GÜZEL İSİMLER / Ramazan ALTINTAŞ*
soyutlamak tevhîd inancının bir gereğidir.
Bunu Kelâm âlimleri özlü bir beyit şeklinde
şöyle ifade etmişlerdir:
Küllü mâ hatara bibâlik
Fallahü sivâ zâlik
Hatırına gelen her şey
Allah ondan başka bir şey
Büyüklüğün kemalinde olan yegâne melik, zatının ve sıfatlarının
mahiyeti bilinemeyecek kadar yüce olan:
El-Mütekebbir
“El-Mütekebbir” Allah’ın güzel isimlerinden biridir. İnsanlar hakkında
kınanan tekebbür, O’nun için teferrüt ve tahsis ifade eder. Bu
mânâda ululuk, Kibriyâ, büyüklük ve yücelik sadece Cenâb-ı Hakk’a
mahsustur. Büyüklük ve yücelikte yegânelik O’na aittir.”
A
llahu Teâlâ’nın Mütekebbir ismi, “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak”
mânâsına gelen “kiber” kökünden tü-
remiş bir sıfat olup “büyüklüğün kemâlinde
olan yegâne melik, zatının ve sıfatlarının
mahiyeti bilinemeyecek kadar yüce olan”
demektir. Kur’an-ı Kerim’de bu anlamda
1
şöyle geçer: “Yeryüzünün büyükleri olasınız
diye mi?”2 Şu âyette de Kibriya sözcüğü,
büyük mânâsına gelir: “Hepsi onu görür görmez çok büyüttüler.”3 Yüce Allah, büyüklüğü
tek ve nihâyetsiz olandır. Nitekim Kur’an-ı
Kerim’de bir âyette de el-Azîz ve el-Cebbâr
gibi azamet mânâsı ifade eden isimleri ara-
18 OCAK 2014
sında O’nun el-Mütekebbir ismi geçmektedir: “Güçlü, buyruğunu her şeye geçiren ulu
(mütekebbir) olan Allah’tır.”4 Dolayısıyla bu
güzel isim, her şeyde ve her işte Allah’ın üstünlük ve yüceliğini gösterir.
Dengi Olmayan
El-Mütekebbir, yaratılmışların sıfatlarından yüce olan, benzeri ve ortağı olmayandır.
Yüce Allah, zatında bir olduğu gibi sıfatlarında da birdir. O, zâtına uygun bir şekilde
kemâl sıfatlara sahiptir. O’nun zâtı hakkında vacip olan yetkin sıfatlarını bilip öylece
inanmak ve yüce zâtını noksan sıfatlardan
İslâm’da ulûhiyet düşüncesi, bir çeşit
sıfat düşüncesidir. Allah’ın isim ve sıfatlarında tevhîd, bu sıfatların yaratıkların sıfatlarına mâhiyet bakımından hiçbir zaman
benzemediğini kabul etmektir. Allah’ın bazı
sıfatlarıyla insanların sıfatları arasında isim
benzerlikleri bulunabilir. Mesela, Allah da
işitir, insan da; Allah da görür, insan da; Allah da konuşur, insanda; Allah’ın da ilmi vardır insanların da… Ancak arada çok temel
farklılıklar bulunur. Allah’ın sıfatları zâtîdir,
ezelîdir, yani sonradan kazanılmış değildir;
ebedîdir, eksilme ya da yok olmaya mâruz
kalmaz. O’nun sıfatları mutlak anlamda
hiçbir yaratığın sıfatlarına benzemez. Oysa
insanın sıfatları da kendisi gibi zorunlu değildir. İnsan âlet ve vâsıtalara muhtaçtır, ama
Allah bilmek, işitmek, görmek gibi sıfatları için
herhangi bir âlete ve vâsıtaya ihtiyaç duymaz.
İşte bu temel farklılıkları bilerek Allah’ın sıfatlarını tasdîk etmek, her türlü yüceliği O’na
nispet edip, her türlü noksanlıktan O’nu
tenzîh etmek Allah’ı sıfatlarında birlemenin
gereğidir. Allah’ın denginin olmaması, zâtı
için söz konusu olduğu gibi sıfatları için de
söz konusudur.
El-Mütekebbir, her türlü ayıp ve noksanlıklardan münezzeh ve kemâl sıfatlarıyla
muttasıf olandır. Allah’ın ne olmadığını anlatan selbî sıfatlar, Allah’ın kendisinden soyutladığı ölüm, uyku, cehâlet, unutmak, acz,
gaflet ve yorgunluk gibi tüm noksan sıfatlardır. İnsana düşen görev, Allah’ın kendisinden
nefyettiği bu sıfatları, O’ndan nefyetmektir.
Bu sebeple şanı ulu olan Allah’ı tüm zıtlardan, ortaklıklardan, eş ve çocuğu olmaktan
ve her türlü yaratılmışlık özelliklerinden soyutlamak, tevhîdin özüdür.
El-Mütekebbir, kullarına zulmetmekten
yüce olandır. O, hiçbir kimseye zulmetmez.
İnsanlar, kendi kendilerine zulmederler.
Kur’an-ı Kerim’de zulmün öznesi olarak insan zikredilir: “Allah onlara zulmetmedi, fakat
onlar kendilerine zulmediyorlardı.”5
Ortaklık Kabul Etmeyen Ulu Varlık
El-Mütekebbir, rubûbiyyetinde ortaklık
kabul etmeyen ulu varlık demektir. Bu bağlamda rubûbiyyette tevhîd; Allah’ı yaratan,
eğiten, sahip olan, öldüren, dirilten, yaşatan,
rızık veren, duaları kabul eden, helâl ve haram
koyan, evreni sevk ve idare eden, fayda ve
zarar verme gücüne sahip olan yegâne varlık
olarak kabul etmeyi gerektirir. Şu âyetlerde
rubûbiyyette tevhîd açıkça vurgulanır:
“Mûsâ: “O göklerin, yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.”6
“Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı,
Allah’a karşı yalan uydurmak için, ‘şu helaldir’, ‘şu haramdır’ demeyin. Şüphesiz Allah’a
karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.”7
somuncubaba 19
Agâh Ol!
“Yahudiler, ‘Üzeyir Allah’ın oğludur.’ dediler. Hıristiyanlar ise, ‘İsa Mesih Allah’ın oğludur.’ dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların
bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin
söylediklerine benziyor. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar?”8
“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını;
(Hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu
Mesih’i rab edindiler. Oysa bunlar da, ancak
bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.”9
Başkasına Kulluk Yapılmasını
Asla Kabul Etmeyen
El-Mütekebbir, ulûhiyyetinde bir olan,
kendisiyle birlikte bir başkasına kulluk yapılmasını asla kabul etmeyendir. Gerçek anlamda ilâh; gönüllerin sevgi, ümit, korku, güven, tevekkül, yardım, dua, kurban, adak gibi
inanç ve ibadet türlerinde kendisine bağlandığı, yöneldiği ve derin saygı duyduğu her
şeyden daha çok sevilen ve kulluğun sadece
kendisine özgü kılındığı bir varlıktır. Bütün
bu özellikleri taşıyan sadece ve sadece tek
olan Allah’tır. Buna “ulûhiyyette tevhîd” denilir. İslâm’da tevhîd inancı, Allah’tan başka
bütün ilâhların izâfî olduğunu vurgular. Şu
âyette bu husus gâyet açık bir şekilde anlatılır:
“De ki, ‘Ey insanlar! Size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola
20 OCAK 2014
girerse ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden
sorumlu değilim.”10 Görüldüğü gibi bu anlamda tevhîd, ulûhiyyeti sadece Allah’a tahsis
etmeyi öngörür. Tabiatın akıllara hayranlık
veren olağanüstü nitelikte yaratılışı ve işleyişi onun ve yaratıcısının bir ve tek olduğunun objektif kanıtını teşkil eder. Yaratıcı ile
rûhî-mânevî irtibat içinde bulunan mü’minin
gönlü de ulûhiyyetten herhangi bir ortaklığı
benimseyip imanının kıblesi olarak tanıması
mümkün değildir.
Netice olarak “el-Mütekebbir” Allah’ın
güzel isimlerinden biridir. İnsanlar hakkında kınanan tekebbür, O’nun için teferrüt ve tahsis ifade eder. Bu mânâda ululuk, Kibriyâ, büyüklük ve yücelik sadece
Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Büyüklük ve
yücelikte yegânelik O’na aittir. Yaratıklardan hiçbiri mütekebbirliğe layık değildir.
Allah’tan başka kim mütekebbir olmayı
şahsına nispet ederse, O’na ortak koşmuş
olur.
Dipnot
Bu dünyaya aldanma, bil ki o gizli düşman
Sahibini dağlayan, zekâtsız mala benzer.
Önü zevkli olsa da, sonu bin pişmanlıktır
Meşru olamayan zevkler, zehirli bala benzer.
Âdetâ topa tutar, aldatır birçok kanal
Ona göre fark etmez, istersen her gün bunal
Gerçek değil bu âlem, sanaldan daha sanal
Ne aslı, astarı var, asılsız fala benzer.
Öyle ki ehli fâsık, küfür kabın taşırmış
Haram, helâl demeden, her şeyleri aşırmış
Rehbersiz, pusulasız, o yönünü şaşırmış
İmansızlık öyle ki, çıkmaz bir yola benzer.
Dalga vurdu mu bir gün, o başından atacak?
Her canlıyı elbette, kara toprak yutacak
Ehli küfrün hayatı, ha battı ha batacak
Alabora hâlinde, binilen sala benzer.
Kötülük yapanları, sakın hayırla anma
Ferâsetli, ağâh ol, n’olur ağyâre kanma!
Makam/mal, şöhret/mevki, beni kurtarır sanma
Denize düşenlerin, tuttuğu dala benzer…
Hanifi KARA
* Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ
1. Bkz. İsfehânî, El-Müfreâat, s. 637.
2. 10/Yûnus, 78.
3. 12/Yûsuf , 31.
4. 59/Haşr , 23.
5. 16/Nahl, 33.
6. 26/Şuarâ, 24.
7. 16/Nahl, 116.
8. 9/Tevbe, 30.
9. 9/Tevbe, 31.
10. 10/Yûnus, 18.
somuncubaba 21
Download

El-Mütekebbir - Somuncu Baba