Başyazı
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Dalgalan sen de şafaklar
gibi ey şanlı hilâl; Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl: Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Değerli Karınca Dostları, Kooperatifçilik Sevdalıları
Karınca dergimizin 930. sayısı ile karşınızdayız. Ülke genelinde bol yağan yağmurlarla Haziran ayının her ne
kadar mevsimlerde kayma göstergesi olsa da çiftçimize, tarımımıza, ülkemize bolluk, bereket getirmesini
arzu ediyoruz.
Haziran ayında millet olarak yüreğimizi derinden yaralayan bir olaya şahit olduk. Ülkemizin bir köşesinde
şanlı Türk Bayrağımız gönderden indirildi. Bu olay bizleri derinden etkiledi. Ülke genelinde protesto ettik.
Bayrağın anlamını bilmeyen kendini bilmez densizler, bu şekilde hedefledikleri kaos ortamı oluşturma
emellerine ulaşamadılar. Bu vesileyle bayrağın ne anlama geldiğini ve milletimiz için önemini hatırlatmak
istiyoruz.
Türk bayrağı; Devletlerin, milletlerin ulusların halkının sembolü olarak tarif eden en önemli değerlerimizdendir. Birlik ve beraberliğini temsil eden her zaman önemli kutsal manalar ve değerler taşımıştır. Hiç bir
bayrağın şekil ve renkleri rastgele meydana gelmemiştir. Bayrağımı ülke ve milletimizin varlığını ve bağımsızlığını temsil eder. Türk bayrağının üzerinde ki al renk şehitlerimizin kanını, üzerindeki hilal ve yıldız
ise bir efsaneye göre cephede şehit olan askerlerin kanının birikimi üzerine gökyüzünde ki hilal ve yıldızın
yansımasını anlatır.
Mithat Cemal Kuntay “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” dizesinde ki bu satırlar Türk bayrağının tarihine hitaben yazılmıştır. Türk bayrağı tarihinde bir çok
zafere tanıklık etmiş ve bir çok zaferde ellerde taşınmış kutsal değerdir. Bayrak üzerine günümüze kadar
süregelen bir çok şiir, bir çok anı yazılmıştır. Tarih boyunca bayrak uğruna savaştık ve sayısız şehitler verdik.
Mehmet Akif Ersoy’un “yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor; bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler
batıyor” dizesinde ki bu satırlar en güzel anlatımlı Türk bayrağı örneğidir.
2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu’nun 7. maddesine göre ‘’Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli,
soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan
veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz. Elbise veya üniforma şeklinde giyilemez. Hiçbir siyasi parti, teşekkül, dernek, vakıf ve tüzükte belirlenecek kamu
kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya
arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz. Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle
veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere
atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz.’’
Türk Bayrağının rengini şehitlerin kanından ilhamını da kan gölüne yansıyan Ay ve yıldızdan aldığını biliyoruz. Fakat bayrak hakkındaki bu bilgi bayrağın taşıdığı kutsal anlamı o anlamdaki sembolizmi ondaki derinliği ve yüceliği anlatmaya yetmez. Bilindiği gibi genellikle Hıristiyan milletler bayraklarında haç şeklinde
semboller yer almaktadır. Müslüman milletlerde ise hilal görünmektedir. Haç’ın anlamı, Hazreti İsa’nın
çarmıha gerilerek haç şeklinde şehit edildiğine inandıkları için onu sembol olarak alırlar. Hilal de haç gibi
doğrudan şekil olarak alınsaydı dolunay kullanmak daha uygun olurdu. Halbuki hilal şekli dolayısıyla değil
ismi dolayısıyla sembol olmuştur. Bu anlamı da “ALLAH (c.c.)” isminden almıştır. Biz millet olarak “hilâl”i
İslam’ın simgesi, “haç”a karşı bizim simgemiz olarak görmüşüzdür. Hilâl kelime olarak ebced hesabına göre
66 ediyor. İstiklâl marşımızda Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal Kahraman ırkıma bir gül ne bu
şiddet bu celâl mısralarında bayrağın ve hilalin şahsına dile gelen hitap aslında doğrudan doğruya ALLAH
1
(c.c.)’a niyazdır. ALLAH (c.c.)’dan artık bu millete rahmet ve merhametiyle nazar etmesi istenmektedir.
Zaten “ruhumun senden ilâhî şudur ancak emeli” mısrasında bu dilek daha açık bir dille ortaya konmaktadır. Hilal sadece bayrağımızda değil kandil geceleri yapılıp dağıtılan ay çöreğinde de görülür. Camide ve
kışladaki ders nizamı da, Mehter Takımı’nın nöbet vurma sırasında aldığı şekil de hep hilal şeklidir.
Biri kanım, biri canım, bunlar benim ünüm, şanım. Var oldukça şu imanım. Bayrak inmez, ezan dinmez.
Vurulsak ta içten-dıştan, doğacağız yeni baştan, korkumuz yok dağdan, taştan. Bayrak inmez, ezan dinmez. Ufkumuzda bu renk, bu ses. Bu bir ülkü sanma heves, bu gerçeği bilsin herkes, bayrak inmez, ezan
dinmez. El girmesin bu yerlere, kapılmasın hayallere, haykırışım tüm ellere, bayrak inmez, ezan dinmez.
Gökte hilal, yerde alkan, yüreklerde kaynar volkan. Biz durdukça nazlı vatan, bayrak inmez, ezan dinmez.
(Adnan Özkan)
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum. Senin dibinde öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen! Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim! A. Nihat Asya
Değerli Karınca Dostları;
Böylesi milli duygularımızın üst düzeye çıktığı bir dönemde Karınca dergimizin 930. sayısında yeni
makale ve değerlendirmelerle karşınızdayız. Bu sayımızda ilk makalemiz, İsmail Uluocak tarafından
ekonominin yeni lokomotifi olarak nitelendirilen girişim kooperatiflerini ayrıntılı bir şekilde ortaya
koyuyor. Diğer kooperatif yapılanmalarından farklı olarak girişim kooperatiflerinde, kooperatifin kurucuları ve ortakları, kooperatifin yönetim ve denetiminde bizzat yer aldığı gibi kooperatifin işleyiş ve
organizasyonunda da söz sahibidirler. Gelişmiş ülkelerde bu kooperatif modeli ile istihdama büyük
katkı sağlanmakta, işsizlik düşürülmektedir. Bu yazının ardından Hasan Yaylı Türk Belediye Sisteminde
Personel Sorunu başlıklı makalesinde, yerel yönetimlerimizin önemli bir sorunu olan insan kaynakları
yetersizliklerini irdeliyor. Ardından yeni açıklanan en büyük sanayi kuruluşlarımız arasında 39. sıraya
kadar yükselerek herkesi hayretler içinde bırakan kooperatifçilik hareketimizin gözbebeği Pankobirlik ve Konya Şeker mucizesi Mehmet Akif Özer tarafından Başarılı Kooperatiflerimizden Pankobirlik:
Pancar Mucizesi ve Torku başlıklı yazıda ele alınıyor.
Dergimizin elinizdeki 930. sayısında ayrıca; Tunahan Baykara’nın Kamunun Bilgilendirilmesinde Kurumsal İletişim Ve Tanıtımın Önemi Ve Mevcut Uygulamaların Etkinliği başlıklı makalesi, Sait Şahin ve
arkadaşları tarafından hazırlanan Liderlikte Kişilik Etkileri başlıklı çalışma, Zafer Baydilek tarafından
hazırlanan Kamuoyu Denetimi Ve Yasal Düzenlemeler başlıklı çalışma, Ahmet Nihat Dündar’ın Soma Faciası değerlendirmesi, Yasin Erkan’ın Azerbaycan’ın son durumunu ortaya koyan makalesi, Nail
Tan’ın kitap tanıtımı, Ercan Atagün’ün internet tarayıcılarını incelediği yazısı yer alıyor. Çalışmalarıyla
dergimize zenginlik katan tüm yazarlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Yeni sayıda buluşmak üzere
sağlıcakla kalın.
2
EKONOMİNİN YENİ LOKOMOTİFİ:
GİRİŞİM KOOPERATİFLERİ
İsmail ULUOCAK *
iyi bir yaşam düşlerini gerçekleştirmesine
izin vererek günden güne kalkınmayı gerçekleştirmektedir. Geçmişten günümüze her
dönemde kooperatifler milyonlarca insan
için kalkınmayı bir hedef haline getirmekte
açlığın ve fakirliğin milyonlarca insanı etkilediği bugünün dünyasında insanların fakirlikten kurtulmalarını sağlamak üzere hala var
olmaya devam etmektedir. Çeşitli faaliyetleri
aracılığıyla kooperatifler pek çok ülkede ulusal ekonomilerin önemli sosyal ve ekonomik
oyuncuları olup, böylece sadece kişisel gelişmeyi gerçeğe dönüştürmez aynı zaman da
tüm nüfusun iyiliğine katkıda bulunurlar1.
Bilinen kooperatifçilik türleri dışında bu yazımızda, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde, sayıları hızla artan işsizler için
istihdam oluşturmaya yönelik bir kooperatif
türünden bahsetmek istiyoruz. Bu kooperatif türünü ‘’Girişim Kooperatifi’’ olarak ele
almak kanımızca uygun olacaktır. Zira Avrupa ve Amerika’da ki gibi işçi ve emek kooperatifi söylemleri, örgütsel ve siyasal kavramları, ülkemizde yeni bir kooperatif türü
olarak faaliyet gösteren, hizmet kooperatifi
söylemi de, cemaat ve benzeri yapılanmaları
anımsattığından veya en azından yanlış anlaşılmaların önüne geçilmek istenildiğinden
kanımızca en uygun olan kavram ‘’girişim
kooperatifi’’kavramıdır. Bütün kooperatif
türlerinde olduğu gibi girişim kooperatiflerinde de faaliyet alanı ne olursa olsun ihtiyaçların karşılanması ve ortakların bireysel
* Dr. Kooperatifçilik Uzmanı ([email protected])
1) Karınca Dergisi, ‘‘Kooperatiflerin Birleşmiş Milletler Bin Yıl
Kalkınma Hedeflerine Katkısı’’, Sayı: 799, Temmuz 2003,
s.16
ekonomilerinin gelişmesi için demokratik bir
yapı altında amaç birliği içinde olmanın yeterli olduğunu belirtmekte yarar görüyoruz2.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde son
yıllarda istihdam oluşturmaya yönelik olarak özel sektör ve kamu sektöründen farklı
olarak klasik olmayan yeni politikaların oluşturulmaya başlanıldığını görüyoruz. Bu politikalar ve istihdam stratejileri ülkeden ülkeye
değişmekle birlikte, özellikle Avrupa Birliği
ve OECD’ye dahil ülkelerde ortak unsurları olan katılımcı bir özellik taşımaktadır. Bu
ülkelerde ayrıca, işsizlerin istihdamının yanı
sıra, fabrika ve işletme kapanmaları nedeni
ile işsizliğin ortadan kaldırılması için de aynı
yönteme başvurulmaktadır3.
Girişim kooperatifçiliği kavramından önce
girişim, girişimci ve girişimcilik kavramlarına
değinmemiz konumuzun anlaşılması açısından uygun olacaktır. Girişim kavramı kısaca,
bir işe başlama, teşebbüs etme anlamlarına
gelirken, girişimci, kar elde etmek amacıyla
üretim faktörlerini bir araya getiren ve bunları organize eden kişidir. Girişimcilik ise ortaya çıkan fırsatlardan yararlanma ya da yeni
fırsatlar oluşturmak amacıyla üretim girdilerini örgütleme ve risk alma yeteneğidir4.
Girişim kooperatifçiliğinin temelini, işsizlik,
ya da mevcut işlerini belirli sebeplerden dolayı kaybetme endişesi ile karşı karşıya bulu2) Worker Owners: The Mondragon Achlevement, Londra
1977, A.Campeli, C.Keen, G.Norman, R. Oakeshott
3) Cooperatives in the Year 2000, Dry. A. Laidlaw tarafından ICA
27. Kongresi Raporu, Londra 1980.
4) Başar, M., Tosunoğlu, B.T. & Demirci, A.E. (2001). Girişimcilik
ve Girişimciliğin Yol Haritası: İş Planı. Eskişehir: Eskişehir Ticaret
Odası, Yayın No:14
3
nanlar ile özel ve kamu sektörüne alternatif
olarak kooperatif sektörde yer almak isteyen
ve kooperatifçiliğin sunmuş olduğu sinerjiden yararlanmak isteyen kitle oluşturmaktadır. İşçi kooperatifi, emek kooperatifi, hizmet
kooperatifi, işçi üretim kooperatifi gibi çeşitli
adlarla tanımlanan bu örgütlenme modeli,
dünya ekonomilerinin ve özellikle ülkemiz
gibi genç nüfusa sahip ekonomiler için yeni
bir lokomotif olacaktır.
Girişim kooperatifleri her mesleki türden
ve sektörden kurulabilir. Burada dikkate
edilmesi gereken nokta, her kooperatif ortağının kooperatifte çalışması ya da başka
bir deyişle, her çalışanın kooperatif ortağı
olması gerekliliğidir. Klasik kooperatifçilikte,
kooperatif ortağı, kooperatifin sermayedarı
ve müşterisi durumunda iken girişim kooperatiflerinde kooperatif ortağı, kooperatifin sermayedarı, müşterisi ve aynı zamanda
çalışanı konumundadır5. Bir kooperatifin girişim kooperatifi sayılabilmesi için temel koşul, kurucu ve ortaklarının kooperatifte fiilen
çalışmalarıdır.
Diğer kooperatif yapılanmalarından farklı
olarak girişim kooperatiflerinde, kooperatifin kurucuları ve ortakları, kooperatifin yönetim ve denetiminde bizzat yer aldığı gibi
kooperatifin işleyiş ve organizasyonunda da
söz sahibidirler. Geleneksel kooperatifçilikte
(üretim, tüketim, konut) ortaklar fiilen kooperatifte çalışmadıkları halde onun hizmetlerinden yararlanırlar. Bu kooperatiflerde
ortaklar kooperatifin müşterisi konumundadırlar.
Girişim kooperatiflerinin temelleri, işçi mücadelelerinin yoğunluk kazandığı sanayi devriminin başlangıç yıllarına dayanır. Önceleri
küçük sanat erbabı ve işçiler üretim araçlarının kontrolünü kaybetmişler, akabinde
denetim girişimcilerle, yatırımcılara geçmiş
ve bunun doğal sonucu olarakta sermaye,
5) ILO, Symposium on Workers Participation in Decisionmaking,
Laney, 1981
4
emeği kullanmaya başlamıştı. İşte bu duruma tepki olarak ortaya çıkan bu hareket bu
sürecin yönünü değiştirerek emeğin sermayeyi kullanmasını sağlamayı amaçlamıştır.
Ancak başlangıçtaki aksaklıklar ve başarısızlıklar girişim kooperatifçiliği modelinin
1950’lere kadar gelişimini engellemiş fakat
bu tarihten sonra girişim kooperatifleri öncelikle Avrupa ülkeleri başta olmak üzere
ABD ve zamanla üçüncü dünya ülkeleri arasında yeniden gelişmeye başlamıştır6. 1956
yılında İspanya’nın Bask bölgesinde bir din
adamının öncülüğünde kurulan Mondragon
İşçi Üretim kooperatifi, karmaşık endüstri
alanlarında da girişim kooperatiflerinin başarı gösterebileceğinin güzel bir örneğidir7.
Dünyanın en eski ve en ünlü işçi kooperatiflerinden olan Mondragon İşçi Kooperatifinin
2010 yılı itibari ile 71.500 çalışanı bulunmaktadır.
Girişim kooperatiflerinin gelişimi her ülkede
aynı seyri izlememiş, İspanya’nın öncülüğünde başlayan bu hareket 1970’lerin ikinci yarısında İngiltere’de, 1980’lerin başında
Amerika’da, 1990’ların başında ise Kanada
ve Fransa’da hız kazanmıştır. İngiltere’de
1970’lerin başında sayıları 40 civarında olan
girişim kooperatiflerinin sayısı 1990’lı yıllara
gelindiğinde 1400’ü geçmiş, 2005 ve sonrasında ise bu sayı 1200’lere kadar düşmüştür.
Amerika’da ise 1980’lerde sayıları 150 civarında olan girişim kooperatiflerinin sayısı
2005 yılında 2 katına çıkarak 300’e ulaşmış,
Kanada’da 1990’ların başında 400 civarında
olan bu hareket 2003 yılında 700’e ulaşmıştır. Fransa’da ki durum ise 1990’ların başında 1300 civarında olan girişim kooperatifleri
2005 ve sonrasında 1600’lü sayılara ulaşmıştır8.
6) Hüseyin Polat, ‘‘İşsizlikle Mücadelede Emek Kooperatifleri ’’,
Kooperatif Dünyası Dergisi, Sayı: 278, (Mayıs 1992), s.7-8
7) a.g.e, s.8
8) Statistics on worker co-operatives for 2004 are based on
an estimate from the US Federation of Worker Owned Cooperatives; statistics for 1980 are based on an estimate from
the US Senate reprinted in Curl, John “History of Work Cooperation in America: Worker Cooperatives vs. Wage Slavery”,
Günümüzde ise dünya ekonomisindeki yeni
yönelimler, pek çok hükümeti, giderek artan
işsizlik problemini çözmede girişim kooperatiflerini etkili birer araç olarak kullanma
eğilimine yöneltmiştir. Yukarıda belirttiğimiz
ülkelerin dışında, Danimarka, İtalya, Japonya
ve Avustralya gibi ülkelerde girişim kooperatiflerinin sayısı hızla artarken, bu kooperatiflere sağlanan kamu olanakları da genişletilmiştir. Girişim kooperatiflerinin işsizlik ile
mücadelede etkin birer araç olarak kullanılabilecekleri OECD ve Avrupa Birliği çevrelerinde 1970’lerin ortalarından itibaren kabul
görmeye başlamıştır. Her iki örgüt tarafından
1975 ve 1976 yıllarında düzenlenen seminerlerde, işsizliğe karşı girişim kooperatiflerinin çok önemli gelişmeler kaydedebileceği
üzerinde durulmuştur9.
Uluslar arası Kooperatifler Birliği’nin 1980
yılında gerçekleştirmiş olduğu kongrede
Dr.A.Laidlaw’ın ‘’2000 Yılında Kooperatifler’’
konulu raporunda, girişim kooperatiflerinin
gelecek yüzyılda ikinci bir sanayi devrimi
gerçekleştirebilecek
ölçüde
gelişme
gösterebileceğini iddia etmiştir.
ABD başkanı seçilen Bill Clinton’la başkanlığa
adaylığını açıkladığı bir toplantıda yapılan bir
söyleşide Clinton, kooperatifçiliği her kesimden işsizlerin ve gençlerin istihdam sorununu çözmek için etkili bir araç olarak görmesi aynı sorunla karşılaşan bütün ülkeler ve
özellikle ülkemiz açısından oldukça ilginç ve
önemlidir10.
10 Ağustos 1992 tarihli ‘’İtalia Cooperative’’
dergisinde ‘’Clinton Kooperatifçiliği Keşfediyor’’ başlığı altında verilen yazıda ABD’de ki
işsizlik sorununun çözümü için bir reçetesinin var olup olmadığını soran gazeteciyi Clinton şöyle yanıtlar: ‘’Evet var. 1987 yılında
işsizlerin ve özellikle işsiz gençlerin kurduğu
1980.
9) A.g.e, s.9
10) Mülayim, Ziya Gökalp, ‘’Clinton ve Kooperatifçilik’’ Kooperatif Dünyası Dergisi, Sayı:261, (Aralık 1992) s.3
kooperatiflerin nasıl çalıştığını incelemek
üzere İtalya’ya gittim. İtalya’da bu kooperatifler doğal; ABD’de ise değil. Çünkü, ABD’de
gençler, bireysel olarak kendi hesaplarına
çalışmaya alışmışlar ama bunu değiştirmek
gerekli. Böylece, İtalya’dan kendi eyaletime
döndüğümde genç işsizlere, madencilik,
sağlık, sigorta vb. alanlarda 67 tane kooperatif kurdurdum. Bugün bu kooperatiflerde
gençler bireysel değil, bir arada çalışıyorlar.
Bu durum, ABD için alışılmamış, gerçekten olağanüstü bir durumdur. Bu fikir bana
İtalya’dan geldi. Şimdi geleceğin işçilerini
bu yönde beraber hazırlayacağız11.’’
Bu sistemin ABD’deki işsizliği çözüp çözemeyeceği sorusuna ise Clinton olumlu bir yanıt
veriyor ve ekliyor: ‘’ Bugün bu kooperatifler
ile yeni istihdam olanakları doğuyor. Bunlar
genellikle 50 kişinin altında, işsizlerin bir
araya gelerek çalıştıkları küçük kooperatif işletmeler. Durum ne olursa olsun eğer
gençler daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak istiyorlarsa, beraberce çalışmaya alışmalıdırlar. Bizim de özendirerek yaptığımız
budur.’’
Bu söyleşide eski ABD başkanı Clinton’ın işsizliği çözmede model olarak aldığı yöntem
konumuzun özünü oluşturan ‘’girişim kooperatifi’’ modelidir. Clinton, 1987 yılında bizzat
İtalya’ya giderek bu kooperatifleri yerinde
incelemiş ve eyaletine döndüğünde uygulama yapmış ve olumlu sonuçlar almış buna
istinaden de geleceğin işçilerini bu yönde
beraber hazırlayacağız diyerek de bu modele
olan güvenini belirtmiştir. İtalya’da işsizlerin
bir araya gelerek kurdukları kooperatiflerin
yayılmasında ve başarısında en önemli neden olarak, bu kooperatiflerin işsizlere demokratik bir yönetim içerisinde kendi kendilerinin patronu olmalarını sağlamaları ve
kendi kooperatiflerinde bizzat istihdam olanağı bulmalarıdır.
Girişim kooperatifçiliği modelinin ülkemiz
11) A.g.e, s.3
5
açısından uygulanabilirliği konusuna da açıklık getirmemiz uygun olacaktır. Zira girişim
kooperatifleri ülkemiz de işsizlikle mücadelede, fabrika ve işletme kapanmaları nedeni ile ortaya çıkan işsizliklerde, eğitimli genç
nüfusumuzun işsizlik sorununu gidermede
başvurulacak bir alternatif yöntem olarak
düşünülebilir. Girişim kooperatifi modelinin
uygulamaya konulmasına 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu engel değildir. Zira Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı Kooperatifçilik
Genel Müdürlüğü’nce 2014 yılının başında
hazırlanarak onaylanan anasözleşme ile girişim kooperatiflerinin kurulmasına yasal
olarak izin verilmiş oldu. Girişim kooperatifleri açısından diğer ülkelerde olduğu gibi
ülkemizde de yaşanabilecek sorun, işsizlerin
girişim kooperatiflerinin nasıl örgütlenecekleri sorunudur. Zira girişim kooperatiflerinde
kooperatif ortakları kooperatifin fiilen çalışanı konumundadırlar ve bu da beraberinde birtakım organizasyonel ve yönetsel sorunları beraberinde getirir. Kooperatifçiliğin
gelişmiş olduğu ve bilhassa girişim kooperatiflerinin yaygın olduğu ABD, İtalya, İngiltere, Kanada ve Fransa gibi ülkelerde girişim
kooperatiflerinde bahsedilen organizasyonel
ve yönetsel sorunlar kooperatifçilik eğitimi
ile en aza indirilmekle birlikte halen istenilen
düzeye ulaşabilmiş değildir.
