88
NEOKLASİK BÜYÜME KURAMI-2: SOLOW VE SONRASI
Please keep in mind that we are dealing with a
drastically simplified story, a ‘parable’, which in my
dictionary defines ‘as a fictitious narrative or
allegory’.
(R. M. Solow, 1988)
Bu bölümde üzerinde özellikle yoğunlaşacağımız kavram “teknik” (teknolojik)
değişimden kaynaklanan “Toplam Faktör Verimliliği” (TFP) kavramıdır. Amacımız
Toplam Faktör Verimliliği’ni, dolayısıyla ekonomik büyümeyi etkileyen ama kaynağı
bilinmeyen “teknolojik değişimin” rolünü analiz etmektir.
Bilindiği gibi, Solow’a göre (1957), ABD’de ekonomik büyümenin en önemli unsuru
kaynağı bilinmeyen TFP’dir. Beş yıl sonra 1962’de “bilinmeyen kaynak” konusunda
farklı bir görüş ileri sürer ve der ki: “… çıktı üzerinde bir etki olmadan önce bütün
teknolojik ilerlemenin yeni üretilen sermaye malları tarafından “içerilmesi”
gerekir.1” Ve Solow şöyle devam eder: “… yeni teknoloji üretim sürecine yalnızca
üretim tesisine ve araç-gerece yapılan brüt yatırım aracılığıyla girer”.2
(Solow;1962;76). Ancak, TFP kavramı ve ölçümü 1957 tarihli çalışmada sunulduğu
biçimiyle çoktan yaygın kabul görmüştür ve TFP ölçümleri hemen hemen her yerde
yapılmaya başlanmıştır. Artık TFP ölçümü her yerde saygın bir yöntem olarak
karşımıza çıkar. Bu nedenle biz de bu bölümde Solow’un 1957 yılındaki söylemi
üzerine odaklanacak ve eleştirilerimizi bu doğrultuda yapacağız.
TFP nedir? Eğer geleneksel üretim faktörleri olarak kabul edilen emekçi (L) ve
sermayeyi (K) veri olarak alırsak, üretimdeki artışın kaynağı TFP olarak kabul edilir.
Veya TFP’ni emekçi ve sermaye artışından kaynaklanmayan üretimdeki artış olarak
da tanımlayabiliriz. Dolayısıyla, geleneksel modellerde büyümeye neden olarak
gösterilen emekçi ve sermaye faktörleri dışında ve “Solow artığı” veya “teknoloji
artığı” ile karşılaşırız. Bu “artık” ekonomideki büyümenin teknolojik ilerlemeyle ilgili
boyutudur.
“… all technological progress needs to be “embodied” in newly produced capital goods before there
can be any effect on output”.
2
“… new technology can be introduced into the production process only through gross investment in
new plant and equipment”.
1
89
1957 tarihli çalışmasında Solow teknolojik ilerlemeyi büyümenin en önemlisi girdisi
olarak “yeniden” keşfetmişti ve çalışmasında 1909-1949 yılları arasında ABD’deki
büyümenin yaklaşık % 87’lik kısmının ana nedeni sermaye malları (K) ve/veya işgücü
(L) sayısındaki artıştan değil; fakat “teknolojik yeniliklerden” kaynaklandığını ileri
sürmüştü. (Solow,1987;xx). “Geniş anlamda” teknolojik3 ilerleme sadece teknolojik
değil, “insan faktöründe” de gelişme anlamına geliyordu (Solow,1988; xix).
Ancak, Solow'un modeline göre büyümenin motoru olan "teknolojik yenilikler"
sistemin gereği olan içsel nedenlerden kaynaklanmıyor, adeta "sihirli bir değnekle”
kaynağı meçhul bir yerlerden geliyordu. Diğer bir deyişle teknolojik yenilik
büyümenin motoruydu; ama kaynağı belli değildi. Bu durumda büyümeyi sihirli bir
değnek veya bir büyücü sağlıyordu demek, yanlış olmaz.
