4
18
28
32
58
Dikkat! Yeni moda
uyuşturucu 'Bonzai'
öldürüyor
Özgür Ozan:
“Haftada 5 gün
spor yapıyorum”
Metabolizmayı
hızlandırmanın
10 etkin yolu
2014 / 3. SAYI
İnternette sağlık
ne kadar sağlıklı?
İş hayatındaki
rekabet,
tükenmişlik
sendromunu
tetikliyor
Normal doğumdan
korkmayın
İstanbul Sağlık Müdürlüğü’nün 3 ayda bir yayınlanan ücretsiz dergisidir.
ISSN NO: 1300-9346
Doğrusu doğal olandır
PROF. DR. SELAMİ ALBAYRAK
başarılı ve özverili çalışmalarından dolayı
bir kez daha tebrik ediyor, başarılarının
devamını diliyorum.
Dergimizde bu sayıda da her sayıda
olduğu gibi çok değişik konularda
haber çalışmaları ve röportajlar yapmayı
sürdürdük. Bunlardan biri de normal
doğum konusu. Günümüzde milyonlarca
anne adayı, ideal doğum şekli konusunda
kararsızlık yaşıyor. “Doğal olan en
doğrusudur” diyerek normal doğumu
tercih edenlerin yanısıra, bu doğum
şeklinden korktuğu için sezaryen
ile doğumu düşünen de çok sayıda
anne adayı var. Bakanlığımızın normal
doğumu teşvik etmek amacıyla yürüttüğü
çalışmalara destek vermek amacıyla
biz de normal doğumu kapağımıza
taşıdık. Haberimizin içeriğinde normal
doğumun anne ve bebek için getirdiği
tüm avantajları sizlerle paylaştık.
İlgili röportajın anne adayları için
her yönüyle tatmin edici bir haber olduğu
kanaatindeyim.
Değerli
İstanbul’da
Sağlık okurları
Ramazan ayından bu yana Gazze’de
yaşanan insanlık dramı hepimizi
derinden yaraladı. İsrail’in saldırıları
sonucu yaralanan çok sayıda Gazzeli
ilaç, tıbbi malzeme ve cihaz yetersizliği
baş gösteren hastanelerde çaresizce
bekletilmek zorunda kaldı.
10 bin civarında evin yıkıldığı, yaklaşık
yarım milyon insanın evsiz kaldığı, içme
suyu ve elektriğe erişimin tamamen
kesildiği Gazze bu denli yardıma
muhtaçken, Türkiye bu drama sessiz
kalamazdı, kalmadı da…
Saldırıların başladığı tarihten bu yana
Sağlık Bakanlığımızın önderliğinde
yaralanan Filistinli kardeşlerimizin
tedavisi için tam bir hava köprüsü
kuruldu. Çok sayıda yaralı refakatçileri
ile birlikte, ülkemiz topraklarına
getirilerek, tedavi altına alındı.
Sağlık çalışanlarımızın şefkat eli, bu kez
Gazze’ye uzandı. Ortadoğu’nun sağlık
üssü olma yolunda emin adımlarla
ilerleyen Türkiye’nin bu erdemli duruşu
Filistinli kardeşlerimiz tarafından müthiş
bir sevgi seline sebep oldu. 2 ülke
arasında kurulan bu sağlık köprüsü
sadece maddi yaraların değil, manevi
yaraların da sarılmasına vesile oldu.
Ambulans uçaklarla getirilen her
hastanın gözlerinde bu minnet ve
sevgi ışığına sahit olan bizler,
kendilerini tedavileri sonrası uğurlarken
oldukça duygulu anlar yaşadık. Bizlere
bu duygulu anları yaşatan, gece gündüz
demeden bu kardeşlerimizin tedavisi
için canla başla seferber olan tüm
sağlık çalışanlarımıza minnettarız.
Hekiminden hemşiresine,
teknisyeninden hasta bakıcısına,
bu kardeşlerimizin şifa bulması
için aralıksız hizmet sunan tüm
çalışanlarımızın ellerine, emeklerine,
yüreklerine sağlık. Kendilerini bu denli
Bu sayımız yeni eğitim dönemi
ile aynı tarihlerde basılacağından
öğrencilerimizin akademik başarılarını
arttırabilmeye yönelik çeşitli önerilerde
de bulunduk. Okul çağı çocuklarımızın
beslenme çantasında eksik edilmemesi
gereken besinler ve öğrencilerimizin
okul başarılarının düşmesinde büyük
etkenler arasında yer alan dikkat eksikliği
haberlerimiz arasında yer aldı.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de
giderek artış gösteren böbrek hastalıkları
konusunda farkındalık oluşturabilecek
bir haber çalışmasına yer verdik.
Tüm gün masa başında hareketsiz bir
şekilde çalışmaktan ortaya çıkan omurga
hastalıkları, ellerde ve ayaklarda titreme,
hareketlerde yavaşlama ile kendini
gösteren Parkinson da haberlerimiz
arasında yer buldu.
Bununla birlikte sağlık alanında stratejik
öneme sahip bazı konuları işlemeyi
sürdürdük. 112 Acil hatlarımıza gelen
gereksiz çağrıların yarattığı iş ve zaman
kaybının önüne geçmek için bir haber
çalışması yaptık. Bilinçsiz vatandaşların
112 acil numarasını gereksiz yere meşgul
etmelerinin ortaya çıkardığı sorunlara
mercek tuttuk. İlgili haberin bu konuda
daha dikkatli davranılması konusunda
farkındalık yaratmasını diliyorum.
Söz konusu haber ve çalışmalarımızın
sağlıklı bir hayat sürdürmenize katkı
sağlaması temennisiyle, herkese başarılı
ve güzel bir eğitim yılı diliyorum l
4
Dikkat!
Yeni moda uyuşturucu
‘Bonzai’ öldürüyor
Dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğunu
tanıyor musunuz?
34
10
Çocuğunuzun
beslenme
çantasında
eksik etmemeniz
gereken besinler
12
Normal
doğumdan
korkmayın!
28
18
Özgür Ozan:
“Haftada 5 gün
spor yapıyorum”
Metabolizmayı
hızlandırmanın
10 etkin yolu
Düzenli detoks ile
vücudunuzu yenileyin!
54
Gözler
birçok hastalığın
habercisi
42
SAHİBİ
İstanbul Sağlık Müdürlüğü adına
İstanbul Sağlık Müdürü
Prof. Dr. Selami Albayrak
SORUMLU
YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Selcan Yücel
[email protected]
YAZI İŞLERİ
Hacer Çokluk
Mustafa Kaan Bulut
İş hayatındaki
rekabet,
tükenmişlik
sendromunu
tetikliyor
58
66
Bir devrin hikayesi:
“Beşiktaş Muhafızı
Yedi Sekiz
Hasan Paşa”
48
Bonding Yöntemi
ile inci gibi dişler
hayal değil
68
Bağışlanan sadece
organ değil,
kişiye sunulan
yeni bir hayat
KONSEPT DANIŞMANI
Dr. Nurgül Osmanbeyoğlu
YAYIN KURULU
Uzm. Dr. Çiğdem Yazıcı Ersoy
Dr. Şahin Çınar
Dr. Bekir Turan
Av. Ülker Kuğu
Hediye Ünver
BİLİMSEL DANIŞMA
KURULU
Prof. Dr. Fahri Ovalı
Prof. Dr. Hamit Okur
Prof. Dr. Murat Elevli
Prof. Dr. Recep Özturk
Prof. Dr. Selami Albayrak
Prof. Dr. Yüksel Altuntaş
Doç. Dr. Adem Akçakaya
Doç. Dr. Mustafa Bilici
Doç. Dr. Özgür Yiğit
Op. Dr. Sadiye Eren
GÖRSEL TASARIM VE
YAYINA HAZIRLIK
Onüç Reklam Prodüksiyon
San. Ve Tic. Ltd. Şti.
Nisbetiye Mahallesi
Hakkışehithan Sokak No13
B blok, D2 34377
2.Ulus, İstanbul
Telefon +90 212 270 54 50
Faks +90 212 270 13 59
www.13reklam.com.tr
FOTOĞRAF
Umut Erşah
REKLAM VE SATIŞ
PAZARLAMA
Tolga Dumrul
[email protected]
Telefon +90 212 270 54 50
BASKI
Minka Matbaa
Aydın Sok. Büyükhanlı Sit. A8
Levent - İstanbul
Telefon +90 212 270 95 58
YAZIŞMA ADRESİ
Basın Bürosu
İstanbul Sağlık Müdürlüğü
Peykhane Caddesi No10
Çemberlitaş İstanbul
Telefon +90 212 453 07 15
Faks +90212 638 30 36
www.istanbulsaglik.gov.tr
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Bu dergide yer alan yazılardan
kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Bu dergi tamamıyla reklam gelirleri ile
3 ayda bir yayınlanmakta ve
ücretsiz dağıtılmaktadır.
OPR. DR. FAHRETTİN ÖZKAN
BAYRAMPAŞA DEVLET HASTANESİ / YÖNETİCİ BAŞHEKİM
Dikkat! Yeni moda
uyuşturucu
‘Bonzai’ öldürüyor
Uyuşturucu
bağımlılığı gençler
arasında hızla
artıyor. İstatistikler
uyuşturucu yaşının
dokuza kadar
indiğini gösteriyor.
Son yıllarda
kullanım oranı
hızla artış gösteren
uyuşturucuların
başında ise,
Bonzai denilen
sentetik uyuşturucu
geliyor. Çocukları
ve gençleri
düşünemez,
okuyamaz ve hiçbir
şeyden zevk alamaz
hale getiren Bonzai,
felç, kalp krizi ve
organ yetmezliğine
sebep oluyor.
Dozu arttıkça
ölüme sebebiyet
veren Bonzai,
“bitkisel” adı
altında pazarlanarak
masumlaştırılmaya
çalışılıyor.
Konu hakkında çeşitli araştırmalar yapan
Bayrampaşa Devlet Hastanesi Başhekimi
Opr. Dr. Fahrettin Özkan, ucuz ve kolay
ulaşılabilen Bonzai’nin kullanım oranının
her geçen gün hızla artış gösterdiğine
dikkat çekiyor. Uyuşturucu pazarlayan
çevrelerin bunu bir sistematik dahilinde
yaptığını ifade eden Özkan, “Önce hap ve
esrara, sonra kademeli olarak daha ağır
uyuşturuculara alıştırıyorlar. Bu tezgahı
kuranlar çoğu zaman içen yakın arkadaşlar
oluyor. Uyuşturucu kullanan herkes bir
zaman sonra potansiyel bir uyuşturucu
pazarlayıcısı haline geliyor” diyor ve
uyarıyor: “En büyük tuzak uyuşturucuyu
masumlaştırmak için ‘Ottur, zararı yoktur,
günahı yoktur’ şeklinde sunulan telkinlerdir.”
Bu konuda en büyük sorumluluğun ailelere
düştüğünün altını çizen Özkan, konu
hakkında şu bilgileri veriyor:
Bonzai’nin bir diğer adı
Çin esrarı
“Çin esrarı” olarak da bilinen Bonzai,
bir sıvı maddenin Bonzai ağacına enjekte
edilmesi ile elde ediliyor ve daha sonra
buna daha hızlı ve fazla etkili olması
için, bazı tarım ilaçları ya da fare zehiri
katılıyor. Uyuşturucu madde içerikli olan ve
kullanımı esnasında insan metabolizmasına
çok zararı dokunan Bonzai, bu bitkilerin
yapraklarının karıştırılmasıyla elde ediliyor.
Tek seferde kullanımı
bile ölüm riski
oluşturuyor
Bundan 3-4 yıl önce piyasada olmayan
bu uyuşturucu madde son zamanlarda
ülkemizde ve dünyada hızla yayılmaktadır.
Kullanıldığı zaman terleme, ağız kuruluğu
oluşturuyor. Ölüm korkusu, halüsinasyon
görme, öldüğünü ya da öleceğini düşünme
düşüncesi oluşuyor ya da kullanıcıların
kalp krizi geçirip o anda ölümüne
neden olabiliyor. Bonzai’nin yol açtığı
tehlikelerden bazıları da; kan basıncında
hızlı artış ve nabız yükselmesi, açlık hissi,
ortam seçememe, nerede olduğunu
hatırlayamama, geçici körlük, geçici felç
durumu gibi durumlar...
“Bir kereden birşey
olmaz” düşüncesi
yanıltıyor
Uyuşturucuya alışanların sarf ettiği
bahaneler, onları bağımlı olmaktan
kurtarmıyor. Bağımlılar; “Benim iradem
güçlüdür, ben bağımlı olmam.
Bir kere kullanmakla bir şey olmaz” gibi
yanlış düşüncelere sahip olabilirler.
Uyuşturucuda arkadaş ve grup baskısı,
kişinin kötü alışkanlığı sürdürmesindeki
etmenlerden biridir. Madde kullanmayı
reddeden gençler, “Sen gidince buranın
tadı, tuzu kaçar. Eğer gidersen bir daha
yüzüne bakmam. Beni kırma” gibi ifadeler
kullanılarak, ne yazık ki bu çıkmazın içine
çekiliyorlar.
Bonzai belirtileri
nelerdir?
Ne zaman
şüphelenilmeli?
Göz damlası, parfüm, ağız ferahlatıcı gibi
ürünler, madde kullanıldığını saklamak
için başvurulan en genel yöntemlerdir.
Kusmuk izleri, pantolondaki idrar veya
ceplerdeki madde kırıntıları birer gösterge
olabilir. Kucaklayıp, elini sıkarken madde
kullandığını gösterebilecek işaretlere,
kokulara ve davranışlara rastlanabilir.
Hareketlerde tuhaflaşma, içe kapanma,
eve geç gelmelerin artması, hırçınlaşma,
saldırganlık, aileyle paylaşımın azalması,
uyuşturucu tesirindeyken gereksiz yere
gülmeler, korku ve panik hali gözlenebilir.
Bonzai içenlerde günün belli saatlerinde
özellikle akşama doğru artan bir gerginlik
ve saldırganlık durumu göze çarpıyor.
Denge kaybı, gözlerde kızarma, reflekslerin
yavaşlaması, unutkanlık da görülebilir.
Dikkat ve konsantrasyonun bozulması ve de
bazı kişilerde paranoya da gözlemlenebilir.
Neden kullanılmaya
başlanır?
Gençler, madde
kullanmaya genelde
aile içi sorunlardan
kaçmak, farklı ve
değişik görünmek,
kendini kabul ettirmek,
uyuşturucu kullanan
ünlü bir kişiye
benzemek, madde
kullanan arkadaş
grubu tarafından
dışlanmamak,
sıkıntılarını madde
kullanarak unutacağını
zannettiği için başlıyor.
Madde kullanım kültürü, yakın arkadaş
çevresiyle eğlenmek için gidilen ve özellikle
gözetimi olmayan ortamlarda öğreniliyor.
Bu bakımdan ders sonrasında gidilen oyun
salonları ya da eğlence merkezleri en riskli
ortamları oluşturuyor.
Tedavi: Aileler
çocuklarını dikkatle
izlemeli
Madde bağımlısı hastalarının tedavisinin
aile ile bir arada planlaması gerekiyor.
Madde bağımlılığından şüphe edilen
hastaların yakınları tarafından derhal
bir bağımlılık ve tedavi merkezine
(Örn. İstanbul’da Bakırköy Ruh ve Sinir
Hastalıkları Hastanesi AMATEM birimine)
müracaat etmeleri gerekiyor. Bu noktada
ailelere çok büyük iş düşüyor. Aileler,
yetişme çağındaki çocuklarını çok dikkatli
izlemeli, en ufak bir değişikliği mutlaka
araştırmalılar.
Unutmamak gerekir ki, uyuşturucu
bağımlılığı kendi kendine tedavi
edilebilecek bir hastalık değildir l
Gazzeli yaralılar
İstanbul’da
6 yaşında, 7 yaşında çocuklar var. Az önce
onları da gördük, yüreklerimiz parçalandı.
İkisinin de şuurları kapalıydı. Artık, bu
acılara son vermek lazım. İsrail saldırılarının
bir an önce durması lazım. Uluslararası
kamuoyunun da bu konuda hassas olması
gerekiyor. Bu coğrafyada yaşanan acılar,
gerçekten büyük sıkıntılara yol açıyor.
Filistin ile barış sağlanmadığı müddetçe
Ortadoğu’da ve İslam dünyasında barışın
gelmeyeceğini herkes biliyor. Barışın
sağlanması için herkesin, uluslararası
camianın, Birleşmiş Milletler’in (BM) acil
olarak harekete geçmesi gerekmektedir.”
Türkiye’nin barışın, huzurun ve istikrarın
sağlanması için üzerine düşeni yaptığını
vurgulayan İşler, acıların sadece Gazze’de,
Filistin’de değil aynı zamanda Suriye
ve Irak’ta da yaşanmaya devam ettiğini
belirterek, bir an önce yaraların sarılması için
el birliğiyle gayret edilmesi gerektiğini
ifade etti.
Gazetecilere açıklama yapan İşler; “Manzara
İsrail’in Filistin’e
hiç iç açıcı değil. Bildiğiniz gibi daha önce
3 defada 2 yaralı, 4 yaralı ve ardından 18
yönelik saldırılarında de
yaralıyı getirmiştik. Şimdi yine askeri uçakla
23 yaralıyı birden getiriyoruz. Bundan sonra
23 yaralı tedavi
yaralananlardan
da şartlar elverdiği müddetçe yaralıları
altına alındı
getirmeye devam edeceğiz” dedi.
14’ü çocuk
Filistin’den gelen yaralılar için İstabul
Türkiye’ye
dua
ve
Sağık Müdürlüğü 112 Başhekimliği’nin
23 Gazzeli Türk
koordinesinde 30 adet ambulans ve
teşekkür ediyorlar
3 Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) timi
Silahlı Kuvvetleri’ne Yaralılardan bazılarının durumunun ağır
görev aldı. Refakatçilerin konaklama, ulaşım
ve yemek ihtiyaçların da karşılanacağı
olduğunu belirten İşler, “Az önce onlardan
ait askeri uçakla
faaliyetlerde, Gazze’lilerin iletişimi için
2’sini hastanelere gönderdik. Bacağı kopan
9 tercüman görevlendirildi. Yapılan
ve çeşitli şekilde yaralananlar var. Uçağın
İstanbul’a getirildi.
açıklamada yaralıların Marmara Üniversitesi
içerisine de biraz önce girdik. Teker teker
Tel Aviv’den hareket
eden uçakla Sabiha
Gökçen Havalimanı’na
gelen yaralıları
Başbakan Yardımcısı
Emrullah İşler ve
Sağlık Bakanı Dr.
Mehmet Müezzinoğlu
karşıladı.
ziyaret ettik. Türkiye’ye dua ve teşekkür
ediyorlar” şeklinde konuştu.
Bu savaşın
bitmesi lazım
Başbakan Yardımcısı İşler, savaşta binlerce
masum insanın öldüğünü ifade ederek, şöyle
konuştu: “Saldırılar, dün itibariyle yeniden
başladı. Bugün en son gelen rakamlar
20 civarında ölü olduğunu bildiriyor. Yine
yüzlerce yaralı var. Bu acının bir an önce
dinmesi ve bu savaşın bitmesi lazım. Bu
savaşın mağdurları, biraz önce gördüğümüz
gibi çocuklar. Getirilen yaralıların içinde
Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi ve
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim Araştırma
Hastanesi’nde tedavi altına alınacağı
belirtildi l
PROF. DR. TOLGA AYDOĞ
FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON UZMANI, SPOR HEKİMİ ACIBADEM SPORTS
Ayna için
spor yapmayın!
Gençler arasında
vücut geliştirme
tutkusu giderek
yaygınlaşıyor.
Son yıllarda bu
amaca yönelik
açılan spor
merkezlerinin
sayısının artması da
bu eğilimi kanıtlar
nitelikte. Peki vücut
geliştime çalışması
yaparken kullanılan
gıda takviyeleri
ne kadar güvenli?
Kas geliştirelim
derken fazla
miktarda aldığımız
gıda takviyeleri
metabolizmamıza
zarar veriyor
olabilir mi?
Prof. Dr. Tolga
Aydoğ, kas oluşumu
için gerekli olan
protein ihtiyacının
doğru ve dengeli
bir beslenme
sayesinde herhangi
bir gıda takviyesine
gerek duymaksızın
karşılanabileceğini
söylüyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı
bir yaşam için 15 yaşından ölene dek
spor yapılmasını tavsiye ettiğini vurgulayan
Dr. Aydoğ, kaslı bir vücuda sahip olmak
isteyenlerin başvurduğu metotlar arasında
yer alan protein tozları, aminoasitler gibi
desteklerin bazı metabolik problemlere
sebep olabileceğine dikkat çekiyor.
Aydoğ, bu hastalıklar arasında böbrek
ve karaciğer sorunları ile gut hastalığının
öncülük yaptığını belirtiyor. Sporun kişinin
ayna karşısındaki görünümü için değil
“sağlıklı olmak” için yapılması gerektiğinin
altını çizen Dr. Aydoğ, konu hakkında
şu bilgileri veriyor.
Standart bir kiloda
kalmak zorunda olan
sporcular hariç gıda
takviyesi almaya gerek
yok!
Standart bir kiloda yarışmak zorunda olan
boksörler, güreşçiler, halterciler ve hep
zayıf olmak zorunda olan cimnastikçiler ve
balerinler için her şey çok kontrollü olmalı.
Örneğin 48 kilo güreşçilerinin bu kiloda
sabit kalmaları gerekiyor. Veya başka bir
örnek; çok seyahat eden sporcular...
Uluslararası düzeyde tenis oynayan bir
sporcunun bir turnuvası Hindistan, diğer
turnuvası ise Almanya’da. Böyle olunca da
sporcunun yediğinin bir standardı olamıyor
maalesef. O zaman zarfında alınması
gereken temel gıdalar karşılanamadıysa
dışarıdan bir şekilde karbonihidrat, vitamin
veya protein alınması gerekebiliyor.
İşte o zaman protein tozu, karbonihidrat
ve vitaminler devreye girebilir çünkü bir
şekilde günlük temel ihtiyaçlarını karşılamak
zorundalar. Fakat bu tarz zorunluluğu
olmayan kişilerin yani normal vatandaşın
herhangi bir gıda takviyesi almasına
tartışmasız gerek yok.
Kişi ister profesyonel,
ister amatör sporcu
olsun ilk olarak iyi
beslenmeyi öğrenmesi
gerek
Spor yapan kişi her zaman bilinçli olmak
zorundadır. Bunu şöyle bir örnekle
açıklayabiliriz. Örneğin kuruyemiş,
yumurta, et ve süt protein yönünden
oldukça zengin gıdalar. Kişi antrenmandan
sonra çok kısa bir süre zarfında mümkün
ise sıvı değilse katı şekilde bu gıdaları
tüketerek, antrenman sonrası toparlanmayı
hızlandırabilir.
Herkes ister sporcu olsun, ister olmasın
beş ana gıdayı tüketmelidir; Karbonhidrat,
protein, yağ, süt ve süt ürünleri ve
su. Dengeli beslenmeyi öğrenen kişi
ihtiyacının artması durumunda, bunların
miktarını artırarak tüm ihtiyacını rahatlıkla
karşılayabilir.
Bir insan günde ağırlığı
başına 1-1.5 gram
protein tüketmeli.
Spor yapan insanlarda
bu ihtiyaç artıyor,
maksimum ağırlığı
başına 2 grama
kadar çıkıyor. Yani
ortalama 80 kilo olan
bir kişi günde
80-120 gram civarında
protein almalı.
Bu miktar
vücudumuzun protein
döngüsünün devamı
için şart.
Tabi ki her şeyin fazlasının zararı olduğu
gibi proteinin de fazlası zarar. Normalden
fazla alındığında böbrek daha çok
çalışmaya başlıyor, karaciğer yetmezliği
ve gut gibi çeşitli sağlık sorunları baş
gösterebiliyor.
Doping iğnesi kullanımı
da önemli bir sorun
Daha kaslı bir görünüm için başta
anabolizanlar, büyüme hormon iğnesi
kullananlar ileride büyük sorunlarla
karşılaşabiliyor.
Gelişkin bir vücuda
sahip olmak için
gıda takviyelerinin
yanı sıra çeşitli yasaklı
ilaçları kullanan her
düzeyde sporculara
rastlanabiliyor.
Anabolizanlar ya da son zamanlarda vücut
geliştirenler arasında sıkça rağbet gören
growth hormonu istenmeyen sonuçları yol
açabiliyor.
Anabolizanlar karaciğer ve üreme
fonksiyonlarında sorun yaratabiliyor,
erkeklerde iktidarsızlığa neden olabiliyor.
Büyüme hormonları ise vücudunuzda
kanserli hücre varsa bunun sayısal olarak
artmasına sebep olabiliyor.
Dolayısıyla sağlık açısından kullanımlarını
asla tavsiye etmiyoruz.
Sonuç olarak sporu
sağlık için yapmak
gerekiyor. Asla dış
görünüm amaçlı spor
yapılmamalı
Spor yapmanın amacı sağlıklı yaşamak
olmalıdır. Zaten düzenli bir şekilde spor
yapıldığında vücudun şekillenmesi
anlamında da kişiler faydasını görür l
DYT. EVREN GÖKDEMİR
MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ GÖZTEPE EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ / DİYETİSYEN POLİKLİNİĞİ
Çocuğunuzun
beslenme çantasında
eksik etmemeniz
gereken besinler
Çoğu alışkanlık gibi beslenme
alışkanlıklarının da çocukluk
çağında edinildiğini söyleyen
Diyetisyen Evren Gökdemir,
sağlıklı bir beslenme çantasının
bütün besin gruplarını içermesi
gerektiğini kaydediyor. Gününün
büyük bir kısmını okulda
geçiren çocuklar için beslenme
çantaları ve atıştırmalıkların
büyük önem taşıdığına vurgu
yapan Gökdemir, sağlıklı
ve doğru atıştırmalıkla
beslenen çocukların akademik
başarılarının bundan olumlu
etkilendiğine işaret ediyor.
Çocuklarımızın sağlıklı büyüyüp
gelişebilmesi, fiziksel ve zihinsel
gelişimlerinin yaşlarına uygun
tamamlayabilmeleri için sağlıklı beslenmeleri
önemlidir. Yapılan çalışmalar yetersiz ve
dengesiz beslenen okul çağı çocuklarının
algılarında azalma, dikkat sürelerinde
kısalma, konsantrasyon güçlüğü nedeniyle
okul başarılarının düştüğünü ortaya
çıkarmıştır. Çocuklarımızın beslenme
çantasını sağlıklı ve doğru hazırlamak da biz
ebeveynlerin görevidir. Çocuk beslenmesi
6 öğün olarak planlanmalıdır ve öğün araları
2.5 - 3 saat olmalıdır.
Okul çağı çocuğu
mutlaka haftada en az
4 kez yumurta yemeli
Sabah kahvaltısı günün en önemli
öğünüdür. Kahvaltı evde yapılabiliyorsa
tercih edilmelidir. 1 bardak süt, peynir,
haftada 4-5 yumurta, domates - salatalık
(mevsimine göre), zeytin ve ceviz / fındık ile
zenginleştirilebilir.
Araştırmalar
kahvaltı etmeden
güne başlayan
çocukların, düzenli
kahvaltı yapanlara
göre öğrenmede
zorluk çektiklerini ve
başarı düzeylerinin
düşük olduğunu
göstermektedir.
Kahvaltı okulda yapılıyorsa tam tahıl
ekmeğiyle yapılmış yağsız tost veya
sandviç yanına süt ilave edilerek beslenme
çantasına konulabilir. Çocuğun öğünlerinde
salata, yoğurt bulunmasına özen gösterin.