Girişim kooperatiflerinde, işsizler meslek
gruplarına ya da eğitim düzeylerine ve be-
6
cerilerine göre değişik girişim kooperatiflerinde örgütlenebilirler. Ayakkabıcılar, marangozlar, tornacılar, aşçılar, öğretmenler... Girişim kooperatiflerinde, ortakların işbirliği ile
hedefledikleri şey, bireysel ekonomilerini kooperatifin sağlamış olduğu sinerji ile artırma
güdüsüdür. Bu bakımdan işbirliği ve dayanışma başkalarından ziyade kendini düşünmenin bir sonucudur. Bu nedenle her kooperatif
türünde olduğu gibi girişim kooperatiflerinde de, işbirliği ve dayanışma tavsiye ile değil
aklın ve çıkarların ikna edilmesi sonucunda
ortaya çıkar12.
Sonuç olarak, işsizlikle mücadelede girişim
kooperatiflerinin, etkili birer araç olarak kullanılmaları isteniyor ise bu tür kooperatiflerin ülkemiz koşullarında nasıl kurulabilecekleri, hangi alanda iş ve istihdam oluşturabilecekleri, bu kooperatiflerde örgütlenecek
işsizlerin nasıl eğitilecekleri, nasıl yönlendirilecekleri, kooperatif ana sözleşmelerinde
hangi özel hükümlere yer verileceğinin kapsamlı bir araştırma ile ortaya çıkarılmasında
yarar hatta zorunluluk bulunmaktadır. Kapsamlı bir araştırma sonucunda, girişim kooperatifçiliği modeli, yerel, bölgesel, sektörel
ya da ulusal düzeyde işsizlikle mücadelede
etkin birer araç olarak kullanılabilir.
Kooperatifçi saygı ve selamlarımla
12 Duymaz, İsmail, ‘’Kooperatifçilik Ekonomik Akılcılığın
Ürünüdür’’ Kooperatif Dünyası Dergisi, Sayı:279, (Haziran 1994) s.3
Türk Beledİye Sİstemİnde
Personel Sorunu
Hasan YAYLI *
Kamu yönetimi içindeki yönetsel yapıya işlevsellik kazandırarak yönetimin optimal bir
şekilde işlemesini ve kamu hizmetlerinin
kaliteli ve hızlı bir şekilde sunulmasını sağlayacak en önemli öğe insan gücü olarak
görülmektedir. Ülkemiz kamu yönetiminin
yaşadığı en önemli yönetsel sorunlardan biri
personel konusunda yaşanan aksaklıklar ve
yetersizliklerdir. Kamu yönetiminde kullanılacak insan gücünün nitelik ve niceliği kadar
doğru yerde ve doğru şekilde kullanılması
etkinlik ve verimlilik açısından önem taşımaktadır.
İyi bir personel yönetimi için etkin bir insangücü planlaması gereklidir. İnsangücü
planlaması, bir örgütün alacağı elemanların
nitelik ve nicelik yönünden saptanması olarak tanımlanabilmektedir (Ergun ve Polatoğlu,1992:282). Ülkemizde etkin bir insangücü
planlaması yapılamamaktadır. Bu nedenle
personele ilişkin sorunlar daha işe alınma
aşamasında başlamaktadır. Devletin kamu
hizmetlerinin gerektirdiği kadro sayısının
hizmet gereklerine uygun olarak belirlenmesi ve hizmetlerin etkili, verimli bir şekilde yürütülebilmesi için iş analizi, görev tanımları,
iş etüdü ve bunlara dayalı olarak norm kadro çalışmalarını yapmaları gerekmektedir.
(DPT,2000:53)
Ülkemiz personel yönetiminde iş analizi ve
iş etüdü çalışmalarının yeterli düzeyde yapılmamış olması ortaya bir nitelik ve standart sorunu çıkarmaktadır. Yerine getirilecek
görevin standartları ve aradığı özellikler yeterince belirlenmediği için işe alınacak per* Doç. Dr. Kırıkkale Ün. İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu
Yönetimi Bölümü ([email protected])
sonelin nitelikleri ve işe uygunluğu da tam
olarak belirlenememektedir. Başka bir ifade
ile işe en uygun ve işi en iyi yapacak personeli bulmak konusunda zorluk yaşanmaktadır.
Liyakat ve kariyer esası belli alanlar dışında
tümü ile terk edilmiştir (Tutum,1994:53).
Özellikle siyasi partilerin iş bulma ve yükselmede doğrudan veya dolaylı olarak bir
görev üstlenmeleri bu yolla oy potansiyellerini arttırma eğilimine girmiş oldukları bilinmektedir (Başbakanlık İdareyi Geliştirme
Başkanlığı,1994:108). Türkiye, 2001 yılında,
işin özelliklerine en uygun, niteliği ile işi en
çok hak eden kişinin işe alınmasını sağlama, böylece personel sistemindeki mevcut
adaletsizliklerin ve dengesizliklerin ortadan
kaldırılması ve fırsat eşitliğinin sağlanması
için işe almada merkezi sınav sistemini benimsemiştir. Fakat bu sistem bile torpil ve
adam kayırma mekanizmasını tam olarak
engelleyememiştir. Bu yöntem genel olarak
doğru olsa da özellikle taşra yönetiminin ya
da mahalli idarelerin aradıkları işgücü niteliği ile merkezden gönderilenlerin niteliğinin
örtüşmemesi sonucu, sistem bekleneni verememektedir.
Personelin kendini geliştirmesi ve niteliğinin
arttırılması için hizmet içi eğitim çalışmaları
yapılmaktadır. Fakat hizmet içi eğitim çalışmalarına yeterince önem verilmemektedir
(Ergun,1993:21). Yapılan hizmet içi eğitim
çalışmalarında belirli bir ölçüte, sistematiğe
ve standarda rastlanmamakta, sonuç olarak
da, hizmet içi eğitim çalışmalarının önemli
bir bölümü biçimsel olmaktan öteye gidememektedir. Hizmet içi eğitim çalışmaları
sonucunda yapılan çalışmaların personele
7
ve kuruma sağladığı katkı değerlendirilmemekte, bu nedenle de sonuçta varılan nokta
bilinmemektedir. Oysa sürekli yenilenen teknoloji, personelin de kendini sürekli olarak
geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Bu da ancak yararlı ve işlevsel bir hizmet içi eğitim ile
sağlanabilir. İnsan gücü kullanımı açısından
önemli bir sorunda dengeli ve adaletli bir iş
yükü dağılımının yapılamamış olmasıdır. Bazı
kamu kurumlarında personel fazlalığı nedeni
ile personelin bir bölümü atıl olarak durmakta iken, bazı kamu kurumlarında ise personel
eksikliği nedeni ile en temel kamu hizmetlerinin sunumu dahi gerçekleştirilememektedir. Öte yandan bazı kamu kurumlarında personelin bir bölümü nitelikleri ve uzmanlık alanları dışında istihdam edilmektedir. Hizmet
ile insan gücünün niteliği arasında uygun bir
bağ kurulamamıştır (Tutum,1994:53). Yerinde istihdam ilkesinin göz ardı edilmesi verimliliği düşürmektedir.
Ülkemiz personel sisteminde yaşanan en önemli sorunlardan biri de çalışanların maddi
ve manevi açıdan yeterince tatmin olamamasıdır. Ussal bir ücret sisteminde ücretler
miktarca yeterli olmalı ve fiyat dalgalanmalarını izleyebilmelidir (Ergun ve Polatoğlu,1992:304). Ülkemizde kamu personelinin
ücretleri oldukça yetersizdir. Ussal bir ücret sisteminde ödenen ücretler ile yapılan
işin güçlük ve sorumluluk dengesi arasında
makul bir ilişki olmalıdır (Ergun ve Polatoğlu,1992:305). Ülkemizde kamu personeline
ödenen ücret ile verilen görev ve yüklenen
sorumluluk arasında rasyonel bir denge
kurulamamıştır. Kamu personeli genellikle
ücretinin oldukça üstünde bir sorumluluk
altında ezilmektedir. Ücretlerin yetersizliği
nedeni ile nitelikli iş gücü kamu yönetiminde çalışmak için özendirilememekte, çalışan
nitelikli personeli ise kamu alanında tutmak
zorlaşmaktadır. Ücretler ve diğer nedenler
kamu sektöründe çalışmayı cazip olmaktan
çıkarmıştır.
Bunun yanında kamu personeli manevi açı-
8
dan da tatmin olamamaktadır. Bir yandan
kamusal hizmetler için gerekli olan eğitimli
ve nitelikli işgücü bulunamaz ve var olanlar
elde tutulamazken, öte yandan düşük ücrete
razı, eğitimsiz ve niteliksiz işgücünün, yaşam
boyu güvence motifiyle devlet kadrolarını
doldurduğu gözlenmektedir. Sonuç olarak;
personelin gerek maddi gerekse manevi
açıdan tatmin olamaması iş doyumu sağlanamamasına ve personelin motivasyonunun
azalmasına neden olmaktadır. Bu da personelin performansının kurumun ise verimliliğinin azalması sonucunu doğurmaktadır.
Ülkemiz personel sistemi çağdaş olmayan
bir personel yasası, nitelikli personel sorunu,
maddi ve manevi açıdan tatmin sağlanamaması, düşük iş doyumu, yetersiz motivasyon,
iş yükünün dengeli dağıtılamaması, personelin yetki ve sorumluluklarının iyi belirlenememesi gibi nedenler ile verimli olamamaktadır. Personelin verimsizliği tüm yönetsel
yapının rasyonel, etkin ve verimli olmasını
olumsuz olarak etkilemektedir.
1580 sayılı eski belediye kanunu belediyelerde ayrı bir personel rejimi kurulmasını öngörmüştür. Bu doğrultuda 1930 yılında “Belediye Memur ve Müstahdemleri Nizamnamesi” çıkarılarak yürürlüğe girmiştir. Genel
yapısı bakımından dönemin merkezi yönetim personel yapısına koşut hükümler getiren bu Tüzük, belediye istihdamında yargıya
giden çeşitli şikayet ve uyuşmazlıklara konu
olmuş, giderek uygulanamaz hale gelmiştir.
Tüzük, 1974 yılında yerel yönetimlerin 657
kapsamına alınması ve “belediye memuru” “devlet memuru” terimleri yerine “memur”
teriminin benimsenmesiyle geçerliliğini yitirmiş, 1994 yılında da yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece belediyeler için “ayrı personel
sistemi” ilkesi ve uygulaması tarihe karışmıştır.
Günümüzde yerel yönetimler personel rejimi, merkezi yönetim personel rejiminin aynısıdır. Genelde olduğu gibi yerel yönetimler-
de de memur, sözleşmeli, geçici personel ve
işçi olmak üzere dört tür personel istihdam
edilmektedir. Merkezi yönetim ve yerel yönetimlerde “birleşik personel sistemi” ilkesi
geçerlidir. Bu nedenle Türk kamu personel
rejiminin sorunlarının, belediye personel
rejiminin sorunlarıyla aynı olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda Türk kamu personel
sisteminin en büyük sorunun, merkezi sınav
sistemine geçilmeyen dönemlerdeki yerel ve
siyasal nedenlerde yapılan “adam kayırma”
olarak adlandırılabilecek “kadrolaşma” çabaları olduğu belirtilmektedir. Buna mukabil
belediye personelinin “hizmet içi eğitimine”
gereken önem verilmemesi sebebiyle, “işin
niteliğine uygun olmayan” bir şekilde görevini sürdürdüğü de bazı yazarlarca iddia edilmektedir (Güler ve Öktem,1989:31-34).
Bu şekilde, Türkiye’de Belediye Kanunu’nun
belediye personelini ilgilendiren hükümleri 48-53. maddelerinde ifade edilmiştir. Bu
maddelere göre, 657 sayılı Devlet Memurları
Kanuna tabi olarak çalışan memur, sözleşmeli personel ile 4857 sayılı İş Kanununa göre
geçici ve kadrolu işçilerin belediye personeli
olarak çalıştığı görülmektedir. Bu meyanda
farklı mevzuatlara göre çalıştıkları görülse de
bu çalışanlar belediye hizmetlerinde bir bütün teşkil etmektedirler. Bu sebepledir ki belediye personeli ile ilgili olarak bağlı oldukları
mevzuat hükümlerine dikkat edilmeden, bu
personelin yapacakları hizmetin ön plana çıkartılmasıyla veya personelin amaçta birleştirilmesi sağlanırsa belediye personeli adına bir birlik ve bütünlüğün sağlanabilmesi
mümkündür. Belediye personelinin görev ve
yetkilerinde öncelikle, belediye kanununun
uygulandığı görülmektedir. Bunun yanında
aykırı hükümler olmadığı ölçüde kendi personel kanunları, tüzükleri ile yönetmeliklerinin de mevzuatın diğer parçasını oluşturduğu görülür. Tüm belediye personeli bunları
bilmekle yükümlü olarak değerlendirilmekte
ve bu durum bazen olumsuz durumlara yol
açabilmektedir (Önder,2007:24-25).
Yukarıda ifade edilmeye çalışıldığı gibi belediye personelinin, aynı kamu yönetimi personelinde olduğu gibi farklı istihdam şekilleri
içerisinde yer almalarından dolayı, ancak aynı işi yapmalarından dolayı az ücret alan personel ile çok ücret alan personel arasında çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durum
personelin birbirleriyle arasında da sorunların çıkmasına sebep olabilmektedir. Ayrıca
belediyelerde ödüllendirmeye ilişkin olarak
personele yeterli düzeyde motivasyon aracı
geliştirememesi de belediye personeli olma
konusunda vasıflı, uzman personelin yaklaşımını da belediyelere karşı olumsuz yönde
etkilemektedir (Eken ve Şen, 2005:123). Bu
nedenle 5393 sayılı kanunun 49. maddesi ile,
sözleşmeli ve işçi statüsünde çalışanlar hariç
belediye memurlarına, başarı durumlarına
göre toplam memur sayısının yüzde onunu
ve Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayının (20.000) gösterge rakamı ile çarpımı
sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere,
hastalık ve yıllık izinleri dâhil olmak üzere,
çalıştıkları sürelerle orantılı olarak encümen
kararıyla yılda en fazla iki kez ikramiye ödenebilmesine imkan tanınıştır.
Aynı düşünce ile bakıldığı zaman, belediyelerde görev alan yönetici ve çalışanlar üzerinde 1994 yılında yapılan bir araştırmaya
göre, belediyelerde yöneticilik yapan kişilerden %58,86’sının yapmış oldukları işle ilgili
olarak gerekli bilgi ve beceriden yoksun oldukları sonucu çıkmıştır. Yine aynı şekilde bu
kişilerin %68’16’sına göre, belediye çalışanlarının eğitim düzeylerinin görevlerini etkin
olarak yapmalarına izin verecek düzeyde olmadığı ortaya çıkartılmıştır. Bu konuya ilişkin
olarak yapılan bir başka çalışmada da, iş ile o
işe uygun olabilme arasında aynı sonuçlara
varıldığı görülmüştür. Bu araştırmada da belediyelerin %65’inin nitelik yönünden yetersiz bulunduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda
belediye hizmetlerinin etkinlik düzeyinin
artırılabilmesinde, bu birimlerde çalışan bireylerin niteliğinin %85 oranında bir önem
9
taşıdığı sonucuna varılmıştır (Bozlağan ve
Yaş,2007:129-130). Bu sonuçlar belediye işlem ve faaliyetlerinde personelin öneminin
ortaya çıkması adına önemli veriler olarak
görülebilir.
Ayrıca belediye personelinin görev, yetki ve
sorumluluklarının belirlenebilmesinde açık
ve ayrıntılı bir tanım yapılmaması bir çok sorununun ana kaynağını oluşturmaktadır. Personel bir çok durumda görevlerinin sorumluluk alanı konusunda sıkıntılar yaşayabilmektedir. Bu durumda personelin “takdir yetkisi”
kullanması gerekmektedir. Bu durumlarda
kalan personel olumsuz durumlardan çekinerek zaman zaman yapması gereken işi
yapmaktan da çekinebilmektedir. Ayrıca bu
durum zaman zaman da kendi görevi olan işlerden de kaçmasına zemin hazırlayabilmektedir (Eken ve Şen,2005:123).
nel sisteminden ayrı olarak ele almak mümkün olmadığı için 2004 düzenlemeleri ile
üretilmeye çalışılan çözümler sitemin tüm
sorunlarının çözülmesine imkan sağlayamamıştır. Her şeyden önce kamu personel sisteminin topyekün ele alınıp düzenlendiği bir
personel reformuna ihtiyaç duyulduğu her
platformda dile getirilmektedir.
KAYNAKÇA
BAŞBAKANLIK İDAREYİ GELİŞTİRME BAŞKANLIĞI, 2001 Hedefleri Doğrultusunda
21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Kamu Yönetiminin Geliştirilmesi ve Bazı Ülkelerdeki
Uygulamalar-Araştırma Raporları 2, Ankara,1994
BOZLAĞAN, Recep, YAŞ, Hakan, “Belediyelerde Hizmet İçi Eğitim”, Kamu Yönetimi
Yazıları, Ed. Bilal Eryılmaz vd., Nobel Yayın,
Son olarak ülkemizde merkezi yönetime uygulanan sınıflandırma sisteminin belediye- Ankara, 2007, s.123-144
lerde de geçerli olduğu görülmektedir. Bu DPT Kamu Yönetiminin İyileştirilmesi ve
nedenle de yönetici kadroların tüm birim- Yeniden Yapılandırılması, ÖİK Raporu, Anlerde genel idare hizmetleri sınıflarından kara, 2000
olduğu bilinmektedir. Bu durumda Fen İşleri Müdürü olmak için bir teknik personelin EKEN, Musa, ŞEN, M.Lütfü, “Belediye Persınıf değiştirmesi gerekmektedir. Bu durum sonel Sistemi veSon Gelişmeler”, Yerel Yözaman zaman personelin maaş ve mesai netimler Üzerine Güncel Yazılar (I), Nobel
ücretlerinde olumsuz etkilere sebep olabil- Yayınları, Ankara,2005, s.109-128
mektedir, bu da işe hakim olan personelin
idareci olma konusunda çekinmesine sebep ERGUN, Turgay, Polatoğlu Aykut, Kamu Yöolabilmektedir. Bu ve bunun gibi durumlar netimine Giriş. TODAİE Yayınlar, No:241,
en azından belediyelerde yeni bir hizmet sı- Ankara, 1992
nıfı sisteminin gündeme gelmesi için yeterERGUN, Turgay, Kamu Yönetiminde Yenili bir sebep olarak görülebilir (Eken ve Şen,
den Düzenleme, Kayud Yayınları, No:1 An2005:125).
kara, 1993
2004 belediye reform girişimi kapsamında
yürürlüğe giren kanunlarda belediye per- ÖNDER, Fahrettin, Yerel Siyaset ve Beledisonel sisteminin iyileştirilmesine ilişkin bazı yelerde Etkin Yönetim, Plato Danışmanlık
düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenle- Yayınları Okutan Yayıncılık, İstanbul, 2007
meler belediye personel sisteminin gelenek- TUTUM, Cahit (1994), Kamu Yönetiminde
sel sorunlarının aşılması için yeterli düzeyde Yeniden Yapılanma, Ankara:TESAV Yay.
görülmemektedir. Her şeyden önce belediye
personel sistemini genel olarak kamu perso10
BAŞARILI
KOOPERATİFLERİMİZDEN
PANKOBİRLİK: PANCAR MUCİZESİ
VE TORKU
M. Akif ÖZER *
Bilindiği gibi kooperatifler; demokratik bir
şekilde kontrolü sağlanan, katılımlı mülkiyete dayanan ve ortak ekonomik, sosyal, kültürel ihtiyaçları ve arzuları karşılamak amacıyla
bireylerin gönüllü olarak bir araya geldikleri
kuruluşlardır. Buradan hareketle kooperatiflerle ilgili aşağıdaki hususlara vurgu yapabiliriz: • Kooperatifler özerktir. Mümkün olduğunca hükümetlerden ve özel sektör kuruluşlarından bağımsızdırlar.
• Kişilerin birlikteliğine dayanırlar. Kooperatifler kişileri kendi istedikleri şekilde ve
yasal olarak tanımlamakta ve bireysel ya da
kurumsal serbestilerini kabul etmektedir.
• Kooperatifler kişilerin gönüllü olarak bir
araya gelmelerini sağlarlar. Üyelik zorunlu
değildir. Üyeler kooperatiflere katılmakta ya
da kooperatiften ayrılmakta serbesttirler.
• Kooperatifler, üyelerinin kendi ekonomik,
sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılarlar.
Gerçekten gelecekte kültürel ve entelektüel
açıdan daha iyi bir yaşam standardı sağlanmasında, kooperatifler, üyelere ve topluma
maksimum katkının sağlanacağı en önemli
alanlardan birisi olacaktır.
ristiği, kooperatifleri diğer benzer kuruluşlardan ayıran en önemli özellikleridir.
Bu temel özellikleriyle kooperatifler; bir çok
gelişmiş ülkede üyeliğin gönüllü olduğu,
kârların kullanıcılara paylaştırıldığı, sosyal
güvenlik, üretim, pazarlama, bankacılık, kredi gibi imkanların üyelerin hizmetlerine sunulduğu ve bu kişilerce sahiplenilen ve kontrol edilen kuruluşlardır. Bu tür kooperatifler
kullanıcı odaklı çalışmakta ve bilimsel/tarımsal sistemlerin ve üretkenliğin gelişmesine
büyük katkı sağlamaktadırlar.
Özellikle ülkemizdeki kooperatif hareket
özelinde düşündüğümüzde; artık küresel
pazarlarda kooperatiflerin kendi pozisyonlarını çok iyi belirlemeleri ve yüksek rekabet
gerektiren ortamlarda mücadele yeteneklerini artırabilmeleri için birbirleri ile işbirliği
yapmalarının bir zorunluluk haline geldiğini
söyleyebiliriz.
• Kooperatifler katılımlı mülkiyete ve demokratik kontrole dayalı kuruluşlardır. Kooperatifler sayesinde kontrol üyeler arasında
demokratik temelde dağıtılmaktadır. Demokratik kontrol ve mülkiyetin ikili karakte-
Bu çalışmada ele alacağımız Pankobirlik ve
son dönemde herkesin tanımaya başladığı
Torku markası, yukarıda bahsettiğimiz küresel ölçekte hareket edebilme ve bunun için
işbirliği yaparak güç birliğiyle rekabet ortamında avantaj sağlama zorunluluğunu uygulamaya aktarabilmenin, ülkemiz kooperatifçiliği açısından en güzel örneklerden birisi.