Solow’a göre üç üretim faktörü vardı:
1. Düz işçi (straight labor).
2. Düz sermaye (straight capital).
3. Teknolojik değişim.
Modelin bazı temel varsayımları:
 Homojen çıktı.
 Homojen sermaye.
 Homojen işçi.
 Faktörlerin gelirlerini marjinal verimlilikleri belirler.
 Fiyat “veridir”.
 Mükemmel rekabet.
 Teknolojideki değişim “dışsaldır”.
 Başlangıç üretim teknolojisi veridir.
Teknolojik yenilik içeren yeni üretim fonksiyonu:
Q= A f (Kα, Lβ)
(3.11)
A hem K hem de L üzerinde “yansız” etki yapmaktadır. Bazı modellerde ise
araştırmacının tercihine göre A’nın yeri değişebilmekte ve Q=f(AKα, Lβ) veya
Q=f(Kα, ALβ) olabilmektedir.
Cobb-Douglas üretim fonksiyonundan hareketle Solow tarzı büyüme:
ΔY/Y = α (ΔK / K) + β (ΔL/L) + (ΔA/A)
3
Solow eserinde “teknik değişim” (technical change) kavramını kullanmaktadır.
(3.12)
90
Neoklasik doktrinin standart girdileri olan sermaye ve emekçi girdilerindeki artış ile
açıklanamayan üretim artışı “Solow Artığı (Residual)” veya teknolojik ilerlemeden
kaynaklanan verimlilik artışı olarak açıklanır. A’daki değişim “λ” ile simgelenir. Diğer
bir deyişle, ΔA/A toplam faktör verimliliği (TFP) olarak da tanımlanmaktadır.
TFP’nin ölçümü
Ulusal gelirin % 80’inin emekçinin gelirinden oluştuğunu ve işgücünün yılda % 1
oranında büyüdüğünü varsayalım. Bu arada ulusal gelirde sermayenin payının % 20 ve
büyüme hızının % 4 olduğunu varsayalım. Ve ulusal gelir yılda % 5 oranında büyüyor
olsun. Bu durumda teknolojik ilerlemenin büyümeye katkısı hangi oranda olmuştur.
Veya TFP oranı nedir?
% 5 = (0.80*0.01) + (0.02*0.04) + TFP
TFP = 5 – 0.08 – 0.08 = 5 – 1.6
TFP = % 3.4
Şekil:3-8’de “nötr” (yansız) teknolojik yenilik sonucu büyüme gösterilmektedir.
Teknolojik yenilik sonucu çalışan kişi başına üretim (q) artar ve yeni denge noktası
olan D** ‘dir. Çalışan kişi başına kullanılan sermaye (k) miktarı sabit kalırken, reel
ücret artar (w2-w1). Denge koşulunda fonksiyonel gelir dağılımı aşağıdaki gibidir.
w/r = MPPL / MPPK
Şekil:3-8
(3.13)
Nötr (yansız) teknolojik yenilik ve büyüme-1
q=Q/L
D**
F’ (r)
[r=(n+λ)/s]
F (r)
D* [r=(n/s]
w2
w1
O
k*
k = K/L
91
Dengede büyüme oranı nüfus artış oranı (n) ve teknolojik yenilikler artış oranı (λ)
kadar olur. Nüfus artışı olmadığını varsayarsak, D**’de büyüme λ kadar olacaktır. OF
eğrisinin nedeni girdiler için Azalan Verimler Yasası’nın geçerli olmasıdır. Dengede
k* sabittir; ancak teknolojik yenilik sonucu verimlilik artmıştır. Dolayısıyla ölçeğe
göre Artan Verimler Yasası geçerlidir.
g = n + λ
(3.14)
Yansız teknolojik yeniliklerin üretime etkisini Şekil: 3-9’da olduğu gibi değişik bir
açıdan da gösterebiliriz. Q toplam çıktıyı göstermektedir. Teknolojik yenilik sonucu
üretim eğrisi sağa doğru kayar. k* sabit olduğu için yeni üretim miktarı y2-y1 kadar
artacaktır.
