BÖLGESEL GELİŞMELER
İSRAİL
CUMHURBAŞKANLIĞI
SEÇİMLERİ
Rivlin’in cumhurbaşkanlığı dönemi, İsrail dış siyasetini olumsuz
yönde etkileyebilir ve özellikle bölge ülkeleriyle yeni ihtilaflara
da sebebiyet verebilir.
Ceyhun ÇİÇEKÇİ
70
Temmuz-Ağustos Cilt: 6 Sayı: 63
İ
srail siyasetinde hareketli günler yaşanmaya devam ediyor. Özellikle Filistin Barış Görüşmeleri
ile ivmelenen ve şiddetlenen siyasal söylem, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile bir başka safhaya girmiş
görünüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri her ne kadar
söz konusu görüşmelerin gölgesinde kalmış olsa da
İsrail siyasetindeki önemli bir mevkiinin yeni sahibini
belirlemesi açısından incelenmeye değer bir süreç.
10 Haziran 2014 Salı günü gerçekleştirilen seçimlerin galibi, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun
“imalı” tarafsızlığına rağmen, Likud milletvekili Reuven Rivlin oldu. Shimon Peres’in 7 yıl boyunca temsil
ettiği makamın yeni sahibi, Knesset’te yapılan seçimin
ilk turunda yeter oy sayısına ulaşamadığından, ikinci
turda belirlendi. Rivlin’in Knesset’teki seçimin ikinci
turunda 63 milletvekilinin oyunu alması, bu rakama
ulaşılmasında Likud milletvekillerinin de ağırlıklı bir
rol oynadığı gerçeğiyle birlikte değerlendirildiğinde,
Netanyahu açısından problemli bir sürecin miladına
da işaret ediyor. Bu bağlamda, İsrail siyasetinin hükümet-cumhurbaşkanlığı hattında potansiyel gerilimlere
gebe olduğu net bir şekilde ifade edilebilir.
İsrail Cumhurbaşkanlığı: Officium non Grata
(İstenmeyen makam)
Başbakan Netanyahu seçim sürecine girildiği
andan itibaren; cumhurbaşkanlığı seçimlerini ertelemek, Peres’in makamdaki pozisyonunu bir dönem
daha uzatmak, Peres’in yerine Knesset sözcüsü Yuri
Edelstein’ı vekaleten konumlandırmak ve cumhurbaşkanlığı makamını tamamen ilga etmek gibi geniş
bir skalada öneriler gündeme getirdi. Fakat bunların
hemen hiçbirisi kabul görmedi. Netanyahu’nun kamuoyuyla paylaştığı bu düşünceler, yeni cumhurbaşkanı (burada kendisinin desteklemediği bir adayın
-muhtemelen Rivlin- seçimi kazanma olasılığını göz
önünde bulundurarak) ile çalışamayacak olmasına
yönelik temel bir korkunun tetiklemesiyle telaffuz
edilmişti. En nihayetinde hükümetin lideri olarak
Netanyahu, herhangi bir adayı açıktan desteklemedi.
Netanyahu’ya atfedilen söz konusu çekimser veya
yok sayıcı tavrın arka planında İsrail cumhurbaşkanlığı
makamına yönelik olarak toplumsal hafızada yer etmiş
“siyaseten kirlenmişlik” de kritik bir pay sahibi olabilir.
Özellikle de 2000-07 yıllarında görevde bulunan Moshe Katsav’ın taciz ve tecavüz iddialarıyla yüzleşmesi ve
nihayetinde İsrail yüksek yargısı tarafından 7 yıl hapse mahkum edilmesi, cumhurbaşkanlığı makamının
prestijini de oldukça sarsmıştı. Peres’in makama seçilmesiyle bir nevi restorasyon sürecine girilmiş, Peres’in
Temmuz-Ağustos Cilt: 6 Sayı: 63
71
BÖLGESEL GELİŞMELER
hem ulusal hem de uluslararası itibarı (“kurucu babalardan” biri olması
ve Nobel Barış Ödülü sahibi olması
gibi) vesilesiyle cumhurbaşkanlığına
“olması gereken” prestiji kazandırılmaya çalışılmıştı. Fakat genel anlamda, İsrail siyasetinde cumhurbaşkanlığı makamına yönelik eleştirel bir tavır süregitmektedir. Netanyahu’nun
makamın ilgasını dahi gündeme
getirebilmesinin zeminini hazırlayan
da bu eleştirel tavır ve bu tavrı inşa
eden “kirlenmişlik” söylemidir.
Netanyahu’nun liderliğini yürüttüğü Likud Partisi’nin milletvekili olan Rivlin, sahip olduğu görece
geniş popülaritesiyle cumhurbaşkanlığı makamının önemli bir adayıydı. Bu seçim maratonunda kamuoyunca ciddiye alınan rakipleri ise İşçi Partisi’nin eski bakanlarından
Benyamin Ben Elizer ve yine Likud
Partisi’nden Enerji ve Su Bakanı Silvan Şalom’du. Her iki aday da hayatlarının önemli bir kısmını siyaset
sahnesinde geçirmiş ve toplum nezdinde kabul görmüş kişiliklerdi.