Ekmek seçiminizi besleyici değeri yüksek
ve doyurucu olan tam tahıllı, tam buğday,
çavdar ekmeğinden yana yapın. Yumurta
insan vücudunda bulunmayan ve mutlaka
dışarıdan alınması gereken çeşitli protein
yapı taşlarını içerir. Başlıca A, D, E ve
B vitaminleri olmak üzere diğer vitaminleri
de önemli oranda içerir. Demir ve çinko
içeriği de yüksektir. Bu yönleriyle yumurta
özellikle çocuk beslenmesinin vazgeçilmez
besinidir. Büyüme çağındaki bir çocuğun
başka herhangi bir rahatsızlığı yoksa
mutlaka günde bir tane yumurta tüketmesi
gerekir. Yumurta çabuk bozulabilecek bir
besin olduğu için okula gitmeden önce
kahvaltısında tüketmesi beslenme çantasına
koymaktan daha sağlıklı olacaktır.
Hazır gıdalardan
uzak durulmalı
Beslenme çantası hazırlarken hazır meyve
suları, meyveli ve kakaolu sütler kesinlikle
tercih edilmemelidir. Sade süt, ayran veya
taze sıkılmış meyve suları ve su beslenme
çantasının içeceklerinden olmalıdır.Poğaça
ve hazır kek gibi pastane ürünlerine
kesinlikle beslenme çantasında yer
almamalıdır.Tam tahıl ekmeğiyle yapılmış
ızgara köfteli, ızgara tavuklu veya peynirli
sandviçler öğlen öğünü için uygundur.
Sandviç mevsimine uygun olarak domates,
salatalık veya yeşillikler ile zenginleştirilebilir.
Çantasına koyduğunuz besinleri tüketip
tüketmediğini takip etmelisiniz. Çocuğunuz
eğer öğle yemeğini okulda yiyorsa okulda
uygulanan aylık yemek menüsünü edinip
çocuğunuzla birlikte bu menüyü gözden
geçirerek daha sağlıklı tercihler yapması
konusunda onu eğitmelisiniz. Tatlı olarak
şerbetli ve hamurlu tatlılar yerine evde
hazırlanmış sütlü tatlıları tüketmesi onun için
daha uygun olacaktır.
şekilde onunla paylaşmalıdır. Bu program
mutlaka bütün besin gruplarını içermelidir.
Bu program doğrultusunda düzenli
takipler, ebeveynler ve öğretmenlerin
desteğiyle çocuğun sağlıksız olan beslenme
alışkanlıkları olumlu yönde değiştirilebilir.
Çocukluk çağında edinilen sağlıklı beslenme
alışkanlığı ömür boyu sürdürülür. Program
doğrultusunda hedef kilo verilmese bile
alınmasını engellemektir. Bu dönemde
çocukların hareketsiz yaşam sürdürmeleri
de kilo alımına ve yağlanmaya sebep
olabilir. Çocuğun hareketini arttırmak,
birlikte yürüyüşlere çıkmak, dans etmek,
yüzmeye gitmek vb. onun hareketlenmesini
sağlayacak ve kilo almasını engelleyecektir l
Su konulması
unutulmamalı
Su alışkanlığını sağlamak için,
çocuklarımızın sağlıklarını tehdit etmeyecek
cam şişelerde veya plastik olmayan
mataralarda su mutlaka konulmalıdır.
Okul döneminde edinilen beslenme
alışkanlıklarının, çocuklarımızın yetişkinlik
dönemindeki beslenme alışkanlıklarını
belirlediğini unutmamak gerekir.
Akşam yemeklerinizde ağır yemeklerden
ziyade sebze yemeklerini tercih etmeye
çalışın.
Kilo problemi olan
çocuklar mutlaka
bir uzman tarafından
takip edilmeli
Olması gereken
vücut ağırlığının
üstünde olan çocuk
ve ergenlerin öncelikle
bir çocuk doktoru
veya endokrinoloğu
tarafından muayene
edilerek biyokimyasal
bulguları, gerekirse
ultrasonografik
görüntülemelerinin
incelenmesi gerekir.
Bu muayene ve tetkikler sonucunda
çocuğun kilo almasına sebep olan veya
kilolu olduğu için gelişmiş olabilecek
herhangi bir hastalığının var olup olmadığı
tespit edilmelidir. Sonrasında diyetisyen
tarafından çocuğun veya ergenin yaşı,
vücut ağırlığı, boyu, vücut yağ analizi,
sosyal hayatı, beslenme düzeni, okul
saatleri vs. doğrultusunda sağlıklı beslenme
programı hazırlanmalıdır. Diyetisyen bu
programı çocuğun açıkça anlayabileceği
ÖRNEK MENÜ
Kahvaltı
1 su bardağı süt veya taze sıkılmış
meyve suyu
1 kibrit kutusu (30 gr.) peynir veya
1 yumurta
5 adet zeytin veya 2 adet ceviz
2 tatlı kaşığı pekmez
2 dilim ekmek
Ara öğün
1 porsiyon meyve + 1 ayran
Öğle
4 kaşık kuru baklagil yemeği
6 kaşık bulgur pilavı
1 kase yoğurt
Salata
1 dilim ekmek
İkindi
1 dilim ev yapımı kek veya poğaça
1 su bardağı süt veya ayran
Akşam
2 köfte kadar ızgara et, tavuk veya balık
6 kaşık sebze yemeği
1 kase yoğurt
Salata
2 dilim ekmek
Yatarken
1 su bardağı süt + 1 porsiyon meyve
OPR. DR. MUCİZE ERİÇ ÖZDEMİR
SÜLEYMANİYE KADIN DOĞUM EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ / KADIN DOĞUM KLİNİĞİ
Normal
doğumdan
korkmayın!
Günümüzde
milyonlarca anne
adayı, ideal doğum
şekli konusunda
kararsızlık yaşıyor.
“Doğal olan en
doğrusudur” diyerek
normal doğumu
tercih edenlerin
yanısıra, bu doğum
şeklinden korktuğu
için sezaryen ile
doğumu düşünen
de çok sayıda
anne adayı var.
Peki, doğum şekli
hakkında bilinmesi
gerekenler neler?
Hangi doğum
ne kadar güvenilir?
Bu soruların
cevabını Opr. Dr.
Mucize Eriç Özdemir
verdi. Olağanüstü
bir durum olmadığı
müddetçe her
kadının normal
doğum yapabilecek
anatomik yapıya
sahip olduğunu
söyleyen Özdemir,
“Kadın bedeninde
var olan doğum
programı, anne
ve bebek için en
sağlıklısıdır” diyor.
Sezaryenin ancak sağlık açısından gerekli
olduğunda hayat kurtaran bir operasyon
olarak algılanması gerektiğini kaydeden
Opr. Dr. Özdemir, “Günümüzde maalesef,
anne adaylarının korkuları, telaşları
sezaryen seçiminde büyük rol oynuyor”
diyor ve ekliyor. “Sezaryen ın bir ameliyat,
gerekmedikçe başvurulmaması gereken
cerrahi bir yöntem olduğunu unutmayın!”
Özdemir konu hakkında şu bilgileri veriyor:
Doğumun nasıl olması
gerektiğine kim karar
vermeli?
Bir bebeğin vajinal
yolla dünyaya gelmesi
doğal, fizyolojik bir
süreçtir. ‘Normal
doğum’ kavramı bu
yüzden tartışmaya açık
bir anlayıştır.
Peki ne oldu da
doğumlar normal
ve normal olmayan
olarak ayrıldı? Ya da
doğumun nasıl olması
gerektiği konusunda
karar ebeveyne mi,
doktora mı yoksa
bebeğe mi ait ?
Acaba bebeğin
kararına ve zamanına
saygı duyan var mı?
Normal bebekler
psikolojik uyum sorunu
yaşamıyorlar
Kadınlar normal doğum yapmalarına
engel bir durum yok ise mutlaka vajinal
yolla doğumu tercih etmelidirler.
Vajinal doğumun anne ve bebek için
sayılamayacak kadar çok avantajı vardır.
Vajinal doğum ile dünyaya gelen bebeklerin
dış ortama uyum sağlama sürecinde
solunum sıkıntısı yaşama olasılığı
daha azdır.
Doğumun ilerlemesi
sırasında bebeğin
kanında bulunan
hormonlar (başta
endorfin, yani mutluluk
hormonu) doğum
sonrası anne- bebek
bağının kurulmasında
önemlidir. Doğum sonu
‘bebek hüznü’ olarak
da bilinen psikolojik
uyum sorunu daha
azdır. Vajınal doğum
ile doğan bebeklerin
emme, memeye
masaj uygulama
gibi becerilerinin
daha iyi olduğu
gözlemlenmiştir.
Normal doğumda anne
ölüm oranı çok daha az
Vajınal yolla doğum yapan annelerin ise
iyileşme süreci daha hızlıdır. Hastanede
kalış süresi, doğum sonu ağrı şikayeti ve
komplikasyon oranı daha azdır.
Vajinal doğumda sezaryene göre ‘doğum
sırasında anne ölümü oranı’ daha azdır.
Vajinal doğum yapan bir anne büyük bir
başarma duygusu hisseder ve bu durum
anne- bebek bağının güçlenmesine
yardımcı olur. Vajinal doğum yapan annenin
rahminde bir kesi oluşmadığı için sonraki
doğumlarını da vajinal yolla yapma şansı
vardır. İleriki yıllarda geçirebileceği karın
ameliyatları açısından da risk taşımaz.
Sezaryen ne zaman
tercih edilmeli?
Peki vajinal doğumun
riskleri yok mudur?
Madem her şey bu
kadar güzelse bazı
anneler tıbbi bir
gerekçe olmadan
neden sezaryen gibi
kanamalı bir ameliyatı
tercih etmektedir ?
Doğum eyleminin nasıl sonuçlanacağı
önceden tespit edilemeyen bir durumdur.
Başlangıçta her şey normal gözükse bile
sonradan doğum süreci duraklayabilir,
uzayabilir. Bebeğin kalp atımları
yavaşlayabilir. Acil sezaryen ihtiyacı
gerekebilir. Doğum sürecinde bebeğin
oksijensiz kalması bebeğin ileri yaşamında
zeka geriliğine neden olabilir.
Anne desteğinin yetersiz olduğu, ıkınmanın
az olduğu durumlarda vakum kullanımı
söz konusu olabilir.
Normal kiloda bir bebeğin sorunsuz
ilerleyen bir doğumunda bile bebeğin
omuzu başın doğmasına rağmen doğum
Ülkemizdeki hastaneler
doğal doğumun
neresindedir?
kanalında takılabilir, bebekte fizik tedavi
gerektirebilecek bir sinir hasarına neden
olabilir. Doğum kanalında yırtıklar oluşabilir.
Bu yırtıklar nedeniyle gaz ve dışkı
kontrolünde geçici ya da kalıcı sorunlar
gelişebilir. Sonraki yıllarda idrar kaçırma
şikayeti ortaya çıkabilir.
Korkular edinmiş
bir anne adayını
normal doğuma
yönlendirmek zordur
Bu risklerden dolayı gebelik ve doğum
konusunda eğitim almamış, çevresindeki
kadınlardan, internet vb yerlerden edindiği
kirli bilgilerle hareket eden, bir takım
korkular edinmiş kadını vajinal doğuma
yönlendirmek zor olmaktadır.
Sezaryenin ne kadar
rahat, ne kadar ‘kolay’
olduğunu dinleyen
kadın koşullanmış
olarak doktor karşısına
çıkmaktadır. Anneleri
vajinal doğumdan
soğutan ya da doğum
ilerledikçe vazgeçiren
başka bir neden ise
doğum ağrılarından
korkmalarıdır.
Doğum ağrıları
azaltılabilir mi?
Kasılmalarla başa çıkabilme adına
uygulanan doğal yöntemler mevcutur.
Bu yöntemler etkindir ve işe yaramaktadır.
Ancak gebelik sürecinde annenin bu
yöntemler için eğitim alması gerekmektedir.
‘Ağrısız doğum’ olarak bilinen annenin bel
bölgesinden uygulanan kataterle ağrı kesici
ilaçların verilmesi de mümkündür.
Yöntemin yaygınlaştırılması ağrıdan
korkarak doğum işaretleri başlamadan
ebeveyn isteğine bağlı gerçekleştirilen
sezaryenleri önemli derecede
azaltmaktadır.
Neden annelerin
sezaryenle
doğum yapmasını
istemiyoruz?
Bu ameliyat
çok mu ölümcül?
Tabi ki hayır. Sezaryen yeri geldiğinde anne
ve bebeği kurtaran çok güzel bir kurtarma
ameliyatıdır. Tercih edilen bir doğum şekli
değil acil durumda başvurulacak bir çıkış
yolu olarak da kalmalıdır.
Vajinal doğuma belirgin avantajı olmamakla
beraber dezavantajları vardır. Hastanede
kalış süresi, doğum sonu ağrı şikayeti
daha fazladır. Doğum sonu iyileşme süreci
daha yavaştır. Doğum sırası ve sonrasında
kanama, enfeksiyon oranı daha yüksektir.
Son yıllarda artan sezaryen oranı bebeğin
eşinin yapışma bozukluğu (plesenta
accreata) hastalığının artmasına neden
olmuştur. Bu nedenle doğum sırasında
durdurulamayan kanama, rahimin alınması
gerekliliği ve anne yaşamını tehdit eden
kanama oranı da artmıştır.
Son günlerde anneler
tarafından da talep
edilen bir durum
‘doğal doğum’ nedir?
Doğal doğum aslında olması gereken
doğum şeklidir. Doğum kendi kendine
başlamalıdır. Doğum eylemi sırasında anne
adayı yatağa mahkum edilmemeli, istediği
gibi dolaşabilmelidir. Anne adayı yalnız
bırakılmamalı, gebelik ve doğum eğitimi
almış bir yakını tarafından desteklenmelidir.
Doğum eyleminde gerekmedikçe hiçbir
tıbbi girişim yapılmamalıdır. Doğumdan
hemen sonra anne ve bebek bir arada
tutulmalı; ten tene temas sağlanmalıdır.
Özel hastanelerin
bir kısmında doğal
doğumu bir kenara
bırakın; bebeğe
normal doğum
şansının bile
tanınmadığı
görüşündeyim.
Annenin doğum
için doktor seçmesi,
doktorun gece doğuma
gelmek istememesi,
doğum başlamadan
yapılan müdahalelerin
başka müdahalelere
neden olması bu süreci
sekteye uğratmaktadır.
Kamu hastanelerinde uygulanan yaklaşım
ise doğumun doğal yollardan başlamasına
izin vermektedir. Bu yaklaşım bazı anne
adayları açısından ilgilenilmeme, ‘Gittim
yatırmadılar, bekle dediler’ şeklinde
yorumlansa da doğru bir yaklaşımdır.
Doğal doğumun yönetilebileceği en güvenli
yer olarak görünmektedir.
Anne adayları için
son söz:
Kamu hastanelerinin hemen hemen
hepsinde olan; evinize en yakın ‘Gebe
Okulu’ na kayıt yaptırın. Hem kendiniz
hem bebeğiniz için bilinmesi gerekenlerin
doğru olanını öğrenirsiniz.
Doğum için plan yapmanın anlamı yoktur.
Çünkü doğum siz doğum planlarınızı
yapmakla meşgul olduğunuz sırada
olan şeydir.
Doğumun günü,
saati bilinemez
sadece tahmin
edilebilir.
Bebeğinizi dinleyin;
o doğacağı
zamanı bilir.
Sizleri seviyoruz l
PROF. DR. BİRSEL KAVAKLI
MEMORIAL ATAŞEHİR HASTANESİ / DAHİLİYE BÖLÜMÜ
Dikkat!
Sonbahar
hastalıkları
kapıda
Mevsim geçişlerinin
yaşandığı bu
dönemlerde
havaların bir gün
sıcak bir gün
soğuk olması bu
duruma hazırlıksız
yakalanan
kişilerin sağlığını
tehlikeye atabiliyor.
Sonbahar aylarında
yaşanan ani ısı
değişikliklerinin
vücudun savunma
mekanizmasını
zayıflatarak
soğuk algınlığı,
nezle ve grip gibi
solunum yolu
enfeksiyonlarına
sebep olabileceğine
dikkat çeken
Prof. Dr.
Birsel Kavaklı,
mevsim geçişlerinde
sağlıklı kalmanın
yolları hakkında
şunları söylüyor:
Ani hava değişimleri
hastalıklara
zemin hazırlar
Ani hava değişimleri vücudun ısı düzenleme
mekanizmasını hazırlıksız yakaladığı için
hastalıklara neden olabilmektedir. Bağışıklık
sistemi de bu mekanizmadan etkilenerek
vücut direncinin düşmesine izin vemektedir.
Yaşamın devamı için insan bedeninin
36,5-37 derece olması gerekmektedir.
Gece-gündüz ısı farkı, nem ve basınç
farkları havada dolaşan partikül
miktarlarında değişimler yaratır.
Dolaşan partiküllerin enfeksiyon etkeni
olabilmesi partikül sayısının yükü, hastalık
yapma gücü, konakçının savunmasının
direncine bağlıdır.
Ev ve dışarıdaki ısı
farkına dikkat edin
Hastalılardan korunmak için evdeki ısı
farkına da dikkat etmek gerekir.
Ev ortamında hareket edilmesiyle oluşan
ısı enerjisi vücut ısısını arttırıp terlemelere
yol açabilir. Bu dönemde terleyen kişilerin
giysilerini değiştirmesi ve kurulanması
önemlidir. Kişi, terinin üzerinde kurumasına
izin vermemelidir. Bu durum tutulmalara ve
üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden
olabilmektedir.
Alerjik bünyesi olanlar
ekstra dikkat etmeli
Kışın ısınmak, yazları ise serinlemek
için sıklıkla kullanılan klimalar; gribal
enfeksiyonlar, bazı viral üst ve alt solunum
yolu enfeksiyonları, kas ağrıları,
kas tutulması, yüz felci ve zatürreye
yol açabilir.
Ayrıca klimaların üflediği hava ve ortama
yaydığı tozlar özellikle alerjik bünyeli
kişilerin şikayetlerini ve krizlerini tetikleyerek
astım krizlerinin ortaya çıkmasına,
şiddetli kuru öksürüklerin oluşmasına yol
açabilmektedir. Alerjik bünyesi olan kişiler
ani ısı değişikliklerinden kaçınmalıdır.
Kapalı ortamlar iyi havalandırılmalı ve
temizlenmelidir.
Aşılanın, besin
takviyesi alın
Kış mevsimine geçişler enfeksiyonlar
açısından riskli dönemlerdir. Bunun için
Pnömokok (zatürre) ve Influenza (grip)
aşılarının yapılması önerilmektedir.
Arı poleni, B- karoten, vitamin kompleksleri,
koenzim, yeşil çay gibi bağışıklık sistemini
güçlendirici takviyeler de alınabilir.
Bu dönemde iyi bir vitamin ve mineral
desteği sağlanmalıdır. Doğru bir beslenme
programı benimsenmeli, besin çeşitliliğine
önem verilmelidir. Bol su tüketimi vücudun
sıvı ihtiyacının karşılanması için
çok önemlidir.
Havalar soğudu diye
fiziksel aktivitenizi
azaltmayın
Her gün düzenli olarak yapılan 30 dakikalık
bir yürüyüş kişiyi zinde tutacaktır. Özellikle
aerobik tipte olan yürüyüş, koşu, bisiklet,
yüzme, dans gibi egzersizler
tercih edilmelidir l
Sağlıklı yaşam için
6 kuralı uygulamayı
ihmal etmeyin
> Bol su tüketin
> Sigara ve alkolden uzak durun
> Düzenli ve kaliteli uyku uyuyun
> İyi bir vitamin ve mineral desteği,
besin çeşitliliği ile beslenin
> Kapalı ortamları iyi havalandırın
ve temizleyin
> Düzenli spor yaparak bağışıklık
sisteminizi güçlendirin
Özgür Ozan:
“Haftada
5 gün spor
yapıyorum”
Canlandırdığı
karakterler ile uzun
yıllardır evlerimize
konuk olan başarılı
tiyatro oyuncusu
Özgür Ozan ile özel
hayatı ve sağlığı
üzerine keyifli bir
söyleşi yaptık.
Tam bir aile babası
olan oyuncu, işten
arta kalan zamanını
eşine ve çocuğuna
ayırıyor. Sigaraya
karşı olan ve uzun
yıllar basketbol
oynayan nam-ı
değer Hüsnü Çoban,
haftanın beş günü
spor yapmaya
özen gösterdiğini
söylüyor. “Kimseye
muhtaç olmadan
geçirilebilecek
sağlıklı bir ömür
için, pozitif
düşünüp, pozitif
yaşarım” diyen
Ozan, periyodik
aralıklarla sağlık
kontrolünden
geçtiğini belirtiyor.
Mümkün olduğunca sağlıklı beslenmeye
özen gösteren Özgür Ozan “Yediğim
hiçbir gıdada abartıya kaçmam. Ölçülü
davrandığım sürece hiçbir şeyden
kısmıyorum, kasmıyorum ve kesmiyorum”
diyor. Fast food tarzı yiyeceklerden uzak
kalmayı tercih eden oyuncu, hayatına dair
şu bilgileri veriyor;
Özgür Bey öncelikle
bize biraz kendinizden
bahseder misiniz?
Özel hayatınızda nasıl
birisiniz? Çekimlerden
arta kalan zamanda
nasıl vakit geçirirsiniz?
İşimizden arta kalan zamanlara biz
özel hayat diyoruz. Şu sıralar o kadar
yoğun çalışıyoruz ki özel hayatımız bile
işimiz olmuş durumda. Setten arta kalan
zamanlarda ailemle zaman geçirmeye
gayret ediyorum. Bu yıl oğlum okula
başladığı için mümkün olduğu kadar
onunla zaman geçirmeye çalışıyorum.
Onunla kaçırdığım zamanlar için
pişmanlık duymamak için mutlaka bir
zaman yaratmaya çabalıyorum. Çünkü
çok çabuk büyüyorlar. Fırsat buldukça
oğlumla sinemaya gidiyorum. Eşimle
zaman zaman yakın arkadaşlarımızın
da olduğu organizasyonlar yapıyoruz.
Birlikte yemeğe, konsere, tiyatroya gitmeyi
severiz. Tabi setteki arkadaşlarımızla da
özel organizasyonlarımız olur. 9 senedir
zamanımın çoğu setteki arkadaşlarımla
geçtiği için artık aile gibi olduk.
Yoğun bir çalışma
temponuz var.
Bu yoğunluk içerisinde
nasıl besleniyorsunuz?
Ağırlıklı olarak
neler tüketirsiniz?
Bundan 1 ay öncesine kadar çok kötü
besleniyordum. Bu beslenme tarzının
geri dönüşü aldığım yağlar oldu. Ben de
mümkün olduğunca yürüyerek, sporla,
halı saha maçları yaparak eritmeye
çalışıyorum. Zaten sporu hayatımın bir
köşesine mutlaka koymuş durumdayım.
Vermiş olduğumuz kalori, güçlenme olsun,
kuvvetlenme olsun yani enerji olarak
mutlaka geri dönüyor.
Diyet yaptınız mı?
İdeal bir diyet
nasıl olmalı?
Açıkçası şu ana kadar diyet yapmadım.
Senelerdir birlikte spor yaptığım hocamın
güzel bir sözü var: “Kısmayacaksınız,
kasmayacaksınız yetiyor” diyor. Adına tam
olarak diyet demesek de yediklerimize
dikkat ettiğimiz, düzgün beslendiğimiz
sürece, yaptığımız şeyi abartmadığımız
takdirde problem yok diye düşünüyorum.
Onun harici geç saatlerde yemek
yememeye çalışıyorum.
Basketbolda sahayı
çıkınca alkışlıyorlardı
sahnede bitince
alkışlıyorlar.”
Peki sporla aranız
nasıl, bu tempoda spor
aktivitelerine vakit
ayırabiliyor musunuz?
Lise dönemimden üniversiteye kadar
profesyonel olarak Genç ve A takımlarda
basketbol oynadım. Anakara’daydım
o zaman.
Baskebolu bırakmak
zorunda kaldım,
Sonra bu mesleğe
başladım.
taraması yaptırıyorum. Kolesterol, tansiyon
ya da triodle alakalı bir sıkıntım var mıdır
diye bir dizi testten geçmeden içim r
ahat etmez.
Geçmişte çok isteyip
yapamadığınız bir şey
oldu mu?
Hayallerimiz yaşamımızdan daha büyük.
Öyle şeyler hayal ediyoruz ki kısa
yaşamımız buna yetmiyor. Ama mümkün
olduğunca hayatımın içine sokmaya
çalıştığım her şeyi Allah’a şükür yaptım.
İyi bir aile kurmak, çocuğumun olması gibi
şeyler. Çok geç evlendim. İstediğim gibi
birisiyle evleneyim ya da evliliğe kendimi
hazır hissedeyim diye geç evlendim
sanırım. Şu anda iyi bir yaşam, sağlıklı
ve konforlu bir hayat sürmek, geri kalan
ömrümü de kimseye muhtaç olmadan
geçirmek gibi bir hayalim var.
Basketbolda sahayı
çıkınca alkışlıyorlardı
sahnede bitince
alkışlıyorlar.
Biz biraz alkışı
seviyoruz galiba.
Ama hiçbir zaman
spora ilgim azalmadı.
Halen haftanın
dört veya
beş günü spor
yaparım.
Bu konuda gayet kararlıyım. Çok da
faydasını görüyorum. Fitness yapıyorum.
Zaten Fitness’ın içerisinde yürüyüş ve
kardiyo var. Zaman zaman pilates de
yaparım. Bunların haricinde fırsat buldukça
arkadaşlarla futbol maçı yapıyoruz.
Kaldı ki dizide yaptıklarımız ciddi anlamda
efor gerektiren bir iş. Merdivenlerden
tırmanıyoruz, duvarlardan atlıyoruz,
adamların peşlerinden koşuyoruz.
O yüzden bile ciddi anlamda spor
yapmamız gerekiyor. Geçmişte basketbol
oynayan birisi olduğum için, kasların da bir
hafızası olduğunu söylüyorlar.
Şu an yaptığım belki de o hafızayı geri
getirmeye çalışmak.
“Oyuncu olmasaydım
arkeolog olmak
çok isterdim.”
Oyuncu olmasaydınız
ne olmak isterdiniz?
Eskiye, eskiden yaşanmış olan
şeylere, tarihteki insanların dokumuş
oldukları objeleri görünce inanılmaz
heyecanlanıyorum. Başka kültürlerin,
başka medeniyetlerin olduğu bir yerde,
siz yüzyıllar sonra yaşıyorsunuz.
Kim bilir orada ne aşklar, ne sevgiler,
ne acılar yaşanmış... Dalıp kaldığım
zamanlar oluyor.
Mesleğinizle alakalı
ilginç bir hatıranızı
paylaşır mısınız?
Kazı yapanları
gördüğünde işlerinin
ne kadar zor olduğunu
daha iyi anlıyor insan.
Bazen bir fırçayla
yer kazdıklarını
gördüğümde
“deli misiniz” diye
sormak istiyorum.
Ama bu böyle bir
iş işte. Fırçayla
tarih kazıyorsunuz.
Fırçayla bir
medeniyeti yüzüstüne
çıkarıyorsunuz.
Halkımız içinde bizi gerçekten polis
zanneden çok yoğun bir kesim var.
Bir gün yolda arabası kaybolan bir adam
“Emniyete başvurdum. Kimse benimle
ilgilenmedi. Arabamı da bulamadılar.
Siz benim yerime arabamı bulur musunuz”
diye sordu. Böyle şeylerle çok sık
karşılaşıyoruz. Muhtemelen dizi içinde bir
bölümde bir vakayı bitirdiğimizden olsa
gerek, hızımıza güvenerek böyle bir istekte
bulunmuştu. Onun dışında polislerin bizden
yana şikayetleri olabiliyor. “Teknik arama,
teknik takiple hemen herkesi buluyorsunuz,
vatandaşlar da bizim böyle bulduğumuzu
zannediyor” diyorlar. Arka Sokaklar’da
hemen buluyorlar, yok mu telefon takibiniz”
diye serzenişte bulunan pek çok vatandaşın
olduğundan bahsediyorlar.