Şekil:3-9
Nötr (yansız) teknolojik yenilik ve büyüme-2
q=Q/L
q2
q1
q’’
q’
q
O
k*
k = K/L
SOLOW MODELİ VE TFP YAKLAŞIMININ ELEŞTİRİSİ
I described the aggregative theory of growth as a
parable. You expect a parable to have a moral, but
hardly to contain concrete instructions for the
conduct of life.
(R. M. Solow, 1988)
Solow’un 1950’li yıllarda yaptığı çalışmalar, büyüme sürecinde teknolojik yeniliklerin
öneminin “yeniden” vurgulanmasında büyük katkı sağlamıştır. Artık teknolojik
92
yeniliklerin büyüme üzerindeki rolü göz ardı edilemiyor. Gerçi teknolojik yeniliklerin
“dışsal” bir etken olarak kabul edilmesi ve kaynağının meçhul olması pek gerçekçi bir
yaklaşım değil. Bu yaklaşımda neoklasik doktrinin denge analizini bozmamak için
Solow’un daha gerçekçi olan “içsellik” (embodiment) düşüncesini bilinçli olarak göz
ardı ettiğini görüyoruz.
“İçsellik” düşüncesine göre: “… teknolojik ilerlemenin epey kısmı, belki de
çoğunluğu, gerçek üretime sadece yeni ve farklı sermaye mallarının aracılığıyla
aktarılır.” (Solow;1957;xxii). Eğer Solow “içsellik” düşüncesi yönünde analizini
sürdürmeyi seçseydi sermayenin “homojen” olduğu varsayımından vazgeçmesi
gerekecekti. Neoklasik denge analizini bozmamak adına Solow hayali “homojenlik”
kavramını kullanmayı tercih etti. Sonuç ortada; gerçek iktisadi olgular ve olaylarla
ilişkisi olmayan hayali bir “akademik” büyüme modeli. Buna karşın neoklasik iktisadi
doktrinin bir kazancı olmadı değil; büyüme kuramları artık vazgeçilemez/dışlanamaz
bir unsura sahiptiler; teknolojik ilerleme.
TFP ve Uzun dönem büyüme4
Solow modelinde büyüme, “tek” ve “homojen” bir ürün” üretildiği varsayımından yola
çıkılarak incelenir. Bu durum kitabın 2. Bölüm’ünde açıklandığı gibi bizi doğal olarak
şu sonuca götürür: Teknolojik yenilik sadece ve sadece “veri” bir ürünü, “yeni” bir
üretim yöntemiyle” üretmeye, yani birim üretim maliyetini düşürmeye yöneliktir.
Aksi durumda teknolojik yeniliğin sermaye sahibine bir yararı olmaz. Dolayısıyla,
kitabın 2. Bölümü’ndeki tanımlara uygun olarak teknolojik yenilik sayesinde üretilen
“homojen” ürünün birim sabit maliyeti düşer. Çünkü AYNI sermaye malı artık daha
uzun süre üretimde kullanılabilmektedir. Solow durumu şöyle açıklar:
“… eğer sermaye stoğu bir milyon adet üretim yapan aynı makinelerden
oluşuyorsa ve makinelerin her biri aşındıkça aynı yıllık üretim kapasitesine
sahip ama daha uzun ömürlü makinelerle değiştiriliyorlarsa, ölçülen sermaye
stoğu mutlaka artacaktır.5” (Solow; 1957;314).
Solow’un verdiği örnekten yola çıkarsak, “sihirli” bir yoldan ekonomiye inen
teknolojik yenilik sayesinde yıllık üretim kapasitesi AYNI (Q= 1,000,000 adet)
4
Bu bölümdeki eleştirilerin içeriğini daha iyi anlamak için bu kitabın ikinci bölümündeki görüşleri,
tanımları ve yorumları hatırlamak gerekir.