Enerji ve Su Bakanı Şalom,
cumhurbaşkanlığı seçimlerine aylar
kala yaklaşık 15 sene öncesine ait bir
taciz suçlamasıyla karşı karşıya kalmış ve fakat İsrail yasaları uyarınca
seksüel suçların 10 senelik zaman
aşımına tabi oluşu nedeniyle herhangi bir kovuşturmaya muhatap
olmamıştır. Bu sebeple Shalom’un
dosyası kapatılmış ve nihayetinde
kendisi adaylıktan çekilmeye karar
vermiştir. Netanyahu’nun söz konusu taciz iddiaları henüz ortaya
çıkmazdan evvel de Şalom’a yönelik siyasal bir desteğinin olmadığını
da not etmek gerekir. Dahası, bir
diğer güçlü cumhurbaşkanı adayı Ben Elizer ise seçimlere sadece
4 gün kala yolsuzlukla suçlanmış,
Tel Aviv kentinin Yafa bölgesinde
yeni almış olduğu villa gündeme
getirilmiş, ulusal bir bankada yarım
milyon dolarlık bir hesabı ortaya çı72
karılmış ve Londra’da casino turları
yaptığı ve bu doğrultuda kumara
olan düşkünlüğüyle itham edilmiştir. Ben Elizer, Türkiye’deki siyaset
çevreleriyle ve özellikle de Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’la kurduğu
dostane ilişkileri cumhurbaşkanlığı
makamında siyasete tahvil edebileceğini ve İsrail’in başta Türkiye
olmak üzere bölge ülkeleriyle olan
ilişkilerine olumlu anlamda katkıda
bulunabileceğini sıklıkla iddia etti.
Seçimlerde ciddi bir iddia sahibi olmamasına rağmen, Tzipi Livni’nin
liderliğindeki Hatnua’ın milletvekillerinden Meir Şitrit’in beklentilerin üzerinde bir oy alması ve ikinci turda Rivlin’e karşı yarışabilmesinin altında yatan sebep, özellikle
Ben Elizer’in söz konusu ithamlar
neticesinde yarıştan çekilmesi ve
kendisine kanalize olması beklenen
sol kesim oyların “mecburi adres”
olarak Şitrit’e kaymasıydı.
Rivlin’in Siyasal Koordinatları
ve Cumhurbaşkanlığının Olası
Sonuçları
Rivlin, 1980’li yılların ikinci
yarısında Likud’dan siyasete girmiş
ve bugüne kadar partisinin liderliğinden bakanlığa ve Knesset’in
sözcülüğüne kadar pek çok görevde bulunmuştur. Kudüs İbrani
Üniversitesi’nde hukuk okumuş
ve siyasete atılmadan evvel bir süreliğine avukatlık mesleğiyle iştigal
etmiştir. Rivlin, siyasette ismini
Likud’a liderlik ettiği dönemde ve
Ariel Şaron’un Gazze’den tek taraflı
bir eylemle çekilme planını uygulamasıyla duyurdu. Rivlin, söz konusu Gazze’den çekilme planının uygulanması sürecinde ve devamında
Şaron’u ağır ifadelerle eleştirenlerin
ön saflarında bulundu. Şaron gibi
Revizyonist Siyonizm’in önemli
figürlerinden biri dahi bu süreçte
“vatan hainliği” ile itham edildi.
İtham edenlerin içerisinde Rivlin
de vardı. İsrail’in Gazze’den ve Batı
Şeria’dan tek taraflı eylemler neticesinde çekilmesine karşıydı. Rivlin’in daha ziyade tek devletli bir
çözümü benimsediği söylenebilir.
Ayrıca Rivlin, 1915 senesindeki Ermeni Olayları’nın soykırım
olarak tanınması, tanıtılması ve
sahiplenilmesi gereği görüşündedir. Rivlin çağdaş hükümet ve toplumlara herhangi bir sorumluluk
yüklemekten kaçındığını ve konunun tam anlamıyla tarihsel-hukuki bir perspektif çerçevesinde
değerlendirilmesi gerektiğini de
vurgulama ihtiyacı hissetmiştir.
Yukarıda anılan her iki bağlam
da Rivlin, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerilimli atmosferi perçinleyebilecek niteliklere sahip. Rivlin’in
cumhurbaşkanlığı dönemi, İsrail dış
siyasetini olumsuz yönde etkileyebilir ve özellikle bölge ülkeleriyle yeni
ihtilaflara da sebebiyet verebilir.
Son olarak Rivlin, ulusala/yerele odaklanmaktan sıklıkla dem
vurmuş biri. İsrail toplumundaki
fayları silikleştireceği ve toplumu
birleştirebileceği iddiasına sahip. Bu
noktada, Peres’in sahip olduğu uluslararası şöhretin gölgesinde kalabileceğine yönelik genel beklentiyi de
boşa çıkarmak istiyor olabilir. Lakin
seçildiği makam, salt ulusal/yerel odaklı işletilebilecek bir makam değil.
Hatta denilebilir ki İsrail cumhurbaşkanlığının en kritik vasıflarından
biri, özellikle dış politika söyleminin
görünürlüğü açısından oynadığı
roldür. Cumhurbaşkanı olacak kişi,
İsrail’in bariz dış politika hedeflerinden biri olarak, devletin meşruiyetini uluslararası platformlarda konsolide etmekle mükellef. Peres, sahip
olduğu kişisel bağlantılarıyla da bu
işi ziyadesiyle kotarabilen bir cumhurbaşkanı profiliydi. Lakin Rivlin
bu aşamada da sınıfta kalabilir.
Araş. Gör., Çanakkale 18 Mart Üniversitesi
Temmuz-Ağustos Cilt: 6 Sayı: 63
Download

israil cumhurbaşkanlığı seçimleri