Bu alanda faaliyetler yürüten kooperatiflerimize örnek olması açısından Pankobirlik’in
Torku başarısını biraz daha ayrıntılı inceleyelim.
* Doç. Dr. Gazi Ün. İİBF Kamu Yönetimi Böl.
([email protected])
Ülkemizde pancar ekicileri; 1951 yılında Türkiye Şeker Sanayii’nin genişletilmesi konu-
11
sunda alınan kararların uygulamasıyla kooperatifler halinde teşkilatlanmaya başladılar.
Ülkemizin artan şeker ihtiyacını karşılamak
üzere yeni fabrikaların kurulması için gerekli
sermayenin oluşumu yanında, şeker sanayiinin hammaddesinin temini amacıyla, çiftçi
potansiyelinden yararlanılması fikri pancar
kooperatiflerinin kurulması çalışmalarının
esas hareket noktası oldu. Bu amaç doğrultusunda çiftçilerin tek başına fabrikaya ortak
olmalarından çok, toplu halde meydana getirdikleri bir kuruluşun sermayeye katılması,
güçlenme yönünden daha uygun görülmüş
ve bu oluşumu ilk olarak gerçekleştiren pancar üreticileri de ‘Adapazarı Pancar Ekicileri
Kooperatifi’ni kurmuşlardır. Bu teşebbüsle
ekicilerinin ilk kez teşkilatlanması ve kooperatif halinde şirket sermayesine sahip olması
da bir dönüm noktası olmuştur. Bu çalışmalar diğer şeker fabrikalarının kuruluşlarında
da yapıcı rol oynamış ve şeker sanayiinin
gelişme programının hayata geçirilmesinde
önemli unsur olmuştur. O tarihten bu yana
kurulan şeker fabrikalarına paralel olarak sayıları bugün 31’e ulaşan ve ortak sayıları 1,6
milyonu aşan pancar kooperatifleri, Birlik
olmanın verdiği güçle de ülke tarımının gelişmesine önemli katkılar yapmışlardır. Ülke
ekonomisine ve tarımına bu katkılar yapılırken de kendisi, bağlı kooperatifleri ve iştirakleri dâhil Devletten herhangi bir destek
almamış ve faaliyetlerini ortaklarının kendi
sermayeleri ile oluşturduğu öz kaynaklarından karşılamıştır.
1163 Sayılı Kooperatifler Kanununun kabulü
sonrası Pancar Ekicileri Kooperatifleri, Birlik
kurmak üzere teşebbüse geçmiş ve Raiffeisen modeli benimsenerek, ülkemiz kooperatifçiliğinde önemli bir kilometre taşı olan
Pankobirlik 31.03.1972 tarihinde kurulmuştur. Pankobirlik’in faaliyete geçmesinden
sonra, özellikle ülkenin ekonomik gelişimine
paralel olarak, şeker sanayiinin de geleceğinin garanti altına alınabilmesi amacıyla pancarın dışındaki ürünlerin Pancar Kooperatif-
12
leri tarafından değerlendirilmesi kabul edilmiş ve Ana sözleşmeler tadil edilerek Kooperatifler çok amaçlı hale dönüştürülmüştür.
Bugünkü haliyle Pankobirlik; ülkemizin 64 ilinin, 7.500 yerleşim biriminde pancar üretimi
yapan, yaklaşık 1.6 milyon ortağıyla, 31 pancar kooperatifinin 308 şubesi, 5 kooperatif
şeker fabrikası, (Amasya, Kayseri, Boğazlıyan,
Konya, Çumra) ve 50’nin üzerinde tarımsal
amaçlı iştirakiyle, devletten bugüne kadar
herhangi bir destek almadan, tamamen
üyelerinin kendi imkânlarıyla oluşturduğu
sermayeleri ile ortaklarının tarımsal faaliyetlerinde kullandıkları her türlü girdinin teminini, dağıtımını, denetimini ve koordinasyonunu yapan Pancar Kooperatiflerinin üst
örgütü ve temsilcisi, Genel Müdürlüğü’dür.
1951 yılında mevcut 4 şeker fabrikasının,
(Alpullu, Uşak, Eskişehir ve Turhal) ülkenin
artan şeker ihtiyacını karşılayamaması nedeniyle, şeker sanayiinin genişletilmesine karar
verilmiştir. Bu amaçla yeni pancar ekim sahaları meydana getirilerek şeker fabrikalarının
sayısı artırılmış ve bu suretle artan tüketimin
karşılanması sağlanmıştır. Bu büyük projeye
karar verilirken hareket noktası, çiftçinin fabrikalara yalnız pancarını teslim eden bir üretici değil, aynı zamanda pancarını götürdüğü
fabrikanın sahibi olma ilkesi benimsenmiştir.
Bu işin hayata geçirilebilmesi için en uygun
yolun, pancar çiftçilerinin kooperatifler halinde teşkilatlanması olduğu düşünülerek,
Pancar Ekicileri Kooperatiflerinin kurulmaları sağlanmıştır.
Çiftçilerin kooperatifleri kanalıyla yeni kurulan Şeker Fabrikalarının sahibi olması 19531956 yılları arasında yeni kurulan 11 şeker
fabrikasının hepsinin özel A.Ş. olarak kurulmasına neden olmuş ise de, üreticilerin ve
kooperatiflerinin o zamanki ekonomik şartları buna müsaade etmemiş ve ancak Adapazarı, Amasya, Kayseri, Konya ve Kütahya
Şeker Fabrikaları Pancar Kooperatiflerinin
sermayelerine iştirak ettikleri kuruluşlar ol-
muştur. Bu adım atıldıktan sonra şeker sanayi ve pancar çiftçilerinin ülkenin değişen ve
gelişen ekonomik ve sosyal şartlarının tabii
bir sonucu olarak dışa bağımlı olmadan ihtiyaçlarını karşılayacak ve kendine yeterli gerekli entegrasyonun sağlanması düşünülmüş
ve dikkatli, planlı ve tedbirli hareket edilmiştir. İzlenen iştirakler politikası çerçevesinde,
pancar dışındaki ürünlerin değerlendirilmesini sağlayacak muhtelif yerel kuruluşların;
bizzat Pancar Kooperatiflerinin öncülüğü ile
kurulması veya kurulmuş bulunanlara iştirak
edilmesi gerçekleştirilmiş, buna istinaden;
daha pek çok tarımsal amaçlı müesseseler
ile muhtelif yem ve süt fabrikalarının kurulmaları sağlanmıştır.
Pancar kooperatifleri ve üst kuruluşu Pankobirlik; ülke şeker sanayi ve ortağı olan pancar
çiftçilerinin ülkenin değişen ve gelişen ekonomik ve sosyal şartları gereği, dışa bağımlı olmadan ihtiyaçlarını karşılaması prensibi
dahilinde kendi içerisinde bir entegrasyon
sağlamıştır. Bu amaçla ortaklarının ürünlerinin değerlendirilmesi ve ihtiyaçlarının
karşılanmasına yönelik yeni yatırımlar gerçekleştirmiş veya kurulmuş tesislere ortak
olunması yönünde çalışmalar yapılmıştır.
Bunun sonucu olarak Pancar Üreticileri Kooperatifleri ortağı 1.640.564 çiftçinin Merkez
Birliği Pankobirlik’in sahibi olduğu veya ortağı bulunduğu kuruluşları faaliyet konuları
itibarıyla ele aldığımızda;
Ülkemiz kooperatifçiliğinde örnek bir model
olan Pankobirlik; demokratik yapısı, hedeflerini gerçekleştirme yönünde gösterdiği azim
ve kararlılık, faaliyetlerinin gerek tarımsal ve
gerekse ekonomik açıdan ortaya koyduğu
sonuçlarla, kooperatifçiliğin nasıl yapılması gerektiği konusunda oldukça başarılı bir
örnektir. Pankobirlik; şeker pancarı tarımı
ve diğer üretim faaliyetlerinde Türk çiftçisinin modern tarım teknik ve teknolojilerini
kullanmasını destekleyen, nitelikli tohum,
gübre, ilaç gibi girdilerle verimliliğin artması yönünde çalışmalarını sürdürmektedir.
Ülkemizde sözleşmeli tarım uygulamasının
ilk, en yaygın ve en başarılı uygulama alanını oluşturan Pankobirlik, bu işlevlerinin yanı
sıra artık modern dünyadaki benzerleri gibi
sanayici olarak da ekonomik sistemde yerini
almıştır.
6 adet şeker fabrikası, 12 adet yem fabrikası, sıvı şeker fabrikası, damla sulama fabrikası, biyoetanol fabrikası, dondurulmuş
parmak patates fabrikası, 50.000 büyükbaş
kapasiteli hayvancılık tesisi, et entegre tesisi,
beta tohumculuk, süt ve süt ürünleri fabrikası, sert şekerleme ve çikolata fabrikası, 14
adet tarımsal amaçlı iştirak, 18 adet çeşitli
konularda faaliyet gösteren kuruluş, olmak
üzere 50’nin üzerinde iştiraki ile ortaklarına
hizmeti ve ekonomiye olan katkısını aralıksız
sürdürmektedir. Ayrıca ortaklarını yıl içerisindeki üretim faaliyetleri boyunca destekleyen kooperatiflerin ve iştiraklerin, üretim
maliyetlerinin düşürülmesi ve üreticilerin
uluslararası piyasalardaki rekabet gücünün
artırılması yönündeki çalışmaları da oldukça
önemlidir.
Türk tarımında öncü olan pancar üreticileri,
kooperatifçiliğin bu klasik işlevlerinin yanı
sıra gelişmiş ülkelerdeki benzerleri gibi artık sadece pancar tarımı yapmamaktadır.
Ürünlerini mamul madde haline getirecek
yatırımları da gerçekleştirip, katma değer
yaratmak, artan refahtan daha fazla pay almak, ihracat yapmak, istihdama katkıda bulunmak istemektedir.
Ülkemizde birçok konuda ilkleri gerçekleştiren Pankobirlik; mevcut sosyal ve ekonomik
gücüne, kooperatiflerinin bir araya gelerek,
yani “birlik” ruhu altında, beraber hareket
ederek ulaşmıştır.
Pankobirlik son 14 yılda etkinliğini her yıl
arttırarak geldiği nokta itibarıyla üyelerine
piyasaya göre %50’lere kadar varan avantajlı fiyatlarla gübre, tohum, zirai ilaç, makine
ve ekipman temin ederek, çiftçinin üretirken
13
kazanmasını sağlamıştır. Pankobirlik sadece
girdilerdeki maliyeti aşağı çekmekle kalmamış, üreticinin ürününe alım garantisi oluşturacak yatırımlara imza atarak da tarlaya
teminat oluşturmuştur. Kuruluş 50’den fazla
iştirakiyle 350 binden fazla çiftçi ailesine sözleşmeli tarım yaptırmakta, üretici ortaklarını
her yıl 450 milyon liranın üzerinde nakdi ve
ayni avansla desteklemekte, sadece şeker
pancarıyla değil, yem bitkileri, mısır, ayçiçeği, kanola, arpa, buğday, patates, hayvancılıkla da entegre bir sanayi yapılanması oluşturmaktadır. Bu faaliyetlerle Pankobirlik’in
cirosu 3.2 milyar liralık devasa bir boyuta
ulaşmış, sermayesi 1.15 milyar doları aşmıştır. Kuruluş 6.000’in üzerine çıkan doğrudan
istihdamları, 50.000’den fazla dolaylı istihdamları ve toplamda ödenen 248 milyon lira
civarındaki vergiyle küresel ölçekteki şirketlerle yarışır hale gelmiştir. Bu durum Türkiye’deki kooperatifçilik hareketinin geldiği
aşama açısından büyük bir başarıdır.
Pankobirlik’in bu başarıları, son günlerde
marka imajı oluşturmaya başlayan ve tüketiciler tarafından büyük beğeni ile karşılanan
Torku markası ile farklı boyutlar kazanmaya
başlamıştır. Torku, kooperatifçilik hareketinin halkın geneline hitap edebilecek ürünler
üretebileceği tezini de doğrulamış, hem de
bunun ülkemizde başarılı bir şekilde uygulandığını tüm dünyaya ispat etmiştir. Şimdi
de bu markanın hikayesine biraz daha ayrıntılı bakalım:
Torku markası, bir üretici kooperatifi olan
Konya Şeker’in vizyoner bakış açısının sonucu olarak 2007 yılında ortaya çıktı. Arkasında
900 bin çiftçinin yer aldığı Konya Şeker’in şekerle başlayan çikolata çeşitlerine, bisküviye,
lokuma, sert şekerlemeye, helvaya, et ve süt
ürünlerine hatta dondurulmuş gıdaya kadar
uzanan geniş bir ürün yelpazesini Torku markası altında üretmeye başlamasının temel iki
amacı vardı. Konya Şeker, Torku markasıyla
hem üretici ortaklarının refahını artırmayı
14
hem de tüketicilere tohumundan ambalajına her adımını kontrolü altında tuttuğu
yüzde yüz doğal, güvenli, kaliteli ürünler
sunmayı hedefledi. Markanın mimarı Konya Şeker 1950’li yılların en zorlu şartlarında
kurulup ülke ekonomisine yıllarca büyük bir
özveriyle hizmet etmiş bir kuruluştu. Pankobirlik bünyesine alınmasıyla 50 milyon dolarlık yatırımla rehabilite edildi ve üretimin
verimliliği artırıldı. 2003 yılında dünyanın en
modern şeker fabrikalarından biri olan Çumra Şeker Fabrikası ile birlikte toplam 11 tesisten oluşan Çumra Şeker Entegre Tesisleri’nin
temelinin atılmasıyla ve bu dev yatırımın
çok kısa sürede 2004 yılında faaliyete girmesiyle, şeker pancarı alanında devasa bir
entegre üretim tesisi faaliyete geçmiş oldu.
Bu adımlarla Konya Şeker, iki fabrikasında
Türkiye’deki toplam şeker üretiminin yüzde
25’ini gerçekleştirmeye başladı. Bu üretim
gücü, yönetimin vizyoner bakışıyla birleşerek katma değerli son tüketiciye yönelik yeni
ürünlerin çoğalmasını ve hepsinin tek bir çatı
marka altında toplanmasını sağladı.
Bu süreçte Torku, verimliliğini artıran ve hızla büyüyen bu üretici kooperatifinin meyvesi; yüzde 100 doğal, güvenli ürünlerin çatı
markası oldu.
Elbette ki bu sürece kolay gelinmedi. Ülkemizde kooperatifçilik hareketinin geçmişine
baktığımızda başarılı örnekler her zaman başarısız örneklerin gölgesinde kalmıştır. Pankobirlik, Konya Şeker ve Torku markası bugün geldiği aşamada adete kooperatifçilikte
yaşanan tüm başarısız örneklerin bir kenara
bırakılıp, işte Türk modeli kooperatifçilik dedirtecek hale gelmiştir. Bu başarının arkasında ise fedakarlıklar, işbirliği ruhu ve yılmadan
çalışma azim ve kararlılığı bulunmaktadır.
Konya Şeker’in tohumundan başlayarak her
şeyiyle kendi ürettiği şekeri, katma değerli
ürünlere dönüştürmek kararlığı önce Çumra
Şeker Entegre Tesisleri bünyesinde, Çikolata
Üretim Tesisi’nin kurulmasını sağladı. Çiko-
lata Üretim Tesisi, 2010 yılında tamamlanan
yeni tesislerle birlikte dünyadaki en modern
teknolojiye sahip fabrikalardan biri haline
geldi. Çumra Şeker Entegre Tesisleri’nde
büyüme hiç durmadı, 2012 yılında Unlu ve
Şekerli Mamuller, Çikolata, Bisküvi, Kek, Gofret Üretim Tesisleri eklendi. 2013 yılında da
topraksız üretimin yapıldığı modern seralar
genişletildi.
Konya Şeker, ülkemizdeki et ve süt üretiminde yaşanan sorunların çözümü için de
yoğun çaba harcadı. Bu çabası kooperatifçi
güç birliği ile kısa sürede sonuç verdi. Et ve
sütte aracılar nedeniyle oluşan, hem üreticinin hak ettiği geliri elde edemediği hem de
tüketicinin başka ülkelerle kıyaslandığında
çok yüksek fiyatlar nedeniyle satın alma güçlüğü yaşadığı tabloya dur demek için kolları
sıvadı, “etliye de sütlüye de” karışma kararı
aldı. Bu süreçte Konya Şeker, 2011 yılında
dünyanın en büyük et-süt entegre tesisinin;
Panagro’nun temelini attı. “Tarladan Sofraya Torku Güvenilir Gıda Zinciri” ismi verilen
tedarik modeli ile faaliyet gösteren Panagro
Et-Süt Entegre Gıda Kompleksi’nde süt bölümünde üretime 2013 yılında başlandı. Tesis,
tam kapasite çalıştığında günlük 2 bin ton
çiğ sütün işlenmesiyle 500 ton ambalajlı süt,
250 ton yoğurt, 100 ton ayran, 100 ton pey-
nir, 100 ton süt tozu ile birlikte yan ürünler
üretecek. Et ürünlerinde ise üretim yakında
başlayacak. Günlük bin 200 büyük, 3 bin küçük baş işleme kapasitesine sahip Et ve Et
Ürünleri Tesisi faaliyete geçtiğinde, 120 ton
şarküteri ürünü, 25 ton donuk ürün, 20 ton
işlenmiş taze et ürünleri ve 75 ton değerli et
üretimi gerçekleştirilecek. Konya Şeker, Torku markasıyla Türkiye’nin taze et tüketiminin
yüzde 15’ini tek başına karşılayabilecek.
Görüldüğü gibi kooperatifçi hareketin ülkemizdeki en somut başarılarından Torku, 2007
yılında tüketiciye merhaba demiş yeni bir
marka olmakla birlikte bir üretici kooperatifi
olan Konya Şeker’in 61 yıllık birikimi üzerinde 900 bin üretici ortağın emeğiyle ortaya
çıkmıştır. Konya Şeker, tüketicilerine yüzde
100 doğal, güvenli, kaliteli ürünler sunmak
için tohumundan ambalajına her adımını
kontrolü altında tuttuğu büyük bir sistem
oluşturmuş ve ürettiği tüm ürünleri Torku
çatı markası altında toplamıştır. Bu başarının
kooperatifçi hareketin ülkemizdeki geleceği
açısından diğer kooperatiflerimize de örnek
olup yol göstermesini ve Pankobirlik’in bu alanda üslendiği öncü misyonunu sürdürerek
başarılarının artarak devam etmesini temenni ediyoruz.
15
KAMUNUN BİLGİLENDİRİLMESİNDE
KURUMSAL İLETİŞİM VE
TANITIMIN ÖNEMİ VE MEVCUT
UYGULAMALARIN ETKİNLİĞİ
S. Tunahan BAYKARA *
GİRİŞ
90’lı yıllarla birlikte adını sıklıkla duymaya
başladığımız ve bazı kurumların başarılı uygulamalarına tanık olduğumuz kurumsal iletişim kavramı hızla yükselen bir iletişim yönetim anlayışı olma yolunda ilerliyor. Kurumsal iletişim yönetiminin gördüğü ilgi ve benimsenme hızının bütünleşik pazarlama iletişimiyle doğrudan ilgili olduğunu söylemek
yanlış olmayacaktır. Son yıllarda kurumsal
iletişim kavramı ve yönetimi çerçevesi hem
akademik hem de sektör bazında önemli bir
yer edindi. Sonuçta, bütünleşik pazarlama
iletişiminin başlattığı değişim reklam ajanslarının ardından halkla ilişkiler mesleği ve
ajans hizmet yapılarını da etkisi altına aldı.
Reklam ajansları adlarını entegre iletişim,
iletişim hizmetleri gibi değiştirirken, aynı süreçte halkla ilişkiler disiplini ve ajanslarının
da iletişim danışmanlığı nitelendirmelerine
gittiler. Halkla ilişkilerin dilimizdeki anlam
boyutundan zaten uzun süredir bir şikâyet
söz konusuydu. Bu fırsatla birlikte kurumsal
iletişim kavram ve yönetiminin benimsenmesi ve içselleştirilmesi hız kazanmış oldu.
Reklamcılık ve halkla ilişkiler geleneksel olarak sahip oldukları konumu bu süreç içerisinde değiştirmek, dönüştürmek ve yeniden
konumlandırmak zorunda kaldılar. Bu eğilim
yalnızca ülkemizde değil, tüm dünyada gözlemleniyor. Sürekli yeni kavramlar, yönetim
Sayıştay Başkanlığı Sayıştay Denetçisi
([email protected])
16
modeli ve anlayışları üretilen bir dönemde
kurumsal iletişimin sektörü etkileyerek, kalıcı ve güçlü bir yere sahip olduğunu rahatlıkla
söyleyebiliriz. (Uztuğ 2012:1)
Çalışmamızda kurumsal iletişimi kamusal
boyutta ele almaya çalışacağız. Öncelikle kurumsal iletişimin kavramsal izahı ardından
kamunun bilgilendirilmesindeki önemi yani
kurumsal iletişimin dış hedefler yönüyle incelenmesi ve mevcut durumun etkinliği Sayıştay örneği ile ele alınacaktır.
KURUMSAL İLETİŞİM
KAVRAMI
TANIM
Dokuz Eylül Üniversitesi resmi web sitesinde
kurumsal iletişimle ilgili tanıtım kısmında şu
bilgiler yer almaktadır:
“Kurumsal yönetimin ilk adımı olarak, 1998
yılında OECD, üye ülkelerin kurumsal yönetim konusunda görüşlerini değerlendirmek
ve bağlayıcı olmayan birtakım ilkeler belirlemek üzere bir çalışma grubu oluşturmuştur.
Bu ilkelerin ortaya konmasındaki amaç, üye
ülke hükümetlerin yapacakları, kurumsal
yönetime ilişkin yasal düzenlemeler ve diğer düzenleyici çalışmalarla yönlendirici bir
platform oluşturmaktır. 1999 yılında onaylanan “Kurumsal Yönetim İlkeleri” dünya genelindeki karar alıcılar, yatırımcılar, şirketler
ve diğer paydaşlar açısından uluslararası bir
referans haline gelmiştir.
Kurum ve kuruluşlar; yönetimlerinin kurumsallaşmasını, hedef kitlelerinin beklentilerinin tatmin edilmesini ve uzun vadede
sürdürülebilir bir performans düzeyine ulaşılmasını hedeflerler. Bu hedefe ulaşmak için
ise dört temel ilkeye odaklanmak gerekir.
Bunlar; adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve
sorumluluktur.