5
“… if the capital stock consisted of a million identical machines and if each one as it wore out was
replaced by a more durable machine of the same annual capacity, the stock of capital as measured
would surely increase.” (Solow; 1957;314).
93
kalırken, sermaye malı stoğu K= 1,000,000 adet olarak kalmaktadır. Çünkü üretimde
kullanılan makineler ile üretilen makineler AYNI (homojen) mallardır. Tek fark,
teknolojik yenilik öncesi sermaye stoğu olan makineler sadece bir yıl kullanılıyorsa,
teknolojik yenilik sonrası iki veya üç yıl kullanılıyor olmasıdır. Bu durumda AYNI
makineler daha uzun süre kullanılacağı için birim üretim maliyeti daha düşük
olacaktır. Gene varsayım gereği daha uzun ömürlü yeni makinelerin değeri daha
yüksek olacaktır.
Bu arada Solow’un modelinde göz ardı edilmemesi gereken çok önemli iki ayrıntı var.
Birincisi, “homojen” ürün, hem üretimin hammaddesi, hem ara-malı, hem
sermaye-malı hem de tüketim malıdır. İkincisi, Solow’un sermaye-malı olan
makineler bizim gerçek yaşamda bildiğimiz gibi onlarca veya yüzlerce ayrı parçanın
bir araya gelmesiyle oluşmaz. Makine tek parça olarak vardır. Aksi durumda
“homojen” mal varsayımı bir işe yaramaz. Ne “mükemmel” ve “mucizevi” bir bilimsel
(!) model, değil mi?
Solow’un örneğinden yola çıkarak, “homojen” olan ürünün bir otomobil olduğunu
varsayalım. Ve gene bir an için otomobilin yüzlerce farklı parçadan oluştuğunu bir
kenara bırakalım ve otomobilin tek parça halinde üretilen bir ürün olduğunu ve bir
milyon adet üretildiğini varsayalım. Gene varsayalım bilinmeyen “sihirli” bir
kaynaktan “yeni” bir teknoloji ve dolayısıyla “yeni” bir üretim yöntemi ekonominin
içine bir biçimde giriyor. Eski teknolojiyle üretilen otomobilin ömrü beş yıldı. “Yeni”
teknolojiyle üretilen otomobili ise on yıl kullanabileceğiz. Bir başka deyişle, eskiden
beş yıl ömrü olan bir milyon otomobilimiz varken, şimdi on yıl kullanabileceğimiz
otomobilimiz var.
Soru-1: Nüfusun bir milyon kişi ve her bireyin bir otomobil sahibi olduğunu
varsayalım. Eskiden beş yılda bir otomobili yeniliyorduk. Şimdi ise “yeni” teknoloji
sayesinde aynı otomobili on yıl kullanabileceğiz. Bu durum ekonomide üretim
dengesini olumsuz etkilemez mi? Her teknolojik yenilik bir istikrarsızlık kaynağı
olmayacak mı?
Soru-2: Varsayalım “yeni” teknolojinin kullanımından iki yıl sonra gene bilinmeyen bir
kaynaktan veya “gökten” yeni bir teknoloji daha geldi. Var olan otomobillerin daha
sekiz yıl kullanım ömrü var. Ama “daha yeni” teknoloji sayesinde otomobilin kullanım
ömrü on yıldan yirmi yıla çıkacak; yani Toplam Faktör verimliliği (TFP) artacak. Bu
durumda “daha yeni” teknolojiyi uygulamak için sekiz yıl beklemek gerekir mi? Yoksa
“daha yeni” teknolojiyi hemen kullanmaya başlamak daha akılcı bir davranış olur mu?
94
Soru-3: Solow’un teknolojik yenilik tanımında işgücünün niteliğinin artması da var.
İşgücünün niteliği ekonomik düzen içinde bilinçli ve içsel eğitim politikasıyla
iyileştiriliyor. Ancak “yeni” teknolojinin hangi niteliklere sahip olduğu ve işgücünün
niteliğinin ne olması gerektiği nasıl belirleniyor? Başka bir deyişle, eğitim hangi
kıstasa göre biçimlendiriliyor?