Hayatta asla yapmam
dediğiniz şey nedir?
Ailemi yalnız bırakmam. Kendi ölçülerimce,
kendi çabamla haksızlık yapmamaya
çalışıyorum. Haksızlığa karşı benimle
ilgisi olsun olmasın tahammülü olmayan
bir insanım. Tabi insan toplum içinde
yaşarken bazı haksızlıklara tanık oluyor.
Ben kendimce bilerek haksızlık yapmamaya
çalışırım.
Düzenli sağlık taraması
yaptırıyor musunuz?
İnsanlar belki inanmayacak ama o konuda
biraz pimpirikliyim. Ben de yüksek tansiyon
olduğu için 6 ayda veya senede 1 sağlık
Bizi 9 senedir aynı işi
yaptığımız için çok
benimsediler.
“Ben sizin
hayranınızım,
senelerdir takip
ediyorum” deyip
fotoğraf çektirirken
“İsminiz neydi?” diye
soran arkadaşlara
rastlıyorum arada.
Bundan önce de
Selami karakteri vardı
biliyorsunuz.
İkisini birleştirip
Selami Komiserim
diyenler oluyor.
Peki Bakanlığımızın
yürüttüğü ‘Dumansız
Hava Sahası’ ve
‘Obezite ile Mücadele’
kampanyalarını nasıl
buluyorsunuz?
Sizce bu projeler
sağlığımıza ne katıyor?
Ben ilgili projeleri çok olumlu görüyorum.
Bir yerden başlanması gerekiyordu.
En azından böyle bir duruma dikkat
çekmek, algı yaratmak gerekti. Sokakta
gezerken afişler okunduğunda obeziteyi
bilmeyen insanların bile “Her yerde
görüyorum ben bunu bir bakayım,
araştırayım” gibi bir yaklaşımla
araştırması çok güzel. Bence artık sağlık
farkındalığı konusunda daha bilinçli
bir nesile ihtiyacımız var. Zira, tüm
sağlık problemlerinin altında beslenme
alışkanlıklarımız, tükettiğimiz ya da
tüketmediğimiz şeyler yatıyor.
Benim oğlum bile
yemekten sonra
“Baba ben çok yedim,
obez olur muyum”
diyor
Bir farkındalık yaratılmış o yüzden ben çok
doğru buluyorum. Özellikle görsel medyada
insanların bir şeyi okumadan da göz ucu
ile görmeleri akıllarının bir köşelerine
yazılmasına sebep oluyor. Bundan dolayı
bu kampanyalar çok önemli girişimler.
Kendi mutfağımız var. Boğazımıza biraz
dikkat ederek kullanırsak yemekler
de bize iyi davranacaktır. Yurtdışında
özellike Amerika’da ciddi obezite sıkıntıları
yaşanıyor. Özellikle fast food konusunda
bir patlama var. Mesela ben çocuğuma
fast food yedirmemeye çalışıyorum.
Hamburger yiyeceksek de kendi evimizde
yapıp ya da gerçekten et olarak yapan
firmalardan yemeye çalışıyoruz. Patates
kızartmasını hayatımızdan çıkartmaya
çalışıyoruz. Kola hiç içmiyor benim
oğlum. Sürekli oğlumu örnek veriyorum
çünkü bizden sonraki bir nesile siz nasıl
öğretirseniz, o da sonraki nesle sizden
öğrendiklerini aktaracaktır.
Dumansız Hava Sahası
konusunda inanılmaz
mutluyum.
Eskiden şöyle bir şey vardı. İnsanlar
sigara içmeyenlere saygı gösteriyorlardı
ama içenlere de saygı gösteriyorlardı.
Düşünsenize kapalı bir yerde sigara
içildiğini şu an burda öyle bir şey olduğunu,
her şeyin duman içinde kaldığını... Bir kere
son derece sağlıksız ve son derece ilkel
bir durum. Eskiden belediye otobüslerinde,
minibüslerde içilirdi. O zamanlar çok az
sayıda sigarasız seferler vardı otobüslerde.
Öğrenciyken Ankara’ya gidip gelirdim
ve de sigarasız seferleri tercih ederdim.
Çünkü gecenin bir yarısı kibrit yakılması bile
rahatsız edici bir durum.
Sağlıkla ilgili bir çok şey yapılıyor aslında
ama şu an ki gündem beslenme sorunu
olduğu için bununla ilgili bir duyarlılık
var. Bunun üzerine obezitenin insanlar
üzerindeki zararı ile ilgili olarak diğer
hastalıklara da sebebiyet vermesi
nedeniyle daha fazla durulması gerektiğini
düşünüyorum. Vücudunuzda bir tane
daha adam taşımak gibi bir yük olduğunun
farkında olmak çok önemli. Ufacık bir
göbeğiniz bile olsa eğilip kalkamıyorsunuz.
Bir de bunun etrafınızdaki insanlara da
zarar verdiğini düşünün. Bu anlamda Sağlık
Bakanlığı’na hem bir vatandaş hem de bir
sanatçı olarak teşekkür ediyorum. Onların
duyarlılığına da güveniyorum. Bundan
sonra da yapılabilecek sağlıkla ilgili her
türlü organizasyonda ben de olmak isterim.
Son olarak hastalara
ne gibi mesaj vermek
istersiniz?
Hastalanıldığı
zaman hastaneye
gitmemelerini öneririm.
Hastalanmadan
hastaneye gidilsin
ki hastalıklar daha
ileri dönemlere
ertelenebilsin.
Yani insanların
yaşlanınca Hacca
gitmeleri gibi bir
şey bu. O yüzden
kontrollerimizi,
periyodik bakımlarımızı
yaptırırsak ileride
oluşabilecek
rahatsızlıklarımızı daha
çabuk önleyebiliriz.
Sağlıklı, konforlu, kimseye muhtaç
olmadan geçirebileceğimiz bir ömür için,
sevenlerimizi daha erken üzmemek için
kendimize dikkat etmemizde fayda var l
UZM. DR. EGEMEN CEBECİ
OKMEYDANI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ / NEFROLOJİ KLİNİĞİ
Böbrekleri
korumak için
6 altın kural
çıkarmalıyız. İdeal olarak vücudun sıvı
Uzm. Dr. Egemen
ihtiyacının yarısından fazlasını doğrudan
temin etmeliyiz geri kalan sıvı
Cebeci, kronik böbrek sudan
ihtiyacımızı su dışındaki içeceklerden ve
yiyeceklerden de sağlayabiliriz. Özellikle
hastalığının, tüm
yaşlı insanların susama hissi azaldığından
su ihtiyaçlarını karşılayamazlar ve böbrek
dünyada olduğu
hastalıkları ortaya çıkar. Günlük ihtiyaçları olan
suya ulaşmaları ailenin diğer fertleri tarafından
gibi ülkemizde
sağlanmalı. Örneğin bardak boyutlarını
büyütülerek, günlük ihtiyacı olan suyu masa
de giderek artış
üstündeki cam sürahiye koyarak ve su
içmeleri konusunda dönem dönem uyararak
gösteren bir sağlık
bunu başarabilirler. Zannedilenin aksine
polikistik böbrek hastalığı, tubulointertisyel
sorunu olduğuna
böbrek hastalıkları ve böbrek taşı dışında çok
su içmenin böbreklere herhangi bir faydası
dikkat çekerek,
olduğuna dair yeterince tıbbi kanıt yoktur.
bu konuda bilinçli
2. Tuz tüketimini
kısıtlamak
davranılmasının
Böbrekler vücudun tuz dengesini ayarlarlar.
önemine işaret
Sağlıklı böbrekler başlangıçta fazla tuzla
başedebilirler ancak zamanla fazla tüketilen
ediyor. Cebeci, genel
tuz böbrek sağlığını bozar. Fazla tuz tüketimi
hipertansiyon, damar hastalıkları ve böbrek
sağlığımız açısından
taşına sebep olur. Ülkemizde günlük gıdayla
alınan tuz miktarı çok yüksektir. Dünya
son derece önem
Sağlık Örgütü günde 5 gram tuz önermesine
rağmen ülkemizde ne yazık ki yaklaşık 3 katı
taşıyan, böbrek
fazla tüketiliyor. Tuzun çoğunluğu yemek
hazırlanırken konmakta, masadaki tuzlukla
sağlığını koruyabilmek alınan tuz günlük tuz alımımızın çok az bir
kısmını içermektedir. Öncelikle tuzun fazla
için şu altın kurallara
olduğu besinler bilinip bunların kullanımından
uzak durmalıyız. Örneğin ketçap, salça,
turşu, sucuk, cips, yemek sosları, et suyu,
mutlaka uyulması
hazır çorba, kraker... Hepimiz çay içmeye
3-5 şekerle başlamadık mı? Artık tek şekerli
gerektiğini söylüyor
çay bile bir çoğumuza şekerli gelmeye
başladı. Benzer şekilde tuz kullanımını da
ve ekliyor: “Böbrek
zamanla azalttığınızda damak zevkiniz
de buna uyum sağlayacaktır. Baharatlar
sağlığı, ihmale
kullanarak tuza olan özleminiz azalabilir.
Masalardaki tuzlukları kaldırmak bir çözüm
gelmez”
Böbrekler kanımızdaki yararlı maddelerin
atılmasına izin vermezken bir yandan
da zararlı maddelerin idrarla atılmasını
sağlayarak vücudumuzu korurlar. İnsanlar
her ne kadar diyalizden korksalar da böbrek
sağlığı için gerekli özeni göstermeyip çoğu
zaman böbreklerini ihmal ederler. Nüfusun
yaşlanmasıyla beraber ülkemizde ve dünyada
böbrek hastalıkları giderek yaygınlaşıyor.
Ülkemizde her 6 kişiden birisinde kronik
böbrek hastalığı mevcuttur. Öte yandan her yıl
yaklaşık 10.000 yeni hasta böbrek nakli oluyor
veya diyaliz tedavisine başlıyor. Rakamlar
bu kadar ürkütücü iken böbrekleri
bozulmadan korumak basit bazı önlemlerle ve
hasta-hekim işbirliğiyle mümkündür.
1. Günde ortalama
2- 2.5 lt su içmek
Çok su içmek böbreklerinizi korumaz ancak
az su tüketmek böbrek hastalığına neden
olabilir. Bu yüzden ihtiyacımız olduğu kadar
suyu, susamayı beklemeden, günlük olarak
düzenli tüketmeliyiz. Kış ayları için günde
1.5-2 lt yeterli iken yaz aylarında 2-2.5 lt’ye
olabilir. Yapay tuzlarda çoğunlukla sodyum
tuzu yerine potasyum tuzu vardır, özellikle
hipertansiyon ve böbrek yetmezliği hastaları
bu yapay tuzları kullanmadan önce hekimlerini
bilgilendirmeliler.
3. Bilinçsiz ilaç
kullanmamak
Doktora başvurmadan ilaç kullanımı maalesef
ülkemizde sık yapılan hataların başında
geliyor. Bilinçsiz ve gereksiz ilaç kullanmak
böbrek hastalığının ortaya çıkmasına veya
olan böbrek hastalığının ilerlemesine sebep
olabilmekte. Özellikle yaşlı, diyabetik,
kalp-damar hastalığı olan hastalar ağrı
kesiciler konusunda dikkatli olmalı. Arada
sırada kullandıkları, boyutundan dolayı
önemsemedikleri ya da bitkisel olduğu için
zarar vermeyeceğini düşündükleri bir ilaç
aslında böbrek hastalığının sebebi olabilir.
Hastalar doktora her başvurmalarında
kullandıkları ilaçların tamamını getirmeliler.
4. Fazla ve uzun
süreli protein ağırlıklı
beslenmemek ve
ideal kiloda olmak
Fazla ve uzun süreli protein alımı ve bunların
parçalanması sonrasında açığa çıkan azot
içeren toksik maddeler böbrek hastalığına
sebep olabilmekte. Bu sıralar fazlaca revaçta
olan proteinden zengin-karbohidrattan fakir
diyetler konusunda halkımız daha dikkatli
olmalı. Yüksek oranda protein tüketilmesi
idrarda daha fazla kalsiyumun atılmasına
dolayısıyla böbrek taşı oluşumuna da neden
olabiliyor. Unutmayın ki kalp hastalıkları ile
böbrek hastalıklarının sebepleri genellikle
aynı hastalıklardır. Ayrıca bu iki organın
hastalıkları birbirini tetikleyebilir. Bu nedenle
kalbi korumaya yönelik yapılan düzenli spor
ve egzersizler, sağlıklı ve düzgün yaşama
önerileri, kan şekeri ve kolesterolünün kontrolü
gibi öneriler böbrek sağlığı açısından da
önemli ve gereklidir. Dengeli beslenerek
ideal kilomuzu korumalıyız. Mümkünse spor
yaparak ideal kilomuzu korursak obezitenin
sebep olduğu böbrek hastalıklarından
korunabiliriz. Obezite yalnızca böbrek
yetmezliği yapmaz aynı zamanda böbrek
kanserleriyle ve de böbrek taşı oluşumunda
da karşımıza çıkıyor. Vücut kitle indeksimizi
hesaplayarak (kg/m2) 25’in üzerindeyse
dengeli beslenip spor yaparak böbrek
hastalığı riskimizi azaltabiliriz.
5. Diyabet ve
hipertansiyon
hastalarının düzenli
hekim kontrolünde
olmaları
Ülkemizde ve dünyada son dönem böbrek
yetmezliğinin en sık sebepleri diyabet ve
hipertansiyon olmakla birlikte maalesef
her iki hastalığın da görülme sıklığı gün
geçtikçe artmakta. Bu iki hastalığın da
böbrek yetmezliğine yol açmaması için biz
hekimler kadar hastaların da bilinçli olmaları
gerekiyor. “Suyu çok içiyorum” ‘‘İdrarımda
azalma yok” diye düşünerek basit idrar
ve kan testleriyle tanı konabilecek olan
böbrek hastalarının düzenli kontrollerini
yaptırmazlarsa hastalığa yakalanma riskleri
artıyor ve çoğu zaman geç dönemde bulgu
veren böbrek hastalıkları daha ileri evrelerde
farkediliyor. Diyabet ve hipertansiyon hastaları
ileride böbrek hastalığıyla karşılaşmamak
için hem kan şekerlerinin iyi gitmesine hem
de tansiyonlarının normal seyretmesine
dikkat etmeliler ayrıca yılda en az iki kez
böbrek hastalığı açısından kan ve idrar tahlili
yaptırmalılar.
6. Sigarayı bırakmak
Sigara bir çok hastalığa yol açtığı gibi böbrek
damarlarını etkileyerek böbrek hastalıklarını
da kolaylaştırmakta veya artırmaktadır. Sigara
içilmesi, idrarla albümin atılımını artırır, kan
basıncını yükseltir ve böbrek fonksiyonlarının
bozulmasına yol açar. Sigara içenler mesane
ve böbrek kanseri riskiyle karşı karşıyadırlar.
Sigaranın mutlaka bırakılması gerekir l
DOÇ. DR. YILDIZ KARDAŞ
ÜSKÜDAR DEVLET HASTANESİ / VALİDEBAĞ FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON POLİKLİNİĞİ
Masa başında
çalışırken
dikkat edilmesi
gerekenler
Günde sekiz saat
bilgisayar başında
çalışmak, diğer
birçok riskli işe
göre oldukça kolay
ve emniyetli bir
iş gibi görülebilir.
Ancak dikkat!
Eğer bir masada
tüm iş gününü
oturarak geçiren
biriyseniz, bel ve
boyun sorunları ile
karşılaşmanız an
meselesi…
Doç. Dr.
Yıldız Kardaş,
bütün gün masa
başında oturmanın
insan vücudu için
hiç de uygun bir
durum olmadığını
belirterek, bu
grup çalışanların
mesleki kas iskelet
sistemi hastalıkları
ile karşı karşıya
kalabileceklerini
söylüyor.
Kardaş, bazı ergonomik önlemler,
çalışma arası molalar ve yapılacak
basit egzersizlerle bu hastalıkların
önlenebileceğini belirterek,
şu bilgileri veriyor:
Sekreter, muhasebeci
ve bankacılar daha
fazla risk altında
Tüm gün masa başında hareketsiz bir
şekilde iş yapmak hem formunuz,
hem de sağlığınız açısından oldukça
tehlikeli durumlara yol açabilir.
Uzun süre oturmak
boyun, sırt ve
bel omurları üzerinde
ciddi bir yük oluşturur.
Bu nedenle sekreter,
bankacı, muhasebeci
gibi mesleklerde risk
daha fazladır.
Çalışma saatlerinin büyük bir kısmını
sandalyede oturarak, bilgisayar karşısında
çalışarak geçiren bu meslek grubu
insanlarda, özellikle bilek, dirsek, boyun,
bel ve sırt ağrıları çok fazla görülmektedir.
Tedaviden çok,
hastalığı oluşmadan
önlemek önemli
Sürekli aynı pozisyonda durmak, uzun süreli
klavye kullanmak ve sürekli tekrarlanan
fare hareketleri de, kas-iskelet sisteminde
tekrarlanan gerilim ve zedelenmelere
sebep olabilir Duruş bozuklukları,
bacaklarda varis, sırtta kamburluk, el, kol
ve omuzlarda sinir sıkışması ve karpal tünel
sendromuna kadar uzanan, daha birçok
rahatsızlık görülebilir. Bu hastalar için,
tedaviden çok hastalığın daha oluşmadan
önlenmesi önemlidir. Ergonomik önlemler,
çalışma arası molalar ve yapılacak basit
egzersizlerle bu hastalıklar önlenebilir.
Çalışma alanı
düzenlenmeli
Masa başında çalışırken sağlığımızı
korumak için, bazı gerçekleri bilmek ve
çalışma alanında çeşitli düzenlemeler
yapmak gerekir. Önce çalışma masasının,
sandalyenin ve bilgisayarın konumuna
dikkat etmeli; gerekirse kendi vücudumuza
göre düzenlemeler yapmalıdır.
Masa başı çalışanlar
için egzersizler
Egzersiz yapmak omurgayı ve omurgaya
destek veren yapıları güçlendirerek;
zorlanmayı ve yaralanma riskini azaltır,
duruşu düzeltir ve ağrıları azaltır.
Masa başı egzersizleri
diğer normal
egzersizlerden farklıdır.
Çok kısa sürede ve
zorlanmadan, dokulara
zarar vermeyecek
biçimde olmalıdır.
Ayrıca yaptığınız
işi de aksatmamalıdır.
Basit germeler,
eklem hareket açıklığı
ve kas güçlendirme
egzersizleri, hemen
masa başında,
kısa sürede ve işinizi
aksatmadan yapılabilir.
Doğru oturma
pozisyonu için
dikkat edilmesi
gereken noktalar:
*Birincisi, sandalyenin bel desteği
olmalıdır. Eğer sandalyenizde bu
şekilde bir destek yoksa, belinize bir
yastık koyabilirsiniz.
*Dikkat etmeniz gereken bir
diğer nokta da, el bileği ve dirsek
pozisyonunun 90 derecelik bir
açı oluşturmasıdır. Bunun için
bilgisayar ekranını klavye ve fareyi
düzenlemeniz gerekir.
*Bilgisayar ekranı başınız ile aynı
paralelde olmalıdır. Böylece boyun
gereğinden fazla yukarı bakmayacak
ya da aşağı eğik durmak zorunda
kalmayacaktır.
*Dizler 90 derecede, ayak tabanları
yerle tam temasta olmalıdır. Bunu
sağlamak için sandalyenin boyu
ayarlanabilir, ayarlanamıyor ise yere
bir platform konulabilir.
*Çalışma arası molalar verin.
Durmaksızın oturma süresi, yarım
saati geçmemelidir. Belirli aralarla
ayağa kalkarak dosyalama,
fotokopi çekme, içecek alma, vs.
gibi işlerinizi yapabilirsiniz. Telefon
konuşmalarını ayakta yapmak,
konuşurken gezinmek, sürekli
oturmaktan yavaşlayan dolaşımınızı
tekrar harekete geçirir Omurgamızı
esnetmeli, yürümeli, boyun ve
sırt germe-gevşeme egzersizleri
yapmalıyız.
Bazen küçük bir stres topu veya elastik
bir bant, hatta küçük bir pet su şişesi ile
egzersizler yapılabilir. Düzenli yapılan
egzersizler ile fiziksel güç ve esneklik
artarken, duruş bozukları ve stres azalır.
Basit masa başı
egzersizleri:
*Başınızı yavaşça, öne, arkaya ve yanlara
doğru yavaşça eğin, hafifçe gerdirip
dinlendirin. Her birini 3 kez tekrarlayın.
*Omuzlarınızı yukarı doğru üç saniye kadar
kaldırın. Bunu 10 defa tekrarlayın.
*Omuzlarınızı arkaya ve öne doğru daireler
çizer şekilde hareket ettirin.
10 kez tekrarlayın.
*Ellerinizi belinize koyup arkaya doğru
gerilerek kürek kemiklerinizi birbirine
yaklaştırın. 10 kez tekrarlayın
*Dirseklerinizi açın, gerdirin ve kapatın,
3 kez tekrarlayın.
*El bileklerinize sağa ve sola dairesel
hareketlerle çevirin. 10 kez tekrarlayın.
*Parmaklarınızı açıp kapayın,
10 kez tekrarlayın.
*Ayak bileklerinizi aşağı yukarı ve dairesel
hareketlerle çevirin. 10 kez tekrarlayın.
*Ayaktayken belinizi yanlara ve geriye
doğru hafifçe esnetin. 3 kez tekrarlayın.
*Her fırsatta kalkıp yürüyün, gezinin.
*Ancak daha iyi sonuçlar için iş yeri dışında
haftanın iki günü düzenli spor yapmanız
gerekir. En basit şekil ile bir saat kadar
tempolu yürüyüş kas iskelet sisteminizin
güçlenmesini ağrılarınızın azalmasına
yardımcı olur.
Özet olarak:
Masa başında
çalışanlar için diğer
faydalı alışkanlıklar:
*Oturma yerinin yüksekliğini, masa ve
ekran yüksekliğini, klavye ve farenin
yerlerini, kendi vücut ölçülerinize
uygun olarak ayarlayın.
*Derin nefes alın: Havadar bir yerde,
mesela pencere önünde derin nefes alıp bir
kaç saniye içinizde tutun. Sonra ağzınızdan
yavaşça bırakın. Bunu iki-üç kez tekrarlayın.
*Düzenli su için: Masanızda bir şişe su
bulundurmayı alışkanlık haline getirin.
*Düzenli olarak bol su için. Biten suyu
tekrar doldurmaya gitmeniz de ayrıca bir
yürüyüş ve egzersiz olacaktır.
*Dizlerinizde sorun yoksa asansör yerine
merdivenleri kullanın l
*Otururken belinizi destekleyin.
*Kol destekli sandalye kullanın.
*Monitörünüzü tam karşınızda ve
kol uzunluğu mesafesinde olmasını
sağlayın.
*Klavye ve farenizi aynı hizada tutun.
*Ekranın üst yüzeyi göz hizanızda
olsun.
*Düzenli egzersiz yapın.
*Uzun süre oturmayın, bahaneler
bulup arada ayağa kalkarak
iş yerinizde ufak turlar atın.
Tuşlamadan önce
112 kez düşünün!
112
İstanbul’da 112 Acil
hattına bir günde
ortalama 62 bin
çağrı geliyor.
2013 yılındaki
toplam çağrı sayısı
yaklaşık 23 milyon.
Fakat ne yazık ki
gelen çağrıların
%80’i asılsız
ihbarlar...
İstanbul 15 milyona yaklaşan nüfusuyla
dünyadaki en kalabalık metropoller
arasında yer alıyor. Acil sağlık hizmetinin
etkili sunumunda, kalabalık nüfus ve trafik
problemine ek olarak bilinçsiz vatandaşların
112 acil numarasını gereksiz yere meşgul
etmeleri hayati öneme sahip bu hizmetin
bazı durumlarda sekteye uğramasına yol
açıyor. Hal böyleyken komuta merkezindeki
görevliler birbirinden ilginç ve bir o kadar
da düşündürücü çağrılarla karşılaşabiliyor.
Öyle ki yeni aldığı cep telefonunu denemek
ya da sohbet amaçlı arayan veya kafasına
takılan bir sorunun cevabını almak için
112 acil numarasını tuşlayan kişiler, o anda
gerçekten acil tıbbi yardıma ihtiyaç duyan
bir hastanın hayatını kaybetmesine neden
olabiliyor.
2013 yılında 112 Acil
hattına gelen yaklaşık
23 milyon çağrının
18 milyonu bu
numarayla alakası
olmayan ve sisteme
yük getiren çağrılar.
Hattın gereksiz
aranmasına karşılık
alınması planlanan
tüm önlemler veya
uygulanacak cezaların
yanısıra asıl sorumluluk
aslında kişlerin
vicdanlarına düşüyor.
112 Acil numarası
ne zaman aranmalıdır?
112 Acil numarası; bilinç kaybı, göğüs
ağrısı, nefes alma güçlüğü, nefes borusu
tıkanıklığı, yaralanmalı trafik kazası, ateşli
silah yaralanması, ciddi yanıklar, nöbet
geçirme (havale, sara krizi), suda boğulma,
yüksekten düşme, koma ve benzeri
durumlar, zehirli hayvan ısırıkları ve güneş
çarpmaları gibi durumlarda aranmalıdır.
Acil bir durum
meydana gelip,
1-1-2 yi tuşladığınızda
ne yapmalısınız?
Yapmanız gereken ilk şey öncelikle sakin
olmak ve net ifadelerle konuşmak.
Ardından tam olarak yerinizi tarif edin.
Mektup adresinizin yanında etrafınızda
bulunan cami,okul, karakol gibi yerler
üzerinden tarif yapmanız acil yardım
personelinin vaka yerini bulmasını
kolaylaştıracaktır. Çağrınızı karşılayan
personele kazanın geldiği yerdeki hasta
veya yaralı sayısını bildirin ve basit
tanımlamasını yapın. Hastanın bilinç
durumu, nefes alıp almadığı, göğüs ağrısı
veya kanamasının olup olmadığı hakkında
bilgi verin ve 112 görevlisi size aksini
söylemedikçe telefonu kapatmayın l
DYT. ÖZNUR GÜVEN
ŞİŞLİ HAMİDİYE ETFAL EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ /
ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARI POLİKLİNİĞİ
Metabolizmayı
hızlandırmanın
10 etkin yolu
İlerleyen yaşla
birlikte
metabolizmamız da
yavaşlamaya başlıyor
ve bunun sonucunda
daha kolay kilo alır
hale geliyoruz.
Bununla birlikte
yaptığımız hatalı
diyetler, hareketsiz
bir yaşam sürmek,
kilomuz, çeşitli
hastalıklar ve
genlerimiz de
metabolizmamızın
yavaş çalışmasında
rol oynayan önemli
faktörleri oluşturuyor.
Her bireyin
metabolizma hızının
farklı olduğunu
söyleyen Dyt.
Öznur Güven,
beslenme ve yaşam
alışkanlıklarımızda
yapacağımız bazı
değişikliklerle
metabolizmanızı
hızlandırabileceğimizi
belirtiyor.
Dyt. Güven
metabolizmanızı
hızlandırmanın
püf noktalarını
şöyle sıralıyor.
Her bireyin metabolizma hızı farklıdır.
Bazal Metabolizma Hızı dediğimiz kavram,
istirahat durumunda vücudun harcamış
olduğu enerji miktarı demektir. Buna gün
içerisindeki aktivitelerde eklenince enerji
harcaması artmaktadır. Metabolizma hızı
yaş ilerledikçe azalmaktadır. 30 yaşını
geçtikten sonra bu hız her yıl %1 kadar
azalmaktadır. Ancak metabolizma hızını
artırmanın, bununla baş etmenin farklı
yolları vardır.