Bu ilkelerin kabul edilmesinin nedeni, kurumsal yönetim aracılığıyla bir “güven” inşa
edilmeye çalışılmasıdır. Çünkü güvene dayalı
olmayan her ilişki yıkılmaya mahkumdur. Bu
nedenle, global dünya ile rekabet etmek,
yüksek katma değerli işbirliklerinin önünü
açmak için hem özel kesimin hem de kamu
kuruluşları ve kar amacı gütmeyen kuruluşların, kurumsal yönetimi bir ön koşul olarak
kabul etmeleri kaçınılmazdır. Bu bağlamda
kurumsal iletişim yönetimi, günümüz iş ve
yönetim dünyasında kurumsal yönetimin gereklerini yerine getirmedeki en önemli araçların başında gelmektedir.
Amaçları ne olursa olsun, kurumsal özellikleri taşıyan ve bu özellikleriyle toplumsal
yapının bir parçası olan kurum ve kuruluşlar,
yaşamlarını içte ve dışta kurulan bir ilişkiler
düzeni içinde sürdürürler. Bu ilişkilerin denetim altına alınması, belirli bir yapısal düzen ve amaç içinde işlemesi etkili bir iletişim
politikasının izlenmesini zorunlu kılmaktadır.
Çünkü kurumların, işlevleri doğrultusunda
dinamik bir yapıyı oluşturmaları ve geliştirerek sürdürmeleri gerekmektedir. Aşamalı
(basamaksal) ve yatay olarak oluşturulan bu
yapı içerisinde bu boyutları da aşan çeşitli
iletişim mekanizmaları gerçekleşmektedir.
Verimli ve kaliteli hizmet üretmek amacında
olan kurumlar, en azından kurum içinde gelişen yatay ve dikey iletişimi, kurumun başarısını artırmaya yönelik olarak kılavuzlamak
durumundadırlar.
Kurumların biçimsel yapıları, örgütlenme il-
ke ve felsefeleri, oluşan ya da oluşturulacak
iletişim süreçlerinin yapısını da doğrudan
etkilemektedir. Ekonomik kuramlara göre
örgütlenen kurumlarda iletişim çatışmaları,
hatta iletişimsizlik bir sorun olarak kurumu
etkilerken, örgütsel yapısını davranışçı kuramlara göre geliştiren kurumlarda iletişim,
tüm ilişkiler ve etkileşim ortamlarının yanı
sıra karar verme sürecinin de temelini oluşturmaktadır.
Kurumsal iletişim, kurumun amaç ve hedeflerine ulaşması, işleyişini sağlaması için gereken üretim ve yönetim süreci içinde, bir
yandan kurumu oluşturan bölüm ve ögeler
arasında eşgüdümü, bilgi akışını, motivasyonu, bütünleşmeyi, değerlendirmeyi, eğitimi,
karar almayı ve denetimi diğer yandan ise
dış hedef kitleyle etkileşimi sağlayarak kurumun itibarını yönetmek adına belli kurallar
içinde gerçekleşen iletişim sürecidir.”
Kurumları, birbirleriyle iletişim kuran insanların oluşturduğu ağlar olarak görebiliriz. Tüm kurumlarda iletişim yatay ve dikey,
resmi ve gayri resmi, içsel ve dışsal olarak
gerçekleşebilir. Bu iletişimler aracılığıyla kurum çalışanlarının arasında, yönetimin çeşitli
katmanları arasında ve kurumun dış çevreyle arasında bağlantı kurulur. Kurumdaki bu
iletişimlerin tümü iş amaçlı veya kurumun
amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik olmak
zorunda değildir. Tüm bu iletişimler, katılımcılar ve izleyicilerin kurum ve kurumun
faaliyetleri hakkındaki algılarını, dolayısıyla
kurumun kimlik, imaj ve itibarını etkiler. Bu
noktadan hareketle kurumsal iletişimi, paydaşların kurumun kimliği, imajı ve itibarının
oluşumunu algıladığı süreç olarak görebiliriz.
(Uztuğ 2012:5)
Kurumsal iletişim; yönetimsel iletişim, pazarlama iletişimi ve örgütsel iletişimi kapsar.
Kurumun tüm iletişimlerinin tutarlı ve uyumlu bir şekilde gerçekleştirilmesi sürecidir. Kurumsal bakış açısı hakimdir. Latince kökenli
olan kurum kavramı, “vücut” ve “bütün”
17
anlamlarına gelir. Yani, iletişim uzmanlarının
örgüte bir bütün olarak yaklaşmalarını önerir. (Uztuğ 2012:6)
larında önemli rol oynar. Kurumun bütünlüğünün ve çalışanların ait olma duygularının
geliştirilmesini sağlar.
KURUMSAL İLETİŞİMİN
İŞLEVİ VE AMAÇLARI
* Kurumsal iletişim, içsel olarak kurumda
karşılıklı güvenin ve serbest bilgi akışının,
dışsal olarak da iyi hizmet ve hedef kitle beklentilerine ilginin kaynağıdır.
Dokuz Eylül Üniversitesi resmi web sitesinde
kurumsal iletişimle ilgili beklenen işlevler ve
amaçlar şu şekilde sıralanmaktadır
* Kurumsal iletişim, kurumda çalışanları ve
kurumun birimlerini birbirine bağlayan temel bir alt sistemdir. Böylece, çalışanlar ve
birimler hem uyumlu ve hem de eşgüdümlü
çalışabilirler.
* Kurumsal iletişim, kurumda çalışan kişi ve
grupların kurumun ortak amaçları doğrultusunda gerçekleştirdikleri ileti alışverişidir.
Kurumda eylemlerin sürdürülmesi, sorunların çözülmesi ve yaratıcı gücün oluşturulması kurumsal iletişim ile gerçekleşebilir.
* Kurumsal iletişim, dış dünya ile kurum arasında sağlıklı bir bilgi alışverişi sağlar. Hızla
değişen çevre ve rekabet koşulları karşısında
kurumların kendilerini yeni koşullara uyarlamaları, güvene dayalı ilişkiler kurmaları,
olumlu imajla birlikte itibarı yönetmeleri kurumsal iletişim ile sağlanır.
* Kurumsal iletişim, kurum yönetiminin en
önemli aracıdır. Kurumda planlama, eşgüdüm, karar verme, güdüleme ve denetimin
sağlanabilmesi etkili bir kurumsal iletişimi
gerektirir.
* Kurumsal iletişim, kurumda hiyerarşik basamakların belirlenmesinde ve otoritenin
sağlanmasında önemli rol oynar. Gelen ve
giden iletiler, belgeler, bilgiler ve dokümanlar kurumsal iletişim kuralları çerçevesinde
saklanır, bilgi ve belge arşivleri oluşturulur.
* Kurumsal iletişim, kurumda çalışanların oluşturdukları küçük grupların birbirleriyle ve
kurumun bütünüyle sağlıklı ilişkiler kurma-
18
KAMUDA KURUMSAL
İLETİŞİMİN MEVZUAT ALT
YAPISI VE MEVCUT DURUM
Ülkemizde kurumsal iletişim ve tanıtım;
1-Özellikle Merkezi Yönetim Kapsamındaki
kamu idarelerinde daha çok yapılacak işlerin
ve hedeflerin sıralandığı stratejik planların
ve sonrasında yıllık yapılanların anlatıldığı
faaliyet raporlarının internet sitelerinde kamuoyuna duyurulması ve sunulması,
2-Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde yapılan
bilgilendirmeler,
3-1982 Anayasası’nın 74. Maddesinde geçen
“Dilekçe Hakkı”,
4-Düzenleyici konumunda ve yetkisine haiz
olan kamu kurumlarının karar ve düzenlemelerini internet sitelerinde ve resmi yayın
organları vasıtasıyla (Basın İlan Kurumu, TRT,
Anadolu Ajansı vb. gibi) duyurması,
5-Mahalli idarelerin kendilerinin çıkarmış
oldukları Temsil, Tören, Ağırlama ve Tanıtım
Giderleri Yönetmelikleri kapsamında yapmış
oldukları tanıtım ve bilgilendirme faaliyetleri,
6-İstatistiki ve ekonomik veriler ile denetim
faaliyetlerinde bulunan kamu kurumlarının
raporlarının kamu ile paylaşılması,(Örneğin
Merkez Bankası, Tuik ve Hazine verilerinin
internet sitelerinden duyurulması, Sayıştay
KİT denetim raporlarının duyurulması, Maliye Bakanlığı Bütçe Gerçekleşmeleri ve Gelir
İdaresi Başkanlığı Vergi Gerçekleşmelerine
dair veriler internet sitelerinde yayınlanması)
7-Twitter gibi sosyal medya aracılığıyla kamuoyunun bilgilendirilmesi (Örneğin Maliye
Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın vergi
son ödeme tarihlerinin twitter aracılığıyla da
duyurulması),
v.b. mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde ve
bu yollarla yapılmaktadır.
10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî
Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II) ve
(IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ve mahallî idareler hazırladıkları stratejik
planlarını, 26.5.2006/26179 Sayılı Kamu İdarelerinde Stratejik Planlamaya İlişkin Usul ve
Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 15/4 bendinde yer alan “ “Stratejik planlar kamuoyuna
duyurulur ve kamu idarelerinin internet sitelerinde yayınlanır” hükmüne göre kamuoyuna duyururlar.
Kamu İdarelerince Hazırlanacak Faaliyet Raporları Hakkında Yönetmeliğin 20’inci maddesi gereği idare faaliyet raporları Yönetmeliğin ilgili maddelerinde belirlenmiş olan
sürelere uyularak basın açıklaması yapılmak
suretiyle kamuoyuna duyurulur ve ilgili idarenin internet sayfasında yayımlanır. İnternet sayfası bulunmayan idareler, faaliyet
raporlarına kamuoyunun erişimini sağlamak
üzere gerekli tedbirleri alırlar.
Bu arada Mahalli idareler Merkezi Yönetim
Kapsamındaki idarelere göre siyasi özelliklerinden dolayı tanıtıma biraz daha fazla
önem vermektedirler. Bundan dolayı Belediyeler mahalli yetki alanlarındaki faaliyetlerinin ve icraatlarının tanıtımlarını çıkaracakları “Belediye Bütçesinden Yapılacak
Temsil, Tören, Ağırlama ve Tanıtım Giderleri
Yönetmelikleri”ne göre yapabilmekte, buna
ilişkin giderleri bütçelerinden karşılayabilmektedirler.
Ülkemizde kamuda kurumsal iletişim bilgi
edinme anlamında mevzuat alt yapısı olarak
en önemli adım 09.10.2003 tarihinde kabul
edilen 4982 Sayılı “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu” ve bu Kanun’un, 31 inci maddesi uyarınca çıkarılan “Bilgi Edinme Hakkı Kanununun
Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik” ile atılmıştır.
Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetleri bu Kanun kapsamına alınmış olup, kapsamla ilgili yönetmelikte şu hükümlere yer
verilmiştir;
“Madde 2- Bu Yönetmelik; merkezi idare
kapsamındaki kamu idareleri ile bunların
bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşlarının, köyler
hariç olmak üzere mahalli idareler ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları ile birlik veya
şirketlerinin, T.C. Merkez Bankası, İMKB ve
üniversiteler de dahil olmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz olarak enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ve kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının
faaliyetlerinde uygulanır.”
Kanunda “Bilgi edinme hakkı” Madde 4’te şu
şekilde tanımlanmıştır:
“Madde 4- Herkes bilgi edinme hakkına sahiptir. Türkiye’de ikamet eden yabancılar ile
Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı tüzel
kişiler, isteyecekleri bilgi kendileriyle veya
faaliyet alanlarıyla ilgili olmak kaydıyla ve
karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanırlar. Türkiye’nin taraf
olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan
hak ve yükümlülükleri saklıdır.”
4982 Sayılı Kanunda “Bilgi Edinme Hakkı”
bağlamında şu tanımlara yer verilmiştir;
“Bilgi: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları
kayıtlarda yer alan bu Kanun kapsamındaki
her türlü veriyi,
19
Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya
çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür,
etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân,
film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi,
haber ve veri taşıyıcılarını,
Bilgi veya belgeye erişim: İstenen bilgi veya
belgenin niteliğine göre, kurum ve kuruluşlarca, başvuru sahibine söz konusu bilgi veya
belgenin bir kopyasının verilmesini, kopya
verilmesinin mümkün olmadığı hâllerde,
başvuru sahibinin bilgi veya belgenin aslını
inceleyerek not almasına veya içeriğini görmesine veya işitmesine izin verilmesini, İfade eder.”
kişi sayısı 15 milyon 250 bini geçmiş olup, eDevlet Kapısı’nı kullananların 11,4 milyonunu erkekler, 3,7 milyonunu kadınlar oluşturmaktadır. Ancak bu durum da diğer gelişmiş
ülkelere göre düşük seviyededir.
KAMUDA KURUMSAL
İLETİŞİMİN ÖNEMİ
Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri
uygulanmaz.”
Kurumsal iletişim yönetimi, yukarıda da
bahsettiğimiz üzere, günümüz iş ve yönetim
dünyasında kurumsal yönetimin gereklerini
yerine getirmedeki en önemli araçların başında gelmektedir. Özellikle yeni kamu yönetimi anlayışında, şeffaflık ve hesap verme,
performans esaslı yönetim ve bütçeleme
kavramları kurumların stratejik plan hazırlamada iç ve dış paydaşlarından istifade etmesi, faaliyet raporları vasıtasıyla yapmış oldukları icraatların tanıtımı açısından kurumsal
iletişim çok önemli hale gelmiştir. Aynı şekilde toplumun yaşamında temel taşlar vazifesi
gören hukuk ve düzenleyici kuralların yapıcısı konumunda olan TBMM başta olmak üzere kamu kurumları almış oldukları kararların
halka duyurulması, Bilgi Edinme Kanunu
kapsamında ilgililere iletilmesi, dilek ve şikayetlerin kabul edilmesi, keza alınan kararlarda yeterli kamuoyu oluşturulması toplumda
farkındalık adına önemli faaliyetlerdir.
Kamu Kurumları özellikle düzenleyici ve denetleyici yetkilere sahip oldukları konularda
almış oldukları kararları ve duyurularını, kamuoyuna, Anadolu Ajansı ve TRT başta olmak üzere medya organları vasıtasıyla yahut
kendi internet sitelerinde duyurular kısmında ilan ederek duyurmaktadırlar.
Kurumsal iletişim kanallarının toplumda özellikle kamu kurumlarında açık olması hem
devlet idaresinin örgütsel olarak kendi iç denetiminin sağlanması hem de kamuoyu denetiminin sağlanması böylece sadece kamu
yönetiminin değil aynı zamanda “iyi yönetimin ”de sağlanması demektir.
Anadolu Ajansının 01.09.2013 tarihli haberine göre ; 2008 yılından itibaren hayatımıza
giren ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanlığı koordinasyonunda hizmet veren
“e-devlet” Kamu kurumlarının sunduğu 785
hizmete elektronik ortamda erişim sağlamaktadır. “e-devlet” sistemine kayıt yaptıran
KURUMSAL İLETİŞİM ADINA
YAPILANLARIN ETKİNLİĞİ
“Bilgi verme yükümlülüğü” nün tanımlandığı
Madde 5’te ise şu hükümler yer almaktadır:
“Madde 5- Kurum ve kuruluşlar, bu Kanunda yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi
veya belgeyi başvuranların yararlanmasına
sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere,
gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler.
20
Kamu Kurumları İnternet Siteleri Standartları Rehberi’nde kurumların internet sitelerindeki standardizasyonun ve etkinliğin sağlan-
ması adına dünyada ve ülkemizde yapılanlar
özetle şu şekildedir :
“Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası
standartların yanı sıra “Section 508 of the
Rehabilitation Act” internet sitelerinin erişilebilir olmasını zorunlu kılan yerel bir kanun hazırlamıştır. Bu kanun, Amerika Birleşik
Devletleri Erişim Kurulu (United States Access Board‐A Federal Agency Committed to
Accessible Design) tarafından belirlenmiştir.
Bunun gerçekleşmesi için Ekim 1998’de kurul tarafından Elektronik ve Bilgi Teknolojilerine Erişim Danışma Komitesi (Electronic
and Information Technology Access Advisory Committee (EITAAC)) ismiyle bir komite oluşturulmuştur. ABD’de Bölüm (Section)
508 ile Federal Hükümet tarafından engelli
bireylere erişilebilirlik sağlanabilmesi zorunlu kılınmıştır. Erişilebilirlik üzerine belirlenen
standartlar, bütün kurumların Bölüm 508 ve
W3C öncelik 1 ve 2’nin sağlanmasını zorunlu
kılmaktadır. Erişilebilirlik üzerine olan yaklaşımlar ülkeden ülkeye değişiklik göstermesine rağmen çoğu ülke Avrupa Birliği (European Union) standartlarını kabul etmektedir. Bu
bölüm sayesinde Amerika Birleşik Devletleri,
federal devletin sağladığı internet içeriğinin
engelli bireyler için de erişilebilir olmasını
zorunlu hale getirmiştir. Ayrıca Bölüm 508’in
W3C Öncelik 1’e dayanılarak hazırlandığı da
belirtilmiştir. İngiltere, 2006 yılında Engelli
Hakları Komisyonu (Disability Rights Commission, DRC) ve İngiliz Standartlar Enstitüsü
(British Standards Institution, BSI) engelliler
için PAS 78 standardını hazırlamışlardır. PAS
78 standardı herkese açık (“publicly available specification”) bir standart olmasının yanı
sıra erişilebilir bir internet sitesi yönetimine
yönelik bilgiler de içermektedir. İngiltere’nin
oluşturduğu PAS78’in Amerika Birleşik Devletlerinin oluşturduğu Bölüm 508 ile paralellik göstermektedir. İngiltere PAS 78 ile
mevcut çalışmaların ve standartların ortak
bir çerçevede birleştirilmesini sağlayacak bir
doküman oluşturmaya çalışmıştır. İngiltere
Disability Discrimination Act 1995 (DDA) içerisinde, internet sitelerinin erişebilirliliği konusuna değinmemiş olmasına rağmen, engelli vatandaşlara yönelik ayrım yapılmasını
kanuna aykırı olarak nitelendirmiştir.”
Aynı rehberin Türkiye ile ilgili kısmında “Yapılan araştırmalarda Türkiye’de kullanılabilirlik
ve erişilebilirlik ile ilgili uygulanan belirli bir
kanun ya da yönetmeliğe rastlanmamıştır.
Bu noktada mevcut kamu internet sitelerinin belli bir standart temel alınarak ve buna
uygun kullanabilirlik yöntemlerinin belirlenmesi yoluyla hazırlanmadığı gözlemlenmektedir. Ancak son yıllarda bu konuya yönelik
çalışmaların olduğu da bilinmektedir. Bunun
yanı sıra, Türkiye’de bilgi edinme hakkı kanunu ve Avrupa Birliği’nde engelli hakları konusunda sürece uyum çalışmaları yapılmaktadır.” Denilmektedir.
Bununla birlikte Sayıştay kamuda kurumsal iletişimin temel taşlardan birisi olan edevlete geçiş sürecinde Haziran 2006’da
(Mülga)832 sayılı Sayıştay Kanunu’na 4149
sayılı Kanun ile eklenen Ek 10’ uncu madde
uyarınca hazırlanan ve Sayıştay Genel Kurulunun 24.07.2006 tarih ve 5166/1 sayılı
kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması uygun bulunan “e-Devlete Geçişte
Kamu Kurumları İnternet Siteleri” konulu
performans denetim raporu mevcuttur.
Ülkemizde kurumsal iletişim toplumumuz
tarafından henüz yeteri kadar benimsenmiş
değildir. Kurumsal iletişimin talep tarafını
oluşturan halk “kamuoyu denetimi”ni sağlamadaki gerekli rolünü yeteri kadar oynayamamaktadır. Örneğin mahalli idareler başta
olmak üzere kamu kurumları stratejik planlarını ve faaliyet raporlarını internet sitelerinden ilan etmekte ancak halkımızın büyük
çoğunluğu bunların ne anlama geldiğinin
bilincine henüz erişememiştir. Bu arada ülkemizde devlet geleneği haline gelmiş kapalı
bürokratik yapı kurumsal iletişimin önünde
en büyük engellerden birisidir. Bundan dola-
21
yı da özellikle bilgi edinme ve başvuru hakkı
gibi temel mevzuat düzenlemelerinin birçoğunda, başvuruların kadar en geç hangi sürelere kadar tamamlanacağı ayrıca hüküm
altına alınmak ihtiyacı doğmuştur.
SONUÇ
Kurumsal iletişim kamu açısından önem ve
etkinlik açısından değerlendirildiğinde özellikle günümüz kamu yönetimi anlayışında
vazgeçilmez bir konumdadır. Zira şeffaflık ve
hesap vermenin bu kadar ön planda tutulduğu günümüz dünyası kamu yönetimi anlayışında bilgi verme yükümlülüğü pozisyonunda olan ancak kurumsal iletişim kanalları
kapalı kurumlar bir süreden sonra varlıkları
ve gereklilikleri tartışma konusu olmaktadır.
Başta vatandaşa yükümlülük getiren kamu
hizmetleri olmak üzere artık devletler ve
kamu idareleri hizmetlerinin halk tarafından farkındalık yaratacak şekilde bilinmesi
ihtiyacı hissetmektedirler. Aslında kurumsal iletişim özellikle kamu kurumlarının halk
gözünde saygınlık ve itibarını arttırmakta ve
vatandaş gözüyle o kurumların hesap verebilme ve güvence seviyesi olumlu manada
gelişmektedir. Bu anlamda kurumsal iletişim
hem bilgilerden faydalanacak dış paydaş-
22
lar hem de kurumların kendi faaliyetlerinin
anlatılması adına kurumların kendisi için
önemli bir fırsat ve artık iletişim çağını yaşayan günümüz dünyasında bir zorunluluktur.
KAYNAKÇA
1-UZTUĞ, Ferruh “Kurumsal İletişim” Anadolu Üniversitesi Haziran 2012 Eskişehir
2- Neden Kurumsal Yönetim, Neden Kurumsal İletişim? http://www.deu.edu.tr/DEUWeb/Icerik/Icerik.php?KOD=18820 (Erişim
Tarihi 05.06.2013)
3- Kamu İdarelerince Hazırlanacak Faaliyet
Raporları Hakkında Yönetmelik- Resmi Gazete Tarihi: 17.03.2006 Resmi Gazete Sayısı:
26111
4- 4982 Sayılı “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu”
R.G. Tarih: 24.10.2003 R.G. Sayı: 25269
5-http://www.kakis.gov.tr/files/Bolum_2Standartlar.pdf (Erişim Tarihi 06.06.2013)
6-http://w w w.sayistay. gov.tr/rapor/
perdenrap/2006/2006-2Web/2006-Web.
pdf (Erişim Tarihi 06.06.2013)
7 - htt p : / / w w w. a a . co m .t r / t r /
ekonomi/222695--quot-elektronik-devlettequot-de-erkek-egemen
(Erişim
Tarihi
03.12.2013)
LİDERLİKTE KİŞİLİK ETKİLERİ
Sait ŞAHİN 1
Tuncay DÖLKELEŞ 2
Cemil ÇETİNKAYA 3
Kürşat Gökce YILDIZ 4
Serkan BAĞDU 5
Cengizhan SOLAK 6
ÖZET
İşletmelerin amaca ulaşmasında en etkili
görevi üstlenen yöneticilerdir. Yönetim unsurlarının etkin ve etkili kullanımı, doğuştan
gelen özelliklerin yanı sıra alınan eğitimlerle
de yöneticide var olabilmektedir. Her eğitimin uygulamaya yansıyamaması eğitimin
modeli kadar eğitimi alanın etkileşimde bulunduğu çevre ve kişilik özellikleriyle bağımlı
değişkenlik gösterir. Kişilerin olaylara olan
tepkileri kendisini diğer bireylerden ayıran
özellikleridir. Tepkileri farklılaştıran ise kişilerin algılarıdır. Yöneticinin karakteristik ve
sosyal özellik davranışları, iş görenin doğal
veya yapay bağ ile etkileşime girdiği alandır.