Aslında teknolojik ilerlemenin “dışsal” olduğu varsayımı ve nereden geldiğinin
bilinmemesi büyüme ölçümlerinde Solow Artığı yaklaşımını reddetmek için tek başına
yeterli bir gerekçedir; ama başka gerekçeler de vardır. TFP anlayışına göre “dışsal”
teknolojik yenilikler geleneksel üretim faktörleri olan emekçi ve sermayeye ilave
ama farklı niteliklere sahip bir üretim faktörüymüş gibi değerlendirilmektedirler.
Teknolojik yenilikler bir şekilde, bir yerlerde oluşmakta, ardından da ekonomiye bir
şekilde girip, toplam faktör verimliliği artışına neden olmaktadırlar. Oysa teknolojik
yenilikler zihinsel emek tarafından belli bir amaç doğrultusunda geliştirilirler ve
fiziksel mallarda (sermaye malları, ara-malları ve nihai ürünlerde) “içselleşmiş”
durumda piyasalara sunulurlar. Diğer bir deyişle, dışsal olduğu sanılan ve ne kaynağı
ne de ekonomiye nasıl girdiği açıklanamayan teknolojik yenilikler işgücünün emeğinin
ürünü olup, birim zaman kullanılan emek-zamanın verimliliğini arttırmaya veya yeni
ürünleri piyasaya sunmaya yararlar.
TFP’ne itirazlar listesine başka gerekçeler de eklemek mümkündür. Örneğin,
varsayıma göre teknoloji “dışsal” olmasının yanı sıra, “kamusal maldır” ve her firma
yeni teknolojilere kolaylıkla ulaşabilir, üretimde kullanabilir. Eğer bazı ülkeler,
örneğin gelişmekte olan ülkeler, bundan yeterince yararlanamıyorlarsa bunun nedeni
ya yeterince yatırım yapacak tasarrufun olmaması ya da yeterli sayıda nitelikli emek
(beşeri sermaye) birikimi olmayışındandır. Veya her ikisi birden geçerlidir.
Neoklasik iktisat taraftarlarının çok sevdiği “akademik modeller (oyunlar)” dışında
teknolojik yenilikler kamusal mal değildirler. Teknolojilerin herkes tarafından
serbestçe kullanımı patent yasalarıyla sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla gelişmekte olan
ülkelerde teknolojilerin etkin kullanımında nitelikli insan kıtlığı, teknolojik altyapı
yetersizliği gibi önemli etkenler dışında, en az bu etkenler kadar önemli bir etken
daha vardır: Teknolojinin mülkiyetinden kaynaklanan engeller. Bir ülkenin
kalkınmasında teknolojinin mülkiyetinin ve kontrolünün yeri çok önemlidir.
Solow’un modeli ülkeler arası gelişmişlik farklılıklarını ve faktör fiyatlarının dış
ticaret sonucu neden eşitlenmediğini açıklayamadığı için de eleştirilmiştir. Neden
bazı ülkelerin “bilinmeyen bir kaynaktan” daha çok ileri teknoloji aldıkları, bazılarının
ise alamadığı, teknolojik açıdan geri kaldığı da model tarafından açıklanamayanlar
arasındadır. Her nedense “gelişmiş” ülkeler bu konuda çok daha şanslılar!
95
Solow tarzı büyüme ölçümlerinin çok yetersiz kaldığı bir başka alan, milli gelirlerde
en fazla paya sahip olan “hizmet” sektörüdür. Çünkü Neoklasik modellerde açıkça
belirtilmese veya bazen aksi söylense bile, “meta” üretimi yapan sektörlerin, daha
somut ifade edecek olursak, “fiziksel ürün” üreten sektörün analizi yapılmaktadır.
Oysa hizmet sektöründe girdi-çıktı ilişkisi meta üretimine göre çok farklı özellikler
içerir. Örneğin, eğlence sektöründe veya eğitim sektöründe sunulan hizmeti TFP’ni
nasıl ölçecektir? Veya turizm sezonunu beş aydan sekiz aya çıkardığınızda TFP nasıl
hesaplanacaktır?
Ekonomik anlamda teknolojiyi çok özet olarak “üretim için bilgi” şeklinde
tanımlamıştık (bak. bu kitapta 1.Bölüm). Zihinsel emeğin ürünü olan teknoloji üretilen
ara- sermaye – ve tüketim mallarında içselleşerek meta haline dönüşür. Diğer bir
deyişle, üretilen tüm mallar zihinsel emeğin ürünü olan teknolojileri kendi fiziksel
yapılarında içerirler. Bu nedenle TFP analizinde sermaye malları (K) ve emek gücünü
(L) teknolojiden (A) bağımsız faktörler olarak görmek veya göstermeye çalışmak
“yer çekimi yoktur” demek kadar anlamsız ve yanlış olur.
Nasıl olur da Solow gibi akıllı ve yetenekli bir kişi teknolojik ilerleme ile insan zekâsı
ve cisimleşmiş bilgiyi içeren “sermaye malları” arasında bir ilişki kurmaz? Acaba,
teknolojik yeniliklerin kaynağını araştırmamasının ve bul(a)mamasının nedeni
ideolojik midir?
Aslında Solow böyle bir ilişki kurmuştur. Teknolojik ilerlemenin geniş tanımına göre
insan gücündeki “iyileştirmeler” de teknolojik ilerlemenin kapsamındadır (Solow,
1957;312; ve 1988;xix). Dolayısıyla üretimde kullanılan insan-gücünün niteliğindeki
iyileşmeler ile büyüme arasındaki ilişkinin bilincindedir. Ayrıca Solow, modelinin
yatırımların önemini yeterince yansıtmadığı ve teknolojik gelişmenin büyük kısmının
üretilen mallarda “içselleştirdiği” düşüncesindedir. Hatta bir çalışmasında (1962;76),
teknolojik yeniliklerin üretim sürecine “sadece” üretim tesisi ve araç-gereçlere
yapılan yatırım ile uygulanacağını söyler. Solow’un kendi deyişiyle, teknolojik
ilerlemenin büyük kısmı; gerçek üretime sadece yeni ve farklı sermaye mallarının
aracılığıyla aktarılır. (Solow;1957;xxii). Ama daha sonra “cisimleşme” kavramını bir
kenara bırakmayı tercih eder. Çünkü düşüncelerine saygı duyduğu meslektaşı
Denison “içselleşme” yaklaşımının fazla açıklayıcı niteliği olmadığı düşüncesindedir
(1988;xxiii).
Özetleyecek olursak; Solow tarzı büyüme aslında bir uzun dönem büyüme modeli
değildir. Çünkü “yeni” ürünlerin olmadığı bir model uzun dönem büyümeyi
açıklayamaz. Hatta kısa-dönem büyümeyi açıklama niteliği olduğu bile kuşkuludur.
Aslında Solow’un büyüme modelinin gerçekle ilişkisi yoktur, hayali bir “akademik”
96
oyundur. Neoklasik kuramların bilinen kısırlığının yanı sıra ne teknolojik ilerlemenin
kaynağı bellidir, ne “yeni” ürünler vardır. Uzun dönemde sürekli büyüme olabilmesi
için modeldeki teknolojik yeniliklerin “veri ürün(ler) için yeni üretim yöntemleri
bulmanın” yanı sıra mutlaka “yeni ürünler/yeni üretim yöntemleri” için de geçerli
olması gerekir. Aksi durumda uzun dönem büyüme gerçekleşemez. Çünkü piyasalar
doyuma ulaştığında büyüme de sona erecektir. Aslında bırakın uzun dönem büyümeyi,
Solow’un “kısa-dönem” büyümeyi sağlıklı bir biçimde açıklayabildiğini söylemek de
akılcı olmaz.
Bazı TFP verileri
Çizelge:3-2’ye göre 1950-1999 yılları arasında ABD’de GSYİH yılda yüzde 3.6
oranında büyürken, bunun 1.2’si sermaye birikiminden, yüzde 1.3’ü işgücündeki
artıştan, geri kalan yüzde 1.1’lik artış ise teknolojik ilerlemeden, yani toplam faktör
verimliliğinden, kaynaklanmış. Bir başka deyişle, ne olduğu bilinmeyen bir şey ABD
ekonomisine girmiş ve büyümeye neden olmuş.
İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor: Acaba bu tür “sihirli” teknolojik yenilikler
neden gelişmekte olan ülkelerde değil de genellikle gelişmiş ülkelerde oluyor?
Çizelge: 3-2
ABD’de büyümenin kaynakları
Büyüme Oranı
∆Y/Y
=
1950-1999
1950-1960
1960-1970
1970-1980
1980-1990
1990-1999
3.6
3.3
4.4
3.6
3.4
3.7
Sermaye
İşgücü
α ∆K/K
+
Β ∆L/L
+
(yıllık ortalama artış)
1.2
1.0
1.4
1.4
1.2
1.2
1.3
1.0
1.2
1.2
1.6
1.6
TFP
∆A/A
1.1
1.3
1.8
1.0
0.6
0.9
Kaynak: US Department of Commerce, US Department of Labor ve G.N. Mankiw. Aktaran G.
N. Mankiw (2003), Macroeconomics;233, Çizelge: 8-3.
Solow tarzı büyümeyi ölçen bir araştırmaya göre, (Pyo; 2001) 1946-1999 yılları arası
Güney Kore’de teknolojik ilerlemeden kaynaklanan büyüme oranı sıfırdır (bak.
Çizelge:3-3). Oysa bunun gerçeği yansıtmadığını bırakın akademik araştırmacıları
sokaktaki insan dahi bilmektedir. Güney Kore’deki teknolojik ilerlemenin boyutunu
97
görmek için son yirmi yılda sadece otomotiv veya cep telefonu sektörünü incelemek
yeterlidir.
Çizelge:3-3 G. Kore’de 1946-1999 arası yıllık ortalama büyüme oranları
Toplam Faktör Verimliliği
Katma Değer
İşgücü Girdisi
Sermaye Girdisi
Faktör Girdileri Toplamı
0.0
6.6
3.7
10.4
6.6
Kaynak: H. K. Pyo (2001) Economic Growth in Korea (1911-1999);98,
Çizelge:23’ten, Seoul Journal of Economics, Vol. 14, No: 1
Pyo’nun verilerinin aksine, Çizelge:3-4 gösterilen başka bir araştırmacının bulgularına
göre ise Güney Kore’de 1960-1994 yılları arasında TFP yılda ortalama yüzde 1.5 artış
göstermiştir.
Çizelge:3-4 G. Kore’de 1960-1994 arası yıllık ortalama büyüme oranı
İşçi Başına Çıktı Artışı
5.7
İşçi Başına
Fiziksel Sermaye
3.3
Çıktı Artışına
Eğitim
0.8
Katkılar
Toplam Faktör Verimliliği
1.5
Kaynak: Collins ve Bosworth (1996); aktaran D. Rodrik, (1999), Yeni Küresel Ekonomi ve Gelişmekte Olan
Ülkeler;51; Çizelge-3.1; Sabah Kitapları, İstanbul.
Her iki hesaplama da TFP ölçütüne uygun yapıldığına göre acaba hangisi yanlış:
İkisinden biri mi?
Yoksa her ikisi de mi?
TÜRKİYE'DE TFP VE BÜYÜME
Önce TFP ile ilgili birkaç çarpıcı örnek verelim. MPM, 2004 yılı ile ilgili yayınladığı
Verimlilik Raporu'nda aralarında DPT, MPM gibi kurumların ve bazı iktisatçıların
sundukları çeşitli araştırmalara atıfta bulunarak, “Türkiye’de büyümenin verimliliğe
dayanmadığı” görüşünü ileri sürüyor (MPM;2005;25). Atıfta bulunulan bir DPT
çalışmasına göre Türkiye’de TFP’nin büyümeye katkısı 1972-1991 yılları arasında %
9.5 olurken 1992-2000 yılları arasında % (eksi) -2.1 olmuştur. Gene Verimlilik
Raporu’na göre, 1990’lı yıllarda TFP’nin büyümeye katkısı İsveç’te müthiş hatta
98
olağanüstü bir performansla % 100.1 olurken, Japonya’da % (eksi) 52.6 olmuş (bak.
Çizelge: 3.5).
Bu tür “bilimsel” (!) ama akılcılıktan ve mantıktan uzak analizlere ve sonuçlarına
kimler itibar edebilir? Ve neden?
Çizelge:3-5 Bazı ülkelerde TFP’nin büyümeye katkısı
Ülke
(1990’lı Yıllar)
(%)
Türkiye
-2.1
Japonya
-52.6
İsveç
100.1
Kaynak: OECD: aktaran; Verimlilik Raporu-3,
2004;26, MPM, Ankara
TFP anlayışına göre Türkiye'de ve özellikle de Japonya'da 1990'lı yıllarda teknolojik
yeniliklerin katkısının olması bir yana genelde geriye doğru bir gidiş olmuş. Özellikle
Japonya'da durum ÇOK VAHİM (!) gibi görünüyor. Çünkü TFP’nin büyümeye katkısı
eksi yüzde 52.6 (Çizelge:3-5). 1990’lı yıllarda gerçekleşen teknolojik gelişmeler
Japonya’da büyümeye olumsuz katkı (!) yapmışlar. Herhalde Japonlar da durumun ne
kadar vahim olduğunun (!) farkında değiller. Oysa biz hep Japonların teknolojik
yeniliklere çok önem verdiklerini ve bu alanda dünya birincisi değilse bile en azından
ikincisi olduklarını zannediyorduk.
Ne kadar yanılmışız!
Çizelge:3-6’teki veriler de Japonya’da Ar-Ge’ye, dolayısıyla teknolojik yeniliklere ne
kadar önem verildiğini açıkça gösteriyor.
Çizelge:3-6 Ticari kesimde kişi başı Ar-Ge harcamaları
(1997-1998) ($ olarak)
Japonya
858.4
ABD
465.9
Türkiye
4.8
99
Kaynak: Lall-Albaladejo (2002), “Indicators of the Relative Importance
of IPRs in Developing Countries:
aktaran; Verimlilik Raporu-3; 2004;49, Çizelge:12 MPM, Ankara
SONUÇ
Uzun dönemde verimlilik artışlarının veya büyümenin kaynağı nedir? diye
sorulduğunda doğayı veri olarak alırsak verilebilecek tek yanıt vardır; "yatırımlar"
ama insanın yaratıcı zihinsel emeğinin ürünü olan ve “yeni ürünler” sunan
teknolojik yenilikler sonucu yapılan yatırımlardır. Dolayısıyla oluşturulacak “yeni”
kuramların zihinsel emek ve yeni teknoloji kavramları birlikte ve birbiriyle ilişkisi
vurgulanarak, öncelikle değer-fiyat ve sonra da büyüme kuramlarına entegre
edilmesi gerekir. Aksi halde iktisadi kuramlar “özürlü” ve “kısır” olmaya devam
edeceklerdir. Son 15-20 yıldır bu iki anahtar unsuru, özellikle büyüme ile ilgili
iktisadi kuramlara uygulama konusunda epey bilgi ve deneyim birikimi olmakla
birlikte, henüz olması gereken seviyeye ulaşıldığını söylemek zordur.
Aslında büyüme kuramından önce değer-fiyat kuramından işe başlamak gerekir,
çünkü değer-fiyat kuramı bütün iktisadi kuramların temelini oluşturur.
Download

Toplam Faktör Verimliliği Safsatası