Metabolizma hızınızın düşük olması; halsiz
hissetmenize, düşük tansiyona, sürekli
üşümeye ve kuru bir cilde neden olur.
Bunun yanında düşük bir metabolizma,
hangi diyeti ya da beslenme düzenini
denerseniz deneyin, kilo vermenizi
yavaşlatan veya engel olan faktörlerden
biridir. Metabolizmayı hızlandırmak kilo
problemi olan herkesin hayalidir. Her ne
kadar yaşınızı, cinsiyetinizi ve genlerinizi
kontrol edemeseniz de, metabolizmayı
hızlandırmanın bazı yolları vardır. İşte
bunlardan bazıları:
1- Bol su için:
Su vücudun olmazsa olmazıdır, bedeniniz
işlevselliğini devam ettirebilmek için
suya ihtiyaç duyar. Hatta hafif susuz
iseniz metabolizmanız yavaşlayabilir.
Bir çalışmada günde 8 bardak su içen
kişilerin vücutlarının yakmış olduğu
kalorinin 4 bardak içenlere göre daha
fazla olduğu gösterilmiştir. Her öğün
öncesi su içmek gerektiğini ve gün
içerisinde alınan sıvı miktarına taze
sebze ve meyvelerin de katkı sağladığını
unutmadan bunları da günlük beslenme
programınızda bulundurmanız önemlidir.
2- Kas kitlesini arttırın
Kas kitlesi, kalori yakımı ile doğru
orantılıdır. Gün içerisinde yapılacak
düzenli egzersiz ile kalori yakımını iki
katına yakın arttırabilirsiniz. Egzersizin
düzenli yapılması buradaki en önemli
unsurdur. Çünkü yapmış olduğunuz
egzersizde o anda yakılan kaloriden
çok, metabolizmanın aktif olarak sürekli
çalışması daha önemlidir. Uzun süre ama
daha orta tempo ile yapılan egzersizin,
hızlı tempo ile daha kısa süre yapılan
çalışmalara göre daha verimli sonuçlar
vereceğini de unutmamalısınız.
3- Asla aç kalmayın
Kilo kaybederken asla aç kalınmamalı,
diyete saati ve porsiyonları ile
uyulmalıdır. Aksi takdirde metabolizma
yavaşlayacaktır. Açken yağ hücreleri
isyan bayraklarını çeker, metabolizma
yavaşlar, kas kaybı başlar.
4- Yeterli lif alın
Lifler vücudun süpürgesidir. Toksinleri
atar, tok tutar, yağ emilimini azaltır.
Kan şekerini dengeler. Fazla lif tüketimi
önemlidir.. Bol lifli besinlerle arttırmak
metabolizma hızını arttıran faktörlerden
biridir.
5- Yeşil çay için
Yeşil çay kateşin ve kafein içeriği
nedeniyle metabolizmanın birkaç
saat hızlanmasını sağlamaktadır.
Araştırmalarda; egzersiz yapılmadan
önceki zaman aralığında 2-4 bardak su ile
2 bardak yeşil çay tüketmenin, egzersizde
%17 daha fazla kalori yakılmasını
sağladığı gözlenmiştir
6- Mutlaka
kahvaltı yapın
Kahvaltı günün en önemli öğünüdür.
Kahvaltı edilmediğinde, vücuda açlık
çektiğinize dair mesaj gönderilir. Böylece
metabolizmanız, vücudunuzu korumak
adına yavaşlar. Kahvaltıyı yapmayanlarda
obezite sıklığı, yapanlara oranla 4 kat
fazladır.
7- Baharat kullanın:
Baharatların metabolizmayı hızlandırdığı
bilinmektedir. Kırmızı biber veya diğer
baharatların toplamda ortalama bir
çorba kaşığı kadar yemeğe eklenmesi
metabolizma hızınızı arttırır.
8- Öğün atlamayın
Öğün atlamadan, ara öğün yaparak
düzenli beslenmenin metabolizma
hızını arttırdığı bilinen bir gerçektir. Ara
öğünleri de beslenme programınıza
dahil edin. Öğünlerin arasının uzun süre
açlık ile geçmesi metabolizma hızınızın
yavaşlamasına neden olur. Bu nedenle
sağlıklı ara öğün alternatifleri ile hem
metabolizmanız hızlanacaktır hem de bir
sonraki ara öğünde kalori alımı düşecektir.
Ara öğünlerde glisemik indeksi düşük
besinler ve meyve tüketimi önemlidir.
9- Yeterli
protein tüketin
Proteinli besinlerin termojenik etkileri
karbonhidrat ve yağlara göre daha
yüksektir. Yani proteinli besinler
sindirilirken vücudumuz daha fazla kalori
harcar. Bu durumda metabolizmanızın
daha hızlı çalışmasını sağlar. Protein
içeriği yüksek olan balık, tavuk, hindi,
yağsız et, yumurta, süt ve ürünlerini
günlük beslenmemizde arttırmak
önemlidir.
10- Kilo verdirdiği
iddia edilen
ürünlerden uzak
durun
Hızlı kilo vermeyi sağlayacak besin
destekleri asla kullanılmamalıdır. Bunlar
hızlı kilo vermemize büyük oranda yardım
ettikleri iddiasıyla kafa karıştırabilir ancak
karaciğer ve böbrek harabiyeti gibi çok
ciddi yan etkileri vardır. Güvenilirlikleri
yoktur, kalıcı kilo kaybı sağlamaz ve
metabolizma hızını yavaşlatırlar l
UZM. DR. YASEMİN DURDU
EYÜP DEVLET HASTANESİ / ENFEKSİYON HASTALIKLARI VE KLİNİK MİKROBİYOLOJİ UZMANI
Evlilik öncesi
bu testleri
mutlaka yaptırın!
Uzm. Dr.
Yasemin Durdu,
evlilik öncesi
yapılan testlerin
çiftlerin sağlık
durumları ve kalıtsal
hastalıkları
konusunda
önemli bilgiler
ortaya koyduğunu
belirterek, bu
taramaların ihmal
edilmemesi
gerektiğini söyledi.
Evlilik öncesi
yapılan testlerin
aynı zamanda
yasal bir zorunluluk
olduğunu hatırlatan
Durdu, bu testler
sayesinde
birçok hastalığın
bulaşabilmesinin
ya da
önlenebilmesinin
mümkün
olabildiğine
işaret etti.
Durdu, konu
hakkında şu
bilgileri verdi:
Bu vesile ile evlenme
öncesi birçok bulaşıcı
hastalığın taraması
yapılabilmektedir.
Evlenmeye engel olan
hastalıklar
Lepra (Cüzzam),
Sifiliz (Frengi),
Gonore (Bel soğukluğu),
Yumuşak Şankır
ve Tüberkülozdur
(Verem). Bu
hastalıkların tespiti
halinde rapor verilmez,
tedavisi sonrası sağlık
raporu düzenlenir.
Aile, toplumun çekirdeğidir. Evlilik akdi ile
temeli atılan bu birimin sağlıklı olabilmesi
için çeşitli kanun ve yönetmelikler ile
koruma altına alınmıştır.
Bazı hastalıklar
evlenmeye engel
teşkil ediyor
Türk Medeni Kanunun (TMK) 136. maddesi
gereği evlenecekler çiftler, evlenmeye
engel hastalığının bulunmadığını gösteren
sağlık raporunu evlendirme memurluğuna
vermek zorundadır.
Yine evlilik öncesi taraması yapılan ancak
evlenmeye engel olmayan
bulaşıcı hastalıklar Hepatit B, Hepatit
C ve HIV/AIDS tir. Aynı şekilde genetik
geçişi olan özellikle Akdeniz anemisi için
Hemoglobin Elektroforezi yapılmaktadır.
Eşlerden birisinde tespiti halinde diğer
eşe de test yapılıp, hastalık hakkında
bilgilendirme yapmak üzere Hematoloji
uzmanına yönlendirilmelidir.
Çıkan sonuca göre
evlenecek çiftlere
danışmanlık hizmeti
veriliyor
TMK 133. maddesi gereği akıl hastalığı olan
kişiler evlenmelerinde sakınca olmadığını
gösteren sağlık raporuyla anlaşılmadıkça
evlenemezler. Bahsi geçen testler
evlenme öncesi danışmanlık için bir temel
oluşturabilmektedir.
Evlenme öncesi danışmanlık aslında
oldukça geniş bir konudur. Evlilik öncesi
danışmanlık ile toplumum çekirdeği olan
ailenin sağlıklı bir başlangıç yapabilmesi
hedeflenmekte, önlenebilir olan bazı
hastalıklar için tarama testleri ve sağlıklı
bir aile yaşamı için bilgi aktarılmaktadır.
Bulaşıcı hastalıklar, genetik geçişli
hastalıklar, akıl sağlığı, kan uyuşmazlıkları,
üreme sağlığı, sağlıklı gebelik, gebelikten
korunma, çocuk yaşta evlilik, akraba evliliği
hakkında danışmanlık almak şeklinde
çeşitlendirmek mümkündür.
Evlilik öncesi yapılan kan testleri HBs Ag,
Anti HCV, Anti HIV, VDRL’dir. HBs Ag
pozitif ise bu Hepatit B virüsünü taşıdığınızı
gösterir. Bir sarılık virüsüdür. Kan ve
cinsel yolla bulaşan bir hastalık olup diğer
eşin aşılanması durumunda herhangi
bir problem teşkil etmez. HBs Ag pozitif
kişinin ise Enfeksiyon Hastalıkları veya
Gastroenteroloji Uzmanı tarafından düzenli
takibi gerekir. Anti HCV pozitif ise bu kişinin
HCV virüsü ile karşılaştığını gösterir.
Bir sarılık virüsüdür. Aşısı yoktur.
Kan ve cinsel yolla geçebilir. Enfeksiyon
Hastalıkları veya Gastroenteroloji Uzmanı
tarafından düzenli takibi gerekir. Anti HIV
pozitifliği durumunda kişinin HIV virüsü
(AİDS virüsü) ile karşılaştığı manasını taşır.
Kan ve cinsel yolla geçer. Aşısı yoktur.
Pozitif kişinin Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı
tarafından takibi gerekir.
Bu saydığımız hastalıklar evlenmeye engel
teşkil etmemektedir. VDRL pozitifliği ise
kişinin Frengi olabileceğini gösterdiği gibi
yalancı pozitiflik dediğimiz yanı frengi dışı
durumlarda da olabilir. Bu durumda TPHA
dediğimiz test ile teyit edilir.
Pozitif olduğunda frengi için tedavi aldıktan
sonra evlenmelerine müsaade edilir.
Talesemi taraması da
yapılmalı
Yine evlenme öncesi yaptığımız diğer
bir tetkik de akciğer filmidir. Aktif
spesifik lezyon varlığında yani bulaştırıcı
tüberküloz varlığında çiftler ancak uygun
tedaviyi aldıktan sonra evlenebilirler.
Başka yaptığımız testlerden biri ise
Hemoglobin Elektroforezidir. Eşlerin birisine
uygulanmaktadır. Her iki eşte pozitif olduğu
durumda Talasemi hastası bir çocuk
doğurabileceğiniz anlamına gelmektedir.
Talasemi, Akdeniz Anemisi olup genetik
geçişli bir hastalıktır. Sadece bir eşte pozitif
ise Talasemi taşıyıcılığı olan bir çocuk
doğurabileceğiniz anlamına gelip, taşıyıcılık
hayatla bağdaşan bir hastalıktır.
Kan uyuşmazlığı riski
önceden belirlenebilir
Zorunlu testler arasında olmayıp sıklıkla
yapılabilen testler arasında da kan
grubu tetkiki vardır. Annenin Rh negatif,
babanın Rh pozitif olduğu durumlarda
ileriki gebeliklerde kan uyuşmazlığı riski
vardır. Evlenmeye engel olmayıp gebelik
takiplerinde değerlendirilmesi yapılır.
Bu saydığımız testler önlenebilir, genetik
geçişli, kan veya cinsel yolla bulaşabilen
birçok hastalık için kapsayıcıdır ancak diğer
birçok bulaşıcı, genetik geçişli hastalığı
içermediği de akılda bulunmalıdır l
İnternette sağlık
ne kadar sağlıklı?
İnternet teknolojisi,
hızla gelişiyor.
Dünya üzerinde
saniyede Google’da
2 milyon arama
yapılırken,
Facebook’ta 684 bin
içerik, Twitter’da
ise 100 bin tweet
paylaşılıyor.
Bu kadar aktif
bir mecra olan
internet şüphesiz ki
sağlık alanında da
azımsanamayacak
bir öneme sahip.
Adwords.google.
com bilgilerine göre
Türkiye’de ‘hastane’
kelimesinin aylık
aranma sayısı
11 milyon, ‘doktor’
kelimesinin aranma
sayısı ise yaklaşık
3 milyon civarında…
Sosyal medya sayesinde aktif bilgi
tüketicilerine dönüşen hastalar, hastalıkları
ile ilgili birçok bilgiyi arama motorları,
forumlar ya da bloglar üzerinden
edinebiliyor.
Hatta doktor tarafından verilen ilaç
hakkında internette bulduğu doğruluğu
tartışılabilecek bir bilgi üzerinden tedavisini
yeniden şekillendirebiliyor. Hal böyle
olunca da ilk bakışta sorunsuz gibi görünen
internet, bilgilerin sağlık temelli güvenilirliği
yönünden çok önemli bir soru işareti olarak
karşımıza çıkıyor.
Birbirinden kopyalanarak, internet reklamı
almak için kurulmuş, bilimsel değeri
olmayan yazıların yer aldığı internet
siteleri halk sağlığı için potansiyel bir
tehlike konumunda. Aynı bilgiyi birden
fazla internet sitesinde bulan kullanıcı, bu
bilgilerin kendisine zarar getirebileceği
riskini göremeden bu yanlışlığın içine
düşebiliyor.
İnternet üzerinden
sağlık pazarlanıyor
Kullanıcı davranışlarını ölçümleme amacıyla
yapılan bir araştırmaya göre kişilerin
yüzde 80’i internette merak ettikleri bir
başlıkla alakalı araştırma yaparken arama
motorunun ilk 4 sırada gösterdiği internet
sitelerine girmektedir.
Otlarla, bitkisel kürlerle
tedavi ettiğini öne
süren bir takım kişiler,
maalesef hekimler
ya da hastanelerden
önce davranıp hepatit,
diabet, sarılık,
tüp bebek, kalp
hastalığı gibi
vatandaşın aradığı
hedef noktaya yönelik
isim haklarının çoğunu
almış durumdadır.
Hasta veya hasta yakını internette araştırma
yapmaya başladığında ilk olarak bu sitelere
rastlamakta ve bilimselliği tartışılır birtakım
sözde tedavi yöntemlerine başvurmaktadır.
Bunun haricinde evlilik, beslenme, diyet,
egzersiz, ruhsal sorunlar gibi konularda
kendilerini sağlık koçu olarak tanıtanlar
kişisel siteleri veya Facebook ve Twitter gibi
sosyal paylaşım siteleriyle halka rahatlıkla
ulaşabilmektedir.
Bilginin doğruluğu
mutlaka sorgulanmalı
Tüm bu sorunların önüne geçebilmek
için hem halkımıza hem de sağlık
çalışanlarımıza sorumluluk düşmektedir.
Kişi internette araştırma yaparken bilginin
doğruluğunu sorgulamalı ve de konunun
uzmanı bir hekim ile temas kurulmalıdır.
Dernekler, üniversiteler, resmi kurumlar,
eğitim-öğretim işiyle uğraşan tüm sağlık
çalışanları ise web sitesi yayınlamak
yanında, bu sitenin çok tıklanan bir site
haline gelmesi için gerekli olan inceliklere
dikkat etmeli ve tabiri caizse meydanı boş
bırakmamalıdır l
UZM. DR. UMUT KAYTANLI
ZEYNEP KAMİL KADIN VE ÇOCUK HASTALIKLARI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ /
ÇOCUK PSİKİYATRİSİ POLİKLİNİĞİ
Dikkat eksikliği
ve hiperaktivite
bozukluğunu
tanıyor musunuz?
Çocuk ve ergenlerde
gözlenen aşırı
hareketlilik, dikkat
sorunları ve istekleri
erteleyememe
gibi belirtiler
“Dikkat Eksikliği
ve Hiperaktivite
Bozukluğu”
göstergesi olabilir.
“Hareketli çocuk zeki
çocuktur ”, “Enerjisi
fazla geliyor,
bırakın koşsun”,
“Büyüyünce
düzelir” şeklindeki
yanlış inanışların
bu bozukluğun
tanınmasını
ve bir uzmana
danışılmasını
geciktirdiğini ifade
eden Uzm. Dr.
Umut Kaytanlı,
bozukluğun
biyolojik
özelliklerine dikkat
çekerken şunları
söylüyor:
Genetik geçişi olan
bir bozukluk
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
(DEHB) gelişim düzeyine göre aşırı
hareketlilik, dikkati sürdürmede ve dürtü
denetiminde güçlük ile karakterize
olan, erişkinlik çağında da gözlenen
nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Toplumda
görülme oranı %5-7 arasında değişmekte
olup, erkeklerde kızlara oranla 3 ila
5 kat daha sık gözlenmektedir. DEHB olan
bireylerin kardeşlerinde benzer belirtiler
topluma göre 2 ila 3 kat, anne-babalarında
ise 2 ila 8 kat daha fazladır. Tek yumurta
ikizlerinde her iki çocukta da DEHB
görülme oranı %80-90 civarındadır.
Bu bozukluğun ortaya çıkışında etkili olan
nedenler tam olarak bilinmemektedir.
Yapılan araştırmalarda DEHB’nin kalıtımsal
özellikler, çeşitli çevresel etkenler ile
beyindeki yapısal ve işlevsel farklılıklar
nedeniyle ortaya çıktığı üzerinde
durulmaktadır.
Belirtileri 3 ayrı
başlıkta toplanıyor
DEHB’de gözlenen belirtiler şu şekilde
sıralanabilir:
a) Aşırı hareketlilik: Çocukta gözlenen
hareketlilik yaşıtlarına oranla belirgin olarak
daha fazla ise aşırı hareketlilik olarak
değerlendirilir.
1. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır
ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.
2. Çoğu zaman sınıfta ya da oturması
beklenen diğer durumlarda oturduğu
yerden kalkar.
7. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri
ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri
kaybeder. (Örneğin oyuncaklar, okul
ödevleri, kalemler, kitaplar ya da
araç-gereçler)
8. Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla
kolaylıkla dağılır.
9. Günlük etkinliklerde çoğu zaman
unutkandır.
Tanı konmasında
ders başarısı ve
davranış özellikleri
belirleyici oluyor
DEHB tanısının konabilmesi için belirtilerin
gelişim düzeyine göre beklenenden daha
şiddetli olması, birden fazla ortamda
gözleniyor olması (örneğin hem evde
hem de okulda gözleniyor olması), bireyin
yaşamını olumsuz yönde etkiliyor olması,
işlevsel bozulmaya yol açan belirtilerden
bazılarının 7 yaş öncesinde başlamış olması
ve en az 6 aydır devam ediyor olması
gerekmektedir.
3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda
koşuşturup durur ya da tırmanır.
(Ergenlerde ya da erişkinlerde öznel
huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir)
DEHB tanısı, klinik bir tanı olup tanıyı
kesinleştirmek için kullanılan herhangi bir
laboratuvar tetkiki ya da özgün bir belirteç
bulunmamaktadır.
4. Çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş
zamanları geçirme etkinliklerine katılma
ya da oyun oynama zorluğu vardır.
Tanı, psikiyatrik
muayenenin yanı
sıra aile ile yapılan
görüşmeler, çocuk
okul çağında ise
çocuğun ders
başarısı ve davranış
özellikleriyle ilgili olarak
öğretmeninden alınan
bilgiler, değerlendirme
ölçekleri ve bir takım
nöropsikolojik testlerin
sonuçları ışığında
konur.
5. Çoğu zaman hareket halindedir ya da
bir motor tarafından sürülüyormuş
gibi davranır.
6. Çoğu zaman çok konuşur.
b) Dürtüsellik:
1. Çoğu zaman sorulan soru
tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.
2. Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü
vardır.
3. Çoğu zaman başkalarının sözünü
keser ya da yaptıklarının arasına girer.
(Örneğin başkalarının konuşmalarına ya da
oyunlarına burnunu sokar)
İstekleri erteleyememe, acelecilik,
düşünmeden hareket etme gibi belirtiler
dürtüsellik sorunları olduğunu düşündürür.
c) Dikkat eksikliği:
1. Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara
veremez, okul ödevlerinde, işlerinde ya da
diğer etkinliklerinde dikkatsizce
hatalar yapar.
2. Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya
da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.
3. Doğrudan kendisine konuşulduğunda
çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.
4. Çoğu zaman yönergeleri izlemek ve okul
ödevleri, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki
görevleri tamamlayamaz.
5. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve
etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.
6. Çoğu zaman sürekli zihinsel çabayı
gerektiren görevlerden kaçınır, bunları
sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı
isteksizdir.
Okul öncesi dönemde
gözlenen DEHB
belirtileri farklılık
gösteriyor
DEHB tanısı almış çocukların anneleri
sıklıkla çocuğun henüz anne karnındayken
hareketli olduğunu belirtmektedirler.
Doğum sonrası dönemde ise ilk fark edilen
bulgu aşırı hareketlilik olup bu çocuklar
anne-babaları tarafından uykuya dalmakta
zorlanan, az uyuyup çabuk uyanan,
huzursuz, zor sakinleşen ve kucağa
alınmaktan hoşlanmayan çocuklar olarak
tanımlanırlar.
dopamin, noradrenalin gibi bazı maddelerin
salınmasını etkilerler. İlaç tedavisiyle dikkati
toplama ve sürdürmede artış ile birlikte
okul başarısında artış, dürtü kontrolü,
hareketlilikte azalma, davranış sorunlarında
ve sosyal sorunlarda azalma, kendine
güvende artış sağlanır. Böylece tedavi
öncesinde bireyin hayat kalitesini bozan
durumlarda belirgin bir iyileşme gözlenir.
İlaçlar büyüme ve
gelişim geriliğine
sebep olmaz
Uyarıcı ilaç tedavisinin başlıca yan etkileri
arasında iştahsızlık, baş ağrısı, karın ağrısı,
uykusuzluk sayılabilir. İlaç tedavisinin
kesilmesini gerektiren durumlar oldukça
nadirdir.
Okul öncesi dönemde dikkat eksikliği
bulguları ön planda olmayıp, hareketlilik ile
birlikte daha çok istekleri erteleyememe,
anında yapılmasını isteme, sık oyun
değiştirme gibi dürtüsel özellikler gözlenir.
Ayrıca başka çocuklara zarar verme,
bağırma, oyuncaklarını ellerinden alma
gibi saldırgan davranışlar gözlenebilir.
Kreşteyken sıra bekleyememesi,
kurallara uymada güçlük çekmesi, sık
oyun değiştirmesi, arkadaşlarına zarar
vermesi gibi nedenlerle yaşıtları tarafından
dışlanabilir.
Okul çağında gözlenen
DEHB belirtileri daha
belirleyici oluyor
Okul çağındaki çocukta sınıfta oturamama,
dikkatini toplayamama ve etrafla ilgilenme,
söz hakkı almadan soruları yanıtlama,
arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşama,
ödevlerini uzun sürede yapma ve
tamamlamakta güçlük çekme, sınavlarda
dikkatsizce hatalar yapma, ders
araç-gereçlerini eksik getirme ya da
kaybetme gibi belirtiler gözlenir.
Ergenlik döneminde
hareketlilik azalıyor
Ergenlik döneminde gözlenen belirtilere
örnek olarak hareketlilikte kısmen azalma,
okul başarısında ciddi sorun yaşama,
aile, arkadaş ve öğretmenlerle ilişkilerde
sorunlar yaşama, benlik saygısında azalma
ve depresyon, değişken duygudurum,
aniden öfkelenme ya da neşelenme, yasal
sorun yaratabilecek tehlikeli ve
riskli davranışlar gibi belirtiler verilebilir.
Erişkinlik döneminde
uyum problemleri
daha da artıyor
Erişkinlik döneminde uzun süre gazete,
kitap okuyamama, televizyon izleyememe,
dikkat dağınıklığı, belli bir işe uzun
süre konsantre olamama, unutkanlık,
söylenenleri ya da günlük işleri akılda
tutamama, işleri bitirme ve düzenlemede
yetersizlik, sorun çözme ve zamanı
kullanmada güçlük çekme, hedeflerine
ulaşamadığını düşünme, sık iş değiştirme,
duygulanımda değişkenlik, aniden
öfkelenme, sosyal ilişkilerde sorun yaşama,
evlilik sorunları, alkol-madde bağımlılığı gibi
belirtiler gözlenir.
Dikkat eksikliği ile
birlikte görülen başka
hastalıklar var mı?
DEHB, Karşıt Olma-Karşı Gelme
Bozukluğu, Davranım Bozukluğu, Özgül
Öğrenme Bozuklukları, Kaygı Bozuklukları,
Uyku Bozuklukları, Tik Bozuklukları,
Depresyon, Enürezis (idrar kaçırma) ve
Enkoprezis (kaka kaçırma) ile birliktelik
gösterebilmektedir.
Tedavide çok yönlü bir
yaklaşım sergilenmeli
DEHB tedavisinde ilaç tedavisinin yanı sıra
çeşitli psikososyal girişimleri içeren çok
yönlü bir tedavi yaklaşımı gerekmektedir.
DEHB’de en etkin yöntem ilaç tedavisidir.
Tedavide en etkili ilaçlar uyarıcı ilaçlardır.
Bu ilaçlar, beynin davranış ve dikkatin
düzenlenmesinde görevli bölgelerinde
Yapılan çalışmalarda
uyarıcı ilaç tedavisinin
büyüme-gelişme
geriliğine yol açmadığı
belirtilmektedir.
Tedaviye başlanmadan
önce uzman hekim
gerekli gördüğü
takdirde bazı tetkikler
isteyebilir.
İlaç tedavisinin ne kadar süreceği hastanın
özellikleriyle yakından ilişkilidir. Kimi
hastaların uzun yıllar boyunca tedavi alması
gerekebilmektedir.
Dikkat eksikliği ilaçları
bağımlılık yapmaz
Halk arasında, DEHB’de tedavisinde
kullanılan uyarıcı ilaçların bağımlılık yaptığı
ile ilgili yanlış inanışlar mevcuttur. Yapılan
bazı çalışmalarda tedavinin, DEHB tanısı
alan bireylerde normal popülasyona göre
daha sık gözlendiği bildirilen alkol-madde
bağımlığına karşı koruyucu olabildiği
bildirilmekle birlikte bu konu ile ilgili daha
fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
DEHB tedavisinin diğer parçası olan
psikososyal girişimler ise bozukluğun
doğası ve belirtilerle başa çıkma
yöntemleri hakkında aile ve öğretmenlere
yönelik bilgilendirme ve eğitimler, ev
ve okul ortamında yapılacak çeşitli
düzenlemeler, davranış kontrol becerilerinin
geliştirilmesine yönelik terapiler ile iletişim
becerilerinin artırılmasına yönelik eğitimler
gibi yöntemleri kapsamaktadır.Sonuç
olarak DEHB’de kimi bulgular yaşla birlikte
azalma eğilimi gösterse de DEHB tanısı
alan çocuğun günlük hayatta yaşadığı
gerek akademik, gerek sosyal sorunlar
göz önünde bulundurulduğunda bu
bozukluğun yönetiminde en doğru yaklaşım
ilaç tedavisine ek olarak yukarıda saydığım
psikososyal girişimler eşliğinde bir yol
izlemek olacaktır l
Sağlıklı Yürüyüş Rotaları
İstanbul’un nefesi:
Belgrad Ormanı
çıkmadan doğanın keyfini yaşamak
isteyenler için en iyi alternatiflerin başında
geliyor. İlkbahar ve sonbahar aylarının
haftasonlarında yaklaşık 30 bin kişiyi
ağırlayan orman, sadece temiz havası
için değil özellikle sabah saatlerindeki
sessizliğiyle de doğa yürüyüşü yapmak
isteyenler için ideal alanlardan biri olarak
gösteriliyor. 5.300 metrekarelik bir alana
yayılan Belgrad Ormanı’ nda 450’ ye
yakın bitki türü yaşıyor. Hakim ağaç türü
olan meşe genel orman alanının %75’ ini
kaplıyor. Kuzeye bakan yamaçlarda kayın
ve içlerde gürgen ve güney yamaçlarında
kestane ağaçlarına rastlanıyor.