Yöneticinin kişilik özelliklerinin ürünü olan
davranışlarını ise, bir bakıma da yöneticinin
kendi etkileşim alanını gösterir.
GİRİŞ
Belirlenen amaçlar doğrultusunda örgüt
üyelerinin işbirliği ve koordinasyon içerisinde çalışması için yönlendirilmesi, yönetim
kavramının faktörlerini ortaya koyar. Ancak
bahse konu işbirliği ve koordinasyonun sağlanarak, etkili ve verimli üretim elde etmek
1 Türk Hava Kurumu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Doktora Programı ([email protected])
2 Türk Hava Kurumu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Doktora Programı ([email protected])
3 Türk Hava Kurumu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Doktora Programı
4 Türk Hava Kurumu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Doktora Programı
5 Türk Hava Kurumu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Doktora Programı
6 Türk Hava Kurumu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Doktora Programı
yöneticinin “yönetim kabiliyetiyle” ilgilidir.
Yöneticinin başında bulunduğu örgütte öncü
olmasını ve onu ileriye götüren davranışları
sergilemesi onun bulunduğu sosyal çevre,
aldığı eğitim ve iş çevresinden oluşan kişilik
değerleriyle yakından bağlantılıdır. İşletmenin sunacağı ürünün kalitesini etkileyen ve
iş görenlerin algısında etki oluşturan liderin
davranışlarını şekillendiren kişilik özellikleri
çalışmanın ana temasını oluşturmaktadır.
KURAMSAL YAKLAŞIMLAR
Yönetim, liderlik ve kişilik yaklaşımları üzerindeki çalışmaların en eskisi kavramlar arasındaki tek bağımsız değişken olan kişilik
üzerine yapılan yaklaşımlarıdır.
Yönetim
Bağımlı değişkenlerin en çok etkileneni olan
yönetim, işletmecilik alanında 19.yy’da başlayan çalışmalarla birlikte literatürde kendine yer bulmuştur. Eldeki kaynakların ekonomik kullanımıyla maksimum faydayı sağlamak amacı güdüldüğü tespit edilen işletmeler alanında ki ilk bilimsel yayın 20.yy. başlarında yayınlanmıştır. Verimliliğin, çalışanların
ekonomik kullanılmasıyla olabileceğinin
belirtildiği “İşletmelerin Bilimsel Yönetimi”
adlı bu yapıt 1911 yılında Frederick TAYLOR
tarafından hazırlanmıştı (Eren, 2013:12).
Mekanik işletmelerde yapılan bu çalışma da
çalışanlar ele alınmış ve (a) işgörenlere, işyerinde zaman kaybettiren hareketlerin önlenmesi gerektiği, (b) çalışanların belirli üretim
miktarına ulaşması durumunda prim ve ikramiyelerle ödüllendirilmesi gerektiği ile (c)
işyerinin çalışma sistemine dair kurallarının
23
olması ve bu kurallara uyulması durumunda
çalışanın işyeri verimliliğinin artacağı belirtilmiştir. İşletme etkililiği için çalışanın verimliliğine vurgu yapan Taylor bir yönüyle diğer
yaklaşımlarında temeli kabul edilmektedir.
Bir işletmenin ticari, teknik, finansal, güvenlik, muhasebe ve yönetim faaliyetlerinin olduğu düşünülürse bu faaliyetlerin amaç için
koordine edilmesi sağlandığı sürece ürün elde edilebilir. Koordinenin işletmenin vazgeçilmezi olduğu ve sadece işgörenin sistemli
ve verimli çalıştırılmasıyla amaca ulaşmanın imkânsız olacağını belirten Henry FAYOL
1916’da işletme yöneticilerinin yapması gerekenlerin belirtildiği “Sanayi ve Genel Faaliyetlerde Yönetim” adlı eserini yayınlamıştır.
Fayol, yönetim faaliyetlerini, uyulması gereken ilkeleriyle birlikte beş işlevde ele almıştır: (a) öngörme ve planlama, (b) örgütleme,
(c) emir-kumanda, (d) koordinasyon ve (e)
denetleme.
Klasik yönetim yaklaşımları olarak adlandırılan bu döneme 1919 yılında Max WEBER’de
bahse konu işletme yönetimi yaklaşımlarının organize edilmesiyle ilgili katkıda bulunmuştur. İşletme yönetimlerine dair teorilere
genel çerçeveden bakıldığında yaklaşımlar
daha çok, işletmenin amacına yönelik yönetici dâhil tüm çalışanların verimliliğine vurgu
yaptıkları tespit edilmiştir. 20.yy.’ın ortalarına kadar hüküm süren klasik yaklaşımlar
günümüzde yerini, bilgili ve etkileyici kişilik
özelliklerine sahip liderlerin işgörenleri motive ederek çalıştırdığı işletmelere devretmiştir.
Liderlik
Yönetimin tanımlanması yöneticinin betimlemesini kolaylaştırmaktadır. Eren (Eren,
2013:10) yöneticiyi, emrine verilmiş bir grup
insanı belirli amaçlara ulaşmak için işletme
içi ve işletme dışı çevre koşullarını, hem kendi içlerinde hem de birbirleri arasındaki koordinasyonu bağdaştırmakla görevli örgüt
24
üyesi olarak tanımlamıştır. Tabak ve Sığrı ise
(Tabak ve Sığrı, 2013:374) sıradan bir yöneticinin sadece “amaç için insanlar arasındaki işbirliğini sağlayan atanmış veya seçilmiş
kişi olduğunu”, liderlik özelliklerini taşıyan
yöneticinin ise koordinasyonun yanı sıra “bir
amaç etrafında topladığı insan topluluğunu
bilgi ve kişilik özellikleriyle etkileyebilen” bireyler olduğunu belirtmişlerdir.
Sanayi devriminden 1950’li yıllara kadar karizmatik (büyük adam ve özellikliler yaklaşımı) olarak sadece doğuştan gelen özellik olarak tanımlanan liderlik yaklaşımı 1950-1970
yılları arasında yerini Davranış yaklaşımına
bırakmıştır. Weber’in karizmatik yaklaşımını, liderin örgüt içi davranışlarıyla açıklamaya çalışan Likert liderlik yaklaşımını otoriter
ve demokratik olarak ikiye ayırmıştır. 19701980 yılları arasında ise liderlik üzerinde
yapılan çalışmalar, yönetici bireylerin her
zaman her yerde geçerli liderlik tarzının olamayacağı sonucuna ulaşmışlardır. Durumsallık yaklaşımı dönemi diye adlandırılan bu
süreç 1980’li yıllarda yerini Yeni Liderlik Yaklaşımı olarak adlandırılan ve lideri, ileriyi gören, karizmatik ve dönüştürücü etkileri olan
yönetici olarak tanımlamıştır. Liderlikle ilgili
yapılan çalışmalar ve geliştirilen kuramlar
her ne kadar çeşitli şekillerde sınıflandırılmış
olsa da liderliğin, “etkili kişisel davranışlar”
olduğu kanaatinde birleşildiği görülmüştür.
Kişilik
Bireyin gerek işindeki, gerekse yaşamın herhangi bir konumundaki olaylar karşısında
diğer bireylerden farklı davranışlarının olmasını, kişiliğin öğeleri olarak tanımlayan Üçok
(Üçok,2006:11) kişiliği de; davranış kalıplarının uzun zaman dilimleri içerisinde kararlılık
göstermesi olarak tanımlamıştır. Çetin ve
Basim ise (Çetin ve Basim, 2013:98) bireylerin genel olarak kim olduğuna işaret eden
kişilik konusunda yapılan farklı tanımları
birleştirirken düşünce, duygu, motivasyon,
mizaç, karakter ve yetenek kavramlarına yer
verildiğini ortaya çıkarmışlardır. Kişiliğe dair
yapılan tanımlarda kullanılan bu kavramlar
göstermektedir ki kişilik, dünyaya karşı kişinin eşsizliğini belirleyen biliş, duygu ve alışkanlıkların harekete geçirildiği birleşim olarak görülmektedir (Çetin ve Basim, 2013:98).
Çok eski tarihlere kadar uzanan kişilik yaklaşımlarında günümüz araştırmacıları özellikle Platon, Aristoteles, Descartes ve
Machiavelli’nin ortaya koyduğu kişilik teorilerinden etkilendiği görülmüştür. Kişiliği,
ilkel güçler ile ruhsallığın etkileşiminin bir
ürünü olarak gören Descartes’in tam tersine Machiavelli, insan karakterini tanımlayan
meziyet ve şansın bireylerin sosyal bağlamdaki kişiliğini ortaya koyacağını iddia etmiştir. Bu düşünürlerden yola çıkan günümüz
araştırmacıları kişilerin içsel süreçleri veya
kişiler arası farklılıkları ön plana çıkaran yaklaşımlar öne sürmektedirler.
LİDERLİK VE KİŞİLİK
ETKİLEŞİMİ
Yönetimi verimlilikle birlikte tanımlayan
Eren (Eren, 2013:6) verimliliğin, eldeki kaynakların çok iyi bir şekilde değerlendirilerek
en yüksek üretime ulaşmayla oluşabileceğini belirtmiştir. Bu düşünceyi Üçok (Üçok,
2006:5) etkin örgüt olarak belirterek etkin
örgütleri etkin olmayan örgütlerden ayıranın
ise liderlerin yönetim biçimi olduğunu ifade
ederek desteklemiştir. Yapılan bu değerlendirmelere göre örgütü amacına ulaştıran unsurun etkili bir yönlendirme olduğunu söyleyebiliriz. Üçok (Üçok, 2006:5) yönetici liderlerin, göreve veya çalışana yönelik davranışlar içerisinde bulunduğunu ancak çalışana
yönelik yaklaşımların daha başarılı sonuçlar
getirdiğinin görüldüğünü belirtmiştir. Eren
(Eren, 2013:9) çalışana yönelik yaklaşımları
desteklediği gibi kavramsal genişlemesine
yönelmiştir. Eren’e göre işgörenin işbirliği ve
uyumunun yanı sıra yöneticinin, örgütün faaliyette bulunduğu yakın ve genel çevre ko-
şullarının da göz önünde bulundurularak faaliyetlerin olumlu ve olumsuz etkilerinin de
sürekli olarak gözden geçirilmesi gerektiğine
vurgu yapmıştır(Eren, 2013:9).
Üçok’a göre (Üçok, 2006:11) bireyin örgüt
içindeki davranışı, diğer bireylerle ilişkisi,
olaylara bakış açısı ve istekleri örgütsel davranışın odağını oluşturmaktadır. Bireylerin
örgüt içi davranışlarının tespit edilebilmesi için Çetin ve Basim (Çetin ve Basim, 2013:94),
bireylerin kişilik özelliklerinin, değerlerinin,
güdülerinin, yeteneklerinin ve duygularının
açıklanabilmesi gerektiğini öne sürmektedir.
Bu açıdan yaklaşılacak olunursa; bir işletmeyi
oluşturan unsurların yönlendirilmesinin yanı
sıra etkin ve verimli duruma getirecek bireyin (lider) kişilik özelliklerini açıklayabilmek
yönlendirmenin öncelikli unsuru olmalıdır.
Bireyi dünyada eşsiz kılan kişilik özelliklerinin
açıklanması için bireyin etkileşim alanlarının
yani; başkalarını nasıl etkilediği, bireyler arası etkileşiminin nasıl olduğu, belirli durum
ve koşullarda nasıl davranışlar sergilediğinin
belirlenmesi gerekir.
Kişilerarası farklılıkları Çetin ve Basim (Çetin
ve Basim, 2013:95), bireyin eşsiz fiziksel veya psikolojik özelliklerinden kaynaklandığını
iddia ettikleri gibi bu farklılıkların da kişilerin
düşüncelerini, davranışlarını, yaşantılarını ve
hatta gelecek planlarını dâhi etkilediğini belirtmektedirler. Birey farklılıklarını işletmeler
çerçevesinde incelediğimizde ise, işletmeyi
etkin ve etkili hâle getirebilme yetkinliğine sahip liderin davranışlarının önemi ağır
basmaktadır. Bireyin dünyada eşsizliğine sebebiyet olan farklılıkların birinin de bireyin
çalıştığı örgütsel ortam olması gerekir. İş
ortamının psikolojik havasını değiştirmekte
etkili olan liderin örgüt içi sorumlulukları bir
yönüyle bize kişilik özelliklerini ve rollerini
ortaya dökmemize yardımcı olacaktır. Eren’e
göre (Eren, 2013:10) yönetici liderin sahip
olması gereken üç farklı yönü bulunmaktadır:
25
1- Yöneticinin entelektüel özelliklere sahip
olması gerekir. Bu özelliği için ise, genel kültür sahibi olmalı, mantıklı olmalı ve analiz
ruhu olmalıdır.
2- Yöneticinin karakterinde dikkatlilik, ihtiyatlılık ve girişkenlik olmalıdır.
3- Yöneticinin sosyal özelliklerinde ise, dış
görünüşü kabul görmeli, hitabı güçlü olmalı
ve iş disiplini olmalıdır.
Eren’in bu yaklaşımı çerçevesine bakıldığında lider yöneticinin etkilendiği veya etkileşimde bulunduğu ortamların önemi daha da
artmaktadır.
Yöneticilerin örgüt içindeki davranışları ve
olaylar karşısındaki tepkileri, bireyin yöneticiliğin sanatı olan lider kişiliği kullanıp kullanmadığına göre sınıflandırılmaktadır. Tabak ve
Sığrı’ya göre (Tabak ve Sığrı, 2013:415) bireyin lider davranışı içerisinde olup olmadığına
kendisinin ve onun takipçilerinin algısı yön
vermektedir. Üçok (Üçok, 2006:14), farklı
bireylerin sosyal ve iş çevreleri benzer ya da
aynı olsa bile ilgi alanlarında farklılıklar olduğunu tespit etmiştir. Beynimizin ilgi alanımız
dışında kalan, kullanmayacağımız, işimize
yaramayan uyarıları engellemesi seçici algılamanın ürünü olduğu bilinmektedir.
Tabak ve Sığrı’ya göre (Tabak ve Sığrı,
2013:381) lider ile izleyeni arasında gerçekleşen algılama süreci iki şekilde başlamaktadır. Birincisi atamayla örgüt başına geçen
yöneticiyle oluşan “yapay bağ”, ikincisi ise
örgüt içerisinden davranışlarına göre izleyenler tarafından örgüt başına getirilenle aralarında oluşan “doğal bağ”.
Üçok’a göre (Üçok,2006:11) bireylerin algılamasından çıkan sonuçlarla bireysel bazda
tespit edilebilen kişilik tiplemeleri yapılan
testlerle de belirlenebilmektedir. Kişiliğin
gözlenebilir ve ölçülebilir olması yönetimin
amaca ulaşmasında çok etkili olacaktır. Yapılacak anket veya uygulama çalışmalarıyla
bireyin; aceleci ya da sakin, içine kapalı ya
26
da dışa dönük gibi özelliklere sahip kişilikler
olduğu ve ortaya konan kuramlarla bu tip
kişiliklerin olaylara karşı tepkileri de kabaca
ortaya çıkmış olacaktır.
SONUÇ VE
DEĞERLENDİRME
İşletmelerde başarıya ulaşmanın kişilik analizleri sonucu oluşturulan örgütlerle hedeflenmesi hayal kırıklıklarına sebebiyet verebilir. Çünkü bireylerin örgütteki davranışlarını,
ya da başarılarını öngörebilmek yalnızca kişilik belirlemesine bağlı değildir. Bireyin kişiliğine uygun bir işe yerleştirilmesi elbette
ki bireysel ve örgütsel motivasyonun yüksek
olması sebebiyle başarının yüksek olmasını
etkileyebilmektedir. Ancak kişilik özellikleri
uyumu ürün kalitesinin de iyi olacağı anlamına gelmez.
İşletme liderliğinde önemli olan, yapay bağ
ile de olsa oluşturulan etkileşimin kullanılacak yönetim teknikleriyle doğal bağa dönüştürülmesidir. İşletmenin geneli için ise örgüt
içi bireyler arası olumlu algı havasının oluşturulmasıdır.
KAYNAKÇA
• Çetin, F. ve Basim, H.N. (2013). Örgütte
Bireysel Farklılıklar, Kişilik ve Değerler. İstanbul: Beta. Gürbüz, S. (Ed.). Örgütsel Davranış. İstanbul: Beta
• Eren, E. (2013). Yönetim ve Organizasyon / Çağdaş ve Küresel Yaklaşımlar. İstanbul: Beta Yayınevi.
• Tabak, A. ve Sığrı, Ü. (2013). Liderlik. İstanbul: Beta. Gürbüz, S. (Ed.). Örgütsel Davranış. İstanbul: Beta
• Üçok, T. (2006). Liderlik ve Yönetici Davranış Geliştirme / Testler ve Alıştırmalar. Ankara: Gazi Kitapevi.
KAMUOYU DENETİMİ VE YASAL
DÜZENLEMELER
Zafer BAYDİLEK *
GİRİŞ
Günümüzde kamuoyu, devlet fonksiyonlarının ifasında ve denetiminde önemli rol
almaktadır. Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmeler, toplumu yönetilen taraf olmaktan yöneten ve denetleyen taraf olmaya
yöneltmektedir. Birçok olay bireysel olarak
ele alındığında toplumsal bazda destek görmediğinden unutulup gitmektedir. Kamuoyunun yönetim ve denetim alanında önemli
bir fonksiyon görebilmesi için kamuoyunun
olaylar hakkında iyi bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi gerekir. Bugün kamu yönetimin
denetlenmesinde istenen sonuçlara ulaşılması açısından kamuoyunun denetim işlevine katılımı çok önemlidir.
Kamuoyu; belirli bir konu veya olay hakkında toplumun büyük bir kesimi tarafından
benimsenen ortak kanaat, görüş, tavır ve
inançları ifade eder. Bireylerin karşılaştıkları
sosyal çevreler olan aile, okul, arkadaş grupları, iş ve meslek grupları, yüz yüze yapılan
temaslar, kanaat önderleri, din, dil, siyasi
ortam ve kitle iletişim araçları kamuoyunun oluşmasını sağlamaktadır. Ancak etkin
bir kamuoyunun oluşturulabilmesi için düşünce ve ifade özgürlüklerinin Anayasa ve
kanunlarla teminat altına alınması gerekir.
1982 Anayasasında yer alan “Haberleşme
Hürriyeti”, “Düşünce ve Kanaat Hürriyeti”,
“Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti”,
“Basın Hürriyeti”, “Basın Araçlarının Korunması”, “Dernek Kurma Hürriyeti”, “Toplantı
ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı” bu
Milli Savunma Bakanlığı ANT Başkanlığı (zbaydilek@
gmail.com)
teminatlardan bazılarıdır.
Ayrıca, 5018 sayılı “Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanununda”, “4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununda” ve “3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunda”
kamuoyu denetimi ile ilgili çeşitli düzenlemeler yapılmıştır.
Toplumun hak arama bilincinde olması ve
ortaya çıkan toplumsal veya kendileriyle ilgili
karşılaştıkları sorunlarda sessiz kalmamaları sonucunda kamuoyu denetimi kavramı
ortaya çıkar. Kamuoyu denetiminden bahsedebilmek için vatandaşların yönetimin
olumlu kararlarını ve girişimlerini destekleme, olumsuz karar ve uygulamalarına karşı
ise itiraz etme bilincine sahip olması gerekir.
Böylece yönetenler yönetilenlere karşı daha
duyarlı olacak ve faaliyetlerinde daha dikkatli davranacaklardır.
Bu çalışmada kamuoyu kavramı, bu kavramı
oluşturan unsurlarının neler olduğu, kamuoyunun oluşma şartları, denetim ve kamuoyu denetimi kavramı ve Türkiye’de kamuoyu
denetimi ile ilgili yapılan yasal düzenlemeler
üzerinde durulacaktır.
KAMUOYU KAVRAMI
Kamuoyu; “Belirli bir konu veya olay hakkında toplumun büyük bir kesimi veya belli
gruplar tarafından benimsenen ortak kanaat, görüş, tavır ve inançların toplamıdır.”1
Başka bir tanıma göre kamuoyu, “Belirli bir
zamanda, belli bir tartışmalı sorun karşısında, bu sorunla ilgilenen kişiler grubuna veya
1 Davut Dursun, a.g.e, s. 299
27
gruplarına hâkim olan kanaattir.”2
Bu tanımlardan görüleceği üzere kamuoyu,
belli sorunlar karşısında ortaya çıkan kanaatler topluluğudur.
Kamuoyu kavramı kamu ve oy unsurlarından
oluşmaktadır. Bu kavramın daha iyi anlaşılması için unsurlarının incelenmesi faydalı
olacaktır.
KAMU UNSURU
“Kamu” unsuru, ortaya çıkmış bir sorun karşısında kişilerin fikir ve kanaat sahibi olduğu
grup veya grupları ifade etmektedir. Bu anlam çerçevesinde “kamu” unsuru “grup” karşılığı olarak kullanılmaktadır.3
Ortaya çıkan sorunlar hakkında aynı düşünen birçok kişinin olması mümkündür. Aynı
düşünen bu kişilerin bir araya gelmesiyle
grup veya gruplar oluşmaktadır. Aynı sorun
hakkında bir araya gelen kişilerin oluşturduğu grupta artık ortak bir bilinç vardır. Bu
bilinç sayesinde bir bütün oluşturacaklardır.
“Kamu” unsuru grup anlamından başka iki
anlam daha içermektedir. Bunlardan birisi
“alenilik, açıklık” anlamında yapılacak işlerin
halktan gizlenmeyerek halkın önünde yapılması gerektiğini içeren bir anlamdır. Diğer
anlamı ise belli bir zaman içinde her zaman
karar verme durumunda bulunan bir topluluktur.4
OY UNSURU
Kamuoyu kavramındaki “oy” unsuru, tartışmalı bir konuda ifade edilen görüş tarzları,
kanaatler karşılığında kullanılmaktadır.5
2 Münci Kapani, a.g.e, s. 146, 147
3 Münci Kapani, a.g.e, s. 146
4 Nermin Abadan Unat, Kamuoyu Ders Notları
1973-1974, Ankara, AÜ,SBF,BYYO yayınları 1987,
s.24
5 Nermin Abadan Unat, Kamuoyu Ders Notları
1973-1974 s.24
28
Oy unsuru, “Rasyonel, kesin, pozitif bilgiye dayanan bir fikirden ziyade az çok belirli bir eğilim, bir görüş, daha doğrusu bir
kanaattir.”6 Diğer bir deyişle oy, “Duygu ve
izlenimden daha kuvvetli, kanıtlanması daha
kolay fakat tam olarak kanıtlanabilen ya da
pozitif olan bilgiden daha az geçerli ve kuvvetli kanaatlerdir.”7
KAMUOYUNUN OLUŞUMU
VE OLUŞMA ŞARTLARI
Bireysel kanaatlerin toplamından oluşan kamuoyunu oluşturan etkenler psikolojik (sübjektif), sosyal çevreyle ilgili, yüz yüze yapılan
temaslar ve kanaat önderleriyle ilgili ve kitle
haberleşme araçlarıyla ilgili olabilir.8
Toplumda serbest, başkalarının etkisi altında
kalmadan bir kamuoyunun oluşabilmesi için
asgari aşağıdaki koşulların bulunması gerekmektedir.9
a) Toplumun tümünü ya da küçük bir kesimini ilgilendiren bir sorunun meydana gelmesidir. Ortada bir sorun vardır ve bu sorun
etrafında bireylerin karşılıklı çıkarları yer almaktadır.
b) Ülkedeki siyasi iktidar tarafından kısıtlanmamış, yasaklanmamış, kitle iletişim araçlarının var olmasıdır. Yani radyonun, televizyonun, basının sansürsüz ve objektif olarak
serbestçe yayın ve haberleşme yapabilmesi,
insanlara da her türlü bireysel, örgütsel ve
toplumsal haberleşme özgürlüğünün sağlanmasıdır. Aksi takdirde oluşacak kamuoyu
6 Münci Kapani, a.g.e, s. 147
7 Kimball Young, ‘Comments on the Nature of
Public and Public Opinion,’ Public Opinion and
Propaganda,
Daniel Katz, et al. (Der.) (New York: The Dyden
Pres, 1954), s.62’den naklen Duygu Sezer, a.g.e.,
s. 5
8 Münci Kapani, a.g.e., s.148
9 Ali Öztekin, a.g.e., s. 105-106
başkalarının istekleri doğrultusunda oluşacak bir kamuoyu olacaktır.
c) Meydana gelen sorunla ilgili olayları tarafsız bir şekilde topluma aktaracak örgütlerin
bulunmasıdır. (Meslek odaları ve sivil toplum
kuruluşları vb)
d) Meydana gelen sorun karşısında hükümet, siyasi iktidar, parlâmento, bakanlık gibi kamu otoritelerinden oluşan bir direnme
noktasının bulunmasıdır. Direnme noktaları
olmadan kamuoyu oluşmaz.
DENETİM
Denetim; “Gerçekleşmiş sonuçları, önceden
belirlenen amaçlar, kriterler ve standartlara
göre tarafsız olarak analiz etmek ve ölçmek
suretiyle kanıtlara dayanarak değerlendirmek, gelecekteki hataların önlenmesine
yardımcı olmak, kişi ve kuruluşların gelişmesine, mali yönetim ve kontrol sistemlerinin
geçerli, güvenilir ve tutarlı hale gelmesine,
verimlilik, tutumluluk ve etkinliğin sağlanmasına rehberlik etmek ve elde edilen sonuç
ve bulguları ilgilere duyurmak için uygulanan
sistemli, planlı ve programlı bir süreçtir.”10
Denetim kavramı, günlük dilde çoğu zaman
teftiş, kontrol, revizyon gibi benzer deyimlerle aynı anlamda kullanılmakta ise de denetim, bunların ötesinde amaç ve yöntemleri
içeren ve genellikle bunların sonuçlarından
da yararlanan, çeşitli hata ve yolsuzlukları
ve bunların sorumlularını ortaya çıkarmanın yanı sıra, denetlenen birimlerde hata ve
yolsuzluk riskini en aza indirgeyecek, mal ve
hizmet üretiminde daha etkin, verimli ve tutumlu yöntemlerin uygulanmasını sağlayacak alternatifleri geliştirerek daha iyi bir yönetim için yol göstermeyi, önderlik yapmayı
amaçlayan bir eylemdir.11
10 Necip Polat, ‘‘Saydamlık, Hesap Verme
Sorumluluğu ve Denetimin Etkinliği’’, Sayıştay
Dergisi,Sayı 49, Nisan-Haziran 2003, s.74
11 H.Ömer Köse, ‘‘Denetim ve Demokrasi’’,
İyi işleyen bir denetim mekanizması, kamu
hizmetlerinin daha çabuk, etkin ve verimli
olarak görülmesini sağlayacak ve toplumun
kalkınmasında önemli fonksiyonlar görecektir.12
KAMUOYU DENETİMİ
Son zamanlarda halkla ilişkilerin önem kazanması, teknolojinin gelişmesi ve halk arasındaki iletişimin kolaylaşması gibi etkenler,
yönetenler ile yönetilenler arasındaki etkileşimi ve dolayısıyla kamuoyu denetimini etkili
hale getirmiştir.13
İdareciler, yönetimi altında bulundurduğu
kişilerin düşüncelerine ve davranışlarına
karşı duyarlı olmalıdırlar ve onlardan gelecek tepkileri göz önünde bulundurmalıdırlar.
Ülkemizde ve dünyada yönetilenlerin çoğu
hükümetlerin yapısını ve davranışını etkilemektedirler.14
Yönetilenler, idarenin eylem ve işlemleriyle
yakından ilgilendiği, ortaya çıkan yolsuzluklara karşı güçlü ve sağduyulu bir tepki gösterdiği zaman, idarenin yolsuzluklarında
önleyici bir denetim faktörü olarak ortaya
çıkarlar. Yönetenler, kamuoyunun taleplerini
her zaman değerlendirmek zorundadırlar.15
Yönetimi denetlemede kamuoyu bilinçli ve
duyarlı olduğu sürece etkili bir araç fonksiyonu görecektir. Bilinçli ve duyarlı bir kamuoyunun olması, diğer denetleme yollarına
daha az başvurulmasının bir nedeni olabilir.
Güçlü bir kamuoyunun varlığının önemli etkiler meydana getireceğinin yönetim tarafından bilinmesi ve benimsenmesi, yönetenlerin yasalara uygun şekilde davranmasını sağlar ve diğer denetleme yollarına başvurma
Sayıştay Dergisi, Sayı 33, Nisan-Haziran, 1999, s. 63
12 Ulvi Saran, a.g.m., s.962
13 H. Ömer Köse, a.g.m., s. 73
14 Mehmet Gönlübol, a.g.e., s.226
15 Hamza Eroğlu, a.g.e., s.346, 347
29
sayısı azalır.16
KAMUOYU DENETİMİNİN
YASAL ALTYAPISI
Düşünce ve ifade özgürlükleri kamuoyunun
oluşması açısından çok önemlidir. Hak ve özgürlüklerin bir anlam ifade edebilmesi için
gerek anayasada gerekse yasalarda teminat
altına alınması gerekmektedir. Halkın yönetimin faaliyetleri konusunda bilgilenmesi, yönetime katılması, yönetimin eylem ve işlemlerini denetlenmesi açısından mevcut düzenlemeler yanında son zamanlarda hukuk
sistemimizde yeni düzenlemeler getirilmiştir.
Halkın bu düzenlemelerin farkında olması ve
hukuki düzenlemelerde getirilen hakları kullanma iradesi, en az bu düzenlemeler kadar
önemlidir.17
1982 Anayasası
Haberleşme hürriyeti, Düşünce ve kanaat
hürriyeti, Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, Basın hürriyeti, Basın araçlarının korunması, Dernek kurma hürriyeti ve Toplantı
ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı 1982
Anayasası’nda kamuoyunun oluşmasını güvence altına alan hak ve hürriyetlerdir.
1982 Anayasası’nın ‘‘Haberleşme hürriyeti’’ başlıklı 22’nci maddesinde (Değişik:
3.10.2001-4709/7 md.) “Herkes haberleşme
hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği
esastır”
‘‘Düşünce ve kanaat hürriyeti’’ başlıklı 25’inci maddesinde “Herkes düşünce ve kanaat
hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla
olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz”
16 Nuri Tortop, Eyüp Günay İsbir, Burhan Aykaç,
a.g.e., s. 189
17 Murat Altun, Erdal Kuluçlu, a.g.m., s.27
30
‘‘Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti’’
başlıklı 26’ncı maddesinde “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka
yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama
ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî
makamların müdahalesi olmaksızın haber
veya fikir almak veya vermek serbestliğini de
kapsar. Bu fıkra hükmü radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların
izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”
‘‘Basın hürriyeti’’ başlıklı 28’inci maddesinde “Basın hürdür, sansür edilemez. Basın evi
kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.”
‘‘Basın araçlarının korunması’’ başlıklı 30’uncu maddesinde (Değişik: 7.5.2004-5170/4
md.) “Kanuna uygun şekilde basın araçları,
suç aletleri olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz.”
‘‘Dernek kurma hürriyeti’’ başlıklı 33’ününcü maddesinde (Değişik: 23.07.1995-4121/2
md;3.10.2001-4709/12 md.) “Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara
üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine
sahiptir.” hükmü yer alır.
‘‘Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkı’’ başlıklı 34’üncü maddesinde (Değişik:
3.10.2001-4709/13 md.) “Herkes önceden izin alınmadan silahsız ve saldırısız toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart
ve usuller kanunda gösterilir.” Hükümleri yer
almaktadır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu
Kamuoyu denetimi 5018 sayılı Kanunla Hukuk sistemimizde yerini alan önemli kavramlardan bir tanesidir. Kanunun 7’nci maddesinde kamu kaynaklarının elde edilmesi ve
kullanılmasında denetimin sağlanması amacıyla kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiği
belirtilerek kamuoyu ve denetim kavramları
yan yana kullanılmış ve kamuoyu, denetim
fonksiyonunun içinde yer almıştır.18
5018 Sayılı kanunun ‘‘Mali Saydamlık’’ başlıklı 7’nci maddesi; ‘‘Her türlü kamu kaynağının
elde edilmesi ve kullanılmasında denetimin
sağlanması amacıyla kamuoyu zamanında
bilgilendirilir. Bu amaçla;
Görev, yetki ve sorumlulukların açık olarak
tanımlanması,
b) Hükümet politikaları, kalkınma planları, yıllık programlar, stratejik planlar ile bütçelerin
hazırlanması, yetkili organlarda görüşülmesi,
uygulanması ve uygulama sonuçları ile raporların kamuoyuna açık ve ulaşılabilir olması,
c) Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından sağlanan teşvik ve desteklemelerin bir yılı geçmemek üzere belirli dönemler itibarıyla kamuoyuna açıklanması,
d) Kamu hesaplarının standart bir muhasebe sistemi ve genel kabul görmüş muhasebe
prensiplerine uygun bir muhasebe düzenine
göre oluşturulması zorunludur.
Malî saydamlığın sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılması ve önlemlerin alınmasından kamu idareleri sorumlu olup, bu
hususlar Maliye Bakanlığınca izlenir.’’ Hükmü
yer almaktadır.
‘‘Faaliyet ve Raporları ve Kesin Hesap Kısmının Faaliyet Raporları’’ başlıklı 41’inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası; Harcama yetkilisi, birim faaliyet raporunu üst yöneticiye verir. Üst yönetici, birim faaliyet raporlarını esas
alarak, idaresinin faaliyet sonuçlarını gösteren idare faaliyet raporunu hazırlar. İdare faaliyet raporu, Sayıştay’a verilir ve üst yönetici
tarafından kamuoyuna açıklanır. Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal
güvenlik kurumları, idari faaliyet raporlarının
bir örneğini Maliye Bakanlığına, mahallî idareler ise İçişleri Bakanlığına gönderir.
18 Murat Altun, Erdal Kuluçlu, a.g.m., s. 32
İçişleri Bakanlığı, mahallî idare faaliyet raporları üzerine değerlendirme raporu hazırlar,
Sayıştay’a gönderir ve kamuoyuna açıklar.
Bu Raporun bir örneği de Maliye Bakanlığına
gönderilir.’’ Hükmü yer almaktadır.
Kanun koyucunun denetiminde rol alacak faaliyetlerin kamuoyunun bilgisine sunulması
ve kamuoyunun bu faaliyetlere ulaşmasını
sağlayacak düzenlemeler yapması kamuoyu
denetimi açısından son derece önemlidir.
Kamuoyu hükümet politikalarının, kalkınma
planlarının, yıllık programların, bütçelerin
uygulanma sonuçlarından haberdar olduğu
ve onlara kolay ulaşabildiği takdirde onlar
karşısında denetim fonksiyonu olarak görev
alabilecektir.
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu
Bilgi edinme insanlar için bir hak olduğu gibi,
bilgi vermeye yetkili olanlar kuruluşlar içinde
bir ödev ve yükümlülüktür.19
Amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği
olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemek olan bu kanunun 4’üncü maddesi; “Herkes bilgi edinme hakkına sahiptir. Türkiye’de
ikamet eden yabancılar ile Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı tüzel kişiler, isteyecekleri bilgi kendileriyle veya faaliyet alanlarıyla
ilgili olmak kaydıyla ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanırlar. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden doğan hak ve yükümlülükleri
saklıdır.” Hükmüyle bilgi edinme hakkını,
5’inci maddesi, “Kurum ve kuruluşlar, bu Kanunda yer alan istisnalar dışındaki her türlü
bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını
etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üze19 Nuri Tortop, “İletişim ve Bilgi Edinme Hakkının
Önemi”, Amme İdaresi Dergisi, cilt 37, sayı 1,
Mart 2004, s. 29
31
re, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla
yükümlüdürler. Bu Kanun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren diğer kanunların bu Kanuna
aykırı hükümleri uygulanmaz.” hükmüyle de
kurum ve kuruluşların bilgi verme yükümlülüğü düzenlenmektedir.
yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına
sahiptirler. (EK: 2/1/2003 – 4778/25 md.)
Türkiye’de ikamet eden yabancılar karşılıklılık
esası gözetilmek ve dilekçelerinin Türkçe yazılması kaydıyla bu haktan yararlanabilirler.’’
hükmüyle dilekçe hakkını,
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’yla yönetim ve yönetilenler arasında bir iletişim ağı kurulmuştur. Yönetilenler kanun kapsamında kalmak
şartıyla yönetimden bilgi ve belge istemektedirler ve yönetimde yasal süreler içerisinde bu bilgi ve belgeleri temin etmektedir. Bu
vesileyle yönetim yaptıkları faaliyetleri yönetilenlere aktarma fırsatı bulmaktadır. Ayrıca
yönetilenlerin taleplerini bu şekilde alan yönetim bunları değerlendirerek yapacakları faaliyetlerde bunlara uygun hareket edecektir.
Burada asıl önemli olan yönetimi bu yönde
hareket etmeye iten bir kamuoyunun olmasıdır.
7’nci maddesi, (Değişik: 2/1/2003 – 4778/27
md.) ‘‘Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileri ve kamu ile
ilgili dilek ve şikayetleri konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvuruların sonucu veya
yapılmakta olan işlemin safahatı hakkında
dilekçe sahiplerine en geç otuz gün içinde gerekçeli olarak cevap verilir. İşlem safahatının
duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.’’ Hükmüyle de dilekçenin incelenmesi
ve sonucunun bildirilmesi yükümlülüğünü
düzenlemektedir.
Demokratik ve şeffaf bir yönetim anlayışı
içerisinde hareket edilmek isteniyorsa yönetimin denetlenmesinde etkili olacak bilgi ve
belgelere kişilerin ulaşımı kolay olmalıdır. Bu
durumu kolaylaştırmanın yanında bu şekilde yönetimin denetlenmesine katkı sağlama
bilincinde bir kamuoyunun da varlığı gereklidir.20
3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına
Dair Kanun
Amacı Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de
ikamet eden yabancıların kendileriyle veya
kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında,
Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma haklarının kullanılma biçimini düzenlemek olan bu kanunun
3’üncü maddesi ‘‘Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri
hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve
20 Burak Polat, “Kamu oyu denetimi, Türkiye’de
kamu yönetimi eğitiminin kamuoyu denetimine
etkisi”
2009, s. 41
32
Bu kanunla yönetilenler yönetenlerin iş ve
işlemleri hakkındaki dilek ve şikayetlerini yönetime iletmekte, yapılan incelemeler sonucunda yanlışlıklar düzeltilmekte ve vatandaşlar tarafından yapılan dilek ve şikayetler göz
önünde bulundurularak yönetim tarafından
gelecekte yapılacak olası hatalar önlenmektedir.
SONUÇ
Demokrasiyle yönetilen ve hukukun üstünlüğünün kabul edildiği ülkelerde kamuoyu bir
denetim faktörü olarak ortaya çıkmaktadır.
Etkin bir kamuoyu denetiminin sağlanabilmesi için bu ülkelerde, şeffaflık ve hesap verme
zorunluluğu bulunmalıdır.
Etkili bir kamuoyu denetiminden bahsedebilmek için düşünce ve ifade özgürlüklerinin Anayasa ve kanunlarla teminat altına alınması,
vatandaşların bu düzenlemelerin farkında olması, yönetimin faaliyetleri konusunda halkın
bilgilendirilmesi, özgür ve tarafsız basın yayın
kuruluşlarının bulunması ve örgütlenme özgürlüğünün tam olarak sağlanmış olması gerekir.
SOMA FACİASI…
Ahmet Nihat DÜNDAR *
Yoksullara, ihtiyacı olanlara dağıtıldığı ifade
edilen ancak bir o kadar da tartışmalara konu olan, yoksullardan daha çok yandaşlara
dağıtıldığı iddia edilen işte o kömür… Nereden , ne zaman, nasıl, kimler tarafından çıkarılıyor, kaça mal oluyor, kaça alınıp ücretsiz nasıl dağıtılıyor?... Kısa bir süre öncesine
kadar Türkiye’yi yasa boğan maden kazasının
yaşandığı Manisa’nın Soma ilçesinin bazıları
yerini bile bilmiyor, yeterince tanımıyordu…
Ama artık herkes biliyor ve tanıyor… Günlerce acılarını içimizde hissetmeye çalıştığımız
SOMA ’lı dul ve yetimler herkese SOMA’ yı
da, MADENCİYİ de, Madenci ailesini de hepimize tanıttılar, düşündürdüler… Keşke böyle
tanımayıp, bilmeseydik ama artık biliyoruz
ki, SOMA’nın ülkemizin enerji üretimi ve gelecek planlarında önemli bir payı ve yeri bulunuyor. Zonguldak’ın ardından en büyük kömür rezervlerine sahip 105 bin nüfuslu bir ilçe olan Soma’da çalışan nüfusun yaklaşık 16
bini maden çalışanıdır. Maden çalışanlarının
14 bini özel sektörde, 2 bini kamu madenlerinde çalışmaktadır. Maden çalışanlarının
yaklaşık 12 bini de yer altında çalışmaktadır.
Askerliğini bitiren gençlerin büyük bir çoğunluğu ekmek paralarını kazabilmek için her
gün maden ocaklarında yerin 300 ile 2 bin
metre altında BİR AVUÇ KÖMÜR İÇİN ter döküyor, kendi deyimleriyle ÇARESİZLİKTEN…
Soma Faciası, 13 Mayıs 2014’te Türkiye’nin
Manisa ilinin Soma ilçesindeki kömür madeninde çıkan yangın nedeniyle çok sayıda
madencinin ölümüyle sonuçlanan bir facia.
Maalesef 301 işçinin yaşamını yitirmesine
sebep olan bu olay, Türkiye Cumhuriyeti
tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş
* Dr. E. Emniyet Müdürü, Kamu Yönetimi Uzmanı,
Siyaset ve Yönetim Bilimi Doktoru. Araştırmacı Yazar
([email protected])
ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçti.
Soma Holding şirketlerinden Soma Kömür
İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden
ocağında çıkan yangın, vardiya değişimi sırasında meydana geldi ve 787 işçi patlama
sırasında yer altında kaldı. Enerji Bakanı Taner Yıldız 17 Mayıs 2014 tarihinde yaptığı
açıklamada, toplamda 301 kişinin hayatını
kaybettiğini ve içeride kimse kalmaması sebebiyle kurtarma çalışmalarının sona erdiğini açıkladı
Facianın
gerçekleşmesinden
sonra
Türkiye’de bayraklar yarıya indirilip üç günlük ulusal yas ilan edildi. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti’nde iki gün ve Pakistan’da
bir gün ulusal yas ilan edildi.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, olayın ertesi gününde Arnavutluk
gezisini iptal ederek Soma’ya gitti. Erdoğan,
Soma Belediyesi’nde bir basın açıklaması
yaptı. Basın açıklamasının ardından belediye binası çıkışında kendisini bekleyen vatandaşlara seslenirken, vatandaşlar tarafından
protesto edildi. Maalesef bir vatandaşımızın
Başbakanlık Özel Kalem Müdür yardımcısı
olduğu belirtilen kişi tarafından tekmeleme
görüntüleri medyada yer aldı… Ülkenin her
yerinde tepki amaçlı toplantı ve gösteri yürüyüşleri yapılmaya, polis ve jandarma bunları sert tedbirlerle önlemeye çalıştı…
ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR… Yapılan tespitlere göre faciada yaşamını yitiren madencilerimizden 255 ‘i Evli, 46 ‘sı bekar. Çocuğu
olmayan madenci sayısı 84,Çocuğu olan madenci sayısı 217, bu elim olay sonucu toplam
432 çocuğumuz babasız kaldı. Bu çocukların
yaş ortalaması 10’U geçmemektedir..
Türkiye’de, resmi istatistiklere göre 1941’den
33
bu yana kazalarda 3000’den fazla madenci
hayatını kaybetti.
