten sonra ortadan ikiye bölünür. Elde edilen parçalar da çapraz kesilerek
4 üçgen dilim elde edilir.
Salça Sos: Salça tavada erimiş tereyağına eklenir ve kokusu gidene kadar çevrilir. Tuz ve
biber eklenen salçaya kullanılacak kıvama gelene dek su eklenerek karıştırılır.
Tabağın ortasına bir çorba kaşığı patlıcan salatası konur. Salatanın üzerine uygun ölçüde pilav, dört parça etin her bir parçası tabağı dörde bölecek şekilde kenarlara yerleştirilir. Domates,
biber, roka, havuç ve kaypa biber tabağın dekorasyonunda kullanılabilir. Etlerin üzerine yarım
tatlı kaşığı kadar salça sosu konur.
Afiyet olsun...
Dernekten
ŞUBAT 2014 21
Dernekten
OMD. ATHLETICS Sizi Bekliyor!
?
Body Core
Zumba
Core yönelik (karın, yanlar ve arka) yoğunlaştırılmış bir grup dersi olup, spinning dersi ile birlikte yapıldığında daha
sıkı bir vücuda sahip olabilirsiniz.
Hareketli, kıvrak ve eğlenceli müzikler eşliğinde koreografileri belirlenmiş adımlarla bir parti havasında
kas gruplarını çalıştırarak formunuzu
daha eğlenceli koruyabilirsiniz.
Çocuk Cimnastik
Yoga
Çocuklarınızın fiziksel, psikolojik ve
sosyal yönden gelişimine katkıda bulunmak istiyorsanız motorik özelliklerin tamamını bünyesinde barındıran
ve tüm spor branşlarının temeli sayılan dersimize bekliyoruz.
Yoga duruşlalrını ve nefes alma tekniklerini öğreneceksiniz. Esnekliğiniz
arttırmak, güçlenmek, kas dengenizi
sağlamak ve rahatlamak istiyorsanız
bu ders tam size göre. Hangi yaşta
olursanız olun katılabilirsiniz.
Aikido
Vücudu ve aklı güçlendirmenin, bireyin fiziksel ve zihinsel gücünü birleştirmenin yolu Aikido derslerimiz hem
yetişkinler hemde çocuklar için…
Spinning
Kişiye göre ortalama 700-800 arası
kalori yakabileceğiniz bu derste hem
bisiklete binmenin keyfini yaşayacak
hemde müzik eşliğinde topluca ter
atacaksınız.
Pilates
Pilates tüm iskelet ve kas sisteminizle ilgili problemlerinizde rahatlama sağlar, duruş bozukluklarının düzelmesine yardımcı
olur, eklemlerinizin hareketliliğini ve daha güçlü – esnek bir omurgaya sahip olmanızı kolaylaştırır.
22 ODTÜLÜLER
ODT
D ÜLÜ
L LER BÜ
BÜLTE
BÜLTENİ
LTENİ
LTE
Nİ 236
Dernekten
bu ay
14 Şubat’ta ULUDAĞ’a gidiyoruz..
Sevdiğinizle beraber muhteşem bir kar ve kayak keyfi yapmak ve her zamankinden farklı bir Sevgililer Günü yaşamak için 14–15–16 Şubat’ta
ODTÜ Uludağ Dinlenme Tesisleri sizi bekliyor.
Tüm kayak tutkunlarını bu keyifli gezimize bekliyoruz.
Bilgi ve Kayıt için: Hasan Dumanlı, [email protected] 0.312. 286 7979/1124 & 0.530 610 6433
Program:
• 14 Şubat Cuma, saat 18.00’da Vişnelik Tesisi’nden hareket.
• Saat 23.00’da tesise varış; sıcak çorba ikramının ardından yerleşme.
• 15 Şubat Cumartesi sabah kahvaltısı, pistlerde kar keyfi, öğle yemeği ve akşam yemeği.
• 16 Şubat Pazar sabah kahvaltısı, pistlerde kar keyfi ve öğle yemeği (sucuk ekmek ve salata) ardından saat 18.00’da Ankara’ya dönüş için
hareket.
24 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Dernekten
Derneğimizin
kış uygulaması
nedeniyle
tesisimiz
Pazartesi
günleri
kapalıdır
PAZARTES‹
SALI
ÇARŞAMBA
PERŞEMBE
A’la Carte Mönü
A’la Carte Mönü
Açık Büfe Balık Keyfi
Canlı Müzik
Sevgililer Günü’nde
özel programımızla
Vişnelik Restoran’a
bekliyoruz...
CUMA
A’la Carte Mönü
Canlı Müzik
CUMARTESİ
A’la Carte Mönü
Canlı Müzik
Devam Eden Kurs ve Seminer Programları
Psikodrama Yaşantı Grubu
Resim Kursu (Çocuk)
Doğa Fotoğrafçılığı Atölyesi
Çağdaş Mutfak Lezzetleri Kursu
Fotoğrafa Giriş ve İşleme
Traklar Semineri
Tiyatro Atölyesi
Heykel Kursu (Yetişkin)
Photoshop Kursu
Evde Beyaz Peynir Yapımı Eğitimi
Evde Şarap Yapımı Eğitimi
Heykel Kursu (Çocuk)
Olta Balıkçılığı Kursu
Resim Kursu (Yetişkin)
Amatör Denizcilik Seminerleri
PAZAR
AÇIK BÜFE
KAHVALTI
10:30 - 13:30
Üye: 22,5 TL,
Katk› Payl› Üye: 18 TL,
7-12 Yafl: 15 TL
7-12 Yafl Katk› Payl›: 12 TL
(0-6 Yafl Ücretsiz)
ŞUBAT 2014 25
Dernekten
D
Üyelerden
eernekten
Seyahatname
Emrah DELİKAN (CE’06)
ava yeni ağırmış,güne yaklaşmışız.
Annemin bak deniz göründü sesi ile
arabamızın arka koltuğunda, kimi zaman bir otobüs ya da tren camında açıyorum
çocuk gözlerimi denize. Nasıl güzel bir telaş,
nasıl güzel bir heyecan kaplıyor içimi. Her
çocuğa olduğu gibi deniz görmek beni de büyülüyor.
H
Yollar gidiyoruz, şehirler, kasabalar, deniz
kıyıları görüyoruz. Büyüdükçe, belki büyüdükçe demeyelim ama daha çok anlamlandırabildikçe hayatı, ruhlara seyahat ediyorum bir
de. Gözlerimi başka gözlere açıyorum sabah
gürültüleri ile. Annemin sesi hep kulağımda
bir öğüt gibi çınlıyor, bak deniz göründü. Denizi arıyorum o ruhlarda, annemin arka plan
sesinde.
Bazenşehirlerebazenruhlaraseyahatediyorumşimdilerde.Hepbirmerakbenimkisi.
Sessiz, derin, icselbirmerakbaşkayaşamlara,
başkaşehirlere, başkaruhlara.Kalıcıolmayacaığımıbilerekamapekçokkalıcınınbilmediği,
hissedemediğikadarderinizlerinitakipetmekruhların, arasokaklarınıkeşfetmekşehirlerin,
binalarınavlularınasarkmak,
yabancıapartmanlaragirmek, gecelerikaybolmak hem ruhlarda hem şehirlerdebenimyolculuğum.
Meydanlarınıaramam ben şehirlerin.Görmesem o ünlüanıtlarıcok da hayıflanmamam
26 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Fotoğraf: Emrah Delikan - İstanbul
abirarasokaktakaybolmazsam,biryerellezzet,
salaşbirayaküstü büfesindeya da biresnaflokantasındayemekyemezsembenimiçineksiktir o seyahat.
En
çokarasokaklarınıokumayıseverimşehirlerin. Bizzatbilinçlibirkaybolmaçabasıdıraslındabenimki.Fahişeleringeceleriişeçıktığısokakları, yabancışehirlerdeşehrin Türk
taksicilerini, geceeğlencedönüşü aç karınlarıdoyuracakekmekarasıcılarıararbulurum.Kalabalıkbiryalnızlıkileparçasıolurumbulduğumşehrin.Oralıgibihissetmekisterim.
Sehirlertıpkıinsanlargibi,
keşfetmesini,
derinlereinmesinibilenlereanlatırsırlarını.Paris’teharikabirbalıkyemekiçinSaitMichel’eçıkanbirarasokaktabirazkeşifyapıp, gözünüzüdörtaçıp o küçükFish La Boissonneriebulmak
size kalmış. Roma’daPanteon’unhemenyanıbaşındaamabakıp da görmesinibilmeyenmilyonlarınönündengeçtiği o harikaLa Sagrestiabirbaşkaderinkeşifkonusudur.Berlin’in en
yerel, tam birdoğalşehiryaşamıhissiverenbölgesiolanFalkplaztpekçokturistharitasındayokturmesela.
Sizyüzeydekaldıkçaşehirlerdevebaşkalarınınhayatlarındahep
turistsinizdir.
Aslaortakolamazsınızoradakigerçekliğe.
Oysaçokgüzelbiryolculuktur, o karşınızdakiruhunhikayesinialmak, şehirde size ait birşey-
leryakalamak.
Gelengidenlerçokolmuşturhayatlarınıza.
Kaçtanesiruhunuzugörebilmiştir, birparçasiz
iyakalayabilmiştir?Ya da sizkaçdostumdediğiniz, sevgilimdediğinizruhungerçeğini, hika
yesiniyakalayabildiniz?Keşfetmek, derineinmektir.Anlamak, karanlıklaragirmektir.Bu da
biraz, cesaret, birazmaceracılıkgerektirir.Öyleufaktefekçizikten, yaradanberedenkorkmamakgerekir.
Ben
sehirlerikadınlarabenzetiyorumbir
de.Görünenleyetinen sığ erkeklerancakbirkadınınmeydanlarında,
anıtlarındaherkesinayakbastığıparklarındakalabilirler.
Gelirlervegideler.Turisttironlar.İzlerikalmaz.
Oysabirkadınınbütüngüzelliğisakladıklarındadır.Herkesinbilmediği, göremediğiazveözolandadır. Arkasokaklarda, yasaklarda, gecelerdencoksabahakarşılarda, sessiz, güçlü,ge
rçekyaşamdadırkadınınözü.
Hep keşfetmeyeçalıştığım, arasokaklarını, yalnızlılklarını, ruhununderinlileriniaradığımbirkadın, birşehir…
Uzunzamandıryalnızyaşadığımyabancışehirleilişkim
de
birkadınileol a n i l i ş k i m gi b i b u n e d e n l e s a n ı r ı m . H a r i t a s ı z y ü r ü yo r u m s o k a k l a r ı n ı ş i m d i l e r d e,
Yerleşikyaşamlardaolduğugibi her gittiğim de
Dernekten
Üyelerden
Fotoğraf: Emrah Delikan - Barcelona
ikikelamettiğimbirbakkalım, birberberim var.
Dahaçoktanımaya, anlamayaçalışıyorum her
gün.Görmediğimsokakkalmasınistiyorum.
Geçmişindekimlervardı,
nelerolmuştubilmekistiyorum. Birazuzakkalsam, bir de bilsemki ender güzelgüneşligünlerdenbiriymiş.
Nasılkıskanıyorumonuanlatamam. Sıkılıyorumzamanzaman.
Kaçamaklaryapıyorumbaşkaşehirlere. Yenisokaklar, dahaçokgüneşligünlerarıyorum. Zamanzamannasıl da özlüy
orumevimbildiğimİstanbul’u.
İstanbul…Oherkesinhayatınabiryerindengirmişvekalmışunutulmazbirkadıngibi, her kır
ıklıklar,hüzünleriiçindekaldığımızzamanyüzü
müdöndüğüm, ruhunuaradığım.
Birkereserde Türklükolunca, turistlikolmuyoro başkaşehirlerdekiyaşamlarda.Kalbinde
hep birçocuklukaşkıözlemi, şehirşehirdolanıyorinsan. Deniz gözlerarıyorçıkmazsokaklarda. Bir de izbırakacaksınilla. Bileceksinşehrin her aralığını.Kalacakgibiyaşayacak,
her gün terkedecekgibigüçlüolacaksın. Hep
birtatarçölübeklentisi,
araftakalmışlıkbiraz,
her geçen gün yarınseniterkedeceğimdiyedüşünüpbirsonrakigünesarkanşehirsevişmeleriyaşayacaksın.Zamanhızlageçiyorböyleböyle.
Ben İstanbul’uterkedeli 3,5seneolmuş. Her
gün ha döndümdöneceğimhissiiçindeinsannasıldayerleşiyorbütünyabancılığa. Hayatta-
kalmanınevrimselyoludiyediyedüşünüyorum
ben bunu.Bir de o büyük Türk kavimleritarihselgerçeği.
bir yurt edinme gereği vardır tarihi gerçeğimizde. Belki de ben bunakendimiinandırıyorumhala.