Hem şehrin içinde
hem de dışında
olmak diye bir terim
vardır ya,
tam da bu
tanımlamaya uyan
bir yerdir
Belgrad Ormanı...
Beton ve asfalt
görmekten bıkıp
kendini doğaya
bırakmak isteyen
bir çok İstanbullu
için adeta bir kaçış
mekanıdır orası…
Adını Kanuni Sultan Süleyman’ın Sırbistan
Seferi dönüşü beraberinde getirdiği
esirlerin yerleştirildiği Belgrad Köyü’nden
alan Belgrad Ormanı, İstanbul’un dışına
Osmanlı döneminde
kentin en önemli
su deposu
konumunda olan
Belgrad Ormanı’nın bu
özelliğini çevresindeki
bentler ve kanallarla da
hissetmek mümkün.
Bugünkü koşullarla
İstanbul’un sadece
2-3 günlük su ihtiyacını
karşılayabilen
Belgrad Ormanı’nda
doğa yürüyüşünün
haricinde, karnınız
acıktığında getirdiğiniz
kumanyaları ahşap
masalar üzerinde
yiyebileceğiniz
alanlarda mevcut.
Ulaşım; araçla da,
toplu taşımayla da
çok kolay ve rahat
Ulaşım açısından avantajlı bir konumda
bulunan Belgrad Ormanı’na özel araçla da
toplu taşıma ile de rahatlıkla ulaşılabiliyor.
Özel araçla gidecekler için LeventMaslak- Bahçeköy ya da Kemerburgaz
istikametlerinden giriş yaptıktan sonra
tabelalar yön gösteriyor. Toplu taşıma
kullanacaklar ise Hacıosman’dan kalkan
42HM, Taksim’den kalkan ve sahili dolaşan
42T ve Zincirlikuyu’dan kalkan 42M hat nolu
İETT otobüslerini tercih edebilirler.
İçinde 11 farklı
tabiat parkı var
Belgrad Ormanı’nın içinde 11 adet tabiat
parkı bulunuyor. Şimdi onlar hakkında
kısaca bilgi edinelim..
Neşet Suyu Tabiat Parkı: Adını Belgrad
Ormanı’nın ıslahı için çok gayret gösteren
Müderris Neşet Bey’den alan ve de mesire
yeri olarak da hizmet veren Neşetsuyu
Tabiat Parkı’nda 6.5 kilometrelik bir
yürüyüş parkuru bulunuyor. Piknik yapmak
isteyenler için de alan bulunan mekan
konumu nedeniyle diğer parklardan daha
yoğun olabiliyor.
Ayvad Bendi Tabiat Parkı: Yaklaşık 14
metrelik yüksekliğe sahip Ayvad Bendi’nin
etrafındaki su toplama havzası ormandaki
en güzel yerlerden biri. Amatör fotoğrafçılar
açısından iyi kareler yakalanabilecek bir yer
olmasının yanısıra piknik ve dinlenme için
de idealdir.
Bentler Tabiat Parkı: Osmanlı Dönemi’nde
şehrin su ihtiyacını karşılamak için birbiri
ardına inşa ettirilen Topuzlu Bendi
(1750) Valide Bandi (1796) ile 2. Sultan
Mahmut Bendi (1839) buradadır. Ormanın
derinliklerine kadar uzanan yürüyüş
parkurları ve dağ bisikleti ile gezinti
yapılabilecek patika yollar her mevsim ayrı
güzellikler sunar.
Binbaşı Çeşmesi Tabiat Parkı: Yürüyüş
parkuru ve oturma mekanları bulunan alan
adını Osmanlı Dönemi’nde askerlerinin su
ihtiyacını karşılamak için geceden sabaha
kuyu kazıp, su çıkaran bölük komutanı
binbaşıdan alır.
Falih Rıfkı Atay Tabiat Parkı: Ahşap
oturma mekanları ile donatılmış alan ve
içerisindeki mini futbol sahası ziyaretçilerin
ilgisini yaz kış çekiyor.
Eğer şanslıysanız bitişiğinde bulunan geyik
üretme sahasındaki geyikleri görebilirsiniz.
Fatih Çeşmesi Tabiat Parkı: Ormandaki
en son ziyarete açılan parklardan biridir.
Adını Fatih Sultan Mehmet adına vakfedilen
çeşmeden alır.
Kurtkemeri Tabiat Parkı: Belgrat
Ormanı’nın devamı olarak nitelendirilebilir.
Suyunun bolluğu, ağaçlarla çevrili geniş
alanları ve çok sayıdaki piknik bölümüyle
ziyaretçilere rahat bir ortam sunar.
Irmak Tabiat Parkı: Meşe-gürgen
karışımı ağaçlarla kaplı yeşil dokusu, saha
genelinde pikniğe uygun eğimlere sahip
arazi yapısı, ortasından geçen devamlı
akan deresi ile pikniğin yoğun olarak
yapıldığı bir alandır. Ayrıca patika yollarla
ormanın derinliklerine keyifli bir yolculuk
yapabilirsiniz.
Kirazlıbent Tabiat Parkı: 2. Mahmut’ un
1818’ de Kirazlı Deresi üzerine inşa ettiği
bentden adını alan park yüksek ağaçları
ve ince patika yolları ile ziyaretçilerini
ağırlamaktadır.
Kömürcübent Tabiat Parkı: Karanlıkbent
adıyla da bilinen bent 2. Osman tarafından
1620’ de Kağıthane deresiyle buluşan
Topuz Dereceği üzerine inşa edilmiştir.
Küçük su havzası aynı zamanda bir çok
canlıya ev sahipliği yapmaktadır.
Mehmet Akif Ersoy Tabiat Parkı: Herhangi
bir araçla Maslak’tan 10. dakika Sarıyer’
den ise 7 dakikada rahatlıkla ulaşabilirsiniz.
Toprak zeminli spor sahası her yaştaki
futbol tutkunlarının top koşturabileceği
vasıflara sahiptir.
Sevdiklerinizle hem
sağlıklı hem de neşeli
bir gün geçirip,
haftaya zinde ve mutlu
başlamak istiyorsanız
gidip görmeniz
dileğiyle l
Adalar’a 2 deniz
ambulansı daha
İstanbul’un incisi
Adalar İlçesi’nde
hizmet verecek
2 adet
deniz ambulansı
Sağlık Bakanı
Dr. Mehmet
Müezzinoğlu’nun
katıldığı törenle
acil sağlık
hizmetleri
filosuna katıldı.
Büyükada’da gerçekleşen
törende Bakan Müezzinoğlu’nun
yanı sıra, Hudut ve Sahiller
Genel Müdürü Uzm. Dr.
Hüsem Hatipoğlu ve
İstanbul Sağlık Müdürü Prof. Dr.
Selami Albayrak da yer aldı.
Hizmet alınan deniz
araçlarının 4 adadaki
vakaları, 24 saat
kesintisiniz olarak
anakaraya
8-9 dakika içerisinde
ulaştırabileceğini
söyleyen Müezzinoğlu,
Bakanlık olarak acil
sağlık hizmetlerinde
Türkiye’nin hangi
noktasında olursa
olsun tüm kör noktaları
çözebilecek tedbirleri
almaya çalıştıklarını
belirtti.
Müzezzinoğlu:
“Hasta 7-8 dakikada
anakaraya ulaşacak”
Her dört adada aile hekimlerinin
bulunduğunu ve 24 saat kesintisiz
acil sağlık hizmeti sunulduğunun altını
çizen Müezzinoğlu; “Adalarda yaşayan
tüm vatandaşlarımızın sağlık sorunları
konusunda tedirgin olmamaları için her türlü
tedbiri alıyoruz. Yeni deniz ambulanslarımızı
da, devreye soktuk. Yaklaşık bir aydır
hizmet veriyorlar. 24 saat süreyle hizmet
vererek yaklaşık 7-8 dakika içerisinde
hastayı anakaraya ulaştırabiliyorlar. Her
dört adaya da aile hekimlerimizi verdik.
24 saat 112 acil hizmetlerini veriyoruz.
Adalarda yaşayan vatandaşlarımıza şunu
söylemek istiyorum. 24 saat sağlık hizmeti
alabilecekleri sistematiği Türkiye’nin
genelinde nasıl kurguladıysak, burada da
olağanüstü durumlar olduğunda anakaraya
ulaşabilecekleri sistemi en güzel şekliyle
kuruyoruz. Çok daha iyi noktaya taşıyoruz,
taşıyacağız” diye konuştu.
İki hasta aynı anda
taşınabilecek
Hizmete alınan deniz ambulansları ile ilgili
bilgi de veren Müezzinoğlu; “Deniz aracının
en büyük özelliği; sarsmaması. Yani denize
oturma şekliyle sarsmadan transfer ediyor.
İki sedye, iki hastayı aynı anda taşıyabiliyor.
Acil müdahale edilebilecek ekipmanları
var. 24 saat devamlı hizmet verebiliyoruz.
Çok olağanüstü hava koşulları, zaman
zaman sis ve fırtınada deniz seferleri iptal
gibi durumlar haricinde, 24 saat kesintisiz
hizmet verecek bu modern araçlarımızda
oksijen, monitör takipleri gibi cihazlar da
var” dedi l
YENİ Surgiline
3000
Ameliyat
Masası
Üst tabla boyunca tabla altında kaset tüneli
Böbrek cerrahisi: 90 mm yukarı
Ürünlerimiz
DMO Kataloğu’nda da
mevcuttur.
www.bicakcilar.com
/bicakcilartibbi
/bicakcilartibbi
OPR. DR. HASAN OĞUZHAN
AVRUPAGÖZ GRUP / KÜÇÜKÇEKMECE GÖZ MERKEZİ
Gözler
birçok hastalığın
habercisi
Şeker hastalığından
hipertansiyona,
tiroid hastalığından
sinüzite, beyin
tümörlerinden
sinirler üzerinde
oluşan hastalıklara
kadar birçok
hastalığın
gözlerdeki
belirtiler ile teşhis
edilebileceğini
belirten Opr. Dr.
Hasan Oğuzhan,
bu hastalıkların
teşhisinde geç
kalınmasının
hastalığın
ilerlemesine ve
gözlerde çeşitli
harabiyetlere
hatta kalıcı görme
kaybına neden
olabileceğini
söyledi.
Op. Dr. Hasan Oğuzhan, gözlerde çeşitli
bulgular ile ortaya çıkan ve görmede
azalmaya yol açan hastalıkları şu şekilde
sıraladı:
Bu belirtilere dikkat!
Sinüzitte görme kaybı ortaya çıkıyor:
Sinüzit, diş apsesi, orta kulak iltihabı gibi
göz bölgesine yakın enfeksiyonlar önem
arz etmektedir. Bu tip enfeksiyonlar görme
sinirinde ve göz çukurunda iltihaplanmaya
neden olarak ağır ve ağrılı görme kaybına
neden olabilirler.
Diyabet ve hipertansiyon çift görme
sebebi: Diyabet ve hipertansiyon gibi
önemli damarsal hastalıklara bağlı
meydana gelen küçük damar tıkanmaları
çift görmeye neden olabilir. Bu sebeple
çift görmenin tek gözde mi yoksa
çift gözde mi meydana geldiği çok
önemlidir. Çünkü, kişi iki gözü de açıkken
çift görüyor, tek göz kapanınca görüntü
tek oluyorsa bu hipertansiyon ve diyabetin
belirtisi olabilir. Bunlara ek olarak tiroid
hastalıkları da çift görmeye ve gözün
ileri doğru itilmesine neden olan önemli
hastalıklardan biridir.
Migren görme bozukluğu ile
kendini gösteriyor: Auralı migren, geçici
görme bozuklukları, cisimlerin etrafında
kırılmalar gibi göz bulgularıyla birlikte
kendini gösterir. Bunun dışında göz migreni
adı verilen hastalık; gözde ışık saçılmaları,
yansımalar, kırık ve dalgalı görmeler,
görme alanında kayıplar, görme alanındaki
kör noktanın büyümesi ve hareketlenmesi
gibi belirtilerle kendini gösterir.
Geçici görme kaybına neden olan
bu hastalık ataklarla seyreder. Ender
durumlarda retina tabakasında hasara
neden olarak kalıcı görme kaybına neden
olabilir. Bu sebeple belirtiler ortaya
çıktığında mutlaka bir göz doktoruna
başvurulması gerekmektedir.
Beyin ve göz tümörleri gözde birçok
belirti ortaya çıkarıyor:
Beyin ve göz tümörleri, göz bebeğinde
şekil bozukluklarına (ani büyüme ve
küçülmelere), göz kapağında düşmelere,
aniden oluşan ağrılı görme kaybına, göz ve
çevresinde ağrıya neden olabilir. Belirtiler
gözlemlendiği anda hemen bir doktora
başvurulmalıdır. Hastalığın ilerlemesi
bulguların da ağırlaşmasına yol açabilir.
Kas hastalıklarında göz kapakları
sinyal veriyor: Myastenia Gravis adı
verilen ağır kas zaafı da ilk belirtilerini
göz ve göz kapakları üzerinde
göstermektedir. Kasların tutulumuyla
birlikte göz kapaklarında oluşan düşüklük
sonrasında çift görmeye neden olabilir.
Özellikle akşam saatlerine doğru kas
zafiyetinin artış göstermesiyle birlikte
göz kapaklarındaki düşüklük giderek artar.
Yüz kasları da zayıf olduğundan uykuda
göz kapakları kapanmayabilir.
Opr. Dr. Oğuzhan, vücudumuzda birçok
hastalığın gözlerde belirti verebileceğini ve
çeşitli rahatsızlıklara neden olacağını, gözle
ilgili herhangi bir rahatsızlık hissedilmesi
durumunda hastaların, teşhis ve tedavi
sürecini en kısa sürede başlatması
gerektiğini de sözlerine ekliyor l
Sağlığınız için
maden suyu için
Yazın gelmesiyle
birlikte doğal maden
suyu tüketimi
de aynı oranda
artıyor. Uzmanlar
doğal maden
suyunun ihtiva
ettiği minerallerin
birçok hastalığa
derman olduğunu
vurgulayarak,
7 den 70’e her
bireyin tüm mineral
ihtiyaçlarının
sağlanması için
günde en az
2 şişe doğal maden
suyu tüketmesi
gerektiğini
belirtiyorlar.
Özellikle yaz aylarında vücudun mineral
dengesini korumak ve gün içerisinde
kaybedilen sıvı miktarı ile birlikte mineralleri
de geri kazanmak için maden suyu içmenin
önemli olduğu vurgulanıyor. Uzmanlar,
doğal maden suyunun böbrek ve idrar
yollarında taş oluşumunu önlemeye
yardımcı olduğunu belirtiyorlar. Sokağa
çıkılamayan aşırı yaz sıcaklarında evimizde
ya da ofisimizdeki buzdolabında bulunan
maden suyu sağlıklı ferahlamak için
iyi bir seçimdir. Ayrıca dışarıdan cilde
sürüldüğünde cildi canlandırarak, ferahlık
verir ve gençleştirir.
Besinlerin yararlı
olabilmesi için
minerale ihtiyacı var
Hücrelerin sağlıklı olabilmeleri ve
fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için
minerallere ihtiyaçları olduğunun altını çizen
Uzm. Dr. Mehmet Kundakçı “Vitaminler
gibi mineraller de vücudun enerji üretme,
büyüme ve iyileşme gibi fonksiyonlarını
gerçekleştirmesine yardımcı olurlar.
Zira tüm enzim aktiviteleri mineral gerektirir.
Yani vitamin ve diğer besinlerin vücuda
yararlı olabilmesi için de minerallere ihtiyaç
duyulmaktadır. Ayrıca maden suyunun
içeriğinde bulunan demir, hastalıklara karşı
direnci artırır, yorgunluğu azaltır ve kanın
kırmızı hücrelerinin oksijenlenmesini sağlar.
Yine içindeki kalsiyum da kemik ve dişlerin
oluşmasında, sağlıklı olmasında son derece
faydalı.
Doğal maden
suları böbrek ve
idrar yollarında taş
oluşumunu önlemeye
yardımcıdır.
İdrar yolu
enfeksiyonlarında
özellikle bikarbonat,
magnezyum ve
kalsiyum içerikli yüksek
mineralli maden suları
iltihabı geriletici etki
gösterirler. Boşaltım
sisteminin birçok
hastalığın da böbrek
fonksiyonlarını
destekleme ve
geliştirme amacıyla
bolca doğal maden
suyu içilmesi temel
önlemlerdendir.
Maden suyu hem idrar miktarını
hem de idrarla ürik asit atılımını
arttırdığından idrar yollarında meydana
gelen taş oluşumunun önlenmesine de
yardımcı olmaktadır. Günümüz insanının
az su içme alışkanlığı, minerallerden
yetersiz beslenme ve hareket azlığı gibi
özellikleri, sindirim sistemi rahatsızlıklarının
da başlıca nedenleridir. Bunların başında
da kabızlık gelir. Bu konuda da sülfatlı
maden suları çok yararlıdır.
Doğal maden sularında çözünmüş bulunan
kalsiyum, magnezyum ve sodyum gibi ana
mineraller, florür, iyot gibi eser elementler
ve bikarbonat, sülfat gibi iyonların, bir dizi
fizyolojik fonksiyonlar üzerine destekleyici
etkileri ve birçok hastalıkların tedavisinde
de olumlu etkileri tespit edilmiştir”
açıklamasında bulundu.
Maden suyu ile soda
arasında ne fark
vardır?
Maden suyu, içerdiği tüm mineraller ve
karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki
çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar
ve tamamen “doğaldır”. Soda ise su ve
sudan yapılan içeceklere üretim esnasında
karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen
ve tamamen “yapay” olan bir içecektir.
Günde ne kadar
maden suyu
tüketebiliriz ?
Maden suyu içerdiği zengin mineraller
vücudumuzun birçok bölgesine olduğu
gibi cilt için de yararlıdır. Hatta piyasada
sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze
püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.
Doğal suların içerdiği zengin mineraller
vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına
yardımcı olurlar. İçerdiği zengin kalsiyum
ve florür gibi mineraller nedeniyle
özellikle çocuklar, kadınlar ve yaşlıların
daha fazla maden suyu içmeleri gerekir.
Uzmanlar günde en az 2 şişe maden suyu
tüketilmesini öneriyor.
Maden suyu
böbrek taşı yapar mı?
Çocukların maden
suyu içmesi
zararlı mıdır?
Maden suyunun bilinen hiçbir zararı
olmayıp, aksine vücudumuza sayısız
yararları vardır. Büyüme çağındaki
çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi
minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç
duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu
bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir.
Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik
yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının
gelişmesi için son derece yararlıdır.
Hamilelikte
maden suyu içilir mi?
Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat
edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu
bebeği besleyebilmek ve gelişmesini
sağlamak için normalden daha fazla gıda,
sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar.
Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek
için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu
tüketimi tavsiye edilir.
Maden suyu
cilde yararlı mıdır?
Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden,
yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir
deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli
miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen
insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla
meydana gelir. Bunu önlemek için düzenli
ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu
tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden
koruyabilriz.
Maden suyu son
kullanma tarihinden
sonra bozulur mu?
Maden suyu kapağı açılmaz ise kesinlikle
bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi
konulmasının tek nedeni, dolumdan sonra
belirli bir süre geçtiği zaman sadece kapak
ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı
kaçması ve azalmasıdır.
Düzenli maden suyu
tüketimi ile bazı
hastalıklar arasında
bağlantı var mıdır?
Maden suyunda zengin olarak bulunan
minerallerden magnezyum, hücre içerisinde
potasyumdan sonra en yoğun olarak
bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi
ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik
olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki
elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar.
Kalp ve damar hastalıkları ile çok ilgisi
vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda
magnezyum düşüklüğü saptanmıştır.
Damar sertliğine yol açan damarlardaki
yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum
eksikliğinden oluşur.Sodyum vücut
sıvılarında en fazla bulunan elementtir
ve sıvı dağılımı ile sıvı dengesinin
düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz
dengesi ve sinir uyarılarının taşınması
en önemli görevlerindendir.
Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan
elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas
kasılmalarının düzenlenmesine, sinir
uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında
iyon değişimine, hormonların, sindirim
enzimlerinin ve nörotransmitterlerin
salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili
kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler.
Kalsiyum sadece süt ve doğal sularda
bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol
olmadığı için maden suyu, kalsiyum
açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.
Bikarbonatlar, magnezyum, sitratlar,
sodyum, flor ve kalsiyum maden suyunda
bulunan doğal dengeleri ile, ürolojik
hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat
sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının
tekrarlamasını önlemenin en kolay,
en pratik ve doğal yolu bu sıvıları bolca
tüketmektir.Bikarbonatlı sular alkali yapıları
sayesinde mide asiditesini nötralize eder
ve bu özelliği nedeni ile peptik ülser
hastalığının tedavisinde önemli
rol oynarlar. Yine fonksiyonel mide ve
bağırsak hastalıklarında semptomları
azaltıcı etkileri vardır. Kalsiyum ve
magnezyum içeren sular bağırsak
molaritesini azaltarak stres sonucu gelişen
ishal gibi şikayetleri önlemede etkili olurlar.
Sülfatlı sular safra salgılarını ve akımlarını
arttırır. Kalsiyum zengini doğal mineralli
sular, menopoz döneminde kadınlarda ve
ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin
önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum
desteği sağlanmasında önemli bir
seçenektir l
Maden suyunun
sağlığımız üzerinde
etkileri:
Her gün düzenli olarak içilen maden
suyu sağlıklı olmayı ve sağlığı
korumayı sağlar, Maden suyunun
öneminden birkaçını sıralayacak
olursak,
*Maden suyu kadınların kalsiyum
almaları açısından çok önemlidir.
*Sportif aktivitelerde terleme ile oluşan
su ve mineral kaybını karşılar.
*Büyüme çağında ve yaşlılıkta artan
mineral ihtiyacını karşılar, kemiklerin
güçlenmesini sağlar.
*Maden suyu cildin gerekli olan su ve
mineral ihtiyacını karşılayarak, cilde
gergin, pürüzsüz ve canlı bir
görünüm sağlar.
*Mide, böbrek ve bağırsakların
fonksiyonlarını yerine getirmelerine
yardımcı olur.
İçinde süt kadar kalsiyum var,
tansiyonu düşürür, kalp krizi
riskini azaltır.
*Sanılanın aksine maden suyu
hipertansiyonlu kişilere zararlı değildir.
*İçindeki kalsiyum kemik erimesini
(osteoporoz) engeller, kemikleri
güçlendirir.
*Böbrekleri çalıştırır,
taş oluşumunu önler.
*Cilde sürüldüğünde pürüzsüz
görünüm sağlar.
*Dişleri kuvvetlendirir,
çürümeleri engeller.
*Bir bardak doğal maden suyundaki
kalsiyum miktarı bir bardak sütteki
kalsiyum miktarına eşittir. Bu yüzden
özellikle kadınlar, hamileler ve
çocuklar düzenli olarak maden suyu
tüketmelidir.
*35 yaşında kalp krizinden ölümlerin
en büyük nedeni magnezyum
eksikliği ve maden suyu, magnezyum
açısından zengindir.
DT. SELÇUK ÖZBÖLÜK
HOSPİTADENT AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ / YÖNETİM KURULU ÜYESİ
Bonding Yöntemi ile
inci gibi dişler
hayal değil
Diş estetiğindeki
ilerlemeler
sayesinde insanlar
artık gülüşünü bile
tasarlayabiliyor.
Dişlerde sigara ve
kahve lekeleri, dişler
arasındaki boşluklar
gibi mevcut estetik
problemlerin,
son zamanlarda
ünlülerin de
sıklıkla talep ettiği
“Bonding Yöntemi”
ile tamamen ortadan
kalktığına dikkat
çeken Hospitadent
Yönetim Kurulu
Üyesi Dt.
Selçuk Özbölük,
“Bonding Yöntemi”
sayesinde dişler
estetik dolguyla
uzatılıp ya da
aralıkları kapatılarak
kişilerin kendilerine
özgü gülüşü
tasarlayabildiklerini
söyledi.
Bonding Yöntemi’nin kompozit rezin
maddesi kullanılarak, dişlerdeki kalıcı
renk bozukluklarını gidermek, dişler arası
boşlukları kapatmak ve dişlerde şekil
değişikliği yapmak olduğunu söyleyen
Dt. Özbölük; “Son zamanlarda ünlülerin
de sıklıkla talep ettiği “Bonding Yöntemi”
estetik diş hekimliği konusunda yetkin olan
bir kişi tarafından yapıldığında gayet doğal
bir görünüm elde edebilirsiniz. Dişlere ve
diş etlerine hiçbir zararı olmayan tam aksine
kişiye hem estetik hem fonksiyonel hem de
ekonomik olarak katkı sağlayan Bonding
Yöntemi sayesinde dişleri estetik dolgu
vasıtasıyla uzatıp ya da aralıkları kapatarak
kişinin kendilerine özgü gülüş tasarımını da
yapabiliyoruz” dedi.
1 seans yeterli
Hemen hemen bütün yaş gruplarına
Bonding işlemi uygulanabileceğini söyleyen
Dt. Selçuk Özbölük, ”Bonding işlemi
yapılırken, genellikle 1 seans (15 dk-1 saat)
yeterli olmaktadır ve bu süre içinde işlem
uygulanmadan önce çoğu zaman dişi
uyuşturmaya gerek kalmaz.
Kullanılan malzemenin
kalitesi ya da yapan
hekimin el becerisi
gibi faktörler bonding
uygulanan dişin
ömrününü belirler.
Bu süre yaklaşık olarak
5-10 yıl civarındadır.
Dişe çok az bir müdahale ile yapılabildiği
için ömrünü tamamlayan Bonding yerine
ilerde yeniden Bonding uygulaması
tekrarlanabilir” diye konuştu.
İşlem sonrasında
çok dikkat
edilmesi gerek
Bonding yaptırdıktan sonra da çok dikkatli
olunması gerektiğini vurgulayan
Dt. Özbölük, “Kompozit rezin doğal
diş kadar kuvvetli değildir. Bu nedenle
dişlerimize nazik davranmalı, sert cisimleri
(fındık, fıstık gibi) dişimizle kırmamalı, tırnak
yeme kalem ısırma gibi alışkanlıklarımızdan
vazgeçmemiz gerekmektedir. Bu dolguların
uygulandığı dişlerin bakımı da doğal dişler
ile aynıdır. Doğru fırçalama ve diş ipi
kullanımı ile dolguların uygulandığı dişlerin
temizliğini yapabilirsiniz” dedi l
İyileşmek için
antibiyotiğe değil,
hekiminize başvurun!
Toplumumuzdaki
bazı yanlış kanılar
gereksiz ilaç
kullanımına
davetiye çıkarıyor.
Özellikle
antibiyotiklerle ilgili
kulaktan dolma
bilgiler
çok dikkatli
kullanılması
gereken bu
ilaçların bilinçsizce
tüketimine
neden oluyor.
Dünya Sağlık
Örgütü’nün
verileri, ilaçların
yüzde 50’sinden
fazlasının uygun
olmayan şekilde
reçetelendiğini,
temin edildiğini ve
satıldığını ortaya
koyuyor.
Bununla birlikte
hastaların yarısı da
ilaçlarını doğru
ve düzenli
kullanmıyor.
Hekim önerisi dışında uygunsuz tedavilere
başvurulması ve gerekmediği halde çoklu
ilaç kullanımı faydadan çok zarar getiriyor.
Toplum olarak ilaç kullanımı konusunda
yeterince bilinçli olmadığımızı ifade
eden uzmanlar ilaçların su yerine başka
içeceklerle alınmasının, süresi geçmiş
ilaçların kullanılmasının ya da gereğinden
çok ilaç tüketilmesinin ciddi sağlık
problemlerine yol açabileceğine
işaret ediyor.
Antibiyotiklerle ilgili
bilinmesi gerekenler:
Antibiyotik sadece doktorun gerekli
gördüğü durumlarda ve reçetede yazıldığı
dozda kullanılmalıdır. Kişinin muayeneye
gittiğinde, çok daha basit şekilde tedavi
edilebilecek bir durumda bile doktora
antibiyotik yazılması isteğinde bulunması
tamamen yanlış bir davranıştır. Çünkü;
*Her antibiyotik her hastalıkta kullanılmaz.
*Hekim önerisi ve eczacı danışmanlığı
olmadan kullanılan antibiyotiklerin,
sonu ölümlere varabilecek ciddi sağlık
sorunlarına yol açabilir.
*Antibiyotikler nezle ve grip karşısında
etkisizdir.
*Antibiyotikler ateş düşürücü değildir.
*Antibiyotikler ağrıyı dindirmez, burun
akıntısını, öksürüğü hafifletmez.
*Antibiyotikler grip ve soğuk algınlığının
başkalarına geçişine engel olmaz.
*Uygunsuz kullanım sonucu vücutta gelişen
direnç nedeniyle, antibiyotik gerçekten
gerekli olduğunda artık işe yaramaz.
*Birine iyi gelen bir antibiyotik başkasına
zarar verebilir.
*Her boğaz ağrısının, her baş ağrısı ve
geniz akıntısının, antibiyotik kullanmayı
gerektirecek bir durum olmayabileceği
akılda tutulmalıdır l
Antibiyotik
kullanırken
uyulması gereken
3 altın kural
1-. Doz ve zaman talimatlarına
uyun: Hiçbir zaman ilacınızı almanız
gereken zamanı atlamayın ve
reçetelenen doza sadık kalın.
2. Tedaviyi yarıda kesmeyin:
Tedaviye başladıktan birkaç gün
sonra kendinizi daha iyi hissetseniz
bile tedavi sürecinin tamamını
devam ettirin. Bakterilerin tamamen
yok edilmesi ancak bu şekilde
mümkündür.
3. Arta kalan ilacı saklamayın: Asla
antibiyotiklerden kalanları kullanmayın
TEL ŞEHRİYELİ VE
TERBİYELİ TAVUK
SUYU ÇORBASI
SEBZELİ
BONFİLE SARMA
> 600 gr. bonfile
> 3 su b. arpa şehriye
> 2 adet kemikli veya kemiksiz
tavuk göğsü
> 2 biber
> 3 domates
> 1 pk. mantar
> 1 soğan
> 3 yemek kaşığı tel şehriye
> 1 kase soya filizi
> 3 diş sarımsak
Terbiyesi için:
> Tuz
> 2 çorba k. salça
> 1 adet yumurta sarısı
> Karabiber
> 3 köy biberi
> Tuz
Sosu İçin
> Zeytinyağı
> 2 yemek kaşığı un
> 1 pk. krema
> Tereyağı
> 5 yemek kaşığı zeytinyağı
> 1 tutam fesleğen
> Karabiber
Hazırlık:
> 2 diş sarımsak
> Tuz
Tavuklar 2 litre suda haşlanır ve
haşlanan tavuk kemiklerinden ayrılıp
didiklenir
> Zeytinyağı
> Su
> Tuz
Yapılışı
Yapılışı
Yapılışı
Malzemeler
Un zeytinyağında kavrulur. Kavrulan
unun üstüne yavaş yavaş tavuk suyu
ilave edilir.İçine şehriyeler ve tavuklar
konulup ara sıra karıştırılarak kaynamaya
bırakılır. Yumurta sarısı ve limon suyu
iyice çırpılır. Kaynayan çorbanın
suyundan bir kepçe alınıp yumurtaya
ilave edilir. Ilıklaştırılan terbiye çorbaya
eklenip iyice karıştırılır. Çorbanın suyunu
yumurtalara ilave ederken yumurtanın
birden bire pişmemesi için kaseye
suyu yukarıdan boşaltıp hafif soğutmak
gerek. Aynı şekilde terbiyeyi tencereye
boşaltırken de yukarıdan dökerek
eklemek daha iyi sonuç almanızı sağlar.
Malzemeler
> Karabiber
> Yarım kilo incir
Mantarları ve biberleri küçük küçük
doğruyoruz. Tavaya sıvıyağ koyarak
doğranmış sebzeleri soteliyoruz.
Tuzunu karabiberini atıyoruz. Altını
kapattıktan sonra soya filizini de koyarak
karıştırıyoruz. Bonfileyi bıçakla açarak
inceltiyoruz. Üzerine buzdolabı poşeti
sererek et döveceğiyle eziyoruz.
Üzerine tuzunu ve karabiberini
atıyoruz. Eti poşetin üzerine alıyoruz.
İç harcını üzerine döküyoruz ve
eti poşet yardımıyla rulo şeklinde
sarıyoruz. Poşetini çıkarıyoruz ve
ruloyu yağlı kağıda sarıyoruz. Bir kat
da alüminyum folyoya sarıyoruz ve fırın
tepsisine alıyoruz. Önceden ısıtılmış
240 derecelik fırında pişiriyoruz.
Sosu için, sarımsakları ve fesleğeni
ince doğruyoruz. Tavaya zeytinyağı
döküyoruz. Sarımsak ve fesleğeni ilave
ediyoruz. Hemen kremasını da ekliyoruz
ve karıştırıyoruz. Tuzunu ve karabiberini
atıyoruz. Kaynayınca ve koyulaşınca
altını kapatıyoruz. Pişirdiğimiz bonfile
sarmasını dilim dilim kesiyoruz ve servis
tabağına alıyoruz. Üzerine hazırladığımız
kremalı sosu dökerek servis ediyoruz.
> Yarım kilo süt
Afiyet olsun.
Afiyet olsun.
KURU İNCİR TATLISI
Her zaman cevizli yemeye alıştığımız
güllaç için değişik bir tarif.
Malzemeler
> 1 su bardağı toz şekeri
> 100 gr. dövülmüş ceviz
> 1 kaşık tereyağı
> Su
Yapılışı
İncirlerin sapını kesin, kesilen yeri
parmakla iterek incirlerin içine oyuklar
açın. Buralar şekerle karıştırılmış ceviz
içlerini doldurup, bir kaşık tereyağı ile
yağladığınız tepsiye dizin. İncirlerin
üzerinin örtecek kadar su koyup ateşe
yerleştirin ve bir kapak kapatıp suyunu
çekinceye kadar pişirin. Yarım kilo şekerli
kaynar sütü üzerinde gezdirip soğutun.
Afiyet olsun.
ANKARA TAVA
Malzemeler
> 500 gr. kuzu eti
Tencereye zeytinyağı döküyoruz.
Kuşbaşı doğranmış kuzu etini tencereye
alıp kavuruyoruz. Soğanı ve sarımsakları
yemeklik doğruyoruz. Etleri kavururken,
soğanı ve sarımsağı da koyuyoruz ve
karıştırmaya devam ediyoruz. Kapağını
kapatarak kısık ateşte pişiriyoruz. Et,
suyunu çekmesi için, kapağını açıyoruz.
Suyunu çekince salçasını koyuyoruz ve
karıştırıyoruz. Bol sıcak su koyuyoruz,
kapağını kapatarak pişmeye bırakıyoruz.
Ayrı bir tencereye zeytinyağı ve tereyağı
koyuyoruz. Arpa şehriyeyi de koyuyoruz
ve kavuruyoruz. Tuzunu atıyoruz ve iyice
kavurduktan sonra yayvan güveç kabına
aktarıyoruz. Üzerine kaynamış olan soslu
eti döküyoruz. Tuzunu, karabiberini
atıyoruz. Domatesleri ve biberleri
doğrayıp üzerine koyuyoruz. Önceden
ısıtılmış 180 derecelik fırında pişiriyoruz.
Afiyet olsun.
DYT. BAŞAK GAZDAĞ
MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ GÖZTEPE EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ / DİYETİSYEN POLİKLİNİĞİ
Düzenli detoks ile
vücudunuzu yenileyin!
GDO’lu gıdalar,
stres, hava kirliliği,
zirai ilaç atıkları,
makyaj ve temizlik
ürünleri, kimyasal
katkılı besinler,
aşırı elektronik
cihaz kullanımı
gibi etkenlerle
vücutta biriken
toksik maddelerin
alzheimer,
parkinson, demans
ve kanser gibi
bir çok kronik
hastalığa yol
açabildiğine dikkat
çeken Diyetisyen
Başak Gazdağ,
vücudumuzu
bu atıklardan
arındırmak için
düzenli aralıkla
detoks yapılması
gerektiğini
söylüyor.
En gerçekçi ve yararlı detoksun sağlıklı
beslenme, hareketli yaşam ve bol su
tüketimi olduğunu kaydeden Gazdağ,
konu hakkında şu bilgileri veriyor.
Detoks nedir,
nasıl yapılmalıdır?
Detoks, vücudumuza çeşitli yollarla giren ve
atık madde olarak dışarı atılmayı bekleyen
zararlı toksinlerden kurtulmaktır. Herkesin
belirli aralıklarla vücudunu dinlendirmeye ve
vücudunu temizlemeye ihtiyacı vardır.
Vücutta toksinlerin tutulmasının iki temel
sebebi vardır. Birincisi yiyeceklerde,
havada ve suda doğal olmayan çevresel
toksinlere aşırı maruz kalmamız yüzünden
oluşan, metabolizmanın doğal seviyenin
çok üstünde toksin yüklenmesi. Diğeri ise,
sağlıksız kişisel alışkanlıklar, aşırı yorgunluk
ve hiperaktif modern yaşam stilleri
yüzünden zayıflayan sinir sistemi sebebiyle
işlemeyen normal atılım sürecidir. Herkesin
kendi yaşam tarzına ve ihtiyaçlarına göre
değişik miktarlarda ve şekillerde detoksa
ihtiyacı vardır.
Detoksa ihtiyacınız
olduğunu gösteren
işaretler;
Baş ağrısı, sırt ağrıları, sık sık soğuk
algınlığına yakalanmak, yorgunluk, eklem
ağrıları, burun kaşıntısı, sinirlilik, deri
döküntüleri, öksürük, uyku hali,
deri kızarıklıkları, göğüs hırıltısı, gözlerde
iritasyon, uykusuzluk, bulantı, boğaz ağrısı,
savunma sisteminizde yavaşlama, baş
dönmesi, hazımsızlık, boyun tutulması,
değişken ruhsal yapı, anoreksiya,
sinüslerin tıkanması, anksiyete,
ağız kokusu, dolaşım bozukluğu, ateş,
depresyon, kabızlık.
Detoks, sadece
beslenme ile
sağlanamaz.
Beslenmemizde
yapacağımız
değişikliklerle
vücudumuza yeni
toksinler eklemeyi
kısıtlayabiliriz ancak
var olan toksinleri
vücuttan atmak
için egzersizlerle
terlememiz gerekir.
Ayrıca idrar ve dışkı yoluyla da zehirlerimizi
atabilmeliyiz. Sonuç elde etmek için düzenli
bir şekilde beslenip, yaşam tarzımızı da
değiştirmeliyiz.
Detoks yapmak için;
• İlk önce soluduğumuz hava temiz olmalı.
Doğru bir şekilde solunum yapmayı bilmeli,
diyaframımızı kullanmayı öğrenmeliyiz.
• Kanımızda bulunan oksijen miktarı
düşük olmamalı. Aksi takdirde detoks
yapamayız çünkü oksijen var olan en etkili
antioksidandır.
• Yenilenler ve içilenler toksik olmamalı.
İçtiğiniz suyun kalitesi çok önemli. İdeal bir
diyet uygulandığında dahi içilen suyun ph
derecesi ile vücudunuzun asit dengesini
bozabilirsiniz. Su, ideal olarak ph 7.35 ile
7.60 değerleri arasında olmalıdır.
Evde Detoks: Detoks´un beslenme
aşamasında çok çeşitli seçenekler ve
programlar söz konusu. Detoks´ta ufak
birkaç değişiklikten tutun da sadece elma
yenilen, meyve suları tüketilen diyetlere
ve hatta sadece su içilen oruçlara
kadar uzanan çok geniş bir yelpaze
söz konusu. Herhangi bir radikal diyet
veya uygulamadan önce mutlaka bir
uzmana danışmalısınız. Su Orucu, meyve
suyu diyeti, tek tip gıda ile yapılan aşırı
programlar veya diüretik ve laksatiflrerle
detoks uygulamanın yarardan
çok zararı olur.
Detoks Sağlayan Çaylar: Başta yeşil çay
olmak üzere birçok bitkisel çayın detoks
etkisi yüksektir. Papatya, ginseng, ginko
biloba, ekinezya, kırmızı pancar, zencefil,
meyan kökü de toksin arındırıcı özellikleri
olan önemli kaynaklardır. Ancak miktar çok
önemlidir. Düzenli beslenmenin yanısıra
1-2 fincan kadar eklenmesi yeterlidir l
Uzak durulması
gerekenler!
Kırmızı et, şarküteri etler, sakatat,
rafine edilmiş gıdalar, konserveler,
şeker, tuz, doymuş yağlar, kahve,
alkollü içecekler ve nikotin.
Yapılması gerekenler!
* Mümkün olduğunca organik gıda
tüketmeye çalışın.
* Sadece filtre edilmiş, mineralleri
uygun ve ph düzeyi 7 veya üzerinde
olan içme sularından tüketin.
* Yumurta, buğday, süt ve ürünlerini
belirli dönemlerde sıra ile yiyin.
Hepsini aynı dönemde tüketmemeye
özen gösterin.
* Mevsim meyve ve sebzelerini
tüketmeye özen gösterin.
* Sofranızda en sık bulunan ürünler:
meyve, sebze, yeşillik, tahıl,
baklagiller, düşük yağ oranlı
süt/yoğurt/peynir, organik beyaz et ve
taze balık olmalı.
* Limon asidik olarak düşünülse
de, vücudumuz için en ideal asit
düzenleyici maddelerdendir ve her
gün bir miktar tüketilmesi gerekir.
* Doğanın antibiyotiği olan sarımsak,
insan yapımı antibiyotikler gibi yan
etkileri olmayan bir antioksidandır.
Beslenmenizde yer vermelisiniz.
* Bir bağ maydanozu kaynayan suya
atıp, suyun altını kapatın ve bu suyu
ılık olarak gün içerisinde tüketin,
hem klorofil hem de diğer vitaminler
açısından ideal detoks ajanı olacaktır.
Beslenme dışında toksin alımını
azaltmak için pişirme yöntemi de
önemlidir. Kızartma yapmamaya, yağı
aşırı ısıtmamaya özen göstermeliyiz.
Haşlama ya da buharda pişirme
usullerini tercih etmeliyiz. Ayrıca
pişirme yapılan kapların paslanmaz
çelik, cam veya porselen olmasına
dikkat etmeliyiz.
UZM. DR. MELEK ÖZARSLAN
MEHMET AKİF ERSOY GÖĞÜS VE KALP DAMAR CERRAHİSİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ /
NÖROLOJİ KLİNİĞİ
Parkinson
tedavi edilebilir mi?
Yaşlılık hastalığı
olarak tanımlanan
ve halk arasında
‘titreme’ olarak
bilinen Parkinson,
ilaç tedavisi ve
beyin pili gibi
tedavi seçenekleri
ile çözümsüz bir
hastalık olmaktan
çıkıyor.
Ellerde ve ayaklarda titreme, hareketlerde
yavaşlama, kaslarda sertlik ve yürüme
güçlüğü ile belirti veren Parkinson’un
erkeklerde daha sık görüldüğünü söyleyen
Uzm. Dr. Melek Özarslan, hastalığın
tedavisinde erken tanının önemine işaret
ediyor. Özarslan konu hakkında şu bilgileri
veriyor: Parkinson hastalığı, ilerleyici
tipte bir nörolojik hastalıktır. Parkinson’un
bulguları, hareketle ilgili olanlar ve hareketle
ilgili olmayanlar (motor ve motor olmayan)
şeklinde iki gruba ayrılabilir. Motor bulgular
titreme, hareketin yavaşlaması, hareket
edememe ve dengesizliği kapsar. Motor
olmayan bulgular ise uyku bozuklukları,
kabızlık, koku duyusunun kaybı, depresyon,
cinsel işlev bozukluğunu içerir. Parkinson
her hastada farklıdır ve farklı bulgularla
ortaya çıkar. Bulgular herhangi bir yaşta
görülebilir, ancak Parkinson’un ortaya çıkma
yaşı ortalama 60’tır. 30 yaş altındaki kişilerde
nadiren rastlanır.
Belirtiler ortaya çıkar
çıkmaz bir uzmana
başvurulmalı
Parkinson yaşam kalitesi üzerinde etkili olan
bir hastalıktır. Ancak doğru tedavi sayesinde,
çoğu hasta normal hayatını uzun yıllar
boyunca sürdürebilmektedir. Parkinson’un
ilk belirtileri saptanır saptanmaz bir uzmana
başvurmak önemlidir. Parkinson’un erken
aşamalarında bulgular kişiden kişiye
değişebilir ve dolayısıyla ilerleyişi de
farklılık gösterir. Genellikle ortaya çıkan
ilk bulgulardan biri bir elin hareketlerinde
yavaşlama olması ve yürürken kolun
savrulmasında azalmadır.
Tanı için özel bir test
mevcut değil
Parkinson un hiçbir röntgen ve kan testi
yoktur. Ancak kapsamlı bir nörolojik muayene
ile tanı konabilir. Bazen benzer hastalıklarda
ayırt etmek için MR (Manyetik Rezonans) ve
kan testleri gerekebilir. Parkinson genellikle
bir nörolog tarafından teşhis edilir.
Bu hastalığı net bir biçimde tanımlamak
için özel bir test mevcut değildir;
enfeksiyonu gibi nedenlerle ölebilirler.
Parkinson teşhisi,
Tek başına Parkinson doğrudan insanların
benzer bulgulara sahip ölümüne yol açmaz. Parkinson hastalarının
büyük olasılıkla hayatlarının geri kalanı
diğer hastalık olasılıkları boyunca ilaç kullanmaları gerekecektir.
Sürekli ilaç almak tedavinin
elendiği veya hasta
temel taşlarından biridir.
Parkinson ilaçlarına
Tedavisi hastaya
yanıt verdiği zaman
göre değişir
konulur.
Parkinson hastalarının
yüzde 40’ı
depresyona giriyor
Parkinson hastalarının yaklaşık %5 ila
%10’u 45 yaşının altındadır. Bu durum,
Genç Parkinson olarak adlandırılır. Çalışma
yaşındaki hastalarda, tedavi edilmediği
takdirde, Parkinson hastanın işini yapmasını
etkileyebilir. Örneğin hastalık ilerledikçe
bilgisayar kullanmak veya araba sürmek
güç hale gelebilir. İş dışında, Parkinson
hastalarının yaşam kalitesine etki eden
çeşitli faktörler vardır. Parkinson hastalarının
yaklaşık %30 ila %40’ı depresyona girer.
Uyku eksikliği de hastanın yaşam kalitesini
etkileyebilir. Ancak doğru ilaçlarla, Parkinson
kontrol altına alınarak hasta daha uzun süre
normal yaşamına devam edebilir.
Doktora başvurmayı
geciktirmek tedaviyi
zorlaştırıyor
Parkinson’u iyileştirmek tamamen mümkün
değildir, ancak Parkinson bulgularını
hafifletme konusunda etkili olan çeşitli
tedaviler mevcuttur. Bu nedenle, insanları
hastalık hakkında bilinçlendirmek son derece
önemlidir. En yaygın kullanılan ilaçlar,
beyinde üretilen ve vücudun kaslarını ve
hareketini kontrol eden bir kimyasal olan
Dopamin’in yerini alır veya onun etkilerini
taklit eder. Bu tedaviler mümkün olduğunca
erken başlatılmalı ve hastalığın seyri boyunca
sürdürülmelidir. Erken tedavi, ancak erken
teşhis sayesinde mümkündür; bu nedenle,
Parkinson’un ilk belirtilerinin farkında olmak
ve mümkün olan en kısa sürede doktora
başvurmak son derece önemlidir.
Parkinson’un nedenleri
henüz bilinmiyor
Geniş çaplı beyin hasarı Parkinson
hastalığına neden olabilir. Parkinson
genelde kalıtsal değildir, ancak birkaç ailede
hastalığın kalıtsal olan bir türünün görüldüğü
rapor edilmiştir. Yeşil çay, Q10, domates,
kafein ve nikotin gibi bazı ürünlerin koruyucu
etkisi olduğu düşünülmektedir.
Parkinson öldürücü
bir hastalık değildir
İnsanlar Parkinson’dan değil, Parkinson
ile ölürler. Örneğin, yutma güçlüğüyle
bağlantılı olarak beslenememe veya akciğer
Hastalığın erken aşamalarında, tek bir ilaç
veya farklı ilaçların birleşimi kullanılabilir.
Tıbbi tedavi düşük dozlardan başlar, ağız
yolu ile alınır ve dozlar kademeli olarak
artırılır. Ayrıca, ilaçların tesiri her zaman
için bireyseldir ve kişilere göre değişiklik
gösterebilir. Bir süre sonra ilaçlar yan etkilere
de neden olabilir. Bu nedenle, Parkinson h
astalarının tıbbi tedavisinin hastalığın uzmanı
bir doktor tarafından takip edilmesi gerekir.
Parkinson ilaçlarının yemek ile özellikle de
proteinli gıdalarla arası en az yarım saat
olmalıdır.
İlerlemiş ve hatta orta
şiddette Parkinson’da
bile, insanların daha
iyi tedavi yanıtı ve daha
sürekli uyarım elde
etmelerine yardımcı
olmak için özel
infüzyon pompası
çok iyi bir yöntemdir.
Ameliyat Parkinson bulgularını hafifletebilir
ancak hastalığı iyileştirmez. Beyin
ameliyatının riskleri nedeniyle, tüm uygun
ilaçların denenmesine rağmen tedavinin
başarısız olduğu durumlar dışında genelde
tercih edilmez. Ameliyat düşünülüyorsa, hem
bir nöroloğa hem de Parkinson tedavisinde
uzman bir beyin cerrahına görünmek
önemlidir.
Egzersiz ve zihinsel alıştırmalar Parkinson
hastalarına iyi gelir. Hastaların yalnız
kalmamalarını sağlamak ve örneğin onları
toplumsal çalışmalara ve faaliyetlere
yöneltmek önemlidir. Hem fiziksel hem de
zihinsel olarak mümkün olduğu kadar
faal olmalıdırlar.
Beyin pili Derin Beyin Uyarımı (DBU), beynin
belirli bölümlerine elektrik akımları gönderen
beyin pili adlı tıbbi cihazın cerrahi olarak
yerleştirilmesini içeren bir grup tedavidir.
Parkinson ile ilişkili şiddetli titreme ve
sarsılma, kasılma ve hareketin yavaşlaması
yanı sıra diğer rahatsızlıkları tedavi etmek için
de kullanılır.
Son 25 yıl içinde Parkinson’un tıbbi
tedavisinde oldukça hızlı gelişmeler
kaydedildi; ilaç araştırmalarına dünyanın
farklı yerlerinde kesintisiz olarak devam
edilmektedir. Şu anda çeşitli yeni Parkinson
ilaçları geliştirilmektedir l
UZM. DR. ASLI ENEZ DARÇIN
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ / PSİKİYATRİ KLİNİĞİ
İş hayatındaki rekabet,
tükenmişlik sendromunu
tetikliyor
Aşırı yorgunluk
ve mutsuzluk
gibi belirtilerle
kendini gösteren
tükenmişlik
sendromu, kişinin
iş hayatında olduğu
kadar, aile hayatında
da sorunlara
sebep oluyor.
Çalışma ortamında
yaşanan aşırı
rekabetçi ortamının
tükenmişlik
sendromunu
tetiklediğine işaret
eden Uzm. Dr.
Aslı Enez Darçın,
kişinin karakteristik
özelliklerinin bu
sağlık sorunun
gelişmesi ve
ilerlemesinde
belirleyici rol
oynadığını söylüyor.
İsteksizlik ve hayal
kırıklığı ile baş
gösteren hastalığın
önlem alınmadığı
takdirde depresyona
sebep olabileceğine
dikkat çeken Darçın,
konu hakkında
şu bilgileri veriyor:
Tükenmişlik sendromu stres yüklü
çalışma ortamları ile ilişkilendirilen ve
giderek popüler hale gelen bir ruh sağlığı
sorunudur. Tükenmişlik sendromu işle ilişkili
fiziksel ya da zihinsel aşırı yüklenmeye
bağlı şiddetli stres yaşama durumu olarak
tanımlanır. Bu nedenle çalışan, işlerini
gerektiği şekilde yapamamaya başlar. İşe
gitme konusunda isteksizlik, iş yerinde
mutsuz, çaresiz hissetme, ve iş veriminde
düşme belirgin özellikleridir.
Ruhsal sağlıktaki bozulmalar yalnızca iş
yaşantısı ile sınırlı kalmamaktadır.
Çalışan, özel hayatında uyku ve iştah
sorunları, enerji kaybı, konsantrasyon
güçlüğü gibi depresif duygu durum ve ilişki
sorunları yaşamakta ve bu da yeti yitimine
yol açabilmektedir.
İlk kez 1970’de
tanımlandı
İlk kez 1970’lerin ortasında Freudenberger
tarafından tanımlanan sendroma ilgi
giderek artmaktadır. Özellikle sağlık
çalışanlarında görüldüğü bildirilen
bu hastalığın günümüzde tüm maaşlı
çalışanlarda, hatta ev hanımlarında
ve başarı beklentisinin yüksek olduğu
öğrencilerde de görülebildiği bilinmektedir.
Klinik belirtileri yorgunluk, baş ağrısı,
yeme sorunları, uykusuzluk, huzursuzluk,
duygusal değişkenlik, diğer kişilerle
ilişkilerde bozulma şeklindedir.
3 farklı şekilde
ortaya çıkıyor
Son 10 yılda tanımlanması için birçok
girişimde bulunulmuş ve Maslach’ın
tükenmişlik sendromu modeli en çok kabul
göreni olmuştur. Buna göre tükenmişlik
sendromunun üç boyutu bulunmaktadır:
1) Duygusal yorgunluk: Diğer kişilerle
iletişime geçme konusunda duygusal istek
ve ihtiyacın azalması durumu
2) Depersonalizasyon: Özellikle sağlık
çalışanlarında görülüyor. Birinin bakımı ya
da hizmetine karşı olumsuz ve küçümseyici
tutum sergileme durumu olarak kendini
gösteriyor.
3) Azalmış kişisel başarı: Özellikle
iş konusunda diğerlerini olumsuz
değerlendirmeye yönelik bir eğilim ortaya
çıkıyor.
En önemli belirtisi,
iş bırakma isteği
Tükenmişliğin görülebilen en önemli etkisi
çalışanın iş performansında düşme ve
hizmet kalitesinde azalmadır. Bireylerde,
maruz kaldıkları uzamış duygusal, fiziksel
ve zihinsel yüklenmeye cevap olarak
iş anlamını yitirir. Sendrom hastalık izni
kullanımına bağlı artmış devamsızlık,
işi bırakma isteği ve genel iyilik halinin
azalması ile karakterizedir.
Kimler risk altında?
Tükenmişlik sendromu belirli profesyonel
gruplarda daha sık izlenmektedir.
Özellikle öğretmenler,
sağlık çalışanları,
sosyal çalışmacılar,
polisler ve hakimler
gibi toplum hizmeti
dallarında çalışanlarda
daha sık izlenmektedir.
Toplumla ilgili çalışmacılardan başka
aşırı ve tehlikeli sorumluluklar isteyen
mesleklerde, yüksek performans ya da
önemli sonuçların beklendiği iş dallarında,
vardiyalı çalışanlarda tükenmişlik daha
fazladır.
Günümüzde ise çocuk bakımı ve ev
işlerine alışık olmayan çalışan kadınlarda
da ev hayatına bağlı tükenmişliğin
görülebildiği bildirilmektedir. Ayrıca tıp,
hukuk, mühendislik gibi bazı ağır müfredatlı
eğitimleri alan öğrenciler ile beklentinin
yüksek olduğu önemli sınavlara uzun
süreli ve yüklü şekilde hazırlanan lise
öğrencilerinde bu sendroma ilişkin belirtiler
izlenebilmektedir.İşleri kusursuz yapma
isteği, aşırı sorumluluk duygusu ve hayır
demede güçlükler gibi mükemmeliyetçi
kişilik özellikleri bazı kişileri bu sendrom için
duyarlı kılmaktadır.
Tatil araları vermek
ve sosyal aktivitelerle
uğraşmak iyi geliyor
Tükenmişlik sendromu gelişmiş kişilerde
tatil gibi aralar verme, kişisel ilgi alanlarına
vakit ayırmanın desteklenmesi, işle ilgili
tanımlama ve planlamaların yeniden
yapılandırılması, şiddetli durumlarda ise ilaç
ve psikoterapi gibi tedavi yöntemleri başarılı
bir düzelme sağlayabilmektedir.
Çalışma hayatınızda
kısa ve sık molalar
vermeyi alışkanlık
haline getirin
Problemin kontrol altına alınması
çalışma ortamının motivasyon, güven,
iletişim, saygı ve takım çalışmasını artırır
destekleyici özellik kazanması ile mümkün
olabilmektedir. Yönetici basamağındaki
kişilerin tükenmişliğe ilişkin farkındalık
kazanması, riskli bireylerin ve belirtilerin
tanınması ve erken önlem alınması
anlamında önem taşır. Kısa ancak sık
molalar, molaların ruhsal dinlenme
sağlayacak şekilde verimli kullanımı,
iş ortamında motivasyon artırıcı toplantı ve
aktiviteler tükenmişliği önlemede
önem taşır.
Bireylerin işlerini severek yapması çıkan
hizmet ve sonucun da kalitesini olumlu
yönde etkileyeceğinden çalışanın iş
motivasyonunu maddi ve manevi olarak
artırma tükenmişlikle mücadelede anahtar
role sahiptir l
UZM. DR. OYA YEŞİM HACIMUSTAFAOĞLU UTKAN
HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ/DERMATOLOJİ KLİNİĞİ
Sağlıklı beslenerek
cilt yaşlanmasına
dur deyin
Yaşlanmak
önlenemez ama
yaşlanmanın cilt
üzerindeki etkileri
geciktirilebilir.
Cilt dostu akıllı
besinler sayesinde
cildinizin
yaşlanırken
sağlıklı kalmasını
sağlayabilir,
genç ve dingin
görünümünüzü
uzun süre muhafaza
edebilirsiniz.
Peki bu besinler
hangileri ve ne gibi
faydaları var?
Bu soruların
cevabını Dermatolog
Oya Yeşim
Hacımustafaoğlu
Utkan veriyor.
“Besinlerin gücü elimizin altında, yeter
ki mevsiminde ve doğal olanları tercih
edelim” diyen Utkan, cilt dostu besinler
deyince akla ilk başta vitamin ve antioksidan
madde yönünden zengin gıdaların gelmesi
gerektiğini söylüyor. Bilhassa koyu renkli
meyve sebzelerin tüketilmesi gerektiğini
söyleyen Utkan konu hakkında şunları
söylüyor;
Bol bol
domates tüketin
Domates likopen dediğimiz antioksidan
madde bakımından oldukça zengin.
Antioksidanların bize faydası şu ki;
hücreler, normal faaliyetleri esnasında
serbest oksijen radikalleri denilen maddeler
tarafından saldırıya uğruyor, bu da cildin
yaşlanmasına sebep oluyor. Antioksidanlar
ise bu serbest oksijen radikallerini yakalıyor,
savaşıyor ve etkilerini azaltıyor. İşte bu
besinleri tüketenlerde hücre daha az zarar
görüyor, daha geç yaşlanıyor ve kırışıyor.
Domatesten maksimum faydalanmak içinse
pişirerek veya ezerek tüketilmeli. Çiğ olarak
yenildiğinde etkisi azalıyor. Aynı zamanda
domatesteki antioksidanlar güneş ışınlarının
yaşlandırıcı etkilerini yüzde 20 ile 40
oranında azaltıyor. Domates dışında karpuz,
greyfurt ve de kayısıda da bol miktarda
likopen mevcut.
Yeşil yapraklı sebzeleri
es geçmeyin
Ispanak, marul, maydanoz, dereotu, pırasa,
semizotu, brokoli, karnıbahar, pancar,
bezelye güçlü antioksidan özellikleri yönüyle
yaşlandırmayı geciktiriyor ve aynı zamanda
antikanserojen özelliklere de sahip.
Cildi yaşlandıran
besinlerin başında
şeker geliyor
Derimizde elastikiyetten sorumlu olan ve
cildimize gergin bir görünüm sağlayan
kollajen ve elastik lifler vardır. Şeker, bu
elastik liflerin ve kollajenin yapısını bozuyor
ve de cildimizi erkenden kırıştırıyor.
Basit şekerin yanısıra
vücudumuzdaki
şeker oranını bir anda
yükselten glisemik
indeksi yüksek
dediğimiz gıdalar da
zararlıdır. Örneğin
makarna, patates,
beyaz ekmek. Bu
besinlerin tüketilmesi
ile cilt parlaklığını çok
daha erken yitiriyor.
Şekerin dışında alkollü içecekler ve
tuzlanmış her türlü kırmızı et; sucuk, salam,
sosis, fazla yağlı gıdalar da cilt yaşlandıran
besinler arasında yer alıyor.
Güneş cilt
yaşlanmasında
birinci faktör
Güneşin birçok faydası olduğu yadsınamaz.
Fakat güneşin fazlası kesinlikle deri
kanserinde ve derinin erken kırışmasında bir
numaralı etken.
Güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarıda
pek olmamakta yarar var. Şapka, güneş
gözlüğü, güneş ışığından koruyucu yüksek
faktörlü kremler tercih edilmeli. Bronzlaşmak
derinin güneşe karşı bir çığlığı. Deri kendi
rengini koyulaştırarak güneşten korunmaya
çalışıyor. Sabah 10’dan önce ve öğleden
sonra 16’dan sonraki güneş tercih edilmeli.
Cildin yaşlanmasında
cilt kuruluğu
çok önemli
Cildi kuru olan insanlar çok daha erken
kırışıyor. Nemi arttırmak için ise en başta bol
su içmek gerekiyor. Bunun haricinde güneş
ışığına çok fazla maruz kalınmamalı ve
doğru nemlendirici ürünler kullanılmalı.
Zaman zaman yanlış kozmetik ürün
kullanımına bağlı cilt problemleriyle
karşılaşıyoruz. Örneğin yağlı ciltli kişilerin
su bazlı ürünleri tercih etmeleri gerekiyor.
Aksi takdirde gözenekler belirginleşiyor.
Komedon adını verdiğimiz siyah noktalar
artıyor ve cilt akneye yatkın hale geliyor.
Kozmetik ürünleri
dikkatli kullanmak
lazım
Birincil amacın satış yapmak olan bir
ortamda kozmetik ürünlerin kullanımı
mutlaka doktor kontrolünde olmalı.
Çünkü piyasada çok çeşitli kozmetikler
bulunmakta. Biz hastaya ihtiyacına
göre ve alım gücüne uygun kozmetikleri
önerebiliyoruz. Fakat bizim önerdiğimiz
ürünler, dermokozmetik dediğimiz,
dermatolojik açıdan testleri yapılmış allerji
ihitmali daha düşük ürünler oluyor l
UZM. DR. ORHAN KARACA
EMSEY HOSPİTAL / PSİKİYATRİ UZMANI
Sınav kaygısıyla
başa çıkmanın yolları
Öğrenilen bilginin
sınav sırasında
etkili bir biçimde
kullanılmasına engel
olan ve başarının
düşmesine
yol açan sınav
kaygısı, çocukların
eğitim hayatlarını
olumsuz yönde
etkileyebiliyor.
Okulların açılmasıyla
birlikte sınav kaygısı
yaşamaya başlayan
öğrencilere
önerilerde bulunan
Psikiyatri Uzmanı
Orhan Karaca,
mükemmeliyetçi
ve rekabetçi
çocukların bu tür
kaygıları daha çok
yaşadığına işaret
ediyor. Karaca, konu
hakkında şunları
söylüyor:
Çocukların sınava yüklediği anlamlar,
sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj, sınav
sonrası duruma ilişkin atıflar ve sınav
sonrası elde edilecek kazanımlara verilen
önem sınav kaygısı oluşumunu etkiliyor.
Kaygı, bunalıma eğilimli kişilik yapısı
(mükemmeliyetçi, rekabetçi) olanlarda daha
sık görülüyor. Sosyal çevrenin beklentileri ve
baskısı da kaygının oluşmasında önemli bir
etken olarak karşımıza çıkıyor.
Sınav kaygısının
belirtileri nelerdir?
Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı,
başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik,
mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız
kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku
düzeninde bozukluklar, karın ağrıları
vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve
konsantrasyonda bozulma, kendine
güvende azalma, yetersiz ve değersiz
görme sık görülen belirtilerdir.
Kaygı yaşayan
öğrencilerde…
Öğrencinin başarısında belirgin bir düşüş
gözlenir. Ders çalışmayı erteleme, sınav
ve hazırlığı hakkında konuşmayı reddetme
vardır. Soru sorulmasından rahatsız
olurlar. Dikkat dağınıklığı, odaklanamama,
fiziksel yakınmalarda dikkat çeken bir artış
(karın ağrısı, mide bulantısı, terleme, uyku
düzensizliği, iştahsızlık ya da tersine aşırı
yeme, genel mutsuz bir ruh hali vb.), çok
çalışılmasına karşın performans düşüklüğü
kaygının varlığını gösterir.
Sınav kaygısının
etkileri nelerdir?
Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu
anlamama, düşünceleri organize etmede
zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine
değil kendisine odaklanma, zihinsel
becerilerde zayıflama, enerji azlığı, fiziksel
rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca
etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti
ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır.
Öğrenciyi farkında olmadan kendi
davranışını denetleyemez hale getirir…
Hangi inançların
değişmesi amaçlanır?
“Hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için
sınavı kazanmaktan başka yol yoktur,
Mutlaka kazanmalıyım, kazanmazsam
kimsenin yüzüne bakamam, Sınav benim
kim olduğumu gösterir, yetersizim, hiçbir
şey yapamayacağım” değişmesi amaçlanan
başlıca inançlardır.
Anksiyete
yönetimi nedir?
Öncelikle sınava yoğunlaşmayı ve sorulara
odaklanmayı sağlayan, düşünceleri
organize etmede, dikkati toplamada
yardımcı olan, olumsuz düşünmeyi ve telaşa
kapılmayı engelleyen kontrol duygusunu
geliştirerek başarıya yardım eder, gerçek
performansı sergilemede önemli rol oynayan
bir yaklaşımdır.
Sınav öncesi neler
yapılmalıdır?
Çalışma alışkanlıklarını ve sınava ilişkin
tutumları gözden geçirerek yeni bir zihinsel
yapılanma yaratmaya çalışmak gerekir.
Zaman iyi kullanılmalıdır. Beslenme ve
uykuya dikkat edilmelidir. Sınava yönelik
çalışmaları son güne/geceye bırakmamak
önemlidir. Uygun yöntemlerle kaygının
azaltılmasını sağlamak gerekir.
Sınav esnasında ve
sonrasında neler
yapılabilir?
Olumsuz otomatik düşüncelere karşı
alternatif açıklamalar getirme, kontrolün
kendisinde olduğunu hatırlatma,
yanıtlayabileceği sorulardan başlama,
kaygıyı azaltmaya yönelik teknikler kullanma
(hızlı gevşeme, dikkat artırma teknikleri,
kontrollü nefes alıştırması) sınav esnasında
yapılabilecek bazı çalışmalardır.
Kendini ödüllendirme, keyif veren etkinlikler,
eksikler üzerine düşünme ve geleceğe
yönelik planlama ise sınav sonrasında
yapılabilecek uygulamalardır.
Sınav kaygısı ve aile
ilişkisi nasıldır?
Aile için sınavın ne anlam ifade ettiği, sınava
yönelik tutum ve yaklaşımları önemlidir.
Sıklıkla aileler kendi kaygılarını çocuklarına
yansıtmaktadırlar. Çocuktan yüksek
beklentilerinin olması, ayrıntılarla aşırı uğraş
sergilemeleri ve sınavı bir araç değil amaç
olarak görmeleri oldukça önemlidir.
Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar.
Güven ve sorumluluk vermeli, önemsemeli,
olumlu geri bildirimde bulunmalıdır.
Sınava ilişkin konuşmalarda özenli
davranmalı, gerçekçi olmalı, akranlarıyla
karşılaştırmaktan kaçınmalıdır. Duygu ve
düşünce paylaşımı, empati önemlidir. Sınavı
yüceltmeme, ölüm kalım sorunu yapmama,
yüreklendirici davranma önerilmektedir.
Çocuklar koşulsuz sevilmelidir. Aile bireyleri
uygun rol modeli olmalı, uygun aile ortamı
sağlamalı ve uygun problem çözme
davranışları geliştirilmelidir.
Ailenin bakış açısında değişim yaratmak ve
beklenti düzeyini gerçekçi sınırlara indirmek
temel girişimleri oluşturur.
Psikiyatrik destek
ne zaman gereklidir?
Bir ruhsal bozukluk ortaya çıkmışsa
(depresyon, anksiyete bozukluğu, uyku
bozukluğu. vs.) ruhsal belirtilerden dolayı
işlevselliğinin bozulması, kaygıyla başa
çıkmak için uygun olmayan yollar kullanma,
davranış bozukluklarının görülmesi
psikiyatrik destek gerektiğinin başlıca
göstergeleridir l
Sınav kaygısıyla
başa çıkma yolları:
* Düşünce ve inançları sorgulamak
(gerçekçi olmayan düşünme
alışkanlıklarını farklı bir gözle
yeniden değerlendirme)
* Nefes alma egzersizleri yapmak
(gevşeme egzersizleri)
* Kaygıyı bastırmaya değil, onu kabul
etmeye ve tanımaya çalışmak
* Düşünceleri durdurma tekniği,
dikkatini başka noktalara
odaklama tekniği
ARAŞTIRMACI / YAZAR ETHEM ERKOÇ
Bir devrin hikayesi:
“Beşiktaş Muhafızı
Yedi Sekiz Hasan Paşa”
görevini hakkıyla
yapan, dönemin
padişahlarını gözü
gibi korumaya
çalışan bir Türk
askeridir. Ömrünü
görevine adamış,
son günlerine
kadar karakolunu
terk etmemiş bir
kumandandır.
Osmanlı Devleti’nin
başkentinde
Beşiktaş gibi önemli
bir bölgede
karakol komutanlığı
yapan Yedi Sekiz
Hasan Paşa
4 padişah dönemini
görmüş, devlete
bağımlılığı ile bilinen
Osmanlı Rus Savaşı’na
katılan askerler
arasında yer aldı
1831 yılında Çorum’da doğan
Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın çocukluk ve
gençliği Çorum’da geçmiştir. Evlerinin
yakınındaki Han Cami bünyesinde bulunan
Ömer Nehçi Medresesi’nde Kuran-ı Kerim
okumuş ve ilmihal bilgilerini öğrenmiştir.
Daha sonra baba mesleği olan kılıç ve
demirci çırağı olarak çalışmıştır.
Bu dönemde Kırklar Medresesi Müderrisi
Sadık Hoca’nın yanında öğrenim görmüştür.
Askerlik çağına geldiğinde er olarak
İstanbul’a sevk edilmiştir. O yıllarda
Kırım’da Osmanlı-Rus savaşı vardır.
Başta padişah Abdülmecit bulunmaktaydı.
Cepheye sürekli asker takviyesi yapılıyordu.
Çorumlu Hacı Hasan da Kırım’a sevk edilen
askerler arasında yer aldı.
Tek başına
3 Rus fedaisini
yakalayıp bağladı
1855 yılında Gözleme’de tek başına
3 Rus fedaisini yakalayıp bağlaması
ve Anapa Savaşı’nda yalçın bir kayaya
yerleştirilmiş topçu bataryasını yine tek
başına ele geçirmesi ile Çorumlu
Hacı Hasan komutanlarının takdirini
toplamıştır. Kırım Savaşı’ndan sonra
İstanbul’a dönüşünde komutanlarının ısrarı
üzerine tezkere bırakarak hayatına yeni
bir yön verdi. Er olarak orduda resmen
yerini aldı.
Sultan Abdulaziz
zamanında Beşiktaş
Karakol Komutanlığı
görevine atandı
Artık İstanbul’a yerleşmesi gerekiyordu.
Evlendi. Çavuş rütbesine yükseldi. Saray
çevresinde seviliyordu. Hasan Çavuş
Hac Emin’i göreviyle Hacca gönderildi.
Yoldaki başarıları nedeniyle dönüşte
teğmen rütbesiyle taltif edildi. Artık zor işler
ona havale ediliyordu. Bursa ve Balıkesir
havalesindeki eşkiya takip işi de ona
verildi. Görevini başarıyla yerine getiren
Hacı Hasan Tabur Ağalığı’na (Binbaşılık)
terfi ettirildi. Hacı Hasan’ın cesaret ve
sadakati saray erkanının gözünden
kaçmıyordu. Sultan Abdulaziz zamanında
Beşiktaş Karakol Komutanlığı görevine
atandı. Buradaki gayretleriyle albaylığa,
bir kalpazan çetesini çökertmesi üzerine
mirliva rütbesine yükseldi.
Çırağan Baskını
hayatında dönüm
noktası oldu
Hasan Paşa, bulunduğu bölgede kimseye
göz açtırmıyordu. Bu durum V.Murat’ı tahta
geçirenlerin hoşuna gitmiyordu. Bu nedenle
Hasan Paşa kısa bir süre bu görevden
uzaklaştırıldı. Bu dönemde Balkanlar’daki
bazı savaşlara katıldı.
1877 yılında başlayan
Osmanlı-Rus
Savaşları’nda
Kafkas Cephesi’nde
bizzat savaştı.
Bu sırada
II. Abdülhamit tahta
geçti. Çevresine sadık
insanları yerleştirmek
istiyordu. Onun için
Hasan Paşa’yı tekrar
karakol komutanı
olarak atadı.
Burası, saraylıların güvenliğinden sorumlu
olduğu için çok önemliydi. Hasan Paşa
bünyesinde asayişi ve güvenliği tam
anlamıyla sağlamıştı. İşte bu dönemde
gazeteci Ali Suavi, II. Abdülhamit’i tahttan
indirerek, V. Murat’ı tekrar padişah yapmak
için Çırağan Sarayı’na baskın yapmakta
kararlıydı. Arkasında bazı Jön Türkler, bazı
yabancı misyonlar ve ismi bilinmeyen bazı
paşalar vardı.
20 Mayıs 1878’de Ali Suavi ve arkadaşları
Çırağan Sarayı’na baskın yaptılar. V.Murat’ı
odasından çıkartıp gemiye bindirecekler
ve törenle tekrar padişah ilan edeceklerdi.
İşte bu olay Hasan Paşa’nın hayatında
dönüm noktası oldu. Bu olayda Ali Suavi ve
arkadaşı Nişli Salih’i birer sopa darbesiyle
öldürerek bir ihtilal girişimini önlemedeki
cesaret ve gayreti ile Hasan Paşa
‘Ferik’ rütbesine yükseldi. O dönemde
Ferik rütbesi Müşirlik (Mareşallik) ten önceki
son rütbe idi.
1900 yılında mektepli
değil alaylı bir
asker olarak
“Paşa” rütbesine
layık görüldü
Yıl 1900 Rumi 1315... Padişah saray
erkanını bir tören için Yıldız Sarayı’na
davet etti. Askeri ve mülki erkanın hazır
bulunduğu bu törende gayret, samimiyet
ve sadakati nedeniyle Hasan Paşa’ya Müşir
(Mareşal) rütbesi verildi. Bu rütbe resmi
evrakla tescil edildi.
Hasan Paşa, mektepli
değil alaylı bir askerdi.
Neferlikten sonraki
bütün kademeleri
birer birer başarı
sonucu geçti ve ferik
rütbesinden sonra
müşirliğe terfi etti.
Sebebi ne olursa olsun II. Abdülhamit
Han’ı sevmeyen ve ona düşman olanlar,
onu koruduğu için Hasan Paşa’yı da
sevmezlerdi ve ona düşmanlık duyarlardı.
Hasan Paşa; Beşiktaş Muhafızlığı,
Beyoğlu Mutasarrıflığı Zaptiye Fırkası Reis
ve Kumandanlığı gibi kritik görevlerde
bulunmuştur. Elli yılı aşkın bir süre orduda
hizmet etmiştir. Dört padişah döneminde
hep başarıya koşmuştur.
İttihatçı doktorlara
güvenmiyordu
Ömrü boyunca devlete
karşı olan her hareketin
karşısında oldu
Beşiktaş Karakolu’nda pek çok ünlüyle
karşılaşmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin
kurucusu İbrahim Temo, Leskovikli Mehmet
Rauf, dönemin ünlülerinden Menemen’li
Rıfat Bey ve Tevfik Fikret’i de sorgulayan,
yüzlerce ihbarı değerlendirip sonuçlandıran
Hasan Paşa elbette bazılarının tepkisini
almıştır. Biraz da bu nedenle Hasan
Paşa’ya yedi-sekiz lakabını takmışlardır.
Aslında bu yakıştırma imzasındaki bir
benzerlikten ibarettir.
Her devlet adamı
gibi Hasan Paşa’nın
sevenleri de vardı,
kızanları da. Hayranları
da vardı, düşmanları
da.. Hasan Paşa’nın
kimseyle şahsi kavgası,
kimseye karşı şahsi
bir düşmanlığı yoktu.
Kavgasının temelinde
devleti koruma gayreti
vardı.
Devlete karşı olan her hareketin karşısında
olmuştu. Devlete ve devletin başında
bulunan padişaha ihanet etmemiş ve böyle
bir davranışa asla fırsat vermemiştir.
II. Abdülhamit Han’ı
sevmeyenler,
Hasan Paşa’yı da
sevmezlerdi
Hasan Paşa, Ali Suavi olayından sonra
Sultan II. Abdülhamit’e karşı yapılacak
darbe ve suikast girişimlerinin önünde
hep bir engel olarak görülmüştür. Padişahı
tahttan indirmeyi ve öldürmeyi düşleyen
İttihatçılar, her isyan hareketinde karşısına
çıkacağından endişlenen azınlıklar, saray
darbesi yapmak isteyen mektepli paşalar
Hasan Paşa’ya iyi gözle bakmazlardı.
İşin siyasi yönü bir yana bırakılacak olursa
onu başka sevmeyenler de vardı. Hırsızlar,
kabadayılar, haydutlar, sarhoşlar da Hasan
Paşa’dan hiç hoşlanmazlardı.
Yedi Sekiz Hasan Paşa, doğup
büyüdüğü Çorum’a da bir çok kalıcı
eser bırakmıştır. Çorum Saat Kulesi’nin
yapımı, Han Camii’nin yeniden inşası,
kente bir kütüphane kurması, pek çok
eğitim kurumunun açılışını desteklemesi,
Hıdırlık Camii’nin yapımı, merkezin sancak
statüsüne yükseltilmesi gibi hizmetleriyle
hemşehrileri onu hep minnetle anmaktadır.
Yedi Sekiz Hasan Paşa, 73 yaşında hala
görevi başındaydı. Hep çalışıyordu.
Sağlığıyla hiç ilgilenmiyordu. Görev
başında iken hastalandı. Doktor
çağırmak istediklerinde hep karşı çıktı.
İttihatçı doktorlara güvenmiyordu. Onu
dinlemediler, doktor çağırdılar. Hastaneye
kaldırıldı. Hasan Paşa iyileşecek yere daha
da fenalaştı. O sırada eşi Hatice Gülnaz
Hanım da başındaydı. Hasan Paşa bir ara
kendine geldi ve;
-Gülnaz beni zehirlediler. Hasan gidiyor
artık diyebildi..
Aradan çeyrek saat geçmişti ki Müşir
Hasan Paşa hayata gözlerini yumdu. Ölüm
sebebi, hastalığı hiç anlaşılamadı. Sultan
Abdülhamit’ten bile gizlendi.
Yıl: Miladi 1905 -23 Ocak, günlerden
Pazartesi. Hasan Paşa, Hakkın rahmetine
kavuştu.
İlgili yazının hazırlamasında emeği
geçen Araştırmacı Yazar Ethem Erkoç’a
teşekkür ederiz l
Erkoç’un 26 eserinden bazıları:
Yedi Sekiz Hasan Paşa
Aşık Paşa ve Elvan Çelebi
Piyeslerim (Otuz Eser)
Anadolu’da bir köy odası
“Hatışoğlu Konağı”
Sahabe Evliya Ulema Yurdu Çorum
İskilipli Atıf Hoca (Son eseri)
Yedi Sekiz Hasan Paşa Konağı
UZM. DR. MURAT UĞUR
BEYKOZ DEVLET HASTANESİ / FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON KLİNİĞİ
Dikkat! Geçmeyen
ağrılarınızın sebebi
Fibromiyalji olabilir
Hiç çalışmadığınız
günlerde bile
kendinizi
sürekli yorgun
hissediyor, her
yeriniz ağrıyorsa;
vücudunuzda tüm
enerji çekiliyor, kol
ve bacaklarınızda
derman kalmıyorsa
dikkat! Siz de bir
Fibromiyalji hastası
olabilirsiniz.
Uzm. Dr.
Murat Uğur, 3 ay
boyunca sebepsiz
yorgunluk ve ağrı
hissedenlerin
mutlaka Fibromiyalji
hastalığı açısından
incelenmesi
gerektiğini
belirterek, tedavi
edilmeyen
Fibromiyalji’nin
depresyona
sebep olabileceği
konusunda uyarıyor.
Hastalığa ilişkin
laboratuvar testi
olmadığı için
teşhis koyulmasının
oldukça zor
olduğunu ifade eden
Uğur, konu hakkında
şu bilgileri veriyor:
Stresli yaşamın, insan sağlığı üzerindeki
olumsuz yansımalarından biri olarak bilinen
Fibromiyalji hastalığı, halk arasında kas
romatizması olarak biliniyor ve kadınları daha
çok etkiliyor.
Hemen hemen 100 kadından 10’unda
görülür.Fibromiyalji; yüzyıllardır bilinen,
yaygın kas ağrıları ve vücutta hassas
noktalarla karakterize kronik bir hastalıktır.
Uyku bozukluğu ve depresyon, hastalığın
önemli bulgularındandır.
Yapılan tetkikler ve
çekilen grafilerde
hastalığa dair organik
bir neden bulunamaz.
Bu hastalığın
yaşamımızdaki
en olumsuz etkisi;
depresyon-anksiyete
gibi psikolojik
problemlere yol
açması ve kısır döngü
ile yaşam kalitesinin
azalmasıdır.
Son yıllarda, psikolojik
nedenli kas-iskelet
hastalıklarında artış
kaydedilmiştir.
Bu hastalık
kimlerde görülür?
Aşağıdaki şartlara sahipseniz, bu hastalığa
yakalanma olasılığı yüksektir.
Kadın cinsiyetine sahip olmak: Kadınların,
hormonal yapı gereği, stres uyaranlarına karşı
daha dayanıksız oldukları, ağrı eşiklerinin de
düşük olduğu bilimsel olarak gösterilmiştir.
Enfeksiyonlara meyilli olmak:
Enfeksiyonlara meyilli bünyelerin, depresyona
daha kolay yakalandıkları gösterilmiştir.
Kötü bir çocukluk geçirmiş olmak:
Çocukluğunda doğal afetler, aile içi şiddet,
ebeveyn boşanması, aileden birinin ölümü,
seksüel taciz gibi ruh yapısını alt üst eden
olaylar yaşayan insanlarda, yıllar sonra,
bilinçdışına AĞRI ve YORGUNLUK olarak
yansıyabilmektedir.
Stresli, dikkat gerektiren işte çalışmak:
Stresin vücutta en önemli parametresinin
kortizol olduğu ele alınırsa, bu iki hastalıkta
kortizol değerleri yüksektir ve mesai bittiğinde
bile bu değerler yüksek kalmaktadır.
Ambulans şoförleri ve gece bekçileri bu
konuda en riskli grubu
teşkil etmektedir.
Perfectionist (Mükemmeliyetçi) ve
Pessimist (Kötümser duygular) kişiliğe
sahip olmak; Kendimizi iyi hissetmemize
katkısı olan aracı maddelerden Serotonin
(mutluluk hormonu denmektedir) azlığına
sebep olmakta, bu da depresyon dahil
bir çok psikolojik rahatsızlığa yatkınlık
oluşturmakta.
Romatizmal hastalıklar; Romatoid artrit,
Lupus, Ankilozan spondilit gibi romatizmal
hastalıkların varlığı Fibromiyaljiye yatkınlık
oluşturur.
Hangi şikayetleri olanlar
doktora başvurmalı?
• Dinlendiği halde kendini sürekli yorgun
hissedenler
• Yaşamının bir döneminde depresyon atağı
yaşayan, ancak vücudunda yaygın ağrı ve
sürekli bitkinlik yaşayanlar
• Sabah yataktan uyanmakta güçlük çekenler
ve/veya yataktan uykusuna doymamış olarak
kalkanlar
• Unutkanlık, dikkat eksikliği olanlar
• Migren-Barsak tembelliği gibi psikolojik
kökenli rahatsızlığı olup, yukarıdakilerden
herhangi birini yaşayanlar
• Ümitsizlik, kötümserlik duyguları ile
baş edemeyen, kendini değersiz görme
eğiliminde olanlar
• İştah problemi yaşayanlar (eskisine göre
daha çok yemek veya daha az yemek
şeklinde)
Kimlere başvurmalı?
Fibromiyalji ve Kronik Yorgunluk Sendromu;
kas-iskelet sistemini inceleyen
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanları’nın
ile Romatologların ilgi alanına girer. Ancak
bu iki hastalığa sahip kişiler;
• Baş ağrıları nedeniyle Nöroloji
Uzmanları’na,
• Depresyon nedeniyle Psikiyatri
Uzmanları’na
• Mide-bağırsak şikayetleri nedeniyle
Dahiliye Uzmanları’na
• Kesin bir tedavisi olmadığından, alternatif
tıp yöntemlerine sıkça başvururlar
Tedavide amaç ağrı
kontrolünü sağlamak
Psikolojik kökenli olduğu varsayılan
hastalıkta kullanılan medikal tedaviler
yanında, olayın ruhi boyutuna yönelik
terapiler de önerilmektedir.
Anti-depresan ilaçlar
Bağışıklık sistemini güçlendirici ilaçlar
İmmunoterapi; Ko-enzim Q 10 gibi.
Element ve vitamin desteği
(Suplement tedavi); magnezyum,
selenyum, B-12 vitamini ve antioksidan E
vitamini gibi
Esansiyel yağ asitleri; Balıkta daha çok
bulunan Omega-3 ve Omega-6 formundan
zengin besin rejimi.
Egzersiz; Egzersiz hastalıkta en önemli
tedavi ve korunma yöntemidir. Özellikle
gevşeme ve germe egzersizleri, yürüyüş,
yüzme ve bisiklete binme oldukça etkilidir.
Egzersiz tipi ve şiddeti hastaya göre
ayarlanmalıdır.Günlük yapılabilen, aerobik
egzersizlerle başlanması önerilir.
Açık havada yürümek, yüzmek, bisiklet
sürmek gibi.
Kognitif Bilişsel Terapi (Cognitive
Behavioral Therapi); Hastaya, ağrılarını
kendi kendine yenme yetisi kazandırılması
temeline dayalı bir telkin terapisidir.
Diğer; Bioflavanoidler, Piknojenol, Silymarin,
Quercetin, Gingko biloba, çekirdekli üzüm
suyu, yeşil çay, masaj tedavisi, kaplıca
tedavisi
Alternatif tıp yöntemleri; Kişiye kendini
iyi hissetmesini sağlamayı hedefleyen bir
çok yöntem içinde, hasta, biyolojik ve ruhi
yapısına en uygun yöntemi seçtiğinde
faydasını görebilir. Yoga, Tai-Chi, Ayurveda,
NPL, Meditasyon
Fizik tedavi uygulamalarında ise sıcak
paketler, derin ısıtıcılar ve ağrı kesici özelliği
olan elektriksel stimülasyon ile olumlu
sonuçlar alınmaktadır. Kas gerginliklerinin
azaltılmasında masaj gevşeme ve basınç
teknikleri olumlu etkiler sağlar. Hastalara
ayrıca kendilerine ve sağlıklarına daha çok
zaman ayırmaları, yoğun çalışma sırasında
sık sık ara vermeleri, günlük işlerinde
kendilerini fazla zorlamamaları önerilmelidir l
Bağışlanan sadece
organ değil,
kişiye sunulan
yeni bir hayat
Ülkemizde her yıl
çok sayıda insan
organ yetmezliği
sorunu ile karşı
karşıya kalıyor,
bağış oranının
istenilen düzeyde
olmaması nedeniyle
de kimi hastalar ne
yazık ki bu bekleyiş
sırasında yaşama
veda ediyor.
Bir kişinin hayatta iken hür iradesi ile tıbben
yaşamının sona ermesinden sonra doku ve
organlarının başka hastaların tedavisi için
kullanılmasına izin vermesi anlamına gelen
organ bağışı, kişinin hayata veda ettikten
sonra bir başka kişiye bırakabileceği belki
de en önemli miras. Fakat ülkemizdeki organ
bağış oranlarına bakıldığında ne yazık ki
karamsar bir tablo ile karşılaşmaktayız.
Türkiye’de nakil bekleyen kişi sayısı yaklaşık
28.000 civarındadır. Bunun yanısıra
yaklaşık 70.000 organ yetmezliği hastası
olduğu bilinmektedir. Rakamların bu denli
yüksek olmasına karşılık, ülkemizdeki
organ bağış oranı bir milyonda sadece 4.2
seviyesindedir. ABD’ye bakıldığında bu oran
20-25, İspanya’da ise 32-33 civarındadır.
Kadavradan bağış
oranları çok düşük
Türkiye’de gerçekleşen organ nakillerinin
büyük bir çoğunluğu canlıdan canlıya
gerçekleştirilmektedir. Avrupa ülkelerinde,
organ nakillerinin yüzde 80’i kadavra,
yüzde 20’si canlı kaynaklıyken, Türkiye’de
yüzde 75 oranında canlı, yüzde 25 de
kadavra kaynaklı nakiller yapılmaktadır.
Bu şekilde yapılan nakillerde tamamen
sağlam olan bir kişi ameliyat edilip,
bir böbreği veya karaciğerinin bir bölümü
alınmaktadır.
Bu aslında çok istenmeyen bir durum
olmasına rağmen, insanların yaşaması için
tercih edilmek zorunda kalınmaktadır. Nakil
bekleyen hasta sayısının bu kadar yüksek
olmasına rağmen organ bağışının yetersiz
olması ve hastalara genellikle canlıdan nakil
yapılması da organ bağışının önemini bir kez
daha gözler önüne sermektedir.
Dini açıdan herhangi bir
sakınca yok
Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizde organ
bağışı konusunda teşviği artırmak için;
03.03.1980 tarihinde Din İşleri Yüksek
Kurulu’nun verdiği kararla, organ bağışının
İslam dini açısından günah olmadığına
kanaat getirmiş ve organ ve doku naklinin
caiz olduğu sonucuna varmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de de “Kim, bir insanı, bir can
karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk
çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse,
o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim
de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki
bütün insanları yaşatmıştır.” denilmiştir.
Organ bağışında bulunmak ise basit ve
prosedürel olmayan bir süreçtir. Örneğin
İstanbul’da bağışta bulunmak isteyen
kişi yaşarken en yakın merkeze (Sağlık
Müdürlüğü Marmara Bölgesi Koordinasyon
Merkezi, Toplum Sağlığı Merkezleri, Devlet
Hastaneleri ve Semt Poliklinikleri, Üniversite
Hastaneleri ve Özel Hastaneler) başvurabilir.
Kişinin beyin ölümü gerçekleştikten sonra ise
ailesinin rızası alınarak organlarının bir başka
cana can olması sağlanabilir l
Sağlıktan kısa kısa...
LİTERATÜRDE
BİR İLK: BÖBREK
NAKLİ İLE KARDEŞ
OLDULAR
İstanbul’da yıllarca birbirinden habersiz
aynı merkezde diyalize giren böbrek
hastaları Meliha Balcı ve Aynur Demirbaş’ın
bekledikleri uygun böbrek bulundu.
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma
Hastanesi Üroloji Kliniği Eğitim ve İdari
Sorumlusu Doç. Dr. Volkan Tuğcu, Balcı
ve Demirbaş’a beyin ölümü gerçekleşen
72 yaşında emekli bir öğretmenden
alınan iki böbreğin 14 Şubat’ta aynı
anda nakil yapıldığını belirterek ekibi ile
gerçekleştirdikleri başarılı operasyonun da
tıp literatüründe bir ilk olduğunu açıkladı.
Dr. Tuğcu, “Listede olan iki hastamızı
da çağırdık ve aynı gün aynı anda iki
hastamız için operasyonu gerçekleştirdik.
Aynı hastanede çıkarımı olması ve aynı
hastanede de iki böbreğin takılması dünya
literatüründe ilk olacak. Problemsiz ve
sorunsuz olarak bu nakile gerçekleştirmek
bizim için de sevindirici oldu” dedi.
yüksek topuklu ayakkabılardan dolayı fıtık
olduğunu ifade etti. Kadınların ayakkabı ve
kıyafete düşkün olduğunu belirten
Aliye Akçalı ise “Yaşadığım fıtık
rahatsızlığından sonra anladım ki oturuş
bozukluğu gibi kıyafetlerimiz de bizi fıtık
edebiliyormuş. Sağlığıma kavuştuğum
için çok mutluyum. Bundan sonra yüksek
topuk ve düşük belli kıyafetler giymeyi
düşünmüyorum” dedi.
AMELİYATLA YAPAY
‘GÖZYAŞI KANALI’
OLUŞTURULDU
Kütahya’da ilk defa bir hastaya gözyaşı
kanalı oluşturularak, rahatsızlığı tedavi
edildi. Kabızlığın, modern yaşamın getirdiği
düzensiz- fast food tarzı besin değeri
olmayan, kalorisi fazla, liften fakir gıdaların
çok sık tüketilmesi ile birlikte düzensiz ve
yetersiz dışkılama sonucu ortaya çıktığı
bildirildi.Başkent Üniversitesi Özel Başkent
Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk
Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Semire
Serin Ezer, kabızlığın fonksiyonel ve
doğumsal olarak iki şekilde ortaya çıktığını,
çocuklarda en sık karşılaşılan kabızlığın ise
fonksiyonel olduğunu söyledi.
Dumlupınar Üniversitesi Evmiye Çelebi
Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde,
doğuştan gözyaşı kanalı olmayan bir
hastaya Göz Hastalıkları Uzmanı Yrd.
Doç. Dr. Hacı Murat Sağdık tarafından
ameliyat ile yeni bir gözyaşı kanalı
oluşturuldu.Ameliyatı gerçekleştiren
Göz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç.
Dr. Hacı Murat Sağdık, “Dünya’da ve
Türkiye’de nadir olarak görülen gözyaşı
kanalı doğuştan bulunmayan 54 yaşında
ki hastamız Nurten Yüksel’e tedavisi
ve malzemesini tamamen devletimizin
karşıladığı bir kanal tüp ile gözyaşı kanalı
oluşturduk. Hastamız bize doğuştan
itibaren gözlerinde ki sulanma şikayeti
ile başvurdu. Yapılan muayenesinde
hastanın göz yaşını buruna ileten göz yaşı
kanalının olmadığı tespit edildi .Bu durumda
hastamıza yeni göz yaşı kanalı oluşturma
ameliyatı planlandı ve başarı ile uygulandı.
Hastanın bundan böyle şikayetleri olmadı ve
sağlıklı bir şekilde göz fonksiyonları devam
etmektedir” dedi.
MODA SİZİ FITIK
ETMESİN
ZENCEFİL MİGREN’E
İYİ GELİYOR
Son yıllarda gençler arasında fıtık
rahatsızlığının arttığını belirten
Fizik Tedavi ve Manipülasyon Uzmanı Dr.
Ali Şahabettinoğlu, kullanımı yaygınlaşan
düşük bel pantolon ve yüksek topuklu
ayakkabıların bunun başlıca sebeplerinden
biri olduğunu söyledi.
Doktor Şehabettinoğlu, İzmir’den gelen
30 yaşındaki hastası Aliye Akçalı’nın,
uzun süre giydiği düşük belli kıyafetler ve
Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı,
zencefilin migren hastaları için faydalı
olduğunu söyledi. “Taze zencefil, B6
vitamini, C vitamini, Kalsiyum, Demir,
Magnezyum, Fosfor, Potasyum, Manganez
ve Lif açısından yüksek besin değerlerine
sahiptir” diyen Uzman Diyetisyen Şebnem
Kandıralı, zencefilin; soğuk algınlığı, grip,
boğaz ağrısı ile menstrual kramplarda de
etkili olduğunu söyledi.
FAST FOOD
KABIZLIK YAPIYOR
AŞKLARI
KANSERİ YENDİ
İstanbul’da, baş ağrısı şikayetiyle
gittiği hastanede beyninde beş santim
büyüklüğünde iki tümör olduğunu öğrenen
Murat Dönmez’in amansız hastalığa karşı
ilacı, doğru tedavi yöntemi ve sevgi oldu.
Genç adama mücadelede en büyük destek
hastane koridorlarında yol arkadaşı evde
ikinci doktoru olan hayat arkadaşından
geldi. 6 aylık tedavide kanser hücrelerinin
savunma duvarlarını ısı desteğiyle çökerten
‘hipertermi’ yöntemi uygulandı, kanserli
hücreler 0,8 milimetre çapına erişerek
küçüldü. Dönmez çifti, yaşadıkları süreci,
‘Gücümüzü sevgimizden aldık. Birbirimizin
kahramanıyız’ sözleriyle özetledi
KALBİNDEKİ SESİN
AĞAÇ KURDUNDAN
GELDİĞİNİ SANDI
Konya’da yaşayan 60 yaşındaki Halil
İbrahim Duman yıllarca kalbindeki
sesin, evinin ahşap pencerelerdeki
ağaç kurtlarından geldiğini zannederek
pencereleri PVC yaptırdı. Duman, buna
rağmen duymaya devam ettiği sesin
kalp kapakçığından geldiğini öğrenince
çok şaşırdı. Küçük kesi ameliyatı ile
sağlığına kavuşan Duman, “Hastalığımı
bilmiyordum. Yaşadığım kasabada evimin
pencereleri ahşaptı. Yattığım yerde ses
duyuyordum. Bunu ahşap penceredeki
kurtlardan geldiğini sanıyordum. Pencereleri
değiştirince yine ses gelmeye devam etti.
O zaman sesin benden geldiğini fark ettim
ve doktora gittim. Doktorlar kalp kapağımın
değişmesi gerektiğini söylediler. Ameliyatı
oldum. Şimdi ses kesildi. Tıkırtı kalmadı.
Kurt kemirir gibi ses geliyordu. Şimdi ses
kalmadı. Çok iyiyim“ dedi.
KARACİĞER NAKLİ
İÇİN DÜNYAYI
DOLAŞTI, ÇAREYİ
İZMİR’DE BULDU
Azerbaycan vatandaşı Elshan Soltanov’a
(41), kronik karaciğer hastası olduğu
için acil karaciğer nakli olması gerektiği
söylendi. Yapılan araştırmalar sonucu
karaciğerin ana damarının (portal venin)
tıkalı olduğunu bu yüzden naklin mümkün
olmadığını öğrendi. Bunun üzerine
Avrupa’nın pek çok karaciğer nakli
merkezlerine başvurup nakil olabilmek
için uğraştı. Ancak nakil yapılamayacağı
gerekçesiyle tüm kapılar yüzüne kapandı.
Son olarak Doç. Dr. Ünal Aydın’a başvuran
Soltanov başarılı bir nakille hayata yeniden
tutundu.
45 YILDAN SONRA
GÖRMEYE BAŞLADI
45 yıldır yakını ve uzağı göremeyen,
son yıllarda da katarakt nedeniyle görme
duyusunu iyice yitiren Sakarya’da yaşayan
58 yaşındaki Neşat Kılıç, geçirdiği
15 dakikalık katarakt ameliyatı sonrasında
yeniden görmeye başladı. Basında çıkan
başarısız katarakt ameliyat haberleri
nedeniyle ameliyattan korktuğunu ve
yıllarca ameliyat olmaktan kaçtığını belirten
Neşat Kılıç. Operasyonu gerçekleştiren
Op. Dr. Ahmet Gökdere’ye teşekkür
ederek ,“Bazı göz merkezlerinde yapılan
katarakt ameliyatlarının insanları kör
ettiğini duyuyordum. Bu yüzden de
ameliyat olmaktan korkuyordum’ dedi.
Kılıç, katarakt ameliyatının güvenilir
kurumlarda ve güvenilir doktorlar tarafından
yapılması gerektiğini, doğru ve güvenilir
adrese gidilerek herkesin göz sağlığına
kavuşabileceğini sözlerine ekledi.
74’LÜK HASTANIN
KARNINDAN
5 KİLOGRAM
UR ÇIKTI
Batman’da 74 yaşındaki bir kadının, karın
ağrısı şikayetiyle gittiği hastanede karnından
5 kiloluk ur çıkarıldı. Hastane tarafından
yapılan açıklamada, “74 yaşında karın
ağrısı şikayeti ile hastanemize başvuran
hastanın yapılan tetkiklerinde bütün batını
dolduran kitle saptanması üzerine aile ile
görüşülerek operasyon kararı alındı. Yapılan
ameliyat sonrasında hastamızda bebek
büyüklüğünde yumurtalık kisti olduğunu
gördük. Bu kist başarılı bir şekilde çıkarıldı.
Ameliyat öncesi yürümekte bile zorlanan
hastamız şu anda rahat bir şekilde hareket
etmekte sağlığına kavuşmanın sevincini
yaşamaktadır” denildi.
YAŞAMAZ DENİLDİ,
DOĞUM GÜNÜNÜ
KUTLAYARAK
TABURCU OLDU
Batman’da üzerine demir kapı düşen 28
yaşındaki Yusuf Yetiş, çevredekilerin yardımı
ile Batman Bölge Devlet Hastanesi’ne
kaldırıldı. Doktorların yaşamasını mucizelere
bağladığı Yetiş, doğum gününde taburcu
oldu. Hastanın durumuna ilişkin bilgi veren
Batman Bölge Devlet Hastanesi’nde görevli
Op. Dr. Süleyman Damgacı, hastanın
çalışırken üzerine demir kapılar düştüğünü
ve ağır yaralandığını söyledi. Op. Dr.
Damgacı, “Hastanemize getirildiğinde bilinci
kapalı bir durumdaydı. Yaşama umudu
çok azdı. Yaşam skorunun alt düzeyi 4 idi.
Kafatasında yaygın kemik çökme fraktürü
ve altında yaygın subdural ve beyin içi
kanama mevcuttu. Acil ameliyat edildi. Kafa
kemiği çıkarılıp bacağına yerleştirildi. Yoğun
bakımda uzun süre kaldı. Bilinç yerine geldi
daha sonra servise alındı. Konuşması ve
yürümesi düzeldikten sonra kafasından
çıkarılan kemik yerine kondu. Yusuf, hayata
mucizevi bir şekilde tutundu. Bir oğlunun
olacağını serviste öğrendi. Tedavisi devam
ederken baba oldu, doğan çocuğuna benim
adımı verdi. Hastamın doğum gününü
serviste hep birlikte kutladık, sağlığına
kavuşmasının sevincini yaşadık. Yusuf Yetiş
ve ailesi tüm servis çalışanlarına ve hastane
yönetimine teşekkür ederek ayrıldılar” dedi.
GAZ SANCISI SANDI
BÖBREĞİNDE KİTLE
ÇIKTI
İki ay önce şikayetleri nedeniyle özel
bir hastaneye başvuran Özlem Odabaş
“Yaşadığım karın ağrılarını gaz sıkışması
olarak zannettim. Son iki aydır normal bir
hayat yaşamıyordum. Yüksek tansiyonun
yanı sıra artık gözlerim bulanık görüyor,
evden dahi dışarı çıkmak istemiyordum.
Halsizdim, bunun yanı sıra baş ağrısı, baş
dönmesi ve karın ağrısı yaşıyordum.
Bunlar nedeniyle hastaneye başvurdum.
Gaz sıkışması zannettim. Ama böbrek
üstünde kitle olduğu ortaya çıktı.
Eğer rahatsızlığım erken tespit edilmeseydi
kalp krizi, beyin kanaması gibi sıkıntılar
beni bulabilirdi” diye konuştu.
YANAĞINDAN DOKU
ALINARAK İDRAR
YOLU YAPILDI
Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’nde
(PAÜ) idrar yolu darlığı nedeniyle başvuran
bir hastaya yanağından doku alınarak
idrar yolu yapıldı. Pamukkale Üniversitesi
(PAÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Aybek’in
gerçekleştirdiği ameliyatta, Mehmet
Koparan’ın sağ yanağının içinden doku
parçası alındı. Alınan doku parçası penisin
içindeki idrar yoluna yerleştirildi. Ameliyatın
ardından odaya alınan Koparan’ın
durumunun iyi olduğu öğrenildi
SOLARYUM
CİLT KANSERİNE
DAVETİYE
ÇIKARTIYOR
Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire
Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, Amerika
Birleşik Devletleri’nde 40 yaş altı kadınlarda
cilt kanseri görülme oranında ciddi bir artış
olduğu tespit edildiğini bildirdi. Gültekin,
“Ayrıca Avustralya kaynaklı yayınlarda
14-44 yaş arası insanların kanserleri
arasında ilk sırayı cilt kanserinin aldığı
belirtmektedir. Araştırmalara göre,
bronzlaşmak için sıklıkla solaryuma
başvuranlarda cilt kanseri gelişme
riski yüzde 74 daha yükselmektedir.
Vatandaşlarımızın ultraviyole ışınlarının
etkileri hakkında bilgi sahibi olması
sağlanmalı, gereksiz solaryum
uygulamasından kaçınmaları önerilmelidir”
dedi.
ÇEVRE VE
ŞEHİRCİLİK
BAKANLIĞI 6 AYDA
35 BİN TON TIBBİ
ATIĞI İMHA ETTİ
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yılın ilk
6 ayında, insan ve çevre sağlığı açısından
büyük risk taşıyan 35 bin ton tıbbi atığı
bertaraf etti. Tıbbi atıklar, Türkiye genelinde
belediyelerce işletilen 46 sterilizasyon ve bir
yakma tesisinde imha edildi.Bakanlık, yılın
ilk 6 ayında, sağlık kuruluşlarının faaliyetleri
sırasında ortaya çıkan ve enfeksiyona sebep
olan patojenler içerdiğinden HIV ve hepatit
B-C virüsleri gibi pek çok mikroorganizmayı
içeren 35 bin 386 ton tıbbi atığın bertaraf
edilmesini sağladı.
CENAZESİ
BEKLENEN KADIN
BEBEĞİ İLE
BİRLİKTE YAŞAMA
TUTUNDU
Muş’ta geçirdiği trafik kazası sonucu ölümü
beklenen hamile kadın, Elazığ’da kaldırıldığı
hastanede 45 gün sonra gözlerini açtı,
85 gün süren yoğun bakım tedavisi ile
hayata tutundu. Anne iyileşti alınması
beklenen bebeği de sağlıklı bir şekilde
dünyaya geldi. Muş’tan Elazığ’a gelirken
eşinin cenazesini alıp gideceği günü
düşündüğünü anlatan baba, eşinin sağlığına
kavuşması ve oğlunun da sağlıklı bir şekilde
dünyaya gelmesiyle birlikte kendileri için
yeni bir hayatın başladığını söyledi.
EPİLEPSİ
NÖBETLERİNE
“PİLLİ” ÇÖZÜM
Halk arasında “Sara” olarak bilinen istem
dışı hareketler ile bilinç kaybına neden olan
“Dirençli Epilepsi” hastalığında nöbet oranını
yüzde 50-70 oranında azaltan pil tedavisine
(Vagal Sinir Stimülasyonu) Konya’da ilk
kez Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesi
Hastanesi’nde uygulanmaya başlandı.
Türkiye’de birkaç merkezde Konya’da ise
sadece Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi
Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi
Anabilim Dalı’nda uygulanan cerrahi
yöntemin hastaların yaşam kalitesini
artırdığını belirten Doç. Dr. Hülagu Kaptan
ile Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hakan Ekmekçi,
operasyon sonrası sara nöbetlerinin
yüzde 50-70 oranında azaldığını söyledi l
Bunları
biliyor
musunuz?
Kutup ayıları saatte
40 kilometre hızla
koşabilir ve
1,8 metre yükseğe
sıçrayabilirler.
Karıncalar
uyumaz.
Venüs’ü diğer
gezegenlerden
ayıran en büyük
farkı saat yönünde
dönüyor olmasıdır.
Atlar
bir ay kadar
ayakta
kalabilirler.
Bir pire, kendi
büyüklüğünün
150 kat yüksekliğine
zıplayabilir.
Bu oranı tutturmak
için insanın yaklaşık
30 metre zıplaması
gereklidir.
Okyanuslarda
bulunan tuz miktarı,
tüm kıtaları 150 metre
derinlikte kaplayacak
kadar fazladır.
Bir salyangoz
3-4 yıl boyunca
uyuyabilir;
bu süre içinde
besine ihtiyaç
duymaz.
2.000 kilometre
uzunluğundaki Büyük
Mercan Resifi,
dünya üzerinde yaşayan
en büyük canlıdır.
Kedilerin her bir
kulağında
32 adale vardır.
Yılanlar
duyamaz.
Bir ıstakoz,
ancak
yedi senede,
yarım kilo
alabilir.
Develerin
3 tane kaşı
vardır.
Mavi yunusların
kalbi dakikada
sadece dokuz kere
çarpar.
Salyangozların
25 bin civarında
dişi vardır.
Kutup ayıları
solaktır.
Değerli taşların çoğu
farklı elementlerden
oluşur, sadece
pırlanta karbondan
oluşur.
Kelebekler
ayaklarıyla
tat alırlar.
Gözümüzü
açık tutarak,
kesinlike
hapşıramayız.
Tüm kıtaların
ilk ve son harflari
aynıdır.
Eiffel Kulesi’nin
tepesine
çıkana kadar
1792 basamak
vardır.
Download

Temmuz-Ağustos Eylül 2014 - İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü