Öğrenci Gözüyle, Hocam Prof. Dr. İlhan Kayan
Harun Tunçel
Yazacaklarım düzenli bir süreç, bilimsel bir kurgu değil, bir hoca ile öğrenci ilişkisinden kalan anıların
anlatımından ibarettir.
Hocanın vasıfları bu sebeple ve elbette sadece burada yazılanlarla sınırlı değildir, pek çok başka niteliği
yaşanılmamış olduğu için yansıtılamamış yahut bir kısmı unutulduğu için yazılamamıştır.
O zamanki ismi olan Fiziki Coğrafya ve Jeoloji Kürsüsü’ne 1982 yılında, bir yıl klasik filoloji okuduktan
sonra, severek ve isteyerek yatay geçiş yoluyla gelmiştim.
Bölümdeki hocaların kimisi önlük ile derslere giriyorlardı. Bunlardan bir tanesi de İlhan hoca idi. Ciddi
görünüşü ile bizi biraz da ürküten bir duruşu vardı. Birinci sınıf öğrencisi iken bir gün, sahaflardan temin
ettiğim ve okumaya başladığım, Parejas’nın Türkiye’nin Arzani Tektoniği adlı kitabının kavrayamadığım
bazı kısımlarını sormak üzere o sıralarda bölüm başkanı olan Prof. Dr. Özdoğan Sür beyin yanına gitmiştim.
Hoca bana çeşitli açıklamalar yaparken İlhan hoca geldi ve bana, sen bunu mu okuyorsun, bunu nereden
temin ettin diye sordu. Ardından da Özdoğan beye, öğrenciyken bu kitabı ben de okumuştum diyerek
gülümsedi ve gitti. O günden sonra İlhan hocanın o ürküten ve bize biraz da asabi gibi görünen duruşu benim
için kayboldu. Parejas adeta, beni hocaya yakınlaştırmıştı.
Kendisinden Jeomorfoloji Uygulamaları adında bir ders alıyorduk. İlk dikkatimi çeken özelliği her derse tam
vaktinde girmesi ve dersin bir anının dahi ders dışı bir konu ile geçirmemesi idi. Derslere titizlikle
hazırlandığı her halinden belli idi. İlk derslerde bazı temel kavramların ardından kotlu plan ile topografya ve
eşyükselti eğrisi mantığını öğretmişti. Ardından ödevlerin aydıngere nasıl hazırlanacağı, çini mürekkebi ve
rapido kalemlerinin nasıl kullanılacağı, hata yapıldığında bunların jiletle nasıl temizleneceği, düzeltileceği
gibi bazı temel teknikleri de öğretmişti. Daha sonrasında çeşitli jeomorfolojik birimlerin karakteristik
görünümlerinin yer aldığı topografya haritaları, bunlara ilişkin jeoloji haritalarını bizlere dağıtmaya başladı.
Kendisi de bu haritaları asetatlara hazırlamış olarak getirir, tepegöz aracılığı ile tahtaya yansıtırdı. Önce
topografya haritasını bizlere de soru sorarak yorumlamaya başlardı. Ardından aynı asetatın üzerine jeoloji
haritasının asetatını yerleştirir böylece jeolojik yapının topografya ve jeomorfoloji üzerindeki etkisini
kavramamızı sağlardı. Ardından da bu teorik bilgilerin nasıl jeomorfolojik sembollere dönüştürüleceğini
gösterir, bir yandan da tahtaya, bazen renkli olanlarını da kullanarak, tebeşirle çizerdi, biz de elimizdeki
haritalara yahut aydıngerlere bunları işler gördüklerimizi kopya ederdik. Sonunda tepegözü kapatır bizi,
tahtada kalan, hazırlanan jeomorfoloji haritası taslağı üzerinde düşünmeye yönlendirdi. Bu arada da bizlere
sorular sorarak, şekil oluşumlarını yorumlamaya ve ifade etmeye zorlardı. Daha sonrasında da bazen farklı
haritalar dağıtarak konuyu evde aydıngerlere çizilmiş haritalarla yeniden ele almak üzere ödevlendirir ve
mutlaka jeolojik-jeomorfolojik gelişimi izah eden birer rapor yazmamızı da isterdi.
Ardından da her ödevi değerlendirir ve sonrasında şayet var ise ortak hataları düzeltmek için yeniden
açıklamalar yapardı.
54
Harun Tunçel
Bu sistem bizde titiz ve düzenli çalışma mantığının oluşmasının yanı sıra jeomorfolojik birimlerin oluşum ve
gelişimi üzerinde yorumlama yapmamızı, teorik olarak diğer derslerde öğrendiklerimizi kullanmamızı ve
bunları çizimlerle ifade etmeyi, raporlaştırmayı öğrenmemizi de sağlıyordu. Yıl sonunda, her birisi
imzalanmış ve gerekli ise eleştiri-açıklama-hata vb. belirtilmiş olarak, tüm ödevleri dosya içerisinde bize
iade ederdi, kendi ödev dosyamı o günden beri titizlikle saklıyorum. Bazen imrenerek, bazen de özleyerek
çizimleri inceliyor, raporları yeniden okuyorum.
Meteorolojik koşulların da uygun olduğu bazı hafta sonlarında dersi alan tüm öğrencilerle birlikte arazi
uygulamalarına da gidilirdi. Bu uygulamalarda da bizlere sürekli sorular sorarak bir yandan teorik ders
bilgilerinden arazide nasıl yararlanılabileceğini öğretir diğer taraftan da bilgimizin derinliğini ölçerdi.
Ardından da kendisi sorduğu soruya ilişkin olarak açıklamalar yapar, konuyu arazide görmemizi ve
anlamamızı sağlardı. Öğrencilerini araziye götürmeyi adeta bir görev bilen hoca, yüksek lisans eğitimimiz
sırasında da sık sık kendi otomobili ile bizleri araziye götürerek bilgisini aktarmış ve yetişmemiz için elinden
gelen gayreti göstermiştir.
Sınav zamanlarında ise derslerde gösterdiği titizliğin karşılığını doğal olarak almak ister, sınavlarda, bir
öğrenci için ürkütücü, sert bir tutum izler, ayrıntılı sorular sorar ve adeta kuyumcu terazisi ile tartarak not
verirdi.
Öğrencilik dönemimizde üçüncü sınıfta “aktarma semineri” adı altında bir kitap ya da makale öğrenciler
tarafından tahtada anlatılır, konu diğer öğrenciler tarafından tartışılırdı. Son sınıfta ise her öğrenci mezuniyet
çalışmasını hocaların ve öğrencilerin önünde sunar, sorular olursa cevap verirdi, sorular genellikle bir
sempozyum, kongre düzeni gibi bilimsel bir ciddiyet içerisinde gerçekleşirdi. İlhan hoca bu sunumlara ayrı
bir önem verir, tümüne katılır, çoğunlukla o da sorular sorardı. Ankara kuzeyinde yer alan Karyağdı dağının
bir bölümünü içeren mezuniyet tez çalışmamın sunumundan sonra sorduğu soruyu dün gerçekleşmiş gibi
hatırlıyorum: Bu alanı neden seçtin? Böylece bilimsel bir çalışmanın, lisans mezuniyet çalışması gibi basit
bir içerikte bile olsa, gerekçesinin ve araştırma probleminin bulunması zorunluluğunu vurgulamıştı.
İlhan hoca, öğrencilerin bir bölümü için rol modeldi, benim için de…
Derslere her zaman hazırlıklı olmak için kendini geliştirmek, konuya hâkimiyetin gerekliliği, öğretim
yöntemleri, dersler konusunda titizlik, bilimde taviz ve hoşgörünün yeri ve ölçüsünün belirlenmesi, sınırının
çizilmesi, bilimsel ciddiyetten taviz vermemek gibi konularda kendisinden ilham aldığımı hep düşünmüş ve
bazen de ifade etmişimdir. Şimdiki konumumdan hareketle sorgulayacak olursak, hocanın hiç mi kusuru
yok? Açık sözlülükle ifade etmeliyim ki bence var. Aşırı titizliği sebebiyle bazı çalışmaları yapamadığını,
yapmadığını düşünmekteyim. Örneğin, jeomorfoloji konusundaki bilgi birikimini yayın faaliyetleri olarak
geleceğe bırakabilirdi. Truva vb gibi arazi çalışmalarının odaklandığı alanlarla ilgili yayınlardan söz
etmiyorum elbette. Burada anlatmak istediğim ders kitabı niteliğindeki yayın faaliyetleridir. Ülkemizde
coğrafya camiası içinde öncüsü, ilk temsilcisi olduğu jeoarkeoloji konusunda geleceğe miras bırakabileceği
pek çok temel yayını yapabileceğini ama bundan geri durduğunu düşünmekteyim. Bunun temel sebebi ise
bence hocanın aşırı titiz olmasıdır.
Son söz olarak sayın hocama sağlıklı ve uzun, bilimsel çalışmalarla dolu bir ömür diliyorum.
Download

Öğrenci Gözüyle, Hocam Prof. Dr. İlhan Kayan