Sonunda, şehirlerhepbiryolculuk, birarayış. Bir yalnızlık öyküsü aslında tüm olan
biten. Şehirlerinbirbirinebenzediğigibi, her
gittiğimşehirdeözündegördüğümaynıinsan.
Sokaklarıbirbirinebenzeyendünyaşehirlerigibi, mutlulukları, hüzünleri, sıkıntıları,
birbirlerinebenzeyeninsanlar.Berlin’desoykırımanıtınınetrafındamutlumutlukoşuşturanbihaberbirçocuk, Paris’teSaint Martin Kanal’ının kenarında öğle yemeğini yiyen bir genç
adam, Copenhang’da göl kenarında bir bankta oturuyor görünen ama içindekocabirdünyadönenyaşlıkadın, İstanbul’un o aceleciinsanları, Granada’nınmüthisflamenkocukadınları,
Ankara’nınhüzünbazları, Barcelona’nınçıplakgençliği, Prag’ınsuratsızgarsonları...turistgibibaktığınızdahepsi ne kadar da farklı değil
mi? Dil, din, renk, ırk farklılıkları var. Özüne
indiğinizde ise herşey ne kadar da aynı. Aynı
hayat mücadelesi, aynı aşklar ve yaralar, yalnızlıklar, dostlar, hepsi ne kadar da aynı.
Küçükasyakavimlerinden, yeni çağ şehirlerineuzanan, çetrefilli, entrikalı, mutlu, hüzünlü
,sonudildendilebaşkabaşkaanlatılan,
gerçeğisadecebirbilinmez de gizlibirşehirhikayesibenimki…
Çok seyahat edenler, çok şehir ve yaşam
değiştirenler ve gittikleri yerlerde turist kalmayıp, hayatların benzerliklerini keşfedebilenler,
içlerinin en derininde hep hissederler ki, herşeyin sonunda, zaman geçtikçe zor da olsa,
Belki de turistolmakbaşkaşehirlerdevebaşkahayatlarda en kolayıolacaktı her şeyin…
Çok seyahat edenler, çok şehir ve yaşam
değiştirenler ve gittikleri yerlerde turist kalmayıp, hayatların benzerliklerini keşfedebilenler,
içlerinin en derininde hep hissederler ki, herşeyin sonunda, zaman geçtikçe zor da olsa,
bir yurt edinme gereği vardır tarihi gerçeğimizde. Belki de ben bunakendimiinandırıyorumhala.
Küçükasyakavimlerinden, yeni çağ şehirlerineuzanan, çetrefilli, entirikalı, mutlu,
hüzünlü ,sonudildendilebaşkabaşkaanlatılan,
gerçeğisadecebirbilinmez de gizlibirşehirhikayesibenimki…
Belki de turistolmakbaşkaşehirlerdevebaşkahayatlarda en kolayıolacaktı her şeyin…
ŞUBAT 2014 27
Dernekten
D
Teknoloji
eernekten
Adil HİNDİSTAN (CE’93)
(CE’93), Twitter:
T itt @AdilHindistan
@AdilH
SSD
“Bilgisayarım çok yavaş!”
E
minim hepinizin duyduğu ya da kendinizin ettiği bir şikayettir bu. Bilgisayarınızı alalı bir kaç yıl olmuş, iyi kötü işletim sistemi ve üzerinde çalışan programlar
size yetiyor, ama her şey yavaş...
Bir yandan, ‘Bilgisayarı upgrade etme zamanı geldi’ diye düşünüyorsunuz, bir yandan
da ‘biraz RAM filan ekletsek hızlanır mı?’ diyorsunuz. Cevap? Belki, ama siz önce aşağıdakileri bir okuyun, fikriniz değişebilir!
SSD aslında bir disk barındırmıyor,
onun yerine ‘NAND flash’ denilen, normal
RAM’dan farklı olarak elektrik olmadığında
üzerindeki bilgiyi kaybetmeyen bir çeşit hafıza tipi kullanıyor. USB çubuklarda, iPhone,
iPad vs gibi cihazlarda kullanılan teknoloji de
bu.
Fiyatları bir kaç yıl öncesine göre çok
ucuzladıysa da SSD’ler hala normal disklere
göre oldukça pahalı. Yazma okuma teknolojileri belli bir süre sonra bu disklerin kullanılamaz hale gelmesine sebep oluyor. Gerçi
bunu da abartmamak lazım. Ampullerin ömrünün olması gibi bir şey. Sonuçta normal
magnetik diskler de eskiyip bir kaç yıldan
sonra iyice güvenilmez hale geliyor.
“Eskiden...” diye başlayıp çok eskiye gitmeyeceğim, sadece şu kadarını söylemekle
yetineyim. İşlemci hızı (CPU), grafik işlemcisi (GPU), hatta çoğu kez hafıza (RAM),
eskisi gibi ‘sorun’ olmaktan çıktı. Bilgisayar
alırken hala insanlar bunlara bakıyor elbette
ama eskisi kadar hızı belirleyen şeyler değil bunlar. Genellikle önünüzü kesen ünite
‘disk’.
Seagate ST332332A hard disk head and
platter http://commons.wikimedia.org
CPU ve RAM pek meşgul değil ama disk
farklı telden çalıyor.
SSD’nin en büyük avantajı sağladığı hız.
Normal magnetik diskler üzerinde bir programı çalıştırmaya kalktığınızda ya da genel
olarak bir bilgiyi okumaya kalktığınızda işlemci o bilgiyi öncelikle hafızada arayacak;
eğer yoksa diskten okuması gerekecek.
Bugün desktop bilgisayarlarda kullanılan
ortalama diskler 5400 ya da 7200 rpm (revolutions per minute) hızında dönüyor. Disk
bu hızla dönerken plakanın üzerinde en içten en dışa kadar hareket edebilen bir ‘iğne’
(head) veriyi okuyor. Teknik detayına girmeden, sadece bu işlemin sistemin geri kalanındaki ünitelerin hızına göre oldukça yavaş
kaldığını belirtelim.
Unutmayalım ki en yavaş RAM bile en
hızlı magnetik diske göre kat be kat daha
hızlı. RAM sadece ‘çok az’ olduğunda sorun. Örneğin 1GB RAM ile Windows 7 çalıştırmaya kalkarsanız, RAM yetmeyeceği
için sürekli RAM’da tutulamayan bilgi diske
yazılacak ve gerektiğinde tekrar diskten okunacağı için RAM eklediğinizde performansın
arttığını göreceksiniz. Ancak mesela 4 - 8
GB RAM içeren bir sistemde çoğu kez ‘bottleneck’ magnetik disk olacaktır.
Sıradan disk büyüklükleri 2 – 3 TeraByte’a
vardı ve gigabyte (ciga-bayt diye okumayınız, giga-bayt diye okunur) başına ödediğiniz
para her geçen gün düşüyor. Bunlar doğru,
ancak sorun şu ki disklerin hızı artmıyor, hatta düşünürseniz o büyüklük hız açısından
kimi durumlarda sizin aleyhinize işliyor. Tam
bu noktada yardımımıza Solid-state drive
(SSD) ya da Solid-state disk olarak bilinen
ve son zamanlarda oldukça popüler hale gelen dijital depolama üniteleri yetişiyor.
28 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
SSD bu yavaşlığı minimuma indiriyor.
Magnetik diskte dağınık duran veriyi okumak
için iğnenin onun üzerine gitmesi ve diskin
dönerek okunacak yere ulaşması gerekirken,
SSD’de hareketten kaynaklı gecikmeler yok,
dolayısıyla özellikle işletim sisteminin açılıp
kapanması, programların başlatılması çok çok
daha hızlı ve farkı hemen görebiliyorsunuz.
SSD’ler magnetik diskler gibi oturmuş bir
teknoloji değil, nerdeyse 3 – 4 yıldır magnetik diskler konusunda kayda değer hiç bir
gelişme yokken SSD teknolojileri hızla gelişiyor ve gelişen teknoloji ile şu anda mevcut
sorunlar gideriliyor.
21” iMac için disk seçenekleri
Apple SSD kullanımında başı çekiyor.
İnce ve hafif tasarımıyla Macbook Air başta
olmak üzere tüm laptopları SSD kullanıyor.
iMac’lerde ise ilginç bir durum var. Örneğin
21” modelinde Apple normal 1TB’lik magnetik disk ve 256/512GB’lik SSD’nin yanı sıra
‘Fusion Drive’ adını verdikleri 1TB’lik bir seçenek daha sunuyor.
AnandTech.com sitesinde yapılan testten.
http://www.pcpro.co.uk/features/382879/
ssd-or-hard-drive-which-is-best
Bu ‘karma’ disk aslında işletim sisteminin
biri 900GB’lik normal magnetik, diğeri 128GB
SSD’den oluşan iki diskin tek bir diskmiş gibi
çalışması sayesinde hem normal diskin depolama alanını hem de SSD’nin hızını elde
etmenizi sağlıyor.
Sonuç olarak performanslı bir laptop/PC
istiyorsanız, SSD’lere mutlaka göz atın.
Dernekten
ŞUBAT 2014 29
Dosya
Ali Hikmet DİNÇER
Saatler
“Kaynaşır birbirine gün olur zamanlar;
Geçmiş, gelecek birleşir tek kesitte.
Sanki ilk kez yaşarız yaşanmışı dünlerde
Ya da başlar ansızın tâ ilerde olacak. “
Behçet Necatigil
İ
çinde sürüklendiğimiz zamanı bir yandan anlamaya çalışırken bir yandan da
ölçmeye çalışıyoruz. Zamanı gösteren,
organize eden bu enstrümanın milattan
önce 16. yüzyılda Babil ve Mısır’da kullanıldığı biliniyor. Erken dönemde kullanılan
saatler güneş saatleri, kum saatleri ve su
saatleri olarak tanımlanıyor.
İslam dünyasında 8. yüzyılda, Kuzey
ve Batı Avrupa’da 10. yüzyılda ve Diyarba-
30 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
kır yöresinde Al-Jazari’nin (1136 – 1206)
muhtelif mekanizmalarla saatler tasarlanıp
yapıldığı biliniyor. Mekanik saatlerin ortaya
çıkması ile ilgili bilgileri 1280 – 1320 tarihleri arasında kilise kayıtlarından öğreniyoruz. Bu kayıtlarda birçok yeni mekanik saat
icatları hakkında bilgiler var. Bu dönemde
saatin güç kaynağı olarak ağırlıklar, gücün
ve saatin çalışmasının kontrolü için de
bazı osilasyon mekanizmalarının kullanılması gündeme geldi. Yayla çalışan saatler
Dosya
15. yüzyılda görülmeye başladı.
Çelik çark ve maşa düzeneği ise
1584’te icat edildi ve Sarkaç (Pandul) saatle birleşti. Galile 1602 de
sarkaçların özelliklerini incelemeye başladı ve “izokronizm”i
bu yarışın bir parçası yapıyor.
(isochronism) keşfetti. Periodun ağırlıktan bağımsız olduğunu
gördü. Ancak Galile bunu saate
uyarlayamadı. Bu işi Christian
Huygens 1656 da ilk sarkaçlı saati yaparak gerçekleştirdi. O güne
kadar saatlerin günlük sapması
15 dakika kadardı. İlk sarkaçlı saatlerde günlük sapma 15 saniye
civarındaydı ve bu bir devrimdi.
teri, sesi, farklı kullanım yerleri,
Biraz matematikle kendi sarkacımızı yapabiliriz. Basit sarkacın
komple salınım devresi için geçen
zaman T= 2 x 3,1416 x ( L/g)-2
ve buradan 1 metre boyunda bir
sarkacın periyodunun İstanbul’da
2,007 saniye olduğunu anlarız.
Sarkacımızın boyu uzadıkça
periyot uzar, kısaldıkça kısalır.
Böylece evimizdeki sarkaçlı çalar
saatin (evinizde böyle bir saatiniz
yoksa hemen edinmeniz önerilir)
doğru ayarını yapabiliriz.
İşte saatin hikayesi böylece
devam ediyor. Saat imalatı konusunda Avrupa’da İsviçre, İtalya,
Almanya, Fransa ve İngiltere tecrübe, birikim ve organizasyonda
ileri konumdalar. Ancak 16. Yüzyılda İsviçre saat endüstrisine
başladı ve çok iyi organize oldu.
Mekanik saatlerde birçok ilki gerçekleştirdiler. 1770’de ilk otomatik
saat,1816’da
ilk “chronograph” ve mekanik
saatlerde düşünebileceğiniz her
türlü komplikasyon gerçekleştirildi.
1967’de ilk quartz kristali ile kontrol edilen kol saati yapıldı ve 1970
– 1980’de pilli quartz saat dönemi
mekanik saat imalatına büyük bir
darbe vurdu. Dünyada saat endüstrisinde firma sayısı 1600’den
600’e ve çalışan sayısı
90 binden 30 bine düştü. Ancak yine de pilli saatler mikromekanik şaheserlerin yerini alamıyor.
Hele elinizdeki saatin bir hikayesi
varsa bu onu daha da ilginç kılıyor.
Kolunuzdaki Zenith El Primero’nun
1969 yılında yapılmış ilk otomatik
“kronograf” olduğunu bilmek ve
aynı sene Tag Heuer grubunun ve
Seiko’nun da ilk otomatik kronografları birbirleri ile yarışarak sunduklarını öğrenmek sanki sizi de
Saat konusunu merak edip öğrenmeye başlayınca bu mekanik
şaheserlerin değerini anladığınız gibi her birinin ayrı bir karaközellikleri olduğunun da ayrımına varıyorsunuz. Dolayısıyla da
konumuza geliyoruz; saat koleksiyonum
ve
tamamlamam
gereken eksikleri. Bunun hiç bir
zaman
tamamlanamayacağını
biliyorum; ama koleksiyonuma
katılan her saat sadece kendisini değil bir hikayeyi de beraberinde getiriyor. Örneğin çalışma
masamın yanında bana çok
hassas bir şekilde saat başlarını
ve yarım saatleri çalan,1890’lı
yıllardan kalma sarkaçlı duvar
saatim aynı zamanda bir dönemi
de anlatıyor. Saatin kadranında
Michel Astlick, Smyrne yazıyor.
S
Saat
19. yüzyılda Fransız saatle
lerinde
çok rastlanan ve ağırlıkla
ç
çalışan
bir sisteme sahip. Saatin
İz
İzmir’de
yaşayan bir saatçi tarafı
fından
Fransa’dan ithal edilmiş
o
olduğunu
düşünerek araştırdım.
İz
İzmir
için 1895’te yapılmış ticari
k
katalogda
(Indicateur De Profe
fessions
Commerciales Et Ind
dustrielles
De Smyrne) saatçimi
b
buldum:
Michel Scuto Astlick,
H
Horloger.
Astlick ailesi Cumhuriy döneminde de İzmir’de buluyet
n
nuyorlar.
Günümüzde artık zor bulun
nan
bu saatleri yaşatmak çok
k
keyifl
i bir uğraş. Eğer sizin evin
nizde
de aileden kalma veya
m
merak
nedeni ile edindiğiniz
b
böyle
bir saatiniz varsa, siz de
b keyfi yaşayabilirsiniz. Haybu
d tozunu alalım, kuralım ve tik
di
ta
tak’larına
devam etsin…
ŞUBAT 2014 31
Dosya
Necati KAZANCI (ME’76)
Yitip Giden Kartpostallar
D
aha on, on beş yıl öncesine kadar bayramlarda, yılbaşlarında yakınlarımızı,
dostlarımızı hatırlamak için yollanan
kartpostallar artık yok.
Ne oldu da yok oldular?
Gelişen haberleşme, yaygınlaşan telefon, herkesçe edinilmiş cep telefonları ve
ardından gelişen ve hemen hemen her noktada sesli, görüntülü haberleşme sağlayan
sistemler. Tüm bu olanaklar bin dokuz yüz
doksanlardan sonra ortaya çıktı ve bu insanlara mektup yazmayı unutturdu...
On beş - yirmi yıl geriye gittiğimizde, bayram önceleri postanelerin çevresini saran bir
telaşı hemen fark ederdik. Onlarca kartpostal
satıcısı tezgahlarında yüzlerce çeşit kartpostalı sergiler. Telden yapılmış özel tereklerinde kentin ortasında fotoğraf sergilerini açarlar. Birinde kentin ilginç yapı ve görüntüleri bir
renk paletinde teşhir edilirken, bir diğerinde
zamanın ünlü artistlerinin, sanatçılarının,
siyasilerinin portreleri, görüntüleri sergilenir.
Yan tezgahta ise bir başka grup şakalı kartlara bakıp gülüşüyorlar. Çiçekler, ağaçlar ya da
neresi olduğu bilinmeyen hayali manzaralar
ve daha yüzlerce çeşit…
32 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Bu öykü ne zaman başladı ve sonlandı?
Nasıl bir gelişme izledi?
Kartpostal 19.yüzyılın son çeyreğinde
artan mektup/haberleşme gereksiniminin bir
sonucu olarak ortaya çıkar. İşleri hızlandırmak ve zaman kazanmak için gelişen bu çözüm 20.yüzyılın sonlarında diğer bir tür hızın
kurbanı olur. Peki neydi kartpostal?
Kartpostal esas olarak kartondan üretilmiş bir haberleşme aracıdır. Önceden belirlenmiş ölçülerde hazırlanır. Bir yüzünde
resim, fotoğraf, çizim vb bulunur. Diğer yüzü
ise haberleşmeye ayrılmıştır. Postada açık
olarak yani zarfsız olarak gönderilir.
Kartpostallar dünyada koleksiyonu yapılan en önemli nesnelerden biridir. Bunun
nedeni hemen hemen her konuda kartpostal
üretilmiş olmasıdır. Ünlü kişiler, olaylar, anıtlar, anıtsal yapılar, sanat eserleri, kent görüntüleri, doğa manzaraları ve daha birçok
konu bunların arasındadır.
Kartpostal düşüncesi önce Avusturya’da
Dr. Emanuel Hermann tarafından dile getirilir.
Avusturya – Macaristan Hükümeti tarafından
öneri kabul edilerek 1 Ekim 1869 tarihinde
resmen kartpostal haberleşmesi başlamış
olur. Uygulama diğer ülkeler tarafından izlenir. 1870’de Fransa’da ilk resmi kartpostal
basılır. Benzer gelişmeler 1870 – 1875 yılları
arasında birçok ülkede görülür. Almanya’da
1874’te, İngiltere’de 1872’de, ABD ‘de
1873’te kartpostal kullanımı yaygınlaşmaya
başlar.
Uluslararası Posta Birliği(UPU) ‘nin 1876
yılında kartpostal kullanımı ile ilgili kararları
sonrası dünyada bir uygulama birliği sağlanmaya çalışılır.
Tarihsel gelişim süreci içinde kartpostalın biçimi, boyutları ve kullanımı ile ilgili
değişiklikler yaşanır. Bu değişiklikler kartpostal koleksiyoncuları için önemli ayırıcı,
tanıtıcı ipuçlarını verir. Örneğin boyut olarak
7x11cm,9x14 cm,8,5x12 ölçüleri kullanılır.
Bu tür bilgiler ile kartpostalları tarihlendirmek
mümkün olmaktadır.
Kartpostalın bir tarafına(yüz) resim, şekil,
fotoğraf vb basılması 1890’lı yılların başlarından itibaren görülür.
1903 yılına dek basılan kartpostalların ön
yüzüne basılan resimler tüm yüzü örtmez.
Dosya
Ortaya çıkan boşluk ülkemize özgü bir
ççözüm ortaya çıkardı. Bu çözüm ‘fotokart’
olarak adlandırılır. Bu dönemde basılı karto
postallar var oldu ancak sayı ve miktar olarak
p
daha az rastlanmaktadır.
d
Haberleşme için yazılar bu yüzdeki boşluklara yazılarak gönderilmekteydi. Diğer yüz ise
yalnızca adres yazılması için ayrılmıştı.
1904 yılından başlayarak kartın arka yani
adres yazılan yüzü haberleşme için kullanılmaya başlandı. Bu tarih ülkelere göre farklılık
gösterir.
Sıraladığımız bu tür bilgiler yukarıda belirttiğimiz gibi kartpostalın tarihlendirilmesinde koleksiyonculara yararlı ipuçlarıdır.
Boyutlar da benzer bilgiler sağlar. 1895
ile 1940’lı yılların başına dek 9x14cm boyutu standart boyut gibidir. 1943 yılından sonra
10.5x15 boyutu görülmektedir.
1904 yılına dek ön yüzde parça (belli
bir yer kaplayan) ve yazı yazılması için boş
yer bırakan resimler kullanılırken, 1925 yılına den tüm önyüzü kaplayan resimlere yer
verilir. 1925-1945 yılları arasında genelde
önyüzde bir çerçeve bulunur. 1945 sonrası
gene tüm yüzü kaplayan resim olarak değerlendirilebilir.
Bir koleksiyoncu için kartpostalı tarihlendirmede diğer bir husus da pulun kartpostal
üzerine yapıştırıldığı yerdir. 1906 yılına kadar
pul resimli yüz üzerine yapıştırılmıştır. Bu tarihten sonra pul adres yüzünün sağ üst köşesine yapıştırılmaktadır.
tedir.
Diğerii iise özell ki
kişii ya d
da kkuruluşlarca
di Diğ
l l
basılan kartpostallar. Bunlar üzerine posta
idaresinin belirlediği tarifeye uygun pul yapıştırılarak postaya verilir.
Yukarda da söz ettiğimiz gibi kartpostal
basımı konusu, uzun yıllar tamamen dışa
bağımlıdır. Osmanlı döneminde kartpostal
üretimi iki yolla olur. Yabancı editör, basımcı
buraya yolladığı, anlaştığı fotoğrafçılara çektirdiği fotoğraflar ile kartpostal üreterek bunları ülkemizde pazarlamışlardır. Benzer biçimde yerli editörler, üreticiler kartpostal üretirler.
Adres yüzündeki değişiklikler de tarihleme için diğer bir ipucudur. 1904 sonrasında
arka yüz bir çizgi ile ikiye ayrılmıştır.
2000’li yıllarda ise yukarda açıkladığımız
gibi giderek yok olmağa yüz tutmuştur. Kartpostal satışını yalnızca turistik yörelerimizde
ya da ısrarla kartpostal satmayı sürdüren az
sayıda noktalarda görmekteyiz.
Kartpostallar için I.Dünya Savaşı’na kadar yani 1914 yılına kadar olan dönem altın
dönem olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde milyarlarca kartpostal basılıp kullanılmıştır.
Bu noktada koleksiyoncuların dikkatini
bir noktaya daha çekmeliyiz. Kartpostalların
üstünde ‘Editeur’ editör ibaresini görürüz. Bu
kelime kartpostalı üreten ya da ürettiren kişileri/kuruluşları belirtir. Bazı kartpostalların
üzerinde ise basımevinin adı ya da işareti yer
alır. Bu bilgiler de bizlere kartpostal hakkında
çeşitli ipuçları verir.
Ülkemizde Kartpostalın Gelişimi
Dünya Posta Birliği(UPU)’nun aldığı kararlar ile kartpostal evrensel boyut kazandı.
Osmanlı postaları da bu yolda gelişme gösterdi. Bu gelişme dünyada olduğu gibi iki yolla
oldu. İlki posta idaresi tarafından basılan ve
üzerinde ücretinin ödendiğini belirten pul resmi olan kartlar. Bunlara ‘antiye’ adı verilmek-
İkinci dünya savaşının başlaması ile daha
da zorlaşan ekonomik çözümsüzlükler yeni
bir çözüm daha ortaya çıkarır. Koleksiyoncular arasında’ Tebrik Kartı’ olarak adlandırılan
bu çözümde standart kartpostal boyutundaki
fotoğraf kağıdına üç ya da dört resim basılarak üç ya da dört ayrı tebrik kartı üretilmiştir.
Bu uygulama 1960’lı yıllara kadar sürmüştür.
1950’li yılların ortasından itibaren yerli
üreticiler kartpostal basımına başlarlar, bu
kez yerli yapılmış kartları görmeye başlarız.
1960’larda ise kartpostal üretimi ülkemizde
giderek artan bir biçimde yaygınlaşır.
Kartpostalların baskı teknikleri de onların
basıldığı yılların belirlenmesinde yardımcı olmaktadır.
Kartpostal üretimi, basımı işi özellikle
Almanya ‘da öne çıkar. A.B.D için bile kartpostalların çoğu Almanya’da basılır. Ancak
savaşla birlikte dünyada hem Almanya’nın
basım işindeki öne çıkan rolü kaybolur, hem
de kartpostalın altın dönemi sona erer.
Fotokart, fotoğrafçıların kartpostal boyyutundaki fotoğraf kağıdına bastıkları fotoğrraflardır. Ticari amaçla üretilmişlerdir. Esas
olarak yerel görüntüler çekilerek kullanılmışo
llardır. Fotokart uygulamasında, fotoğrafçılar
iihtiyaç oldukça ellerindeki negatif ile istenilen
miktarı fotoğraf tekniği ile çoğaltmışlardır. Bu
nedenle aynı görüntünün farklı baskılarını
da rastlamak mümkündür. Anadolu’nun fotoğrafçı bulunan il ve ilçelerinde çok sayıda
fotoğrafçı bu yolla fotokart üretmişlerdir. Bu
görüntüler bugün il ve ilçelerimiz için çok
aranan görsel kaynaklardır. Koleksiyoncular
açısından da çok aranan malzemelerdendir.
Birinci Dünya Savaşı ve ardından gelen dönem ve Kurtuluş savaşı yılları ile yeni
kartpostal üretimi dünyaya benzer biçimde
sönükleşir.
1930’lu yıllar tüm dünya için sıkıntılı yıllar
geçer. Dışalım ve dışsatım zorlukları nedeniyle Cumhuriyetin ilk dönemlerinde özellikle
yabancı editörler ülkemiz piyasasından büyük ölçüde çekilirler.
Kartpostallar görsel olarak çok geniş bir
görüntü arşivi gibidir. Kentlerimizin düzenli
arşivleri olmadığından aranılan eski görüntüleri, çoğu kez kentlerimizin değişim ve gelişimlerini izleyebildiğimiz elimizdeki tek belge
olmaktadır.
Özellikle kentlerimiz büyüyüp geliştikçe,
kentin tarihine ve geçmişine ilgi duyanlar için
kartpostallar önemli görsel kaynak olmaktadır. Kartpostal koleksiyonculuğu yukarda belirttiğimiz çeşitli yönleriyle en sevilen koleksiyon türlerinden biri olmayı sürdürmektedir.
Sadece kent görüntüleri ile de kısıtlayamayız
bu ilgiyi! Birçok konuda örneğin tren, gemi,
ünlü kişiler gibi yüzlerce başlık için kartpostallar sonsuz bir kaynak oluşturmaktadır. Bu
ilgi dünyada kartpostal sergi ve müzelerinin
çoğalmasına da yol açmıştır.
Ülkemizde çok az değerlendirildiğini düşündüğümüz bu alan koleksiyoncuları beklemekte.
ŞUBAT 2014 33
Dosya
Şaner ALAP (PET’74)
Hesap Dünyasında
Bir Yolculuk
İ
nsanlık tarihi uzunluğundaki bu yolculuğu
iki sayfaya sığdırmanın imkansızlığı ve
güçlüğünü takdir edersiniz. Sayı sanatı
(art of numeracy)’nda kullanılan ve her biri
bir dönem hüküm sürmüş, her biri için yüzlerce kitap yazılabilecek hesaplama aletlerini, kendi koleksiyonum boyutlarında tanıtmaya çalışacağım.
1968 yılında merkezi sistemden ayrı
yapılan imtihanla girdiğim ODTÜ’de Mühendislik Fakültesi birinci sınıfa başladığımda
aldığım Aristo Studio sürgülü hesap cetveli
(Slide Rule), 35 - 40 yıl sonra üzerindeki sigara yanığı izi ile benim koleksiyonumun ilk
objesi oldu.
Herkes gibi başladığım pul, para, kibrit,
sigara, minyatür içki şişesi, ölçek vs. biriktirme sonrası, kayıtlı, tasnifli, markalarını tanıyarak, tarihçesini, üreticilerini vs. öğrenerek
oluşturmakta olduğum sürgülü hesap cetveli
koleksiyonuma zamanla sürgülü hesap cetveli öncesi ve sonrası objeler olan abaküs,
logaritma cetveli, cep tipi mekanik hesap
aygıtı, mekanik hesap makinesi, elektrikli –
elektronik hesap makineleri de katıldı. Belki
20 - 30 sene sonra koleksiyonuma son 25
- 30 senenin bilgisayarlarını da katmak gerekecek.
Saymalar, ölçmeler, buzul çağındaki
kemik üzerine işaretlenirken, gelişen her
toplum kullandığı nesnelerle kayıt tutmaya,
hesap yapmaya başlamıştır. Sayıların gösterimi, ay – güneş şeklinden, çivi yazısı rakamlarına, noktalardan çizgilere, Roma sistemindeki harflerden (I,V,X,L,C,D) bugünkü
1 – 9 sayı sembollerine kadar gelmiştir.
Perslerdeki sırım üzerine atılan düğümler, İngiltere’deki ahşap üzerine kazınan
borç/alacak değerleri (stockholder?) İnka’ların ip sicim düğümleri ile yapılan kayıt ve hesaplama işlemleri, günümüzde de nadiren
kullanılan abaküse kadar değişik malzeme
ve sistemlerle gelmiştir.
34 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Bazılarının zamanları çakışsa da hesap
aletlerini sıralarsak;
ABAKÜS
Modern hesap makinesi ve bilgisayarın
atası kabul edilen, ilk hareketli parçalı hesap
aleti olan ABAKÜS, ondalık tabanlı basamak değeri (Yer Değer / Place Value) sistemi üzerine kurulmuştur. Abaküsle 4 temel
işlem yapılabilmektedir. Yunanca Abakos,
İbranice toz anlamına gelen Ibek fiili ve Abak
kelimelerinden Abaküs ismini almıştır.
Babil’de tahta levha üzerindeki kumda
parmakla hesaplama ile başlayan abaküs
yöntemi daha sonra toprakta, mermer plakada açılan kanallara dizilen çakıl taşları ile
ilk formunu almıştır. Çin ve uzak doğuya geçince çubuklar, teller üzerinde kaydırılarak
hesap yapılan boncuklarla bugünkü şekline
ulaşmıştır. Çin abaküsü, suanpan (Hsüanpan) 5+2 dizilişinde, Japon abaküsü soroban 4+1 dizilişinde ve Rus abaküsü şoti her
basamakta 4+2+4=10 dizilişindedir.
Abaküs halen Rusya ve Japonya’da yaygın olmasa da kullanılmaktadır. Japonya’da
sayıların öneminin fark edilmesi için ilkokullarda matematik dersinde öğretilmektedir.
Japon kalkınmasının önemli desteği Japonların eğitimle aldığı matematik becerisidir.
Alzheimer tedavisinde kullanılan soroban
için Japon Ticaret Sanayi Odası resmi soroban sınav sistemi kurmuştur. Tüm dünyada
Mental Aritmetik eğitiminde görselleştirme
– zihinsel hesap eğitimi kurslarında abaküs
kullanılmaktadır.
1976 yılında Rusya’daki 4 aylık eğitim
programında, tüm dükkanlarda kullanıldığını
gördüğümüz ama önemini anlamadığımız,
herhalde bir akşam yemeği parasına alabileceğimiz ahşap abaküslerin orijinali yurdumuzda pek nadir bulunmakta, bulunsa da
fiyatı yüksek olmaktadır.
LOGARİTMA CETVELİ
1960’larda Lise eğitimimizde, matematik
derslerinde kullandığımız logaritma cetvelle-
ri, genelde 10 tabanına göre 5 ondalıklı sayıları veren dar uzun kitapçıklar idi.
Türkiye’yi logaritmayla Gelenbevi İsmail
Efendi (1730-1790) logaritma hakkında yayınladığı bir risale ile tanıştırmıştır.
İlk logaritma cetveli de Riyaziyeci Salih
Zeki tarafından “Kamusu Riyaziyat” adıyla 1772’de yayınlanmıştır. Mahmut Şevket
Paşa ve Bay Kirkor Kömürcüyan’ın yayınladığı eski harfli logaritma cetvelleri yanında
ilk yeni harflerle yayın, bazı askeri amaçlı
basılanlar hariç 1939 yılında basılan Nusret
Kürkçüoglu’nun yayınıdır.
Logaritma kitabında, trigonometrik değerler, geometrik değer ve cetveller, yardımcı cetveller ( 1-1000’e kadar sayıların kareleri, 100’e kadar sayıların küpleri, 30’a kadar
kadar sayıların 4-9. kuvvetleri ve kökleri vs.),
yer alırdı.
Hesap makinaları koleksiyonumda bulunan logaritma cetvellerimden bazıları;
LOGARITMA CEDAVILI Laland’ın Cedavaline Nizaran Beş Aşar Mertebesinde
Jean Dupuis, Çeviren: Mehmet Şevket
Paşa, 1884 , Osmanlıca.
Tables de LOGARITHMES A Cing Decimales avec Formalaire
J. Dupuis, Librairie Hachette, 1929
MEBHAS-İ MİYAH = RECUEIL de COEFFICIENTS et. de TABLES D’HYRAULIQUE
Emsal ve Cetvelleri Mecmuası Galata basımı, 62 sayfa, Osmanlıca / Fransızca, 1912
BEŞ AŞARİLİ LOGARITME
Nusret Kürkçüoğlu, Üniversite Kitabevi –
İstanbul, 1939, 60 Krş.
SÜRGÜLÜ HESAP CETVELİ
1614’de John Napier’in logaritmik sayı
sistemini icadı ile büyük sayılar lineer ölçeğe göre daha kısa bölüntüde (skalada) gösterilebilir olmuştur, log 100 =2, log
1.000.000.000 = 9 gibi. Logaritma sayesinde
Dosya
özellikle büyük sayıların çarpma ve bölme işlemleri toplama ve çıkarma ile yapılabilmektedir.
Napier gibi İngiliz matematikçi olan Edmund Gunter 1620’de logaritmik sayıları 60 cm’lik bir metal cetvele (number line)
yerleştirmiştir.1632’de William Oughtred
(İngiliz) Gunter’in cetvellerini birbirine göre
kayacak şekle getirip ilk sürgülü hesap cetvellerini bulmuştur. Bugünkü şekli, 1859’da
Fransız topçu subayı Amadee Mannheim’in
10 inç tasarımı ve bölüntü düzeni ile almıştır.
Sürgülü hesap cetveli koleksiyonculuğu
yurtdışında yaygın olup, özellikle Üniversiteler meşhur mezunlarının kullandığı slide
rule’ları toplamakta ve sergilemektedir.
Ayda ilk yürüyen Neil Armstrong, en
uzun yürüyen Jerry Ross ve en son ayak basan Eugene Cernan’in 1968-72 yıllarındaki
Apollo ay seyahatlerinde yedek olarak yanlarında taşıdığı metal Pickett & Eckel slide
rule’lar da önemli sergi objeleridir.
Bu sürgülü hesap cetvelleri konuşsa, kullanıldıkları ne çok çağ atlatan projenin hikayesini (uzay hesapları, Boeing 747 hesapları,……) söyler kim bilir.
Sürgülü hesap cetveli konusunda ilk patent 1851’de alınmıştır. Sürgülü hesap cetvel
üretimi 1974’lerde elektrikli hesap makinelerinin hızına, fiyatına, kapasitesine, hafızasına dayanamamış ve sona ermiştir.
Sürgülü hesap cetvelleri, ortada hareketli cetveli, her iki yanda sabit bölüntü cetvelleri ve okuma hassasiyeti için camlı tutsür
(göstergeli)’ü ile hassas bir hesaplama aletidir. Sürgülü hesap cetvellerine değişik isimler verilmiştir. Slide rule, slipstick, mekanik
analog komputer, pre-digital computational
equipment gibi.
Sürgülü hesap cetvelleri;
- Kullanım alanları
Mühendislik, eğitim, havacılık, matematik, askeriye, vb
- Ebatları - Şekilleri
Cep (5’’), Masa (10’’,12’’,14’’),Sınıf, dairesel, silindirik…
Malzemeleri
Ahşap (armut ağacı, kayın, akçaağaç,
şimşir, huş, gül vb.)üzeri seluloid
Plastik (Geroplast, Astrolon)
Metal (Magnezyum, Alüminyum)
- Skala sayıları
log, In, trig, x,x2,x3, 1/x , √1-x2, inç veya
cm cetvel, formüller
- Markaları
Aristo, Logarex, Nestler, Relay, Faber
Castell, Sterling, Dietzgen, Reiss ,Wichmann, Pickett Eckel, Keuffel and Esser, Stewens, vs
İmalatçı ülkeler ve üretim yılları
Almanya, Japonya, Amerika, Çekoslovakya, Avusturya, Fransa vs. 40 öncesi, 4050, 50-70
‘na göre sınıflandırılabilir.
ADDIATOR, MAGIC BRAIN CALCULATOR
(Flat, mechanicial hand held mechanicial
calculator for addition and substraction)
1670’lerden gelen çalışmalar neticesi 1889’da Fransız Troncet’in icat ettiği
1920’lerde geliştirilip üretimine başlanan
1970’lerde imalattan kalkan Addiatör, abaküs yönteminde toplama çıkartma yapılan,
cep ölçülerinde, metal gövdeli, kalemle her
kolondaki sayıyı belirleyip üzerine eklenecek
veya çıkarılacak sayıyı aynı kolonda aşağı
yukarı kaydırarak yapılan hesaplama sonrası sayılar üstteki tel mekanizmanın yukarı
çekilmesi ile sıfırlanır. Çalışma mantığı, yetenek yarışmalarında popüler olan çocukların
gözle sayıları toplama mantığıdır.
Almanya’da yaygın olarak pirinç gövde
ve kalemli, deri kılıflı olarak üretilen ADDIATOR (Duplex, Aritma), PRODUX ve alüminyum kapaklı plastik gövdeli Japon MAGIC
BRAIN CALCULATOR markaların yanında
FABER CASTEL bir dönem sürgülü hesap
cetveli arkasına Aritma’yı monte ederek piyasaya sürmüştür.
MEKANİK HESAP MAKİNALARI
(Adding Machines)
Teknolojinin ilerlemesi ile mühendislik
ve muhasebe hesaplarında işlem sayısının
artması, elle yapılan hesapların yetersizliğini ortaya çıkarmış ve daha hızlı işlem yapan
aletlerin geliştirilmesini gerekli kılmıştır.
Mekanik hesap makineleri tipine göre ya
kanallardaki sayı ibrelerini ayarlayıp ya da
0-9 tuşlarına basarak bir kol çevirme ile toplama veya çıkarma yapılan, ondalık haneyi
değiştirerek çarpma ve bölme yapılabilen
hesap makineleridir.
Zamanla, yapılan çok sayıda işlemi takip
etmek, kayda almak için makaradaki kağıt
bobine işlem ve her işlemin sonucunu yazan,
daktilo şeridi gibi mürekkepli şerit kullanılan
yazıcılı (Printing Calculator) mekanik hesap
makineleri geliştirilmiştir. Mekanik makinelerdeki ekleme-çıkarma kollu, hane atlama
mandalı, çarpan - çarpılan ve sonuç hanelerini silme kollarının kullanım zorluğunu yenmek için elektrikle mekanik hareketleri sağlayan elektrikli mekanik makineler üretilmiştir.
Bu makinelerdeki mekanizmaların karmaşıklığı ve parça adedi, hareketleri ileten kolların
uzunluğu, bu kadar parçayı taşıyacak tabla
ve kapakların ağırlığı ile mekanik hesap makineleri 5 - 7 kg ağırlıklardadır. Hatta masa
üzerinde hareket için altında tekerlek olanları bile vardır.
Bir dönemin efsanesi, Türkiye’de de üretilen ve tüm devlet daireleri, muhasebe teşkilatlarında kullanılan FACIT mekanik hesap
makinesi, 1918’de İsveç’te üretilmeye başlanmış ve elektrikli hesap makinelerinin çıktığı 1965’lere kadar insan hayatında önemli
bir yer işgal etmiştir. Kollu olan orijinal Facit,
3 ekranlı, sayı tuşlu, silme ve ekleme, eksiltme kollu, kullanımı kolay ve hızlı olan hesap
makinesidir.
ELEKTRONİK HESAP MAKİNELERİ
1960’larda hayatımıza giren 70’lerde
yaygınlaşıp, hafızadan çarpma bölme yapma yeteneğimizi körleten elektrikli, baskı
devreli hesap makineleri;
- Kullanım alanları:
Aritmetik, mühendislik, muhasebe, askeri
vb.
- Enerji türü:
Pilli, elektrikli, güneş enerjili,
- Kullanım yeri:
Cep, masa, şeritli
- Tipleri
Mühendislik, programlanabilir, mali analiz, at yarışı, grafik, vb.
- Hane sayısı:
10 hane, 12 hane vb., tek hafıza, çift hafıza
gibi çeşitlendirilebilir.
Hesaplama konusunda günümüzde ulaşılan yeri tanımlamak zordur. Son 40 yılda
salon ölçülerindeki bilgisayarlardan, evlerimize ilk giren Commodore kaset teypli oyun
bilgisayarlarından bugün ulaştığımız hız, kapasite, her çantada, evde, cepteki varlığı ile
sayma sanatı (Art of Numeracy) inanılmaz
bir evrim geçirmiştir.
Üniversite eğitimimizde (60 sonları – 70’li
yıllar başları ) tüm hesaplamaları sürgülü
hesap cetveli ile yapardık. Her öğrencinin bir
masa tipi ve/veya cep tipi hesap cetveli vardı
ki, olmazsa olmazımız idi. Hatta kullanımını
öğretmek için ders de konmuştu. Üniversite
eğitimimizin son yıllarında elektrikli portatif
hesap makineleri yaygınlaşmaya başladığı
halde örgenciler arasında, herkesin yok diye,
eşitlik için kullanımına izin verilmezdi.
1970’lerin başında ODTÜ’de ilk bilgisayar dersinin verilmesi de Makine Bölümü ve
yurtlardaki punch makinelerinde kart delip
IBM 360’a verilerek ertesi gün sonucu alma
düzeni de aynı dönemin gelişmesidir. 70’ler
de hayatımıza girip akıl almaz hızda gelişen
bilgisayar ile elektrikli hesap makinesi, aynı
dönemde sürgülü hesap cetvellerinin ömrünü bitirmiş ve üretimden kaldırılmalarına sebep olmuştur.
ŞUBAT 2014 35
Dosya
Zeki ERTÜRK (ECON’70)
Ankara Tarihinde Galatlar
Ve Galat Paraları
1. Galatya ve Galatya Tarihi
Galatya
Yunanca ve Latince Galatia kelimesinden gelmekte ve Galat’ların yaşadığı yer
anlamına gelmektedir. İç Anadolu’da, merkezi Ankara(Anykra) olmak üzere Sakarya
ile Kızılırmak arasındaki bölgeye verilen
isimdir. Kuzeyde Paphlagonia ve Bithyinia, doğuda Kappadokia ve Pantos, batıda
Phyrigia, güneyde Lykonia ve Pisidia bölgeleriyle sınırlanmıştır.
Galatlar Avrupa’nın batı bölgelerinde
(İspanya, Fransa ve Almanya’nın batısında ve Birleşik Krallığı oluşturan Krallıkların
biri olan Galler’de oturan halk topluluğudur.
Eskiçağda Hellen ve Romalı yazarların
eserlerinde üç değişik isim ile anılırlardı:
Galatia(Galatlar),Galli(Galler) ve Keltoi
(Keltler).
Galatlar M.Ö. 280 yıllarında Balkan
Yarımadası’nı istila ve talan ettiler. Güney
Almanya ve Alp Dağları üzerinden İtalya’ya
girerek Romalıları büyük bir yenilgiye uğrattılar. Bir kolu da aşağı Tuna ülkelerini istila
etti.
36 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
Büyük İskender M.Ö.333 yılında Triballer ülkesinde bulunduğu sırada bir
Galat heyetini kabul etti. Bunlar kuzeyde bir set vazifesini gören Lsymachos
devletinin(M.Ö.323-281) yıkıldığını duyunca güneye doğru ilerlemeye başlayarak
Trakya’ya girdiler ve orada üç kola ayrıldılar. Birinci kol Makedonya’yı işgal etti.
İkinci Galat Kolu, Brennos isimli önderin
idaresine girdi, Delphoi Apollon Tapınağı’ndaki hazineleri ele geçiremedi ve geri
çekildiler. Delphoi’de Soteira (Kurtuluş)
adlı bir bayram yapılmaya başladı. Üçüncü
Kol, Trakya’yı işgal etti. M.Ö. 278-277 Galatlar boğazlar üzerinden Anadolu’ya geçti.
Sakarya ve Kızılırmak arasındaki bölgeye
yerleştiler. Üç ayrı Galat kabilesi vardı: Tektosag: Ankyra(Ankara) ve çevresi, Trokmi:
Yozgat, Büyüknefes Köyü, Tolistobogi boyu
Pessinus (Eskişehir,Sivr,hisar, Ballıhisar
Köyü).
M.Ö. Bergama Kralı I. Attalos, Galatları büyük bir yenilgiye uğrattı. Bergamalılar bu zaferi kutlamak üzere Bergama
Zeus Sunağı’nı yaptırdı. Bu sunak 19. yy
sonunda kaçırıldı. Şimdi Berlin Pergamon
Müzesi’nde sergilenmektedir.
Bu zaferin anısına ayrıca heykeller
yaptırıldı. Tunçtan yapılmış bu heykellerin
mermer kopyaları günümüze kalmıştır. Bu
heykellerden en ünlüsü, düşman eline düşmemek için karısını öldürdükten sonra kılıcını kendi göğsüne saplayan bir Galatlının
heykelidir.
M.Ö. 189-188’de Romalılar Galatya’ya
çıktılar ve burayı işgal ettiler. Galatya’nın
idaresini de Bergama Kralı Eumenes’e bıraktılar (M.Ö. 197-161). Roma İmparatoru
Pompeius, Pontus kralı Mithradates Eupator (M.Ö.120-63) ile yaptığı savaşta, Roma
ordusu yanında savaşa katılan ve büyük
yararlılıklar gösteren, Tolistobogi boyunun
şefi Deiotaros’a (M.Ö.64-40) Galatya Kralı
unvanını verdi.
Roma İmparatoru Augustus zamanında
(M.Ö. 27-M.Ö.14) Galatya’ya Paphlagonia
arazisi de katılarak Roma devletinin mülkü
oldu. M.S. 5. Yüzyıla kadar Galatlar kısmen
Kelt dilini kullanmışlar, ancak Bizans döneminde M.S. 7. Yy.da Galatya idari bir bölüm
olarak artık haritadan silinmiştir.
Dosya
2. Galatların Yaşamları ve Kültürleri:
Çok iyi savaşçı bir kavimdir. Galatların
kabile şefleri Tetrarkhes unvanını taşıyordu.
Ona bağlı Tetrarkhes Meclisi adı verilen bir
kurultay vardı. Bu meclis belirli zamanlarda
Drynemoton adı verilen kutsal korulukta
toplanırlardı.
Deiotoros I (M.Ö. 64-40):
Çok sayıda farklı tipte bronz sikke bastırdı. Gümüş sikkesi bilinmiyor. Dört bronz
sikkenin biri üzerinde ismi ve kral unvanı,
diğer üç sikkede monogram(sembol) vardır.
Romalılar M.Ö. 2. yy.da Phygia ana tanrıçası Kybele’yi temsil eden kutsal Karataşı,
Pessinustaki tapınaktan alarak Roma’ya taşıdılar. Galatların en önemli şehirleri Ankara( Ankyra) Tektasogların başkentiydi.
A
(M Ö 36
20)
Amyntas
(M.Ö.
36-20):
Galatya’nın bu son kralı gümüş ve
Bronz sikkeler bastırdı.
Hacı Bayram Camii yanında bugün
kalıntısı olan Augustus Tapınağı Galatlar
tarafından yapılmıştır. Bu tapınağın yerinde daha önce Men(Ay Tanrısı) adına yapılmış tapınak vardı. Bu tapınağın varlığı
Ankyra’da basılmış paralarda saptanmıştır.
Bugün
ayakta
olan
Augustus
Tapınağı’nın sol taraftaki sütunu üstünde
Galat büyüklerinin isimleri yazılmıştı. Burada her yıl büyük törenler düzenlenirdi.
Galatarhkes denilen ve her yıl değişen başrahibin görevi, tapınak etrafında Roma’ya
sadakat birliğini oluşturmaktı.
Amyntas’ın bronz sikkeleri
Devamlı olarak halka ziyafet çekmek
Galatlar’da yöneticilere has bir gelenekti. Bu
genel ziyafetler, Ankara ve Orta Anadolu’da
yüzyıllar boyunca tekrarlandı. Ortaçağda bu
eski âdet Ahi reislerine geçti. Galatların diğer
bir âdeti de yedi kurban kesmek ve hayvan
dövüştürmekti. “Galeta Unu”, “Galeta Ekmeği” onların buluşudur. Demir tekerlekli pulluk
Galatların bir buluşudur. İstanbul’daki Galata
semti adını muhtemelen Galatlardan almıştır.
Amyntas’ın bronz sikkeleri
3. Galatya Kralları Ve Sikkeleri:
Monogramlı sikkeler
Coğrafya yazarı Strabon’a göre her Galat Boyu dört tetrarkiaya bölünmüştür. Her
tetrarkianın bir terrarkhesi vardı. Buna göre
üç Galat boyu, on iki tetrarkhes tarafından
yönetiliyordu. M.Ö. 1. yy başında Roma ile
Pontus kralı arasında uzun sürecek savaşlar başladı. Galatlar savaşın başında tarafsız kaldılar. Daha sonra Romalılar tarafında
yer aldılar.
Roma İmparatoru Pompeius, Pontus
kralı 6. Mithridatesi yendikten M.Ö. 64 yılında Galat Beyi Deitarosa krallık unvanını
verdi. Bu unvan M.Ö. 59’da Roma senatosunca onaylandı.
Ankara Kazan ilçesindeki Karalar
Köyü ve buradaki kale (o zamanki adıyla
Blukion), Deitaros’un kraliyet merkeziydi.
Deitaros’tan sonra onun yerine oğlu Deitaros II daha sonra da Kastor Galatya kralı
oldu. Bu krallık dönemlerinde sikkeler basıldı:
Monogramlı sikkeler
Deitorosun kral ünvanı ve ismi yazılı sikke
(M.Ö. 50-40)
Brogitoros(M.Ö.58-40)
Hemen hemen Deitoros ile aynı zamanda M.Ö. 50 yıllarında Trokmenlerin kralı
olan Brogitoros da bazı gümüş tetradrahmiler bastırdı.
Daha sonraki yıllarda yine Galatya’da
basılan ay yıldızlı para da ilgi çekicidir. Ay
tanrısını temsil eder.
Sonuç olarak Ankara tarihinde Galatların önemli bir yeri vardır. Ankara hem Galat
Krallığı döneminde, hem Roma döneminde
Galat Eyaleti olarak başkent olmuştur. Galat
paraları Ankara tahine ışık tutan belgelerdir.
Kaynaklar
1. Arslan, Melih, Galatya Krallığı ve Roma Dönemi Ankyra Şehir Sikkeleri, ATO,2004.
2. Sargın, Haluk, Antik Ankara, Arkeoloji Yayınevi, Ankara 2012.
ŞUBAT 2014 37
Dosya
Ahmet SÖNMEZ (ARCH’69)
Son 150 Yıllık Teknolojik Gelişmeyi
Özetleyen Bir Koleksiyon:
Tıraş Aletleri
E
Erkek milleti”nin sakalına karşı açmış olduğu savaş, binlerce yıldan
beri devam ediyor. İlk çağlardan
beri erkekler, sakalsız bıyıksız olmayı
veya özel biçimlerde kesilmiş saç sakal
bıyık sahibi olmayı, adeta bir “statü sembolü” olarak görüyorlar. Kazananı olmayan bu savaşta, bence sakal hep bir adım
önde... Neyle kesersen kes, nasıl kesersen kes, hangi biçimde kesersen kes, sakal yine uzayacak. Sonuç olarak; Sakal
1 - Erkek 0.
Tıraş aleti olarak kullanıldığı bilinen
ilk aletlerin malzemesi çakmaktaşı ile
başlıyor, bronz olarak devam ediyor ve
paslanmaz çelik ürünleri biçiminde günümüze kadar uzanıyor. Ben bu koleksiyonu yaparken çakmaktaşını bile denedim
ama kimseye tavsiye etmiyorum. Adamın
suratı kıymalı pide gibi oluyor. Her neyse,
milattan önce 1500 - 1000 yılları arasında Mısır’da ve İskandinavya’da bulunmuş
olan ilkel aletlerin şekillerini verelim ve
“fazla tıraş cildi bozar” ilkesi uyarınca, didaktik tarih tıraşını kısa keselim.
Konuyu çok basite indirgersek, tıraş
olabilmek için mümkün olduğu kadar keskin bir bıçağa ihtiyaç var. Bıçağın malzemesi ve biçimi ne olursa olsun keskin olmalı ve mümkünse kolay bilenebilmeli. İyi
de, böyle bir bıçak aynı zamanda çok tehlikeli. Tıraş oluyorum derken sağını, solunu,
38 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 236
gırtlağını doğrayabiliyorsun. Günümüzde
berberlerin hala kullandığı ve güzel Türkçemizde “ustura/straight” olarak bilinen
alete gavurca“cutthroat” adının verilmiş
olması boşuna değil.
Derken efendim, 19.yy ortalarında,
yani teknoloji çağının ayak seslerinin gürültüsü artmaya başladığında, “öyle bir tıraş bıçağı yapalım ki, hem keskin olsun,
hem de milletin gırtlağını kesmesin” diye
özetlenebilecek bir araştırma ve rekabet
başlıyor. Türkçemizde “emniyetli tıraş bıçağı/safetyrazor” gibi bir terim yok. Biz
bu gibi aletlerin alayına kısaca jilet deyip
geçiyoruz. Zaten benim koleksiyonumu
inceleyen arkadaşlar da “Tıraş Aletleri Koleksiyonu” filan gibi iddialı lafları hiç
kullanmıyorlar,“bizim Ahmet’in jilet koleksiyonu varmış”diyerek işi bitiriyorlar.
“Emniyetli traş bıçağı/safetyrazor”
arayışlarına örnek olarak ne versem diye
düşünürken, 1864 tarihli bir patent hoşuma gitti. Bir ustura alıyorsun abi, kenarına
uygun boyda ve ince dişli bir tarak yerleştiriyorsun. Böylece sakalını kesebiliyorsun
ama gırtlağını kesemiyorsun. Al sana endüstri tasarımı... J.Kinloch büyüğümüz, bu
icadıyla Philadelphia’da patent almış.
Dosya
Tıraş aleti olarak kullanılan çelik bıçağın kesiti, aynen ustura gibi. Bu bıçakları,
gırtlağını kesemeyeceğin biçimde taraklı
bir aletin içine yerleştirmek ve altına sap
takmak modası başlıyor. İlerleyen yıllarda
ustura çeliğinin kalın kesitinden de vazgeçildiğini ve ince plaka biçiminde üretilen
keskin çeliklerin kullanıldığını göreceğiz.
Bu gibi ürünler, “tek taraflı bıçak/singleedgerazor” olarak piyasadaki yerlerini alıyorlar.
Tek taraflı tıraş bıçakları arasında
“RollsRazor” icadının çok özel bir yeri var.
“Neden?” diye sorulacak olursa, madem
sordunuz hemen açıklama yapayım; Aynen ustura çeliğinin kesitine sahip olan bu
tıraş bıçağı, kendi kutusunun içinde yerleşik bir bileme mekanizmasına sahip. Kutuyu alttan açarsan siyah yağtaşı çıkıyor.
Kutuyu üstten açarsan, berberlerin ustura
bilerken kullandığı meşin kayışı kullanabiliyorsun. Bıçağı ileri geri sürttürerek biledikten sonra kutudan çıkartıyorsun ve sapına
takıyorsun... Bu icat, 20.Yüzyıl ortalarına
kadar başarıyla kullanılıyordu. Ben bile
arada bir kullanıyorum. (bak bu aleti tavsiye edebilirim...)
Biraz geriye dönersek, 19.Yüzyıl sonlarına doğru işler daha da karışıyor. Bu kısa
yazıya sığdırılması imkanı olmayan çok
sayıda icat, patent filan görmeye başlıyoruz. KingGillette isimli büyüğümüz de tam
bu yıllarda piyasaya giriyor ve 20.yy’ın ilk
yıllarında “emniyetli tıraş bıçağının babası”
olarak anılmasını sağlayan meşhur icadını yapıyor. Güzel Türkçemizde jilet ismiyle
kullandığımız aleti ve benim 1957’den beri
yapmakta olduğum bu koleksiyonu, müteveffa Gillette büyüğümüze borçluyuz.
Orta yaş ve üzeri okurların görünce hemen tanıyacağı KingGillette portresi, günümüzde aynı fabrikanın “hightech Mach
3” ürününü kullanan gençler tarafından
bilinmiyor olabilir. Hatta “vay anasını sayın
seyirciler, erkek milleti eskiden
böyle tuhaf şeyler kullanarak mı
tıraş oluyormuş?”diyen gençlerimiz de mutlaka olacaktır. Bu
tuhaf aletler; “çift taraflı/doubleedge” olarak anılıyor. Koleksiyonda mevcut yüzlerce örneğin
arasından Gillette markalı olanlardan seçerek Gillette büyüğümüze gönül borcumu ödedim...
(mi acaba?)
KingGillette ile başlayan macera, 20.yy boyunca çok çeşitli
şekillerde ve boylarda tıraş bıçaklarının imal edilmesi ve piyasaya sürülmesi ile devam ediyor.
Örnek olarak verilen çelik tıraş
bıçaklarına dikkatle bakarsanız,
özellikle deliklerinde ve yarıkla-
rında akla gelebilecek her türlü farklılıklar
olduğunu göreceksiniz. Kapitalist piyasa
ekonomisinde her patron kendi malını satmaya çalışırken teknik önlem almayı da
Bu koleksiyon,
yaklaşık 5 bin
parçadan oluşuyor.
Çok küçük bir
bölümünü, iki dergi
sayfasına sığacak
şekilde özetlemeye
çalıştım. Yayımlanmak
için sırasını bekleyen
elektrikli tıraş
makinaları, karton ve
teneke kutular,
seyahat çantaları,
tıraş kolonyaları ve
sabunlar var...
üretiunutmuyor; Yani,
Yani “benim fabrikamda üreti
len tıraş bıçakları, sadece benim ürettiğim
sapla birlikte kullanılabilsin, başkasının
ürettiği bıçak benim sapa oturtulamasın”
mantığı... Diğer bir anlatımla, bir kere para
verip xxx marka bir sap aldın mı, hep xxx
marka tıraş bıçağı almak zorunda kalacaksın.(neden?) Çünkü diğer ürünler sendeki
sapa oturmuyor. Aynen kapı anahtarlarının
her birinin değişik oyuklara sahip olması
ve senin anahtarının benim kapımı açamaması gibi...(Aşağıda...)
“Çift taraflı/doubleedge” tıraş bıçakları ve aletleri, artık günümüzde pek kullanılmıyor. Ancak, askere gidenlere satılan
ucuz takımlar bulmak mümkün. Bir zamanlar bilinen ve çok yaygın kullanılan
meşhur markaları, yüzlerce örnek arasından seçmek ve bu kısa yazı kapsamında
verebilmek mümkün değil. Yine de, kutu
içinde satılan ünlü markalara örnek olarak
birkaç tane vermeden, bu ziyadesiyle didaktik tıraş makalesi bitmez...
Tıraş bıçakları ve tıraş aletleri üreten
fabrikalar, erkeklerin yanı sıra kadınların
çok seyrek de olsa ortaya çıkabilen bazı
ihtiyaçlarını gidermekten geri kalmamışlar.
Yer kalmadı, yazıyı dergi sayfasına sığacak şekilde bitirmeye uğraşıyorum... Bu
nedenle sadece tek örnek verdim.
Hiçbir Tıraş Aletleri Koleksiyonu, bileme aletlerini gündeme getirmeden tamamlanmış sayılmaz. Bu aletler, satın aldığınız
tıraş bıçağını kullandıktan sonra çöpe atmak yerine, bilemenizi ve çok uzun süreler
kullanabilmenizi sağlıyor (du...)
Ne yapalım? Birkaç tane de günümüzde kullanılan “hightech” ürün fotoğrafı koyup bitirelim. 150 yıl önce patent alarak
piyasaya sürülen antika tıraş aletleriyle,
modern dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan tıraş aletleri arasındaki tasarım, malzeme, ergonometri ve teknoloji
farklarını, ODTÜ Mezunları Dergisi’nin
sevgili okurlarının değerlendirmelerine bırakıyorum.
SON SÖZ: Bu koleksiyon,
yaklaşık 5 bin parçadan oluşuyor. Çok küçük bir bölümünü, iki
dergi sayfasına sığacak şekilde
özetlemeye çalıştım. Yayımlanmak için sırasını bekleyen elektrikli tıraş makinaları, karton ve
teneke kutular, seyahat çantaları, tıraş kolonyaları ve sabunlar
filan da var... Ama sayfada yer
kalmadı.
Sevgili okuyuculara hayırlı
tıraşlar diler, adına “koleksiyon
mikrobu” dediğimiz şeyin günün
birinde sizlere de bulaşmasını
dilerim.
ŞUBAT 2014 39
Kavramlar
Doç.Dr.
D
D Ö
Özgür
ü S
Sarı (SOC’10) S
Selçuk
l kÜ
Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
Laiklik
B
atı’dan gelen bir kavram
olan laikliği Cumhuriyet rejimine geçişle ve Atatürk ile
özdeşleştirmiş bulunmaktayız. Laikliği savunanların da laiklikle sorunu olanların da sarıldıkları figür
Atatürk ve Cumhuriyet olmuştur.
Laikliği savunmak için putlaştırılan
ya da laikliği eleştirmek için saldırılan bir figür haline gelen Atatürk’ten
öncesine dayanmaktadır bu coğrafyanın laiklik serüveni; Osmanlı’nın
batılılaşma süreci ile birlikte başlamıştır. Laiklik yalnızca anayasada
“din ve devlet işlerinin birbirinden
ayrı olması” nın yazılması değil,
eğitimden ticaret hayatına, siyasetten, sosyal yaşama kadar toplumsal pek çok alanda dinin etkisinin
ve yönlendiriciliğinin kaybolması
halidir. Dolayısıyla, Osmanlı’da kadınların eğitim hayatına katılması
ve bazı alanlarda kadın memurların
çalıştırılması, medeni kanunları içeren Mecelle’nin yürürlüğe girmesi,
modern üniversitenin kurulması gibi
pek çok gelişme laiklik serüveninin
adımlarıdır aslında.
Bugün, 6 Şubat 1937 yılında
Anayasa’ya giren tanımla mevcut
uygulama arasında önemli bir çatışma vardır. Anayasamızda yazıldığı
40 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 235
gibi din ve devlet işlerinin tamamen
ayrı olması, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir devlet kurumunun var
olması, imamların devlet memuru
sayılması, devlet tarafından yalnızca Sünni-Hanefi inancına uygun din
hizmetlerinin verilmesi, din eğitiminin yine tek mezhep inancı üzerinden devlet tarafından zorunlu ders
olarak verilmesi gibi uygulamalar ile
çelişmektedir. Bu durum bize devletin de kafasının karışık olduğunu
göstermektedir.
zde laiklik tartışmaGünümüzde
şli bir şekilde
sı halen ateşli
mektedevam etmektedir. Birey-sel olarak
giyim tarzımızdan
yaşama
mıza
bakış
açımıza
et eden laik
kadar sirayet
ma hali artık kişiler
olup olmama
manın da sebebi haline
arası çatışmanın
gelmektedir. Dindar yaşayanların
bazı militan ve jakoben uygulamaların laiklik olarak gösterilmesi sebebiyle, laik anlayışa karşı antipati
beslemeleri anlaşılır bir durumdur.
Fakat dinin siyasete alet edilmesinin de sakıncalı durumları karşı-
sında dindar olmayanların yaşam
tarzlarının baskı altında olmaları bir
başka durumu ortaya çıkarmıştır.
Laiklik aslında iki yönlüdür: Dinin
özel alan bırakılması ve dinin her
türlü devlet müdahalesinden uzak
tutulmasıdır. Aynı zamanda devletin
kamusal alanda tutulması ve dinin
her türlü baskı ve müdahalesinden
uzak tutulmasıdır da. Bu şunu göstermektedir ki; laiklik hem dindarı
hem de dindar
olmayanı
korumaya
yönelik
bir prensiptir.
Din iile devleti
keskin b
bir şekilde
birbirinden ayıran ve
birbirlerine
müdahale
etmesini engelle
engelleyen, hem
dindarın hem de di
dindar olmayanın veya inançsızın yaşam tarzını
ve özgürlüğünü korumaya alan laiklik anlayışı, liberal ya da Amerikan
tarzı (Anglosakson da denilmektedir) laiklik anlayışıdır. Fakat Türkiye
laiklik modeli Fransız tipi laiklik anlayışının ithal edilmiş halidir. Dini
devletin tekeli ve kontrolü altına
alan bu anlayış toplumun değerleri ile çelişir oldu tarih boyunca.
Laikliğe ilişkin sıkıntıları bugüne kadar taşımışken, bugünden
sonra yapmamız gereken, laikliği
yeniden tartışarak her türlü farklı
yaşam tarzına sahip tüm bireylerin özgürlüğünü güvenceye alan
politikalara dayalı bir laiklik modelini geliştirip uygulamaya koymak olmalıdır.
ODTÜ’den Bir Köse
Aydın TİRYAKİ (ChE’81)
ODTÜ’de Bir Doğal Park
K
afeterya’nın alt tarafından geçen yolun karşısından başlar, Çarşı’ya kadar
uzanır. Yolun kıyısındaki birkaç çam
dışında tüm ağaçlar yaprakları dökülenlerdendir. 2000’li yıllara kadar oldukça doğal
bir alanken o yıllardan sonra düzenleme
yapıldı. Ancak bu düzenleme yapılırken
doğallığını yitirmemesi için ne kadar özen
gösterildiğini şimdi içinde dolaştığımızda
çok güzel anlıyoruz. Güzel bir çevre düzenlemesi örneği olarak ODTÜ’lünün yaşamında yerini alıyor.
Ankara’da mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıklarla geçen Ocak 2014’ün son
günlerinde yeşil ODTÜ içinde yerlerde kurumuş yapraklar, çıplak ağaçlar ve içindeki
derede akan su ile farklı bir güzellik sunuyor. Yıllardır Mayıs ayında Bahar Şenliği günlerinde her köşesi cıvıl cıvıl olan,
konser platformunda müzik sesinin hiç
susmadığı bu yer sessizdi. İrili ufaklı çakıl
taşlarından yapılmış su yolunda kış olduğu
için su akmıyordu. Kanalların içindeki kuru
yapraklar baharda akacak sularda yüzmek
için bekliyordu.
olmayınca bugünlerde kediler tarafından
pek itibar görmese de biliyoruz ki kış henüz
bitmedi, çok soğuk havalar olacak…
Bahar günlerinde hep dolu olan masalar ve banklar boştu, bu masalardan yalnızca birinde iki kişilik bir hazırlık vardı. Balonlar şişirilip masanın köşelerinde bağlanmış,
masanın ortasında bir pasta kutusu…
Masada hazırlıkları yapan romantik gence
sorduğumda bir doğum günü sürprizi hazırlandığını öğrendim. Bir saat sonra yeniden
oradan geçtiğimde masanın üzerindeki iki
karton çay bardağından başka bir iz kalmamıştı.
Taş merdivenlerden inmek düzgün beton merdivenler kadar kolay olmasa da,
ayaklar çamur olmasın diye dökülen kırıntılardan yürümek asfalt yollar gibi rahat olmasa da o doğallığı yaşamak çok güzel…
O doğallığı bozan Çarşı tarafındaki ATM
kulübelerinin görünen arka yüzleri ve alandaki metal çöp kutuları var. ATM’leri sarmaşıklarla saklasak, çöp kutularını da doğal
bir şeylerin içine gizlesek doğallıktan yana
bir eksiği kalmayacak...
Ağaçların altında strafordan birkaç kedi
evi yapılmıştı. ODTÜ’lülerden ODTÜ’nün
kedilerine soğuk günler için bir armağan…
Kedi evlerinin üzerine yazılmış “KEDİ BARINAĞI LÜTFEN DOKUNMAYINIZ” yazısını kediler okuyamasa da okuyan kedi
dostları mutlu oluyordur. Havalar soğuk
Fotoğraf çekerken kareye bir ODTÜ
simgesi girse de ODTÜ olduğu belli olsa
diye düşünürken bir mavi otobüs geçiverdi
yoldan…
Fotoğraflar (24 Ocak 2014): Aydın Tiryaki (ChE’81)
OCAK 2014 41
Hocam Inecek Var
M.Bülent VARLIK (Econ/Stat’ocak-76)
Bozcaada
G
eçen ay Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada’yı ziyaret etmiştik.
Bu ay ise üçüncü büyük ada olan
Bozcaada’yı gezmeye çalışacağız. Eski ismi
Tenedos olan adanın Rum olan yerli ahalisi tıpkı İstanbul ve Gökçeada Rumları gibi
mübadelenin kapsamı dışında bırakılmış,
ama “zorunlu göç”ler nedeniyle günümüzde
Bozcaada’da yaşayan Rumların sayısı oldukça az. Ancak, yaz aylarında bazı Rumlar
“anayurt”larını ziyaret etmekten geri kalmıyor.
Bu arada küçük bir not verelim. Bozcaada, tek bir köyü bile olmayan bir ilçe.
Biraz Tarih
Bozcaada, stratejik konumu nedeniyle
çağlar boyunca çeşitli toplumların dikkatini
çekmiş. Arkeolojik araştırmalar adanın yaklaşık beş bin yıl önce yerleşim yeri olduğunu
ortaya çıkarmış. Adaya, çeşitli dönemlerde
Fenikeliler, Atinalılar, Persler, Makedonlar,
Bizanslılar, Cenevizliler, Venedikliler ve Osmanlılar egemen olmuş. Son olarak da Lozan Anlaşması ile Türkiye sınırlarına dahil
olmuş.
42 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 235
Nasıl Gidilir?
Bozcaada’ya gitmek için Geyikli Köyü’ndeki iskeleden feribota binmek gerekiyor.
Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra
adaya ulaşılıyor. Bu arada adadan dönüş için
feribotun hareket saatlerini iyi öğrenmek gerek! Havanın bozuk olduğu zamanlarda ve
akşam belli bir saatten sonra Çanakkale’ye
dönüş imkansız! Bu arada ada içindeki ulaşımın minibüslerle sağlandığını da belirtelim.
Nereleri Gezmeli?
Feribotla adaya yaklaşırken muhteşem bir
kale ile karşılaşıyorsunuz. Tabii ki, gezmeye
de bu kale ile başlamalı. 10 metre genişliğinde bir hendeğin çevrelediği kaleyi gezmek
için bilet almanız gerekiyor. Burada müzekart
geçmiyor. Kale içinde fazla birşey yok. Vaktiyle Ada’da yaşayanlara ait birkaç mezar taşı
ile küçük ve ışığı yetersiz bir mekanda sergilenen anforaların dışında görülecekler neredeyse yok gibi. Ama kaleden çevrenin manzarası muhteşem.
Kaleden çıkıp merkeze doğru yönelirseniz karşılaşacağınız yerlerden birisi Alay Bey
Camii. Yerli ustaların izlerini taşıyan caminin
haziresinde yani avlusundaki mezarlıkta Kemal Derviş’in atalarından olan Halil Hamit
Paşa’nın mezarı bulunmakta.
Biraz daha uzakta da Köprülü Mehmet
Paşa Camii’ni görebilirsiniz. Cami, 1655’de
Paşa tarafından tamir edildiği için onun adını
taşımakta. Halk tarafından Yalı Camii olarak
da anılmakta.
Merkezde Rum mahallesinde Ada’nın halen faal olan tek kilisesi bulunmakta. Meryem
Ana’ya ithaf edilmiş olan bu ortodoks kilisesinin saat kulesi olarak da kullanılan çan kulesi
gerçekten görülmeye değer. Kilisenin yakınlarındaki pansiyonlarda şarap tadımı yapmak
mümkün. Gerçi son yasayla şarap tadımı
yasaklanmış ama yine de bir fırsatını bulup
ev yapımı şaraplardan tadabilme imkanı “bir
şekilde” sağlanıyor.
Ada’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken
bir diğer mekan ise yine Rum mahallesinde bulunan Bozcaada Yerel Tarih Araştırma
Merkezi. Müzeyi ODTÜ mezunu M. Hakan
Gürüney kurmuş. Deniz kabukları koleksiyo-
Hocam Inecek Var
nu yapan Hakan Hoca, kabuk toplamak için
gittiği Bozcaada’ya hayran kalmış ve bütün
gücünü bu ada ile ilgili materyalleri toplamaya
adamış. Sonunda da kaymakamlığın desteği
ile kendisine tahsis edilen 130 yıllık iki katlı bir
binada müzesini açmış. Müzeyi gezmek için
cüzi bir ücret alınıyor, ama ODTÜ’lü olduğunuzu söylerseniz indirimli fiyat uygulanıyor.
Müzenin ilk katında fotoğraflar, Osmanlı dönemine ait belgeler, savaş malzemeleri,
kartpostallar, filatelik malzemeler bulunmakta.
Birinci zemin katta Bozcaada’da günlük yaşamın anlatıldığı köşeler yer almakta. Buradaki
malzemelerin büyük bir kısmı Ada’nın yerli
halkı tarafından hediye edilmiş. İkinci zemin
kat ise bağcılık ve şarapçılık konusuna ayrılmış. Burada çok zengin bir şarap etiketleri ve
şişeleri koleksiyonu bulunduğunu söyleyebilirim.
Satış bölümünde seramik objeler, gümüş
takılar, kartpostal, kitap ayracı, cam ve taş
yüzeylere aktarılmış Bozcaada görüntüleri
ve kitaplar almanız mümkün. Müzenin ilginç
yanı yılın belli dönemlerinde açık olması. 1
Mayıs’ta ziyarete açılan müze, 31 Ekim akşamına kadar gezilebiliyor. Binada ısıtma
tesisatı olmadığı için sergilenen eserler yılın
geri kalan kısımlarında belediyenin deposuna
kaldırılıyor!
Bu arada, sokakları da dolaşmayı ihmal
etmemek gerekli. Hepsi tertemiz, tabiri caiz-
se “mis gibi”. Neredeyse bütün evler tertemiz
badanalanmış, her evin önü çeşit çeşit çiçek
saksılarıyla dolu. Sokaklar, gerçekten Gökçeada ile kıyaslanamaz ölçüde güzel.
kantanın birinin önüne kurulu masalara oturup artık o gün balıkçılar ne tutmuşsa ondan
tadabilirsiniz. Turistik bir yöre olmasına rağmen fiyatlar makûl sayılabilir.
Şimdi biraz merkez dışına çıkabiliriz:
Bu lokantaların dışında, yine merkezdeki
parkın çevresinde bulunan yerlerden de istediğiniz yemeklerin tadına bakma imkanınız
var.
Merkeze 10 – 15 dakika uzaklıkta bulunan
Ayazma Plajı adada denize girilebilecek en
güzel yer. Ama hemen belirtelim, deniz oldukça soğuk. Plajın yakınlarındaki lokantalardan
ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Herşey güzel de
bir de çevre biraz daha temiz olsa galiba daha
iyi olacak. Her taraf poşet, pet şişe, kâğıt ve
benzeri atık malzeme ile dolu. Tesis sahipleri
yanlarında çalıştırdıkları kişileri boş vakitlerinde çevreyi temizlemekle görevlendirse, muhtemelen kendileri kazanır! Plaja giden yol üzerinde yöreye adını veren bir ayazma mevcut.
Bozcaada, Türkiye’nin en rüzgarlı bölgelerinden biri. Bu durumu dikkate alan bazı
girişimciler adada bir rüzgar enerjisi santrali
kurmuş. Çok sayıdaki rüzgar gülü ile üretilen
enerji Bozcaada’nın ihtiyacını karşıladığı gibi
Çanakkale’ye de aktarılıyor. Enerji üretim alanı en azından bir fotoğraf çekimi için görülmesi gereken bir yer. Santralın olduğu bölgede
bir seyir terası da yapılmış.
Ve Yemek
Şüphesiz ki Bozcaada’ya gidildiği zaman
yenilmesi gerekenlerin başında balık gelmekte. Merkezde bulunan çok sayıdaki küçük lo-
Ne Alınır?
Şimdi, açıkcası öyle çok fazla hediyelik eşya bulunmuyor. Birkaç magnet dışında
adaya has gelincik ve karadut reçelleri alınabilir. Bir de tabii ki şarabı unutmamak gerekir.
Bütün ihtiyaçlarınızı merkezdeki büyük parkın
çevresinde kurulu tezgahlardan temin edebilmeniz mümkün.
Son Notlar
•
Bozcaada’da geri dönüşüme büyük önem
veriliyor; plastik, kağıt, cam ve teneke kutuların atılabildiği kutular mevcut.
•
Alışverişlerde naylon poşet kullanımı neredeyse beş senedir yasak.
• Bozcaada Kaymakamlığı tarafından uygulamaya konulan bir proje ile ada topraklarının büyük kısmını oluşturan üzüm
bağlarının bir bölümünde organik tarım
uygulanmakta.
Gideceğimiz bir diğer diyarda karşılaşabilmek dileğiyle,
OCAK 2014 43
Dernekte Spor
Vişnelik’te
Basketbol
Kış Kampları
DTÜ Mezunları Derneği Rüştü Yüce Spor
Salonu, çocuklar için basketbol eğitimi, temel koordinasyon ve beceri eğitimi, yetenek
belirleme testleri ve basketbol kış kamplarıyla faaliyetlerine devam ediyor. Beş günlük kamplarla
basketbol eğitimi çalışmalarına devam edilen spor
salonumuzda, 3 – 7 Şubat tarihleri arasında basketbol kış kampı gerçekleşti. Kampa katılan çocuklarımız, 09.00 – 18.00 saatleri arasında antrenman,
maç ve turnuvanın yanı sıra, dinlenme saatlerinde
kitap okuma ve ders çalışma olanağı da buldular.
O
44 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 235
Dernekte Spor
Tenis Okulu’nda
Dersler Devam
Ediyor
O
rneği
nları De riu
z
e
M
DTÜ
liyetle
ında faa
lt
a
ı
s
Tetı
a
ç
Vişnelik
n
re
ü
rd
ü
an
ni s
lübü uzm
u
K
r
o
p
m S
ntrenör
nis Eskri
neyimli a vam
e
d
e
v
r
eğitmenle çalışmalarını de
ile
kadrosu
eettiriyor.
har dön
a
b
n
o
s
eçen
ümüz,
Yoğun g
, Kulüb i ve
n
a
d
ın
rd
minin a itibaren cumartes
nis
n
4 Ocak’ta ri devam eden te e
le
d
n
Pazar gü 0 Nisan’a kadar
k, 2
rda çocu
la
okulunda
a
m
ş
lı
a
cek ç
11-13
vam ede
-11 yaş,
8
,
ş
a
y
-7
ere
larımız, 6
olmak üz
ş
a
y
6
3-1
yaş ve 1
uyorlar.
tenis oyn
ta
p
ru
g
dört
OCAK 2014 45
Tarih’ten
Aysun BÜYÜKCENGİZ
ODTÜ Tarihinde Şubat 1977
O
DTÜ’de 77 yılının Şubat
ayına giden süreçte Rektör Prof. Dr. Ilgaz Ilgaz
Alyanak’ın 22 Aralık 1976’da yayınladığı Mütevelli Heyet ile anlaşamadığını, kendisinin görevden
alınmasını ya da Mütevelli Heyet’in
istifa etmesini isteyen bildirisinin
ardından, Öğrenci Temsilciliği Konseyi, Sosyal-İş, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği ve ODTÜ Öğrenci Aileleri Derneği ‘nin Mütevelli Heyet’in
istifa etmesi gerektiğini belirten bildirisine rağmen, 24 Aralık 1976’da
Ilgaz Alyanak görevden alındı. Olay protestolarla karşılandı. İki ay sonra, 13 Şubat
1977 tarihinde Profesör Hasan Tan, mütevelli heyeti tarafından ODTÜ rektörlüğüne
getirildi. ABD’de psikoloji eğitimi görmüş
olan Hasan Tan, Mütevelli Heyeti tarafından rektörlüğe atandığında ODTÜ’de Sosyal İlimler Bölüm Başkanlığı yapıyordu. Tan
o dönem ODTÜ’de, profesörlüğü yalnızca
Türkiye sınırları içinde geçerli tek profesördü. Aydınlar Ocağı yönetim kurulu üyeliği
yapıyor ve MHP’ye yakınlığıyla tanınıyordu. Öğretim üyelerine güvence sağlayan
Anayasa Mahkemesi kararı üzerindeki görüşmeler sırasında, mütevelli heyetinin öğretim üyelerinin görevine keyfi olarak son
vermesine olanak veren sözleşmeli sistemi
savunan tek üniversite konseyi üyesiydi.
İstanbul’da yapılan bir uluslararası nöropsikyatri kongresinde, psikolojinin işkence
aracı olarak kullanılmaması gerektiği kararına imza atmayan üç kişiden biriydi. Bu
46 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 235
bildirilen işçilerle çıkan kavgada
Sosyal-İş üyesi işçi Feramuz Demir öldü; öğrencilere ve akademisy
yenlere
de saldırılar devam etti. 8
Haziran 1977 tarihinde ODTÜ Öğrenci Temsilcisi ve ÖTK sözcüsü
Ertuğurul Karakaya, okul girişinde
j
jandarmalar
tarafından öldürüldü.
Rektör Tan Mütevelli Heyeti’nden
y
yurt
dışında araştırma yapmak
için bir yıllık izin aldı ve Maliye
Bakanlığı’na başvurdu. 22 Haziran günü Hasan Tan istifa etti.
nedenlerle ODTÜ
Ü öğrencileri ve akademisyenleri tarafından kabul görmemişti.
Hasan Tan’ın rektörlük binasına gelişi
sırasında jandarma ile öğrenciler arasında
çıkan çatışmada, çok sayıda öğrenci yaralandı. Hasan Tan’ın atanmasının ardından, öğretim üyeleri ve kurullardan istifalar
ve Hasan Tan’a görevi bırakma çağrıları
gelmeye başladı. ODTÜ Akademik Konsey üyeleri de Rektör Hasan Tan ile işbirliği yapmayacaklarını açıkladılar. 23 Şubat
1977’de Hasan Tan’ın üniversiteyi 15 gün
süreyle kapadığını açıklamasının ardından,
2 bin 500 jandarma üniversiteyi işgal ederken, ertesi gün 636 öğretim üyesinin yaptığı açıklamayla okuldaki dekan ve bölüm
başkanları istifa etti. Danıştay’ın 2 Mart’ta
ODTÜ’nün kapatılma kararını iptal etmesiyle üniversite ve üniversiteye bağlı yurtlar
yeniden açıldı. Akademisyen ve öğrencilerin Hasan Tan’a yönelik protestoları devam
etti. ODTÜ’ye Hasan Tan tarafından aldığı
ODTÜ’de 13 Şubat’ta Hasan Tan’ın
rektörlük görevine başlamasından itibaren
devam eden ve 2 Aralık 1977’ye dek süren mücadele sürecinin benzerleri, ODTÜ
tarihinde o günden bugüne dek yaşandı,
yaşanmaya devam ediyor. 2 Aralık’ta 52
öğrencinin yaralanmasına ve içlerinden
İbrahim Baloğlu’nun 11 Aralık’ta ölmesine
neden olan patlayıcının düştüğü yerde, mücadelenin geleceğe taşındığının bir simgesi
olarak durur 2 Aralık Anıtı. Anıtın etrafında
toplanılan her anma etkinliğinde, ODTÜ’de
gerçekleşen her şenlikte, her forumda; toplumsal duyarlılıkla atılan her adımın ardından, 13 Şubat 1977’de tırmanan, Mütevelli
Heyet tarafından atanan rektörün istifasıyla sonuçlanan ve sonrasında da aynı duyarlılıkla sergilenen duruşun ayak izi kalır.
ODTÜ’nün bilimsel bilgiyi, çağdaş ve özgür
düşünceyi temel alan duruşu nesilden nesile aktarılıyor.
Güncel
SUDOKU ÇOK ZOR
Nilgün EKERMEN
6
(CHE’87)
7
7 1
3
2
5 8
4
1
5
6
7
8
1
7 9
9
Beyin gelifltirmede en
iyi egzersizler aras›nda olan ve düflündürürken dinlendiren bir
bulmaca
5
2
3 1
6
7
9
OCAK SUDOKU ÇÖZÜMÜ
783 152 946 564 879 213 291 436 785 847 325 169 935 617
428 126 984 357 478 263 591 312 598 674 659 741 832
AYIN BULMACASI
Günay BULUT
(ADM’85)
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
SOLDAN SA⁄A:
1) 1 Şubat 1979’da öldürülen ünlü
OCAK ÇÖZÜMÜ
gazetecimiz 2) Daha ileri bir zaman-
SOLDAN SA⁄A:
da, müteakiben; “Ey, hey” anlamla-
1) Hrant Dink 2) Fahrenhayt 3) Nz;
rında bir seslenme sözü 3) O yer;
Nazran 4) Etüt 5) Dike; Er 6) Eyalet;
Ney çalan kimse 4) Radyumun sim-
Tak 7) MEB; Şiraze 8) Zakkum 9) Kr;
gesi; Yapılar, binalar 5) Eski bir tahıl
Sa 10) Uğur Mumcu.
ağırlık ölçüsü; Belirti, iz, ipucu 6) Çavuş kuşu; Saçı dökülmüş olan 7) Ko-
YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1) Hf;
kusu olan; İngilizcede bir 8) Bir sinir
Edemik 2) Rantiye; Ru 3) Ahzükabz
sistemi hastalığı, adrenolökodistrofi;
4) Nr; Tel; Asu 5) Ten; Eşkar 6) DNA;
Aşırı milliyetçi 9) Sudenin ünsüzleri;
Etik 7) İhzar; Rubu 8) Nar; Tam 9)
Ud çalan kimse 10) Adale; Potasyu-
Kyat; Az 10) Tn; Öke; Mu.
mun simgesi; Berilyumun simgesi.
YUKARDAN AŞAĞIYA:
1) Giysilerini birbirine uygun giyen, sosyetik; Yayla atılan, ucunda sivri bir demir
bulunan ince ve kısa tahta çubuk 2) Genellikle arkasından yağmur getiren sert
rüzgâr; Bir yılan türü 3) Canlılığı meydana getiren temel molekül; Belli aralıklarla
aynı biçimde yinelenen olayları kapsayan dönem 4) İridyumun simgesi; Tanrıça
5) Yardım; Vilayet; Potasyumun simgesi 6) Anadolu’nun kimi yörelerinde baykuşa
verilen isim. 7) Günler,zaman,devir; Evin bir bölümü 8) Artvin yöresinde yaşayan
ve Kafkas engereği de denilen yılan cinsi 9) Yunan mitolojisindeki barış tanrıçası
10) Güreşte bir oyun.
OCAK 2014 47
Çizgiyle
48 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 235
Download

236 - ODTÜ Mezunları Derneği