NE ACI Kİ… Ekim 2013’te CHP’li milletvekillerinin hazırladığı ve MHP ile BDP milletvekilleri tarafından desteklenen, 60 vekilin imzaladığı Soma’daki maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarını araştırma amacıyla
bir meclis araştırma Komisyonu kurulmasını
öneren soru önergesi, 29 Nisan’da TBMM
gündemine getirilmiş ancak AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiş, bir televizyonun Son Söz adlı programına katılan AKP
Gaziantep millet vekili de Soma’da yaşanan
faciayla ilgili değerlendirmede bulunmuş ve
CHP’nin verdiği ama reddedilen Soma önergesi ile ilgili olarak muhalefeti “eften püften” önerge vermekle suçlayarak “Araştırma
önergelerinin temel hedefi Meclis’i tıkamak”
olarak değerlendirmişti…
KEŞKE, olaylara parti gözlüğüyle bakılmasa,
doğru ve haklı olan desteklense, talimatla
lehte veya aleyhte oy kullanılmasa,301 can
yok olduktan,432 çocuk yetim,255 kadın dul
kalmadan önce siyasi partiler bir araya gelebilse idi…
34
KEŞKE, 2012 yılında 2 kez, 2013 yılında 2 kez,
2014 yılında ise 13, 14, 17 ve 18 Mart’ta iş
sağlığı ve iş güvenliği yönünden teftiş edilerek, mevzuata aykırı bir durum olmadığı belirtilen Soma Kömür işletmeleri, söz konusu
şirketin Projelendirme ve Etüt Müdürünün
eniştesi tarafından değil de, eksikleri görüp
,raporuna yazabilecek başka müfettişler tarafından doğru dürüst denetlenebilseydi…
KEŞKE, madende çalışan işçilere doğru dürüst eğitim, araç ve gereç verilebilse, kağıt
üzerinde eğitimde olduğu gösterilen işçiler
maden ocağında çalışırken bulunma, madencilerin araç ve gereçleri standartlarıyla
tartışmalara konu olmasa’ydı …
KEŞKE, SOMA Madencilik İşletmeleri’nin eski yöneticisi Selim Şenkal’ın 2007 yılı başında
kömür ocağında yangın riskine ilişkin Türkiye
Kömür İşletmesi yetkililerine yaptığı uyarılar ilgililerce dinlense, ilgililerce kendisine
‘Sıkıntı olmaz’ cevabı verilmese, talep edilen madende “İş güvenliği” sağlansa, ondan
sonra kiralansaydı.
KEŞKE, madeni devralan yeni şirket de bu
uyarıları dinlese gerekli dersi alsaydı…
KEŞKE,301 canın acısı henüz çok taze iken başbakan tarafından, atalarımızın
“her doğru her ortamda söylenmez” sözü
hatırlanarak,“Kazadır, olur” ,“Fıtratta var”
,“Dünyanın her yerinde böyle” ,“Tarihten
bugüne böyle”, “Buralarda hiç bu tür olaylar
olmaz’ diye yorumlamayalım. Bunlar olağan
şeylerdir” denmeseydi…
KEŞKE, hasılattan belli bir pay alma şeklinde.
Özel işletmeyi daha çok kâra odaklayan, teşvik eden bir yapı olarak tanımlanan Rödövans
(Kiralama) uygulamasına geçilmeseydi…
KEŞKE, kâr etmeyi yasal koruma altına alan
Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun ‘Amaç ve
Faaliyet Konuları’ başlıklı 4. maddesine 2001
yılında ‘Taşkömürü havzasındaki diğer maden
rezervlerini ruhsata bağlamadan ve Maden
Kanunu’na tabi olmadan en iyi şekilde değerlendirmek’ ibaresi eklenmeseydi…
KEŞKE, Danıştay’ın 2002 yılındaki rödövans
sözleşmelerinin hukuki olmadığı ve feshedilmesi gerektiği yolundaki kararına Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) tarafından uyularak
kiralamaya devam edilmeseydi…
KEŞKE, hükümetimiz 19 yıldır imzalanmayan
Uluslararası Çalışma Örgütünün (İLO) 176 no-
lu “madenlerde güvenlik ve sağlık” sözleşmesini imzalayıp yürürlüğe koysaydı…
KEŞKE’ ler uzayıp gidiyor… KEŞKE, Soma Faciası olmayıp 301 işçimiz hayatını kaybetmese
biz de bu yazıyı yazmasaydık…
Kimileri “Tarih tekerrürden ibarettir”, kimileri
de “Ders alınsaydı tarih tekerrür eder miydi” derler… Biz günümüzde dürüst, çalışkan,
işinin ehli, her ortamda etkilenmeden, taviz
vermeden görev yapan, haksızlıklarla hukuk
kuralları içinde mücadele eden görevlilere
günümüzde daha çok ihtiyaç olduğunu, bu
ve benzeri uygulamalara daha çok “verilen emirlerin hukuka uygun olup olmadığını, emir
konusunun suç olup olmadığını sorgulamadan uygulamanın, tayin, terfi, ödül gibi kişisel
menfaatler uğruna istenilen doğrultuda hizmet yapmanın yol açtığını düşünmekteyiz…
Bize göre çözüm kendi verdiği emri aynen
uygulayan bürokrat yerine, liyakatlı , dürüst,
işinin ehli, satın alınamayan bürokratları iş
başına getirme ve onlara sahip çıkmaktan geçiyor…Unutmayalım ki, bugün menfaati gereği size hizmet edenler, sizin sağladığınızdan
daha fazla menfaat sağlayan birisi çıktığında
onun yanında yer alırlar…
35
AZERBAYCAN DEMOKRATİK
CUMHURİYETİ*
Mehmet Yasin ERKAN **
1917 yılında gerçekleşen Ekim Devrimi sonucu Rusya İmparatorluğu yıkılmıştır. Kendi
kaderini tayin etmek isteyen Gürcü, Ermeni ve Türkler 28 Kasım 1917’de ‘Maveray-ı
Kafkas Komiserliği’ni kurmuşlardır. Amacı,
Güney Kafkasya’da ortaya çıkan yönetim
boşluğunu doldurmaktır. 23 Şubat 1918’de
Maverayı Kafkas Hükümeti’nin yasama organı gibi çalışması planlanan Güney Kafkasya Seyimi kurulmuştur. Ancak daha ilk
günden seyim içinde Müslüman-Türk, Gürcü ve Ermeni fraksiyonları arasında tartışmalar yaşanmıştır. Bu tartışmaların gölgeRus İmparatorluğu’ndaki Azeriler, yöne- sinde seyim kendini geçersiz ilan etmiştir.
ticilerin Müslümanlara ve Türklere çifte
standartla yaklaşmasından ve Ermenilere Seyimde tartışmalar ve anlaşamamazlık
öncelik tanımasından etkilenmiştir. 1905 devam ederken, Bolşevikler tarafından,
devriminden sonra, Azerbaycanlılar kendi- Ermeni asıllı Bolşevik Stephan Şuamyan
ni ifade etme fırsatı bulmuş ve kültürel bir Kafkasya bölgesini kontrol altına almak
canlanma yaşamıştır. Aynı dönemde milli- amacıyla bölgeye gönderilmiştir. Mart ayıyetçi duygularıda öne çıkan Azerbaycanlı- nında mahallerde başlayan küçük çaplı çalar siyasi isteklerde bulunmuştur ancak bu tışmalar büyüyerek Bakü’yü ikiye bölmüşistekler bir karşılık bulmamıştır. Devrimden tür. Şiddetli çatışmalardan dolayı Ermenisonra Rusya’da demokratik gelişmeler ya- ler Bakü’yü terketmek zorunda kalmıştır.
Ancak Ermeniler Bakü’yü boşaltırken dört
şanmaya başlamıştır.
gün boyunca (31 Mart 1918- 3 Nisan 1918)
1906-1914 yılları arasında parlamentoya büyük bir katliam yapmışlardır. Geri giAzeri temsilcilerde katılmıştır. 1911 yılına derken sivil halka saldırmışlar ve saldırılar
gelindiğinde Mehmet Emin Resulzade ön- katliama dönüşmüştür. Şuamyan liderliğinderliğinde Musavat Partisi kurulmuştur. de Rus ve Ermenilerden oluşan kuvvetler
Musavat Partisi ileride kurulacak olan ba- Bakü’de on bine yakın Türk’ü öldürerek
ğımsız devletin temellerini atılmasında bü- bir katliam gerçekleşmiştir. Bu yüzden 31
yük rol almıştır. Halkın baskıcı rejime karşı Mart Azeri halkının soykırım günü olarak
bilinçlenmesinde etkili olmuştur.
anılmaktadır.
20. yüzyılın ilk çeyreğinde Azerbaycanlılar
ve Ermeniler bir kaç defa karşı karşıya gelmiştir ve yaşanan çatışmalar, taraflardan
her birinin kimliğini ve siyasi gelişimini etkilemiştir. Ermeniler, 1890 yılında Tiflis’te
kurulan Taşnaksütyun Komitesi etrafında
örgütlenmişlerdir. Ermeni çeteler, 19051907 yılları arasında özellikle Karabağ bölgesi ve çevresinde Azerilere saldırmaya
başlamışlardır. Çarlık yönetimi etnik çatışmaları görmezden gelmiştir. Bu durum milli uyanış hareketlerini hızlandırmıştır.
* Azerice: Azerbaycan Demokratik Respublikası, ’Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ olarak da bilinmektedir.
** Gazi Ün. İİBF Kamu Yön. Böl.
([email protected]
36
Güney Kafkasya Seyimi’nin yerine 22 Nisan
1918’de Güney Kafkasya Bağımsız Federal
Cumhuriyet ilan edilmesi de eski ihtilaf-
lara son vermemiştir. Seyimden ilk Gürcüler ayrılmış ve Gürcistan Demokratik
Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmişlerdir. Gürcülerin birlikten ayrılmasından
sonra Türkler ve Ermeniler arasında bir
birlik olmamıştır. 27 Mayıs’ta seyimdeki
Müslüman temsilciler toplantı yapmışlardır. Oldukça tartışmalı geçen oturumdan
Azerbaycan Geçici Milli Şurası’nın oluşturulması kararı çıkmıştır. 28 Mayıs 1918’de
Azerbaycan Halk Cumhuriyeti bağımsız olarak ilan edilmiştir. Ulusal Konseyin sekreteri Hasan Bey Ağayev tarafından bir İstiklal Beyannamesi (Akit-name) okunmuştur.
Bu bildirge yeni devletin herhangi bir sınıf
farklılığını gözetmeyeceği ve genel oyla seçilen bir meclisin varolacağını belitmiştir.
AHC’nin ilk başbakanı olan Feth Ali Han
Hoylu tarafından 30 Mayıs 1918 tarihinde
Cumhuriyetin kuruluşu dünya kamuoyuna
duyurulmuştur. İlk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade olmuştur. Azerbaycan
Halk Cumhuriyeti’nin ilanı bölgede eski
düzenin değiştiğinin artık yeni bir düzene
geçildiğinin ve Azerbaycanlıların bu yeni
düzene hazır olduklarının somut bir göstergesidir. Osmanlı Devleti, Azerbaycan
Halk Cumhuriyeti’ni tanıyan ilk devlettir.
Mehmed Emin Resulzade
jimini benimsemiş ilk siyasal ve sosyal oluşumdur. Milli Türk kimliğinin oluşumunda
ilk deneyimler yaşanmıştır.
Bu yeni devlet Müslüman ve Türk Toplumlarında kurulan ilk laik ve demokratik
devlettir. Kadınlara oy kullanma hakkı veren ilk Müslüman Devlettir. Anayasasında,
ayrım yapılmaksızın bütün vatandaşlarına
Kurulan yeni devletin isminde ‘Azerbaycan’ı eşit haklar vermiştir. Cumhuriyet hükümekullanması, Osmanlı desteği ile ‘Güney ti Türkçe’yi devletin resmi dili ilan etmiştir.
Azerbaycan’la ileride birleşme niyeti ol- Başkent olarak Bakü planlanır ancak Bakü,
duğu düşüncesiyle İran tarafından endişe Rus-Ermeni işgali altında olduğu için Milli
ile karşılanmıştır. Bu yüzden yurtdışı yazış- Hükümet Gence şehrine yerleşmiştir.
malarında ülke adı ‘Kafkasya Azerbaycan
Daha detaylı incelendiğinde olayların şu
Cumhuriyeti’ olarak kullanılmış ve İran’ın
şekilde geliştiği görülmektedir; Ruslar,
endişesi yatıştırılmaya çalışılmıştır.
Ermeni komitacılarının da yardımıyla düAzerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurul- zensiz bir askeri kuvveti yenerek Bakü’ye
ması sadece Kafkasya tarihi açısından de- hakim olmuştur. ‘Mart Olayları’ olarak biğil, Genel Türk ve İslam toplumları tarihi linen katliamların ardından Haziran ayında
açısından da önemlidir. Yeni devlet ve yeni Ermeniler Dağlık Karabağ, Erivan ve Nahrejim millet olgusu üzerine inşa edilmiş- çivan bölgelerine saldırmışlar ve Türk haltir, devlet milletle bütünleşmiştir. Türk ve kı göçe zorlamışlardır. Bu olaylar üzerine
İslam toplumları tarihinde cumhuriyet re- Azerbaycan Hükümeti Osmanlı’dan yardım
37
istemiştir. Türk Ordusu yardım elini uzatmış, Nuri Paşa bir ordu ile Nahçivan üzerinden Bakü’ye gönderilmiştir. Osmanlı, Azeri
ve Dağıstan birliklerinden oluşan Nuri Paşa
Komitasındaki Kafkas İslam Ordusu; Beyaz
Muhafız Birlikleri, Bakü Sovyet askerleri ve
Britanya İmparatorluğu birliklerinden oluşan orduyu yenerek 15 Eylül 1918’de Bakü
şehrini almayı başarmıştır. 17 Eylül’de Azeri
Hükümeti Bakü’ye taşınmıştır ve Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti
Bakü olmuştur.
Tarihteki ilk Türk Cumhuriyeti olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, bağımsızlık yerleşmeye başlayınca sosyal ve idari konularda reform yapmaya başlamıştır. Çarlık
rejiminin izleri her alanda silinmeye çalışılmıştır. İlk önce idari yapıda yenilik yapılmış, Çarlık rejimi altındayken iki birime
indirilen idari yapı Bakü, Gence, Zakatali ve
Karabağ olmak üzere dört yeni birim haline getirilmiştir. Kalıcı demokratik kurumlar
oluşturulmaya çalışılmıştır. Ardından eğitim öğretim alanında reformlar yapılmıştır.
Türkçe eğitim mecburi hale getirilmiştir.
Okullarda Rusya Tarihi yerine Türk Tarihi
okutulmaya başlamıştır. Osmanlı, Azerbaycan Halk Cumhuriyetine eğitim öğretim
alanında da katkıda bulunmuştur. Personel
kıtlığı Anadolu’dan getirilen öğretmenlerle
hafifletilmiştir. 1 Eylül 1919 tarihide Bakü
Üniversitesi kurulmuştur. Yeni devlet Türkiye ve Avrupa’ya öğrenci göndermeye
başlamıştır. Eğitim alanında yapılması düşünülen reformlar arasında alfabenin Latinleştirilmesi de vardır. Ancak yeni devletin geleceği Osmanlı Devleti’nin akıbetine
bağlı durumdadır.
Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’de Mondros
Mütarekesi’ni imzalamıştır. Osmanlı Devleti, Mütareke’nin bazı maddeleri gereği
Azerbaycan’daki askeri birliklerini geri çek38
me mecburiyetinde kalmıştır. Türk Ordusu
17 Kasım 1918’de Bakü şehrini terk etmiştir. Mütareke’den sonra İngilizler Kafkasya
bölgesine çıkartma yaparak Azerbaycan
bölgesine yerleşmiştir. İngilizlerin bu bölgeye gelmesinin nedeni Bakü petrollerinin geleceğinin düşünülmesidir. İngilizler,
Kafkasya bölgesinde hakim güç olup, doğal
kaynakları kendi lehlerine kullanmak istemişlerdir.
Mondros Mütarekesi sonrası Ermeni İmparatorluğu kurma hayaline kapılan Ermeniler, bulundukları bölgelerde nüfus
çoğunluğunu sağlamak için Türklere yönelik saldırılara başlamışlardır. Saldırılar
bazı bölgelerde mecburi göçlerle, bazı bölgelerde katliamlarla sonlanmıştır. Ermeniler sadece Osmanlı Devleti’ne ait olan
bölgelerde değil, aynı zamanda Azerbaycan bölgesinde de katliam girişimlerine
başlamışlardır. Ermeni saldırılarına bölgedeki İngilizler destek vermiştir. İngilizlerin
destek vermesindeki amaç; gerektiğinde
Osmanlı Devleti ile arasında Ermenileri
tampon bölge olarak konuşlandırabilmektir. Ermenilerin saldırılarının yoğunlaştığı
yerler, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti sınırları dahilinde olan Nahçıvan ve Karabağ
bölgeleridir. Azeriler, Nahçivan ve Karabağ
bölgelerinin kendilerinden koparma ve
Ermeni toprağı yapma isteğini önlemek
amacıyla saldırılara karşılık vermiştir. İngilizler 28 Ocak 1918 tarihinde yayınladıkları
bir tebliğde ‘Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir
parçası’ olduğunu kabul ettiklerini göstermiştir. Ancak Ermenilere karşı bir yaptırım
uygulanmamış, kabul sözde kalmıştır. Azeriler yeterince silah ve teçhizatları olmadığı için Ermeni ve Ruslardan oluşan çetelere
karşı koyamamıştır. Aynı zamanda bu şehirlere Ermeni göçleri de devam etmektedir. Karabağ bölgesinde, 1920 yılı Mart
ayının sonlarına doğru Ermenilerin des-
teklediği büyük bir ayaklanma başlamıştır.
Bu ayaklanmaya Erivan yönetimi, İngiltere
ve Rusya’da destek vermiştir. Karabağ’daki
ayaklanma ve Ermenilerin artan saldırıları
Bakü yönetimini zora sokmuştur.
len propagandalardır. Yönetici kadro İngilizlerle işbirliği yapmakla suçlanmıştır. Bu
iki etken AHC yöneticilerini büyük sıkıntılara sokmuştur. Özellikle Ermeni saldırılarına
karşı verilen savunma mücadelesi askeri
kuvvetleri çok yorduğundan olası başka bir
Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin siyasi
saldırıya karşı nasıl karşılık verileceği düşüömrü 23 ay (28 Mayıs 1918 – 27/28 Ninülmeye başlanmıştır.
san 1920) sürmüştür. Cumhuriyet işgalle
son bulmuştur. İşgal sürecinde Azerbaycan Kızıl Ordu, Bakü’yü işgali sırasında,
Halk Cumhuriyeti’nde bir hükümet krizi Azerbaycan’ın askeri birlikleri Ermenistan
yaşanmaktadır. Bu kriz ortamı işgali kolay- sınır bölgesinde Ermeni saldırılarına karşı
laştıran nedenlerden olmuştur. Öncelikle mücadele ettiğinden, herhangi bir büyük
Rusya, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ni askeri engelle karşılaşmamıştır. Ancak Boliçten yapılacak bir organizasyonla yıkmak şevik yönetimi işgale içeriden düzenlenen
istemiştir. Daha sonraki planı gerekirse bir devrim süsü vermek istemektedir. BöyBakü’yü işgal etmektir. Rusya’yı bu tür lece Azerbaycan işgali meşruluk kazanaplanlar yapmaya götüren yolun başında caktır. Yapılan darbe planı kapsamında, Kopetrole duyulan acil ihtiyaç vardır. Bolşevik münist güçler bölgedeki idareleri, limanyönetimi petrole ihtiyaç duymaktadır. Bu ları, demiryollarını ve önemli devlet idare
ihtiyaç nedeniyle Azerbaycan’ın işgali için binalarını ele geçirerek hükümete karşı
her türlü girişimde bulunmuştur.
ayaklanmışlardır.
Bu dönemde uluslararası ilişkilerdeki durum ve Rusya’nın içindeki durum Moskova hükümetinin isteklerine uygundur.
İngiltere’nin Sovyet Rusya ile ılımlı ilişkileri
ve Anadolu’daki Milli Mücadele Hükümetinin Sovyet Rusya ile sıkı ilişkileri, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin bölgedeki durumunu etkilemiştir. Ancak Mustafa Kemal,
Bolşeviklerin Azerbaycan’a girmesini istememiş; Sovyet Rusya ile bölgedeki İngilizlere karşı birlikte hareket etmeyi istemiştir.
AHC’nin gelecekte durumunu belirleyecek
iki önemli etken daha vardır. Birincisi 1920
yılı Mart ayında Ermenistan’ın sınır bölgelerinde başlattığı saldırılardır. Hükümet
elindeki bütün askeri gücü Ermenistan’la
olan sınır bölgesine göndermiştir. Bu yüzden Rusya ile sınır bölgesindeki askeri gücü
minimuma inmiştir ve bu sınır bölgesi yeterli savunma gücünden mahrum kalmıştır.
İkincisi ise AHC hükümetine karşı yürütü-
Gelişmeler üzerine hükümet önlem almaya
fırsat bulamadan Kızıl Ordu Azerbaycan’a
girmiştir. Resulzade’nin başında bulunduğu bir grup Müsavatçı işgale karşı direnmeye çalışmıştır. Ancak daha parlamentoda
toplantı yapılırken Kızıl Ordu yönetime el
koymuştur.
İngilizlerin çekilmesiyle bölgeye tam hakim olan Bolşevik Yönetimi, 28 Nisan
1920 tarihinde Lenin’in direktifi ile Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ni işgal etmiştir. Bu işgalden sonra Azerbaycan Devrim
Komitesi yönetimi ele geçirmiştir. Komite
işgal sabahı gerçekleştirdiği bir oturumda ‘Bağımsız Azerbaycan Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiştir. Başka bir açıklamada ülke yönetiminin
Azerbaycan Halk Komiserler Sovyeti’nin
elinde bulunduğu belirtilmiştir. BolşevikRus zekası Azerbaycan’da, görünüşte bağımsız ancak yetki ve idare yapısıyla özün39
de kukla bir yönetim oluşturmuştur. Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti 1922
yılı Anayasa değişiklikleri ile Ermenistan ve
Gürcistan’ın da dahil olduğu Transkafkasya
Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin
bir parçası haline gelmiştir. 1936 Anayasa
değişikliği ile SSCB’yi oluşturan cumhuriyetlerden biri olmuştur.
KAYNAKÇA
Yayınları, Ankara 2010, s. 43.
Prof. Dr. Dursun Yıldırım ve Doç. Dr. M.
Cihat Özönder, Karabağ Dosyası, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1990, s. 17.
Brenda Shaffer, Sınırlar ve Kardeşler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Eylül
2008, s. 45.
Prof. Dr. İsmail Mehmetov, Türk Kafkası’nda
Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Neşriyat A.Ş.,
s. 586-589.
16 Mart 1921’de Ankara Hükümeti ile
Moskova Hükümeti arasında Moskova
Brenda Shaffer, Sınırlar ve Kardeşler, İsAntlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma gereği Türkiye, Azerbaycan üzerindeki hakla- tanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Eylül
rından feragat etmiş konumuna gelmiştir. 2008, s. 45.
Prof. Dr. Dursun Yıldırım ve Doç. Dr. M.
Azerbaycan’ın 28 Mayıs 1920 tarihinde işCihat
Özönder, Karabağ Dosyası, Türk Külgal edilmesinden 18 Ekim 1991 tarihinde
bağımsızlığın tekrar kazanılmasına kadar türünü Araştırma Enstitüsü, 1990, s. 17.
geçen süreç genel olarak Sovyet Dönemi
Prof. Dr. Dursun Yıldırım ve Doç. Dr. M.
olarak adlandırılmaktadır.
Cihat Özönder, Karabağ Dosyası, Türk KülBrenda Shaffer, Sınırlar ve Kardeşler, İstan- türünü Araştırma Enstitüsü, 1990, s. 19.
bul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Eylül 2008,
Prof. Dr. İsmail Mehmetov, Türk Kafkası’nda
s. 39-41.
Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Neşriyat A.Ş.,
Prof. Dr. Dursun Yıldırım ve Doç. Dr. M. Ci- s. 603.
hat Özönder, Karabağ Dosyası, Türk KültüProf. Dr. İsmail Mehmetov, Türk Kafkası’nda
rünü Araştırma Enstitüsü, 1990, s. 13.
Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Neşriyat A.Ş.,
Prof. Dr. İsmail Mehmetov, Türk Kafkası’nda s. 603-604.
Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Neşriyat A.Ş.,
Prof. Dr. İsmail Mehmetov, Türk Kafkası’nda
s. 578.
Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Neşriyat A.Ş.,
Prof. Dr. Dursun Yıldırım ve Doç. Dr. M. Ci- s. 607-608.
hat Özönder, Karabağ Dosyası, Türk KültüProf. Dr. İsmail Mehmetov, Türk Kafkası’nda
rünü Araştırma Enstitüsü, 1990, s. 16.
Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Neşriyat A.Ş.,
Prof. Dr. İsmail Mehmetov, Türk Kafkası’nda s. 607-608.
Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Neşriyat A.Ş.,
Doç. Dr. Alaeddin Yalçınkaya, Kafkasya’da
s. 578.
Siyasi Gelişmeler, Lalezar Kitabevi, Aralık
Haluk Alkan, Azerbaycan Paradoksu, Usak 2006, s. 27-28.
40
TÜRK KOOPERATİFÇİLİK KURUMU
İLK ÜYELERİNDEN
DR. HÂMİT ZÜBEYR KOŞAY’LA
İLGİLİ BİR KİTAP
Nail TAN *
Türk Kooperatifçilik Kurumu ve Türk Dil
Kurumunun ilk üyelerinden, Türk Tarih Kurumu kurucu üyesi, filoloji/dil bilimi doktoru (Unvanının önüne çoğu zaman Phil.
yazardı.) Hâmit Zübeyr Koşay’ın hayatını,
çalışmalarını, yayınlarını, yayımlanmamış
belgelerle anlatan önemli bir kitap, ölümünün 30. yılında kitaplığımıza kazandırıldı.
Dr. Koşay’ın son yıllarda yanında yer alıp araştırmalarını yayına dönüştüren arkeolog,
sanat tarihçisi Sadi Bayram’ın hazırladığı
eser; İlk Türk Hâfiri Hâmit Zübeyr Koşay’ın
Belgelerle Biyografisi adını taşımakta.
Ankara’da 2014 yılında basılmış ve 272 s.,
Yazarın kendi yayımı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Başbakanlık
Vakıflar Genel Müdürlüğünde 1976-2002
yılları arasında görev yaparak 2002 yılında
Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil
Dairesi Başkanı unvanıyla emekliye ayrılan
Bayram’ın bu eseri Türk Kooperatifçilik Kurumu açısından da önemlidir. Çünkü, Dr.
Koşay kurumumuzda önemli görevlerde
bulunmuş, değerli hizmetler vermiştir.
zade Hanım’dır. Sırasıyla Selanik Merkez
Rüştiyesi, İstanbul Sultanisi (lisesi) ve Kadıköy Darülmuallimininde (ilköğretmen
okulu) orta öğrenimini tamamlayıp bir yıl
beden eğitimi öğretmenliği yaptı. Orta
Dr. Koşay’ın TKK ve kültür tarihimizdeki öğrenimi sırasında kendi gayretiyle Mayerini ortaya koyabilmek için önce haya- carca öğrendi. İttihat ve Terakki Partisinin
tına, öğrenim durumuna kısaca göz at- bursuyla Macaristan’a gönderildi (1918).
manız gerekiyor. Hâmit Bey, Başkurdistan Budapeşte’de rüştiyelere öğretmen yetişUfa’da 1897 yılında doğup öğrenim için tiren Pedagogiumda üç yıl öğrenim görüp
dokuz yaşında İstanbul’a geldi (1906). Ba- Dil-Tarih Şubesinden diploma aldı (1921).
bası Ubeydullah Efendi, annesi ise Nuri- Türkolog Prof. Dr. Gyúla Németh’in vasıtasıyla bir süre Eövtöş Kolejinde yatılı okudu.
* Araştırmacı Yazar ([email protected])
Yüksek öğrenimini Budapeşte Ü Felsefe Fa41
kültesinde yaptı (1921-1923). G. Németh,
Z. Gombocz’dan dil, edebiyat ve tarih dersleri aldı. Filolog olarak yetiştirildi. Türk Silah Adları teziyle doktor unvanını taşımaya hak kazandı (1923). Ardından, Türkiye
Cumhuriyeti tarafından Berlin’e gönderildi
(1924). Burada ünlü dil bilimci Prof. Bang’ın
derslerini takip etti. 1925’te İstanbul’a
döndü. Darülfünunda (üniversitede) görev
almak istedi. Kadro bulunamayınca Maarif
Vekâletine başvurdu (1925), SSCB vatandaşıydı. Önce 2 Haziran 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla T.C. vatandaşlığına kabul edildi. Sonra da Maarif Vekâleti (MEB)
Kütüphaneler Müfettişi unvanıyla devlet
hizmetine girdi. Aynı bakanlıkta Hars/Kültür Müdürlüğü (1926), Müzeler Dairesi
Müdürlüğü (1927-1931), Ankara Etnografya Müzesi Müdürlüğü (1931), Müzeler
ve Antikiteler Müdürlüğü (1931-1943),
Müzeler Dairesi Müdürlüğü (1943-1945),
Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü
(1945-1950), Etnografya Müzesi Müdürlüğü (1950-1962) görevlerinde kültürümüze
hizmet ederek 1962 yılında yaş sınırından
emekliye ayrıldı (Bayram 2014: 14-100).
Dr. Koşay’ın hayatını incelediğimizde filolog olarak yetiştirildiğini ancak devletimizce kendisine müzecilik ve arkeoloji alanlarında hizmet etme imkânı verildiğini görmekteyiz. Ayrıca, Atatürk’ün kurduğu diğer
kuruluşlarda da hizmetten geri kalmamıştır. Türk Kooperatifçilik Kurumuyla ilgili hizmetlerini şöyle özetleyebiliriz:
a. Dr. Koşay, 20 Mayıs 1931 tarihinde kurulup 1933 tarihinde genel merkezini
Ankara’ya nakleden kurumumuzun ilk 152
üyesinden biridir. 1998 yılında İsa Kayacan
ve İrfan Ünver Nasrattınoğlu ile birlikte TKK
Tarihi’ni yazarken kurumun en eski defterinin 1973 Dernekler Kanunu çerçevesinde
bu yıl tutulduğunu görmüştük. Eski üyelerin adlarını, Karınca dergisini tarayarak ve
42
Yönetim Kurulu karar defterlerinden çıkarabilmiştik. Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Yıldönümünde Türk Kooperatifçilik Kurumu
adıyla 1999 yılında yayımlanan bu kitabın
180. sayfasında Dr. Hâmit Zübeyr Koşay’ın
adı görülmektedir.
b. Dr. Koşay, MEB Eski Eserler ve Müzeler
Genel Müdürü iken TKK Yönetim Kuruluna
seçilip 1 Haziran 1946-27 Mayıs 1948 tarihleri arasında iki dönem (O yıllarda her
yıl genel kurul toplanıp seçim yapılıyordu.)
hizmet verdi.
c. Dr. Koşay, yönetim kurulundan önce
Neşriyat/Yayın Komitesine 25 Mart 1944
tarihinde seçildi. 31 Mayıs 1948 tarihine
kadar süren bu görevi sırasında Karınca’nın
yayımlanması, kurum yayınlarının bastırılması hizmetlerinde rol oynadı. II. Dünya
Savaşı sonrası, ekonomik yönden zor yıllarda hem Yönetim Kurulunda hem de Neşriyat/Yayın Komitesinde görev alarak yaptığı
fedakârane çalışmalarını unutamayız.
c. Karınca’da “Etnograf Gözüyle Orman davası” başlıklı bir makalesi de yayımlandı (C.
14, S. 131-132, Kasım-Aralık 1947, s. 2223.).
ç. Kooperatifçilik hizmetini yayın alanına da
taşımak istedi. Şair, TKK üyesi Ahmet Kutsi
Tecer’le birlikte Ankara’da bir yayın kooperatifi kurup kitap yayımlama faaliyetinde
de yer aldı. Bu kooperatif hakkında kurucularından rahmetli Süleyman Kazmaz’ın
Karınca’da uzun bir makalesi yayımlanmıştır (Bir Kooperatiften Anılar, S. 830, Şubat
2006).
Sadi Bayram’ın kitabı, TKK tarihi açısından
birkaç yönüyle çok önemlidir. Dr. Koşay’ın
hayatıyla, hizmetleriyle ilgili değerli bilgi ve
belgelere yer vermiştir. Belgeler arasında;
karneler, diplomalar, nüfus kayıt örnekleri, pasaportlar, bazı yazışmalar, mektuplar
ve fotoğraflar bulunmaktadır. Dr. Koşay’ın
mektupları yanında ona bazı Türkolog, Türk
bilim ve devlet adamları ile sanatçılarının
(Y. Hikmet Bayur, Reşat Kaynar, Şemsettin
Günaltay, László Rásonyi, Zsuka Kakuk, G.
Jarring, K. Bittel, Halil Ethem Eldem, Tahsin
Öz, A. Süheyl Ünver, A. Adnan Saygun, Afet
İnan gibi) yazdıkları da dikkat çekmektedir.
Fotoğraflar içinde Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal’in başkanlık ettiği 4 Ocak 1933
tarihli TKK Umumi Merkez Heyeti/Genel
Merkez Kurulu/Yönetim Kurulu toplantısıyla ilgili olanı çok önemlidir.
yapacağına şüphemiz yoktur. Sadi Bayram’ı
bu değerli eseri dolayısıyla kutluyor, Dr.
Hâmit Zübeyr Koşay’ı ölümünün 30. yılında, TDK’ye hizmetleri dolayısıyla şükranla,
saygıyla anıyoruz.
Bayram’ın kitabında, Dr. Koşay’ın TKK ile
bağları, hizmetleri dile getirilmemiştir. Bu
bilgilere ulaşamadığı anlaşılıyor. 2. baskıda
yazımız doğrultusunda kitabına eklemeler
• Tan, Nail-Kayacan, İsa-Nasrattınoğlu,
İ. Ünver; Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Yıldönümünde Türk Kooperatifçilik Kurumu,
Ankara 196 s. TKK Yayınları: 52.
Yararlanılan Kaynaklar
• Bayram, Sadi (2014), İlk Türk Hâfiri
Hâmit Zübeyr Koşay’ın Belgelerle Biyografisi, Ankara, 272 s.
• Koşay, Hâmit Zübeyr (1974), Makaleler ve İncelemeler, Ankara, 388 s.
43
İNTERNET TARAYICILARI
Ercan Atagün *
Bilimsel literatürde “web browser” kullanılan
bu terim, dilimize “internet tarayıcısı” olarak
çevrilmektedir. İnternet tarayıcıları, internet
kullanıcıların istediği sayfaların ağ sunucuları
üzerinde bulunanları açmasını sağlayan bir
yazılımdır. Bu yazı ile birlikte internet tarayıcıları kullanım oranları, bu oranları etkileyen
unsurlar üzerinde duracağız. Ortaya konan
bu bilgiler sonunda hangi işlem için hangi tarayıcı uygun öngörüde bulunacağız. Standart
internet tarayıcıları, video, ses, animasyon
ve yüksek grafik gerektiren dosyaları açar,
kaydeder, arama yapmayı sağlar, elektronik
posta hizmeti sunar, internetten dosya indirmemizi sağlar, sık kullanılanlar adı altında bir
kolaylık sağlar, geçmiş listesi hazırlayarak bizi
hatırlatma imkanı sağlar. Bu özellikler bütün
tarayıcılar için geçerli olduğunu söyleyebiliriz.
Tüm dünyada en çok kullanılan web tarayıcısı Chrome mu, yoksa Internet Explorer mı?
Stat Counter ve Net Applications’ın Ağustos rakamları bu konuda hala anlaşamıyorlar. Eşsiz sayfa görüntülemeyi temel alan
StatCounter’ın rakamlarına göre Ağustos’un
en çok kullanılan web tarayıcısı, %42.78 ile
Chrome. Internet Explorer ise %25.55 ile ikinci sırada yer alıyor. Mozilla Firefox %19.25
ile üçüncü sıradayken, Safari, Opera ve diğerleri bu üçlüyü çok gerilerden takip ediyor.[1]
IE(Internet Explorer), Chrome ve Firefox,
Net Applications’ın Ağustos rakamlarında
da ilk üçte bulunuyor. Ancak sıralamaları
oldukça farklı. Eşsiz ziyaretçileri temel alan
Net Applications’ın verilerine göre Internet
Expoler, %57.60 ile birinci sırada yer alıyor.
* Gazi Ünv. Mühendislik Fakültesi, Bilgisayar
Mühendisliği Böl. ([email protected])
44
Firefox %18.88 ile ikinci sırada bulunuyor.
Chrome ise %16 ile üçüncü sırada yer alıyor.
Safari, Opera ve diğer tarayıcılar ise çok gerilerden sıralamayı takip ediyor. StatCounter,
geçmişte Net Applications’ın veri toplama
yöntemini kullandığı coğrafi ağırlık tekniği nedeniyle eleştirmiş, bu yöntemin hatalı
sonuçlar ortaya çıkardığını öne sürmüştü.
Internet Explorer’ın reklamını yapmak üzere
Net Applications’ı kullanan Microsoft ise firmanın yöntemlerinin tüm dünyadaki tarayıcı
kullanımını daha iyi yansıttığını ifade etmektedirler.[2]
Dünya üzerinde kullanım ise şekilde görülmektedir.
Şekil: StatCounter Global Stats: http://
gs.statcounter.com/#browser-ww-daily20130101-20130131-map
○ Google Chrome
○ Internet Explorer
○ Mozilla Firefox
○ Opera
○ Safari
Yapılan bu istatistiklerin en önemli noktası
sıralamada bulunan ilk üç elemanı ortaktır.
Her ne kadar sıralamalar farketse de bunların en gözde tarayıcılar olduğunu belirtmeliyiz. Diğer tarayıcılarla arasında uçurum gibi
fark olan bu tarayıcıları tanıyalım.
Internet Explorer, Microsoft tarafından geliştirilmiş bir internet tarayıcısıdır. Microsoft
Windows ve Mac OS(Macintosh İşletim Sistemi) sürümleri vardır, öte yandan Mac OS
sürümleri artık geliştirilmemektedir. Internet
Explorer’ın ilk sürümü Spyglass, Mosaic tarayıcısı taban alınarak 1995 yılında yapılmıştır.
İlerleyen yıllarda Microsoft Office’in birçok
ürünü bir araya sunmasından dolayı popüler
olduğunu fark eden Microsoft, yeni Internet
Explorer’ına bir e-posta istemcisi, adres defteri ve Windows Media Player’ı da entegre
etti. Kullanıcılara kolaylık olmasından dolayı
IE7 ile birlikte sekmeli gezinti hizmeti sunmuştur. Güncel olarak IE10 üretilmiştir.[3]
Google Chrome, Google tarafından geliştirilen bir tarayıcıdır. Adını çizgisel kullanıcı ara
yüzünden almaktadır. Microsoft Windows
için geliştirilen beta sürümü 2 Eylül 2008’de
43 farklı dilde kullanıcılara sunulmuştur. Google kurucuları Sergey Brin ve Larry Page
teknik bir hamle ile birkaç Mozilla Firefox geliştiricisini işe alarak beta sürümünü çıkardı.
[4]
Mozilla Firefox, Mozilla Vakfı tarafından geliştirilen özgür bir ağ tarayıcısıdır. Windows,
OSX, Linux, Andorid gibi işletim sistemlerinde kullanılabilmektedir. 2002 Eylül ayında
yayınlanan 0.1 nolu ilk resmi sürümünde
adı Phoenix’dir. Ancak BIOS üreticisi Phoenix
Technologies ile yaşanan sorunlar nedeniyle
Mayıs 2003’t Firebird olarak isim değişikliğine gitmiştir. Ancak bu seferde daha önce
yayınlanan Firebird isimli veritabanı yazılım
sistemi nedeniyle tekrardan değişikliğe gidilmiştir. 2004’te yayınlanan sürümü ile Mozilla
Firefox adını kullanmaktadır.[5]
Tarih bilgisi kıyaslama yapmamızda bazı fikirler verecektir. Örneğin, 24 saat içerisinde en
çok indirilen yazılım olarak Guinness Rekorlar
Kitabı’na da giren[6] Mozilla Firefox’un bu rekoru hala kırılamadı. Firefox’un bu rekorunda
internet tarayıcısı pazarının boş olduğunu,
diğer bir ifadeyle Internet Explorer’dan başka tarayıcı olmadığını göreceğiz. Firefox’un
bu başarısını yalnızca buna bağlamak da pek
doğru değil. Internet Explorer’ın arama, yer
imleri ekleme, yenileme, geçmiş oluşturma
gibi özelliklerini barındırırken bunun yanında
tema görünümü değiştirme, zengin eklenti
ekleme, PDF dosyası okuyucusu oluşturma
gibi özellikleri barındırması da bu rekorda
pay sahibidir. Özellikle zengin eklenti desteğinde video, ses, Office belgeleri indirme
seçeneği ile göze çarpmaktadır. Ayrıca kullanıcıların farklı bir ortam deneme isteği de bir
başarı nedeni olarak sayılabilir.
Google Chrome’ın da tarayıcı piyasasına gelmesi ile birlikte pazar iyice gelişmektedir.
Google Chrome yeni üretilmesine rağmen
bahsedilen araştırmaların birinde ilk sırada
yer almaktadır. Bu başarının nedenlerinden
ilkini yeniliklere çabuk cevap verme olarak
sayabiliriz. Güncellemelerin tamamı zahmetsiz olarak yapılır ve bu güncelleştirmeler
ücretsizdir. Google Chrome özellikle kullanım kolaylığı ve net bir şeklide verimlilikle
tasarlanmıştır. Derinlemesine bir yardım mekanizması vardır. Yeni kullanıcılar için başlangıç yardım merkezi, gelişmiş kullanıcılar için
tamamen deneyimleri özelleştirme seçeneği, anadil için sayfanın anında çevirisini yapmak ve kullanıcıların sorunları için yardım
fonunun bulunması tarayıcının bu kadar ilerlemesinde önemli etkenler olarak sayılabilir.
Tarayıcı kullanıcıları açısından önemli bir
diğer faktör tarayıcı hızıdır. Ortalama web
sayfası yükleme süresinde üstünlük 2.20 ile
Google Chrome’ aittir. IE9 2,46 saniye Firefox
ise 2,55 saniye sürmektedir.[7]
İnternet sayfalarının en günceli olan HTML5’
te ise uyumluluk oranı Chrome’nın Firefox ve
Internet Explorer’ a göre açık bir üstünlüğü
bulunmaktadır.[8] Bu uyumluluk zannedildiğinde çok daha fazla önem taşımaktadır.
Örneğin HTML5 uyumlu bir sayfa Internet
45
Explorer tarafından hatalı veya hiç görüntülenememektedir. Kullanıcı bunu belki de hiç
fark etmeyecektir. Çünkü tarayıcı kullanıcıya
sayfanın uyumunu desteklemediğini geri bildirim olarak vermemektedir.
İnternet tarayıcıları kullanımını etkileyen bir
diğer önemli unsur ise güvenliktir. Bir tarayıcının güvenli olup olmadığını anlamamıza
yardımcı bazı bilgiler vardır. Örneğin güvenliği şüpheli bir sitedeysek tarayıcımız bize bilgi
verme amaçlı mücadele avı sunan bir işlev
sunar. Ayrıca bizden yazılım yükseltmeleri
ister. Tarayıcınızın en güvenli halini kullanıp
kullanmadığımızdan, tarayıcının bunu bize
hatırlatmasından da güvenli olduğuna dair
fikir sahibi olabiliriz. İnternet tarayıcılara bazı durumlarda bulaşan reklam uzantılı sayfalar yeni sekme açıldığında kendi sayfalarına
yönlendirmektedir. Bu önemli sorunu halletme görevi esasında antivirüs programlarına
düşmektedir. Çünkü kötü amaçlı olan bu yazlımlar mevcut sistemi iyi takip edip programı
nereye entegre edeceğini iyi anlayıp ona göre hareket ediyorlar. Kullanıcılar olarak bizlerin ise reklam engelleyicilerden uzak durması gerekiyor. Ayrıca zararlı script, Java ve
Flash engelleyicilere erişim yapmamalıyız.
yerleşik güvenlik bölgesi için ayar yapılabilmektedir. İnternet bölgesi,Yerel İntranet
bölgesi Güvenilir İnternet bölgesi ve Yasak
siteler bölgesi” [9] Bu ayarlamalardan başka
Microsoft bizlere şu bilgiyi de vermektedir:
“Internet Explorer Gelişmiş Güvenlik Yapılandırması, sunucunuzun ve Microsoft Internet Explorer’ın Web içeriği ve uygulama
komut dosyaları aracılığıyla gerçekleştirilen
olası saldırılara karşı korunmasını sağlayan
bir yapılandırma oluşturmuştur. Sonuç olarak, bazı Web siteleri düzgün görüntülenmeyebilir veya çalışmayabilir”[10]. Böylece bazı
eklentiler yapılarak eksiklik giderilme yöntemine gidilmesine rağmen başka eksiklikler
göze çarpmaktadır .
KAYNAKÇA
[1-2] İnternet: Chrome mi birinci, IE mi?
http://www.chip.com.tr/haber/chrome-mubirinci-ie-mi-tartisma-suruyor_42406.html
(2013)
[3] İnternet: Internet Explorer: http://
en.wikipedia.org /wiki/Internet_Explorer(2013)
[4]: İnternet: Google Chrome: http://
en.wikipedia.org/wiki/Google_Chrome
(2013)
[5]: İnternet: Firefox: http://en.wikipedia.
org/wiki/Mozilla_Firefox(2013)
Tablo: Dergi: Chip(sf:63) Tarayıcılar Karşı
Karşıya(Temmuz 2012)
Bu bilgiler eşliğinde eğer internetten dosya
indirme işlemini sık sık yapıyorsak Firefox’ın
zengin eklentilerini kullanmak bir avantaj olacaktır. Eğer bilgi güvenliği ve hız çok önem
taşıyorsa bunu Google Chrome kullanarak
yapabiliriz. Her bilgisayarda hali hazırda bulunan Internet Explorer için ise Microsoft’a
kulak verelim.”Internet Explorer’da birkaç
46
[6]:Dergi:PCnet (sf:17) Gerçekler ve Rakamlar (Mayıs 2013)
[7-8]: Dergi: Chip(sf:63) Tarayıcılar Karşı
Karşıya(Temmuz 2012)
[9-10]: İnternet: Internet Explorer Enhanced
Security Configuration changes the browsing experience: http://support.microsoft.
com/kb/815141/en(2012)
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...
47
48
Download

İndir (PDF, 2.35MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu